Toplumdusmani.Net *
Yeni

Yazıyı Gönderen: apollon
Gönderilme Tarihi: Mon, 20-Nov-2006
Okunma: 10053 kez
Yazı Boyutu: 21.83 KB

Descartes - W. W. Rouse Ball

Descartes
W. W. Rouse Ball

Descartes’ı modern matematik okulunun ilk üyesi olarak görebiliriz. René Descartes 31 Mart 1596’da Tours yakınlarında doğdu 11 Şubat 1650 Stockholm’de öldü; böylece Galileo ve Desargues’nin bir çağdaşıydı. Adın imlediği gibi, iyi bir aileden olan babası yılın yarısını kendisinin de bir danışman olarak üyesi olduğu yerel parlamento oturumda olduğu zaman Rennes’de, ve zamanın geri kalanını ise La Haye’de les Cartes aile yurtluğunda geçirmeye alışmıştı. İki oğulları ve bir kızları olan bir ailenin ikinci çocuğu olan René sekiz yaşında La Flêche’deki Jesuit okuluna gönderildi ve kendisi oradaki hayranlık verici disiplin ve eğitimden büyük övgüyle söz eder. Sağlık durumunun nazikliğinden ötürü sabahları geç saatlere dek yatakta kalmasına izin verilirdi; bu hiçbir zaman vazgeçmediği bir alışkanlık oldu, ve 1647’de Pascal’ı ziyaret ettiği zaman ona matematikte iyi iş yapmanın ve sağlığını korumanın biricik yolununn sabahları kalkmaya istekli olmadıkça hiçbir zaman kaldırılmasına izin vermemek olduğunu söyledi. Bu görüşü bu yazıyı okuyabilecek her öğrencinin yararı için aktarıyorum.

1612’de okuldan ayrılması üzerine Descartes yüksek tabaka ile tanıştırılmak üzere Paris’e gitti. Burada Jesuitler aracılığıyla Mydorge ile tanıştı ve okul arkadaşı Mersenne ile dostluğunu yenileyerek onlarla birlikte 1615 ve 1616 yıllarını matematik çalışmaya adadı.

O sıralar yüksek konumlu bir erkek ya orduya ya da kiliseye girerdi; Descartes ilk mesleği seçti, ve 1617’de o sıralar Breda’da olan Orange Prensi Maurice’in ordusuna katıldı.

Bir gün sokaklarda yürürken Hollandaca yazılı bir duvar bildirisi merakını uyandırdı ve yoldan geçen ilk insanı durdurarak ondan yazıyı ya Fransızca ya da Latince olarak kendisine çevirmesini istedi. Dort’taki Hollanda Kolejinin müdürü Isaac Beeckman’dan başkası olmayan bu yabancı, Descartes’a yazıyı eğer yanıtlayacaksa çevireceğini söyledi; yazı gerçekte belli bir geometrik problemin çözümü ile ilgili olarak herkese yöneltilmiş bir soruydu. Descartes problemi birkaç saat içinde çözdü, ve sonuç Beeckman ile aralarında sıcak bir dostluğun doğuşu oldu. Matematik yeteneğinin bu beklenmedik sınavından sonra ordunun tatsız yaşamı ona sıkıcı gelmeye başladı, ama aile nüfuzunun ve geleneğin baskısı altında asker kalmayı sürdürdü ve Otuz Yıl Savaşlarının başlangıcında Bavyera ordusunda Count de Bucquoy’un birliğine gönüllü katılmaya ikna edildi. Tüm bu zaman boyunca boş zamanlarını matematik çalışmalarıyla doldurdu, ve yeni felsefesinin ve analitik geometrisinin ilk tasarımlarını Tuna seferleri sırasında Nauberg’de 10 Kasım 1619’da gördüğü üç düşe bağlamayı alışkanlık edindi. Bunu yaşamının en önemli günü olarak, ve bütün geleceğini belirleyen gün olarak gördü.
1621 baharında görevinden ayrıldı, ve sonraki beş yılı yolculuklar yaparak geçirdi ve bu zamanın çoğunda arı matematik çalışmayı sürdürdü.

1626’da Paris’e yerleşti. Ufak tefek ama iyi yapılı bir bedeni vardı, gösterişsiz bir yeşil tafta giyer ve bir beyefendi olduğunun belirtisi olarak yalnızca kılıç ve kuş tüyü takardı. Oradaki ilk iki yılı sırasında genel toplumla ilgilendi, ve boş zamanını optik aletlerin yapımı ile uğraşarak geçirdi; ama bu uğraşlar felsefede ne olursa olsun onu beklediğine inandığı evren kuramını bulmayı başaramayan biri için yalnızca biraz gevşeme anlamına geliyordu.

1628’de Oratory dinsel toplumunun kurucusu olan Cardinal de Bérulle Descartes ile karşılaştı ve konuşmalarından öylesine etkilendi ki onu yaşamını gerçeklik arayışına adama ödevini üstlenme konusunda yüreklendirdi. Descartes öneriyle görüş birliği içindeydi, ve çevrenin vereceği rahatsızlıklara karşı daha iyi bir önlem olarak o sıralar gücünün doruğunda olan Hollanda’ya yerleşti. Orada tüm zamanını felsefe ve matematiğe vererek yirmi yıl yaşadı. Bilim, der, bir ağaca benzetilebilir; metafizik köktür, fizik gövde, ve üç ana dal mekanik, tıp ve ahlaktır ve bunlar bilgimizin dışsal dünyaya, insan bedenine, ve yaşamın yönetilmesine üç uygulamasını oluştururlar.

Hollanda’da kalışının 1629’dan 1633’e dek süren ilk dört yılını evrenin fiziksel bir kuramını verme girişimini somutlaştıran Le Monde’u yazarak geçirdi; ama yayımının ona kilisenin düşmanlığını getirmesi olasılığını görerek, ve bir şehit olarak ünlenmeye hiç istekli olmadığı için, yayımdan vazgeçti; tamamlanmamış elyazması 1664’de yayımlandı. Daha sonra kendini evrensel bilim üzerine bir inceleme yazmaya verdi ve bu çalışma Discours de la méthode pour bien conduire sa raison et chercher la vérité dans les sciences başlığı altında 1637’de Leyden’de yayımlandı, ve eşliğinde La Dioptrique, Les Météores, ve La Géométrie başlıkları altında üç ek bulunuyordu (bunlar büyük bir olasılıkla 1638’e dek yayımlanmadılar); analitik geometrinin doğuşu bu çalışmaların sonuncusuna bağlanır. 1641’de Meditationes başlıklı bir çalışma yayımladı ve bunda felsefe üzerine Söylem’de taslağı verilen görüşlerini uzunlamasına açıkladı. 1644’te büyük bölümü fiziksel bilimlere, özellikle devim yasalarına ve burgaçlar kuramına ayrılan Principia Philosophiae’yi çıkardı. 1647’de buluşlarının onuruna Descartes’a Fransız sarayından bir gelir bağlandı. 1649’da Kraliçenin çağrısı üzerine İsveç’e gitti ve birkaç ay sonra akciğer iltihabından öldü.

Görünüşte Descartes çıkık bir alın, belirgin bir burun ve kaşlarına dek gelen siyah saçlarıyla büyük bir kafası olan küçük bir insandı. İnce sesliydi. Soğuk ve bencil bir doğası vardı. İncelemelerinin erimi dikkate alındığında, hiçbir biçimde yaygın olarak okuduğu söylenemez; ve kendilerinden ele gelir bir sonuç çıkarılamadığı ölçüde hem ilmi hem de sanatı küçümserdi. Hiç evlenmedi ve genç yaşta ölen evlilik dışı bir kızından başka arkasında hiç kimse bırakmadı.

Felsefi kuramlarına gelince, son iki bin yıl boyunca tartışılmakta olan ve büyük bir olasılıkla iki bin yıl daha büyük bir coşku ile tartışılacak olan kimi sorunları tartıştığını söylemek yeterlidir. Sorunların kendilerinin önemli ve ilginç olduklarını söylemek gereksizdir, ama durumun doğasından ötürü önerilen hiçbir çözüm sağın bir tanıtlamaya ya da çürütmeye açık değildir; yapılabilecek olanın tümü bir açıklamayı bir başkasından daha olası kılmaktır, ve ne zaman Descartes gibi bir felsefeci sonunda bu soruyu yanıtladığına inansa, sayıltılarındaki yanılgıları göstermek ardılları için güç olmamıştır. Bir yerde felsefenin her zaman başlıca Tanrı, Doğa ve İnsanın karşılıklı ilişkileri ile ilgilendiğini okumuştum. En erken felsefeciler başlıca Tanrı ve Doğa arasındaki ilişkilerle uğraşan ve İnsanı ayrı olarak ele alan Yunanlılar idiler. Hıristiyan Kilise Tanrının İnsan ile ilişkisine Doğayı bütünüyle gözardı edecek denli gömülmüştü. Son olarak modern felsefeciler başlıca İnsan ve Doğa arasındaki ilişkilerle ilgilenirler. Bunun ardışık olarak yürürlükte olan görüşlerin doğru bir tarihsel genellemesi olup olmadığını burada tartışmayı istemiyorum, ama modern felsefenin alanına ilişkin bildirim Descartes’ın yazılarının sınırlarını belirtir.

Descartes’ın matematiğe başlıca katkıları analitik geometrisi ve burgaçlar kuramıydı, ve matematiksel ünü bu konulardan birincisi ile bağıntılı araştırmaları üzerine dayanır.

Analitik geometri yalnızca (kimi zaman gevşek olarak söylendiği gibi) cebirin geometriye uygulanışından oluşmaz; bu Arşimed ve başka birçokları tarafından yapılmış, ve onaltıncı yüzyıl matematikçilerinin çalışmalarında olağan bir işlem yolu olarak kullanılmıştı. Descartes’ın yaptığı büyük ilerleme düzlemdeki bir noktanın düzlemde birbirlerine dik açı ile çizilen iki çizgiden diyelim ki x ve y uzaklıkları verildiğinde, olumlu ve olumsuz değerlerin yorumlanışı açısından yabancısı olmadığımız bir işlem yoluyla, o noktanın tam olarak belirlenebileceğini görmesiydi; bir f(x,y) = 0 denkleminin belirsiz olmasına ve x ve y değerlerinin sonsuz bir sayısı tarafından doyurulabilmesine karşın, gene de bu x ve y değerlerinin bir eğri oluşturan bir dizi noktanın koordinatlarını belirlediğini ve f(x,y) = 0 denkleminin bu eğrinin belli bir geometrik özelliğini, daha açık olarak, eğri için üzerindeki her noktada geçerli olan bir özelliği anlattığını görmesiydi. Descartes uzaydaki bir noktanın benzer olarak üç koordinat tarafından belirlenebileceğini ileri sürdü, ama dikkatini düzlem eğrilere sınırladı.

Bir eğrinin özelliklerini araştırabilmek için, bir tanım olarak herhangi bir belirli geometrik özelliği seçmenin ve onu eğri üzerindeki herhangi bir noktanın (o sıradaki) koordinatları arasındaki bir denklem aracılığıyla anlatmanın, eş deyişle, tanımı analitik geometrinin diline çevirmenin yeterli olduğu henem görüldü. Böyle elde edilen denklem örtük olarak eğrinin her özelliğini kapsar, ve herhangi bir tikel özellik betinin geometrisi konusunda sıkıntıya girmeksizin sıradan cebir yoluyla ondan çıkarsanabilir. Bu daha eski yazarlar tarafından belli belirsiz anlaşılmış ya da öngörülmüş olabilir, ama Descartes daha ileri gitti ve iki ya da daha çok eğrinin bir ve aynı koordinatlar dizgesi ile ilişkilendirilebileceği, ve iki eğrinin kesişme noktalarının bu eğrilerin denklemleri için ortak köklerin bulunuşu yoluyla belirlenebileceği gibi çok önemli olguları gösterdi. Daha öte ayrıntıya girmem gereksizdir, çünkü hemen hemen yukarıdakileri anlaşılır bulan herkes analitik geometri okumuş olmalıdır, ve bulunuşunun değerini kolayca görebilir.

Descartes’ın Géométrie’si üç kitaba bölünür: bunlardan ilk ikisi analitik geometriyi ele alır, ve üçüncüsü o günlerde geçerli cebirin bir çözümlemesini kapsar. Uslamlamalarını izlemek biraz güçtür, ama bulanıklık bilerek yaratılır.

Birinci kitap analitik geometrinin ilkelerinin bir açıklaması ile başlar, ve Pappus’un Synagogee’sinin yedinci kitabında ortaya sürülen ve özellikle bir genel teoremi ile önceki geometricileri çaresiz bırakan belli bir problemin tartışmasını kapsar, ve Descartes’ı analitik geometrinin bulunuşuna götüren şey bu problemi çözme girişimi oldu. Problemin tam bildirilişi oldukça karmaşıktır, ama en önemli sorun bir noktanın yerini bulmaktır, öyle bir yolda ki verili m doğru çizgi üzerindeki dikeylerin çarpımı verili başka n doğru çizgi üzerindeki dikeylerin çarpımı ile değişmez bir oranda olacaktır. Eskiler bunu m = 1, n = 1 durumu için, ve m = 1, n = 2 durumu için geometrik olarak çözmüşlerdi. Pappus, bunun dışında, eğer m = n = 2 ise, yerin bir konik olduğunu bildirmiş, ama hiçbir tanıtlama vermemişti; Descartes ta bunu arı geometri ile çözmeyi başaramadı, ama eğrinin ikinci dereceden bir denklem yoluyla temsil edildiğini, eş deyişle bir konik olduğunu gösterdi; daha sonra Newton problemin arı geometri yoluyla güzel bir çözümünü sundu.

İkinci kitapta Descartes eğrileri geometrik ve mekanik eğriler olarak iki sınıfa ayırır. Geometrik eğrileri her biri tek bir koordinat eksenine koşut olarak ‘‘eşölçümlü’’ hızlarla devinen iki çizginin kesişmesi yoluyla yaratılabilecek eğriler olarak tanımlar; bu terimlerle demek istediği şey dy/dx’in cebirsel bir işlem olduğudur, örneğin elips ve sisoid (sarmaşık eğrisi) durumunda olduğu gibi. Bu çizgilerin hızlarının oranı ‘‘eşölçümsüz’’ olduğu zaman, bir eğriyi mekanik olarak adlandırır; ve bu terim ile demek istediği şey dy/dx’in aşkınsal bir işlev olduğudur, örneğin sikloid (yuvarlanma eğrisi) ve ‘ikinci’ dereceden denklemler durumunda olduğu gibi. Descartes tartışmasını geometrik eğrilere sınırladı. Günümüzde kabul edilen cebirsel ve aşkınsal eğriler sınıflandırması Newton’dan gelir.

Descartes ayrıca eğrilere teğetler kuramına da özel bir dikkatle yaklaştı—belki de kendisinin hemen yukarıda değinilen sınıflandırma dizgesinden çıkarsanabileceği gibi. Bir noktadaki bir teğetin o sıralar geçerli olan tanımı noktadan onunla eğri arasında başka hiçbir doğru çizginin çizilemeyeceği bir yolda geçen bir doğru çizgi, eş deyişle, en yakın değme durumundaki doğru çizgi olduğu biçimindeydi. Descartes bunu ‘‘teğet bir kesenin (sekant) sınırlayıcı konumudur’’ önesürümüne eşdeğer bir bildirim ile değiştirmeyi önerdi; Fermat, ve daha sonraki bir tarihte Maclaurin ve Lagrange bu tanımı kabul ettiler. Newton ve Leibnitz tarafından izlenen Barrow ise bir eğriyi içine çizilen bir çokgenin kenarları belirsiz ölçüde küçük olduğu zamanki sınırı olarak gördü, ve çokgenin kenarlarının, uzatıldıkları zaman, sınırda eğriye bir teğet olduklarını bildirdi. Öte yandan, Roberval bir noktadaki bir teğeti eğriyi betimlemekte olan bir noktanın o kıpıdaki deviminin yönü olarak tanımladı.*Hangi tanım seçilirse seçilsin sonuçlar aynıdır, ama hangi tanımın doğru olduğu üzerine tartışma sıkıcıydı. Mektuplarında Descartes bir rulete teğetler ve dikeyler çizmek için genel kural vererek kuramını örnekledi.

*[Sofist Protagoras (David Hume’un ‘geometri’ anlayışına bütünüyle uygun düşen bir yolda) duyu verileri tarafından doğrulanamayan teğetin bir eğriyi birden çok noktada keseceğini ileri sürüyordu.—A.Y.]

Descartes tarafından verili bir eğrinin herhangi bir noktasındaki teğet ya da dikeyi bulmak için kullanılan yöntem özünde şöyleydi. Eğriyi üzerindeki bitişik olmayan iki noktada kesecek bir dairenin özek ve yarıçapını belirledi. Daireye o noktadaki teğet eğri için gereken teğet olacaktır. Modern ders kitaplarında genellikle y = mx + c biçimindeki bir doğru çizginin eğriyi kestiği iki noktanın verili nokta ile çakışmaları koşulu belirtilir: bu m ve c’yi belirlememizi sağlar, ve böylece teğetin denklemi belirlenmiş olur. Bununla birlikte, Descartes bunu yapmayı göze almadı, ama en yalın eğri olarak ve üzerine bir teğetin nasıl çizileceğini bildiği bir eğri olarak bir daireyi seçti ve böylece dairesini verili eğriye söz konusu noktada değeceği bir yolda belirleyerek problemi bir daireye bir teğet çizme işlemine indirgedi. Geçerken belirtmem gerek ki Descartes bu yöntemi yalnızca bir eksen çevresinde bakışık olan eğrilere uyguladı, ve dairenin özeğini eksenin üzerinde aldı.

Descartes’ın bile bile seçtiği bulanık biçem bu kitapların okunmasını ve hemen kabul edilmelerini yavaşlattı; ama F. de Beaune tarafından açıklayıcı notlarla bir Latince çevirileri hazırlandı, ve bunun F. van Schooten’in bir yorumu ile birlikte bir yayımı 1659’da çıktı ve yaygın olarak okundu.

Géométrie’nin üçüncü kitabı o sıralar geçerli olan cebirin bir çözümlemesini kapsar, ve bilinen nicelikleri belirtmek için alfabenin başındaki harfleri ve bilinmeyen nicelikleri belirtmek için sonundakileri kullanma alışkanlığını yerleştirerek konunun dilini etkilemiştir. Descartes bundan başka şimdi kullanımda olan indisler dizgesini getirdi; büyük bir olasılıkla bu onun özgün bir buluşuydu, ama burada okura konunun daha önceki yazarlar tarafından ortaya atıldığını ama genel olarak benimsenmediğini anımsatacağım. Descartes’ın kullandığı harflerin olumlu ya da olumsuz herhangi bir niceliği temsil edebileceklerini, ve tek bir genel durum için bir önermeyi tanıtlamanın yeterli olduğunu görmüş olup olmadığı kuşkuludur. Bir denklemin tüm terimlerini denklemin bir yanına almakla kazanılan üstünlüğü anlayan en erken yazar oydu, üstelik Stifel ve Harriot’un zaman zaman bu biçimi seçip kullanmış olmalarına karşın. Descartes olumsuz niceliklerin anlamını gördü ve onları özgürce kullandı. Bu kitapta cebirsel bir denklemin olumlu ve olumsuz köklerininin sayısına sınırı bulma kuralından yararlandı ve bu bugün de onun adıyla bilinir; ve denklemlerin çözümü için belirsiz katsayılar yöntemini getirdi. Herhangi bir derecedeki cebirsel denklemlerin çözülmesini sağlayacak bir yöntem verdiğini düşünmesine karşın, bu inancında yanıldı. Ayrıca belirtilebilir ki bir çokyüzlünün yüz, kenar ve açılarının sayısı arasındaki ilişki üzerine genellikle Euler’e yüklenen bir kuramı bildirdi; bu Careil tarafından yayımlanan denemelerden birinde bulunur.

Söylem’e öteki iki ekten biri optiğe ayrılmıştır. Bunun en ilgi çekici yanı kırınım yasası üzerine verilen bildirimden oluşur. Bu görünürde Snell’in çalışmasından alınmış, ama ne yazık ki okuru Descartes’ın araştırmalarına bağlı olduğunu sanmaya götürebilecek bir yolda bildirilmiştir. Descartes Snell’in denemelerini 1626 ya da 1627’de Paris’te iken yinelemiş görünür, ve daha sonra Snell’in erken araştırmalarına ne denli borçlu olduğunu unutmuş olması olasıdır. Optiğin büyük bir bölümü bir teleskopun mercekleri için en iyi şekli belirleme konusuna ayrılmıştır, ama bir camın yüzeyini istenen bir biçime taşlamadaki mekanik güçlükler bu araştırmaları uygulamada çok az yararlı kılacak denli büyüktür. Descartes ışık ışınlarını gözden ilerleyerek bir bakıma nesneye dokunuyor olarak mı görmek—Yunanlıların yaptıkları gibi—, yoksa onları nesneden çıkarak gözü etkiliyor olarak mı almak gerektiği konusunda kuşkuda kalmış görünür; ama, ışık hızını sonsuz olarak gördüğü için, bunu özellikle önemli saymadı.

Meteorlar üzerine öteki eklenti sayısız atmosfer fenomeninin bir açıklamasını kapsar ve aralarında gökkuşağı da bulunur; gökkuşağının açıklaması zorunlu olarak eksiktir, çünkü Descartes bir tözün kırınım indisinin değişik renklerdeki ışıklar için değişik olduğunu bilmiyordu.

Descartes’ın fiziksel evren kuramı daha erken bir dönemin yayımlanmamış çalışması olan Le Monde’da kapsanan sonuçların çoğuna anlatım verir ve metafiziksel bir temel üzerine dayanır. Devimin bir tartışması ile başlar; ve sonra on doğa yasası ortaya koyar ki, bunlardan ilk ikisi Newton tarafından verilen devim yasaları ile hemen hemen özdeştir; geri kalan sekiz yasa sağın değildir. Bundan sonra özdeğin doğasını tartışmaya geçer ve onu üç biçiminin olmasına karşın türde biçimdeş olarak görür. Evrenin özdeğinin devimde olması, ve devimin bir dizi burgaçta sonuçlanması gerektiğini varsayar. Güneşin bu özdeğin muaazzam bir çevrintisinin özeği olduğunu, burada gezegenlerin yüzdüklerini ve bir su çevrintisindeki samanlar gibi sürüklendiklerini bildirir. Her bir gezegenin uydularını devindiren ikincil bir çevrintinin özeği olduğu, ve bu ikincil çevrintilerin birincil çevrintiyi oluşturan kuşatıcı ortamda yoğunluk değişimleri ürettiği ve böylece gezegenlerin dairelerde değil ama elipslerde devinmelerine yol açtığı kabul edilir. Tüm bu sayıltılar keyfidirler ve herhangi bir araştırma tarafından desteklenmemişlerdir. Descartes’ın önsavı üzerine, güneşin bir odakta değil (Kepler’in gösterdiği gibi), ama bu elipslerin özeğinde olacağını, ve bir cismin ağırlığının dünya yüzeyinde ekvator dışında her yerde dikey olmayan bir yönde etkide bulunacağını tanıtlamak güç değildir; ama burada Newton’un 1687’de Principia’sının ikinci kitabında kuramı ayrıntılı olarak irdelediğini ve sonuçlarının yalnızca Kepler’in yasalarının her biri ile ve temel mekanik yasaları ile değil, ama ayrıca Descartes tarafından varsayılan doğa yasaları ile de uyumsuz olduğunu gösterdiğini söylemek yeterli olacaktır. Gene de, kabalığına ve özünlü kusurlarına karşın, burgaçlar kuramı gökbilimde yeni bir evreyi belirtir, çünkü bütün evrenin fenomenlerini deneyin yeryüzünde doğru olduklarını gösterdiği aynı mekanik yasalar yoluyla açıklamaya yönelik bir girişimdir.



[Bu çeviri için (c) Aziz Yardımlı]

[Parça W. W. Rouse Ball’ın internette yayımlanan A Short Account of the History of Mathematics
başlıklı çalışmasından alınmıştır (4’üncü basım, 1908).]

http://www.ideayayinevi.com



Amaç-Sonuç Cümleleri

Eylemin hangi amaca bağlı olarak gerçekleştiği vurgulanır. Bu tür cümlelerde de "için, diye, üzere" gibi edatlardan yararlanılır. Öznenin işi, hareketi gerçekleştirme amacı ve sonucu cümle içinde verilir. Bu tür cümleler de ise iki yargının bir tanesi işin yapılma amacını anlatır ki.; yargılardan bir tanesi hâlâ yapılmamıştır. Amaç-Sonuç Cümlelerine Örnekler - Borçlarından kurtulmak için ev  » Devamini Oku

Sebep - Sonuç İlişkili Cümleler

Sebep - Sonuç İlişkili Cümleler : Bir cümlede ifade edilen yargılardan birinin sebep, diğerinin sonuç olabilecek biçimde kullanılmasıyla ortaya çıkan cümleler, sebep sonuç anlamı taşır. Bir cümlede sebep sonuç ilişkisi genellikle "için, ile, den dolayı, den ötürü" ilgeçleriyle kurulabileceği gibi "den / dan" eki ya da kimi bağlaç ve sözcüklerle de kurulabilir. Böyle cümlelerde "sebep" bildiren kı  » Devamini Oku

Neden-Sonuç Cümleleri

Bir cümlede ifade edilen yargılardan birinin neden, diğerinin sonuç olabilecek biçimde kullanılmasıyla ortaya çıkan cümleler, neden sonuç anlamı taşır. Bir cümlede neden sonuç ilişkisi genellikle "için, ile, den dolayı, den ötürü" ilgeçleriyle kurulabileceği gibi "den / dan" eki ya da kimi bağlaç ve sözcüklerle de kurulabilir. Böyle cümlelerde "neden" bildiren kısım başta ya da sonda olabilir.   » Devamini Oku

Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi

Dil, edebiyatın temel taşı olduğu gibi kültürün de taşıyıcısıdır.Bir milletin yarattığı edebiyat, o milletin kültür birikiminin bir yansımasıdır. Dil olmadan ne kültür ne de edebiyat olur. Bu üç öğe birbirini tamamlar. Kültür, bir toplumun tarihi gelişme süreci içinde meydana getirdigi maddi ve manevi degerlerin bütününü ifade eder.Bir dil sanatı olan edebiyat da kültürün içinde yer alır.   » Devamini Oku

Divan-ı Hümayun Görevleri / İşlevi

Divân-ı Hümâyun devlete ait siyasî idarî malî ve zamanla askerî işlerin görüşüldüğü incelenerek karara bağlandığı devletin en yüksek mercidir. Divân-ı Hümâyunda yetkiler şu şekilde temsil edilmektedir: 1. Vezir-i âzamın padişahın vekili olarak devletin egemenlik hakkını, 2. Kadıasker yargıyı, 3. Defterdarların maliyeyi, 4. Nişancının ise örfî hukuku temsil ettiğini görmekteyiz. Yine yür  » Devamini Oku

Servet-i Fünun

Edebiyat-ı Cedide Nedir ? (Servet-i Fünun) : Edebiyat-ı Cedide 1896’da Servet-i Fünun dergisini çıkaran şair ve yazarların meydana getirdiği canlı bir akımdır. İmparatorluğun baskıları sonucu dağılan bu şair ve yazarlar ayrı ayrı bağlı bulundukları fikirleri yaymaya devam etmişlerdir. Edebiyat-ı Cedide şairleri, yalnız aydınlara seslenmişler, (sanat için sanat) ilkesini benimsemişlerdir. Fra  » Devamini Oku

Mecaz-ı Mürsel

Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması) : Benzetme amaç güdülmeden bir sözün ilgili olduğu başka bir söz yerine kullanılmasıdır. --- İşe alınman için dün şirketle görüştüm.(insan) --- Yarın sınıfı 9/H sınıfı yapacak.(öğrenci) --- Toplantıya milliyet gazetesinin güçlü kalemleri de geldi.(yazar) --- Nihatın golüyle tüm stat ayağa kalktı.(seyirci) --- O evine çok bağlı bir insandır.(ailesi) --- Bu olay  » Devamini Oku

Fecr-i Ati Şiiri ve Milli Edebiyat Şiirinin Benzerlikleri Farklılıkları

Benzerlikler: Milli edebiyat dönemi şairlerinin zaman zaman fecr i ati gibi modern şiirden faydalanmaları. Farklılıklar: SES VE AHENK Fecr-i Ati : Aruz ölçüsü ve sanatsal söyleyiş. Milli Edebiyat : Hece ölçüsü ve halk söyleyişi. TEMA Fecr-i Ati : Bireysel konular. Milli Edebiyat : Toplumsal ve milliyetçi konular. YAPI ÖZELLİKLERİ Fecr-i Ati : Temaya göre oluşturulan bir yapı.   » Devamini Oku

formel-enformel

formel-enformel : fransızcadan dilimize giren ve genellikle eğitim alanında kullanılan bu kelimelerden formel, "resmî, usule uygun; biçimsel, şeklî" anlamını taşımaktadır. kurulumuz bu söz için biçimsel veya şeklî karşılığının uygun olacağı görüşündedir. “en-" ön ekiyle kurulmuş olan "enformel" içinse biçimsel (veya şeklî) olmayan ve eğitim alanındaki kullanımı için de resmî olmayan eğitim k  » Devamini Oku

De Eki - De Bağlacı

Bağlaç Olan DE Da, de bağlacı ayrı yazılır; ancak, kendisinden önceki kelimenin son ünlüsüne bağlı olarak büyük ünlü uyumuna uyar ve da, de biçimini alır: Örnekler: Kızı da geldi gelini de. Orhan da biliyor. Oğluna da bildirdi. Sen de mi kardeşim? Güç de olsa. Konuşur da konuşur. İmlâmız, lisanımız düzelince, lisanımız da kafamız düzelince düzelecek, çünkü o da ancak onlar kadar bozu  » Devamini Oku

 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık

Resimleri

Sunumları

Henüz bu yazıya eklenmiş dosya (powerpoint,pdf,word) bulunmamaktadır.

Videoları

Henüz bu yazıya eklenmiş video bulunmamaktadır.
» Üstadlar Özel Bölümü
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
» Alt-Kültür Başlıklar

Çıkış yapmak istediğine emin misin?

Evet Vazgeç