Toplumdusmani.Net *
Yeni

Yazıyı Gönderen: dedilx
Gönderilme Tarihi: Tue, 21-Aug-2007
Okunma: 1920 kez
Yazı Boyutu: 12.64 KB

Ullikummis

Anus babası Alalus’u tahtından indirdiğinde yeni bir mitos yaratmak üzere olduğunun farkında mıydı acaba? Gerçi, bu da sıradan bir genç - yaşlı çatışmasından başka bir şey değildi ya. Üstelik bu tür hareketler zincirleme reaksiyon gibidir. Bir türlü sonu gelmez. Hani laçka olmuş deriz ya onun gibi bir şey.

Anus babasına ne yaptıysa oğlu Kumarbis de ona aynısını yaptı.

Bizim gençleri beğenmeyişimiz, yetersiz buluşumuz, erkenci diye suçlamamızın altında işte bu tarihten kaynaklanan öd korkusu yatar.

Ya gelir de beni kıçımın kaç yılda zar zor yer ettiği rahat, rahat değilse emin, emin değilse alışkın koltuğumdan ederse? Ya ’’bana bir kahve yapın çocuklar’’ diyemeyeceğim günler yakınsa?

Korku dağları bekler. Dağlar da aslında bir koltuk genişliği, bir masa lambası yüksekliği, bir karşı duvarda asılı eğri tablo uzaklığı yere sığdırılmış boyutlarda ancak büyüklüğü nerde durduğuna, nerden baktığına, ne kadar ihtiyacın olduğuna göre ölçülebilen dağlardan biri.

İş Kumarbisde de bitmiyor. Onun derdi de oğlu Fırtına-Tanrı ile. Diyalektik sorgulama mantığı onu da oğlundan korkması yönünde uyarıyor. Basit cambazlıklar ile bir oğul daha icat edip ikisini birbirlerine düşürme taktikleri içine girip Ullikummis hazretlerini Yer-Tanrıçadan peydahlıyor ama onunla da arası hoş değil. Tutup Ullikummis’i Ubelluris’e göndermek aslında iyi fikir.

İyi de Ubelluris de kim?

Kimilerine göre Ubelluris dünyayı Atlas efendimizden önce omuzlarında taşıyan hazret. İşte Ullikummis gelip bu Ubelluris hazretlerinin sağ omuzuna yerleşip başlıyor büyümeye. Öyle böyle bir büyüme değil ama bu. Günümüzde eşdeğeri olarak Bush hazretlerinin Amerikasını gösterebiliriz. Önce denizden boyu 9000 fersah yükseliyor, sonra çevresini de 9000 fersah yapıp kuleleşiyor. Orada da kalmayıp tanrıların dehşetle açılan gözleri önünde başı göğe eriyor.

Belasını ilk bulan Fırtına - Tanrının eşi Hepat. Hanımefendi bu işgalcinin her yeri silip süpürmesinden ötürü konağından oluyor. Duruma çok kızan hepat derhal eşine bir haberci yollayıp kocasına abisini şikayet ediyor. zaten tahta ortak çıkmasına dellenen Fırtına - Tanrı da soluğu Ea hazretlerinin yanında alıyor.

Aha! Bir de Ea çıktı, bu da kim yahu diye dellenmeyin lütfen. Onu bende fazla bilmiyorum ama sözü dinlenen tanrıgillerden biri olduğu açık. Ea derhal meclise gidip şikayetçi oluyor. Oluyor olmasına da Enlil’in olan bitenden zerre kadar haberi yok.

İnsanlık ölüyor
Enlil uyuyor.

En iyisi bu durumu Ea ile Ubelluris’in münavere etmeleri. Zaten onlar da bunu yapıyor ama açıkça Ubelluris’in yükünün ne kadar ağır olduğunu bilmediğini de görüyor Ea hazretleri.

İşte bu kadarı çok fazla. Hem Tanrı olacaksın hem dünyadan habersiz. Eh, tanrıları bu kadar vurdumduymaz olan dünyanın sabahı da çok olur.

İşte Ullikummis’in Tanrı obezliğinin gösterisi bugün Amerikanın politik obezliğinin ipuçlarını tarih öncesinden bize bas bas bağırmıştır ancak Tanrılar uyumaktadırlar.

iyi de Ullikummis nereye kadar büyüyecektir?

Ulu bir diorit taşı olana kadar.

Ondan sonra birileri gelir ve Ubelluris’i uyarır, eski sözleri bilen tanrılar göreve çağırılır, babaların ve ataların eski ambarları açılır, gök ile yeri birbirinden ayıran eski bakır bıçak bulunur ve Kumarbis’in ilk gözağrısı ve son taht korkusu olan diorit adam Ullikummis’in bacakları kesiliverir.

Tarih tekerrürden ibarettir.

Üstüne oturup ellerinizi göğsünüze vura vura saklandığınız,
tırmanmaya çalışan nicelerine zirve altı ölümleri tattırdığınız,
en uzaktan görünüp en çok korkulan olmayı umduğunuz,
sizin orda başıboş durmanızın bile kendilerine güven sağladığını düşünen düşünme özürlü müritlerinize azıcık yaşam bahşettiğiniz,
koskoca dağınız
bir kör bakır bıçak ile dağılmaya mahkümdu


Peki ya Telepinus’a ne oldu?

Tanrının bahşettikleri Tanrı yok olunca kalır mı hiç? Eğer bereket Tanrısı kayıplara karışırsa sığırlar doğurmaz, başaklar boyunlarını eğer, sular çağlamaz, yağmurlar terlemez .

Haksız mıyım?

İnsanoğlunun birinci görevi kaybolan Tanrısına yardım edip onun yolunu bulmasını sağlamaktır. Bunun için ne gerekirse yapılacak, ne gerekirse verilecektir. Duaysa dua, yalvarmaysa yalvarma, koyunsa koyun, bakireyse bakire.

Hiçbir şey kaybolan bir Tanrıdan daha kıymetli değildir.

Her şey Telepinus’un öfkelenmesi ile başladı. Öyle ki tapınak betimlemeleri bu öfkenin derecesini gözlere sokmak için Telepinus’un sağ çarığını sol, sol çarığını sağ ayağında gösterdiler.

Bu kez pabucu ters giyen şeytan olmadı yani. Telepinus muhtemelen yürümesini de çok zorlaştırıp acı veren bu çarıklar ile bozkırın yolunu tuttu. Tuttu ve yitti.

Derler ki yorgunluktan bitkin düşmüş ve uyuya kalmış. İşte ondan sonra ne olduysa oldu. Sisler bastı etrafı, ocakta kütükler söndü, tapınaklardaki tanrılar sustu, koyun kuzusundan vazgeçti, inek buzağısından caydı, insanlar, bırakın insanları, tanrılar acından öldü.

Telepinus da kim mi? Alalus oğlu Anus oğlu Kumarbis oğlu Fırtına - Tanrı oğlu Telepinus’u bilmez misiniz bre cahiller.

Fırtına - Tanrı yollara düşer, Güneş - Tanrı arayıp bulmaları için kartallar yollar ama heyhat! Yer yarıldı içine düştü. Fırtına - Tanrı ümitsizleşip vazgeçer ama Hannahannas Tanrıça cayar mı hiç? Hemenarama tarama için arı görevlendirilir . Fırtına - Tanrı’nın hiç gülesi yoktur ama şu komikliğe bakın, koskoca kartalın bulamadığını bıdıcık bir arı bulacak.

Ama Hannahannas Tanrıçanın planları başkadır. Telepinus’u arı ellerinden ve ayaklarından sokacak, gözlerine balmumu sıvayacak ve de Telepinus’u geri getirecektir.

Uzun uzun arar arı. Sonunda da bulur. Bulur bulmasına da zaten öfkeli olan Telepinus bir de kötü rüya görmüş olmalı ki bin beter öfkelenmiştir. Hatta belki de uykusunda elini ayağını sokan, gözünü balmumu ile kaplayan arıya da öfkelenmiş olabilir. Ben olsam kızardım.

Tanrılar bu durumu görünce doğrusu ürkerler. Telepinus’u bir kartalın kanadına yükleyip geri getirirler. Şifacı Tanrıça Kamrusepas hemen işleme başlar. İşlem deyince Telepinus’un üstünde sanmayın. Kamrusepas kızılderili büyücünün bir dönem eskisi. Danslar ediyor, taşın etrafında dönüyor.

Taş dedim de aklıma geldi.

Mısırda Karnak tapınağında böyle bir taş vardır. Etrafında döndünüz mü koca bulursunuz. Tabii sadece kadınlar için. Taşın dizaynı eşcinsel evlilikler öncesine denk geldiği için buna uygun yapılmamış. Hiç unutmam Ayşe ile Teslime taşın etrafında o kadar çok dönmüşlerdi ki taşın başı dönmüştü.

İkiside koca buldu.

Konuyu dağıtmayalım.

Ne diyordum ben? Nerde kalmıştım?

Eski insanlar ’’ex nihilo - hiç yoktan’’ yaratılışa yüz vermezler. Bir kaotik durum vardır ve bunun düzeltilmesi gereklidir. Tanrılar da ancak bu işi becerebilirler zaten. Yaratmak onların ne hadlerine?

Hem onlar yaratıyorsa, peki onları kim yaratacak?

’’Deniz’’ tanrıça Nammu gök tanrı An ve yer tanrıça Ki yi doğurmuş. Zaten biz de zamanla yer-gök ve de evvel-ahir arkadaşlarımıza önce AnKi demişiz ve sonra bu deyim ’’kanki’’ olarak güzel Türkçemizin baş sözcüklerinden yani ’’masterpiece’’ lerinden biri olmuş.

Sonra bu yer ile gök bir şekilde bir ensest ilişkiye girip Enlil Tanrımızı doğurmuşlar. O da her çocuğun bugün de başarı ile uyguladığı gibi ana babasının yani yer ile gökün arasına girip ikisini birbirinden ayırmış. Biz de bu ayrımdan sonra zaten Enlil hazretlerine hava-tanrı demişiz. Enlil bundan sonra yaşamımızın değişmez bir parçası olmuş ve zaman zaman bahar kokulu olarak ciğerlerimizde zaman zaman da söylemekten hicap ettiğim bir biçimde kötü kokulu olarak vücudumuzun envai çeşit bölgelerinde zuhur etmişdir.

Şimdi bütün tarihi kayıtlar bu Enlil hakkında bazı olumsuzluklar belirtmekte olduğundan bizim de ona ara sıra takılmamızda bir mani kanımca bulunmamaktadır. Koskoca taşların üzerine kalın kalın çiviler ile yazılı Sümer yazıtlarında Enlil’in oturduğu Nippur kentinden tanrıça Ninlil’e ’’hadi yelkenlimiz ile Nunbirdu nehrinde bir dolaşalım’’ daveti yaptığı ve hiç utanmadan bu gezinti sırasında koskoca tanrıçanın ırzına geçtiği kayıtlar altındadır.

Bu tarihi gerçeğin ortaya çıkması ile yeraltı sürgünü cezası ile cezalandırılan Enlil tarafından bir başına bırakılan güzel tanrıça Ninlil ise tecavüzcüsü Enlilden katiyen ayrılmak istemez ve de o dahi yeraltına göçer.

Günümüzde hala bazı şaşkınlar güzel kızlarımızın nadide tecavüzcüleri ile evlenmelerine sataşabilmektedirler o apayrı bir konu.

Her neyse. Biz tarihe kayıt düşürmeye devam edelim. Bu durum hiç hesaplanmadık tehlikeleri ortaya koyar. Ninlil ay parçası gibi bir ay - tanrı olan Nanna’yı yeraltının karanlıklar dünyasında doğurmak zorunda kalacaktır. Enlil günümüz siyasetçi -bürokrat - mafya şeytan üçgenine şapka çıkarttırıp, pabuçlarını da ters giydirecek bir plan hazırlayıp Ninlil’e yeraltı dünyasından üç tane zerzevat kabilinden tanrı analığı verip Nanna tanrımızı, ki biz ona artık yaşlandığı için aydede diyoruz, göklere çıkartır.

Birçok resmi ve gayrıresmi inanışın aksine ay - tanrı Nanna, ki bir diğer adı da Sin’dir, görüldüğü üzere güneşden kopmamış aksine güneş - tanrı Utu Nanna ile Ningal’in çocuğudur.

Buna ’’Olur mu öyle şey? Güneş aydan daha büyük ya!’’ kabilinden trivial ve de biçare yaklaşımlar getirenlere oğulların babalardan, kızların da analardan birer karış daha uzun olduğunu hatırlatmak ile yetinirim efendim.

Peki bu ne zamana kadar böyle devam etti?

Hayatları terslikten ibaret olan İbraniler kendilerine bir yeni kozmogoni yaratıp güneşi en büyük yapana kadar.

Bütün bu yazılanların da apaçık bir daha gösterdiği üzere:

’’En büyük Fenerbahçe başka büyük yok.’’

efendim...


Biz gene eskilere dönelim.

“ İlk (eski) tanrılar, […] kuvvetli tanrılar işitsinler : […] Geçmiş yıllarda Alalus (gökyüzünde) kral idi. Alalus tahtta oturuyordu. Ve tanrıların önde geleni, güçlü Anus, (hizmetçi olarak) onun huzurunda duruyordu. O, (Alalus’un) ayaklarına kapanıyor ve içki kaplarını, içmek için, onun eline veriyordu. “

Dedik ki bu kendini tekrarlayan bir hiyanet öyküsü. Her oğul babasına önce hizmet ediyor sonra ihanet.

Eğer bunlar birer tarihi gerçek olmasalardı Hurrilerden, Hattilere, Hattilerden de Hititlere bu efsaneler geçer miydi?

Biz işimize bakalım. Bu öykülere de oğul babayı öldürdü ya da karanlıklara gönderdi deyip geçmeyelim. Biraz ayrıntılara da bakalım. Bakarsınız lazım olur.

Dokuz yıl sürdü bu hizmet. Dokuz yıl sürdü bu göklere hakimiyet. Sonra Anus ayaklandı. Alalus yenildi ve karanlıklara sürüldü. Anus tahta oturdu. Oğlu Kumarbis ayaklarına kapanıp hizmet etmeye başladı. Peki bu ne kadar sürdü? Dokuz yıl elbet. Dokuz yıl sonda bu kez de Kumarbis ayaklandı ve babasını yendi ancak Anus babasından daha talihliydi. Karanlıklara sürülmeden kaçmayı başardı.

“ Anus, Kumarbis’in el ve ayaklarından kendini sıyırdı ve kaçtı. Anus, gökyüzüne çıktı. (Fakat) Kumarbis onun arkasından koştu. Anus’un ayaklarından yakaladı ve Anus’u gökyüzünden aşağıya çekti. (Kumarbis Anus’un) dizini (bel altını) ve bronza benzer Kumarbis’in karnına bitişik erkeklik organını ısırdı. Kumarbis, Anus’un erkekliğini yutunca, o sevindi ve yüksek sesle güldü. Anus döndü ve Kumarbis’e (şöyle) söylenmeye başladı : « Erkekliğimi yuttuğun için kendi içinden seviniyor musun? Kendi kendine sevinme! Ben sana yük (tohum) yükledim. İlk olarak soylu Fırtına Tanrısı ile seni aşıladım (gebe bıraktım). İkincisi dayanılmaz Aranzah nehriyle seni aşıladım. Üçüncüsü soylu Tašmišu ile seni aşıladım. Üç dehşet tanrıyı ben sana bir yük olarak yerleştirdim. “

Netekim tehlikeli oyuncaklarla oynamamak lazım.

Peki Kumarbis ne yapar? Hemen tükürür. Ama ne çare? Bakar ki kurtuluş yok doğurmaktan Nippur’a gider ve ay saymaya başlar. Sonunda doğurur ve doğanlardan en kuvvetlisi de Teşup olur.

Teşup öyle güçlüdür ki bir süre sonra sevgili boğası Seri’ye ben yenilmezim ve hatta Kumarbis’i bile yenerim der.

Kısmetse devam ederiz.



Bilgin Köksal




 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık

Resimleri

Sunumları

Henüz bu yazıya eklenmiş dosya (powerpoint,pdf,word) bulunmamaktadır.

Videoları

Henüz bu yazıya eklenmiş video bulunmamaktadır.
» Üstadlar Özel Bölümü
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
» Alt-Kültür Başlıklar

Çıkış yapmak istediğine emin misin?

Evet Vazgeç