Yazıyı Gönderen: Ziyaretçi
Gönderilme Tarihi: Wed, 19-Sep-2007
Okunma: 6486 kez
Yazı Boyutu: 18.9 KB

Reklamlar

İkinci Yeni Dışında Bir Şair : Edip Cansever

Bilkent Üniversitesi
Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
“İKİNCİ YENİ” DIŞINDA BİR ŞAİR: EDİP CANSEVER
MURAT DEVRİM DİRLİKYAPAN


ÖZET
İkinci Yeni şiirinin öncüleri arasında kabul edilen Edip Cansever (8 Ağustos
1928 - 28 Mayıs 1986), bu hareketin eleştirmenlerce belirlenen “ilke”lerini
benimsememiş, şiirimizin 1950'li yıllardaki atılımını ise, “bir karşı çıkışın değil, bir
yetersizliğin sonucu” olarak görmüştür. Cansever, İkinci Yeni’nin temel yönelimleri
arasında sayılan “anlamsızlığı”, “rastlantısallığı” ya da “us dışına çıkmayı” değil,
“düşüncenin şiiri”ni savunmuştur. Bu “akım”a atfedilen “bireycilik”, “topluma
sırtını dönme” ve “geleneğe karşı çıkma” gibi özelliklerin karşısında ise, şiiri
“toplumla ilgiler kurmak” olarak tanımlamış ve “şiirde sürekliliğe” vurgu yapmıştır.
Cansever, sözdiziminde ve özellikle sıfat ve isim tamlamalarında yaptığı değişiklerle,
şiirde düzyazının olanaklarından yararlanarak “dize”ye farklı işlevler yüklemesiyle,
diyalog ve iç monolog gibi teknikleri kullanarak kendine özgü bir ses, imge ve anlam
düzenine ulaşmasıyla yeni bir şiir kurmuştur. Bu yenilikte insanı “toplum içinde bir
birim” olarak almasının, kentleşmenin ve makineleşmenin getirdiği bunalımı
yaşayan, bu nedenle de çoğunlukla yalnız, sıkıntılı, yabancılaşmış ve çaresiz olan
bireyi öne çıkarmasının payı büyüktür. Bir şiirinde “yapılan bir şeydir şiir” diyen
Edip Cansever’in “toplumla ilgiler kurma” ve “çağının şairi” olma çabasına
kullandığı teknikler de katkıda bulunmuştur. Bu tekniklerden biri olan “nesnel
bağlılaşık”, onun poetikasını belirleyen önemli kavramlardan biridir. Şiirde
düzyazının olanaklarından ve nesnel bağlılaşıktan yararlanarak “çok sesli” bir şiire
ulaşan Cansever, aynı zamanda bakmanın ve görmenin de olanaklarını kullanarak
“çok gözlü” bir “görme biçimi” edinmiştir. Edip Cansever’de “nesnel bağlılaşık” ve
“çok gözlülük”, onu İkinci Yeni’den ayıran temel özellikler arasında sayılabilir. Bu
çalışmada Edip Cansever’in İkinci Yeni dışında bir şair olduğu ortaya konmuştur.
anahtar sözcükler: İkinci Yeni, nesnel bağlılaşık, dekor, çok gözlülük.

8 Ağustos 2003’te 75 yaşına basacak olan
EDİP CANSEVER’e
bir doğum günü armağanı olarak


GİRİŞ
Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer.
Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever.
Cemal Süreya (“Edip Cansever” 235)
1950’li yıllarda ortaya çıkan ve etkisini günümüzde de sürdüren “İkinci
Yeni”nin bir akım ya da kuşak hareketi olmadığı, bünyesinde birbirlerinden çok
farklı şiir anlayışlarını barındırdığı, bu konuda zaman zaman söylenegelen
düşüncelerden biridir. Buna rağmen, İkinci Yeni’den söz edildiğinde onun “genel
özellikleri” belirtilmeden geçilmez. Bunlar arasında İkinci Yeni şiirinin “soyut”,
“anlamsız” ya da “kapalı” olması, “özde ve biçimde deformasyon”a dayanması,
“bireycilik”, “biçimcilik”, “okurdan kopma”, “topluma sırtını dönme”, “usdışına
çıkma”, “bilinçdışının olanaklarından yararlanma” ya da “duygusal anlam”ın tercih
edilmesi, geleneğe, özellikle “Garip akımının yalınlığına karşı çıkılması” gibi birçok
özellik sayılabilir. Ece Ayhan, İlhan Berk, Edip Cansever, Sezai Karakoç, Cemal
Süreya, Ülkü Tamer ve Turgut Uyar gibi, adları İkinci Yeni ile birlikte anılan
şairlerin bazı yapıtlarında bu özelliklerin bir kısmının az ya da çok bulunduğu
görülmektedir. Ancak şairler, tek başına ele alındıklarında, hem şiirleriyle hem de
düzyazılarında ifade ettikleri düşünceleriyle, bu özelliklerin karşısında
2
konumlandırılabilirler. Çünkü İkinci Yeni, Garip hareketinde olduğu gibi, şairlerin
bir “manifesto” etrafında bir araya gelerek oluşturdukları bir akım değildir.
Yukarıda saydığımız özellikler ise, şairler tarafından değil, çoğunlukla eleştirmenler
tarafından belirlenmiş ilkelerdir.
“İkinci Yeni”, Muzaffer [İlhan] Erdost’un 19 Ağustos 1956 tarihinde Son
Havadis’te yayımlanan bir yazısının başlığıdır. 1953’ten beri yayımlanan şiirlerde
bir “başkalık” olduğunu fark eden Erdost’un bu yazısı ve Pazar Postası’nda
yayımlanan daha sonraki yazıları, o günlerde yazılan ve daha öncekilere göre yeni
olan bir şiiri anlamaya yönelik önemli bir çabadır. Ancak, Erdost’un “bu şiirin amacı
bir şey söylemek değil, şiirin kendisini kurmaktır” (İkinci Yeni Yazıları 51), “[b]u
şiir, bir şey söylerse, söylediği ras[t]lan[tı]saldır” (50) ve “toplumsal yarar”
konusunda “şiirden çok şey beklemeyelim” (59) gibi kimi görüşleri, haklı olarak,
çeşitli tartışmalara neden olmuştur. Çünkü, Cemal Süreya’nın ilk şiirini 1953’te
yayımladığını düşünürsek, henüz 3 yıllık geçmişi olan bir “şiir deneyi”nin ilkelerini
belirlemeye çalışmakla, Erdost’un oldukça erken davrandığı söylenebilir. Nitekim,
Erdost’un görüşleri, adlarını andığı şairler tarafından bile kabul görmemiş, İlhan
Berk dışında hiçbiri, “İkinci Yeni”, ya da o yıllarda tercih edilen diğer adıyla
“Anlamsız Şiir”, adlandırmasını benimsememiştir. Henüz poetikasını oluşturmamış
ve daha çok deneysel çabalar içinde görünen şairlerin kendileri bile, ne yaptıklarının
pek de farkında değildirler. Böylesi bir belirsizlik ortamında tartışmalar, giderek
yayımlanan şiirlerden ve şairlerin görüşlerinden de koparak, çoğunlukla
eleştirmenlerin birbirlerine yanıt vermeleriyle yürür hâle gelmiştir. Tartışmalarda
şairlerin ayrı ayrı şiirlerinden hareket edilmediği ve hepsine birden “İkinci Yeni”
dendiği için, bu ad, kısa sürede yerleşmiştir. O yıllarda yayımlanan başarısız
örnekleri de içine alan İkinci Yeni, sanki bu adla kastedilen şiirler bu kötü
3
örneklerden ibaretmiş gibi anlaşılmış, ama bu örneklerin zaman içinde silinip
gitmesiyle, yalnızca başarılı olan birkaç şairin –onlar kabul etmese bile– üzerlerinde
kalmıştır. Bu konuda dört temel kaynak olan Asım Bezirci’nin İkinci Yeni Olayı
(1974), Attilâ İlhan’ın İkinci Yeni Savaşı (1983), Muzaffer İlhan Erdost’un İkinci
Yeni Yazıları (1997) ve Memet Fuat’ın İkinci Yeni Tartışması (2000) adlı
kitaplarında bu tartışmaların izi sürülebilir.
Bu tezin amaçlarından biri, 50 yıl boyunca kimi zaman unutulan, kimi zaman
ise yeniden gündeme getirilen İkinci Yeni tartışmalarının topluca bir
değerlendirmesini yapmaktır. Kuşkusuz İkinci Yeni, şiir tarihimizin en çok tartışılan
konularından biridir. Bu nedenle çalışmamızda bu konuda yazan herkesin
düşünceleri ele alınmayacak, kendine özgü görüşleriyle öne çıkan ve tartışma
süreçlerini belirleyen yazarların düşüncelerinden hareket edilecektir. Dolayısıyla
yukarıda adları geçen kaynaklara İkinci Yeni ile birlikte anılan şairlerin kendi
görüşlerinin yanı sıra, Mehmet H. Doğan, Eser Gürson, Özdemir İnce ve Ahmet
Oktay gibi yazarların bu konu ile ilgili olarak kaleme aldıkları yazılar da eklenebilir.
Tezimizin asıl konusu olan Edip Cansever’in İkinci Yeni ile nasıl
ilişkilendirilebileceği, daha net bir ifadeyle Cansever’in ne ölçüde İkinci Yeni içinde
bir şair olduğu ise, bu doğrultuda bir değerlendirmeden hareket edilerek ortaya
çıkarılacaktır.
İkinci Yeni şiirinin öncüleri arasında kabul edilen Edip Cansever (8 Ağustos
1928 - 28 Mayıs 1986), bu hareketin yönelimleri arasında sayılan “anlamsızlığı”,
“rastlantısallığı” ya da “akıl ile kurulabilecek bir şiiri dışlamayı” değil, “düşüncenin
şiiri”ni savunmasıyla, “bireycilik” ya da “topluma sırtını dönme” gibi özelliklerin
karşısında, şiiri “toplumla ilgiler kurmak” olarak tanımlamasıyla ve “geleneğe karşı
çıkma”yı değil de, “şiirde evrim”i öne çıkarmasıyla dikkati çeken bir şairdir.
4
Cansever, İkinci Yeni’yi bir akım olarak benimsememiş, şiirimizin 1950’li yıllardaki
atılımını ise, “bir karşı çıkışın değil, bir yetersizliğin sonucu” olarak görmüştür
(“Umutsuzlar Parkında Bir Umutlu...” 76).
Edip Cansever, 58 yıllık ömrüne 17 şiir kitabı (İkindi Üstü [1947], Dirlik
Düzenlik [1954], Yerçekimli Karanfil [1957], Umutsuzlar Parkı [1958], Petrol
[1959], Nerde Antigone [1961], Tragedyalar [1964], Çağrılmayan Yakup [1969],
Kirli Ağustos [1970], Sonrası Kalır [1974], Ben Ruhi Bey Nasılım [1976], Sevda ile
Sevgi [1977], Şairin Seyir Defteri [1980], “Eylülün Sesiyle” [1981, Toplu Şiirleri
Yeniden’in içinde], Bezik Oynayan Kadınlar [1982], İlkyaz Şikâyetçileri [1982],
Oteller Kenti [1985]) sığdırmış, hayatının büyük bir kısmını yalnızca şiir yazarak
sürdürmüştür. Ölümünden sonra son şiirleri, düzyazıları, söyleşiler ve hakkında
yazılanlar, Gül Dönüyor Avucumda (1987) adlı kitapta toplanmıştır. Bu kitap,
Cansever üzerine önemli bir kaynak olma niteliğini taşısa da, hem Cansever’in
düzyazıları, hem de söyleşiler bakımından oldukça eksiktir.
Edip Cansever, ilk şiirlerini henüz 19 yaşındayken yayımladığı İkindi Üstü
(1947) adlı kitabında bir araya getirmiştir. Şair, çoğunlukla Garip hareketinin
etkisiyle yazılmış şiirlerin bulunduğu bu kitabın yeni basımını yapmamış, ikinci
kitabı Dirlik Düzenlik’ten (1954) ise yalnızca dört şiiri toplu şiirlerine almıştır.
Dirlik Düzenlik’te yer alan “Masa da Masaymış Ha” gibi şiirlerle kendi özgün
sesinin ilk örneklerini veren Cansever, şiirlerini iki önemli çizgide sürdürmüştür.
Yerçekimli Karanfil (1957), Petrol (1959), Nerde Antigone (1961), Kirli Ağustos
(1970), Sonrası Kalır (1974) ve Sevda ile Sevgi (1977) gibi kitaplarında öne çıkan
kısa şiirlerde daha “lirik” bir dili tercih ederek “yaşanan ân”ı şiirleştirirken,
Umutsuzlar Parkı (1958), Tragedyalar (1964), Çağrılmayan Yakup (1969), Ben Ruhi
Bey Nasılım (1976), Bezik Oynayan Kadınlar (1982) ve Oteller Kenti (1985) gibi
5
kitaplarındaki uzun şiirlerde ise, bir “sorunsal” ya da bazı “sorunsallar” üzerinde
yoğunlaşarak “dramatik” bir anlatımı benimsemiştir.
Birçok yazar, Cansever’in, üçüncü kitabı Yerçekimli Karanfil’den (1957)
itibaren “İkinci Yeni” çizgisine katıldığını, yedinci kitabı Tragedyalar (1964) ile
birlikte ise, bu “akım”dan ayrıldığını ifade etmiştir. Cansever’in şiirlerinde ve
yazılarındaki “süreklilik” vurgusu dikkate alındığında, bunun aşırı mekanik bir ayrım
olduğu görülebilir. Her ne kadar Yerçekimli Karanfil, diğer kitaplarına kıyasla
deneysel çabaların öne çıktığı izlenimini uyandırsa da, Cansever şiirinin, yalnızca bu
kitapta değil, temelde sürekli bir “yenilik arayışı” ve aynı zamanda “çağının şairi
olma çabası” üzerine kurulduğu söylenebilir. Hüseyin Cöntürk’ün bir yazısında
belirttiği gibi, Cansever, bize “tam bir dünya” sunmuştur (“Edip Cansever’in
‘Salıncak’ Şiiri’...” 79). Şiirlerinin “kendine dönen”, başka bir deyişle kendine
göndermelerde bulunan bir yanı olmasıyla da ilişkilidir bu. Cansever, sözdiziminde
ve özellikle sıfat ve isim tamlamalarında yaptığı değişikliklerle, şiirde düzyazının
olanaklarından yararlanarak “dize”ye farklı işlevler yüklemesiyle, diyalog ve iç
monolog gibi teknikleri kullanarak kendine özgü bir ses, imge ve anlam düzenine
ulaşmasıyla yeni bir şiir kurmuştur. Bu yenilikte insanı “toplum içinde bir birim”
olarak almasının, kentleşmenin ve makineleşmenin getirdiği bunalımı yaşayan, bu
nedenle de çoğunlukla yalnız, sıkıntılı, yabancılaşmış ve çaresiz olan bireyi öne
çıkarmasının payı büyüktür.
Bugüne kadar Cansever şiiri üzerine çok sayıda çalışma yapılmıştır. Ancak,
bu çalışmalardan pek azı “inceleme” niteliğinde olup, özgün değerlendirmeler ortaya
koyabilmiştir. Asım Bezirci’nin “Edip Cansever”, Hüseyin Cöntürk’ün “Edip
Cansever’in ‘Salıncak’ Şiiri”, Veysel Çolak’ın Edip Cansever’de Şairin Kanı,
Mehmet H. Doğan’ın “Cansever’in Dünyası”, Ahmet Oktay’ın “Cansever’in Şiirine
6
Çözümleyici Bir Yaklaşım” ve “Yabancılaşmış Bireyin Son Sözü: ‘Sevgilim
Ölüm’”, Güven Turan’ın “Yüzler ve Maskeler: Edip Cansever’in Şiirine Genel Bir
Bakış” ve Tomris Uyar’ın “Bir Doğa Vatandaşı Edip Cansever” başlıklı yazıları,
farklı noktalardan Cansever’in şiirine özgü parametreleri yakalayabildiği için başarılı
örnekler arasında sayılabilir. Bu çalışmaların ve anma niteliği taşıyan bazı yazıların
dışında kalan birçok makalede, Cansever hakkında daha önce yapılan saptamaların
tekrar edildiği ve görüşlerin örneklerle doğrulanmasında çoğu kez başarısız kalındığı
gözlenmiştir. Yazılarında Cansever’in bir İkinci Yeni şairi olmasından hareket eden
yazarlar ise, “İkinci Yeni” gibi bir genellemeden yola çıktıkları için, çoğunlukla
yanlış sonuçlara ulaşmışlardır.
“‘İkinci Yeni’ Dışında Bir Şair: Edip Cansever” başlığını taşıyan bu tez, üç
ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, İkinci Yeni tartışmalarının bir
değerlendirilmesi yapılacaktır. “İkinci Yeni Bir ‘Eleştirmen Akımı’ mı?” başlığını
taşıyan ilk alt bölümde İkinci Yeni’nin ilk yıllarında ortaya çıkan tartışmalar ele
alınacaktır. “İstisnalar Kuşağı ya da Hangi ‘İkinci Yeni’?” başlıklı ikinci alt
bölümde ise, eleştirmenlerce ortaya konan “İkinci Yeni” adlandırmasının taşıdığı
belirsizlikler üzerinde durulacaktır. Birinci bölümün “Cansever’in ‘İkinci Yeni’liği”
başlığını taşıyan son kısmında ise, şairin İkinci Yeni tartışmalarındaki yeri, bu
konuda yapılan soruşturma ve söyleşilere verdiği yanıtlarla belirlenmeye çalışılacak,
bazı yazarların Cansever’i İkinci Yeni şairi saymakla ya da İkinci Yeni’yi
Cansever’den yola çıkarak değerlendirmekle düştükleri yanlışlar örneklenecektir.
Tezin “Cansever’in ‘Düşünce’leri” başlığını taşıyan ikinci bölümünde, Edip
Cansever’in İkinci Yeni’nin öne sürülen özellikleri ile de tematik açıdan ilgisi olan
düzyazıları ele alınacak, şairin yazarlığı üzerine genel bir değerlendirme yapılacaktır.
Günümüzde birçok yazar tarafından, Cansever’in düzyazılarının Gül Dönüyor
7
Avucumda adlı kitaba alınanlarla sınırlı olduğu, dolayısıyla bu yazıların
“toplamı[nın] 10’u geçme[diği]” sanılmaktadır (Canberk 23). Bu bölümde
Cansever’in unutulan, dergilerde kalan düzyazıları da ele alınacağı için, böylesi bir
yanılgının düzeltilmesi de amaçlanmıştır. İkinci bölümün “‘Düşüncenin Şiiri’nde
Kapalı İncelik” başlıklı ilk kısmında Cansever’in “soyut”, “somut” ve “kapalı”
kavramlarına bakışı ile “düşüncenin şiiri”ni gerçekleştirme noktasındaki görüşleri,
“Şiir Yapmak: ‘Toplumla İlgiler Kurmak’” başlığını taşıyan ikinci kısımda şiir ile
okur, şair, toplum ve politikacı arasında kurduğu ilişki, bölümün “Dize, İnsanî
Değerlerle İlgili Bir Ölçü mü?” başlıklı son kısmında ise, Cansever’in “çok sesli
şiir”e ulaşma yolunda “insanî değerler”e yaptığı vurgu ile “dize”ye ve “bütün”e
yüklediği anlamlar üzerinde durulacaktır.
Tezin Edip Cansever’in şiirleri üzerinde yoğunlaşılan “Cansever Şiirinde
‘Yeni’, Çok Gözlülük ve Dekor” başlıklı son bölümünde, bugüne kadar Cansever
şiiri üzerine yeterince ele alınmamış iki konuya, “nesnel bağlılaşık” ve “çok
gözlülük”e dikkat çekilecektir. Bölümün “Yerçekimli Karanfil ile ‘Yeni’lenen”
başlıklı ilk kısmında Yerçekimli Karanfil ve sonrası ile ilgili bir değerlendirme
yapılacak, “‘Nesnel Bağlılaşık’ Kavramı ve Cansever’de Dekor” başlığını taşıyan
ikinci kısmında ise, T. S. Eliot’ın “Hamlet” adlı yazısında geçen “nesnel bağlılaşık”
(İng. objective correlative) kavramının Cansever’deki önemine ve örneklerine yer
verilecektir. Burada bizi ilgilendiren, Eliot’ın bakış açısıyla Cansever şiirine
yaklaşmak değil, Cansever’in bu kavramdan nasıl yararlandığı olacaktır. Nitekim,
Eliot’ın “nesnel bağlılaşık” ile ilgili açıklaması, eleştiriye ve yoruma son derece açık
bir niteliktedir. Ayrıca, araştırmalarımız sırasında ulaştığımız bulgulardan biri de bu
kavramın Eliot’a değil, romantik ressamlardan biri olan Washington Allston’a ait
olduğudur.
8
Cansever’in “nesnel bağlılaşık” ile olan ilişkisi birçok yazar tarafından dile
getirilmiş, ancak bu, onun şiirlerinden örneklerle somutlanmamıştır. Benzer şekilde,
Cansever’in birçok şiirinde yararlandığı “bakmanın ve görmenin olanakları” da,
yeterince irdelenmemiş konulardan biridir. Bölümün “‘Çok Gözlü’ Adamın
Kamerası ya da Bakışın Gücü” başlığını taşıyan son kısmında bu konu üzerinde
durulacak, Cansever’de “çok gözlülük” olarak nitelendirdiğimiz bu özelliğin ondaki
“çok seslilik” ile ilişkisi ortaya konacaktır. Bu kısımlarda Cansever şiiri üzerine
daha önce saptanan noktalara mümkün olduğunca az değinerek, özgün gözlemlerde
bulunmaya çalışılacaktır. Çalışmada yararlanılacak şiirler, büyük ölçüde,
Cansever’in “İkinci Yeni” konusunda tartışmalı olan döneminden, başka bir deyişle
Yerçekimli Karanfil adıyla yayımlanan toplu şiirlerinin ilk cildinden seçilecektir.

Tamamını okumak için: http://www.thesis.bilkent.edu.tr/0002273.pdf


Uzunluk Ölçü Birimleri

Uzunluk ölçüsü temel birimi metredir. Uluslararası Ölçüm Sisteminin uzunluk birimi metre'dir ve kısaca "m" ile gösterilir. Günümüzde "1 metre", ışığın boşlukta 1/299,792,458 saniyede aldığı yol olarak tanımlanmıştır.Bu çağdaş tanım günümüzde dünyanın çeşitli laboratuarlarında yapılabilen hassas ölçümlerin birbirleriyle karşılaştırılabilmesi amacıyla kabul edilmiştir. 1 metre (m.) = 0.001 km  » Devamini Oku

Birey

Tdk tanımına göre birey: 1- Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık, fert; 2- Doğa bilgisinde türü oluşturan tek varlıklardan her biri; 3- Mantık - Bir türün kapsamı içine giren somut varlık; 4- Psikoloji - İnsan topluluklarını oluşturan, insanların benzer yanlarını kendinde taşımakla birlikte, kendine özgü ayırıcı özellikleri de bulunan tek can, fert; 5- Sosyoloji - To  » Devamini Oku

Birim Kesirler

Kesir Çeşitleri Basit Kesirler Birim Kesirler Bileşik Kesirler Tamsayılı Kesirler

Birleşik Sıfatlar

Yapısında birden fazla kelime barındıran sıfatlardır. Külyutmaz öğretmen, mirasyedi gençler, boşboğaz insanlar, boğazına düşkün adam, birtakım sorunlar, cana yakın çocuk... Birleşik sıfatlar ikiye ayrılır: a. Kaynaşmış birleşik sıfatlar Anlamca kaynaşmış sıfatlardır. Birden fazla kelimenin sözlük anlamlarından az ya da çok uzaklaşarak, aralarına ek ya da kelime girmeyecek şekilde birleşerek   » Devamini Oku

Tanzimat Fermanının Getirdiği Yenilikler

Tanzimat Fermanı'nda Hukuk alanındaki yenilikler Tüm vatandaşlar "Osmanlı vatandaşı" sayılarak din farkılıklarına bağlı ayrıcalıklar kısmen kaldırıldı. 1840'ta bazı maddeleri Fransız Ceza Yasasından alınan yeni Ceza Kanunnamesi hazırlandı. 1858'de tümüyle Batı kaynaklarından esinlenen ikinci Ceza Kanunnamesi kabul edildi. 1850'de Fransız Ticaret Kanunu esas alınarak hazırlanan Ticaret Kanunna  » Devamini Oku

Nazım Birimi

Nazım şekillerinde ölçü olarak kullanılan parçaya denir . Şiir mısralardan oluşur. Mısraların kuruluşu, kümelenişi nazım birimini meydana getirir. Türk şiirinde; halk şiirinde ayrı, divan şiirinde ayrı nazım birimleri kullanılmıştır. 1940'lı yıllardan sonra da serbest nazım şekilleri denenmiş, bentler nazım birimi olmuştur. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında bir ölünün ardından duyulan acıyı  » Devamini Oku

Atatürk Zamanında Ölçü Birimlerinde Yapılan Değişiklikler

Ağırlık ve Uzunluk Ölçülerinde Yapılan Değişiklikler Osmanlı zamanında kullanılan uzunluk ölçüleri genellikle endaze, parmak, arşın, adım, ayak ve kulaç olarak sıralanabilir.Osmanlı döneminde 60 cm. veya 65.cm uzunluğa eşit olan endaze, parmak ucundan omuza kadar uzunluğu ifade eden ve ortalama 75,8 cm. kabul edilen arşın ile adım, ayak, kulaç gibi uzunluk ölçüleri kullanılıyordu39. Bu ölçüler st  » Devamini Oku

Dilin yozlaşmasıyla ilgili bir kompozisyon örnekleri

Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan bir vasıtadır. Milleti var eden unsurlardan biri de dildir; aynı dili konuşan insanlar, kendi aralarında bir bütün oluştururlar. Dil, bir milletin ortak malıdır. Millet, aynı dili konuşan insanlar topluluğudur. Dilin bozulması ile, millet çözülmeye başlar. Bu nedenle, milli dil üzerinde hassasiyetle durmak gerekir. Dilin yozlaşması, milli kültürün de yozla  » Devamini Oku

Birleşik Kelimeler

Bir kavramı karşılamak üzere, iki ya da daha çok sözcükten oluşan öğelere bileşik sözcük denir. Bileşik sözcüklerin çoğu ad soyludur: "Ad, zamir, sıfat, zarf, edat, bağlaç, ünlem."Bileşik sözcük biçiminde eylemler de vardır.Bileşik sözcükler üç yolla oluşur:A) Anlam KaymasıB ) Ses KaymasıC) Tür KaymasıA) Anlam kayması yoluyla oluşan ad bileşikleri bitişik, eylem bileşikleri herhangi bir ses olayı   » Devamini Oku

Eskiden kullanılan ölçü birimleri

Osmanlı İmparatorluğu zamanında 75,80 cm'lik tarım mimari (veya sadece zirai), 68 cm uzunluğundaki çarşı arşını vardı. Daha sonra ipekli fiyatlarının artması dolayısı ile fiyatı yükseltme yerine ölçü birimi kısaltılarak 65 cm'lik Fars kökenli endaze birimi kullanıldı. III. Selim abanoz ağacından bir prototip olarak 1 zirai mimari yaptırdı. Bunun bir tarafı 24 parmağa ve her parmak 10 hat'ta bölünd  » Devamini Oku

 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık
ela
Tarih: 17:47:02 01.06.2008  Güncelleme: 17:47:25 01.06.2008
Nevrotik Üye
Tarih: 03.03.2006
Nereden:
Gönderiler: 271

bir su yılı denebilirdi

Bir su yili denebilirdi geldi geçti
Üstünde durmuyorum
Terledim, bulanik baktim
Ne varsa kendiligindendi
Hemen hemen evden çikmadim.

Sanki avuçlarimda sürekli
Yikanmis, tabaga konmus bir meyvenin ellenmisligi
Ola ki makyaji bir oyuncunun karismis gözyaslarina
Yeni kireçlenmis bir duvarin kireci
Avuçlarimda sürekli
Bir su yili denebilirdi üstünde durmuyorum
Kalmissa kalmistir bir çomak gibi
Kuru
Artik kullanilmayan bir demiryolu
Kararmis, kirik dökük
Üstünde bir yük vagonu.

Mavi bir araba kapimin önünde
Bütün yil
Bir su yili
Kapisini kimse açmadi
Açip kapamadi hiç kimse
Aslinda mavi de sayilmazdi pek
Balkiyip duruyordu kirmizi bir sakayigin renginde
Yani sabah güneslerini denizde
Günbatimini denizde
Severek yasayan bir balik da denebilirdi ona
Çünkü düsler gerçekle
Gerçekler düsle
Anlayinca bir gün bulustugunu
Geçirir her günceye kisa bir yolculugu
Ama bir taki eksik gibidir bir sözcükte
Damagin dudagin aliskanligina karsi
Kalbin atislariyla çok uyumlu bir de.

Hadi anlat deseler anlatamam
Bir yere gidiyorken cayip bir baska yere gitmeyi
Yani bir kunduzu karsidan karsiya yüzdüren sezgi
Nedir ben bilemem ki
Belki bir raslantidir da ondan mi sevdanin yeri
En yakin yeri
En uzak yeri
Bitmeyen yeri
Bitecek yeri
Farkedilmez zaten anlasilmis sevdanin
Anlasilmaz sevda ile bütün ekleri.

Gözlerim sevdim seni
Köklerim gözlerimin
Suyunu benden içen issiz bir kasaba gibi




Edip Cansever
Cevapla


  Puanı : 5.5 / 10 | Oy : 4 kişi | Toplam : 22

Bu yazıya puan ver..
» Üstadlar Özel Bölümü
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
» Alt-Kültür Başlıklar
Sorun Yanıtlayalım
İletişim