
Henry James New York’ta varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Kendisiyle aynı adı taşıyan babası 19. yüzyıl ortalarında Amerika’nın en saygın entelektüellerinden biriydi; arkadaşları arasında Henry David Thoreau, Ralph Waldo Emerson, Nathaniel Hawthorne gibi ABD’nin dünyada da ünlenmiş ilk edebiyatçı kuşağının seçkin adları vardı.
James, gençliği boyunca Avrupa ve Amerika’nın hemen her yerini gezdi. Cenevre, Londra, Paris, Bolonya ve Bonn’da özel öğretmenlerden ders alarak yetişti. 19 yaşında Harvard’da başladığı hukuk öğrenimini edebiyata tutkusu nedeniyle bıraktı. İki yıl sonra ilk öyküsü Tragedy of Errors (Yanlışlıklar Tragedyası) yazdı ve daha sonra kendisini tamamıyla edebiyata verdi. 1866-69 ve 1871-72 yılları arasında ABD’nin bugün de etkili yayınları arasında yer alan Nation ve Athlantic Monthly’ye düzenli olarak yazı verdi.
“Roman, en geniş anlamıyla hayatın kişisel ve doğrudan bir izlenimidir; değerini de öncelikle, az ya da çok izlenimin yoğunluğuna göre oluşturur.” (The Art of Fiction’dan [Kurmaca Sanatı])
James küçük yaşlarından itibaren İngiliz, Amerikan, Fransız ve Amerikan edebiyatlarının klasik yazarlarının yanısıra, İngilizce’ye çevrilmiş bulunan Rus klasiklerini de okudu. 1871’de çıkan ilk romanı Watch and Ward (İzle ve Gözet) ilk önce tefrika olarak Atlantic’te yayımlandı. Kitabı kaleme aldığı sırada James Venedik ve Paris’i kapsayan bir yolculuktaydı. Bu roman, on iki yaşında bir kızı evlat edinen ve onunla evlenmeyi planlayan bekar bir adamı öyküler.
Paris yıllarından sonra James, önce Londra’ya, ardından Sussex’de bir kasaba olan Rye’ye yerleşerek New York Tribune gazetesi için çeşitli yazılar yazdı. İngiltere’deki ilk yıllarında ülkeleri dışında yaşayan ya da gezen Amerikalıları konu alan romanlar yazdı. 1905’te, 20 yıldan sonra ilk kez ABD’ye döndü ve burada Jolly Corner’ı yazdı. Bu roman da New York gözlemleri ve aynı zamanda kendisine tıpatıp benzeyen biri tarafından rahatsız edilen bir adamın kabuslarını konu alır. 1906-1910 arasında James, ‘New York Seçkileri’ başlığı altında yayımlanmak üzere o döneme kadar yazdığı birçok öykü ve romanını elden geçirdi. A Small Boy and Others (Ufak Bir Oğlan ve Diğerleri) adlı özyaşamöyküsünü bu yapıtın devamı niteliğindeki Notes of a Son and Brother (Bir Oğul ve Bir Biraderin Notları) izledi. Özyaşamöyküsünün son cildi The Middle Years (Ara Yıllar), ancak ölümünden sonra 1917’de yayımlanabildi.
1. Dünya Savaşı’nın patlaması, Henry James için bir şok oldu ve James, ABD’nin İngiltere’nin yanında savaşa girmemesini kınamak ve zaten benimsemiş olduğu İngiltere’ye bağlılığını göstermek amacıyla bu ülkenin vatandaşlığına geçti. 2 Aralık 1915’te James felç geçirdi. Ölmeyi bekleyen yazar şöyle yazıyordu: “İşte sondaki bu. Bu seçkin şey!” Üç ay sonra, 28 Mart 1916’da Henry James öldü. İki romanı The Ivory Tower (Fildişi Kule) ve The Sense of The Past (Geçmiş Duygusu) tamamlanamamıştı.
James’in romanlarının karakteristik özelliği duyarlı bir tarzda çizilmiş kadın portreleridir. Ana konuları da Yeni Dünya’nın kendi masumiyeti içinde, kötülükle ve Eski Dünya’nın bilgeliğiyle çatışmasıdır. Başyapıtlarından 1879’da basılan Daisy Miller’da romana adını veren Amerikalı genç kadın, kendi değerlerinin Avrupa’nın yapaylıklarıyla çatışma içinde olduğunu keşfeder. Bir Kadının Portresi (1881) ise, yine Avrupa yolculuklarının sersemlettiği bir kadın hakkındadır. James, bu kitaba 1879’da Floransa’da başlamış ve çalışmalarına Venedik’te devam etmiştir. Kitabın nihai biçimi 1908’de yayımlanmıştır. Anlatıcı çok yoksul bir yetim olan Isabel Archer’dır. Halası, onun eşi ve onların veremli oğulları Ralph’la kalmak üzere İngiltere’ye gider. Kendisine kalan mirasın ardından Isabel, Mrs. Touchet ve Madam Merle ile birlikte Kıta’ya geçer. Casper Goodwood’un evlilik tekliflerini redderek, ortayaşlı küstah bir dul olan, bir kız evlat sahibi Gilbert Osmond’la evlenir. Ancak çok geçmeden Osmond’un kızı Pansy’nin Madam Merle’den olduğunu öğrenir. Evliliği, kendisine kalan mirastan yararlanabilmek için Merle planlamıştır. Caspar Goodwood Isabelle’i kazanmak için son bir girişimde bulunsa da o Osmond ve Pansy’ye dönmeyi seçer.
The Bostonians, Alphonse Daudet’nin L’Évangéliste adlı romanının bir çeşitlemesi sayılabilecek bir romandır. Roman, feminist hareketin yükseliş çağında geçer. What Maisie Knew (Maisie’nin Bildiği) ise öz anne ve babası ile anaç dadısı arasında bir seçim yapmak zorunda olan küçük bir kızı anlatır. The Wings of The Dove (Güvercinin Kanatları) aşkları bir miras yüzünden yok olan bir çiftin öyküsüdür. The Ambassadors (Büyükelçiler), sık sık Henry James’in sanatının doruğu olarak nitelendirilir. Roman, Lambert Strether’in evlenmek istediği Bayan Newsome’ın oğlunu Paris’ten ABD’ye dönmeye ikna etmeye uğraşını anlatır.
James, romanlarıyla ün yapmış olsa da edebiyat üzerine yazıları da oldukça ilgi görmüştür. Erken dönem yazılarında James, İngiliz ve Amerikan edebiyatlarını soluk ve biçimsiz, Fransız edebiyatını ise “katlanılmaz derecede kirli” olarak nitelemiştir. “Bay Zola harika; ancak İngiliz dili okuyucusunu cahil yerine koyuyor. Karanlıklarda iş görmesinden gelen bir havası var; eğer enerjisi kadar ışığı da olsaydı eserleri pek değerli olurdu.” (The Art of Fiction’dan). Partial Portraits’te (Kısmi Portreler) James, Emerson, Georg Eliot ve Turgenyev gibi ustalarına gönül borcunu ödedi. Yazar adaylarına tüm kuramsallaştırmadan kaçınmalarını öneriyordu: “Mutlaka kendi bakış açınız üzerinden bir şeyler yapın.” H.G. Wells, Boon adlı romanında işlediği George Boon karakteri için Henry James’i model almıştır. Anlatıcının romanların sanat için değil, propoganda amacıyla yazılmaları gerektiğini söylemesi, James’i Wells’e yanıt vermek zorunda bırakmıştır: “Hayatı oluşturan, ilgi çekici kılan, önem taşıyan sanattır ve onun işleyişinin yerini tutabilecek ne bir güç ne bir güzellik biliyorum. Boon olsaydım, onun yerini tutmaya kalkışacak herhangi bir şeyin çaresiz ve umutsuz bir saçmalık olduğunu söylerdim; ama dünya için Boon olmayacağım.”
James, romanlarından pek az para kazanabildi. The Ivory Tower’ı yazarken arkadaşı yazar Edith Wharton gizlice ona yayımcıdan verildiğini söylediği 8.000 Dolarlık bir ön ödeme ayarlamıştı; ama aslında yayımcıyla konuşarak James’e verilmesini sağladığı para yayımcının Wharton’a olan borcuydu. Wharton kendisine evliliğinin mutsuzluğundan yakınan bir mektup gönderdiğinde, James onu “hayatın hareketlerini yapmaya devam et,” diyerek yanıtlamıştı.
Aralarında Yürek Burgusu’nun da yer aldığı bir dizi öyküsü Collier’s Weekly dergisinde yayımlanmıştı. Bu öykülerden biri olan The Two Magics (İki Büyü), İngiltere’de tenha bir malikanede yaşayan bir dadının güncesinden oluşur. Dadı, sorumluluğunu üstlendiği iki masum ancak ‘yoldan çıkarılmış’ çocuğu, Miles ve Flora’yı evin eski hizmetçilerinin, kahya Peter Quint ve kendisinden önceki dadı Bayan Jessel’in hayaletlerinin şeytani etkilerinden korumaya çalışmaktadır. Çocukların hamisi olan amcaları, onu kendisini çocuklarla ilgili meselelerle meşgul etmemesi için sıkı sıkı tembihlemiştir. Çocuklar sorduğu tüm soruları geçiştirseler de, dadı onların hayaletleri gördüklerine emindir. Onları kötü ruhların etkisinden kurtarmak için şeytan çıkarma yöntemine başvurur. Ancak işlemi uygularken Miles dadının kollarında ölür. Bu öykü, sonraları ‘hayaletlerin gerçekliği’ne ilişkin tartışmalarda çok anılmıştır. Yazarlık hayatının başlangıcında James’in espritizma seanslarına ilgi duyduğu bilinmektedir; ancak daha sonradan bu merakını bir tarafa bırakmış ve doğaüstü olayları bilinçdışıyla bağlantılandırarak açıklamayı denemiştir. Virginia Woolf Henry James’in hayaletlerinin eski dehşet veren hayaletlerle hiçbir ilgisi olmadığını yazmıştır. Edmud Wilson ise, Two Magics’i aslında edebi bir deneme olarak, dadının kişiliğinin ortaya konması amacıyla yazıldığını belirtir.
Diğer Yazılar
Maddeci Kültür Eleştirisinin Shakespeare’i
John Berger: Görüntü ve Tecrübe
İmparatorluktaki Hareketler
Çağdaş Bir Ozandan İran Masalları
Pratik Nedenler: Eylem Kuramı Üzerine
Mısır’ın 95 Yılı
Sinematografi: Sinema Zanaatı
Nefret Adamı
Sosyalist, Feminist, Edebiyatçı
“Kanın hissetiği, inandığı ve söylediği her zaman doğrudur.”
Bay Sigismund Schlomo: Doktor, Din Eleştirmeni ve Bilinçdışının Kaşifi
Mehmed Muzaffer Mecmuası
Rembrandt 400 Yaşında
Hepimiz deli doğduk, bazıları öyle kaldılar.
Huzursuzluğun Felsefecisi
Ölümünün 90. yılı vesilesiyle özellikle İngilizce konuşan dünyanın bugünlerde sık sık andığı New York doğumlu Henry James, yapıtlarının çoğunda Amerikan değerlerini İngiltere ve Avrupa’nınkilere üstün tutmuş olsa da 1. Dünya Savaşı’nın başında İngiltere’nin yanında savaşa girmeyen ABD’yi kınamak için ada vatandaşlığına geçmişti.
















