Toplumdusmani.Net *
Yeni

Yazıyı Gönderen: BESTE
Gönderilme Tarihi: Mon, 06-Aug-2007
Okunma: 9423 kez
Yazı Boyutu: 32.76 KB

Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri

ÜNLÜ FİLOZOFLARIN YAŞAMLARI VE ÖĞRETİLERİ //
Diogenes Laertios

Pythagoras

... şimdi Pythagoras ile başlayan İtalyan felsefesini ele alabiliriz. Yüzük taşı yapımcısı Mnesarkhos’un oğlu Pytagoras, Hermippos’a göre, Samoslu, Aristoksenos’a göre ise, Tyrrhenialı idi; Atinalıların Tyrrhenialıları kovup ele geçirdikleri adaların birinden geliyordu. Ama başkaları onun soyunu, Phleius’tan sürgün Kleonymos’un oğlu Euthyphron, onun oğlu Hippasos, onun oğlu Marmakos, onun oğlu Pythagoras şeklinde kurarlar; Marmakos Samos’ta yaşamış, bu yüzden Pythagoras için Samoslu deniyormuş;

Buradan Lesbos’a gelip dayııs Zoilos’un sayesinde Pherekydes’in yanına girdi, ve üç gümüş kupa yaptırıp Mısır’a rahiplerin her birine armağan götürdü. Kardeşleri de vardı: büyüğü Eunomos, ortancası Tyrrhenos; bir de Zamolksis adında bir kölesi vardı: Herodotos’un söylediğine göre, Getalılar ona Kronos diye tapıyorlardı. Yukarıda söylendiği gibi, Syroslu Pherekydes’in öğrencisi oldu; onun ölümünden sonra Samos’a geldi ve Kreophylos’un soyundan, artık yaşlanmış olan Hermodamas’ın öğrencisi oldu. Genç ve bilgiye susamış biri olarak yurdundan ayrıldı, Yunanlı ve barbar tüm gizemlere girdi.


Böylece, Polykrates mektup yazıp onu Amasis’e tanıştırdığı zaman, Mısır’a geldi; Antiphon’un Erdemde Sivrilenler Üzerine adlı eserinde söylediğine göre, onların dilini öğrendi, Khaldaialıların ve Magların yanında bulundu. Sonra Girit’te Epimenides ile birlikte İda mağarasına girdi, Mısır’da da tapınaklara girip tanrılar hakkında bütün gizleri öğrendi. Sonra Samos’a geri döndü ve yurdunu Polykrates’in tiranlığının pençesinde bulunca, İtalya’nın Kroton kentine yelken açtı. Orada İtaliotlar için yasalar çıkarıp öğrencileriyle birlikte büyük saygı gördü: Sayısı üç yüze varan öğrencileri devleti öyle iyi yönettiler ki, bu yönetim biçimi gerçek aristokrasiydi.

Pontoslu Herakleides’e göre,Pythagoras kendisiyle ilgili olarak, eskiden Aithalides olduğunu ve Hermes’in oğlu sayıldığını anlatıyormuş; Hermes ona ölümsüzlük dışında ne isterse seçmesini söylemiş. O da, yaşarken de ölüyken de olup bitenlerin anısına sahip olmayı istemiş. Böylece yaşarken her şeyi anımsıyormuş, öldükten sonra da aynı anıları koruyormuş. Sonra zamanı gelince Euphorbos’un bedenine girmiş ve Menelaos tarafından yaralanmış. Euphorbos da eskiden Aithalides olduğunu ve bu armağanı Hermes’ten aldığını söylüyor, ruhunun nasıl göç ettiğini, kaç bitki ve hayvanın içine girdiğini, ruhunun Hades’te ne çok acı çektiğini ve öteki ruhların nelere katlandıklarını anlatıyordu.

Euphorbos öldükten sonra, ruhu Hermotimos’un bedenine geçmiş; o da öyküyü doğrulamak için, Brankhidai’a geldi ve Apollon’un tapınağına girip Menelaos’un adadığı, artık çürümüş, bir tek fildişi yüzeyi kalmış kalkanı gösterdi: Nitekim onun Troya’dan yelken açtıktan sonra, kalkanını Apollon’a adadığını söylüyordu. Hermotimos, sonra da Pyrrhos olduğunu anımsamış. Pyrrhos öldükten sonra, Pythagoras olmuş ve yukarıda anlatılan geçişlerin hepsini anımsamış.

Bazıları Pythagoras’ın bir tane dahi yazılı eser bırakmadığını söylerler, ama bu doğru değildir. Doğa düşünürü Herakleitos neredeyse avaz avaz bağırarak şöyle diyor:

“Mnesarkhos oğlu Pythagoras araştırma çalışmalarında bütün insanları aşmıştır ve bu yazılarından seçme yaparak, büyük bilgi ve kurnazlığa dayalı kendi bilgeliğini oluşturmuştur.” Böyle söylüyor, çünkü Pythagoras Doğa adlı eserinde şu sözlerle başlıyor: “Soluduğum hava adına, içtiğim su adına, bu eserimle ilgili herhangi bir yergiye katlanmayacağım.” Pythagoras üç eser yazmıştır: Eğitim, Devlet ve Doğa.

Ama Pythagoras’ın adı altında geleneser, Thebai’a kaçmış ve Epameinondas’a hocalık yapmış olan Taraslı Pythagorasçı Lysis’indir. Sarapion’un oğlu Herakleides Sotion’un Özeti adlı eserinde Pythagoras’ın Evren Üzerine adında bir destan yazdığını söyler; ikinci eseri Kutsal Söz’dür; başı şöyle:

“Gençler, bu sözlerin hepsine ses çıkarmadan saygı gösterin!”.

Üçüncü eseri, Ruh Üzerine, dördüncü eseri Dindarlık Üzerine; beşincisi, Kolsu Epikharmos’un Babası Helothales; altıncısı, Kroton ve diğerleri. Aynı kaynak Gizemler Üzerine adlı eserin Pythagoras’a kara çalmak için Hippasos tarafından yazıldığını ileri sürer. Krontonlu Aston tarafından yazılmış birçok eser de gene Pythagoras’a yakıştırılmıştır.

Aristoksenos’a göre, Pytagoras ahlak alanındaki görüşlerinin çoğunu Delphoi rahibesi Themistokleia’dan almıştır. Khioslu İon Triagmoi adlı eserinde onun yazdığı bazı eserlerini Orpheus’a mal ettiğini söylüyor. Dolandırıcılar adlı eser de onunmuş; başı şöyle: “Kimsenin karşısında <...> utanmazca davranma!” Sosikrates’in Filozoflar Zinciri adlı eserinde anlattığına göre, Leon ona “Phleius tiranı kimdir?” diye sorunca, “Filozof” diye karşılık vermiş. Yaşamı büyük şenliklere benzetiyordu: Kimi bunlara yarışmak için katılır, kimi alışveriş için; ama en iyiler seyirci olarak gelirler; aynı şekilde yaşamda da kimileri ünün kölesi ve kazanç avcısı olarak doğarlar, kimileri de gerçeğin peşinde filozoflar olarak. Bunlar böyle.

Yukarıda anılan üç eserinde Pythagoras’ın görüşleri genel olarak şöyledir: Neyin yararlı olduğunu bilmediğinden, insanın kendisi için dua etmesini yasaklar. Sarhoşluğa tek sözcükle bela der ve içmede de yemede de ölçüyü kaçırmamak gerektiğini söyleyerek her türlü aşırılığı reddeder. Cinsel hazlar konusunda da şöyle der: “Yazın değil, kışın sevişmeli; cinsel hazlar sonbahar ve ilkbaharda daha hafiftir, ama her mevsimde ağırdır ve sağlık için iyi değildir.” Ne zaman ilişki kurmalı sorusuna, “Ne zaman kendinden zayıf olmak istersen” diye karşılık vermiş.


İnsan yaşamının bölümlerini şöyle ayırıyordu: “Çocukluk yirmi yıl, delikanlılık yirmi yıl, gençlik yirmi yıl, yaşlılık yirmi yıl. Bu dönemler mevsimlere karşılıktır: çocukluk ilkbahar, delikanlılık yaz, gençlik sonbahar, yaşlılık da kış.” Ona göre, delikanlılık buluğ çağı, gençlik de yetişkinlik çağıdır. Timaios’a göre, “Dostların malları ortaktır” ve “Dostluk eşitliktir” diyen ilk düşünür odur. Nitekim, öğrencileri de eşyalarını bir ek yere bırakıyorlardı. Öğrencileri sınavdan geçinceye kadar Pythagoras’ı hiç görmeden, yalnızca derslerini dinleyerek, beş yıl boyunca seslerini çıkarmazlardı. Ancak bundan sonra onun evine kabul edilir ve onu görmelerine izin verilirdi. Zeus’un asası selvi ağacından yapıldığı için, bu ağaçtan yapılmış tabut kullanmazlardı: Hermippos Pythagoras Üzerine adlı eserinin ikinci kitabında böyle söylüyor.

Anlatıldığına göre, çok ağırbaşlı ve saygın bir insanmış ve öğrencileri onun Hyperborelilerin yanına gelmiş Apollon olduğunu düşünürlermiş. Bir söylentiye göre de, bir gün soyunup çıplak kaldığında, kalçasının altından olduğu görülmüş: Nessos ırmağını geçerken, ırmağın onu selamladığını anlatan birçok kişi vardı. Erkeklerin yanında yaşayan kadınların, önce “Bakire”, sonra “Gelin”, sonra da “Ana” şeklinde tanrısal adları olduğunu söylerdi. Timaios Tarih’inin onuncu kitabında böyle diyor. Antikleides de İskender Üzerine adlı eserinin ikinci kitabında, Moiris geometri ögelerinin başlangıcını bulduktan sonra, Pythagoras’ın bu bilimi gelişiminin son noktasına götürdüğünü söylüyor.

Pythagoras geometrinin özellikle aritmetik yanı üzerine çalışmış, tek tel üzerindeki ses aralıklarını bulmuştur. Hekimliği de göz ardı etmemiştir. Hesap kuramcısı Apollodoros’a göre, bir dik üçgende hipotenüsün karesinin dik kenar karelerinin toplamına eşit olduğunu bulunca, yüzlük kurban kesmiş. Bir de epigramı var, şöyle:

“Pythagoras o parlak buluşunu tamamladı:

Bulduğu şekille ünlenip ünlü bir kurban töreni yaptı.”


Anlattıklarına göre,atletlere et diyeti uygulayan ilk o olmuş ve ilk olarak da Eurymenes’e: Favorinus Anılar adlı eserinin üçüncü kitabında böyle söylüyor; gene Favorinus’un Tarih Derlemesi adlı eserinin sekizinci kitabında söylediğine göre, atletler önce kuru incir, yumuşak peynir ve tahılla diyet yapıyorlarmış.

Kimilerine göre, bu tür beslenmeyi öngören, bu Pythagoras değil, ama gene Pythagoras adında bir çalıştırıcıdır. Çünkü bizim Pythagoras, bizim gibi, bir ruhu olma ayrıcalığına sahip hayvanları öldürmeyi de, etlerini yemeyi de yasaklamıştır. İleri sürdüğü gerekçe buydu; ama hayvan eti yemeyi yasaklamasının gerçek nedeni ise, insanlara yaşam kolaylığı getirmek ve onları buna alıştırmaktır; bunun sonucunda pişirmeye gerek olmadan yiyecekler yiyip az su içerek besinlerini çok kolay sağlayacaklardır: Beden sağlığı ve zekâ keskinliği de bundan ileri gelir. Şurası kesin ki, bir tek Delos’ta Boynuzlu sunağın arkasındaki Yaratıcı Apollon sunağına saygı gösteriyordu. Çünkü Aristoteles’in Delosluların Anayasası adlı eserinde söylediği gibi, buraya hayvan kurbanlar değil, yalnızca ateş gerektirmeyen tahıl, arpa ve çörek sunuluyordu.

Derler ki, zorunluluğun öngördüğü bir döngüyle, ruhun canlılardan kâh birinin kâh öbürünün içine girdiğini ortaya koyan ilk düşünür oymuş; müzikçi Aristoksenos’un söylediğine göre, Yunanlılara ölçü ve ağırlığı ilk o getirmiş; Parmenides’in söylediğine göre de, Akşam yıldızıyla Sabah yıldızının aynı olduğunu gene ilk o açıklamış. O kadar büyük bir hayranlık kazanmış ki, öğrencileri “tanrının çeşitli sesleri” olarak tanımlıyorlardı, öte yandan kendisi de bir eserinde iki yüz yedi yıl sonra Hades’ten insanların arasına döndüğünü söyler. Bu nedenle Leukanialılar, Peuketialılar, Messapialılar ve Romalılar onun yanından ayrılmıyor, konuşmalarını dinlemeye geliyorlardı.

Philalaos’un zamanına kadar Pythagoras’ın görüşleri bilinmiyordu; Platon’un yüz minaya aldırttığı üç ünlü eserini Philolaos tek başına yayımladı. Sayıları altı yüzden aşağı olmayan öğrencileri onun gece derslerine katılıyorlardı; onu görmeye değer bulanlar yakınlarına çok talihli olduklarını yazıyorlardı. Metantionlular onun evine Demeter’in tapınağı, evinin önündeki sundurmaya da Museion derlerdi: Favorinus Tarih Derlemesi adlı eserinde böyle söylüyor. Öteki Pythagorasçılar da, Aristoksenos’un Eğitim Kuralları adlı eserinin onuncu kitabında söylediğine göre, herkese her şeyin açıklanmaması gerektiğini söylüyorlarmış;

burada Pytagorasçı Ksenophilon, “İnsan oğlunu en iyi nasıl eğitebilir?” sorusuna, “Onu iyi yönetilen bir kentin yurttaşı yaparak” diye karşılık veriyor. Pythagoras İtalya’da yasa koyucu Zaleukos ve Kharondas gibi daha birçok kişinin erdemli ve saygın olmasını sağlamıştır; çünkü dostluk kurmaya yatkındı, özellikle de ne zaman birinin onu simgeli düsturlarını benimsemiş olduğunu öğrense, hemen onunla ilişki kurar ve dost olurdu.

Düsturları şunlardı: ateşi bıçakla karıştırma; terazinin üstüne basma, tahıl kilisesinin üstüne oturma, yüreğini kemirme, yükü kaldırana yardım et, indirene değil, yaygıların her zaman derli toplu olsun, tanrının resmini yüzüğünde dolaştırma, küle kazanın izini bırakma, sandalyede meşaleyle temizlik yapma, güneşe karşı işeme, yolun dışında yürüme, sağ elini kolayca uzatma, kendinle aynı çatı altında kırlangıç barındırma, kanca tırnaklı kuş besleme, tırnak ve saç kesiklerinin üstüne işeme ve basma, sivri bıçağı kendinden uzak tut, yurdundan ayrılırken dönüp sınıra bakma.

Bu düsturların anlamları şöyledir: “Ateşi bıçakla karıştırma” demek, “güçlerin öfkesini ve yüksek gururunu kışkırtma” demektir. “Terazinin üstüne basma”, “adaleti ve eşitliği çiğneme” demektir. “Tahıl kilesinin üstüne oturma”, “gelecek için de aynı şekilde kaygılan” demektir; çünkü kile insanın günlük azığıdır. “Yüreğini kemirme”, “ruhunu sıkıntı ve üzüntülerle tüketme” demektir. “Yurdundan ayrılırken geri dönme” derken, yaşamdan ayrılanlara yaşama tutkuyla yapışmamalarını ve yaşam hazlarına kapılmamayı salık veriyordu. Fazla uzatmak için, ötekileri de bunlara bakarak çıkarabiliriz.

Her şeyi ötesinde, tekirbalığı ve melanurya yemeği yakalanıyordu; Aristoteles’e göre, ana kucağı ve bazen kırlangıçbalığından da. Kimileri de onun yalnızca bal, bal peteği ya da ekmekle yetindiğini ve gündüz saatlerinde ağzına şarap sürmediğini söylerler; katık olarak genellikle pişmiş ve çiğ sebze, nadiren deniz ürünü yerdi. Giysileri tertemiz ve bembeyazdı, yaygıları da beyaz yündendi; çünkü keten yaygılar henüz o bölgeye gelmemişti.

Ne içini boşaltırken, ne sevişirken ne de sarhoşken hiç görülmemiştir. Eşek şakası ve avam öyküler gibi gülünçlük ve yalakalıktan kaçınırdı. Öfkelendiğinde ne köle ne özgür hiç kimseyi cezalandırmazdı. Uyarmaya “düzeltme” diyordu. Bilicilik sanatını belirti ve kuş fallarıyla kullanırdı, tütsü ağacı dışında kesinlikle ateşte yakılan kurbanlara başvurmazdı. Sunuları hep cansızdı, ama onun yalnızca horoz, sütten kesilmiş oğlak ve yavru domuz kurban ettiğini, hiç kuzu sunmadığını söyleyenler vardır. Aristoksenos’a göre, bütün öteki hayvanları yemeye izin veriyor, bir tek çift süren sığırla koçtan uzak durulmasını istiyordu.

Aynı kaynakta, yukarıda söylediğimiz gibi, Pythagoras’ın öğretilerini Delphoi rahibesi Themistokleia’dan aldığı söyleniyor. Hieronymos’un anlattığına göre, Pythagoras Hades’e indiğinde, tanrılar hakkında söylediklerinin cezası olarak, Hesiodos’un ruhunu ses çıkaran tunç bir sütuna bağlı, Homeros’un ruhunu da, çevresinde yılanlarla ağaca asılı görmüş: Kroton halkı tarafından özellikle onurlandırılmasının nedeni buymuş. Kyreneli Aristippos’un Doğa Düşünürleri Üzerine adlı eserinde söylediğine göre, gerçeği Pythios kadar doğru dile getirdiği için, Pythagoras adını almıştır.


Anlattıklarına göre, öğrencilerinden eve giderken her seferinde şöyle söylemelerini istiyormuş:


“Nerede hata yaptım? Ne yaptım? Hangi ödevimi yerine getirmedim?”

Tanrılara kurban kesip götürmeyi yasaklıyordu, bir tek kansız sunağa tapınmaya izin veriyordu. Tanrıların adına yemin etmemeli; çünkü insan kendini sözüne güvenilir kılmaya çalışmalıdır. Zaman yolculuğunda önde olanı saygıdeğer sayıp büyüklere saygı göstermeli: Dünyada nasıl gündoğumu günbatımının önündeyse, yaşamda da başlangıç sonuç önündedir, canlılarda da doğum ölümün önündedir.

Diamonlardan önce tanrılara, insanlardan önce kahramanlara, insanlar arasında da önce ana babana saygı göster. İnsanlarla ilişkilerini dostlarını düşman kılmayacak, tersine düşmanlarını dost kılacak biçimde ayarla. Hiçbir şeyi kendi malın sayma. Yasaya yardımcı ol, yasadışı olanla savaş; insan eliyle ekilmiş bitkiyi ve insanlara zararı dokunmayan hayvanı yok etme, zarar da verme. Durmadan gülmek de surat asmak da utanılacak ve sakınılacak şeylerdir. Fazla etten kaçın, yolculukta bir çabala bir dinlen, belleğini çalıştır, öfkeliyken ne bir şey söyle ne de yap, her türlü biliciliğe saygı göster, lir eşliğinde şarkı söyle, tanrılara ve insanlara olan gönül borcunu ilahilerle göster. Bakladan uzak dur. Çünkü gazlı yapısından ötürü onda yaşam soluğundan bir şeyler vardır; ayrıca bakla yenmese, mide için daha iyi olur. Hatta bu sayede uykudaki görüntüler yumuşak ve dingin olur.

Aleksandros Filozoflar Zinciri adlı eserinde şunları da Pythagoras’ın Anıları’nda bulduğunu söylüyor:


Her şeyin başı birliktir; birlikten sonsuz ikilik çıkar: nedeni olan birliğin altında madde olarak bulunur. Birlikten ve sonsuz ikilikten sayılar çıkar; sayılardan noktalar, bunlardan çizgiler, bunlardan da düzlem şekiller çıkar. Düzlem şekillerden üç boyutlu şekliler, bunlardan da duyumlanır cisimler çıkar: Bunların ateş, su, toprak ve hava olmak üzere dört ögesi vardır: Bu ögeler tamamıyla aralarında değişirler ve birbirlerine dönüşürler; bunlardan canlı, akıllı ve küre biçimli evren oluşur, merkezinde kendisi de küre biçimli ve her tarafında insanların yaşadığı yer vardır.

Bir de antipodlar vardır: bizim altımızda olan onların üstünde bulunur. Evrende ışık ve karanlık, sıcak ve soğuk, kuru ve yaş eşit ağırlıklıdır; bunlardan sıcak üstün gelirse yaz olur, soğuk üstün gelirse kış olur; yeşeren ilkbahar sağlıklıdır, solan sonbahar ise sağlıksızdır. Gün içinde de yeşerme şafak, solma akşamdır; bu yüzden akşam daha sağlıksızdır. Yerin çevresindeki hava durağan ve sağlıksızdır, içindeki her şey ölümlüdür; en yukarıdaki hava ise her zaman devinim içindedir, temizdir, sağlıklıdır ve içindeki her şey ölümsüzdür, her yüzden de tanrısaldır.

Güneş, ay ve öteki yıldızlar birer tanrıdır; çünkü bunlarda canlıların yaşam nedeni olan sıcaklık üstün durumdadır. Ay ışığını güneşten alır. İnsan da sıcaktan pay aldığı için, insanlarla tanrılar arasında tanrılar bizimle ilgilenirler. Kader bütünü de parçalarını da yöneten güçtür. Güneş ışınları soğur ve yoğun esîrde yayılır. Havaya soğuk esîr, denize ve ıslaklığa da yoğun esîr derler. Bu ışın derinliklere de dalar ve bu sayede her şeye can verir.

Sıcaklıktan pay alan ne varsa, hepsi canlıdır; bu nedenle bitkiler de canlıdır; ama hepsinin ruhu yoktur. Ruh soğuk esîrden de pay aldığı için, yaşamdan farklıdır; ölümsüzdür, çünkü parçası olan şey de ölümsüzdür. Canlılar birbirlerinden tohumlar sayesinde çoğalırlar, topraktan kendi kendine çıkan hiçbir şey yoktur. Tohum, içinde sıcak buhar barındıran bir beyin damlasıdır; bu damla ana karnına girdiğinde, beyinden ikhor, sıvı ve kan salgılar, bunlardan et, sinir, kemik, kıl ve bedenin tümü oluşur; buhardan da ruh ve duyum oluşur.

(Ana karnındaki) ilk oluşum kırk günde biçim kazanır, bebek uyum oranlarına göre yedi, dokuz ya da en fazla on ayda gelişimini tamamlayıp dünyaya gelir; bebeğin kendinde tüm yaşam ilişkileri vardır; bunlar birbirine bağlı bir dizi oluşturup, her biri belli zamanlarda birbiri ardında gelişerek onu bir arada tutarlar. Genel olarak duyum, özel olarak da görme, aşırı sıcak bir buhardır. Havanın ve suyun içinden bunun sayesinde gördüğümüz söylenir; nitekim, sıcak soğuğa karşı durur. Çünkü eğer gözlerimizdeki hava soğuk olsaydı, kendisine benzer hava karşısında dağılır giderdi; işte, bazı yerlerde gözlere güneşin kapısı der. İşitme ve öteki duyular için de aynı şeyleri öğretiyordu.

İnsan ruhu, akıl, mantık ve tutku olmak üzere üç bölümlüdür. Akıl ve tutku öteki canlılarda da vardır. Ruhun egemenliği yürekten beyne kadardır; ruhun yürekteki bölümü tutkudur, beyindeki bölümleri ise akıl ve mantıktır. Duyular bunlardan dökülen damlalardır. Akıllı bölüm ölümsüzdür, ötekiler ölümlüdür. Ruh kanla beslenir;ruhun gücü rüzgârdır. Ruh da ruhun gücü de gözle görülmez, çünkü esîr de gözle görülmez.

Damarlar, atardamarlar ve sinirler ruhun bağlarıdır; ama ruh güçlenip iç dinginliğini kazandığı zaman, bu bağları söz ve eylemler oluşturur. Ruh yere atılınca, beden gibi havada dolanmaya başlar. Ruhları Hermes yönetir, bu nedenle hem karadan hem denizden ruhları bedenlerinden alıp götürdüğü için ona Pompeus (“eşlikçi”), Pylaios (“kapıcı”) ve Khthonios (“yer altı”) da denir; temiz ruhlar en yükseğe götürülür, kirli ruhlar ise ne temiz ruhlara yaklaşabilirler ne de birbirlerine; buna karşılık Erinylerce kırılmaz zincirlerle bağlanırlar.

Tüm hava ruhlarla doludur: Bunlar daimon ve kahraman adıyla anılırlar; insanlara düşleri, belirtileri ve hastalıkları gönderenler bunlardır, hem yalnız insanlara değil, davar ve öteki sürü hayvanlarına da. Arındırıcı ve defedici törenler her türlü bilicilik, belirtiler ve benzerleri bunlara ilişkindir. Pythagoras’a göre, insan yaşamında en önemli şey ruhu iyiye ya da kötüye yönlendirmektir. İnsanların mutluluğu, ruhların iyi olmasına bağlıdır, ama hiçbir zaman huzur bulamazlar ve aynı yolda ilerleyemezler.

Adalet, yeminle bağlanan şeydir, bu nedenle de Zeus yeminin koruyucusudur. Erdem uyumdur, sağlık, her türlü iyilik ve tanrı da öyle; bu yüzden evren de uyum kurallarına göre kuruludur. Dostluk da uyumlu bir eşitliktir. Tanrılarla kahramanlara eşit saygı gösterilmemelidir, tanrılara her zaman saygılı bir sessizlik içinde, beyaz giysilerle ve temizlenip öyle yönelmeli, kahramanlara da öğleden sonra. Temizlik arınarak, yıkanarak ve şartlanarak sağlanır; temizlik için ayrıca cenazeye, lohusaya ve hiçbir pisliğe bulaşmamalıdır; yenebilir ve kendiliğinden ölmüş hayvanların etinden, kırlangıçbalığı ve melanuryadan, yumurta, yumurtadan çıkan hayvanlardan, bakladan ve tapınaklardan gizem törenleri yapanlarca yasaklanan öteki şeylerden uzak durulmalıdır.

Aristoteles’in Pythagorasçılar Üzerine adlı eserinde söylediğine göre, hem cinsel organa hem de Hades’in kapısına benzediği için, bakladan uzak durulmasını istiyordu. <...> Çünkü bir tek bu bitki eklemsizdir; yıkıcıdır, evrenin yapısına benzer, oligarşiye ilişkindir: çünkü ad çekmede bakla kullanılır. (Öğrencilerine) yere düşen kırıntıları kaldırmayı yasaklıyordu: hem onları yemekte aşırı gitmemeye alıştırmak için, hem de birinin ölümüne ilişkin olduğu için; Aristophanes de Kahramanlar adlı oyununda yere düşen kırıntıların kahramanlara ait olduğunu söyler.

“Sofranın altına düşenleri sakın ağzına atma!”

Beyaz horoz yemek yasaktı, çünkü bu, Ay’ın kutsal hayvanıdır ve yalvarıcı görünümündedir (yalvarma iyi işler arasındaydı); Ay’ın kutsal hayvanıdır, çünkü zamanı gösterir. Kutsal balıkları yemek de yasaktı; çünkü tanrılarla insanlara aynı yeri vermemek gerek, tıpkı özgür insanlarla köleler için olduğu gibi. (Beyaz iyinin özüne ilişkindir, siyah da kötünün.)

Ekmeği parçalamamalı, çünkü eskiden dostlar, bugün barbarların yaptığı gibi, bir ekmek çevresinde toplanırlardı; onları birleştiren ekmek bölünmemeli de: kimilerine göre ekmek Hades’teki yargıyla ilgili olduğu için; kimilerine göre, insanları savaşta korkak kıldığı için; kimilerine göre de, ekmek evrenin başlangıcı olduğu için.

Üç boyutlu şekillerin en güzeli küre, düzlem şekillerin en güzeli de çemberdir. Azalan her şey yaşlılığa örnektir, buna karşılık büyüme ve gençlik aynı şeydir. Sağlık biçimin korunmasıdır, hastalık da bozulması. Tuzla ilgili olarak, bize doğru olanı anımsatması için sofraya getirilmesi gerektiğini söylüyordu; çünkü tuz içine girdiği her şeyi korur ve dünyanın en saf şeyleri olan su ve denizden oluşmadır.

Aleksandros bunları Pythagoras’ın Anılar’ında bulduğunu söylüyor, buna benzer şeyleri de Aristoteles bulmuş.

Timon Silloi adlı eserinde Pythagoras’ı iğnelemekle birlikte, onun saygınlığını göz artı etmemiştir; şöyle diyor:

“Pythagoras, saygın konuşmasından emin
insanları avlamak için, büyücü inanışlarına yöneldi.”

Ksenophanes aşağıdaki elegeiasında onun bazen öyle bazen böyle olduğuna tanıklık eder; başlangıcı şöyle:

“Şimdi gene başka bir konuya gireceğim, yol göstereceğim.”

Onun hakkında söyledikleri de şöyle:

“Bir gün sopayla dövülen bir eniğin yanından geçerken
ona acımış ve şöyle demiş: Dur, vurma!
Çünkü o sevdiğim bir adamın ruhu,
bağırışını duyunca onu tanıdım.”

Ksenophanes bunları söylüyor. Kratinos Pythagorasçı Kadın adlı oyununda onu alaya alır; Taraslılar adlı oyunda da şöyle diyor:

“Aralarında düşen eğitimsiz birini ele geçirirlerse,
öğretinin gücünü onun üstünde deneyerek,
karşı savlarla, terimlerle, eşitliklerle, dolaylı anlatımlarla,
büyüklüklerle, akıllıca, adamı şaşkına çevirmek
ve altüst etmek bunların âdetidir.”

Mnesimakhos Alkmaion’da:

“Loksias’a kurban töreni yapıyoruz,
Pythagoras’ın yöntemince,
kesinlikle hiçbir canlıyı yemeden.”

Aristophon Pythagorasçı’da:

“A. Yer altı dünyasına inip herkesi bir bir görmüş,
ama Pythagorasçılar öteki ölülerden çok ama çok farklıymış:
Çünkü Pluton dindarlıklarından ötürü bir tek bunlarla aynı sofraya oturuyormuş.
B. Kalender bir tanrıdan söz ediyorsun sen,
eğer pislik içinde yüzenlerle bir arada olmaktan hoşlanıyorsa.”

Gene aynı yerde:

Sebze yiyorlar, üstüne su içiyorlar;
ama gençlerin hiçbiri yırtık pırtık bir harmaniyle,
Bitli ve pislik içinde yaşamaya razı olamaz.”

Pythagoras’ın ölümü şöyle oldu. Milon’un evinde dostlarıyla otururken, içeri kabul edilmeye değer bulunmayanlardan biri kıskançlığından tuttu evi yaktı; kimileri de bunu, başlarına tiran olur korkusuyla bizzat Krotonluların yaptığını söyler. Pythagoras tam kapıdan çıkarken yakalanmış; bakla dolu bir yere gelince, üstüne basıp geçmek için, yürümektense yakalanmayı, konuşmaktansa öldürülmeyi yeğlediğini söyleyerek, orada durmuş; böylece peşindekiler tarafından boğazlanmış. Öğrencilerinin çoğu, yaklaşık kırk kadarı da böyle öldürülmüş; aralarında Taraslı Arkhippos ile yukarıda andığımız Lysis’in de bulunduğu birkaç tanesi kaçıp kurtulmuş.

Dikaiarkhos’a göre, Pythagoras Musaların Metapontion’daki tapınağına sığınıp kırk günlük bir açlığın ardından ölmüştür. Herakleides de Satyros’un Yaşamlarından Özet adlı eserinde, Pythagoras’ın Pherekydes’i Delos’ta gömdükten sonra ve <...> Krotonlu Kylon’u zengin bir şölende bulunca Metapontion’a çekildiğini ve daha fazla yaşamak istemediği için orada aç kalarak yaşamına son verdiğin anlatır. Hermippos’un anlattığına göre ise, Arkagaslılarla Syrakusailılar arasındaki savaş sırasında öğrencileriyle kentten çıkıp Akragaslıların başına geçmiş; ordu bozguna uğraşınca, bir bakla tarlasının çevresini dolanırken Syrakusailılar tarafından öldürülmüş; geri kalanlar, otuz beş kişi kadar, baştakilere karşı bir hareket başlatmak istedikleri için, Taras’ta yakılmışlar.

Hermippos Pythagoras hakkında başka bir şey daha anlatır. İtalya’ya gittiğinde yeraltına bir oda yaptırmış ve annesine olup bitenleri zamanını da belirterek bir tablete yazmasını, sonra da bunları kendisi yukarı çıkıncaya kadar aşağı göndermesini söylemiş. Annesi denileni yapmış. Bir süre sonra zayıflıktan iskelete dönmüş bir halde yukarı çıkmış; meclise gidip Hades’ten geldiğini söylemiş; hatta olan olayları onlara okumuş. Onlar da bu söylenenler karşısında büyük heyecan duyup gözyaşları ve hıçkırıklara boğulmuşlar, Pythagoras’ın tanrısal bir varlık olduğuna inanıp, ondan bir şey öğrensinler diye kadınlarını ona göndermişler: Bunlara Pyhagorasçı kadınlar denmiş. Hermippos bunları anlatıyor.

Pythagoras’ın Theano adında birkarısı vardı, Krotonlu Brontions’un kızıydı. Kimilerine göre de, Brontinos’unkarısı ve Pythagoras’ın öğrencisiydi. Lysis’e göre, Damo adında bir de kızı vardı; Lysis Hippasos’a yazdığı mektupta Pythagoras hakkında şöyle diyor: “Birçok insan senin halka açık felsefe yaptığını söylüyor: Pytagoras bunu hiç yapmadı; anılarını kızı Damo’ya teslim ederken, bunları eve girenler dışında kimseye vermemesini tembihledi. Kızı da bu yazıları büyük para karşılığı satabilecekken, bunu yapmak istemedi; yoksulluğu ve babasının tembihlerini altından değerli görüyordu: İşte kadın bu!”

Telauges adında bir oğulları vardı: Babasının yerine geçti ve kimilerine göre Empedokles’in hocası oldu. Hippobotos’un söylediğine göre, Empedokles ona şöyle dermiş:

“Telauges, Theano ile Pytagoras’ın ünlü oğlu.”

Telauges hiç eser yazmamıştır, ama annesi Theano’nun birkaç eseri var. “Bir kadın kaç günde erkeklerle ilişkisinden temizlenir?” sorusuna, “Kendi kocasıysa hemen, başka bir erkekse hiçbir zaman” diye karşılık vermiş. Kocasının yanına yaklaşan kadına giysileriyle birlikte utanmayı da çıkarıp atmasını, kalkınca da bunları yeniden giyinmesini salık veriyordu. “Nedir?” sorusunu, “Bana kadın denmesini sağlayan şey” diye yanıtladı.

Sarapion’un oğlu Herakleides’in söylediğine göre, Pythagoras kendi yaş dönemleri tanımına uygun olarak seksen yaşında ölmüştür., ama çoğu insan onun doksan yaşında öldüğünü söyler. Bizim de ona eğlenceli bir epigramımız var, şöyle:

“Canlılara el uzatmayan bir tek sen değilsin, biz de öyleyiz.
Canlılara kim ilişiyor ki, Pythagoras?
Pişirip, kızartıp tuzlayınca,
İşte o zaman canı olmayan şeyleri yiyoruz.”

Bir başkası:

“Pythagoras öyle bir bilgeydi ki, kendisi ete dokunmuyor,
bunun doğru olmadığını söylüyordu,
ama başkalarının yemesine izin veriyordu. Ne güzel bilgelik!
Kendin yanlış yapma, başkalarını bırak yapsın.”

Bir başkası:

“Eğer Pythagoras’ın fikri nedir bilmek istersen,
Euphorbos’un kalkanının göbeğine bak!
Nitekim o ‘Ben daha önce yaşadım’ diyor: İnsan vardım
derken artık yoksa, demek varken de, hiç kimse değildi.”

Bir başkası ölüm biçimiyle ilgili:

“Ah, Pythagoras, ah! Ne diye baklaya bu kadar saygı duydu ki?
Ve kendi öğrencileriyle birlikte öldü.
Bir bakla tarlası vardı: Baklaları çiğnememek için,
üç yol ağzında Akragaslılar tarafından öldürüldü.”

Altmışıncı Olimpiyat’ta sivrildi, topluluğu da dokut ya da on kuşak sürdü.

Çünkü Aristoksenos’un da tanıdığı son Pythagorasçılar,Trakya’dan Khalkidikeli Ksenophilos, Phleiuslu Phanton ve Ekhekrates, Diokles ve Polymnastos idi: bunlar da Phleiuslu, ayrıca Taraslı Philolaos ile Eurytos’un öğrencileriydiler.

Aynı çağda ve birbirlerinden çok uzak olmayan dört Pythagoras yaşamıştır: biri Krontonlu, tiranca eğilimleri olan bir adam; öbürü Phleiuslu atlet ya da kimilerine göre çalıştırıcı; üçüncüsü Zakynthoslu; bizimki, felsefenin gizleri bunundur derler ve bunları öğretirmiş; “Hoca dedi” deyişi de gündelik yaşama atasözü olarak ondan gelmiştir.

Bir başka Pythagoras Rhegionlu bir heykeltıraştı, düzün (ritim) ve bakışımı (simetri) onun bulduğu düşünülür; bir başkası Samos’lu bir heykeltıraş; bir başkası kötü birhatip; öbürü hekim, skilla üzerine bir eser yazmış, bir de Homeros üzerine bir derlemesi var; bir başkası da Dionysios’un anlattığına göre -Favorinus ya da Tarih Derlemesi adlı eserinin sekizinci kitabında böyle söylüoyr- kırk sekizinci Olimpiyat’ta uzun saçlı ve erguvan renkli giysiler içinde, teknik yumruk dövüşü yapan ilk kişi o olmuş: Alaya alınıp çocuklar yarışmasından çıkarılınca, büyükler yarışmasına geçmiş ve kazanmış.

Theaitetos’un yazdığı epigram da bunu ortaya koyuyor:


“Pythagoras diye birini, uzun saçlı,
ünlü yumruk dövüşçüsü, Samoslu bir Pythagoras biliyorsan,
o benim işte: Elealılardan birine benim işimi sorsan,
duyduklarına inanamayacaksın.”

Favorinus’a göre, matematik konusunda kullandığı tanımları sonradan yaygın olarak Sokrates ve yanaşmaları, bundan sonra da Aristoteles ve Stoacılar kullanmışlar.

Ayrıca, gökyüzüne evren, yeryüzüne de yuvarlak diyen ilk filozof odur; Theophrastos’a göre ise, Hesiodos’tur. 49. Kylon’un ona rakip olduğunu söylerler, tıpkı Antilokhos’un Sokrates’e rakip olduğu gibi.

Atlet Pythagoras şu epigramın da konusudur:


“Krates’in oğlu samoslu Pythagoras daha küçükken
çocuklarla birlikte yumruk dövüşü yapmak üzere Olympia’ya geldi.”

Filozof bir de şu mektubu yazmıştır:

“Sen de, azizim, soyunla ve ününle Pytagoras’tan daha üstün olmasaydın, Miletos’tan çıkar giderdin; ama şimdi atalarının adı seni alıkoyuyor, Anaksimenes’e benzeseydim, beni de alıkoyardı. Son derece yararlı olan sizler, eğer kentlerinizi bırakacak olursanız, kentlerde düzen kalmayacak ve Med tehlikesi artacak.

“Sürekli gök olaylarıyla uğraşmak güzel, ben de tümden kendi öğretilerimle uğraşıyor değilim, İtaliotların birbirlerine karşı sürdürdükleri savaşlara da katılıyorum.”

Pytagoras’ı ele aldıktan sonra, ünlü Pythagorasçılardan söz etmeliyiz; ondan sonra kimilerinin “kendi başına” diye tanımladıkları filozoflardan; ardından, daha önce söylediğim gibi, Epikuros’a kadar anılmaya değer filozoflar dizisini ele alacağım. Theano ile Telauges’ten söz ettik; şimdi ilkin Empedokles’i ele almalıyız: Çünkü kimilerine göre Pythagoras’ın öğrencisi olmuştur.

...

ÜNLÜ FİLOZOFLARIN YAŞAMLARI VE ÖĞRETİLERİ
Diogenes Laertios
Çeviren; Candan Şentuna
Yapı Kredi Yayınları
2. Baskı, Ağustos 2004, Sf. 382-398


alıntıdır:anlamak.com



Atatürkün Spor ve Sporcular Hakkında Söylediği Sözler

1. Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim. 2. Spor yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlâk da bu işe yardım eder. Zekâ ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler , zekâ kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben Sporcunun zeki çevik aynı zamanda ahlâklısını severim. 3. Her çeşit spor faaliyetini Türk gençliğinin milli terbiyesin  » Devamini Oku

Soğuk ve Sıcak Renkler

Renkler, şiddetlerine ve insanlar üzerindeki ruhsal etkisine göre ikiye ayrılırlar. . A) Sıcak Renkler (Kımızı, Turuncu, Sarı) Kırmızıda ateşin sıcaklığını, turuncuda güneş ışığının etkisini, sarıda da ışık ve aydınlığı duyarız. Bu renkler, havadaki titreşimi kuvvetli olduğu için diğer renklere 'göre gözü daha önce etkiler. Çocukta renk anlayışı başladığı zaman kırmızıya bakıp ona atılması  » Devamini Oku

Ünlü Düşmesi

İki heceli olup birinci hecesinde geniş (a, e, o, ö), ikinci hecesinde dar ünlü (ı, i, u, ü) bulunduran bazı Türkçe ve yabancı kelimelere ünlü ile başlayan veya tek ünlüden oluşan bir ek getirildiğinde kelimenin vurgusuz hâle gelen ikinci hecesindeki dar ünlünün düşmesine hece düşmesi denir. Buna orta hece düşmesi de denir: Örnekler: ağız→ağzı, burun→burnu, koyun(bağır, döş)→  » Devamini Oku

Küçük Ünlü Uyumu

Düzlük-yuvarlaklık uyumu da denir. Bu kurala göre bir kelime düz ünlü (a, e, ı, i) ile başlıyorsa sonraki ünlüler düz; yuvarlak ünlü (o, ö, u, ü) ile başlıyorsa sonraki ünlüler ya dar yuvarlak (u, ü) [4] ya da düz geniş (a, e) olmalıdır: Örnekler: arkadaş, karanlık, kelime, merdiven, serilmek, ıslık, ılık, ırak, sıcaklık, incelik, iyi kova, orak, oğlak, oğlan, gözlem, önem, uğrak, uygar, uğra  » Devamini Oku

Uzunluk Ölçü Birimleri

Uzunluk ölçüsü temel birimi metredir. Uluslararası Ölçüm Sisteminin uzunluk birimi metre'dir ve kısaca "m" ile gösterilir. Günümüzde "1 metre", ışığın boşlukta 1/299,792,458 saniyede aldığı yol olarak tanımlanmıştır.Bu çağdaş tanım günümüzde dünyanın çeşitli laboratuarlarında yapılabilen hassas ölçümlerin birbirleriyle karşılaştırılabilmesi amacıyla kabul edilmiştir. 1 metre (m.) = 0.001 km  » Devamini Oku

Kavimler Göçünün Sebepleri ve Sonuçları

Kavimler göçü milattan sonra 375 senesinde Hunların karadenizin kuzey bölümünden Avrupaya giderken karşılarına çıkan barbar kavimler olan ostrogot, vizigot, süev, sakson, angıl, frank ve vandal kavimlerini yerlerinden etmesiyle sonuçlanan bir olaydır. Kavimler Göçünün Sebepleri: a) Büyük Hun Devleti'nin dağılmasından sonra As­ya'nın batısında (Hazar ve Aral Gölü arası) Hunlara katılımların ol  » Devamini Oku

Ünlü Daralması

“a, e” düz-geniş ünlüleriyle biten fiillere şimdiki zaman eki “-yor” getirildiğinde, bu ünlüler daralarak “ı, i, u, ü” biçimlerine dönüşür. Bu olaya “ünlü daralması” denir.NOT: “-yor” ekinin kendisinden önceki düz-geniş ünlüler üzerinde daraltıcı bir etkisi vardır.FİİL ş.z.e. FİİL   » Devamini Oku

Soyut ve Somut Anlam

Somut anlam ve soyut anlam konusu hem Öss’de hem de Oks’de, sözcükte anlam ana başlığı altında işlenen bir konudur. Bu sebeple hem Öss’ye hazırlanan öğrencileri hem de Oks’ye hazırlanan öğrencileri yakından ilgilendirmektedir. Sözcükte anlamın zor konularından -daha doğrusu karışık- konularından birisi olan soyut ve somut anlamı dilimiz döndüğünce kolay ifade etmeye çalı  » Devamini Oku

Homojen ve Hetorejen Karışımlara Örnekler

HOMOJEN KARIŞIMLARA ÖRNEKLER : • Çözeltiler • Şekerli Su • Tuzlu Su • Asitli Su • Bazlı Su • Alkol – İyot • Hava • Çay • Kola • Soda • Gazoz • Kolonya • Ter • Tükürük • Gözyaşı • Ham petrol • Cam (Si, Na2O) • Alaşımlar (Çelik, Lehim, Bronz, Pirinç) •  » Devamini Oku

Haçlı Seferlerinin Nedenleri ve Sonuçları

Hıristiyanlık dininin peygamberi olan Hz. İsa Kudüs’te yaşamıştır. Bu yüzden Kudüs ve çevresi Hıristiyanlık için kutsal topraklardır. Kudüs, aynı zamanda Müslümanlar ve Yahudiler için de kutsaldır. Ancak, bu topraklar, 636 yılında Halife Hz. Ömer döneminde, ünlü komutan Halid bin Velid tarafından İslam devleti topraklarına katıldı. Avrupalı Hıristiyanlar, Müslümanların elinde bulunan bu kuts  » Devamini Oku

 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık

Resimleri

Sunumları

Henüz bu yazıya eklenmiş dosya (powerpoint,pdf,word) bulunmamaktadır.

Videoları

Henüz bu yazıya eklenmiş video bulunmamaktadır.
» Üstadlar Özel Bölümü
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
» Alt-Kültür Başlıklar

Çıkış yapmak istediğine emin misin?

Evet Vazgeç