Toplumdusmani.Net *
Yeni

Yazıyı Gönderen: BESTE
Gönderilme Tarihi: Thu, 12-Oct-2006
Okunma: 10162 kez
Yazı Boyutu: 20.03 KB

Soneler

SONELER

SONE


Sone, belli bir uyak ve ölçü kalıbına dayalı, on dört dizelik şiirdir. İngiliz yazınında, sonenin her dizesi genellikle beş “iamb” (ilki kısa ya da vurgusuz; ikincisi uzun ya da vurgulu; iki hecelik “ayak”)den oluşur. Böylelikle, her dizede ortalama beş ayak, ya da on hece bulunur. Şairin gece gündüz rahat yüzü görmediğini anlatan aşağıdaki dize bu ölçü kalıbının belirgin bir örneğidir. (“----”; vurgusuz ya da kısa hece; “/”: vurgulu ya da uzun hece)



— / — — — / — / — /

But day by night and night by day oppressed

1 2 3 4 5

(Sone 28)





Gerek ayak ve hece sayısı, gerekse yalnızca bir tür ayak (“iamb”) kullanılışı açısından, yukarıdaki gibi kurala kesinkes uyan dizelere Shakespeare’in sonelerinde sık rastlanmaz. Şairin, deyiş akıcılığı, ses uyumu, anlatım güzelliği sağlama, tekdüzelikten kaçınma ve dile esneklik kazandırma gibi nedenlerle, her dizede değişik ayak türlerine de yer verildiği görülür. Shakespeare’in sonelerine ayrıcalık kazandıran etkenlerden biri de, üstün yaratıcılığı ve sezi gücüyle bu esnekliği sağlamada eriştiği yetkinlik olmuştur. İngilizce’de vurgunun önemi göz önünde tutulur ve İngiliz şiirinde ustalığın, hiç değilse belli çağlarda, büyük ölçüde, vurgu dağılımında dengeyi tutturabilmeye bağlı olduğu düşünülürse, sonelerin bir başka dile çevrildiğinde değerinden ne ölçüde yitireceği kolaylıkla anlaşılacaktır.

Bir yazınsal tür olarak sone önce İtalya’da ortaya çıkmış, İngiltere’ye bu ülkeden geçmiştir. İtalya’da bu türü kullanan ve geliştiren büyük şairler arasında öncelikle Francesco de Petrarca (1304-1374) göze çarpar. İngiltere’de Petrarca tarzında yazılan soneye “İtalyan Sonesi” ya da “Petrarca Sonesi” denmektedir.

İtalyan Sonesi İngiltere’ye 18. yüzyılda Wyatt ve Surrey tarafından getirilmiştir. Genellikle sevgi konusunu işleyen soneler ve sone dizileri (kendi içinde anlatı bütünülğü olan sone grupları) şairlerce hemen benimsenmiş ve yaygın bir kullanım alanı bulmuştur.

İngiliz şairleri kısa bir süre içinde, gerek kendi dillerinin, gerekse ülkedeki kültür ortamının ayrıcalıklı özellik ve koşullarını göz önüne alarak sone türü üzerinde deneyimlere girişmişler ve sonuçta, başta uyak ve ölçü kalıpları olmak üzere, biçim değişikliklerine gitmişlerdir. Bu değişiklikler sonucu ortaya çıkan yeni tür (çoğu yönleriyle zaman zaman İtalyan Sonesiyle örtüşebiliyorsa da) “İngiliz Sonesi” ya da “Shakespeare Sonesi” diye adlandırılır. Bu türe Shakespeare Sonesi adı verilmesinin nedeni, türün en yetkin örneklerini veren şairin Shakespeare oluşudur.

İngiltere’de soneye yeni bir biçim kazandıran şairlerden biri de Spenser’dir. Spenser, Amoretti (1555) adlı sone dizisinde İngiliz sonesine oldukça yakın bir biçim kullanmakla birlikte, uyak kalıbında belirgin bir yenilik getirir. İngiliz Sonesinde her dörtlükte ayrı bir uyak kullanılırken, Spenser Sonesinde, ilk dörtlüğün son dizesindeki uyak, ikinci dörtlüğün ilk dizesinde; ikinci dörtlüğün son dizesindeki son uyak da üçüncü dörtlüğün ilk dizesinde yenilenir. Bu nedenle Spenser Sonesindeki uyak kalıbına “halkalı uyak” da denmektedir.

Özetle, 16. ve 17. yüzyıllarda İngiltere’de başlıca üç sone türüne rastlanır:

1. Petrarca ya da İtalyan Sonesi, ilki sekiz, ikincisi altı dizelik iki bölümden oluşur. Uyak kalıbı genellikle

a b b a a b b a c d e c d e biçimindedir;

2. Spenser Sonesi, ilk üçü dörder dizelik, sonuncusu ise iki dizelik dört bölümden oluşur:

a b a b b c b c c d c d e e;

3. Shakespeare ya da İngiliz Sonesi, yine, ilk üçü dört dizelik, sonuncusu iki dizelik olmak üzere dört bölümdür. Shakespeare Sonesinde çoğunlukla şu uyak kalıbına uyulduğu görülür;

a b a b c d c d e f e f g g.

İtalyan Sonesinde ilk sekiz dizelik bölüm (“octave”) ve bunu izleyen altı dizelik bölüm (“sestet”) arasında belli bir anlam ve anlatım bağlantısı bulunur. “Octave”da ele alınarak işlenen konu, düşünce ya da örge (motif), “sestet”te örneklenir ya da sonuca bağlanır. Bu türün iki bölümlük yapısı içinde, “octave” bir gözlemi, “sestet”se bir sonucu içerebileceği gibi, belli bir düşünce ya da sav, bir karşı düşünce ya da savla dengeleniyor olabilir.

Spenser Sonesinde, çoğu kez her dörtlükte ayrı bir düşünceye, görüşe, gözleme yer verilir. Bununla birlikte, her dörtlükte yer alan düşünce bir öncekinden kaynaklanır ya da onunla bağıntılıdır. Dörtlükleri bir ayak halkasıyla bağlama yöntemi, konu içinde sıkı bir bağdaşım ve tutarlılık bulunmasını sağlar.

İngiliz Sonesi, çapraz uyak kalıbıyla sone türüne büyük bir esneklik getirir. İngiliz Sonesini öteki sone biçimlerinden ayıran önemli bir özellik de, son iki dizede bir özete, bir derleyip toplamaya, özlü söze, ya da özdeyişe yer verilmesidir. Burada, sonede yer alan ana düşünce, çarpıcı, özlü ya da duygulu bir biçimde toparlanır. (Bu son öğenin, Shakespeare’in kimi sonelerinde, sonenin bütünüyle bağdaşmadığı, uyuşmadığı; aşırı bir genelleme yapma ya da gösterişli bir söze yer verme çabasıyla “sırıttığı” ve bu sonelere gölge düşürdüğü söylenmektedir.)

“Sone Dizisi” bir ana konu bütünlüğü içinde, çoğu kez belli bir kişiye yazılan sonelerden oluşur. Sone dizilerinin başta gelen konusu sevgidir. İngiliz yazınında ilk sone dizisi olarak, Sir Philip Sidney’in 1591’de basılan Astrophel ve Stella’sı gösteriliyor. Bu diziyi daha sonra Spenser’in Amoretti’si (1595) ve Shakespeare’in Soneler’i (1609) izliyor.

İngiliz yazınında sone türünde yazan öteki başlıca yazarlar arasında Milton, Wordsworth, Keats, Elizabeth Barrett Browning ve Christina Rosetti sayılabilir. E.A. Robinson, E.E. Cummings ve W.H. Auden ise yirminci yüzyılın önde gelen sone yazarları arasında.





SHAKESPEARE’İN SONELERİ



Shakespeare’in soneleriyle ilgili en güvenilir kaynak, 1609 yılında Thomas Thorpe adına Stationers Kayıt Defterine geçirilen Quarto baskısıdır. Buradaki metnin Shakespeare’in kendi notlarına ya da notların özenle çıkarılmış bir kopyasına dayandığı sanılmaktadır.

1609 metninin sağlam ve güvenilir bir kaynağa dayanmadığını öne sürenler olmuştur. Bu düşünceyi savunanlar gerekçe olarak, 154 sonelik dermede sanat değeri oldukça düşük sonelerin varılığını göstermektedirler. Ayrıca, özellikle 19. yüzyıl araştırmacı ve yorumcuları, ahlaki açıdan kimi soneleri Shakespeare’e yakışır bulmamışlar ve bunların başka şairlerce yazılmış olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Bu ve benzeri savları haklı çıkarmaya yeterli nesnel ve inandırıcı kanıtlar şimdiye dek ortaya konamamıştır.

Thomas Thorpe’un, dermeyi iki ana bölüme ayırarak düzenlemesi genel olarak eleştirmen ve yorumcularca uygun karşılanır. Thorpe, ilk 126 sonenin genç bir soyluya yazıldığı ya da onu konu olarak aldığı; geri kalan sonelerin ise aynı kişiye yazılmış olmakla birlikte, bir esmek kadını (“dark lady”) konu aldığı görüşündeydi. Ancak, sonelerin sıralanış biçiminde günümüz eleştirmenleri Thorpe’den ayrılırlar. Bu eleştirmenlere göre, soneleri belli bir sıraya sokabilmek için elde yeterli sayıda veri olmadığı gibi, dermenin bölümlere ayrılabilmesini gerektirecek somut bir kanıttan da söz edilemez.

Sonelerin tümünün değilse bile büyük bir kesiminin 1592-1598 yılları arasında yazıldığı sanılmaktadır. Elizabeth çağında sone türünün yaygınlaşarak benimsenmesi, Sidney’in Astrophel ve Stella adlı sone dizisinin yayımlandığı 1591 yılına rastlar. 1592-1598 yılları arasında yirmiye yakın sone dizisinin yayımlandığı biliniyor. Çeşitli kaynaklardan, Shakespeare’in sonelerinin büyük bir bölümünün de 1598’den önce yazılmış olabileceğini öğreniyoruz. Francis Meres, 1598 yılında Stationers Kayıt Defterine adı geçirilen Palladis Tamia: Wit’s Treasury adlı yapıtında Shakespeare’in “yakın dostları arasında pek beğenilen soneleri”nden söz eder. 138 ve 144 sayılı soneler, ufak değişikliklerle, 1599 yılında yayımlanan Passionate Pilgrim adlı derlemede yer alır.

Soneler kimi yorumcularca yarı örtülü bir yaşam öyküsü, kimilerince ise, yeni yeni yaygınlaşmaya başlayan türde salt yazınsal denemeler olarak görülür. Sonelerin, Shakespeare’in yaşamında kesitler, durumlar, olaylar, ya da örgüler (motifler) yansıttığı görüşünde olanlar, dermedeki başlıca kişileri de Shakespeare’in çevresinde aramışlardır. Sonelerdeki genç ve soylu dost ile “esmer kadın”ın kimler olabileceği bu kişilerce uzun uzadıya araştırılmış. Önde gelen adaylar arasında, Shakespeare’in erkek dostu için, Earl of Southampton ile Earl of Pembroke’un adları, Shakespeare’le birlikte başkalarını da baştan çıkardığı anlaşılan “esmer kadın” içinse Mary Fitton adı üzerinde özellikle duruluyor.

Soneleri salt yazınsal denemeler olarak görenlerse, bunların, Batı Avrupa yazınına yaklaşık üç yüz yıl damgasını vurmuş olan bir gelenek çerçevesi içinde değerlendirilmesi gerektiğini savunuyorlar. Bu bağlamda, Shakespeare’in Petrarca’dan ve onun tarafından başlatılmış olan sone geleneğinden ne ölçüde etkilenmiş olabileceği önem kazanıyor. Petrarca’nın, 317 sonesinin hemen tümünün Laura adını verdiği bir kadına yazdığı biliniyor. Petrarca’nın sonelerinde Laura yarı gerçek, yarı hayal ürünü bir kadın kimliğinde. Shakespeare’in Petrarca’yı İtalyanca’dan da okumuş olabileceği düşünülmekle birlikte, İtalyan şairini Thomas Wyatt ve Earl of Surrey tarafından yapılan çeviriler aracılığıyla tanımış olması daha akla yakın bulunuyor. Shakespeare’in, Sir Philip Sidney’in sonelerini okuduğuna ilişkin izler ise daha belirgin. Kimi eleştirmenler de Shakespeare’in en çok Samuel Daniel’in Delia adlı sone dizisinden etkilendiği görüşünde. Bu görüşü taşıyanlar, Shakespeare’in de Daniel gibi alışılmadık, şaşırtıcı ve çarpıcı söz sanatlarına, özellikle benzetme ve eğretilemelere aşırı düşkünlüğüyle dikkati çekiyorlar.

Shakespeare’i etkileyen, ona esin kaynağı olan yazarlar arasında Ovidius başta gelir. Ovidius’un Dönüşümler (Metamorphoses) adlı yapıtının, Arthur Golding’in çevirisiyle 1565-1567 yıllarında yayımlandığı biliniyor. Ovidius ve Horatius’la başlayarak Shakespeare’in çağına değin yaygın bir kullanım alanı bulmuş olan ve Petrarca’da da görülen, örgelerden biri de “evrenselleştirme” teması. Bu temaya göre, bir şairin dizelerinde dile getirdiği övgü, övülen kişiyi yeryüzünde ölümsüzleştirir. Zamanın yıpratıcı, yıkıcı etkisine karşı koymanın tek yolu, şiirde kazanılan ölümsüzlük. Shakespeare’in sonelerinden on üçü bu temayı işliyor. Tema, 55 sayılı sonenin ilk dizelerinde güçlü bir deyişle dile getirilmiş:



Ne mermer heykeller, ne beylerin süslü anıtları

Kalmış olacak, bu yaman şiir yaşıyorken gelecekte.




64 sayılı sonede de Shakespeare Ovidius’u örnek almış. Denizin sürgit karaları aşındırmasını anlatırken, bitimsiz değişimin geride bıraktığı yıkıntı ve yıkımı çarpıcı bir örnekle anlatıyor. Zaman, değişim, ölüm ve ölümsüzlük, sevgi, dostluk, güzellik, Shakespeare’in bıkmadan işlediği konular arasında.

Shakespeare’in günümüze ulaşan toplam 154 sonesinden son ikisi işledikleri konu açısından öncekilerden ayrılır. 153 ve 154 sayılı sonelerde, eski bir Yunan şiirinden alınma bir tema iki ayrı biçimde işlenmiş.

Soneler dizisiyle Shakespeare’in yaşamı arasında bir bağ olabileceği varsayımından gidilirse, ilk 152 sonede, belli bir bütünlüğü olan, yer yer oldukça gerilimli olay ve durumlara yer veren bir anlatıdan, ya da bir oyunun sahnelendiğinden söz edilebilir. Oyunun başlıca kişileri: Bir şair, onun yakın dostu, ve kumral ya da esmer bir kadındır. Şairin dostunun yüksek mevkide bir soylu olduğu sanılmaktadır.

İlk 126 sone, şairin dostun, tek tek ya da birkaçı bir arada, gönderdiği şiirsel mektuplar niteliğini taşır. 127 sayılı soneden başlayarak 152. soneyi de içine alan grup “esmer kadın”la ilgilidir. Ancak, şairin dosttan, evlenip çocuk sahibi olması isteniyor. Bu kesimde yer alan tanışma devresinden sonra genç soyluyla şair arasında coşkulu (ve cinsel yanı da ağırlıklı) bir dostluk kuruluyor. Dizinin sonraki sonelerinde bu dostlukl agelen mutluluk ya da hayal kırıklığı dolu anlar dile getiriliyor. Bu arada iki dost arasındaki sevgi, ansızın ortaya çıkan ve soylu dostun gözünü üstüne çekmeyi başaran bir “rakip şair” yüzünden çetin bir sınavdan geçiyor. Baş kişiler arasında gerilim yükseliyor ve ilişkileri koparabilecek tehlikeli boyutlara ulaşıyor. Alımlı ve uçarı gencin, şairin sevdiği kadını ayarttığını görüyoruz. Shakespeare, bu kadınla arasındaki ilişkinin çeşitli evrelerini anlatıyor. Kadının, Shakespeare’in aklını çelişine ve sevgisine karşılık buluşuna tanık oluyoruz. Shakespeare ve arkadaşı bir süre, birbirinden gizli, kadınla abğ kuruyorlar. Şair, gerçeği öğrenince durumu irdeliyor, duygu ve düşüncelerini açıklıyor ve arkadaşını bağışlıyor. Bununla birlikte, kadının sorumsuzluğunu acı acı eleştirmekten kendisi alamıyor. Kadının ikiyüzlülüğü ile birlikte, onun kendinde uyandırdığı istek, çelişik duygulara gödürüyor şairi. Sonunda, kadınla olan bağlarını koparıyor ve ömrü boyunca sürdüğü anlaşılan dostluğu daha sağlam temeller üzerine oturtuyor.

Petrarca’yla gelen geleneklerin çoğu Shakespeare’de aynı ağırlığı taşımaz. Örneğin, “sevgisi karşılık görmediği için yanıp yakınan sevdalı” örgesi Shakespeare’in sonelerinde çokça vurgulanmamış. “Uykusuz geçen gecelerin çilesi”ne de sonelerde hemen hemen hiç yer verilmez. Sevgili, doğadan alınma öğelerle karşılaştırılmaz. Dahası, Shakespeare böylesi basmakalıp benzetmeleri alaya bile alır (Sone 130). Shakespeare’in sonelerinin yarıdan çoğu Petrarca geleneklerinden arınmıştır. Yeni konular, yeni örgeler, yeni gözlemler getirir Shakespeare; “Ölümün sonsuz gecesinde kalan dostlar” için gözyaşı döker (Sone 30); “Kiminin sanatına, kimininse bilgisine sahip olmadığından cesaretinin kırıldığından” söz eder (Sone 29). 66 sayılı sonede karamsar bir anını dile getirir. Budalalık ve kötülüğün her yerde bilgelik ve erdemi geride bıraktığından yakınır. Shakespeare’in getirdiği çarpıcı yeniliklerden biri de, “esmer kadın”a duyduğu ilginin yalnızca bedensel, duyusal olduğunu ve cinsel doygunluğu bir çeşit burukluk ve tiksinti duygusunun izlediğini açıklamasıdır. Bu arada, Shakespeare’e en çok acı veren, sevgilisinin dönekliği, ikiyüzlülüğü ve vefasızlığı olur.

Shakespeare’i çağdaşı yazarlardan ayıran, sesini içinde yaşadığı çağın ve toplumun ötesine duyurmasını sağlayan, ona evrensellik kazandıran öğe, sonelerin arasında, türün doruğuna ulaşmış yetkin örnekler bulunmasıdır. Duyarlı ve dikkatli bir okur için bu örnekler çeşitli boyut ve düzlemlerde değişik ve her zaman için geçerli anlamlar içerir.





ÇEVİRİYE İLİŞKİN AÇIKLAMALAR



Yazınsal çevirinin ana sorunlarından biri, belki de birincisi, Soneler'in çevirisine başlamadan önce yine karşımıza çıktı. Günümüzden dört yüzyıl önce, yabancı bir toplumda yaşamış olan, Türk okuruna yabancı sayılabilecek bir şiir türünde yazmış olan Shakespeare'i çevirirken uyarlama ya da yaklaştırmayı mı seçmeliydik, yoksa "kelimesi kelimesine" aktarmayı mı; ve bu seçeneklerden her birinin sınırı nerede başlıyor, nerede bitiyordu?

Birincide yoruma, açımlamaya ve bizim kültürümüze özgü deyim ve deyişlere daha çok yer verebilecek ve böylece sonelerin çokça yadırganmamasını ve belki daha kolay anlaşılır olmasını sağlayabilecektik. ama bu seçimin sonunda ortaya çıkacak ürünlerin Shakespeare'in soneleri olacağına pek güvenimiz yoktu doğrusu. Edward Fitzgerald'ın Hayyam çevirisi gibi kendine özgü bir yapıt ortaya koyma hevesinde de değildik.

Öte yandan, ikinci yolu seçmenin sakıncaları da daha az ürkütücü görünmüyordu. Shakespeare'in denediği türün, 17. yüzyıl yazınsal gelenek ve alışkanlıklarının, söz sanatlarının, özellikle alışılmadık eğretileme ve imge ("conceit")lerin, okura yabancı ve itici gelebileceğini düşünüyorduk. Ayrıca, metne bağlılık uğruna, "şiirsellikten" de ödün vermek zorunda kalabilecek, şiirleri "şiir" olmaktan çıkarıp belli düşünce ve görüşleri aktaran sıradan birer yazınsal araç haline getirebilecektik.

Sonunda orta yolu seçmedik. Shakespeare'in sonelerini "uyarlamaya" hakkımız olmadığı gibi, olsa bile, beceri ve yetilerimizin buna elvermeyeceği gerçeği yanında, çevirinin önemli işlevlerinden biri olan "kültür taşımacılığı" öğesini de göz önüne alarak, genel çizgileriyle de olsa ikinci yolu, metne elden geldiğince bağlı kalmayı yeğledik. Sonelerin anlamı yanında, olabildiğince ve yapaylığa düşmemeye çalışarak, biçim özelliklerine de bağlı kalmaya özen gösterdik. Değişik bir çağ ve kültüre özgü deyiş ve düşünceleri, bu düşüncelerin itildiği değişik anlatım kalıplarını aktarmaya çabaladık. Alışılmadık imgelerin yanı sıra öteki söz sanatlarını da, bizim yazın geleneklerimize yabancı ve aykırı düşse de, olduğu gibi vermeye çalıştık. Açımlama ve yorumdan gelden geldiğince kaçındık. Anlamın gereğince iletilebilmesi için gerekli gördüğümüz açıklamaları kısaca dipnotlarda vermekle yetindik.

Çeviride karşımıza çıkan güçlükler arasında biçimsel öğeler önde geliyordu. Bunların çoğu, her şiir çevirisinde söz konusu olabilecek sıradan güçlükler sayılabilir. Yine de, belki çoğu çevirmen gibi, güçlüklerin "özellikle" çetin olduğu düşüncesinden sıyrılamıyorduk. Deyiş akıcılığı, tempo, dizem ("rhythm") gibi öğeleri nasıl aktaracaktık? Diller arasındaki bağdaşmazlıkları nasıl giderecek, söz dizimi, ses uyumu ve benzeşimi sorunlarını nasıl çözümleyecektik? Bağdaşım ("coherence")ın gereğince sağlanabilmesi için biçem (üslup)e ilişkin öğeler, özellikle çeşitli söz sanatları üzerinde tek tek durmak, bunların Türkçe'deki benzerlerini verme yerine, anlamlarını düzgün bir dille vermek zorundaydık. Betimleme, benzetme, eğretileme ("metahpor"), kişileştirme, karşılam ("paradox"), karşıtlaştırma ("contrast"), karşıtlıca ("ambivalence"), sözcük oyunları, ündeşleme ("pun"), sezinletme ("allusion") gibi söz sanatlarının sonelerde çok yaygın kullanılmış olması, kimi zaman bir sonenin oldukça dolaşık ve karmaşık tek bir imgeden oluşması bizi ayrıca düşündürüyordu. Bu arada, yapaylığa düşmemek için, uyak denkleştirme çabasına hiç girmedik.

Yukarıda dile getirmeye çalıştığımız sorunları ne ölçüde çözümleyebildiğimizi burada uzun boylu açıklamaya girişmeyeceğiz. Böyle bir açımlama çok yer alacağı gibi, elimizdeki çalışmanın amacı dışına taşabilir ve pek somut sonuçlar da ortaya çıkarmayabilir diye düşündük.

Yalnıtca şu kadarını belirtmek yeterli olacaktır sanırız: Dil özelliklerine dayalı ustalığı, özellikle dizem ("rhythm") öğesini ve ses uyumu ve benzeşimine dayanan söz sanatlarını aktarmada, ya da yansıtmada pek başarılı olduğumuzu söyleyemeyiz. Ayrıca, şairin dili açısından kimi özgün ve incelikli buluşları, dile kazandırdığı zenginlik, ve olağanüstü başarıyla kullandığı "iamb" kalıbı, doğal olarak çeviride aktarılamadı.

Öte yandan, yukarıda değindiğimiz öteki sorunlara olan yaklaşımımız, aradığımız ve bulabildiğimiz çözüm yolları -belki bulamadıklarımız da- en belirgin bir biçimde çevirilerde görülebilir ve belki de bu yönde ileride yapılabilecek girişimlere ışık tutabilir kanısındayız.







SONELER

William Shakespeare

Çevirenler; Bülent-Saadet Bozkurt

Remzi Kitabevi

4. Basım, Şubat 1996, Sf. 7-15

Özgün Adı

SONNETS



 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık

Resimleri

Sunumları

Henüz bu yazıya eklenmiş dosya (powerpoint,pdf,word) bulunmamaktadır.

Videoları

Henüz bu yazıya eklenmiş video bulunmamaktadır.
» Üstadlar Özel Bölümü
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
» Alt-Kültür Başlıklar

Çıkış yapmak istediğine emin misin?

Evet Vazgeç