Toplumdusmani.Net *
Yeni

Yazıyı Gönderen: BESTE
Gönderilme Tarihi: Thu, 14-Feb-2008
Okunma: 3888 kez
Yazı Boyutu: 28.43 KB

Francis Bacon

FRANCIS BACON

[1561 - 1626]

 

 

Kimi felsefe tarihçilerinin "modern felsefe"yi çoğunluk yapıldığı üzere Descartes’la değil de kendisiyle başlattıkları, bilimsel deneycilik düşüncesinin öncülüğünü yapmış İngiliz fılozof ve denemeci. Locke' tan Hume'a, John Stuart Mill'den Bertrand Russell'a uzanan İngiliz deneyciliğinin kurucusu olarak görülen Francis Bacon, geniş bir yelpazeye yayılan kuramsal ve yazınsal yapıtlar üretmiştir.

Aslında Bacon, bilimleri yeniden düzenlemek amacıyla Instauratio Magna (Büyük Yenileme) Bacon'ın bu tasarısı bilimlerin yeniden bölümlendirilmesini, yeni bir araştırma yöntemini, bilimsel gözlemlerin ve olguların toplanmasını, yeni yöntemin örneklerini ve bu yöntemin uygulamasından doğacak olan yeni felsefenin kendisini açıklamaktan oluşuyordu. Ne var ki Bacon bu dev çalışmanın yalnızca kimi parçalarını tamamlayabilmiştir. (Her ne kadar Bacon bu adı taşıyan bir kitabı 1620 yılında çıkarmışsa da yayımlanan kitap tasarladığı dev yapıtın yalnızca bir taslağı niteliğindeydi.) Bu parçalardan biri olan Bilimlerin Saygınlığı ve Gelişimi (De dignitate et augmentis scientiarum, 1623) adlı çalışma İngilizce yazılmış ilk önemli felsefe yapıtı olan "Öğrenmenin İlerleyişi"nin (The Advancement of Learning, 1605) gözden geçirilmiş bir uyarlamasıdır. Tamamlanamayan büyük çalışmanın diğer parçalan arasında Aristotelesçiliğin egemenliğinin sona erdirilmesi gerektiğini savunan Yeni Organon (Novum Organum, 1620) ile kayda değer bir ütopya örneği olan Yeni Atlantis (Nova Atlantis, 1627)bulunmaktadır.

 

Bacon erken modern bilimin başarılarından doğan "yeni" deneyciliğin öncülüğünü yapmıştır. Yetkelere başvurulmasına ve dolayısıyla skolastisizme karşı çıkan Bacon, insanlığa gerekenin bilimsel bir pratiğe dayanan yeni bir tutum ve yöntem bilgisi olduğunu düşünür. Bilgiye ulaşmanın amacı her şeyden önce insanlığın iyiliğidir. Bacon tasarladığı bu uygulamalı bilimden dogması gereken toplumsal düzeni, daha doğrusu varmayı umduğu toplum düzenini Yeni Atlantis adli ütopyada betimlemiştir. Doğa bilimlerinin yeniden düzenlenmesi üzerine pek çok deneme yazan Bacon in bu konudaki en önemli çalışması font Yeni Organon'dur. Adını Aristoteles'in "mantık külliyatı"ndan (*Organon) atan Yeni Organon geleneksel bilimsel araştırma yöntemlerinden kopuşun ilk işaretlerini verir. Bu yapıt Bacon'ın bilimleri yeniden düzenleme girişiminin bir parçası olarak da görülebilir. İki bölümden oluşan Yeni Organon 'un birinci bölümü tümevarım yöntemine niçin gereksinim duyulduğunu temellendirirken, ikinci bölüm bu yöntemin uygulamaları üzerinde yoğunlaşır. Bacon birinci bölümde kendi zamanında yaygın olarak kabul gören Aristotelesçi a prioıi tümdengelimli yöntemi reddedip insanın anlama yetisini gözlem ve deneyde temellendirmeye girişir. Bacon'ın önerdiği seçenek açık bir biçimde a pos teriori tümevarımlı yöntemdir. Bacon'a göre ilkin doğayı deneyler aracılığıyla gözlemleyip verileri toplamamız, ardından ne bildiğimizi çözümlememiz ve sonunda da ulaştığımız en güvenilir doğrulara göre hareket etmemiz gerekir. Bacon doğaya ilişkin kestirimlerde bulunma ile doğayı yorumlamayı birbirinden ayırır: Kestirimlere inanmak için çok az neden bulunmaktadır; bunlar kolaylıkla ve aceleyle yapılan genellemelerdir. Yorumlar ise şeylere nüfuz etmemizi, onlara yaklaşmamızı olanaklı kılan çeşitli verilere dayanır. Yorumlar her zaman kolaylıkla kabul edilmeseler de açıkçası doğayı açıklamanın en güvenilir yöntemi olarak düşünülmelidirler, Bacon â göre bu "yeni mantık", bu yeni düşünme yolu Aristotelesçi tasımın, örnekleri basit sıralamaya dayanan tümdengelimli mantığının yerini alacaktır. Eski mantıkların, eski düşünme geleneklerinin hiçbiri de doğa yasalarının gerçek bilgisini üretecek yetkinlikte değildir.

Bacon yeni teknolojilerin keşfedilmesine götüren "deneysel denetim" ya da "denetimli deney" aracılığıyla doğayı egemenliğimiz altına alarak ona müdahale etmemiz gerektiğini düşünmektedir. Ancak doğaya egemen olmak için önce onu iyice tanımak, hangi nedensel yasalarla nasıl işlediğini iyice bir anlamak gerekmektedir: "Bilmek, egemen olmaktır." Ne var ki nedensel yasaların bilgisine ulaşmanın önünde çok iyi bilinen engeller bulunmaktadır İnsan zihni bir- takım boş düşüncelerle, ıvır zıvır kuruntularla dolup taşmaktadır. Bacon doğayı yorumlayarak açıklamaktan çok ona ilişkin acele kestirimlerde bulunmamıza yol açan yanlış kanı ve önyargılara dayalı düşünceleri "zihnin putları" (idols of ıhe mind) diye adlandırır. İnsanoğlu doğayı kendi gerçekliği içinde kavrayıp ona yönelik doğru bilgilere ulaşmak istiyorsa, ilk yapması gereken şey, insan zihnine yer etmiş bu "putlar"dan bir an önce kurtulmaktır. Bu "kuruntular"ın kökü kazınmadıkça "doğaya egemen olma" tasarısı ya da ülküsü boş bir hayalden öteye geçemez.

"Putlar kuramı' Bacon 'ın insanın dil, gelenek ve imgelem tarafından yaratılan yapıntılara körü körüne bağlanmasının zararli ve yıkıcı etkilerini betimleyen Yeni Organon adli yapıtında genel bir ideoloji kuramına dönüştürülür. Bacon gerçek bilgiye ulaşma yolunda insan zihnine çeşitli sorunlar çıkaran hatalı akılyürütmelerin kaynağı olarak tanımlayıp genelde yanlış varsayımlar, yanılsamalar, önyargılar, yanliş kanılar ve eğilirrılerden oluştuğunu düşündüğü "zihnin putları'nı dört ayrı öbeğe ayırır:

"Soy putları" (İdoln ısibuı) insanın doğasından kaynaklanan, insan soyuna özgü doğal ama yanılma zihinsel önyargılardır. Soy putları duyulara dayalı algıya gözü kapalı güvenme, aşın genelleştirme, hemen sonuca sıçrama ("acele genelleme yanılgısı'), görüşümüzle çelişen kanıtları görmezlikten gelme gibi eğilimleri içerir. İnsanların doğayı insan merkezci ya da insanbiçimci bir gözle düşünmeye yatkın oluşlarıyla yakından bağlantılı olan bu putlar, doğayı olduğu gibi görmemizi engeller doğanın amaçlarıyla insanlığın amaçlarım birbirine karıştırmamıza yol açar.

Adını Platon'un "Mağara benzetmesi"nden alan "Mağara putları" ise, tek tek bireylere özgü eğilimlerden oluşur. Bireyler kişisel alışkanlıklarından ve dolayısıyla önyargılarından etkilenmeye yatkındırlar. Bireyler çevre, eğitim, toplumsal ilişkiler ve biraz da okumalarından edindikleri davranış kalıplarına dayanan kanılar oluşturmaya sonuna dek açıklarlar. Böyle olunca da her birey doğaya kendi küçük penceresinden baktığından doğanın bütününü ıskalar.

Bacon'ın dile çıkmazcasına yerleştiğinden ötürü zihnin putlarının en tehlikelisi olarak gördüğü "çarşı putları' (Dolfoıi), soyut ve anlamları muğlak sözcüklerin kullanılışından kaynaklanır. Kimi sözcükler-anlamlı oldukları düşünülse de- gerçek dünyada hiçbir karşılığı olmayan, varolmayan şeyleri temsil ederken, kimi sözcükler de gerçek, varolan şeyleri adlandırmalarına karşın kafa karıştıracak ölçüde karmakarışık tanımlanıp kullanılmaktadırlar. Sonuçta, belirli bir düşünceyi aktarmak için yanlış sözcük ya da sözcükler seçilirse, sözdağarı dayanaksız temeller üzerine kurulursa, ifade edilen düşünce de yanlış olmaya yazgıli olur.

Aslında tüm bu dogmalar yığınının sahip olduğu tek özellik ustaki sözel inşalar olmalarıdır. Oysa ki gerçek bilgi edinme süreci sözcükleri ustalıkla kullanmaya değil, doğa yasalarının keşfine dayanır. Görüldüğü üzere, Bacon zihnin tüm putlarının deneye dayanmayan düşüncelerden kaynaklandığını, zihnin ancak derinlerine işleyen kendi yarattığı putlardan kurtulduğunda doğa yasalarının deneye dayanan bilgisini araştırmak için kendisini özgür kılacağım öne sürer. Bacon'ın başlattığı çizgide, zihnin putlarının yerle bir edilmesi tasarısı, Nietzsche'nin Putların Alacakaranlığında, Bacon, Sokrates ve Kant 'a yönelik eleştirilerinde; Bacon Marx ve diğer toplum eleştiricilerinin toplumsal ve ekonomik yapıları gizemlerinden arındırma çabalarında; son çözümlemede insanlara gerçekte varolmayan ama insanlar üzerinde gücü olan şeylere düşkünlüklerinden kurulmalarına yardım etmede felsefece önemini korumuştur.

Bacon Yeni Organon'un ikinci bölümünde yönteminin olguların toplanmasına yönelik bölümünü açıklamaya girişir. Bilindiği üzere Bacon Aristoteles bilimin öncelikle bir görüngünün nedeninin keşfedilmesini içerdiğini ileri sürer. 6rneğin sıcaklığın doğasını anlamak için sıcaklığın nedenlerini bulmalıyızdır. Aristoteles 'e göre bu süreç sıcaklığın dört nedeninin -biçimsel, maddesel, etkin ve ereksel- belirlenmesini içerir. Bacon , Aristoteles'in tümdengelimci tasımcılığı reddetse de bilimi nedenlerin ve özellikle de biçimsel nedenlerin keşfedilmesi olarak gördüğünden bu noktada Aristoteles'i izler. Bacon 'a göre bir şeyin biçimsel nedenleri onun fiziksel nitelikleridir. Şeyler, bu nitelikleri nedeniyle varoldukları biçimdedirler. Örneğin, sıcaklığın biçimi ("formu parçacıkların düzensiz hareketinden kaynaklanır; sıcaklığın biçimini keşfederek, sıcaklığın bilimsel doğasını ortaya çıkarırız. Bacon bir şeyin biçiminin bir dizi bilimsel yöntemin kuralları aracığıyla ortaya çıkarılabileceğini öne sürer. Bacon özgün tümevarımcı yöntem bilgisini varlık çizelgesi (Tabula praesentıae), yokluk çizelgesi (Tabula absentiae derece çizelgesinden (Tabula graduum) oluşan üç basamaklı bir karşılaştırılabilir örnekler çizelgesinde temellendirir.

Varlık çizelgesi benzer görüngülerin ve bu görüngülerin ortak durumlarının incelenmesini içerir. Sözgelimi, sıcaklığa ilişkin biçimleri anlamak için bütün sıcak şeyler incelenir ve hangi durumların ortak olduğu görülür. Yokluk çizelgesi, bulunmayış ya da olmayış tablosu benzer görüngülerin ortak olmayan durumlarının incelenmesini içerir. Nitekim sıcaklığı anlamak için öncelikle soğuk şeyler çizelgesini incelememiz ve yoğunluk gibi sıcaklığın oluşmasıyla ilişkisiz olan özelliklerini ayırt etmemiz gerekir. Derece çizelgesi ya da ölçütler tablosu ise bir durumu değişen derecelerde içeren görüngülerin incelenmesini içerir. Bu görüngüler her biri kendi içinde farklı dereceler alabilen birden fazla durumu da barındırabilir. Örneğin sıcaklığı anlamamız için farklı sıcaklıktaki şeyleri gözlemlememiz ve parçacıkların düzensiz hareketlerindeki değişen hızları gibi değişen derecelerde hangi durumların ortaya çıktığına dikkat etmemiz gerekir. Böylelikle, bu üç aşamalı işlemden sonra, karşılaştırılabilir bir örnekler çizelgesi oluşturarak yoğunluk gibi ilişkisiz özellikleri eler ve parçacıkların düzensiz hareketleri gibi temel özellikleri tam olarak belirleriz. Bacon'a göre bu yöntem tümevarımın en doğru biçimidir. Bacon her üç çizelge için sınırsız sayıda örneği inceleyemeyeceğimizi kabul eder ve incelemeyi belirli bir noktada durdurarak örnekleri bütünüyle ele almamız gerektiğini belirtir. Bacon'ın önerdiği tümevarım yöntemi günümüzde kullanılan tümevarım yöntemiyle karşılaştırıldığında epey bir sorun barındırsa da Bacon'ın ortada bir "yöntem sorunu" olduğunu düşünüp bunu çözmeye uğraşması bile başlı başına kayda değer bir çabadır ki bu çaba aynı zamanda "modern felsefe"nin doğumunu da muştulamaktadır. Bacon'ın Denemeleri (Essays, 1597 ise ayrı bir önem taşımaktadır. Bilim için, doğanın bilgisine ulaşmak için tasarladığı yöntemini geliştirirken insan ilişkilerini de göz ardı etmeyen Bacon, Denemeler 'de insanın davranış ve güdülerini inceleyip genellemelere varır. İçerdiği dilin güzelliğinden ve taşıdığı bilgelikten ötürü Denemeler her dönem okuyucu kitlelerini kendisine çekmiştir.




Kabile Putları

GALILEO'NUN BUYRUĞU

[Edmund Blair Bolles]

 

 

 

FRANCIS BACON

Kabile Putları

Novum Organum’dan (1620)

 

Francis Bacon (1651-1626) hem bir eylem adamı hem de bir bilgin ve filozoftu. Eylem adamı olarak bir devlet memuru, kralın sadık ve çalışkan bir danışmanıydı. Filozof olarak da, durmaksızın denemeler, tezler, araştırmalar üretti; geleceğe ait çalışmaların ana hatlarını belirledi. Bacon’a göre eylem ile felsefenin bir araya geldiği alan doğa bilimleriydi. Bilimin, derinliğine bir öğrenim ve bilgi gerektirdiğinin bilincindeydi ve bu onun felsefi yönüne uygun düşüyordu. Bilim onun eylemci yönüne de uygun düşüyordu; çünkü bilimin insanlığın acılarını azaltmada ve özgürlüğünü artırmada kullanılabileceğine inanıyordu. Bacon’un çok değer verdiği tipik bir uygulamalı bilim konusu onun ölümüne neden olmuştur: Bir tavuğu kara gömerse, onun etini bozulmadan saklayabileceğini düşünüyordu. Bu düşüncesini sınamak için bir deney yaparken soğuk aldı ve öldü. Yaşasaydı, bir tür dondurulmuş yiyecek uygulaması İngiltere’ye belki de 1600’lerde gelmiş olacaktı.

 

Bacon’ın bizzat yaptığı bilimsel araştırmalar günümüzde pek anımsanmaz; onlar kendi çağında bile önemsenmemişti. Bununla birlikte, [Bacon’ın] bilim tarihinde merkezi bir yeri vardır. En önemli katkısı neden kavramını yeniden ele almasıydı. Aristoteles’e göre nedenler, tümdengelim yoluyla bulunan soyut özlerdi. Örneğin, bütün insanlar ölümlü ise, Sokrates de insan ise, Sokrates’in özünün bir ölçüde ölümlülük olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Bacon nedeni iki şey arasında mekanik bir ilişki olarak gördü; nedenler de “tümevarım yoluyla” öğrenilecekti. Örneğin, Sokrates baldıran zehiri içerek öldü. Eğer biz baldıran otu yiyenlerin bir listesini yaparsak, nasıl öldüklerinin ayrıntılarını ve yediği halde ölmeyen olup olmadığını not edersek, sonunda baldıran otunun insanları nasıl öldürdüğünü saptayacak yeterli bilgiye sahip oluruz. O zaman yeni bir bilgi elde etmişizdir. Bacon’ı önemli kılan, işte bu şekilde, dikkatini soyut nedenlerden mekanik nedenlere çevirmesiydi.

Aşağıdaki makale Bacon’ın tümevarımı doyurucu bir biçimde anlattığı Novum Organum adlı kitabından alınmıştır. “Kabile Putları” olarak adlandırdığı buradaki bölümde yaygın düşünce tarzını, genellikle de Aristoteles’in mirasçılarına özgü düşünce tarzını eleştirmektedir. Makale bilgiyi soyut ilkeler bazında sistemleştirme eğilimini reddederek başlıyor, Bacon’ın “[doğayı] parçalara ayırma”nın onu “soyutlandırmalar içinde” eritmekten daha iyi olduğunu vurgulamasıyla bitiyor. Nedenlerin çözümlenmesi için ileri sürdüğü bu sav, özellikle, Royal Society’nin 1660’da, Bacon’ın ayrıntılı önerileri doğrultusunda kurulmasından sonra, çağdaş bilim için bir ölçüt olmuştur.

 

− ― —  — ― −

 

İnsan anlığı, doğası gereği, dünyada gördüğünden daha çok düzen ve intizam olduğunu varsaymaya yatkındır. Doğada tek ve benzersiz pek çok şey var olduğu halde o, bu şeyler için gerçekte var olmayan paraleller, eşler ve akrabalar icat eder. Böylece sarmallar bütün gök cisimlerinin kusursuz çemberler üzerinde hareket ettiği masalı ortaya atılır ama sarmallar ve ejderhalar (adları dışında) tümden reddedilir. Bunun gibi, duyuların algıladığı öteki üçlüyü dörde tamamlaması için bir Ateş unsuru ortaya çıkar. Yine böylece, unsur denen şeylerin yoğunluklarının oranı, rastgele, on’a bir oralar saptanır; ya da benzer başka hayaller. Bu fanteziler ise sadece doğmaları değil basit kavramları da etkiler.

 

* * *

 

İnsan anlığı bir fikri (ister kabul görmüş bir fikri, ister kendisine hoş gelen bir fikri) bir kere benimseyince, artık başka şeyleri onu destekleyecek ve ona uyacak şekilde seçer. Karşı yönde daha çok sayıda ve ağırlıklı örnekler olsa da onları ya küçümser, görmezden gelir ya da bir şekilde ayırarak bir yana koyar ve reddeder; amaç, böylece, bu büyük ve sakıncalı peşin yargının sayesinde daha önce vardığı sonuçların itibarını koruyabilmektir. Aşağıdaki fıkradaki adamın yanıtı bu nedenle çok yerindedir. Bir tapınakta asılı olan ve bir deniz kazasından kurtulan insanları tanrıya şükrederken gösteren bir resmi adama gösterip ona artık Tanrının gücünü kabul edip etmediğini sorarlar. O da, “Evet ama dua ettikten sonra boğulanların resmi nerede?” diye sorar. Astroloji, rüyalar, kehânetler, ilâhi yargılar ve benzer türden bütün boş inananlarda da durum böyledir. Bu tür boş şeylerden hoşlanan insanlar onların doğru çıktığı olayları unutmazlar; ancak, doğru çıkmadıklarında, ki bu daha sık olur, onları gözardı eder, geçiştirirler. Ancak bu yanlış tutum çok daha incelikli bir biçimde bilime ve felsefeye de sızar. Bu alanlarda varılan ilk sonuçlar, sonradan ulaşılanlar çok daha iyi ve doğru olsalar da, onların rengini değiştirir ve kendisiyle uyuma zorlar. Bundan başka, yukarıda sözünü ettiğim hoşlanma ve gurur dışında insan zihninin tuhaf ve sürekli olarak yaptığı bir hata da olumlu şeylerin onu olumsuzlamalardan daha çok duygulandırması, heyecanlandırmasıdır; halbuki onun her ikisine karış da tarafsızlığını koruması gerekir. Gerçekten de, herhangi bir doğru aksiyomun saptanmasında olumsuz örnek olumludan daha güçlüdür.

 

* * *

İnsan anlığı en çok, akla çarpıcı gelen, bir anda ve aynı anda algılanan şeylerle harekete geçer ve hayal gücünü doldurur; sonra da, nasıl olduğunu anlamasa da bütün başka şeylerin kendisini buna inandırır. Akıl kesin yasalar ve egemen otorite tarafından zorlanmadıkça, aksiyomları sanki ateşte sınayan, uzak ve çeşitli durumlara gidip gelmelere ayak uyduramaz, uyum sağlayamaz.

 

* * *

 

İnsan anlığı huzursuzdur; durup dinlenmez, hep ilerilere doğru atılır; ama boş yere. Bu nedenle de dünyanın bir sonu ya da sınırı olacağını aklımız almaz; hep ötelerde mutlaka bir şeyler olması gerektiğini düşünürüz. Sonsuzun bugüne nasıl aktığını da kavrayamayız. Çünkü, genellikle benimsenen geçmişteki sonsuzluk ile gelecekteki sonsuzluk ayırımı hiçbir şekilde doğru olamaz. Çünkü o zaman bir sonsuzun bir başka sonsuzdan daha büyük olduğu ve sonsuzun gittikçe zayıflayarak sonluluğa yaklaştığı sonucu çıkar. Düşüncenin hareketsiz kalamayışı geometrik doğruların sonsuz bölünebilirliği konusunda da benzer sıkıntılara yol açar. Ancak bu olanaksızlık, nedenlerin keşfedilmesinde daha da zararlı bir biçimde araya girer: Çünkü, doğada keşfedilen en genel ilkelerin, keşfedilmelerinin olumlu olduğunun düşünülmesiyle yetinmek gerekirken ve herhangi bir nedene atfedilmedikleri halde, insan anlığı, hareketsiz duramadığından, bu keşfin arkasında doğa düzeninde önce gelen bir şeylerin arayışına girer. O zaman da daha uzakta olan bir şey için uğraşırken daha yakında ve el altında olan şeylere, yani son nedene geri döner; bu da evrenin doğasından çok insanın doğasıyla bağlantılıdır ve bu yolla felsefeyi tuhaf biçimde bulandırmıştır. Ancak, en genel olanın nedenlerini araştıran filozof, yeteneksizlik ve yüzeysellik bakımından alt ve ikincil şeylerde nedenleri araştırmayı atlayan filozoftan aşağı kalmaz.

İnsan anlığı kupkuru bir ışık değildir; istençten ve dış etkilerden esinlenir; bunu da “kişisel bilim” diyebileceğimiz şey izler. Çünkü, bir insan doğru olmasını istediği şeylere daha çabuk inanır. Bu nedenle de bazı şeyleri kabul etmez: Zor şeyleri, araştırmanın gerektirdiği sabırdan yoksun olduğu için, ciddî şeyleri, umudu azalttığı için, doğadaki derinlikleri, batıl inançlarından ötürü; deneyim ışığını, akıl, ufak ve geçici şeylerle ilgileniyor gibi görünür kuşkusuyla, gurur ve kendini beğenmişlikten dolayı; genelde inanılmayan şeyleri kamuoyuna saygısı nedeniyle, reddeder. Kısacası, etkenlerin anlığı gölgeleme ve bulandırma yolları sayısızdır; bazen de akıl almazdır.

 

* * *

 

Ancak, insan anlığına en büyük engel ve saptırma duyuların sağırlığından, yetersizliğinden ve aldatıcılığından kaynaklanır; şu anlamda ki, duyulara ulaşan şeyler, daha önemli olabilecekleri halde hemen ulaşmayanlardan daha ağırlıklıdır. Bu nedenle, görmenin kesildiği yerde genellikle zihinsel etkinlik de durur; o ölçüdeki, görünmeyen şeyler üzerinde yapılan gözlemler ya çok azdır ya da hiç yoktur. Bu yüzden, elle tutulabilir cisimlerdeki (görünmeyen) özün işleyişi insanların dikkatinden uzak ve saklı kalır. Daha sıradan maddelerin parçalarının pek belirli olmayan şekil değişimleri de, aynı nedenle, gözlemlenmez (gerçekten bunlar çok dar alanlar içinde yapılan yöresel hareketler oldukları halde onlara genellikle değişim denmektedir). Ancak, değinilen bu iki şey araştırılıp aydınlatılmadıkça, sonuç üretilmesi açısından, doğada önemli başarıya ulaşılamaz. Yine bu nedenle, bildiğimiz havanın ve havadan daha az yoğun olan bütün cisimlerin (ki bunlar çoktur) temel özellikleri konusunda hemen hiçbir şey bilinmemektedir. Çünkü, duyu kendi başına güçsüzdür, hata yapabilir; duyuların alanını genişletecek ve onları netleştirecek araçlar da çok bir yarar sağlayamaz; ama doğa hakkında yapılan bütün isabetli yorumlamalar, iyi seçilmiş ve uygun örnek ve deneylerden etkilenirler; bu yolla duyu yalnızca deneyle, deney de doğadaki belli noktayla ve konunun kendisiyle bağlantı kurar.

 

* * *

 

İnsan anlığı, doğası nedeniyle, soyutlama eğilimindedir ve orada burada uçuşan belirsiz gerçeklik ve varlık atfeder. Bizim amacımız açısından doğayı soyutlamalara indirgemek, onları parçalara ayırarak incelemek kadar yararlı olmaz; tıpkı Demokritos okulunun doğanın derinliğine herkesten çok inmekle yaptığı gibi. Dikkatlerimiz formdan çok madde üzerinde, onun düzeni ve düzenindeki değişimler üzerinde, basit eylemler ve devinim yasaları üzerinde toplanmalıdır; eğer devinim yasalarına form demiyorsanız formlar insan beyninin yarattığı ürünler demektir.

 

 

GALILEO’NUN BUYRUĞU

Edmund Blair BOLLES

Nermin ARIK

TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları

2. Basım, Aralık 2000, Sf. 101-105




Bacon

bakınız : Francis Bacon

Francis Bacon

Francis Bacon (1561-1626) Kimi felsefe tarihçilerinin "modern felsefe"yi çoğunluk yapıldığı üzere Descartes ’la değil de kendisiyle başlattıkları, bilimsel deneycilik düşüncesinin öncülüğünü yapmış İngiliz fılozof ve denemeci. Locke' tan Hume'a, John Stuart Mill'den Bertrand Russell 'a uzanan İngiliz deneyciliğinin kurucusu olarak görülen Francis Bacon geniş bir yelpazeye yayılan kuramsal  » Devamini Oku

Francis Bacon Aristotelesin Tümdengelim Metotunu Neden Eleştirir

Soru : Francis Bacon Aristoteles'in tümdengelim metotunu eleştirip neden tümevarımı kullanmıştır? Cevap : Francis Bacon deneye başvurmadığı, salt düşünsel bir uslamlama olduğu için tümdengelimi yadsımıştır. Bacon'a göre Aristoteles ve izleyicileri veri yığınım gelişi güzel, eleştirmeden ve test etmeden kullanmaktadırlar. Bu ifadede Bacon'ın amaçladığı, Roger Bacon'ın (1214-1292) ileri sürmüş ol  » Devamini Oku

Baconun Aristotelesci Bilim Anlayışına Eleştirisi

ARİSTOTELESÇİ BİLİM ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ Aristoteles'ten beri bilimin asıl amacının "nedensel açıklama" olduğu düşüncesi, Aristoteles'in bilim görüşünü benimsesin benimsemesin, bütün bilim ve düşün adamlarınca kabul edilen bir doğruluk haline gelmiştir. Bu durum, Aristotelesçi felsefeye ve ona dayanarak oluşturulmuş olan Skolastik düşünceye sert eleştiriler yönelten, Bacon için de geçerlidir. A  » Devamini Oku

Fryderik Franciszek Chopin

Fryderik Franciszek Chopin (okunuşu: Şopen) (22 Şubat 1810, Zelazowa-Wola, Polonya - 17 Ekim 1849, Paris), Romantik dönemin önde gelen Polonyalı piyanist ve bestecisi. Bazı kaynaklarda doğum günü 1 Mart olarak gösterilir. Babası Fransız, annesi Polonyalı olup ömrünün büyük kısmını şöhretini kazandığı Paris'te geçirmesine ve klasik müzik literatüründe Fransız ismiyle anılmasına rağmen gönlü her   » Devamini Oku

 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık

Resimleri

Sunumları

Henüz bu yazıya eklenmiş dosya (powerpoint,pdf,word) bulunmamaktadır.

Videoları

Henüz bu yazıya eklenmiş video bulunmamaktadır.
» Üstadlar Özel Bölümü
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
» Alt-Kültür Başlıklar

Çıkış yapmak istediğine emin misin?

Evet Vazgeç