Toplumdusmani.Net *
Yeni

Yazıyı Gönderen: oguz2004
Gönderilme Tarihi: Fri, 18-May-2007
Okunma: 6895 kez
Yazı Boyutu: 4.96 KB

Tarihi Süreç


TARİHİ SÜREÇ


Tarihçinin görevi , ne tarihi sevmek nede ondan kurtulmak değil, bugünün anlaşılması olmalıdır. İnsanlığın gelişim süreçlerinin anlaşılması , ondan alınacak dersler daha ileri bir dünya kültürü oluşturmada, en büyük yardımcı rolünde hareket edilmesiyle oluşacaktır. Bu tarihsel gelişim düz bir çizgi şeklinden çok ;
Zikzaklar , ilerlemeler , gerilemeler şeklinde ancak her zaman gelişerek ve daha iyiye giderek oluşan bir süreçtir. Ampirik denen bu gelişim sürecinde insanlığın oluşturduğu medeniyetler sonraki oluşan medeniyetlerin tetikleyicisi ve ilhamı olmuşlar, buda bir sonraki yapının daha gelişmiş olmasıyla sonuçlanmıştır. İnsanlığın ortak kültür mirasında , göçebe bozkır kültüründe yaşayanların gelgitleri sonucu değişik medeniyetlerin etkileşiminde önemli rolleri bulunan kavimlerin değeri yadsınamaz.Biliyoruz ki Asya içlerinde yaşayan , değişik nedenlerle Avrupa kıtasına hareket eden kavimler doğu ile batı medeniyetlerinin kaynaşması ile sonuçlanarak gelişme kültürüne büyük katkılar sağlamış ve tarihte bir çağ değişimine neden olmuştur. (MÖ.386)

Asya içlerinde kandaş kavimler biçiminde ve göçebe yaşayan oğuz boyları , kandaş kavimlerden büyük konfederasyonlar kurmuşlar , yerleşik düzendeki uygarlıklarla etkileşime geçerek , buradan elde ettikleri kültür gelişimlerini Ön Asya’ya taşıyarak , yeni medeniyetlerin Ön Asya ve Avrupa'da doğmalarında önemli roller oynamışlardır. Sümer medeniyetinin Mezopotamya’da gelişimi bunun en iyi örneklerindendir. Avrupa’da doğan Roma Medeniyeti de Sümerlerden aldıkları mirasla insanlık tarihinde önemli bir yer edinmiştir. Avrupa’da oluşan reform ve rönesans hareketlerinin Roma Medeniyetini referans alması , dünya kültür gelişiminin birbirine ne boyutta bağlı bulunduğunu göstermesi açısından iyi bir örnek olmakla beraber, etkileşimin ve ilerlemenin dünya tarihini anlatması bakımından çok anlamlıdır.

Göçebe hayat tarzıyla birçok bölgedeki kültürlerle etkileşim içerisine giren ve kendi hayat tarzıyla bunu yoğurarak büyük bir medeni alt yapıya kavuşmuş olan Türk kültürü , gittiği yerlerde kaybolmak yerine kendini yaymış ve Selçuklu, Osmanlı gibi büyük medeniyetler kurabilmiş gözükmektedir. Böyle bir kültürel alt yapıya sahip bir milletin etkileşimler ile mozaik bir yapıya bürünerek yok olduğunu savunabilme alt yapısı için yaşam alanlarında Türkçe’nin ve Türkmen yaşam tarzının yok olması gerekli olmalıydı. Mozaik kelimesinin getirdiği bu yok oluşun görünürdeki kuramı , büyük Türk kültürü ile oluşmuş bulunan Türkiye devleti , milleti karşısında kendi düşünüşünün çöktüğü çok açık görülmektedir. Türk kültürel alt yapısı , bin yıllara dayalı ayaklarıyla insanlık tarihine katkılarına devam edecek bir güce sahiptir. Tarihi gerçekler bunu birçok misallerle göstermiş ve göstermektedir. Bugün değişik devletlerde yaşamakta olan topluluklar hala Türkiye’nin yapacaklarını takip etmekte , başka ırklarda olsalar bile Türk kültürel hinterlandında olduklarını göstermektedirler. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda ve Anadolu'ya sıkıştığında bir çok milletten insan Anadolu'ya geçerek Türk medeniyet kültürü içerisinde olduklarını göstermişlerdir. Türkiye’nin kültürel arka bahçelerinin tüm Avrasya'ya yayıldığı ve kültürel gücünü tüm dünyada hissettirebildiğini görmek için , entellektüel bir alt yapıya ihtiyaç duymaksızın gelişmeleri takip etmek yeterli olacaktır. Bu hinterlant , binlerce yıl almış büyük medeniyet çatışmalarının bileşmelerinden enerjisini alarak oluşmuştur. Bu bileşkelerin oluşmasında ki büyük patlamalar toplumlarda yorgunluklara , durağanlaşmalara neden olmaktadır. Özelikle Osmanlının son yüz yılında meydana çıkan yeni medeniyetle girdiği çatışmalarda çok büyük olaylardan yorgun bir halk geriye kalmıştır. Türkiye böyle bir tarihi süreç içerisinde kurulmuş , bin yılların yorgunluğunu üstünde bulunduran bir milletle dinlenmeye çekilmiştir. Tarihteki tekrar zıplayışını gerçekleştirmek için , enerji birikimi oluşturacağı tarihi süreci hep beraber gözlemlemekteyiz. Tabii ki tarihteki alt yapısını bildiğimiz Avrasya itici gücü olan büyük Türk kültürü olmaksızın Avrasya da yeni bir medeniyet gelişim süreci eksik kalacağı ve tarihi gelişimini gerçekleştiremeyeceği bir realitedir. Avrasya medeniyetinin ana güçlerinden birinin Türk kültürü olduğunun bilincinde olarak tarih sahnesini ve gelişmelerini takip etmek ve bunun için çalışmalarda bulunmak gereklidir. Mustafa Kemal Atatürk Türkiye Cumhuriyetini kurarken bunun tarihi bilinci içerisinde Türk Tarih Kurumu,Türk Dil kurumunu kurmuş ve devletin büyük Türk kültürü üzerinde yapılanması için nüveleri ekmiştir. Tarihi süreç ile toplumdaki kültür yoğunlaşmaları artarak devam edecek ve tarih sahnesinde tekrar Türk kültürünün büyük gücü tekamül edecektir. Bu büyük ülkü , tarihi bir sorumluluk ve insanlık için dünya kültür evinin şekillenmesinde , Avrasya'nın ayağa kalkmasında bir zorunluluktur.


OĞUZ AYDIN




 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..

Resimleri

Sunumları

Henüz bu yazıya eklenmiş dosya (powerpoint,pdf,word) bulunmamaktadır.

Videoları

Henüz bu yazıya eklenmiş video bulunmamaktadır.
» Üstadlar Özel Bölümü
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
» Alt-Kültür Başlıklar

Çıkış yapmak istediğine emin misin?

Evet Vazgeç