Gönderen zeus on 04:16:04 04.10.2008 ( 3731 okuma)
"Sen hür adam; seveceksin denizi her zaman...” demişti Baudelaire. “Ben sizinle sarmaş dolaş olmuşum dalgalar...” demişti Rimboud. “Ben deniz değil miyim?” diye sormuştu Seferis Sahnede şiirinde... Yurdundan uzak bir Nazım Şiiri vardı ki; öleceksem denizde ölmek isterim, derdi hasretle, hüzünle... Dert yanardı Ritros, “Denize bakmadan yazıyorsam eğer, titrer kalemimin ucu...” diyerek...
Kim inkar edebilir, hepimizin bir balıkçı; hepimizin dalga, fırtına, denizyıldızı olduğunu... Hangimiz sonsuz denizlere baktığımızda denizin kucağında olmayı düşlemedik? Yaralarımıza, “ölü bir albatros olmak” istediğimizi yazmadık mı? Sevgililerimiz, bir görünüp bir kaybolan ve belki de imkansızlığını içinde taşıyan denizkızları değil miydi? Güneş bile, gömülmek için, okyanusları seçmemiş miydi? Ve ben... “Deniz Saçlı Çocuk” olarak anılmadım mı yıllarca? Ve yine Baudelaire’in dediği gibi, deniz: aynamız bizim...
Gönderen Aias on 10:51:39 09.14.2007 ( 2088 okuma)
Bir yaz akşamı Boğaz'ın
ortasındaki Kız Kulesi'nin
beyaz duvarlarında
Kızılderililerin
vahşi olarak gösterildiği
bir kovboy filmi
izlediğinizi düşleyin...
İşte, o an, omuzunuza
konan martı kulağınıza
şunları söyleyecektir:
'Kız Kulesi'ne de bakıyorsun,
Kızılderililere de...
Ama gerçeği göremiyorsun...
Gel benimle.'
Gönderen zeus on 06:53:21 03.29.2007 ( 2413 okuma)
Mum ışığında güzel gözlü bir delikanlıyla yemek yiyiyorum. Kırmızı şarap içiyoruz. Kapı çalıyor. Neden onunla yaşamayı istemediğimi yazdığım an çıkıp geldi. İşte karşımda. Üzerime atlıyor. Beni odaya,yatağın üzerine sürüklüyor… -Yapma! -Sana ne oldu? Sensiz yaşayamam. -Yaşarsın.Herkes herkessiz yaşayabilir. Bizim ilişkimiz bitti. Seninle ilk yattığımız gecelerde bile,sanki sevişmenin sonunda kollarımda bir ölü kalıyordu. Birbirimizi boşluğa sürüklüyoruz, öldürüyoruz. -Birlikte ölelim! -Ne farkı var.İstersen bahçeye bir çukur kazıp, ikimizi gömsünler. -Gömsünler, isterim. -Gömmesinler.Gel otur, getirdiğin konyaktan içelim.Sevdiğin kenti anlat.” ( Leo Ferre’nin konseri, sayfa : 33 )
Gönderen ela on 07:37:33 02.15.2007 ( 1590 okuma)
kirpiklerimi kırptım, uzayan derimi kıstım, ayaklanan genetik kodlar adına bütün kanatlarımı yoldum. yol dur dum
çılgınlığının bağlarından koparılmış mıdır ki o es-rik-kekremsi, dilimin ucunda ve itinayla kelimeye dönüşmeyen kaya diplerindeki o yosun rengi…ki şah der de, kendi bağrından söküp o kırlangıç düşleri düş demez..düş-lemez…kelime oyunu bu der çıkar işin içinden. ilk görüngülerde eksik kodlanmış, sonlara doğru eskimiş ve biterken gün; eksilmiş bir dirayetin sınırsızlığını anlatır da anlatır…sanki -elbette- dememizi bekler…elbette…
Gönderen apollon on 08:01:40 01.10.2007 ( 1685 okuma)
"......
dal dal ve yaprak yaprak fiskiriyordu hayat şehvet de oradaydi, olum de felaket de, ten degistiren ruh da , ruh degistiren et de: insanlasan tanrilar, tanrilasan insanlar geciyordu onumdem, dalgalandikca duvar. ve sonra varliklarin karanlik mahserinde gozleri alev alev, dudaklarinda hande muzlim, magrur, mustehzi biri dolasiyordu. biraz dikkat edince tanidim: seytandi bu.
tanrinin ormaninda kurnaz kacakci seytan."
victor hugo
Gönderen kaos on 14:04:31 01.09.2007 ( 1704 okuma)
Burada, adada, ne çok deniz Her an kendinde doğuyor. Diyor ki, evet, diyor ki hayır, hayır Evet diyor maviler içinde, Köpükler içinde, hızlı hızlı Diyor ki hayır hayır Sakin duramıyor hiçbir zaman Sürekli çarparak bir kayaya, ama başaramayarak onu inandırmaya Benim adım deniz diyor Böylece yedi yeşil diliyle, yedi denizden ona doğru koşuyor Onu öpücüklere boğuyor, ıslatıyor Adını yineleyerek göğsünü dövüyor.
Pablo Neruda
Gönderen zeus on 15:46:28 08.13.2006 ( 1641 okuma)
fısıltılar yatağın altında birimi var.? yoksa daha kötü.. bu seslerin sahibi kim o zaman..
Gönderen zeus on 15:41:05 08.13.2006 ( 1856 okuma)
ruh sürümü aldanışların hesapları çapraşık; sende -tutuk, gözlerden uzak bir yakarış çizdiğimiz ten-
Gönderen kaos on 06:22:59 07.20.2006 ( 2067 okuma)
amazonların mevkili kadını hippolita sağ memesini keserken, atabileyim daha iyi ok diye, gözünden akıtmadığı bir damla yaşı yüzyıllar sonra, dante'nin cehennemine dönen dünyanın onlarca yerine saçtı. gözyaşı kana, kan egoya bulandı. kırmızıyı siyaha çeviren kıskanç pençeleri hırsın, hippolitanin kesilmiş memesini kavradı ve avuçlarının şehvetine bulayıp ortadoğu, balkan, asya, afrika topraklarına, anadolu dağlarına firlatıp attı. canhıras feryatlı adam otları büyüdü bereketli topraklarda. kesif kan kokusu ağır havada. yazık size de, bize de, onlara da...
Gönderen zeus on 10:37:42 07.17.2006 ( 2108 okuma)
ben başladığım yerde diilim uzaklarda başlamıştı ufkum göz hizasında ve asla alanımı kapsıyan çitleri geçemiycekti bu hiza..
şimdi tam üzerimde,
içe bakıyorum sanki.
|