Yazıyı Gönderen: Deniz
Gönderilme Tarihi: Thu, 19-Jul-2007
Okunma: 2447 kez
Yazı Boyutu: 6.66 KB

Reklamlar

Sait Faik Abasıyanık/Babamın İkinci Evi

Babamın İkinci Evi

Mutfağında kızarmış ördek, suyuna bulgur ve irmik helvası hazırlanmış köy evine niçin gittimizi o gün bilmiyordum. Bugün dertli ve kimsesiz, otelin penceresinden geçen tramvaylara bakarken, niçin bu köy evine
bir akşamüstü sessiz sedasız, bekleniyormuşuz gibi indiğimizin sebebini söylemeyeceğim. Akşam ezanı daha öbür köyde okunmuştu. Atlarımıza
biraz su vermiştik. Babam, şehirden çıkalıberi somurtmuştu. Bir taraftan bulutlu gök,diğer taraftan yolun tozları ve hendekleri sinirlerini adamakıllı
germiş olacaktı. Bir kelime söylesem belki geriye dönecektik.
Kazanın sessiz, köpek sesleri dolu sokaklarını tekrar dört nala geçeceğiz,
atlar ahırlara bağlanacak, o belediye kıraathanesine, ben odama
kapanacağım.

İyisi mi, ses çıkarmamak hayırlıydı. Ben de somurttum. Yalnız bir iki defa dalgınlığımdan atım sürçtü: Babamın kirpiklerinin rüzgarlandığına dikkat edebildim. Gözlerini çevirmedi bile. Çünkü ekseriya bu gibi hallerde göz göze geldiğimiz zaman kendini tutamaz suni bir alaycı gülümseme ile dudağını kenetlerdi. Kendi atı hiç sürçmezdi. Dediğim köy evine vardığımız zaman atlarımızı ufak, oya gibi bir köy çocuğu aldı. Kasketinin kenarına sokulmuş karanfile baktığımı sandığı için çiçeği bana verdi.
Halbuki ben onun, ıslak saman rengi gözlerine, yüzünün aynı renkteki derisine bakmıştım. Kim bilir karanfili bana, belki de onları veremeyeceği için vermişti. Bu arada babam arkasını dönmüştü. Verilen çiçeği önce kokladım. Sonra, kasketimle kulağımın arasına yerleştirirken babamı bana bakar buldum. Gülmedi. Ciddi de değildi. Yüzü ifadesiz, mümkün olduğu kadar saçma ve sakindi. Kızardım sanırım.Bir hint horozuna gözlerimi dikmiştim. Kırmızı ve tüysüz boynuyla bu yarı karanlıkta
ne kadar csseli, iri şeydi. Ne kuvvetli olsa gerekti.

Babam, "hadi sersem," diye mırıldandı.
Biz evden içeri girerken; çocuk etrafımızda ağır ağır atları gezdiriyordu.
Köy evinin içine ayak basar basmaz elbette, bir saman ve hafif tezek kokusu duyulur. Biraz daha yaklaşınca yayıkların bulunduğu yerden eskimiş bir ayran kokusu da burnumuza çarpacaktır. Dört beş ayak merdiven çıktık. Tahtaboş, muallim kürsüsüne, daha doğrusu millet bayramlarında uluorta söz söyleyen hatipler için yapılmış kürsülere benzeyen bir yerde, bir kadın namaz kılıyordu. Babam bu kürsünün beşinci ayağında, ben üçüncüsünde bir müddet bekledik.

Ayakkabılarımızı ev kapısının dışına bıraktığımız için yün çoraplarımız evin
içinde ufacık bir gürültü bile yapmamış olacağını tahmin ediyorum. Öyle ki kadın, son rekatı bitirip selam verirken bizi görüverecek; bu yarı karanlıkta, babamın zaten heyulai hali gölgelerle büyüdüğü, esatirleştiği için çığlık çığlığa köyü ayaklandıracak sanmıştım. Hiç de böyle olmadı. Kadının sağ tarafında olduğumuz için ilk selam verişinde bizi gördü. Ben evvela ihtiyar kadının dudaklarına baktım. Sakin kıpırdaşırlarken gözle-
rini gördüm. Bu arada çıkık şakak kemiklerini farkedebildim. Başımı öbür tarafa çevirirken kalbimden de bir muhabbet gelip geçiverdi; rüzgar gibi esiverdi. Başörtüsünü koklayabilseydim, dedim. Beyaz tülbenttendi. Ni-
neminki gibi. Bu sefer ana, şefkat dolu başını tekrar bize çevirdi. Karşı tarafta başka bir kapıyı aynı müşfik başla işaret ederek:

-- Ömer Ağa, dedi. Fatma içeride, girsenize.
Babam:
-- Gireriz, dedi. Sen nasılsın? İyisin ya nine.
Kadın başını salladı, biz karşı odaya yollandık.
Orada genç bir kadın vardı. Akşama karşı türkü söylüyordu. Biz girince ayağa kalktı, gülümsedi. Odanın içini köhnemiş bir meyve kokusu sarmıştı.Yerdeki Kocaeli kilimi ıslak bir kırmızı renkle, gaz lambasının altında, acayip bir reçel gibi kaynıyordu. Bu esrarengiz seyahat, beni tecessüsten tecessüse attığı için her şeye dikkat etmeye çalışırken, babam,birdenbire bana döndü. Daha genç kadının selamını bile iade etmeden:
-- Hadi oğul, git, dedi. Emin'e yardım et. Atları işetmeden ahıra sokmayın ha...

Atlar işemişler, ahıra girmişlerdi. Önlerine kuru ot yığılmıştı. Ahırın eşiğine de Emin oturmuştu. Elinde çakı, bir dal soyuyordu. Yanıbaşına oturdum. Yüzüme bakmadı. Elindeki sopayı bana söyleyecek bir söz bulmak
için, sinirli sinirli çakısıyla kertiklediğini farkediyordum. Gözüm, elindeki dalda...

-- Ne dalı o? dedim.
Bir müddet cevap vermedi. Elini kesmişti. Bir kedi dili kadar keskin, sivri, pembe diliyle parmağını uzun
zaman yaladı. Sonra kızılcık renkli dudaklarının arasından:
-- Kızılcık, dedi.
Konuşmadık. Bu taze, su kenarında yaz sıcağı kadar ılık çocuk, bana gösterdiği ilk aşinalıktan çoktan pişman olmuşa benzer gibiydi. Evden kalınca bir kadın sesi bizi çağırdı. Kızarmış ördek, syuna bulgur ve irmik
helvası yedik. Sofra tahtadan bir yer sofrasıydı. Peşkirler, kalın bezdendi. Tahta kaşıklar vardı. Babama ve bana çatal da koymuşlardı. Geçenlerde, ay ışığında mısır tarlasında domuzlarla acayip, korkunç bir saklambaç
oynanmıştı. Emin kadar bir çocuğu, domuz göbeğinden ikiye biçivermişti. İhtiyar kadın bu hikayeyi ağır ağır,uzun uzun anlattı. Vakanın kimlerin tarlasında geçtiğini, çocuğun kim olduğunu, avcıları birer birer anıyordu. Babam, hepsini tanıdığını anlatan bir yüz takınmıştı. Emin hep bana bakıyordu. Biz üç erkek ve bir ihtiyar kadın yemek yiyorduk. Genç kadın hizmet ediyordu.Yalnız avuçlarındaki kınayı, sahanları sofraya koyarken
görebiliyordum. Yemeği ihtiyarın namaz kıldığı yerde yedik. Yemekten sonra evin üst katında ocaklı bir odaya çıktık. Emin ocağı yaktı. Bir siyah koyun pöstekisinin üzerine diz çöktü. Bir müddet sonra da boylu boyunca oraya uzanıverdi. Boyu koyun pöstekisini ancak aşıyordu.
İhtiyar kadın da minderin üzerinde uyuklamaktaydı.

Ben onu yanıbaşındaydım. Elim elindeydi. Uyku sârî bir hastalık gibi bu elden bana geçiyor, gözlerim kapanıyordu. Elimi ihtiyar kadının kuzu, mazlum elinden kurtardım. Biraz uzağa, Emin'in pöstekisine doğru uzattım.

Bu sırada babamla genç kadın sedirin üzerindeydiler. Babamın cigarası, esrarengiz ışıklar ve dumanlarla alevleniyordu. Düğünlerden, genç kızlardan, delikanlılardan bahsediyorlardı. Emin'in yüzünde ocaktan kor olmuş dökülen bir odunun çıtırtısı çiçeklendi. Uyudum.

Uyandırıldığım zaman tanyeri ağarıyordu. Kasabaya, babamın içgüveysi girdiği zengin evine doğru yol alırken, taze manda sütünün kokusu sıcak buharı, hâlâ sabah sisiyle ürpermiş, yüzümün üstünde, hâlâ ihtiyar kadının dudakları alnımda, hâlâ kardeşim Emin'in kalın parmakları parmaklarımın içinde sabittiler.

Bu hissi uzun müddet, alaminüt fotoğrafçıların çıkarttığı kartlar gibi muhafaza ettim. Sonra sarardılar, belirsizleştiler.

-Varlık (45), 15 Nisan 1955-


Mesnevi

Özellikle Arap, Fars ve Osmanlı edebiyatında kendi aralarında uyaklı beyitlerden oluşan ve aruz ölçüsüyle yazılan şiir biçimidir. Kısa kısa : Arapça’da "müzdevice" denilen mesnevi türü ilk olarak 10’uncu yüzyılda İran edebiyatında ortaya çıkmıştır. Türk edebiyatına girişi 11’inci yüzyılda Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig adlı yapıtıyla başlar. Her beytinin ayrı uyaklı olma  » Devamini Oku

Mesnevilerin Özellikleri

Mesnevi türünün temeli Arap ve İran edebiyatlarına dayanır. Diğer pek çok edebi türde olduğu gibi mesnevide de Divan şairlerimiz başlangıçta Arap ve İran edebiyatına ait belli başlı mesnevileri tercümeyle işe başlamışlar; ardından da müstakil ve orijinal mesneviler yazmışlardır. Özellikle 17. yüzyıldan sonra artık şairlerimiz, yapılarını milli kimliğimizin oluşturduğu mesneviler yazmaya başlamışla  » Devamini Oku

Televizyonun Yararları

Televizyonun Yararları (Özet) * Yeni bilgiler öğretir. * Boş zamanları değerlendirir. * Eğlendirir. * Dilini geliştirir. * Hayal gücünü değiştirir. * Müziğe ilgisini artırır. * Yaratıcılığı yönlendirir.Televizyon ve EğitimTelevizyonun çocuk açısından hem yararlı, hem zararlı sonuçları söz konusudur.A. Televizyonun Yararları1. Çocukları eve bağlayarak ailede ortak ilgiler yaratıp aile mutlul  » Devamini Oku

Divan-ı Hümayun Görevleri / İşlevi

Divân-ı Hümâyun devlete ait siyasî idarî malî ve zamanla askerî işlerin görüşüldüğü incelenerek karara bağlandığı devletin en yüksek mercidir. Divân-ı Hümâyunda yetkiler şu şekilde temsil edilmektedir: 1. Vezir-i âzamın padişahın vekili olarak devletin egemenlik hakkını, 2. Kadıasker yargıyı, 3. Defterdarların maliyeyi, 4. Nişancının ise örfî hukuku temsil ettiğini görmekteyiz. Yine yür  » Devamini Oku

Televizyonun Yararları ve Zararları

TELEVİZYON VE EĞİTİM Televizyonun çocuk açısından hem yararlı, hem zararlı sonuçları söz konusudur. A. Yararları a. Çocukları eve bağlayarak ailede ortak ilgiler yaratıp aile mutluluğunu gerçekleştirir. b. Çocuğun kültürünü geliştirir. c. Çocuğu düşünmeye tevşvik eder. d. Çocukların ilgi ve hayat alanlarım genişletir. e. Çocukların estetik zevklerini geliştirir. B. Zararları a. Çocuğ  » Devamini Oku

revizyon

revizyon : fransızca révision (düzeltme, değiştirme). bu kelime için dilimizde güzel karşılıklar vardır: düzeltme, yenileme, yenilenme. örnekler: son düzeltmede (yenilemede) hesaplanan büyüme hızı % 2 idi. kabinedeki yenilenme beklentileri boşa çıktı.

Cemevi

Cemevi (Özet) : Cemevi eski adıyla dergah, dedelerin yetiştiği, ilim talim ettiği, cem ayinlerinin ve semahların yapıldığı yerdir.Cemevi NedirCemevi, Alevilerin zikir yaptıkları, Hak ile batıl olanı ayırdıkları, ölmeden önce öldükleri, sorgu ve sual verdikleri ibadet mekânıdır. Cemevilere girmenin her ibadet yeri gibi bir adabı vardır. Kul hakkı yiyen, hak sahibi ile helalleşmeden cemevine giremez  » Devamini Oku

Ozon tabakasının görevi ve önemi

Ozonosfer (Ozon Tabakası) : Astratosferin üst kısmında bulunan tabakadır. Ozon Tabakası Güneş'ten gelen morötesi (ultraviyole) gibi zararlı ışınları tutar. Bu hayati açıdan çok önemlidir. Çünkü morötesi ışınlar ölümcüldür. Ozonosfer: içerisinde bulundurduğu ozon gazından dolayı bu ismi almıştır. Güneş’ten gelen ve canlı yaşamı için zararlı olan ışınları (Ultraviyole ışınları gibi) tutar. Bu  » Devamini Oku

Edebi Metinlerde Dilin İşlevi

Edebi Metinlerde Dilin İşlevi Nelerdir ? Edebi metinlerde dil şiirsel işlevde kullanılır. • Edebî metinlerde, şiirsel işlevinin hâkimiyetinde dilin diğer işlevleri de kullanılır. • Bazı metinlerde, birkaç işlev birlikte kullanılabilir. • Dil “şiirsel işlevi”nde kullanıldığında iletinin iletmek istediği husus, iletinin kendisinde aranmalıdır. Bu durumda il  » Devamini Oku

mevlevilik

mevlevilik: mevlânâ celâlettin rumî (1207–1273)’nin kurduğu batîniliği ünlü öğretisi… mevlana’ya göre insan bilgili oluşuyla diğer varlıklardan üstündür. evrendeki tüm varlıklar aynı varlığın görünüşleridirler (vahdet-î vücut, varlık birliği). mevleviliği bir tarikat olarak düzenleyen oğlu sultan velet’tir. mevlana ünlü bir ozandır ve mesnevî, divan-ı kebir, fih-i ma  » Devamini Oku

Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık


  Puanı : 3.2 / 10 | Oy : 10 kişi | Toplam : 32

Bu yazıya puan ver..
» Üstadlar Özel Bölümü
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
» Alt-Kültür Başlıklar
Bi soru sor
İletişim