kleopatra nedemek

kleopatra hakkında ansiklopedik bilgi..

Reklamlar

kleopatra nedir ?

kleopatra:
son firavun

"sesi, istediği her titreşimi çıkarıp, istediği her dili kullanabildiği çok telli bir müzik aleti gibiydi"...

*fransız arkeolog franck goddio'nun verdiği bilgilerle yapılan kleopatra resmi

romalı ünlü tarihçi plutarkhos, kleopatra'yı böyle tanımlıyordu. roma halkının bir numaralı düşmanı ilan edilen bu kadınla ilgili sıfatlar, ilkçağ'ın en büyük imparatorluğunu kuran devletin resmi sanatçılarının ağzında günümüze kadar çarpıtılarak geldi. kimine göre, o erkek delisi bir kadındı. kimine göre ise, beyninde her türlü entrikanın dolaştığı kötü ruhlu bir kadın. romalı şair horacius, kleopatra'nın öldüğü gün "zafer flamalarının çıkartılıp, evlere asılmasını" önermişti. aradan bin yıl geçmesine karşın, egemen kültür o denli etkin olmuştu ki, dante bile onu "lüks ve şehvet düşkünü" olarak tanımlamıştı.

oysa gerçekte, VII. kleopatra, yani son mısır kraliçesi ve son firavun, gerek karakter bakımından gerekse fiziksel açıdan, hiç de anlatıldığı gibi bir insan değildi. ancak ne yazık ki, tarihi her zaman kazananlar yazmıştı. sezar'dan olan çocuğu sezarion'un bile kafasını uçurtacak kadar kleopatra'dan nefret eden octavius, bu mağrur kraliçeyi bir kez dize getirdikten sonra ailesinin kökünü kazımakla yetinmemiş, tüm sanatçılarını ve filozoflarını onu karalama kampanyası için harekete geçirmişti. son yıllarda, ardı ardına kleopatra üzerine yayımlanan araştırma, anı ve roman türü kitaplarda biraz daha objektiflik egemense de, "kleopatra miti" ile ilgili yanlışların bazıları, bu eserlerde de varlığını sürdürüyor.
son 10 yıldır arkeolog franck goddio ve italyan sanat tarihi profesörü paolo moreno, mısır'ın son firavununu yakın takibe aldılar ve onun hayatı, alışkanlıkları, giyim tarzı ve eğitimi konusunda çok önemli, ama resmi tarihe ters düşen bilgilere ulaştılar.

gerçek kleopatra nasıl bir insandı? her şeyden önce kısa boyluydu. vücudunun çok güzel olduğu söylenemezdi, ancak hatları düzgündü. gözleri ve teni açık renkteydi. bütün bu özellikler aslında çok doğaldı. çünkü kleopatra, bir mısır kraliçesi olmasına karşın yunan soyundan geliyordu. kleopatra'nın fiziksel özelliklerinin en somut kanıtı ise, sezar'ı daha 23 yaşındayken roma'da ziyaret ettiği dönemde heykeltıraş stefanos'a verdiği çalışma... "eskilino'lu Venüs" olarak bilinen bu heykelin, kleopatra'nın aslına en sadık heykeli olduğu, yaklaşık tüm bilim adamları tarafından kabul görüyor.

kleopatra'nın yüz yapısına ilişkin en iyi belge ise, berlin müzesi'nde korunan ve üstünde kleopatra'nın resmi bulunan madeni para... üçgen bir yüz hattına, iri ve uzun bir burna, dar bir alna sahip... en tipik özelliği ise alt dudağı... kalın ve etli alt dudağı, ptolemaios hanedanı'ndan geldiğinin en somut kanıtı...
karakterine gelince... kraliçenin saray entrikaları konusunda uzman olduğunu herkes kabul ediyor. ancak unutmayalım ki, 18 yaşındayken kokuşmuş bir krallığın iplerini elinde tutuyordu. üstelik, bütün bölgenin tek hakimi olan romalılar'ı da göz ardı etmemek gerekiyor. bu bağlamda, kendisini her zaman ünlü mısır firavunlarının varisi olarak görmesine rağmen, kleopatra böylesine karmaşık dengelere sahip bir ortamda, yunan geleneğinden gelen, gerçekçi ve ayakları yere basan bir politika izlemek zorunda kalmıştı. entrikalar çevirmek, siyasal rakiplerini zehirlemek, komplolar kurmak ve ihanet, aslında mısır kraliçesinin politik öncelikleri değildi.

bunların hepsi, ilkçağ'ın ve özellikle, roma sarayının vazgeçilmez siyasal numaralarıydı. ancak, kleopatra'nın bunları yapmasının yanı sıra, çok büyük sulama kanalları inşa ettirdiğini, özellikle köylülerin yaşam düzeyini yükseltmek için önemli iyileştirmeler yaptığını, ne yazık ki çok az tarihçi yazıyor.
kleopatra, petra kralı abdül ve romalı bir ressamla yaşadığı küçük birkaç kaçamak dışında, sevdiği insanlara (sezar ve antonius) hep sadık kaldı. o, zayıflamış mısır krallığı'nın, özellikle doğudan gelen pers tehlikesi karşısında, roma ittifakı olmadan, kendi başına varlığını koruyamayacağını görmüştü. roma ile her zaman bir ittifak aradı. ama bunun, asla tam boyun eğme anlamına gelmemesi için çabaladı. amacı, roma ile birlikte eski mısır'ın, firavunlar mısırı'nın gücünü yeniden yaratmaktı. büyük iskender'in hayali olan bu büyük imparatorluğun başına da, sezar'dan olma oğlu sezarion'u uygun görüyordu.
kleopatra gerçeği tablosunu, eğitimiyle tamamlayalım. mısır kraliçesi, tarihçi plutarkhos'un belirttiği gibi "güzel olmaktan çok, zeki ve kültürlüydü"... 54 yaşının tüm olgunluğu ve şöhretinin zirvesini yaşayan sezar'ı sadece güzelliğiyle baştan çıkardığını ileri sürmek, tarihi biraz zorlamak olur. kleopatra, tam 12 dili mükemmel derecede konuşuyordu. mısır'a 300 yıl boyunca hükmeden ptolemaios hanedanı'nın hükümdarları arasında mısır diliyle konuşan tek kişi kleopatra'ydı. ötekiler, sarayda yunanca konuşmayı tercih ederlerdi. kleopatra efsanesine ilişkin mutlaka düzeltilmesi gereken son bir nokta da, engerek yılanıyla intihar etmesi... rakotisli eski köle rudomon'un ona gönderdiği incir sepetinin içinde bir yılan vardı, ama ölüm engerek yılanından değil, gerçek bir kral kobradan geldi.


roma sokakları tıklım tıklım doluydu. sezar'ın zafer arabası çiçek yağmuru altında ağır ağır ilerledi. arkasından, galya ormanlarından, afrika çöllerinden ve pontos dağlarından koparılıp alınmış yüzlerce çıplak kadın köle geliyordu. bir centurio'nun taşıdığı pankartta şu on iki altın harf vardı: "veni, vidi, vici" (geldim, gördüm, yendim)... ünlü tutuklular görüldüğünde, halk, afrikalı kabile reislerini, ortadoğu krallarını, İspanya soylularını, doğu rahiplerini görmek için birbirini ezmeye başladı. tutuklular arasında bir kız çocuğu vücudunun inceliğine sahip, omuzlarından aşağı yele gibi sallanan sarı saçlarıyla, romalı askerlere bile kendini kabul ettiren bir kadın vardı. zincirlere bağlı bir şekilde, yarı çıplak dolaştırılırken, bakışlarına müthiş bir meydan okuma ve tavırlarına da kırılmaz bir gurur egemendi. bu insan, kleopatra'nın kızkardeşi arsinoe'ydi. erkek kardeşi ptolemaios ile birlikte kleopatra'nın kraliçeliğine karşı çıkmış ve mısır'ın sezar'a teslim edilmesini onaylamamıştı. topladığı mısırlı askerlerden ve çöl bedevilerinden oluşan bir orduyla sezar'a saldırmış, ama yenilmişti.

tarihi gerçekten de kazananlar yazıyordu. mısır tahtı için mücadeleyi de, sezar'ın gücüyle kleopatra kazandığı için, tarih, onun bu akıllı ve gizemli kardeşinden ne yazık ki fazla söz etmiyor. babaları ptolemaios'un cenaze töreninde bir lahdin başında toplanan 4 kardeş arasında iktidar savaşı daha o anda başlamıştı. geleneklere göre, erkek kardeşi ptolemaios ile evlenmek zorundaki kleopatra, en büyük kardeş olarak mısır tahtına geçecekti. babasının sürekli "asla roma'ya karşı gelme" biçimindeki uyarılarını hiç unutmayan kleopatra, iktidarın roma olmadan koparılamayacağını da kavramıştı. ancak, roma'ya kimin hakim olduğu kesin değildi. senato'nun güvendiği isim pompeius ile sezar ciddi bir iç savaşta karşı karşıya gelmişlerdi ve ilk günlerde ibre pompeius'tan yana dönmüştü. ancak pharsalos savaşı'yla birlikte, Roma'nın geleceğine damgasını vuracak isim belli olmuştu: sezar. şimdi mısır sarayındaki iktidar kavgasında iki isim, ptolemaios ve kleopatra, sezar'ı kazanmak zorundaydılar. küçük kız kardeş arsinoe ise farklı düşünüyordu.

tarihçiler tarafından engin bir coğrafya ve tarih bilgisine sahip olduğu belirtilen arsinoe, hem bir kadının dişiliğine hem de bir erkeğin cesaretine ve coşkusuna sahipti. onun hedefi, eski mısır uygarlığını yeniden yaratmak, ortadoğu'yu kapsayan büyük bir imparatorluk kurmaktı. bunun için de, kendi halkına, yani mısırlılar'a ve ortadoğu'daki sayısız krallığa bölünmüş halklara güveniyordu. arsinoe'ye bu fikirleri aşılayan, lalası ganimede'ydi. eski bir yukarı mısırlı köle olan ganimede, doğup büyüdüğü topraklar üzerinde roma askerlerinin çizmesini görmeye katlanamıyordu. arsinoe, kleopatra'ya karşı, açıkça ağabeyi ptolemaios'u desteklemekle birlikte, aslında kendi iktidarını planlıyordu. kleopatra'ya karşı hiçbir zaman gerçek bir sevgi beslemeyen arsinoe, zeki ve hassas bir kadındı. tarihçiler onun vahşi bir kişiliği olduğunu söylüyorlar. gerçekten de, ablasına karşı giriştiği iç savaşta, silah kuşanıp askerlerinin önünde çatışmalara katılmaktan çekinmemişti.

arsinoe, kleopatra ile giriştiği iktidar savaşını, sezar'ın ablasına verdiği destek nedeniyle yitirdi. roma'da bir esir gibi teşhir edildi. daha sonra kleopatra'nın araya girmesiyle, efes'teki artemis tapınağı'na sürgüne yollandı. ancak arsinoe, burada da rahat durmadı. sezar'ın katilleri cassius ve brutus ile bağlantıya geçti. kıbrıs kralı serapion'un da katıldığı geniş bir muhalefet cephesi oluşturmaya çalıştı. öte yandan, arsinoe'nin mısır'da hâlâ önemli sayıda taraftarı vardı. bu durum, hem kleopatra'yı hem de artık kaderini onun ellerine bırakan antonius'u kaygılandırıyordu. işte o nedenle arsinoe, antonius'un emriyle artemis tapınağı'nın basamaklarında, müttefiki kıbrıs ve girit kralı serapion ise knidos'ta, romalı lejyonerler tarafından öldürüldü. antonius'un adamları kleopatra'nın erkek kardeşi olduğunu ilan eden bir başka isyancının izini de finike'de bulmuş ve kurdukları pusuda öldürmüşlerdi. kleopatra artık rahat bir nefes alabilirdi.


edebiyatta kleopatra

ihanet, roma lejyonları, tutkulu aşklar, cinayet, meydan savaşları, intiharlar... böylesine bir konunun ve kahramanların, sanatın dikkatini çekmemesi mümkün mü? tarihçilerden tiyatro yazarlarına, şairlerden romancılara, kleopatra çok geniş bir edebi etkinliğin ana temalarından biri... octavius'un emriyle onu karalamak için kaleme sarılan cassius, plutarkhos, horacius, flavius, lucanus gibi romalı tarihçileri bir yana koyarsak, kleopatra üzerine yazanlar en genel hatlarıyla ikiye ayrılıyor: mısır kraliçesinin kadın yönünü ön plana çıkaranlar ve onun siyasi kimliğiyle ilgilenenler.
çelişkiler öylesine açık ki... örneğin, bir numaralı sezar düşmanı olan lucanus, sezar-kleopatra aşkını bir entrika birliği olarak tanımlarken, ortaçağ'ın ünlü şairi boccaccio, bu ilişkiyi eşitler arasında bir birlik ve aşkın yeni yüzü olarak sundu. bernard shaw ise, "sezar ve kleopatra" (1901) oyununda, kleopatra'yı sezar'ın en tehlikeli fethi olarak görüyordu. epik tiyatronun büyük ustası bertold brecht de onun isminden etkilenmiş ve üç kuruşluk opera (1928) oyununun sonunda, org çalan kahramanının ağzından "kleopatra, büyük güzelliğin hiçbir şeye yaramadı. kölen yaptığın iki imparatorluktan geriye sadece küller kaldı..." demişti. kısacası, brecht bile onun hakkında yanıltıcı bir portre çizmişti. oysa, gerçek bir kleopatra kimliği için, 1607 yılında william shakespeare'in yazdığı "antonius ve kleopatra" oyununa bir göz atabilirdi. shakespeare, bu oyunda kleopatra'nın güzelliğini değil, zekâsını ve insancıl büyüklüklerini ön plana çıkarmıştı.

Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık


» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
Sorun Yanıtlayalım İletişim