Yazıyı Gönderen: zeus
Gönderilme Tarihi: Tue, 29-Jun-2010
Okunma: 1845 kez
Yazı Boyutu: 10.37 KB

Reklamlar

Gezi Yazısı , Hatıra Nedir? Nasıl Yazılır?

Gezi Yazısı , Hatıra Nedir? Nasıl Yazılır? ( Örnekli Konu Anlatımı )
GEZİ (YAZISI) YAZMA :
Bir yazarın, gezip gördüğü yerleri anlatan yazılarına gezi (yazısı) denir. Gezi.yazılarının bir adı da «Seyahatname» dir.
Gezi, yazarların doğrudan gözlemlerine, bizzat duyduklarına, araştır­malarına dayandığı için, tarih, coğrafya, sosyoloji, hukuk gibi bilim dallarına kaynaklık eder. Ünlü gezi yazarımız Evliye Çelebinin «Seyahatnâme»si birçok konuda kaynak eserlerimizden biridir.

Gezi (Yazıları) yazımında dikkat edilecek hususlar :
1. Gezilen yerlerin başka yerlere benzemeyen görüntüleri tasvir

edilir.

2. Bu yerlerde yaşayan insanların ırklarından, dillerinden, yaşayışlarından, inançlarından söz edilir.
3. Bu insanların tarihleri ve uygarlıkları tanıtılır.
4. Ekonomik alandaki gelişmeleri anlatılır.
5. Anlatımda açık ve akıcı bir dil kullanılır.
6. Mümkünse yazılanlar fotoğraflarla desteklenir.


GEZİ (YAZISI) ÖRNEĞİ:
OTORA Y YOLCULUĞU NİĞDE - KAYSERİ
Niğde'ye yaklaşıyorduk.
Yanımda oturan bir Niğdeli şehrin eteğini saran ağaç kümeleri arasında pek iyi seçemediğim bir noktayı işaret etti. — Faruk Nafizin hanı, dedi.
Büyük şairin han sahibi olduğu günleri de inşallah görürüz. Fakat yol arkadaşımın bana gösterdiği bina sadece Faruk Nafizin unutulmaz Han Duvarları şiirinde tasvir ettiği han idi.
Kıyafetinden anlaşıldığına göre Niğdeli arkadaş bir esnaf yahut işçi idi. Böyle olmakla beraber Han Duvarları'nı ve Faruk Nafiz'i biliyordu. Daha garibi trende ilk gördüğü bir yabancının bu şiiri, şiirde tasvir edilen hanı ve Faruk Nafiz'i tanımamasını kabul etmiyor, ateş ve su nev'inden herkesçe malûm şeylerden bahseder gibi iki kelime ile bana maksadını anlattığına inanıyordu.

Güzel şiirin kudreti! iyi yazılmış bir manzum hikâye koskoca bir hanı, koynundaki tapu senedine rağmen asıl sahibinin elinden alıyor, Faruk Nafiz'e malediyordu.
Maamafih arkamızda ayakta duran ve bizi dinleyen uzun boylu bir sakallının "yok yahu.. O han falanındır" diye öteki mal sahibinin hakkını da ziyadan kurtardığını itirafa mecburum.
Niğde ile Kayseri arasındaki yolu, Faruk Nafiz'in istiklâl muharebesi senelerinde kona göçe üç günde aştığı o uzun mesafeyi, ben bugün otoray denen yeni icat bir âlet içinde, âdeta uçarak geçiyorum.
Akşamın beş buçuğunda daha Niğde istasyonunda kahve içiyordum. Sokak fenerleri yanarken Kayseri'de olacağım.
Bisikletin ilk icadı zamanlarında ona verilen Şeytan Arabası ismini bu otoraya saklamak lazımmış! Otoray görünüşte yirmi otuz kişilik büyücek bir otobüs. Fakat ikisi arasında âdeta nalınlı adam ile patenli adam farkı var. Otobüsün mütemadiyen taşla, toprakla boğuşmasına mukabil Otoray, cilâlı çelik raylar üstünde yağ gibi kayıyor.
Ulukışla ile Kayseri arasında günde iki sefer yapan bu arabaların, birinci ve ikinci sınıf yolcuları için, şoförün arkasında dört maroken koltu­ğu, cemekânlı bir kapı ile buradan ayrılan geri tarafında da demokratlara mahsus, yirmi otuz kişilik kanapesi var.
Bazı şakacı yolcular lüks kısma Lortlar kamarası, ötekine Avam kamarası adını takmışlar.
Bu Otoray, yolları âdeta çocuk oyuncağına çevirmiş. Meselâ Kayserililer bizim Ada vapurları biletinden daha ucuz bir para ile günübirli­ğine Bor bahçelerinde eğlenmeye gidiyorlar.
Şoför, daha doğrusu makinistin bana anlattığına göre Adana ve Kayseri 'de oturan iki akraba, meselâ bir ana kız pazar sabahları bulunduk­ları yerden hareket ediyor, öğleyin Ulukışla'da birleşiyorlar; akşama doğru yine evlerine dönüyorlarmış.
Bu seyahat, artık yolculuktan usandığım bir zamana rastlamış olmak­la beraber beni atlı karıncaya binmiş bir bayram çocuğu gibi eğlendiriyor­du. Otoray, son derece munis bir dekor arasından akıp giderken kâh makinistin omuz başından önümüzdeki yola, kâh arkaya geçerek akşam ışıkları ile sararıp kızaran ovalara bakıyordum.
Yeni bir icat yalnız manzaraları ve hayatı değiştirmekle kalmıyor; duygularımıza, dünyayı görüş tarzımıza da tesir ediyor.



Yolculukta akşam, insanının gayri ihtiyarî garipsediği, kendini karan­lık düşüncelere bıraktığı saattir. Halkın akşam garipliği terkibile anlattığı bu duyguda kendimizi uçsuz bucaksız mesafeler arasında kaybolmuş hisset­memizin, arkada bıraktığımız uzağı bir daha görmek şüphesinin, öndeki uzağa yetişememek korkusunun elbette bir payı vardır. Mesafelere hâkim olmak emniyeti işte bu şüphe ve korku mefhumunu kaldırıyor, insana bu geniş ovalarda kendi mahallesinde, evinin bahçesinde dolaşmak hissini veri­yor.
Faruk Nafiz :
"Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar"
diye anlattığı bu yolu, vaktiyle bir yaylının şiltesine uzanarak, "kendi­ni tekerleğin sesine kaptırarak" geçmiş olmasaydı da benim bindiğim otoray içinde tayyarede gibi geçseydi bu acı gurbet şiirini bilmem yazabilir miydi?
Reşat Nuri Güntekin[1]
(Anadolu Notları'ndan)



HATIRA YAZMA :
Sanat, bilim ve meslek dallarında ün yapmış kişilerin, kendi başların­dan geçen veya devirlerinde olup biten olaylarla ilgili bilgi ve gözlemlerini anlatan yazılarına hâtıra (anı) denir. Hatıra, günü gününe tutulmuş notlara dayanılarak yazılabildiği gibi, sonradan hatırlanarak da yazılabilir.Hatıralar tarih bilimi bakımından belge niteliği taşır. Karanlıkta kalmış bazı ilginç olaylar, durumlar hâtıralarla gün ışığına çıkar.

Hâtıra yazımında dikkat edilecek hususlar :
1. Konu ilgi çekici olmalıdır.

2. Yazılanlar yeni nesillere ders ve ibret verici, onları iyiliklere özendirici olmalıdır.
3. Yazarken elden geldiğince duygusallıktan uzak kalınmalı ve

gerçekçi olunmalıdır.
4. İyi hatırlanmayan olaylar, bilgiler yazıya sokulmamalıdır.
5. Abartılı anlatımdan sakınılmalıdır.


--------------------------------------------------------------------------------

[1]Reşat Nuri Güntekin, Anadolu Notlan, İnkılâp ue Aka Kitabeui, İstanbul, 1977.

HÂTIRA ÖRNEĞİ :
TÜRK'ÜN ATEŞLE İMTİHANI
(...)
Eylülün ikinci günü, Mustafa Kemal Paşa, Fevzi ve İsmet Paşaları Uşak'ta bir masanın etrafında bulduk. General Trikopis ile general Dionis Türk'lere teslim olmuştu. Mustafa Kemal Paşanın huzuruna, Nurettin Paşayla Kemalettin Paşanın arasında geldiler. Eğer korunmasalardı, Uşak halkı onları da parçalayacaktı. Uşaklılar onları, sevgililerini öldürenler, evlerini barklarını yakanlar arasında sayıyorlar, mevkilerine hiç önem vermiyorlardı.
Yunan generallerini getirdikleri zaman, Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa ile İsmet Paşanın arasında duruyordu. Benim için bu, birinci derecede militer bir dramdı. Onun için büyük bir ilgiyle onları seyrettim ve dinledim. Bizimkilerin üniformaları erlerinki kadar sade, yüzleri sakin ve hareketsizdi. Buna karşılık, Yunanlılar sırmalı üniformalar giymişlerdi; yüzleri ile elleri son derece sinirli olduklarını gösteriyordu. Fevzi Paşa bir Buda heykeli gibi sakindi, fakat belki de içinden "Bu herifler gerçek asker olamaz, âdeta dans eder gibi sıçrayıp selâm veriyorlar» diyordu. İsmet Paşa, gözlerindeki öfkeyi göstermemeğe çalışıyordu; o, askerden daha başka bir şeydi; o bölgede yerli halka yapılan zulme katlanamıyordu.
Fevzi Paşayla İsmet Paşa eğildiler, fakat ellerini vermediler. Mustafa Kemal Paşa bu sahnenin egemen karakteriydi. Askerlik alanında bir büyük sanatçı ve oyunun kurallarına uyan bir sporcuydu. O, Yunan generallerinin kılıklarına ve yanındakilerin yaptıkları kötülüklere hiç önem vermiyor. Trikopis, onun bu oyundaki rakibi. Bu askerlik oyununda yere vurduğu adama kurala uygun olan hareketi yapıyor; sırtını yere getirdiği pehlivanın elini sıkan yenmiş bir pehlivan gibi. Trikopis'in elini yakaladı, sıradan bir el sıkış süresinden daha çok tuttu:
— Oturun, general, yorulmuş olacaksınız-
Bundan sonra sigara tablasını uzattı, kahve ısmarladı. General Dionis'e de nezaketle davranmakla birlikte, gözleri Trikopis'in gözlerinde. Trikopis de ona açık bir hayranlıkla bakıyor. Elli yaşlarında kadar, sinirli, hastalıklı, tiyatro sahnesindeymiş gibi giyinmiş bir adam.
— Ben sizin bu kadar genç olduğunuzu bilmiyordum, general.
Bundan sonra masanın çevresine oturdular. Mustafa Kemal Paşa, askerlik alanında oynadıkları oyunu tartışmak için sabırsızlanıyordu. Ona, âdeta halkın ıslıkladığı bir piyesin yazarına bakar gibi bakıyor. Önce, bir

Rum tercümanla lâfa başlandı. Yanılmıyorsam bu, «Tetkik-i Mezâlim» şubemde Yunan gazetelerini çeviren adamdı. Ben Rumcayı o günlerde hâlâ iyi anlarsam da, çeviremezdim. Konuşma, daha sonraları Fransızca olarak sürdü. General Trikopis, dertlerini profesyonele döken bir amatör gibi konu­şuyordu. Yunan ordusunun kötü durumunu, bundan sorumlu alan deli komu­tan Hacı Anesti'nin kusurlarını, durumu anlamadan ordusuna emirler verdiğini anlatıyordu. Bütün haberleşmeler Türk süvarisi tarafından kesildi­ği için, Yunan ordusunun çeşitli parçaları birbiriyle anlaşamamışlardı. Bundan başka da, Yunan ordusundaki Venizelos'çu ve Kostantin'ci bölümler birbirine girmişti, insan, Afyon'daki Yunan ordusunun neden paniğe uğradı­ğını seziyordu. General Trikopis Çobanlar'dan bir karşı saldırı yapmayı düşündüğünü söyleyince, Mustafa Kemal Paşa da kendisinin nasıl karşı koyacağını anlattı. Bu aralık, iki Yunan generali arasında da sert bir tartış­ma başlamıştı. Çünkü, Dionis, Trikopis'in emirlerine uymamıştı.
Yunan generalleri, askerliğe yakışmaz bir biçimde tartışmaya girmiş­lerdi. Bunu bizim paşaların, askerlik sanatının, nereden gelirse gelsin, şerefine aykırı gördükleri belliydi.
Buluşma bitince, Mustafa Kemal Paşa ayağa kalktı:
— Sizin için bir şey yapabilir miyim?, diye sordu. Trikopis :
— İstanbul'daki karıma durumumdan haber verilmesini isterim, diye cevap verdi.
O zaman Mustafa Kemal Paşa, Trikopis'in elini yine uzunca süre elin­de tutarak dedi ki:
— Savaş bir talih oyunudur, general. Kimi zaman, en ustası da yeni­lir. Siz görevinizi yaptınız. Sorumluluk talihten geliyor. Üzülmeyiniz.
General Trikopis, ellerini sallayarak:
— Ah, general! En son yapmam gereken şeyi yapamadım, dedi.
Bu anlaşılan, intihara cesaret edememiş olması sorunuydu.
Yunan generalleri gittikten sonra, Mustafa Kemal Paşa hayal kırıklı­ğına uğramış gibiydi. Adeta uluslararası bir sahnede döğüşmüş olduğu ve şampiyonluğu kazandığı oyundaki muhalifini kendine lâyık görmüyor gibiy­di.
(...)
Halide Edip Adıvar (Türk'ün Ateşle İmtihanı, 1962)



Gezi Yazısı

Gezi yazısı edebiyatta gezilip görülen yerler hakkında yazılan yazılardır. Kişi gezi esnasında birçok yer görür, birçok insanla tanışır; bunları hafızada tutmak güç olacağından gezi esnesında not alınır ve gezi yazılarında bunlar hikaye edilir. Gezi yazısında yazar daima gezdiği yerleri anlatmalı, uydurma, yanlış bilgiler vermemelidir. Gördüklerini okuyucunun daha iyi algılaması için, karşılaştırm  » Devamini Oku

Kaynakça Nasıl Yazılır

Kaynakça, bibliyografya ya da bibliyografik künye, eser hazırlanırken başka eserlerden yararlanılınca, eserin sonunda belirtilmesidir. Kitapların hazırlanmasında başka kaynaklardan yararlanılıyorsa, bu kaynaklar kitabın son sayfasında, kaynakça başlığı altında yazılır. Kaynakçalar oluşturulurken, önce yazar adı, sonra eserin adı, daha sonra eserin yayınlandığı yayınevi ya da kitabevi, en sonund  » Devamini Oku

Yönümüzü Nasıl Buluruz

Yönler nasıl bulunur?Yönlerin Bulunması: Yönleri bulmak için; 1) Pusula ile Yön Bulma 2) Kerteriz Alarak Yön Bulma 3) Kutup Yıldızı Yardımı ile Yön Bulma 4) Güneş ile Yön Bulma 5) Kol Saati Yardımıyla Yön Bulma 6) Taş ve Yosunlara Bakarak 7) Cami ve Mezar Taşlarına Bakarak 8) Karınca Yuvalarına Bakarak 1) Pusula ile yön bulma Yönler en kolay ve doğru olarak pusula ile bulunur. Pusula ce  » Devamini Oku

Deneme Yazısı Örnekleri

Deneme Örneği 1 Yalnız yaşamanın bir tek amacı vardır sanıyorum; o da daha başıboş, daha rahat yaşamak. Fakat her zaman, buna hangi yoldan varacağımızı pek bilmiyoruz. Çok kez insan dünya işlerini bıraktığını sanır; oysaki bu işlerin yolunu değiştirmekten başka bir şey yapmamıştır. Bir aileyi yönetmek bir devleti yönetmekten hiç de kolay değildir. Ruh nerde bunalırsa bunalsın, hep aynı ruhtur; ev   » Devamini Oku

Otobiyografi Nasil Yazilir

Otobiyografi Nedir ? Bir düşünürün, bir sanatçının kendi yaşam öyküsünü anlattığı eserdir. Kaynak olarak kişi kendini ve aile büyüklerinden aldığı bilgileri kullanır. Otobiyografi yazmak çok güçtür, çünkü insanın kendinden sözederken objektif olması zordur. Otobiyografiler sayesinde o kişinin sanatı, düşünceleri, yaptığı işler hakkında bilgileniriz. Biyografiler aynı zamanda iyi bir belgeseld  » Devamini Oku

Gezi Yazısı Türünün Özellikleri

Gezi Yazısı” Türünün Özellikleri (Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri) Bir yazarın yurt içinde ve yurt dışında gezip gördüğü yerlerin ilgi çekici özelliklerini anlattığı yazı türüdür. Gezi yazıları gezip görmenin, iyi bir gözlemin ürünüdürler. Gezi yazılarının tarihi çok eskidir. İnsanlar hep uzak ülkeleri, uzak ülkelerin doğasını, insanlarını, bu insanların yaşayış biçimlerini ve yarattıkla  » Devamini Oku

Rapor Nasıl Hazırlanır

Her hangi bir konu ya da olayla ilgili inceleme sonucunu tespit ederek bildiren yazılara rapor denir. İncelenmek istenen bir sorun; doğru, kesin, güvenilir bilgi gerektiren bir iş hakkında, onu soruşturmakla görevlendirilen kişinin yaptığı "araştırma, inceleme" sonucunu belli kurallara göre yazdığı yazı, rapor türüne girer. Rapor; yazılı olur, ancak "sözlü" olarak da bir makama, kurula sunulab  » Devamini Oku

Pusula ile Yönümüzü Nasıl Buluruz

Özet: Yönler en kolay ve doğru olarak pusula ile bulunur. Pusula cep saatine benzer. Ortasında hareket edebilen bir ibresi vardır. Pusulayı düz bir yere koyduğumuzda ibrenin renkli ucu daima kuzeyi gösterir. Yüzümüzü kuzey yönüne döndüğümüzde; * Arkamız güney, * Sağımız doğu, * Solumuz batı olur. Pusula Nasıl Kullanılır? (Detay) Şimdi bir pusulayı nasıl kullanırız onu öğrenelim. Fakat bu k  » Devamini Oku

Düşünce Yazısı

Düşüncenin açıklanıp geliştirildiği düz yazılara düşünce yazıları denir. Düşünce yazılarında öznel cümlelere yer verilir. Okura birşeyler sezdirmek için yazılmıştır. Herhangi bir olay çerçevesinde gerçekleşmemiştir.Düşünce Yazısı NedirToplumu, bilimsel, siyasal, sanatsal ya da sosyal bir konu üzerinde düşündürmeyi, tartıştırmayı, bu yolla gerçeklere ulaştırmayı, heber vermeyi amaçlayan yazı türler  » Devamini Oku

Karekök Nasıl Bulunur

Karekök Nedir ? Kara kök matematiksel bir ifadedir. Bir sayının kök içine alınması demektir. Kare tabiri sayının alınan kökünün derecesini ifade eder. Örneğin 9 u kare köke alırsak 3 buluruz. ile 3 ün çarpımı 9 eder. Küp kök de örneğin 21 i alırsak 21 de 3*3*3 demektir yani kök dışına 3 diye çıkar. Kökün içindeki sayı kökün derecesi şeklinde ifade edilebiliyorsa kök dışına o sayı şeklinde çıkar. Ö  » Devamini Oku

 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık


  Puanı : 5.0 / 10 | Oy : 17 kişi | Toplam : 85

Bu yazıya puan ver..
» Üstadlar Özel Bölümü
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
» Alt-Kültür Başlıklar
Sorun Yanıtlayalım
İletişim