Toplumdusmani.Net *
Yeni

Yazıyı Gönderen: BESTE
Gönderilme Tarihi: Fri, 24-Aug-2007
Okunma: 2744 kez
Yazı Boyutu: 12.08 KB

Yunan Trajedilerine Dair

mme stael
yunan trajedilerine dair (edebiyata dair)
milli eğitim bakanlığı yayınları

ceviren: safiye hatay - vahdi hatay


bir memleketin, dininin ve kanunlarının ne olduğu, o memlekette yazılan ve başarıyla oynanan tiyatro eserlerinde bilhassa açıkça görülür. bir yazarın tiyatroda alkışlanması için, onun, edebi vasıfları dışında, biraz siyasi alandaki faaliyetlerde meziyet sayılabilecek evsaftan bir dereceye kadar nasibi olması, insanları tanıması, onların alışkanlıkları ve peşin hükümleri hakkında bilgisi olması gerekir.

acı ve ölüm, trajik durumlar yaratma hususunda başlıca vasıtalardır; din de, acının tesirini, ölümün dehşetini daima esaslı bir şekilde hafifletir. o halde, yunanlıların dini düşüncelerinin trajedilerine ne gibi tesirler kattığına, bunlardan hangilerini menettiğine bir göz atalım.

yunanlıların dini tiyatroya çok elverişli idi; anlattıklarına göre, aiskhylos'un eumemidai adındaki trajedisi, temsillerden birinde o kadar dehşetli bir tesir yaratmış ki gebe kadınlar seyrine dayanamamışlar; cehennem korkusu, hurafelerin nüfuzu, böylece ruhlara piyesin güzelliğinden çok daha fazla tesir ederdi. şairin elinde hem dini inanç, hem de insan ihtirasları vardı. eğer aynı konu, aynı trajedi inanışların değişik bulunduğu bir memlekete nakledilse, hiç bir şey onun bırakacağı tsirden farklı olmazdı..ölüm ve acı tablosu onlarda nasıl bir tesir bırakırdı? din ve politika sistemlerine göre ihtiras sapıtmalarını ne tarzda tasvir etmek zorundaydılar?

onların dini, mücrimlerin vicdan azabı üzerinde, tanrılara büyük bir kudret tanır, mücrimlerin azabını en korkunç renkler içinde gösterirlerdi. sahneye türlü şekiller altında konulan bu hal, tiyatroda her zaman yenilmez bir korku yaratırdı. kanunşinaslar da bu dehşet vasıtasıyla büyük bir tesir elde eder, ahlak prensipleri insanlar arasında onunla tutunurdu. ölümün hayali yunanlılar üzerinde modernlere nazaran daha az hüzünlü bir tesir bırakırdı. putperestlik inanışları, ölüm korkusunu çok azaltırdı eskiler, ölümden sonraki hayatı en parlak hayallerle süslerlerdi; öbür dünyayı tasvirler, tablolar, her türlü hikayelerle maddi bir hale getirmişler, tabiatın hayatla ölüm arasında açtığı uçurumu da, adeta onların efsaneleriyle doldurulmuştu. bu düşüncelerin politika alanında faydası olabilirdi; fakat ölüm fikri modernlerin muhayyilesinde daha kuvvetli, daha belirli bir intiba yarattığı için bu fikrin bizim üzerimizde daha büyük dramatik bir tesiri olur.

felaketin yunanlılar üzerindeki tesiri bütün ilk çağ milletleri üzerindeki tesirinden daha azdı; onlarda kendini öldürme vakalarına romalılardan daha az raslanır; siyasi müesseseleri, milli zihniyetleri, onları saadete de, zeve de daha fazla hazırlardı. eskilerde acı şiddetinin böyle az oluşunu genel olarak putperestlik hurafelerine bağlamak lazımdır. rüyalar, önseziler, kehanetler, hayata olağanüstü ve beklenmedik şeyler getiren her olay, felaketin amansızlığına inanmayı önler. en acı durumlar hiç bir zaman çaresiz görünmezler; daima bir fevkaladelik olacağı düşüncesiyle insan teselli bulur. manevi sahadaki ihtimallerin hesaplanması ise çoğu zaman amansız bir sonuç yaratabilir, halbuki fevkaladeliğe inanılınca, imkansız olan şeyler de beklenebilir; bu şekilde ümit hiç bir zama tamamıyla yok olmaz. talihsizin içerisine düştüğü o derin ümitsizliği, shakespeare'in çok acı bir şekilde ifade ettiği o yeisi, yunanlılar tasvir edemezlerdi; çünkü onu duymuyorlardı. ünlü adamlar eziyet görürler, fakat hiç bir zaman kenara atılmazlar, unutulmazlardı. bütün felaketler insan oğluna o devirde hala hayret verirdi; onlarda mucizevi bir sebep aranır, adeta etrafları mitolojik hayallerle çevrilirdi; hayat her taraftan desteklenirdi.

yunanlıların dini bizim için sadece şiir olduğundan, trajedileri bize, onların bu piyesleri dinlerken duydukları heyecana eşit bir heyecan hiç bir zaman hissettirmez. yunan yazarları,seyircilerinin saflığına dayanan birtakım trajik tesirlere güvenirler; bazı tabii heyecanları da dini korkularla takviye edebilirlerdi.

yunanlılarda her şey gençliğin güzellik ve üstünlüğüne sahipti; acı bile, tabir caizse, henüz gençlik devresindeydi; ümidi muhafaza eder, her zaman merhametle karşılanırdı. seyirciler o kadar kolayca heyecana gelir, acıyla o kadar candan ilgilenirlerdi ki şair seyircilerine katiyetle güvenebilirlerdi; yazar, sanki hayal mahsülü tablolara, acıklı bir halin bencil duyguları sarsması mümkünmüş gibi seyircilerini sızlanmalarla taciz etmekten çekinmezdi; (oysaki zamanımızda masallarda bile bundan kaçınmak lazımdır.)

yunanlılarda felaketin ulu bir hali vardı; ressamlara asil tavırlar, şairlere de muhteşem imajlar sunardı; dini düşüncelere yeni bir azamet verirdi; bununla beraber modern trajedilerin uyandırdığı acı daha çok derindir. bugün sahnede gösterilen acı, yalnız gözlere heybetli bir manzara sunan acı değil, yalnızlığı içinde duyduğu teessürle, desteksiz ve ümitsiz kalan bir acı, tabiatın ve toplumun yarattıkları acıdır.

yunanlılar bizde olduğu gibi karışık durumlardan, karakter tezatlarından hoşlanmazlardı; trajedi yazarları, güzellikleri gölgelerin ve ışıkların tezadından faydalanarak belirtmezlerdi. dram sanatları, bütün renklerin canlı olduğu ve her şeyin perspektif kanunları göz önünde tutulmaksızın aynı planda tutulduğu resimlere benzerdi.

yunan trajedi yazarları, piyeslerinin çoğunu tanrıların iradesinin devamlı tesiri üzerine bina ettikleri için, tabii olayların mantıki silsilesi gibi bir gerçeğe uymakla kayıtlı değildiler; büyük tesirler yarattılar, fakat bu tesir leri derece drece artan nüanslarla hazırlamazlardı. fikir daima din yoluyla korkuya, inanç yoluyla fevkaladeliğe hazırlanmış olduğu için, yunanlılar dram sanatının en büyük güçlükleriyle hiç karşı karşıya gelmezlerdi; hiç bir zaman, karakterleri, modern devrin şart koştuğu o felsefi gerçek çerçevesine sığdırmazlardı. kötülükle faziletin tezadı, ruhi mücadeleler, insan kalbini ilgilendirmek için tasvir edilmesi gereken duyguların birbirine karıştırılması ve bunların birbiriyle karşılaştırılması eserlerine yok denecek kadar az yer alırdı. her şeyi izah için yunanlılara tanrıların bir kehaneti yeterdi.

orestes annesini öldürür; elektra bir an tereddüt etmeden, esef duymadan onu bu işe kışkırtır; orestes'in klytaimnestra'nın ölümünden sonra görülen vicdan azapları onu öldürmeden önce duyması gereken ruhi mücadeleleriyle hazırlanmamıştır; apollon'un kehaneti bu cinayeti emretmişti; cinayet işlenince de, eumenidai'ler mücrimi yakalarlar. insan oğlunun duyguları, yaptığı işler arasında hiç görülmez gibidir; düşünceler, kararsızlıklar, müzakereler ve korkular koroya bırakılmıştır; kahramanlar daima tanrıların emriyle hareket ederler.

...

her ağacı, her çeşmeyi temsil edecek bir tanrı mevcut olduğu gibi, her duygu hakkında hüküm vermek için de dini bir akide mevcuttu. kurdelelerle süslenmiş bir zeytin dalı ile gelenden merhamet esirgenmez, tanrıların mabedi kucaklanırdı; -niyaz edenler- adlı trajedinin konusu budur. bu şekildeki inançlar hayatın bütün hareketlerine şairane bir zerafet verir, fakat kalp heyecanlarında uygunsuz, beklenmedik ve dayanılması güç ne varsa onları umumiyetle kenara atar. (niyaz edenler -les suppliantes- aiskhylos'un bir trajedisidir. bilinenler arasında en basit olanıdır. konusu danaos'un kızlarının argolis'e gelmeleridir. bu eser misafirperverlik şerefine söylenen çok nefis bir ilahidir.)

aşk duygusu da yunanlılarda diğer bütün şiddetli ihtiraslar gibi, kaderin basit bir cilvesidir. trajedide olsun, şiirde olsun, kadınlara hissetmek ve fikirlerini söylemek imkanı tanınmadığı müddetçe, duygularda daima göze çarpan bir eksik taraf vardır. alcestes, admetus uğuruna can verir; fakat o, buna karar vermeden önce, euripides, yerine admetus'un babasının kendini feda etmesi için, ona neler söyletmez! yunanlılar fedakarlığa dayanan hareketleri tasvir ederlerdi, fakat sevilen şey için ölümü göze almakta ne hazlar bulunabileceğini, bu ihtiraslı fedakarlıkta rakipsiz kalmak hususunda ne kadar kıskançlık gösterilebileceğini bilmezlerdir. değiştirilmeden çevrilmiş birçok yunan piyeslerinin fransız sahnesinde gösterilmeyeceğini söyleyenlerin hakkı vardır; bu kadar orjinal güzellikleri alkışlamaktan bizi alıkoyan, sanat bakımından yapılmış birkaç ihmal değildir; sadece bu piyeslerin his ifadelerindeki incelik noksanına bugün artık güç tahammül edilir. hele iki phaidra incelenirse, bu gerçeğe inanmak kolay olur.

racine, fransız sahnesinde, yunanlılar tarzında bir aşkı, tanrılrın intikamına atfedilmesi gereken bir aşkı göstermeyi göze aldı. yalnız, aynı konu içinde, yüzyıllar ve adetler arasındaki fark ne kadar açıkça göze çarpar! euripides phaidra'ya şöyle söyletebilirdi;

artık bu, damarlarımda saklı bir ateş değil,
şikarına yapışmış venüs'ün ta kendisidir.

fakat bir yunanlı hiç bir zaman şu mısraları bulup söyleyemezlerdi;

artık birbirlerini görmeyecekler;
ama ebediyen sevişecekler.

o halde, benim düşünceme göre, bizim trajedilerimiz yunan trajedilerinden çok daha üstündür, zira dram kabiliyeti sade şiir sanatından meydana gelmez, ihtiraslar hakkında çok derin bir bilgi de ister; bu bakımdan, trajedi insan soyunun gelişmelerine ayak uydurmuştur.

...

üç dram yazarı arasında, aiskhylos'ta, sophokles'te ve euripides'te hissedilir bir ilerleme görülür; hatta aiskhylos'la ötekiler arasındaki mesafe, üstünlük, sade fikrin bu kadar kısa zamanda yaptığı tabii yürüyüşle izah olunamayacak kadar büyüktür; fakat aiskhylos yalnız atina'nın iyi günlerini görmüştü; sophokles'le euripides ise, onun kötü günlerine şahit oldular; bu yüzden dram dehaları kuvvetlendi; felaketin de verimli tarafı vardır.

aiskhylos ahlaki hiçbir sonuç sunmaz; hemen hemen hiç bir zaman düşünce vasıtasıyla maddi acıyı ruh acısına bağlamaz. (prometheus trajedisi) ıstıraplı bir haykırış, izahı olmayan, hiç bir hatıraya cevap vermeyen, basiretsizce yapılmış bir şikayet o anın intıbalarını ifade eder, düşüncenin içimize, iç buhranlarımızın bir şahidini yerleştirmesinden önceki ruh halinin ne olduğunu gösterir.

sophokles, çoğu zaman koroların sözleri arasına felsefi düsturlar sıkıştırır. euripides bu düsturları, her zaman duruma ve karaktere tamamıyla uygun düşmedikleri halde, israf edercesine şahıslara söyletir.bu üç yazarda, hem özel kabiliyetleri, hem de yüzyıllarının, modern yazarların acıyı ele aldıkları zaman bize sundukları yürekleri sızlatan, hüzünlü sahneleri yaşatamaz; hiçbiri, ruh ıstırabına aynı derinlikle hisli bir felsefe sunmaz. insan soyu ihtiyarladıkça, merhamet ona daha az tesir eder; o halde heyecan kaynağını tekrar bulmak için, ta diplere kadar inmek gerekmiş, yalnız kalan felaket de daha tesirli bir iç kuvvetinden yardım istemek ihtiyacını duymuştur.

yunanlılarda, dram dahilerine verilen sayısız mükafatlar, birçok bakımdan, sanatın gelişmesine önayak olurdu; fakat övmenin verdiği hazlar, bazı yönden, dram kabiliyetine zarar verirdi. şair, felakete derin, hüzünlü bir ifade veremeyecek kadar tatmin edilir, pohpohlanırdı. modern trajedilerde, hemen hemen her zaman, üslubun şeklinden, yazarın sunduğu acılardan bazılarını bizzat çekmiş olduğu belli olur.

yunanlıların trajedilerdeki zevki, çoğu zaman, sadeliğiyle dikkati çeker. bu sanatta ileri oldukları, taklitçi de olamayacakları için, onlar da ister istemez cali olmaktan ziyade aşırı sade oluşları bir kusur teşkil eder. bütün modern edebiyatlar önce eskilerden daha iyi veya hiç olmazsa onlardan farklı olmaya çalıştılar. yunanlılar örnek olarak yalnız tabiatı buldukları için, onlarda bazen kabalık bulunur, ama yapmacıktan eser yoktur. gayretlerinin hiçbiri boşa gitmemiştir; gerçek yolda yürüyorlardı.

arasıra yunan trajedi yazarlarına, sahnede söylettikleri hikaye ve sözlerin uzunluğundan ötürü sitemde bulunulabilir; fakat seyirciler henüz bıkmayı bilmiyorlardı, yazarlar da kendi tesir imkanlarını ancak onların çabuk bıkmalarından korktukları zaman arttırırlar. felsefi zihniyet, zaman sarfı hususunda daha fazla titizlik ister ve hayalperest milletler, kendilerine gösterilen tablolarda acele edilmesini istemek şöyle dursun, uzun açıklamalardan hoşlanırlar, kısaltmalarda çabuk bıkarlar.



yunan mitolojisinde savaş tanrısı

ares - (mars) savaş tanrısı. zeus ile hera'nın oğlu. homeros'a göre, son derece katı yürekli, kinci bir tanrıdır. arkadaşları olan deimos 'korku', enyo 'felaket'; phobos 'dehşet'; eris 'kavga' ve ölüm tanrıları kerler ile ares'in yanından hiç ayrılmazdı. yunanlılar ares'i pek sevmezlerdi ve bu nedenle onun tapınağına rastlamak imkansızdır. romalıLara göre ise mars üstün, soylu bir görünüşü olan hi  » Devamini Oku

Paralel Dairelerinin Özellikleri

Paralel Daireleri : Kutup noktalarına eşit uzaklıktaki noktaları birleştiren, Ekvator'dan başlayıp yer ekseni ile Ekvator düzlemi arasındaki 90° lik açıya bağlı olarak 1° aralıklarla çizilen hayali (İzafi) çizgilerdir. Paralel Dairelerinin Özellikleri * Paralel dairelerin numaraları Ekvator'dan başlayıp, kuzeye ve güneye doğru birer derece aralıklarla artar. * 0° Ekvator, paralel dairelerin baş  » Devamini Oku

Kutup Daireleri

Dönenceler ve Kutup Daireleri Ekvator düzlemi ile Ekliptik (Yörünge) düzlemi arasındaki 23°27' lık açıya bağlı olarak belirlenen enlemlerdir. Bunlara dönenceler ve kutup daireleri denir. * Dönenceler Her iki yarımkürede, güneş ışınlarını dik açıyla en son alabilen noktaları belirleyen enlemlerdir. Kuzey Yarımküre'de belirlenene (23°27') "Yengeç Dönencesi", Güney Yarımküre'de belirlenene   » Devamini Oku

Yunan

Antik Yunan tarihi M.Ö. 3000 ortalarından M.Ö. 1200 yıllarına kadar Girit’te bir uygarlık bulunuyordu. Bu kültür M.Ö. II.binde özellikle Ege Bölgesi ve Boğazlar yoluyla Karadeniz’le, Balkanlar yoluyla Avrupa’yla, Anadolu yoluyla da Ön Asya ile ilişkideydi. Girit’in diğer kültürlerle ilişkisi ticari amaçlıydı. Girit’te M.Ö. 1400’lerden itibaren dışarıdan gele  » Devamini Oku

Ay hangi evresinde sağ tarafı yarım daire şeklinde parlak görünür?

Cevap: İLK DÖRÜDÜN EVRESİ Ay’ın görünen kısmı sağa doğru yarım daire şeklindedir. D harfi şeklinde görülür. Yeni Ay’dan 7 gün sonra oluşur. Ayın Evreleri İle İlgili Resimler Ayın bütün evrelerinin isimleri : 1- Yeni Ay Evresi 2- Hilal Evresi 3- İlk Dördün Evresi 4- Konveks Ay Evresi 5- Dolunay Evresi 6- Konveks Ay Evresi 7- Son Dördün Evresi 8- Hilal Evresi   » Devamini Oku

Yunan Edebiyatı

Yunan Edebiyatı Yunan edebiyatı birkaç dönemde incelenebilir: 2.1.1. I. Dönem (M.Ö. IX. - VII. yy.) M.Ö. IX-VIII. yüzyıllarda Homeros ve Hesiodos gibi iki büyük şair yetiştirmiş olan Yunan edebiyatının en önemli türü şiirdir. Şiirler vezinli, ancak kafiyesizdir. Şiir türleri içinde de en çok görülen destan (epik şiir) dır. Destan nedir ?Bir milletin ortak tarihinde önemli izler bırakan savaş, d  » Devamini Oku

Yunan Heykel Sanatı

Yunan heykel sanatı Yunan heykelinde, kişisel özellikler değil, ortak ideal tip önemlidir. İdeal yüzler, ideal ölçülere uygun insan vücutları Yunan heykelinin başlıca özelliğidir. Başlangıçta kil, taş fildişi, kemik ve tunç gibi malzemelerden ilkel heykelcikler ortaya koyan Yunan heykelcileri zaman içerisinde bunu geliştirmişlerdir. Heykel sanatının gelişmesine ve anıtsal heykeltıraşlığın ortaya  » Devamini Oku

yunan mitolojisi

yunan mitolojisi : her şeyden önce khaos (kaos) vardı. bu bir boşluk değildi, içinde bütün eşyaların, tanrı ve insanların kaynağını bulundururdu. ilk önce khaos'tan toprak ana - gaia ve gökyüzü - uranos oluştu. gaia ve uranos'un birleşmesinden brontes, steropes ve arges ('gökgürültüsü', 'parıltı' ve 'şimşek') isimli üç kyklop doğdu. kykloplar alınlarının ortasında taşıdıkları tek gözleri ile yer a  » Devamini Oku

Ege ve Yunan Medeniyetleri

EGE VE YUNAN MEDENİYETLERİ Girit Adası, Yunanistan, Makedonya, Trakya, Batı Anadolu ve Ege Adalarında yaşayan toplulukların meydana getirdiği medeniyettir. A)- GİRİT MEDENİYETİ: ege ve Yunan Medeniyetinin ilk ortaya çıktığı yer GİRİT ADASI'dır. Bu medeniyet buradan diğer adalara, Mora ve Yunanistan'a yayılmıştır. En önemli eserleri KNOSSOS SARAYI'dır. B)- MİKEN MEDENİYETİ (AKALAR): Anado  » Devamini Oku

yunanistan

yunanistan yunanistan son derece engebeli bir ülkedir. ülkenin içi ekser hallerde kuzeyden güneye inen, yalnız orta yunanistan'da kısmen doğuya kıvrılan ve ege adaları üzerinden anadolu yönünde uzanan yüksek dağlarla kaplıdır. bu suretle bazan 2500 m.'yi bulan yükseklikteki alanlar ayrılmış, bunların aralarında ise geçilmesi güç geçitler sayesinde birbirine bağlanan ince uzun vadiler meydana gel  » Devamini Oku

 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık

Resimleri

Sunumları

Henüz bu yazıya eklenmiş dosya (powerpoint,pdf,word) bulunmamaktadır.

Videoları

Henüz bu yazıya eklenmiş video bulunmamaktadır.
» Üstadlar Özel Bölümü
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
» Alt-Kültür Başlıklar

Çıkış yapmak istediğine emin misin?

Evet Vazgeç