Yazıyı Gönderen: apollon
Gönderilme Tarihi: Wed, 20-Jun-2007
Okunma: 22304 kez
Yazı Boyutu: 5.42 KB

Reklamlar

Franz Kafka Hayatı ve Eserleri

FRANZ KAFKA

(D. 3 Temmuz 1883, Prag, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu – Ö. 3 Haziran 1924 Kierling, Viyana)

Moden dünya edebiyatına, belki de en çok tartışılan, yorumlara sığmayan ve biçim yönünden edebiyat akımlarına yerleştirilmesi zor eserler bıraktı.

Kafka’nın babası, taşralı Çek proletaryasından geliyordu. Evlendikten sonra zengin bir tüccar olmayı başardı. Annesi ise varlıklı, aydın bir Alman Yahudi ailesinden geliyordu. Edebiyat tarihçileri Kafka’nın huzursuz, çekingen, alıngan, iletişim kurmakta güçlük çeken duygulu kişiliğini, Yahudi asıllı, Almanca konuşan bir Çek oluşuna; bu sosyal ve kültürel çevrede yaşadığı yabancılaşmaya bağlarlar. Aile Prag’daki Alman topluluğuyla kaynaşmaya çalışmış, Kafka’nın üç kız kardeşi Alman okullarına gitmiş, Kafka Almanca’yı anadili olarak kullanmıştır.

1901’de Kafka babasının zoruyla Prag Üniversitesi’nde hukuk öğrenimine başladı; bir yandan da sanat tarihi ve Alman edebiyatı derslerine giriyordu. 1906’da hukuk doktorasını tamamladı. Önce stajını yaptı. 1907’de o zamanlar çok ünlü Assicurazioni Generali adlı İtalyan sigorta şirketinde çalışmaya başladı. İleride eserlerini yakılmak üzere bırakacağı Max Brod ile bu yıllarda dostluk kurdu, onun sayesinde Prag edebiyat çevrelerine girdi. Felix Qeltsch, Oskar Baum, Gustav Janouch ve Franz Werfel gibi edebiyatçılar ile tanıştı.

1908-1912 yılları arasında siyasal ve toplumsal olaylara ilgi duymaya, sık sık önemli Çek siyaset adamlarının toplantılarına gitmeye başlamıştı. Yahudilikle ilgilenip İbranice öğrenmeye de bu yıllarda yöneldi. Max Brod ile birlikte Riva, Paris, Weimar ve İtalya gezileri yaptı. 1912 ile 1914 arasında Felice Bauer ile iki kez nişanlanmasına rağmen, onunla evlenemedi. Bu ilişkiden geriye 500’ün üstünde mektup kaldı. Bu mektuplar Kafka’nın ölümünden uzun yıllar sonra ilk kez 1967’de yayınlandı.

1914’te patlak veren 1. Dünya Savaşı’nda zayıf bünyesi nedeniyle askere alınmadı. Bir yandan yazar olarak tanınmaya başladığı yıllardı bunlar. 1915’te Carl Sternheim kendisine verilen Fontane Ödülü’nü Kafka’ya aktarılmasını istedi.

1917, Kafka’nın kötü haberi aldığı yıldı. Vereme yakalanmış, hayatının akışı altüst olmuştu. 1920’de Milena Jesenka ile mektuplaşmaya başladı. Kafka’nın Almanca yazdığı eserleri Çek diline çevirmek için ondan izin isteyen Milena, Kafka’dan 12 yaş küçüktü ve evliydi. Bir araya gelmeleri imkânsız olan bu iki insan uzun yıllar mektuplaştılar. Milena’ya yazdığı mektuplar, tıpkı daha önce Felice Bauer’e yazdıkları gibi, dilimize de çevrilmişlerdir.

Sağlığının kötüye gitmesi üzerine 1922’de emekliliğini isteyen Kafka, Dora Diamant adlı 20 yaşında bir kızla iki yıllık kısa bir mutluluk yaşadı. 1924’te de Viyana yakınlarındaki Kierling Sanatoryumu’nda hayata gözlerini yumdu.

1912 öncesi yazdığı, erken dönem yapıtları Bir Savaşın Tasviri, Taşrada Düğün Hazırlıkları gibi uzun öyküleriyle birlikte bir dizi kısa düzyazıdır.

Kafka’nın hayatı baştan sona güçlü ve sert bir baba imgesinin gölgesinde geçmiş, babası ile aralarında hiçbir zaman Kafka’nın özlediği ilişki kurulamamıştı. Babasına yazdığı 61 sayfa uzunluğundaki mektupta, bu süper-ego baskısı bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilir. 1912’de bir gecede yazdığı Hüküm (Yargı) adlı öykünün odağında bir baba oğul ilişkisi vardır. Aynı yıl Dönüşüm (Değişim) Kafka’nın en çarpıcı uzun öyküsü olarak okura sunulur.

Kafka’nın ilk romanının birinci bölümü, Kayıp adı altında 1913’te yayınlanmış, roman Kafka’nın ölümünden sonra, Amerika adı altında, tamamlanmış haliyle okura sunulmuştur.

Kafka ikinci büyük romanı Dava’yı, Felice ile nişanını ikinci kez bozduğu 1914 yılında yazmaya başlar. Ceza Sömürgesi de aynı yıl kaleme alınmıştır. 1922’de yazmaya başladığı Şato da tamamlanmadan kalmıştır.



Eserlerinden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

1904-1905 Beschreibung Eines Kampfes (Bir Savaşın Tasviri)

1906-1907 Hochzeitsvorbereitungen auf dem Lande (Taşrada Düğün Hazırlıkları)

1913 Betrachtung (Gözlem)

1911-14 Der Verschollene (Kayıp)

1912 Die Verwandlung (Dönüşüm/Değişim)

1914 In der Strafkolonie (Ceza Sömürgesi)

1914 Der Prozess (Dava)

1915 (Der Dorfschullehrer (Köy Öğretmeni)

1922 Das Schloss (Şato)



Beschreibung eines Kampfes (Bir Savaşın Tasviri’nde Max Brod’un topladığı ve Türkçe’ye çevrilmiş öyküler: Çin Sedinin İnşaasında; Geri Çevrilme, Yasalar Srunu Üzerine; Kent Arması; Mecazlar Üzerine; Poseidon; Avcı Gracchus; Çiftlik Kapısına Vuruş; Köprü; Akbaba; Yola Çıkış; At Üzerinde; Gezinti; Şişko; Tapınakla Başlanmış Konuşma; Tapınanın Hikâyesi; Şişko ile Tapınan Arasındaki Konuşmanın Devamı; Şişkonun Yok Oluşu; Şarkıcı Josefin ya da Fare Ulusu.)

 



Soğuk ve Sıcak Renkler

Renkler, şiddetlerine ve insanlar üzerindeki ruhsal etkisine göre ikiye ayrılırlar. . A) Sıcak Renkler (Kımızı, Turuncu, Sarı) Kırmızıda ateşin sıcaklığını, turuncuda güneş ışığının etkisini, sarıda da ışık ve aydınlığı duyarız. Bu renkler, havadaki titreşimi kuvvetli olduğu için diğer renklere 'göre gözü daha önce etkiler. Çocukta renk anlayışı başladığı zaman kırmızıya bakıp ona atılması  » Devamini Oku

Atatürkün Spor ve Sporcular Hakkında Söylediği Sözler

1. Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim. 2. Spor yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlâk da bu işe yardım eder. Zekâ ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler , zekâ kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben Sporcunun zeki çevik aynı zamanda ahlâklısını severim. 3. Her çeşit spor faaliyetini Türk gençliğinin milli terbiyesin  » Devamini Oku

Haçlı Seferlerinin Nedenleri ve Sonuçları

Hıristiyanlık dininin peygamberi olan Hz. İsa Kudüs’te yaşamıştır. Bu yüzden Kudüs ve çevresi Hıristiyanlık için kutsal topraklardır. Kudüs, aynı zamanda Müslümanlar ve Yahudiler için de kutsaldır. Ancak, bu topraklar, 636 yılında Halife Hz. Ömer döneminde, ünlü komutan Halid bin Velid tarafından İslam devleti topraklarına katıldı. Avrupalı Hıristiyanlar, Müslümanların elinde bulunan bu kuts  » Devamini Oku

Servet-i Fünun

Edebiyat-ı Cedide Nedir ? (Servet-i Fünun) : Edebiyat-ı Cedide 1896’da Servet-i Fünun dergisini çıkaran şair ve yazarların meydana getirdiği canlı bir akımdır. İmparatorluğun baskıları sonucu dağılan bu şair ve yazarlar ayrı ayrı bağlı bulundukları fikirleri yaymaya devam etmişlerdir. Edebiyat-ı Cedide şairleri, yalnız aydınlara seslenmişler, (sanat için sanat) ilkesini benimsemişlerdir. Fra  » Devamini Oku

Trafik Kazaları ve Alınacak Önlemler

Karayolu üzerinde hareket halinde olan bir veya birden fazla aracın karıştığı ölüm, yaralanma ve maddi hasar sonuçlanan olaylara Trafik kazası denir. Örneğin: > Hareket halinde iki aracın çarpışması > Hareket halinde bir araç ile yayanın çarpışması > Hareket halinde bir araç ile hayvanın çarpışması > Hareket halinde bir aracın sabit bir nesneye çarpması > Hareket halinde bir arcın uçuruma y  » Devamini Oku

Vehim

1. Kesinliği belli olmayan ancak gerçek olma olasılığı düşük olan düşünce-bilgi. 2. Evham, şüphe, kuruntu anlamına gelir. 3. Sözlükte şüphe ve tereddüt edilen nesnenin kendisine tercih olunan tarafına denir. Çoğulu evhamdır. 4. Bir bilgiye “zan” diyebilmemiz için bu bilginin gerçek olma ihtimalinin, zıddının gerçek olma ihtimalinden fazla olduğuna inanmamız gerekir. Gerçekleşme ihti  » Devamini Oku

Televizyonun Yararları ve Zararları

TELEVİZYON VE EĞİTİM Televizyonun çocuk açısından hem yararlı, hem zararlı sonuçları söz konusudur. A. Yararları a. Çocukları eve bağlayarak ailede ortak ilgiler yaratıp aile mutluluğunu gerçekleştirir. b. Çocuğun kültürünü geliştirir. c. Çocuğu düşünmeye tevşvik eder. d. Çocukların ilgi ve hayat alanlarım genişletir. e. Çocukların estetik zevklerini geliştirir. B. Zararları a. Çocuğ  » Devamini Oku

Soyut ve Somut Anlam

Somut anlam ve soyut anlam konusu hem Öss’de hem de Oks’de, sözcükte anlam ana başlığı altında işlenen bir konudur. Bu sebeple hem Öss’ye hazırlanan öğrencileri hem de Oks’ye hazırlanan öğrencileri yakından ilgilendirmektedir. Sözcükte anlamın zor konularından -daha doğrusu karışık- konularından birisi olan soyut ve somut anlamı dilimiz döndüğünce kolay ifade etmeye çalı  » Devamini Oku

Kavimler Göçünün Sebepleri ve Sonuçları

Kavimler göçü milattan sonra 375 senesinde Hunların karadenizin kuzey bölümünden Avrupaya giderken karşılarına çıkan barbar kavimler olan ostrogot, vizigot, süev, sakson, angıl, frank ve vandal kavimlerini yerlerinden etmesiyle sonuçlanan bir olaydır. Kavimler Göçünün Sebepleri: a) Büyük Hun Devleti'nin dağılmasından sonra As­ya'nın batısında (Hazar ve Aral Gölü arası) Hunlara katılımların ol  » Devamini Oku

Empirizm Nedir ve Empiristler Kimlerdir

Doğru ve genel geçer bilginin duyumlar yoluyla oluşan deneylerle kazanılabileceğini öne süren felsefe görüşüdür. Empirist anlayışa göre insan zihninde doğuştan getirilen hiçbir bilgi yoktur. İnsan zihni, bu nedenle boş bir levha gibidir. Empirist görüş, 17. ve 18. yüzyıllarda sistemli bir düşünce olarak felsefe tarihinde yerini almıştır. Empirizmi geliştirerek sistemli bir felsefe görüşü haline  » Devamini Oku

 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık
rint
Tarih: 04:39:16 10.11.2006  Güncelleme: 04:39:16 10.11.2006
Statik Üye
Tarih: 10.06.2006
Nereden: muğla/gökova
Gönderiler: 15

kafkanın kederi

Eş dost sohbetlerinde sıradışı yazarlardan söz açılınca, aklıma önce Kafka gelir. Bende bu düşünceyi yaratan Kafka'nın yazın alanında biricik olmayı başarmış, varolandan farklı bir tarz ve yöntemle metinler kaleme olması değildir. Daha çok onun metinlerinin satır aralarından sızan kederdir; anlamsız bir dünyanın ortasında koyulaşıp duran kül rengi bir keder. Belki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nda bir Yahudi olmasından kaynaklanmaktadır bu keder; belki Yahudi olmasına rağmen kendini Yahudi gibi hissedememesinden. Belki sağlıklı, iri yarı bir babanın çelimsiz oğlu olmasından. Belki genç yaşta onu kucaklayacak olan ölümü çok önceden sezinlemesinden. Belki de kendisi yazdıklarına inandığı halde, insanların yazdıklarının kıymetini bilmemesinden.
Gerçekten de Franz Kafka 3 Haziran 1924 yılında Viyana yakınlarındaki Kierling Sanatoryumu'nda kırk bir yaşında hayata veda ettiğinde hiç de tanınan bir yazar değildi. Ölümünden sonra da dostu Max Brod'un çabalarına karşın yazın dünyası, uzun yıllar Kafka'yla ilgilenmemiştir. Öyle ki, kitaplarının yeniden basımı, ancak siyonizm yanlısı Schocken yayınevi tarafından yapılabilmişti. Kitapların sürümü de pek çok güçlükle karşılaşmıştı.
Max Brod'unkiler dışında, Kafka hakkındaki ilk inceleme 1941'de Herbert Tauber tarafından Franz Kafka: Eserleri Üzerine Bir Yorum adıyla kitap olarak yayımlanır. Yine bir suskunluk dönemi başlar. Bu dönem, 1951'de Günther Andres'in Kafka Pro et Contra adlı, yankılar uyandıran incelemesine kadar sürer. 1951'de yazın dünyası, artık bu alışılmadık yazarı keşfetmiştir. O günden sonra Kafka ve yapıtlarının yükseliş dönemi başlar.

Çağdaş bir peygamber
Kafka ve yapıtlarının tanınmasında kuşkusuz, arkadaşı Max Brod'un büyük katkıları olmuştu. Ama bu katkılar için Kafka, Brod tarafından yanlış yorumlanmanın bedelini de ödeyecektir. Brod, Kafka'yı dinsel inançların savunucusu; Protestanların diyalektik tanrıbilimi, Kierkegaard ağırlıklı bir varoluşçu felsefe ve siyonist görüşlerin karışımı bir düşüncenin savunucusu olarak göstermişti. Böylece Kafka'nın yapıtlarının sanatsal işlevi sınırlandırılmış oldu. Brod'un Kafka yapıtları üzerine düşen gölgesi uzun yıllar sürdü. Daha sonra Kafka gündeme gelip de bağımsız araştırmalar yapılmaya başlanınca, Brod'un ağır ipoteği kalktı ve Kafka, yapıtlarıyla yazın tarihindeki yerini aldı.
Uzmanlar da tıpkı dostu Max Brod gibi onun yapıtları konusunda çok farklı değerlendirmelerde bulunmuşlardı. Kafka'yı tanrıbilimsel açıdan yorumlayanlar, onu toplumsal tıkanışa çözüm arayan çağdaş bir peygamber olarak adlandırırken, modernizmin temsilcileri, onu varoluşçu felsefe yöntemiyle dünyayı çözümleyen ve geleceği muştulayan bir yazar olarak değerlendirdiler. Marksistler ise Kafka konusunda iki farklı görüş geliştirdiler. Bir kısmı, onu kapitalizmin çöküşünün, çaresizliğin yazarı olarak tanımlarken, öteki grup Kafka'yı, Marks'ın 'meta fetişizmi'ne bağladığı 'yabancılaşma' olgusunu en iyi anlatan yazar olarak değerlendirdi. Ama hakkındaki değerlendirmeler ne olursa olsun Kafka, yaşadığı dünyaya karşı sorumluluk hisseden yazarlar kuşağındandı. Janouch, Kafka ile Konuşmalar adlı kitabında şunları söyler: "İnsanların çoğu bireysel sorumluluğunun farkında olmaksızın yaşarlar; bütün mutsuzluklarımızın asıl çekirdeği işte burada gibime geliyor... Günah, kendi öz görevi karşısında insanın gerilemesidir. Anlayışsızlık, sabırsızlık, ihmal: İşte günah bu. Yazarın görevi, bir kenara bırakılmış ve ölümlü olan şeyi sonsuz yaşama götürmek; rastlantıyı, yaşama uygun bir şeye dönüştürmektir."


Son nokta yok
Kafka'nın, sanatçıyı kendisini- böyle büyük bir misyonla görevlendirmesini dışarıdan bir kahramanlıkla, mazlum insanları kurtarmayı amaçlayan şövalyelik duygusuyla karıştırmamak gerekir. Kafka, bu yetersiz, bu çürümüş dünyanın bir kurbanı, cinayetlerin tanığı ve yargıcıdır. Kendisini ifade edebilmenin, benliğini koruyabilmenin belki de tek yolunun insanları aydınlatan bir yazar olmaktan geçtiğine inanmaktadır. Yani görevini, yalnızca başkaları için değil, aynı zamanda kendisi için de yerine getirmektedir.
Yaşadığı dönemde toplumun yetersizliğini, aşılması gerektiğini, yabancılaşmayı anlatan tek yazar Kafka değildi. Ama Kafka, yapıtlarını kurarken öteki meslektaşlarından oldukça farklı bir yöntem seçmiştir. Değişim'de Gregor Samsa'nın hamam böceğine dönüşmesi, Kayıp (Amerika)'da Karl Rossmann'ın arayışı, Dava'da Josef K'nın kaçış çabaları, Şato'da K'nın şatoya girme uğraşı yörüngesinde gelişen olaylar gerçekte olduklarından farklı anlamlar içerirler. Kafka günlük yaşamın tekdüzeliğini olduğu gibi anlatmak yerine, sıkıcı gerçekliğin sınırlarını aşarak sembol ve imgelerden oluşan bir labirent yaratmıştır. Kafkaesk diye adlandırılan bu labirent kurgusal bir yapı olmasına karşın günümüz gerçeklerini de çarpıcı bir biçimde yansıtır.
Kafka metinlerinin çok tartışılır olmasının bir başka nedeni de açık yapıt olmalarındandır. Belki de Hegel'in varoluşu sistemlendirme girişimine karşı çıkan Kierkegaard'ın etkisiyle yapıtlarını kapalı sistemler olarak kurmaz. Son noktayı bir türlü koymaz. Böylece okuru yapıtın oluşturulmasına katılmaya çağırır. Sözcükleri okuru uyarır, bilince, düş gücüne, duygulara seslenir, metindeki belirsizliği okurun gidermesini, öyküyü okurun biçimlendirmesini ister. Kafka'nın kullandığı simgeler farklı kültür ve farklı dünya görüşüne sahip gruplar üzerinde farklı etki uyandırır. Hakkında farklı yorumların çokluğu da bundan kaynaklanmaktadır. Ama tüm bu yorumlar, yapıtı yer yer açıklayabilse de sonuna kadar gidemez; Kafka'nın yapıtı hep açık kalır.


Bir çıkış yolu
Kafka'nın hâlâ güncel olmasına gelince, bu konuda da oldukça farklı görüşler vardır. Kimileri onun anlattığı sorunsalların hâlâ geçerli olmasına bağlar bu durumu. Gerçekten de insanlık henüz yabancılaşma sorunsalını aşamamıştır. Hatta daha beter bir durum söz konusudur. Günümüz tüketim toplumlarında "meta fetişizmi"nin en parlak günlerini yaşadığı, konfor duygusunun insanın tinsel dünyasını öldürdüğü, Kafka'nın anatemalarından biri olan bu konunun hâlâ gündemde olması nedeniyle yazarın ve yapıtlarının hâlâ güncel olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bu görüş doğru olmakla birlikte eksiktir. Çünkü Kafka bir sanatçıdır. Onu yalnızca yapıtlarının içeriği ile değerlendirmek yanlış olur. Kafka, söyleyeceklerini sanatsal bir biçim içinde iletir. Bir sanatçının akıl ustalığı ve değeri, seçtiği içerikten çok kurduğu estetik yapıda saklıdır. Söyleyecekleri bu yapıda içselleşmektedir. Kafka'yı ve yapıtlarındaki içeriği zamanın yıpratıcılığına karşı koruyan, işte bu güzel ve farklı olan biçimdir. Aksi taktirde, Kafka'yı yabancılaşma konusunu çok daha kapsamlı olarak anlatan, hatta daha da ileri giderek çözümler öneren filozoflarla kıyaslamak gerekirdi ki, bu da bir ozanla bir bilim adamını kıyaslamak kadar saçma olurdu. Hiç kuşku yok ki, Kafka'nın güncelliğini yitirmemiş oluşu, onun yaratma gücünde saklıdır. Bu büyük ozan, sembol ve mitlerle günümüz dünyasının bir benzerini yaratmıştır. Kafka'nın yarattığı dünya, bizim dünyamızın bir aynasıdır. Belki görüntü biçimleri deforme edilmiştir, ama içerik gerçek dünya ile tıpatıp aynıdır. Aynı tarzı resimde Picasso, müzikte Stravinski'de görürüz. Geçmiş sanat biçimlerinin özümsenmesinden doğan yeni ve hiç kullanılmamış biçimler yaratmaya doğru coşkulu atılım duygusu. Belki de Kafka'nın simgeleri yaşanan olayların içeriğine daha uygun biçimlerdir. Bu anlamda tüm alçakgönüllülüğüne karşın, Kafka'nın doğadan da, tarihten de daha iyi bir tasarımcı olduğu bile söylenebilir. Kafka'nın dünyasına girdiğimizde, devletin, ailenin, şirketlerin, resmi ve özel kuruluşların karşısında benliği ve istekleri gözardı edilen insanla karşılaşırız, her türlü olumsuzluğa karşın hâlâ bir çıkış yolu arayan, umuda bir inanç gibi sarılan insanla. Kafka, bu evrensel gerçekliğin şiirini sunar bize.
Yazımın başında bahsettiğim gibi, Kafka, kırk bir yaşında hayata veda ettiğinde hiç de tanınan bir yazar değildi ama kendisi farkına varmasa da bu kısa süreye daha önce benzeri olmayan yapıtlar sığdırarak, kendisi gibi 1880 yılının başlarında doğmuş; Stravinski, Webern, Bartok, Apollinaire, Musil, Joyce, Picasso, Brague gibi sanatta büyük değişimleri gerçekleştiren yenilikçiler kuşağının arasında yer almayı başardı. Az iş değil. Yine de insan, keşke sağken kendisi de görebilseydi demeden edemiyor.
Ahmet Ümit radikal-16/6/2006
Cevapla


  Puanı : 3.9 / 10 | Oy : 40 kişi | Toplam : 154

Bu yazıya puan ver..
» Üstadlar Özel Bölümü
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
» Alt-Kültür Başlıklar
Sorun Yanıtlayalım
İletişim