Toplumdusmani.Net *
Yeni

Yazıyı Gönderen: Aias
Gönderilme Tarihi: Tue, 12-Jun-2007
Okunma: 2296 kez
Yazı Boyutu: 12.6 KB

Tanrılar ve İnsanlar

Gök devletinde oturan tanrılar, kristal kadehlerinin içlerinde demlenmişler ve aralarında koyu bir sohbet tutturmuşlardı. Önlerindeki U şeklindeki masada, binbir çeşit yiyecek vardı, ki artıklarıyla bütün yeryüzü ahalisi doyardı. Tanrılar, yer devletinde son zamanlarda iyi gitmeyen işleri bir karara bağlamaya çalışıyorlardı. Sağlık tanrısı, savaş tanrısı, bilim ve öğretim tanrısı, ilerleyiş tanrısı, adalet tanrısı ve daha nice irili ufaklı tanrı, bir yandan yiyor, içiyor, bir yandan da tartışır gibi konuşuyorlardı. Hizmetçiler de, yeryüzünden toplanan en güzel yiyecekleri ve içecekleri ha bira masaya taşıyorlardı. Bu muhabbetin en koyu olduğu sırada muhafızlar, içeriye habercinin geldiğini haber verdiler. Haberci Medyas, derhal içeriye kabül edildi büyük tanrı Biliş tarafından. Medyas, ucuyla yazı yazdığı tüyün de olduğu şapkasını indirdi ve yerlere kapaklanıp bir reverans yaptı. Sırayla, U şeklindeki masada oturan tanrıları selamladı baş hareketiyle. Sonra tam ortada diz çöktü. Biliş buyurdu:
-Söyle Medyas. Aşağıda işler nasıl? Bir an önce anlat bize.
Medyas, eğik başını kaldırıp Biliş'e baktı.
-Efendim, işler pek iyi değil. Açıkçası... açıkçası sizleri artık istemiyorlar.
Tanrılar öfkeyle homurdandı bu işe. Biliş'in elini kaldırmasıyla sustular.
-Kimler istemiyor bizi Medyas?
-Çoğunluk efendim. Gökte tanrıların olamayacağını söylüyorlar. Hatta birileri var ki...
-Söyle Medyas!
-Efendim, bu hiç hoş değil.
-Medyas! Söyle, yoksa....
Medyas çekingen bir sesle konuşmak zorunda kaldı:
-Sizlerin de aslında birer insan olduğunuzu söylüyor baş münafıklar... Efendim.
Büyük tanrı Biliş öyle bir kahkaha attı ki, bütün gök inledi bu kahkahayla.
-Biz aksini mi iddia ettik? diye sordu çevresindeki tanrılara. Diğerleri başlarını yukarıya kaldırdı. Biliş, kendi sorusunu kendisi cevapladı:
-Elbetteki zaten böyle bir şey iddia etmedik.
Medyas'ın yere düşmüş başı tekrar kımıldandı. Uzun kıvırcık saçları, yüzünün görünmesini engelliyordu dıştan. Konuşmadan önce kimse ne diyeceğini bilemezdi. İyi veya kötü sözcükler, ancak konuşunca anlaşılabilirdi.
-Efendim!
-Söyle Medyas! Daha ne haberler var?
-Az önceki söylediğinize de karşılık veriyorlar. Diyorlar ki...
-Eeee?
-Diyorlar ki, eğer onlar da bizim gibi insan iseler, gök devletinde ne işleri var? Neden bizim gibi yer devletinde bulunmuyorlar?
Bilim ve öğretim tanrısı Loş, en çok homurdanan oldu buna.
-Bu denilen hiçbir kitapta yok. Kütüphanemizde böyle bir kitap yok.
-Hayır Efendim, var, dedi bir erkek uşak. Ben yeryüzündeki okullarda okudum bunları. Bir görüş olarak var. Tanrısız bir gökyüzü istiyorlarmış çoğunluk. Yani başka yeryüzü devletlerinde çok tutuyormuş bu görüş.

Tığ gibi uşağa ve onun dik duruşuna baktı Loş. Üst dudağı yukarıya doğru çekildi.
-Yazı ayrıdır, uygulama ayrıdır, dedi hiddetle.
Siyah kıyafetleri içindeki uşak buna itiraz etmedi. Ama Loş'un göz ucuyla dürttüğü muhafızlar tarafından da yaka paça dışarıya götürülmekten kurtulamadı. Uşak, gökten tepe taklak atılmakla ödedi sözünün bedelini. Cesedi ile yerdekiler alay ettiler ve 'İnsan cenneti, ancak bu kadar olurdu' dediler O'na. Yaşlı uşak ise artık bir şey duyamadı. Cesedin yalnızca bir ceset olduğu anlaşılınca, küçük bir dini merasimle ve bolca acıma hissiyle toprağa verildi yaşlı uşak.

Medyas halen tek dizi üstüne kapaklanmış ve saçları da yere düşmüş halde bekliyordu. Biliş, savaş tanrısına baktı ve ,
-Ne dersin, diye söze giriş yaptı. Bir savaş çıkartalım mı? Yerdekileri oyalayacak bir savaş. Kimsenin hayır demeyeceği bir savaş. Bilirsin ki, aşağıdakiler savaşmayı herşeyden üstün tutar. Sorgulamaksızın koşarlar açılan bir savaşa. Aralarındaki karışıklığı da unuturlar, vesveseler azalır, kalpler dinginleşir ve beyinler durulur. Savaşın olduğu yerde başka değerler vardır. Kahramanlık, yiğitlik, onur, erdem... Bu millet yarışır ölmekte. Birbirini geçmeye çalışırlar ve ölmeyen öleni kıskanır. Bize asiler bile savaşa seve seve boyun eğerler. Ülkelerine bağlılıkları için ölmekten başka çıkar yol görmezler. En ileri zekalısı da, en ahmağı da başka türlü düşünmez. Düşünen de dışlanır zaten. Aşağıda, savaş dışlanamaz bir erdemdir.
-Bedeli büyük olur, dedi savaş tanrısı Kılıç. Yeryüzünde başka türden karışıklık olur. Açıkçası bunu istemem. İsterim tabi, yeryüzü tek yürek olsun, hep böyle kahraman, ama yaşasın yeryüzü. Sonuçta severim bu orduyu, kahramanlığını. Ama yazık olur böyle güçlü bir orduyu, milleti darmadağın etmek. İyi ordu dışarıyla savaşır, kötü ordu halkıyla didişir.

Politika ve Kriz tanrısı Kükrer atıldı ortaya.
-Başka yerlerle onları savaştırmaya gerek yok dedi, koltuğuna yaslanmış. Ama sürekli savaş ve krizden bahsedersek, bu onları belki biraz dizginleyebilir.
Biliş, eli çenesinde düşünceliydi. Masanın, bir kolunun en ucunda oturan Kükrer'e baktı.
-Peki bu nasıl olacak?
Kükrer, Medyas'ı işaret etti.
-Bize Medyas yardım edecek.
-Nasıl?
-Şimdi hemen yeryüzüne şimşekler yağdıracağım. Neye uğradıklarını şaşıracaklar. Ardımdan Bilim ve Öğretim tanrısı ve sırayla herkes.
Biliş halen meraklıydı:
-Nasıl?
-Tabiki bir basın toplantısı düzenleyeceğim, dedi gülerek Kükrer.
Başka bir köşede suskun oturmuş, sadece yiyip içen İlerleyiş Tanrısı Modernus bu defa seslice mırıldandı:
-Bu fitne ne zaman çıktı böyle?
Üzgünce, 'aşağısını bir türlü modernleştiremedim.' dedi. 'Gerilemekte kararlılar.'
Politika ve Kriz tanrısı Kükrer müdahele etti:
-Belki de hızlı öğrendiler modernleşmeyi. Bence artık sen tanrı olamazsın Modernus. Ne var ki burada ilerleyiş olursa, aşağıya da gerileyiş düşer. İlerleyişi sahiplenirsek başka bir şey düşmezdi zaten. Bu yüzden sen gene de bizimle kal.
Biraz daha düşündükten sonra ekleyecek bir şeyler buldu:
-Evet, her yüce değer bizimle olmalı. Burda, gökte olmalı. Vatan, ülke, millet, bayrak, kahramanlık, atalar kültü, geçmiş, gelecek ideali... Hatta din bile... Aşağıda yüce olan ne varsa, hepsini burada biz sahiplenmeliyiz. Ki, sadece bize asi olmasınlar.

Biliş, çok tecrübeli, gün geçirmiş ve her iki devleti de yakından bilen Politika ve Kriz tanrısına göz gezdirdi.
-Kükrer! Sen gerçekten tecrübelisin. İçimizde en eskisin. Gün geçtikçe aşağısının işlerini yönetmek zorlaşıyor. Sanırım aşağısı gitgide küstahlaşıyor ki bu böyle. Geçenlerde kütüphanemizden kitaplar çalan bir kaç insancık yakalanmış. Tabi hemen atıldılar aşağıya. Ama ya yakalanamayanlar varsa. Prometus bir değilki artık. Her defasında buraya daha çok burunlarını sokuyorlar. Kuşları bile, kanatları gök devletine değmiştir diye inceliyorlar aşağıda. Aşağıdaki bu isyan gitgide yayılıyor. Ne yapmalı ha? Nasıl durdurmalı onları. Sandık istiyorlar, gök devletini aşağı çekmek istiyorlar. Gök devleti olmadan yer devletinin ne anlamı varki o zaman. İşte bunu anlayamıyorlar.
Kükrer konuşacaktı ki, Bilim ve Öğretim tanrısı Loş girdi söze.
-Münzer'i hatırlıyorum da...
Ne olmuş Münzer'e der gibisinden baktı bütün tanrılar ve uşaklar Tanrı Loş'a.
-Eskilerde Martin Luther diye bir asi çıkmıştı Alman memleketinde. O da, kendi gök devletine baş kaldırmıştı. Ama bir yere kadardı isyanı. Münzer denilen bir köylü de, bu Martin Luther'in fikirlerinden etkilenip, köylüleri soylulara isyan ettirdi. Bir hayli mesafe aldı da. Martin Luther bile, sonunda Münzer'i dışladı ve soyluların yanında iken, Münzer aleyhine fetva verdi. Münzer yakalandığında da yakıldı.
-Haklısın, dedi Kükrer. Aşağıda da bolca Luther ve Münzer var. Mesele Luther'leri yanımıza çekip, Münzer'leri yakmak.
Loş kısık sesle:
-Münzer'ler daha çok, dedi. Ama Luther'lerin sayısını çoğaltırsak.. Ki Luther'ler de hızla hareket etmeye başladılar. Her ne kadar onlar da bizi sevmeseler de, yine de son sığınakları biziz.
Biliş, oturduğu yerde düşünceliydi.
-Oysa dedi kendiyle konuşurmuş gibi. 'Bu gök devletinde bir yığın görevle şereflenebilirlerdi. Gerçi o da sınırlıya.'
Medyas ta başını kaldırmadan konuştu:
-İnanın, elimizden geleni yapıyoruz. Bütün söyledikleriniz, inandıklarınız, bizim de inandıklarımız ve söylediklerimizdir. Ama yine de güvensiz ve sevimsiziz. Bir türlü yaranamadık aşağıya.
-Artık neyse ne, dedi büyük Tanrı Biliş. Herkes kendi görevini yapsın. Kriz, panik, gerilim gibi bir yığın olumsuz kelimeyi yeryüzüne yağdırın. Kelimelerle işgal edelim beyinleri ve ruhları. Anlam, var etmeye yeterlidir. Kriz derken, bakarsın kriz çıkıvermiş. Panik diyen bir dil, panikten de nasibini alır elbet...Ben büyük tanrı Biliş. Buyurdum: Bundan böyle hükmetmek için dili en yüklü anlamıyla kullanacağız. En çığırtkan, en hükmedici halleriyle. Kimse bizden geldiğini anlamayacak bunların. Yalnızca boyun eğecekler. Usta tanrı, yaratışını gizler. Medyas!
-Efendim?
-Sen de alaycı dilini takın artık. Çok alttan alıyorsun. Gök bu kadar alttan alırsa, yeryüzü şımarır. Yandaşlar oluştur ve dilini yandaşlarına hakim kıl. Alaycılık nefret uyandırır ama işe de her zaman yarar. Alaycılıkla kollar bağlanır, nutuklar tutulur. Sonra insanların saçmalamasını sağlarsın bu yolla. Saçmalama başlayınca da, kimse kimseyi anlamaz ve anlaşamaz. Daha fazla öfke doğur. Ne bileyim, uydur, yarat, aşağıla ve yücelt! Ne olursa olsun yarat. Yaratmak ve etkilemek söz konusu olunca, sen aslında hepimizden daha fazla tanrısın. Ama gel gör ki, sen habercilik yapmazsan, bizim sesimizi aşağıya kim buyurtur? Sen bizim megafonumuzsun.
Medyas, kafasını daha fazla ve ani bir hareketle eğdi:
-Teşekkürler majesteleri.
Biliş, hep sessiz duran Adalet Tanrısı Mevzuat'a baktı.
-Sen ne diyorsun bu konu hakkında Mevzuat?
Mevzuat, kadehini bir müddet elinde döndürdü ve derin bir nefes çekti. Gözleri kadehte uzaklara dalmış ve üzgün bakıyordu.
-Bilmiyorum Efendim. Ne diyeyim ki! Siz buyurun, biz kağıda geçirelim. Buna da temelyasa diyelim her zamanki gibi.
-Anlaşıldı, dedi Biliş. Sen yine bizden havale edilecek işler bekleyeceksin. Çağdaşlık Tanrısı, ya sen ne buyurursun?
Ancak Çağdaşlık Tanrısı bu soruya cevap veremedi. Çünkü başı masaya düşmüştü. Elinin yanındaki kadeh te masaya uzanmıştı ve beyaz masa örtüsü üzerinde bir kaç koyu kırmızı damla kusmuştu ağzından.

Kükrer izin istedi tanrılar meclisinden. Medyas'ı alıp dışarıya çıktı. Medyas, akşam bültenlerinde, yeryüzündekilere, gök devletinin çok hiddetlendiğini bildirdi. Derhal yeryüzünün türlü bilginleri toplanıp, gök ve yer devleti arasındaki krizin kimin suçu olduğunu bulmaya çalıştılar. Kimi müneccimler de, gök devletini kızdırmanının bedelinin büyük olduğunu, ma'azallah, asilerin çarpılabileceğini söyledi. Göğün tövbeleri öyle kolay kolay kabül etmeyeceğini de bildirdiler peşisıra. Müneccimlere katılan kimi bilginler de, gök devleti ile didişmenin yersiz olduğunu, sonuçta her faninin orada bulunmak için çabaladığından dem vurdular. Aşağı yeryüzü devletine sonuna dek inananlar da, artık batı dünyasında böyle bir şeyin olmadığını, hurafeleri kaldırmanın gerektiğini söylediler. Belki de gök devleti yoktu. Ancak, başka bir akşam bülteninde gök devleti tarafından fişlenidikleri duyurulunca ve türlü yollardan tehditler almaya başlayınca, geri adım atmak zorunda kaldılar. 'Demek ki gök devleti sahiymiş' dediler. Gök devletine sonuna dek inananlar, asilere karşı bir yığın gösteri yaptılar ve onları yer devletinden dışlamaya kalktılar. Sayıları az olsa da, gök devletinin her türlü desteğini almış görünüyorlardı. Göktekiler yerdeki yandaşlarına, yerdeki yandaşları da göktekilere güveniyordu. Yerdekilerin öncüleri de, görevlerini başarıyla ifa ettikten sonra, alınan bir gök devlet idari kararıyla, tanrılık makamıyla şereflendirildiler. Yerlerine derhal yeni aksiyonerler çıktı. Ordan oraya sürüklenen kitleyi yönetmek artık onların işiydi. Azınlık kitle, önderlerinin buyruğu altında hemen her yerde sürekli boy göstererek, kalabalık görünmeye çalışıyordu. Bunu tanrılar istemişti. İşe de yarıyordu doğrusu. Dosta güven, düşmana korku veriyorlardı. O kadim destur...


Ama tanrılar da bir türlü rahat uyuyamadılar. Çünkü aşağıdaki sesler, gece olunca, bulutların üstündeki gök devletine ulaşıyordu: "Gök devleti istemiyoruz." "Çok tanrılı gök istemiyoruz." "Güneşimizi kesiyorlar." "Biraz daha ışık!" "Kaderimizi bize bırakın artık." "Yer devleti de, gök devleti de bizimdir." Sesler, gece olunca hep böyle duyulur oluyordu. Aşağıda meşalaler parıldıyordu. Görenler, yıldızların denizdeki aksi sanabilirdi.

-Aşağısı tam bir cehennem, dedi göktekiler.

-Yukarısı da öyle, dedi bir uşak. Uşağın bu yakışıksız sözüne cevabı Mevzuat verdi. Onu kendi elleriyle aşağıya fırlattı.

-Bu gidişle tanrılardan başka bir şey kalmayacak burada, dedi üzgünce.



Atatürkün Spor ve Sporcular Hakkında Söylediği Sözler

1. Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim. 2. Spor yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlâk da bu işe yardım eder. Zekâ ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler , zekâ kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben Sporcunun zeki çevik aynı zamanda ahlâklısını severim. 3. Her çeşit spor faaliyetini Türk gençliğinin milli terbiyesin  » Devamini Oku

Soğuk ve Sıcak Renkler

Renkler, şiddetlerine ve insanlar üzerindeki ruhsal etkisine göre ikiye ayrılırlar. . A) Sıcak Renkler (Kımızı, Turuncu, Sarı) Kırmızıda ateşin sıcaklığını, turuncuda güneş ışığının etkisini, sarıda da ışık ve aydınlığı duyarız. Bu renkler, havadaki titreşimi kuvvetli olduğu için diğer renklere 'göre gözü daha önce etkiler. Çocukta renk anlayışı başladığı zaman kırmızıya bakıp ona atılması  » Devamini Oku

Kavimler Göçünün Sebepleri ve Sonuçları

Kavimler göçü milattan sonra 375 senesinde Hunların karadenizin kuzey bölümünden Avrupaya giderken karşılarına çıkan barbar kavimler olan ostrogot, vizigot, süev, sakson, angıl, frank ve vandal kavimlerini yerlerinden etmesiyle sonuçlanan bir olaydır. Kavimler Göçünün Sebepleri: a) Büyük Hun Devleti'nin dağılmasından sonra As­ya'nın batısında (Hazar ve Aral Gölü arası) Hunlara katılımların ol  » Devamini Oku

Soyut ve Somut Anlam

Somut anlam ve soyut anlam konusu hem Öss’de hem de Oks’de, sözcükte anlam ana başlığı altında işlenen bir konudur. Bu sebeple hem Öss’ye hazırlanan öğrencileri hem de Oks’ye hazırlanan öğrencileri yakından ilgilendirmektedir. Sözcükte anlamın zor konularından -daha doğrusu karışık- konularından birisi olan soyut ve somut anlamı dilimiz döndüğünce kolay ifade etmeye çalı  » Devamini Oku

Haçlı Seferlerinin Nedenleri ve Sonuçları

Hıristiyanlık dininin peygamberi olan Hz. İsa Kudüs’te yaşamıştır. Bu yüzden Kudüs ve çevresi Hıristiyanlık için kutsal topraklardır. Kudüs, aynı zamanda Müslümanlar ve Yahudiler için de kutsaldır. Ancak, bu topraklar, 636 yılında Halife Hz. Ömer döneminde, ünlü komutan Halid bin Velid tarafından İslam devleti topraklarına katıldı. Avrupalı Hıristiyanlar, Müslümanların elinde bulunan bu kuts  » Devamini Oku

Homojen ve Hetorejen Karışımlara Örnekler

HOMOJEN KARIŞIMLARA ÖRNEKLER : • Çözeltiler • Şekerli Su • Tuzlu Su • Asitli Su • Bazlı Su • Alkol – İyot • Hava • Çay • Kola • Soda • Gazoz • Kolonya • Ter • Tükürük • Gözyaşı • Ham petrol • Cam (Si, Na2O) • Alaşımlar (Çelik, Lehim, Bronz, Pirinç) •  » Devamini Oku

Dış Kuvvetlerin Oluşturduğu Yer Şekilleri

Dış kuvvetler iç kuvvetler sonuşu oluşan yerşekillerinin son düzeltmelerinin yapıldığı kaynağını güneşten alan kuvvetlere denir. Dış kuvvetlerin etkisiyle yüksek yerler aşındırılmaktadır. Böylece yeryüzü giderek düzleşmekte, iç kuvvetler tarafından oluşturulan yeryüzü şekilleri ortadan kalkmaktadır. Başka bir ifade ile iç kuvvetlerin etkisiyle oluşan yer şekilleri dış kuvvetlerin etkisiyle biçimle  » Devamini Oku

Vehim

1. Kesinliği belli olmayan ancak gerçek olma olasılığı düşük olan düşünce-bilgi. 2. Evham, şüphe, kuruntu anlamına gelir. 3. Sözlükte şüphe ve tereddüt edilen nesnenin kendisine tercih olunan tarafına denir. Çoğulu evhamdır. 4. Bir bilgiye “zan” diyebilmemiz için bu bilginin gerçek olma ihtimalinin, zıddının gerçek olma ihtimalinden fazla olduğuna inanmamız gerekir. Gerçekleşme ihti  » Devamini Oku

Servet-i Fünun

Edebiyat-ı Cedide Nedir ? (Servet-i Fünun) : Edebiyat-ı Cedide 1896’da Servet-i Fünun dergisini çıkaran şair ve yazarların meydana getirdiği canlı bir akımdır. İmparatorluğun baskıları sonucu dağılan bu şair ve yazarlar ayrı ayrı bağlı bulundukları fikirleri yaymaya devam etmişlerdir. Edebiyat-ı Cedide şairleri, yalnız aydınlara seslenmişler, (sanat için sanat) ilkesini benimsemişlerdir. Fra  » Devamini Oku

Empirizm Nedir ve Empiristler Kimlerdir

Doğru ve genel geçer bilginin duyumlar yoluyla oluşan deneylerle kazanılabileceğini öne süren felsefe görüşüdür. Empirist anlayışa göre insan zihninde doğuştan getirilen hiçbir bilgi yoktur. İnsan zihni, bu nedenle boş bir levha gibidir. Empirist görüş, 17. ve 18. yüzyıllarda sistemli bir düşünce olarak felsefe tarihinde yerini almıştır. Empirizmi geliştirerek sistemli bir felsefe görüşü haline  » Devamini Oku

 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık

Resimleri

Sunumları

Henüz bu yazıya eklenmiş dosya (powerpoint,pdf,word) bulunmamaktadır.

Videoları

Henüz bu yazıya eklenmiş video bulunmamaktadır.
» Üstadlar Özel Bölümü
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
» Alt-Kültür Başlıklar

Çıkış yapmak istediğine emin misin?

Evet Vazgeç