Yazıyı Gönderen: Deniz
Gönderilme Tarihi: Sat, 09-Jul-2011
Okunma: 61894 kez
Yazı Boyutu: 7.37 KB

Reklamlar

Sait Faik Abasıyanık /Semaver

Sabah ezanı okundu. Kalk yavrum, işe geç kalacaksın.

Ali nihayet iş bulmuştu.Bir haftadır fabrikaya gidiyordu.Anası memnundu. Namazını kılmış,duasını yapmıştı.İçindeki Cenabı Hak'la beraber oğlunun odasına girince uzun boyu,geniş vücudu ve çok genç çehresi ile rüyasında makineler, elektrik pilleri,ampuller gören, makine yağları sürünen ve bir dizel motoru homurtusu işiten oğlunu evvela uyandırmaya kıyamadı. Ali işten çıkmış gibi terli ve pembe idi.

Halıcıoğlu'ndaki fabrikanın bacası kafasını kaldırmış,bir horoz vekarıyla sabaha, Kâğıthane sırtlarında beliren fecr-i kâzibe bakıyordu. Neredeyse ötecekti.

Ali nihayet uyandı.Anasını kucakladı.Her sabah yaptığı gibi yorganı kafasına büsbütün çekti.Anası yorgandan dışarıda kalan ayaklarını gıdıkladı.Yataktan bir hamlede fırlayan opluyla beraber tekrar yatağa düştükleri zaman bir genç kız kahkahasıyla gülen kadın mesut sayılabilirdi. Mesutları çok az bir mahallenin çocukları değil miydiler? Anasının çocuğundan, çocuğun anasından başka gelirleri var mıydı? Yemek odasına kucak kucağa geçtiler. Odanın içini kızarmış bir ekmek kokusu doldurmuştu. Semaver, ne güzel kaynardı! Ali semaveri,içinde ne ıstırap, ne grev, ne de kaza olan bir fabrikaya benzetirdi. Ondan yanlız koku, buhar ve sabahın saadeti istihsal edilirdi.Sabahleyin Ali'nin bir semaver, bir de fabrikanın önünde bekleyen salep güğümü hoşuna giderdi. Sonra sesler. Halıcıoğlu'ndaki askeri mektebin borazanı, fabrikanın uzun ve bütün Haliç'i çınlatan düdüğü, onda arzular uyandırır; arzular söndürürdü. Demek ki, Ali'miz biraz şairce idi. Büyük değirmende bir elektrik amelesi için hassasiyet, Haliç'te büyük transatlantikler sokmaya benzerse de, biz, Ali, Mehmet, Hasan, biraz böyleyizdir. Hepimizin gönlünde bir aslan yatar.

Ali annesinin elini öptü. Sonra şekerli bir şey yemiş gibi dudaklarını yaladı. Annesi gülüyordu. O annesini her öpüşte, böyle bir defa yalanmayı âdet etmişti. Evin küçük bahçesindeki saksıların içinde fesleğenler vardı. Ali bir kaç fesleğen yaprağını parmaklarıyla ezerek avuçlarını koklaya koklaya uzaklaştı.

Sabah serin, Haliç sisli idi. Arkadaşlarını sandal iskelesinde buldu; hepsi de dinç delikanlılardı. Beş kişi Halıcıoğluna geçtiler.

Ali, bütün gün zevkle, hırsla, iştiyakla çalışacak. Fakat arkadaşlarından üstün görünmek istemeden. Onun için dürüst, gösterişsiz işliyecek. Yoksa işinin fiyakasını da öğrenmiştir.Onun ustası İstanbul'da bir tek elektrikçi idi.Bir Alman'dı.Ali'yi çok severdi.

İşinin dalaveresini, numarasını da öğretmişti.Kendi kadar usta ve
becerikli olanlardan daha üstün görünmenin esrarı çeviklikte, acelede, aşağı yukarı sporda,yani gençlikte idi.

Akşama, arkadaşlarına yeni bir dost, yeni bir kafadar, ustalarına sağlam bir işçi kazandırdığına emin ve memnun evine döndü.Anasını kucakladıktan sonra karşı kahveye, arkadaşlarının yanına koştu. Bir pastra oynadılar. Bir heyecanlı tavla partisi seyretti. Sonra evinin yolunu tuttu. Anası yatsı namazını kılıyordu. Her zaman yaptığı gibi anacığının önüne çömeldi. Seccadenin üzerinde taklalar attı. Dilini çıkardı. Nihayet kadını güldürmeye muvaffak olduğu zaman, kadıncağız selam vermek üzere idi.

Anası:
-Ali be, günah be yavrum, dedi. Günah yavrucuğum, yapma!
Ali:
-Allah affeder ana, dedi.
Sonra saf, masum sordu:
-Allah hiç gülmez mi?

Yemekten sonra Ali, bir Natpinkerton romanı okumaya daldı. Anası ona bir kazak örüyordu. Sonra yükün içinden lavanta çiçeği kokan şilteler serip yattılar.

Anası sabah namazı okunurken Ali'yi uyandırdı.
Kızarmış ekmek kokan odada semaver ne güzel kaynardı. Ali semaveri, içinde ne ıstırap, ne grev, ne de patron olan bir fabrikaya benzetirdi. Onda yanlız koku,buhar ve sabahın saadeti istihsal edilirdi.

Ali'nin annesine ölüm, bir misafir, bir başörtülü, namazında niyazında bir komşu hanım gelir gibi geldi.Sabahları oğlunun çayını, akşamları iki kap yemeğini hazırlaya hazırlaya akşamı ediyordu. Fakat yüreğinin kenarında bir sızı hissediyor; buruşuk ve tülbent kokan vücudunda akşamüstleri merdivenleri hızlı hızlı çıkarken bir kesiklik, bir ter, bir yumuşaklık duyuyordu.

Bir sabah, daha Ali uyanmadan, semaverin başında üzerine bir fenalık gelmiş; yakın sandalyeye çöküvermişti. Çöküş, o çöküş.
Ali annesinin kendisini bu sabah niçin uyandırmadığına hayret etmekle beraber, uzun zaman vaktin geciktiğini anlayamamıştı. Fabrikanın düdüğü,camların içinden tizliğini, can koparıcılığını terk etmiş ve bir
sünger içinden geçmiş gibi yumuşak, kulaklarına geldi.Fırladı. Yemek odasının kapısında durdu. Masaya elleri dayalı uyuklar vaziyetteki ölüyü seyretti. Onu uyuyor sanıyordu. Ağır ağır yürüdü. Omuzlarından tuttu. Dudaklarını soğumaya başlamış yanaklara sürdüğü zaman ürperdi.

Ölümün karşısında, ne yapsak, muvaffak olmuş bir aktörden farkımız olmayacak.O kadar, muvaffak olmuş bir aktör.
Sarıldı.Onu kendi yatağına götürdü. Yorganı üstlerine çekti; soğumaya başlayan vücudu ısıtmaya çalıştı. Vücudunu, hayatiyetini bu soğuk insana aşılamaya uğraştı. Sonra, aciz, onu köşe minderinin üzerine attı.Bütün arzusuna rağmen o gün ağlayamadı. Gözleri yandı,yandı, bir damla yaş çıkarmadı. Aynaya baktı. En büyük kederinin karşısında, bir gece uykusuz kalmış insan çehresinden başka bir çehre almak kabil olmayacak mıydı?
Ali birdenbire zayıflamak, birdenbire saçlarını ağarmış görmek, birdenbire belinde müthiş bir ağrı ile iki kat oluvermek, hemen yüz yaşına girmiş kadar ihtiyarlamak istiyordu. Sonra ölüye baktı. Hiç de korkunç
değildi.

Bilakis, çehresi eskisi kadar müşfik, eskisi kadar mülayimdi. Ölünün yarı kapalı gözlerini metin bir elle kapadı. Sokağa fırladı. Komşu ihtiyar hanıma haber verdi. Komşular koşa koşa eve geldiler. O fabrikaya yol-
landı. Yolda kayıkla giderken, ölüme alışmış gibi idi.
Yan yana, kucak kucağa, aynı yorganın içinde yatmışlardı. Ölüm, munis anasına girdiği gibi onun bütün hassasiyetini şefkatini, yumuşaklığını almıştı. Yalnız,biraz soğuktu. Ölüm, bildiğimiz kadar korkunç bir şey
değildi. Yalnız biraz soğuktu o kadar...
Ali, günlerce evin boş odalarında gezindi. Gece ışık yakmadan oturdu. Geceyi dinledi. Anasını düşündü.
Fakat ağlayamadı.
Bir sabah yemek odasında karşı karşıya geldiler.O, yemek masasının
muşambası üzerinde sakin ve parlaktı. Güneş, sarı pirinç maddenin üzerinde donakalmıştı.Onu kulplarından tutarak, gözlerinin göremeyeceği bir yere koydu. Kendisi bir sandalyeye çöktü. Bol bol, sessiz bir yağmur gibi ağladı. Ve o evde o, bir daha kaynamadı.

Bundan sonra Ali'nin hayatına bir salep güğümü girer.
Kış Haliç etrafında İstanbul'dakinden daha sert,daha sisli olur. Bozuk kaldırımların üzerinde buz tutmuş çamur parçalarını kırarak erkenden işe gidenler;mektep hocaları, celepler ve kasaplar fabrikanın önünde bir müddet dinlenirler, kocaman bir duvara sırtlarınıvererek üstüne zencefil ve tarçın serpilmiş salep içerlerdi.

Yün eldivenlerin içinde saklı kıymettar elleri salep fincanını kucaklayan burunları nezleli, kafaları grevli, ıstıraplı pirinç bir semaver gibi tüten sarışın ameleler, mektep hocaları, celepler, kasaplar ve bazen
fakir mektep talebeleri kocaman fabrika duvarına sırtlarını verirler, üstünde rüyalarının mabadi serpilmiş salepten yudum yudum içerlerdi.


Varlık (37), 15 Ocak 1935


Sait Faik Abasıyanık

Sait Faik Abasıyanık (1906-1954) Hikâyeleri ile tanınır. Yazmanın kendisi için bir ihtiyaç olduğuna inanmıştır. Gözlemci ve gerçekçi bir yazardır. Toplumu konu alan hikâyelerinde toplum sorunlarına değinmiştir. Anlatımı samimidir. Kişileri yaşadıkları çevreye göre ele alır. Deniz, tabiat, yaşlı bir adam, bir boyacı çocuk, balıkçı kahvesi gibi unsurlar ve benzeri küçük ve ayrıntı sayı  » Devamini Oku

Sait Faik Abasıyanıkın Semaver Hikayesi İnceleme

Sait Faik Abasıyanık'ın Semaver Hikayesinin olay kişi yer zaman biçiminden açıklanması Semaver, Türk yazar Sait Faik Abasıyanık'ın Nisan 1936'da yayınlanan ilk kitabı. Eser, Sait Faik'in babasının maddi yardımıyla basılabilmiştir.[1] Kitap, daha sonraki yıllarda Varlık Yayınları tarafından pek çok kez yayınlandı. Faik, bu kitabına ilk yazdığı öykü olan İpekli Mendil'i de aldı. Kitaptaki öykü  » Devamini Oku

 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık
zeus
Tarih: 18:37:35 03.03.2012  Güncelleme: 18:40:28 03.03.2012
Webmaster
Tarih: 02.24.2005
Nereden: antalya
Gönderiler: 1338

Sait Faik Abasıyanık'ın Semaver Hikayesi İnceleme

Sait Faik Abasıyanık'ın Semaver Hikayesinin olay kişi yer zaman biçiminden açıklanması


Semaver, Türk yazar Sait Faik Abasıyanık'ın Nisan 1936'da yayınlanan ilk kitabı. Eser, Sait Faik'in babasının maddi yardımıyla basılabilmiştir.[1] Kitap, daha sonraki yıllarda Varlık Yayınları tarafından pek çok kez yayınlandı. Faik, bu kitabına ilk yazdığı öykü olan İpekli Mendil'i de aldı.

Kitaptaki öyküler üç bölümde incelenebilir.[2] İlk bölümdeki hikâyelerde yazarın çocukluğunun geçtiği Adapazarı ve çevresi anlatılmaktadır. Çevre tasvirine geniş yer verilen bu öykülerde, yazar oyunlar oynadığı kırları ve ormanları anlattı. İpekli Mendil, Babamın İkinci Evi, Kıskançlık, Bohça, Orman ve Ev, Düğün Gecesi bu bölümdeki hikâyelerdir.

İkinci bölümde ise çoğunlukla İstanbul'da geçen ve yazarın bu şehirdeki tecrübelerinden yola çıkarak yazdığı öyküler yer alır. Örneğin, Bir Kıyının Dört Hikayesi isimli eserde Faik, denizde çalışan, geçim kavgası veren insanları anlattı. Yazarın ün kazanmasını sağlayan Stelyanos Hrisopulos Gemisi ve Şehri Unutan Adam ile Üçüncü Mevki de bu bölümdeki diğer öykülerdir. Kitaba ismini veren Semaver'de ise bir fabrika çalışanının yaşamı anlatılır. Bu öykü yazarın Grenoble'da geçirdiği günlerde gözlemlediği olaylara dayanmasına rağmen ikinci bölümde sayılabilir.[3]

Kitabın son bölümü ise Sait Faik'in Fransa'da geçirdiği günlere göndermeler içermektedir. Bu hikâyeler Sevmek Korkusu, Louvre'dan Çaldığım Heykel, Robenson, İhtiyar Talebe, Bir Vapur ve Bir Kadın'dır.

Analiz


Sait Faik'in ilk dönem hikâyelerini barındırdığı düşünülen üç kitabı Semaver, Sarnıç ve Şahmerdan'da fakir insanların hayatlarını ve onların nasıl mutlu olabileceklerini anlattı. Bu kitaplarda zenginlere kızan yazar, fakirleri övecekti. Kitaba ismini veren Semaver isimli hikâyede ise daha sonra düşmeyeceği bir yanılgıya düştü.[4] Çoğunlukla, kendi gözlemlediği gerçekleri öykülerinde anlatan yazar Semaver'de ise okudukları doğrultusunda okuyucuya işçi Ali'nin yaşamını anlatmaya çalışır ve bu yüzden de Ali'nin hayatı ile ilgili detaylar yapay görünür.[4] Abasıyanık, bu yanılgıya bir daha düşmeyecektir.

Yazar, hayatın güzelliğini ve tadını da fakir insanların bildiğine olan inancını Stelyanos Hrisopulos Gemisi gibi hikâyelerinde ifade etti. Yazarın bütün ilk dönem hikâyeleri olduğu gibi Semaver de insan sevgisi ve insanların iyilikleriyle doluydu. Tersliklerle karşılaşsa dahi insanlara duyduğu sevgi azalmaz.

Abasıyanık'a gelen en önemli eleştirilerden biri de dilinin savruk olduğu yönündedir.[5] Bu yanlışların sanıldığından daha az olduğunu Fethi Naci ispatladı. Naci'nin sayımına göre Semaver'de dört Türkçe yanlışı vardır.[5] Hikayelerde açık Türkçe yanlışlarından çok aceleyle yazılmaları sebebiyle yapılmış dil savruklukları vardır.

Semaver'de, yazarın sonraki dönem kitaplarında rastlanan konuşma dilinin canlılığından yararlanma yok denecek kadar azdır. Benimle Beraber Seyahatten Dönenler ve Orman ve Ev hikâyeleri dışında kalanlar klasik bir dille yazılmıştır. Gene de hikâyeler Sait Faik'in sonradan klasikleşecek coşkulu dilinin habercisi gibidir.[6]

Nazım Hikmet Ran, 5 Mayıs 1936 tarihinde Akşam Gazetesi'nde Orhan Selim adıyla yayınladığı Bir Tavsiye başlıklı yazısında Sait Faik'in Semaver'ine değindi. Nazım Hikmet, kitabı büyük bir hevesle okumaya başladığını ve ilk satırlardan sonra bu genç yazarın ileriki günlerin Sabahattin Ali'si, Kemal Tahir'i, İsmet Hüsnü'sü olacağına inanmaya başladığını yazdıktan sonra hikâyenin devamının kendisini hayal kırıklığına uğrattığını açıkladı. Bunun sebebinin ise hikâyenin geri kalan kısmının adeta Amerikalı bir yazardan adapte edilmiş gibi durması olduğunu yazdı. Sait Faik, ileriki günlerde Ran'ın bu tenkitinde çok haklı olduğunu ve bu eleştirinin çok faydasını gördüğünü açıkladı.[7]

Kaynakça


Naci, Fethi (Mayıs 2003), Sait Faik'in Hikayeciliği, Yapı Kredi Yayınları, ISBN 975-08-0534-8
Sönmez, Sevengül (Şubat 2007), A'dan Z'ye Sait Faik, Yapı Kredi Yayınları, ISBN 978-975-08-1198-2
Uyguner, Muzaffer (1991), Sait Faik, Bilgi Yayınevi, ISBN 975-494-232-3
Cevapla


  Puanı : 6.0 / 10 | Oy : 21 kişi | Toplam : 126

Bu yazıya puan ver..
» Üstadlar Özel Bölümü
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
» Alt-Kültür Başlıklar
Sorun Yanıtlayalım
İletişim