Yazıyı Gönderen: apollon
Gönderilme Tarihi: Wed, 21-Sep-2011
Okunma: 130612 kez
Yazı Boyutu: 20.01 KB

Reklamlar

Şiir Nedir?

Edebî eserler içinde en fazla yazılan ve okunan türlerdendir. Neredeyse hemen her şairin kendine göre bir şiir anlayışı olduğu için herkesin kabul edebileceği bir şiir tanımı yapmak zordur. Şairlerin bir kısmı şiiri felsefî boyutuyla değerlendirirken, bazıları şiirde anlam aramanın gereksizliği üzerinde durur, bazıları şiiri amaca ulaşmak için bir araç olarak görür. Şiiri, insanda güzel duygular uyandıran, onu bir ruh hâlinden başka bir rûh haline götüren; ölçülü, kafiyeli (veya serbest) sanatlı sözler olarak tanımlamak mümkündür. Ölçülü, kafiyeli fakat edep sınırları aşan anlatımları şiir tanımına dahil etmek yanlış olur.

Hakkında güzel sözler söylenebilecek hemen her olay, her eşya, her düşünce, duygu ve hayâl ... şiire konu olabilir. Bu bakımdan şiirin konusunu sınırlamak zordur. Şiirler genellikle biçim özellikleri ve konularına göre (gazel, kaside, mesnevi, rubai, şarkı, türkü, koşma –güzelleme, koçaklama, taşlama, ağıt-, mani, ninni, destan vb. gibi) farklı isimlerle adlandırılırlar. Şiirin klâsik anlayışla konularına göre altıya ayrılması gelenek hâlini almıştır:

Şiir Türleri


1. Lirik Şiir: Toplumun hemen her kesimini ilgilendiren sevinç veya acı gibi ortak duyguların veya aşk, ayrılık, özlem gibi bireysel duyguların coşkulu bir tarzda işlendiği şiirlere lirik şiir denir. Eski Yunan edebiyatında bu tarz şiirler lir denen bir sazla söylendiği için böyle adlandırılmıştır. Bizim edebiyatımızda halk âşıklarının (veya halk şairlerinin) söylediği şiirlerin çoğu liriktir.

2. Kahramanlık Şiirleri: Bir milletin hayatında önemli izler bırakan (büyük göçler, savaşlar, doğal afetler vb. gibi) olaylarla, yiğitlik, kahramanlık, mertlik, yurt sevgisi gibi konuların destan havası içinde işlendiği şiirlere kahramanlık şiirleri (epik şiir) denir.

3. Öğretici Şiirler: bilim, sanat, felsefe, din, ahlâk gibi alanların kurallarını, temel ilkeleri öğretmek ve öğüt vermek amacıyla yazılan şiirlere öğretici şiir (didaktik şiir) denir.

4. Dramatik Şiir: Heyecan veya üzüntü veren konuların tiyatro (dram, trajedi, komedi) tarzında işlendiği şiirlere dramatik şiir denir.

5. Pastoral Şiir: tabiat güzelliklerini, çoban ve kır hayatını işleyen şiirlere pastoral şiir denir. Bunlar içinde doğrudan doğruya kır hayatının güzelliğini işleyen kısa şiirler idil; birkaç çobanın kır hayatı, aşk vb. konular üzerinde karşılıklı konuşmaları tarzında yazılanlara eglog denir. (eglog, türk edebiyatında hemen hemen hiç kullanılmamıştır.)

6. Satirik Şiir: Eleştirici bir anlatımı olan şiirlerdir. Bir kişi, olay, durum, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir. Bunlarda didaktik özellikler de görüldüğünden, didaktik şiir içinde de incelenebilir. Ancak açık bir eleştiri olduğundan ayrı bir sınıfa alınması daha doğru olur. Bu tür şiirlere Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatında taşlama, yeni edebiyatımızda ise yergi verilir.


+ + + + + + + + + + + + + + + + + + + + +


Şiir Üzerine Yazı


Şiir üzerine Derya Çolpan'ın bir yazısı;
Şiir, neredeyse dilin doğuşuyla beraber ortaya çıkan bir yazın türüdür. Şiiri tanımlamak için binlerce ifade kullanılmışsa da doğru ve değişmeyecek bir tanıma ulaşmak olanaksız gibi görünmektedir. Ancak, kendine ait bir dil ya da söylem kullanması, müzik ve sesle yakın ilişki içinde bulunması ve estetik bir etkileme gücünün olması herkes tarafından kabul edilebilecek özelliklerdir.

Şiirin ortaya çıkışı, insanın sesini bulması ve özellikle konuşarak iletişim kurmasını sağlayan bir dil geliştirmesi ile yaşıttır. İnsan günlük konuşma dilinin yanı sıra özellikle değiştirebileceği ya da yansıtabileceğini düşündüğü doğayı etkilemek için bir büyü dili oluşturmuştu. Bu dilin ritmik özellikleri şiir dilinin öncülü olarak algılanabilir. platon da şiiri tanımlarken “büyülü söz” ifadesini kullanmıştır.

Çağlar boyunca türküler şiirsel metinler olarak sözlü yazın örnekleri olarak yaşamışlardır. Her kültürün günlük dil kadar sık kullandığı türkülerin sosyolojik boyutu yazınsal boyutundan daha önde görülmüştür. İşlerini yaparken türkü söyleyen insanlar bireysel ya da grupsal gereksinimlerinden dolayı farklı türlerde şiir geliştirmişlerdir. Bu gereksinim sonucu ortaya çıkan türler Yunan kültürü etkisi altında gelişmiştir. Bu bağlamda ilk gelişen türler lirik, epik ve dramatik şiirdir. Bunların dışında pastoral, didaktik ve satirik diye adlandırılan türler de şiirde iç farklılaşmanın diğer örnekleridir.

Topluma ortak bir duyarlık ve bazen vicdan oluşturmak, insan-doğa ilişkisini düzene koymak, sıradan insanın gözlemleyebildiği halde ifade edemediği olayları ve olguları güzel ve farklı bir dil kullanarak gündeme getirmek ve böylece toplumun sözü olmak gibi işlevleri vardır şiirin. Şiirin işlevi yazıldığı ya da söylendiği döneme bağlı olarak farklılık göstermiştir. Topluma kazandırılmak istenen değerlerin sözcülüğünü yapmış, yenilikleri tanıtmaya çalışmış, demokrasi ve özgürlük kavramlarının kalıcı olmasında önemli pay sahibi olmuştur.

Şiir üzerine sözler


* İçinizde olmayan şiiri hiçbir yerde bulamazsınız. (Shelley)
* Şairin kullandığı sözcüklerde insanlar için çeşitli anlamlar vardır; herkes beğendiğini seçer. (Tagore)
* Şiirin ilkesi, insanın üstün bir güzelliği özlemesidir. Bu ilke bir coşkunlukla, bir ruh taşkınlığında kendini gösterir. Bu coşkunluk, aklın yoğurduğu gerçeğin dışındadır. (Baudelaire)
* Şiir sanatı, eksiklikleri güzelliklere çeviren bir simya bilimidir. (aragon)
* Ne masayı anlatacağım diye masa sözcüğünü kullanacaksınız, ne kuşu anlatacağım diye kuş sözcüğünü; ne de aşkı anlatacağım diye aşk sözcüğünü. (Cocteau)
* Şiir olmayan yerde insan sevgisi de olmaz. İnsanı insana ancak şiir sevdirir. Şiir, insanı insana yaklaştıran şeydir. (Sait Faik)
* Şiirin konuları hiç eksik olmayacaktır; çünkü dünya o kadar büyük, o kadar zengin, yaşam o kadar değişik manzaralı ki… Hiçbir gerçek konu yoktur ki şair onu gereği gibi işlemesini bildiği andan itibaren şiirden yoksun olsun. (goethe)
* Gerçek şiirin, asıl sanat eserinin kendi varlığından başka bir amacı yoktur. Kendisinde başlar, kendisinde biter. Bütün soyluluğu da buradan gelir. (Valéry)

Derya Çolpan

Çeşitlerine Göre Şiir Örnekleri


Lirik Şiir Örnekleri


Duygu ve düşüncelerin coşkulu bir dille anlatan şiire lirik şiir denir.
Eski Yunan edebiyatında şairler şiirlerini Lyra (lir) denilen bir sazla söyledikleri için bu tür şiirlere lirik denilmiştir. Lirik şiir, dünya edebiyatında en çok işlenen ve sevilen şiir türüdür. Lirik şiirler insan yüreğine seslenen , okunduğunda insanı duygulandıran , coşkulandıran şiirlerdir. Batı edebiyatında Rönesans devrim şairlerinin(PETRERCA,RONSARD) daha sonra da ilke olarak içe dönüklüğü benimseyen romantik şairlerin(Lamartine ,Hugo, Goethe, Schiller) duygusal ve öznel bir nitelik gösteren şiirlerin bu türün başarılı örnekleridir.

Örnek-1
Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm
Her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz
Alır beni
Seni düşündükçe
Gül dikiyorum elimin değdiği yere
Atlara su veriyorum
Daha bir seviyorum dağları ( İlhan BERK)

Örnek-2
Kara dutum, çatal karam ,çingenem
Nar tanem , nur tanem , bir tanem,
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın oğulum
Günahımsın vebalimsin .
Dili mercan , dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum,
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum ,çatal karam çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem? (Bedri Rahmi EYÜBOĞLU)

Örnek-3
NERDESİN?
Geceleyin bir ses böler uykumu.
İçim ürpermeyle dolar: - Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşıkıyım beni çağıran bu sesin.
Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgarlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana: Nerdesin?
Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben,
Elverir ki bir gün bana derinden
Ta derinden bir gün bana "Gel" desin (Ahmet Kutsi TECER)

Örnek-4
ENDÜLÜSTE RAKS
Zil, şal ve gül. Bu bahcede raksın bütün hızı...
Şevk akşamında endülüs üc defa kırmızı.

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir
İspanya neş'esi ile bu akşam bu zildedir.

Yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri,
İşveyle devriliş, örtünüşleri...

Her rengi istemez, gözümüz şimdi aldadır.
İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır..

Alnında halka halka aşüfte kakülü
Gögsünde yosma gırnatanın en güzel gülü...

Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;
Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi...

Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü sürmeli,
Şeytan diyor ki, sarmalı yüz kere öpmeli.

Gözler kamaştıran şala, meftun eden güle
Her kalbi dolduran zile, her sineden "Ole!" (Yahya Kemal BEYATLI)

Pastoral Şiir Örnekleri


Çoban ve kır yaşamını,doğa güzelliklerini anlatan şiirlere pastoral şiir denir.
Pastoral şiirlerin her türlü süsten , yapmacıktan ,gösteriş ve söz oyunlarından uzak bir yapısı vardır. Bunlara bukolik şiir ( çoban şiiri) de denir.

Pastoral şiirin iki biçimi vardır:
İDİL: Bir ozanın ya da çobanın ağzından yazılıp kır yaşamının çekiciliğini , güzelliğini anlatan çobanıl aşkı yansıtan kısa şiirlere denir.

EGLOG: BİR kaç çobanın karşılıklı konuşmaları yoluyla oluşturulan , aşk , kır yaşamı üzerine duygu ve düşüncelerini yansıtan pastoral şiirlere denir.

Örnek-1
Avludan geçtiğini gördü gelinin
Suya gidiyordu öğle güneşinde
Ardında bebesi yalınayak
Geride Karabaş
Tozlu yoldan
Söğütlerin oradaki çeşmeye
Yalağında bulutlar yıkanan çeşmeye (Oktay RIFAT)

Örnek-2
Gümüş bir dumanla kapandı her yer
Yer ve gök bu akşam yayla dumanı
Sürüler , çeşmeler , sarı çiçekler
Beyaz kar, yeşil çam, yayla dumanı ( Ömer Bedrettin UŞAKLI)

Örnek-3
BİNGÖL ÇOBANLARI
Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum.
Bu dağların eskiden aşinasıdır soyum.
Bekçileri gibiyiz ebenced buraların,
Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların
Görmediği gün aynı pınardan doldurup testimizi
Kırlara açılırız çıngıraklarımızla.
Okuma yok,yazma yok, bilmeyiz eski yeni,
Kuzular bize söyler yılların geçtiğini,
Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek;
Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek,
Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı.
Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burda,
Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam;
Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda,
"Suma"mın başka köye gelin gittiği akşam,
Gün biter, sürü yatar ve sararsan bir ayla,
Çoban hicranlarını basar bağrına yayla.
Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al,
Diye hıçkırır kaval:
Bir çoban parçasısın, olmasan bile koyun,
Daima eğeceksin başkalarına boyun;
Hülyana karışmasın ne şehir, ne de çarşı,
Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı
Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an,
Mademki kara bahtın adını koydu çoban!
Nasıl yaşadığından, ne içip yediğinden,
Çıngırak seslerinin dağlara dediğinden
Anlattı uzun uzun.
Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun
Nadir duyabildiği taze bir heyecanla,
Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla
Bingöl yaylalarının mavi dumanlarına,
Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına. (Kemalettin Kamu)

Örnek:4
ÇOBAN ÇEŞMESİ
Derinden derine ırmaklar ağlar,
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,
Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,
Ne söyler su dağa çoban çeşmesi.
"Goynunu Şirin'in aşkı sarınca
Yol almış hayatın ufuklarınca,
O hızla dağları Ferhat yarınca
Başlamış akmağa çoban çeşmesi...
"O zaman başından aşkındı derdi,
Mermeri oyardı, taşı delerdi.
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.
Değdi kaç dudaga çoban çesmesi.
Vefasız Aslı'ya yol gösteren bu,
Kerem'in sazına cevap veren bu,
Kuruyan gözlere yaş gönderen bu...
Sızmadı toprağa çoban ceşmesi.
Leyla gelin oldu,
Mecnun mezarda,
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
Ateşten kızaran bir gül ararda,
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,
Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,
Tarihe karıştı eski sevdalar.
Beyhude seslenir, beyhude çağlar,
Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi... (Faruk Nafiz ÇAMLIBEL)

Epik Şiir Örnekleri


Epik sözcüğü , Yunancada destan anlamındaki epope den gelmektedir. Yazının bulunuşundan önceki dönemlerde ulusların hayatında derin izler bırakan tarihsel olayları dile getiren destanlar epik şiir sayılır.Epik şiirlerde yiğitlik, kahramanlık, savaş. temaları işlenir.Her epope ( destan) ya da epik şiirlerde tarihsel bir gerçek vardır. Epik şiir bu gerçekten kaynaklanır.Epik şiirlerin çoğu , okuyucuyu coşkulandırdığı için lirik özellikler de taşır.

Örnek-1
Durduk , süngü takmış kafir ayakta
Bizde süngü yok
Bir hayret kızıllığı akardı üstümüzden
Dehşetten daha çok
Durduk , süngüsü düşmanın pırıl pırıl ,
Önümüze çıktı bir gündüz,bir gece
Korku değil haşa
Bir büyük düşünce .
( F.Hüsnü DAĞLARCA)

Örnek-2
Kalktı göç eyledi Avşar elleri,
Ağır ağır giden eller bizimdir.
Arap atlar yakın eder ırağı,
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir.
Belimizde kılıcımız Kirmani,
Taşı deler mızrağımın temreni.
Hakkımızda devlet etmiş fermanı,
Ferman padişahın,dağlar bizimdir.
Dadaloğlu'm birgün kavga kurulur,
Öter tüfek davlumbazlar vurulur.
Nice koçyiğitler yere serilir,
Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir. (Dadaloğlu)

Didaktik Şiir Örnekleri


Belli bir düşünceyi aşılamak ya da belli bir konuda öğüt, bilgi vermek, ahlaki bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan, duygu yönü zayıf şiir türüdür. Eski çağlarda ozanların eğitici öğretici bir kişi olduğu kabul ediliyordu. Eski Yunan edebiyatında HESİODOS bu türün ilk örneklerini vermiştir.Türk edebiyatında "ta'limî" terimi de aynı anlamda kullanılmıştır. Manzum hikâyeler ve fabllar da bu gruba girer.

Örnek-1
KARGA İLE TİLKİ
Bir dala konmuştu karga cenapları;
Ağzında bir parça peynir vardı.
Sayın tilki kokuyu almış olmalı;
Ona nağme yapmaya başladı:
"Ooooo! Karga cenapları, merhaba!
"Ne kadar güzelsiniz; ne kadar şirinsiniz
"Gözüm kör olsun yalanım varsa
"Tüyleriniz gibiyse sesiniz
"Sultanı sayılırsınız bütün bu ormanın."
Keyfinden aklı başından gitti bay karganın;
Göstermek için güzel sesini
Açınca ağzını düşürdü nevâlesini.
Tilki kapıp onu dedi ki: "Efendiciğim,
Size küçük bir ders vereceğim;
Alıklar olmasa iş kalmaz açık gözlere;
Böyle bir ders de değer sanırım bir peynire"
Karga şaşkın, mahcup biraz da geç ama,
Yemin etti gayrı faka basmayacağına. (Çev: Orhan Veli)

Örnek-2
Şunlar ki çoktur malları
Gör nice oldu halleri
Sonucu bir gömlek imiş
Anında yoktur yenleri ( Yunus EMRE )

Satirik Şiir Örnekleri


Eleştirici bir anlatımı olan şiirlerdir. Bir kişi, olay, durum, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir. Bunlarda didaktik özellikler de görüldüğünden, didaktik şiir içinde de incelenebilir. Ancak açık bir eleştiri olduğundan ayrı bir sınıfa alınması daha doğru olur. Bu tür şiirlere Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatında taşlama, yeni edebiyatımızda ise yergi verilir.

Örnek-1

Pek rengine aldanma felek eski felektir
Zira feleğin meşreb-i nâ-sâzı dönektir
Ya bister-i kemhâda , yâ virânede can ver
Çün bay ü gedâ hâke beraber girecektir
Allaha sığın şahs-ı halimin gazabından
Zira yumuşak huylu atın çiftesi pektir
Yaktı nice canlar o nezaketle tebessüm
Şirin dahi kasdetmesi cana gülerektir
Bed asla necabet mi verir hiç üniforma
Zerdüz palan ursan eşek yine eşektir
Bed mâye olan anlaşılır meclis-i meyde
İşret , güher-i âdemi temyize mihenktir

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tektir
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir
Nâdânlar eder sohbet-i nâdânla telezzüz
Divânelerin hemdemi divâane gerektir
Aff ile mübeşşer midir eshâb-ı meratip
Kanun-i ceza âcize mi hâs demektir
Milyonla çalan mesned-i izzetde serefrâz
Bir kaç kuruşu mürtekibin câyı kürektir
İman ile din , akçadır erbâb-ı gınâda
Namus ü hamiyyet sözü kaldı fukarada (Ziya Paşa)

Örnek-2
Benim bu gidişe aklım ermiyor
Fukara halini kimse sormuyor
Padişah sikkesi selam vermiyor
Kefensiz kalacak ölümüz bizim

Dramatik Şiir Örnekleri


Tiyatroda kullanılan şiir türüdür. Eski Yunan edebiyatında oyuncuların sahnede söyleyecekleri sözler şiir haline getirilir ve onlara ezberletilirdi. Bu durum dram tiyatro türünün ( 19. yy. ) çıkışına kadar sürer. Bundan sonra tiyatro metinleri düz yazıyla yazılmaya başlanır.

Dramatik şiir harekete çevrilebilen şiir türüdür. Başlangıçta trajedi ve kommedi olmak üzere iki tür olan bu şiir türü dramın eklenmesiyle üç kere çıkmıştır.

Bizde dramatik şiir türüne örnek verilmemiştir. Çünkü bizim Batı'ya açıldığımız dönemde ( Tanzimat ) Batı'da da bu tür şiirler yazılmıyordu; nesir kullanılıyordu tiyatroda. Bizim tiyatrocularımız da tiyatro eserlerini bundan dolayı nesirle yazmışlardır. Ancak nadirde olsa nazımla tiyatro yazan da olmuştur. Abdülhak Hamit Tarhan gibi...

Batı edebiyatında Corneille, Racine, Shakespeare; Türk edebiyatında Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan, Faruk Nafiz Çamlıbel dramatik şiirin en güzel örneklerini vermişlerdir.

«Eşber» den bir parça:
Halketsem esirlerle leşker,
Mahveylesem ordularla asker,
Olsa bana hep mülûk çâker;
Cinsince o iktidar münker,
Fevkimde uçar tuyûr-u kemter!
Âvâze-i dehr iken tanînim,
Gördüm ana değmiyor enînim;
Milletlere karşı âhenînim;
Bir âfete karşı nazenînim.
Afetse de ey ilâh göster!
Bilmem bana ân mı, şân mı lâzım?
Gülbün mü ya kehkeşân mı lâzım?
Âguuş-u vefâ-nişân mı lâzım?
Bir pençe-i hun-feşân mı lâzım?
Canan mı güzel, cihan mı hoş-ter? (Abdülhak Hâmit TARHAN)




Dini Tasavvufi Halk Edebiyatı Türk Şiiri

Horasan’dan Ahmet Yesevi’ye bağlı erenlerin Anadolu’ya gelmeleriyle başlayan tasavvuf akımı, Anadolu’ daTasavvuf Edebiyatının doğup gelişmesini sağladı. İslam dininin ve yapılan ibadetlerin daha kolay anlaşılması amacıyla tekke çevrelerinde, halkın her kesiminin anlayabileceği şiirler söylenmeye başlandı. Zamanla bunlar gelişerek ”dini-tasavvufi Türk şiir” gelen  » Devamini Oku

Şiir Türleri

Lirik Şiir Aşk, ayrılık, hasret, özlem konularını işleyen duygusal şiirlerdir. Okurun duygularına, kalbine seslenir. Eskiden Yunanlılarda “lir” denen sazlarla söylendiğinden bu adı almıştır. Tanzimat döneminde de bir saz adı olan “rebab” dan dolayı bu tür şiirlere rebabi denmiştir. Divan edebiyatında gazel, şarkı; Halk edebiyatında güzelleme türündeki koşma, semai lirik şii  » Devamini Oku

Anonim Halk Şiiri

Anonim halk şiir geleneği, Orta Asya'daki sözlü edebiyatın devamıdır. Söy­leyeni belli olmayan ürünlerden oluşan bu şiir geleneği, halkın ortak duygu ve düşüncesini yansıtır. Anonim halk şiirinin başlıca özellikleri: Anonim halk şiiri ürünleri, ağızdan ağıza dolaşan ortaklaşa ürünlerdir. Bu yüzden ilk doğdukları andaki biçimleri ve özleri zamana ve yöreye göre değişebilir. Anonim ürünlerin de  » Devamini Oku

Şiir ve Gelenek

ŞİİR ve GELENEK Gelenek, bir toplumda çok eskilerden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa aktarılan, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlardır. Edebiyatımızda belli başlı üç gelenek görülmektedir: 1- HALK ŞİİRİ GELENEĞİ 2- DİVAN ŞİİRİ GELENEĞİ 3- MODERN ŞİİR GELENEĞİ A- HALK ŞİİRİ GELENEĞİ ÖZELLİKLERİ: 1-  » Devamini Oku

Atatürkün Hayatını Anlatan Şiirler

Bir Önder Doğuyor Yıl 1881, pembe boyalı bir ev. O evde bir önder doğuyor. O evde bir milletin kaderi değişiyor. Mustafa doğuyor. Mahalle mektebini ister mi Mustafa? Şemsi Efendi İlkokuluna gidiyor. Sonra hep asker, hep asker, Mustafa asker olmak istiyor. Mustafa Kemal Çanakkale' de, Mustafa Kemal Samsun' da, Erzurum'da, Sivas' ta, Ankara'da, Mustafa Kemal cumhuriyete koşuyor. M  » Devamini Oku

Fecr-i Ati Şiiri ve Milli Edebiyat Şiirinin Benzerlikleri Farklılıkları

Benzerlikler: Milli edebiyat dönemi şairlerinin zaman zaman fecr i ati gibi modern şiirden faydalanmaları. Farklılıklar: SES VE AHENK Fecr-i Ati : Aruz ölçüsü ve sanatsal söyleyiş. Milli Edebiyat : Hece ölçüsü ve halk söyleyişi. TEMA Fecr-i Ati : Bireysel konular. Milli Edebiyat : Toplumsal ve milliyetçi konular. YAPI ÖZELLİKLERİ Fecr-i Ati : Temaya göre oluşturulan bir yapı.   » Devamini Oku

Makber Şiirinin İncelemesi

Makber ölen bir kişinin ardından söylenmiş bir ağıt değildir. Ölümü olgunlukla karşılayan ve kader olarak düşünen divan şiirinin mersiye geleneğine karşılık Makber şiirinde şair ölümün nedeni irdelenmiştir. Şiir bu tarafıyla ölüme karşı insanın aciziyeti, reddedişi ve ardından çaresiz feryatları duyulur bu şiirde. Teslimiyet ise birçok sorudan ve çığlıktan sonra önceki sözleri için af dileyerek ge  » Devamini Oku

Ahmet Hamdi Tanpınar Şiir Anlayışı

Ahmet Hamdi Tanpınar, Türkçeye Paul Valery'nin şiir görüşünü uygulayarak, yoğun kapalı, derin şiirler yazdı. Valery şiir için der ki; ses ve anlam şiirin temel öğeleridir. Onlar yoksa şiirde yoktur. Bu durumda ortada anlamsız kalıplarda sıkıştırılmış, şiir hazzı vermeyen sözlük şiirleri vardır ortada. Ancak Ahmet Hamdi TANPINAR Valery'den şuifadesiyle ayrılır; "Şiir bir biçim sorunudur. Biç  » Devamini Oku

Satirik Şiir Nedir

Eleştiri, yergi ve alay öğelerinin ön plana çıktığı şiirlerdir. Eleştirici bir anlatımı olan şiirlerdir. Bir kişi, olay, durum, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir. Bunlarda didaktik özellikler de görüldüğünden, didaktik şiir içinde de incelenebilir. Ancak açık bir eleştiri olduğundan ayrı bir sınıfa alınması daha doğru olur. Bu tür şiirlere Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatın  » Devamini Oku

Lirik Şiir Örnekleri

Batı edebiyatında Rönesans devrim şairlerinin(PETRERCA,RONSARD) daha sonra da ilke olarak içe dönüklüğü benimseyen romantik şairlerin(Lamartine ,Hugo, Goethe, Schiller) duygusal ve öznel bir nitelik gösteren şiirlerin bu türün başarılı örnekleridir. Örnek-1 Ne zaman seni düşünsem Bir ceylan su içmeye iner Çayırları büyürken görürüm Her akşam seninle Yeşil bir zeytin tanesi Bir parça  » Devamini Oku

 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık
Dudyngz
Tarih: 20:40:45 08.26.2007  Güncelleme: 13:34:47 09.21.2007
Statik Üye
Tarih: 08.26.2007
Nereden:
Gönderiler: 2

şiir

ŞİİR ( NAZIM )
Vezin ( Ölçü )
Şiirde mısraların hece sayısına veya hecelerin ses değerine göre uyum içerisinde olmasıdır.
a. Aruz Ölçüsü : Mısraların ses bakımından eşit olması asıl kabul edilir.
b. Hece Ölçüsü : Mısralardaki hece sayısının eşitliğine dayanır.
c. Serbest Ölçü : Şiirde mısraların sıralanışı bir kurala bağlı değildir.

Kafiye ( Uyak )
Mısra sonlarındaki ses benzerliklerine kafiye denir.
a. Yarım Uyak : Tek ses benzerliğine dayanan kafiyeye denir.
b. Tam Uyak : İki ses benzerliğine dayanan kafiyeye denir.
c. Zengin Uyak : Üç veya daha fazla ses benzerliğine dayanan kafiyeye denir.
d. Tunç Uyak : ………… Çınla ………….. Saçınla. è Hem Zengin hem Tunç Uyak.
e. Cinaslı Uyak : Cinasla yapılan kafiyeye denir.

Kafiye Örgüsü
1- Düz Uyak
a a
a a
b a
b a

2- Çapraz Uyak
a
b
a
b

3- Savmal ( Savma ) Uyak
a
b
b
a

Redif : Mısra sonlarındaki yazılışları, anlamları ve görevleri aynı olan seslerin tekrarına denir.
İmale : Kısa hecelerin uzun okunmasına denir.
Zihaf : Uzun hecelerin kısa okunmasına denir.

ŞİİR ( NAZIM ) TÜRLERİ

a. Lirik Şiir
Duygulu, coşkulu, etkileyici, heyecan unsuru taşıyan, şairin iç dünyasını yansıtan söyleyiş olgunluğuyla bütünleşmiş şiirlerdir.
Divan Edb. : Fuzuli – Baki – Nedim
Halk Edb. : Yunus Emre – Karacaoğlan
Y. Türk Edb. : Yahya Kemal – Ahmet Haşim.

b. Pastoral Şiir
Doğa ve kır manzaraları, kırsal kesim insanının ve çobanların yaşamını konu alır.
Y. Türk Edb. : Faruk Nafiz Çamubel – Kemalettin Kamu – Çoban Çeşmesi – Bingöl Çobanlarına.

c. Didaktik Şiir
Eğitici, öğretici, aydınlatıcı, yol gösterici öğelerin ön plana çıktığı şiirlerdir.
Y. Türk Edb. : Tevfik Fikret ve Mehmet Akif’ in manzum hikayeleri.

d. Satirik Şiir
Eleştiri, yergi ve alay öğelerinin ön plana çıktığı şiirlerdir.
Not :
Divan Edb. : Hicivler
Halk Edb. : Taşlamalar aynı doğrultudadır
Divan Edb. : Şeyhi – Bağdatlı Ruhi – Nef-i
Y. Türk Edb. : Ziya Paşa – Şair Eşref

e. Epik ( Epope ) Şiir
Savaş, dövüş konularını yiğitlik ve kahramanlığı ön plana çıkarıp işleyen şiirlerdir.

f. Dramatik Şiir
Manzum tiyatroya dramatik şiir denir.

1. Trajedya
2. Komedya

- Konularını mitoloji veya tarihten alır.
- Kahramanları Tanrılar – Tanrıçalar – Aristokratlar.
- Kullanılan dil seçkin ve soyludur.
- Koro ve solo var. Koro : Halkın sesidir.
- Trajedya kahramanı kaderine ve alın yazısına yeniktir.
- Manzum olarak 5 perde halinde yazılır. Öldürme
yaralama sahnede olmaz. İçeriye haberi gelir.
olay, zaman denilen üç birlik kuralına uyulur.
Cevapla
patika
Tarih: 13:08:48 08.29.2007  Güncelleme: 13:09:23 08.29.2007
Statik Üye
Tarih: 02.02.2007
Nereden:
Gönderiler: 1

şiir

"Büyütülecek ne var ki şiirden başka"
Nazım Hikmet RAN
Cevapla
nietsche
Tarih: 19:08:30 09.06.2007  Güncelleme: 19:09:46 09.06.2007
Statik Üye
Tarih: 09.03.2007
Nereden:
Gönderiler: 4

şiir

insanlar ne derse desin şiiri ne kadar büyütürse büyütsün müzik olmadıkça şiir bir hiçtir.şiire gereken ilhamı insan ancak müzikten alabilir .şair ne kadar etkileyici yazarsa yazsın müziğin insana verdiği ve her insana göre değişen muhteşem düş ortamının etkileyiciliğine asla ulaşamaz.bu durumda şiir nietschenin de dediği gibi ancak müziğe öykünmedir.
Cevapla
dogruturk
Tarih: 17:22:35 09.09.2007  Güncelleme: 17:22:35 09.09.2007
Trajik Üye
Tarih: 07.14.2007
Nereden: TÜRKİYE'DEN
Gönderiler: 24

Re: şiir

Şiir; insanın havada gök gürlerken ve yağmur çok hızlı yağarken sığınacağı sadece kendi ile başbaşa kaldığı bir sıcak mağradır.
Cevapla
apollon
Tarih: 20:29:09 09.19.2007  Güncelleme: 20:55:39 09.19.2007
Webmaster
Tarih: 03.21.2005
Nereden: antalya
Gönderiler: 176

şiir üzerine aforizmalar

Alıntı:
“Şiir,
büyük zekâların rüyalarıdır.”
Lamartine

Alıntı:
“İlimsiz
şiir, harcı ve hesabı olmayan duvar gibidir.”
Fuzûli

Alıntı:

“Şiir
öylesine ayrı, öylesine apayrı bir dildir ki başka herhangi bir dile çevrilemez
hatta yazılmış olduğu kendi diline bile...”
Jean Cocteau

Alıntı:
“Bir
şiir yalnız o şiire giren değil, bir de girmeyen sözcüklerden meydana
gelir.”
Salâh Birsel

Alıntı:
“İlk
dize tanrıdandır.”
Valéry

Alıntı:
"En
az sözcükle yazmalı şiiri."
Fazıl Hüsnü Dağlarca

Alıntı:
“Güzel
ve mükemmel bir şiiri tamamladıktan sonra, şairin on yıl dinlenmeğe hakkı olmalıdır.”
Rainer Maria Rilke

Alıntı:
“Şiir sıradan bir dil değildir. "Şiir" düzyazıya çevrilemeyen dildir.”
Ahmet Haşim

Alıntı:
“Şiirde anlam, bir çam ağacının kabuğuna sızmış bir çam sakızına benzer. O,
ozanın yoğurduğu, bir yoğun damlacık haline getirdiği ve tatlandırdığı bir şeydir… Şiir alışılmışın bardağını taşıran son damladır;
onun rolü bu taşırıcı niteliğindedir…”
Sedat Umran

Alıntı:

"Ben kendi payıma bir iki iyice şiir yazdımsa, bunların tümünün içeriğini önceden iyice pişirdim. Sonra en uygun biçimlerini, ne çeşit uyakla (kafiye ile), ne çeşit ölçü ile yazılabileceğini, boyutunun aşağı yukarı ne olabileceğini, dilinin edasını, çeşnisini, peşinen kestirmeye çalıştım. Yani çok
zahmetli bir çalışmadan sonra işe koyuldum."
Nazım Hikmet Ran

Alıntı:
“...Şiir,
nesirden bambaşka bir kimliktedir. Musikiden başka türlü bir musikidir. Şiirde "nefes" ve "ses" iki temel öğedir. Dizenin ayakları yerden kopmazsa ve uçmazsa ya da ister en hafif perdeden olsun, ister İsrafil'in sûru (borusu) kadar gür olsun, kulağı bir ses gibi doldurmazsa halis şiir değildir.”
Yahya Kemal Beyatlı

Alıntı:
“Şiir üzerine, gerçekten yeni olan şiirle, yeni bir şeyler öğrenebiliriz ancak;
Şiir üzerine yazılanlarla değil.”
Turgut Uyar

Alıntı:
“Şiir, sözcüklerle güzel biçimler kurmak sanatıdır. Ama sözcük nedir? Bir anlamı,
bir çağrışımı, bir gölgesi, hattâ bir rengi ve tadı olan nesnedir. Sözcük insanoğlundan haber verir. Sözcük boş bir kalıp değildir. Ozanın duyguları,
düşünceleri, hayalleri, dünya görüşü, felsefesi, kişiliği, her şeyi şiirde belli olur. Sözcükleri tanımak, sevmek, okşamasını bilmek gerek.
Hangi sözcük hangi sözcükle yan yana geldiğinde nasıl bir ışık ortaya çıkar? Bunu bilmek gerek.”
Cahit Sıtkı Tarancı

Alıntı:
“Akılsız şiir, kafasız kalmış Danton gibidir.”
Can Yücel

Alıntı:
“Şiir,
karada yaşayan ve havada uçmak isteyen bir deniz hayvanının günlüğüdür.
C. Sandburg

Alıntı:
“Şiirin
yüceliği, çok denenip varılamamasından değil, bir kaç şairin varmış
olmasındandır.
Özdemir Asaf

Alıntı:
“Şiirin orta hallisi veya kötüsü için kurallar, ustalıklar bir ölçü olabilir; ama iyisi, yükseği, harikuladesi aklın kurallarını aşar. Onun güzelliğini
tam olarak görenler, bir şimşeğin ihtişamına benzer bir pırıltı görmekle kalırar. Büyük şiir muhakememizi tatmin etmez, allak bullak eder."
Montaigne

Alıntı:
“Şiirsel denklemle matematiksel denklem, çelişkili bir benzerlik gösterir. Matematikte, belli bir kuralla bütün denklemler aynı biçimde çözülür;
oysa şiirde, her denklemin çözümü, kendine özgü yeni bir kuralı bulgulamayı gerektirir.”
Tahsin
Saraç

Alıntı:
“Şiir sanatı, kendi hareketlerini tabiatın hareketlerine uydurduğu zaman en yüksek
derecesini bulur; o zaman, tabiata öyle yaklaşır ki, ikisini birbirinden ayırt
edemeyiz."
Nicolas Boileau Despéaux

Alıntı:
“Şiir
üstüne bütün çözümlemeler, bütün kurallar hep ama hep ortalama şairler
için. Zaten bir bakarsanız, şiir üstüne konuştuklarımızı, bütün
sorunları, büyük, iyi şairlerin şiirleri değil mi getiren?”
Turgut Uyar

Alıntı:
“Şiir sanatı, eksiklikleri güzelliklere çeviren bir simya bilimidir.”
Aragon

Alıntı:
"Şiir
bir yaratmadır; evet, ama yüz bin yıllık araçlarla bir yaratma. Bir ozan
her dizesine kendi yaptığı dilden, kendi yaptığı dilbilgisinden kata kata
en sonunda hem büyük dilini, büyük dilbilgisini yaratır; hem okuyucusunu
oralara ulaştırır."
Fazıl Hüsnü Dağlarca

Alıntı:
“Gerçek
şiirin, asıl sanat eserinin kendi varlığından başka bir amacı yoktur. Kendisinde
başlar, kendisinde biter. Bütün soyluluğu da buradan gelir.”
Valéry

Alıntı:
“Şiirin
konuları hiç eksik olmayacaktır; çünkü dünya o kadar büyük, o kadar zengin,
yaşam o kadar değişik manzaralı ki... Hiçbir gerçek konu yoktur ki şair onu
gereği gibi işlemesini bildiği andan itibaren şiirden yoksun olsun.”
Goethe

Alıntı:
“Şiirin düşmanları, bu
meslektekiler ya da müşteriler arasında değil, şairin kendi içindeki uyum
eksikliğindedir.”
Pablo Neruda

Alıntı:
“Anlık kararların belirtecidir şiir; ihtilali körükler durur. Düş yolunna doludizgin giderken gerçeğin amansız savunucusudur şiir.”
Fahrettin K. Nitter

Alıntı:
“Şairin şiiri, onun kişiliğidir, bütün hayatıdır. Bu anlamda şiirsel yapının, neredeyse organik bir şey olduğunu düşünüyorum. Yaşayan, kımıldayan,
soluk alıp veren canlı bir organizma...”
Ataol Behramoğlu

Alıntı:
“Şiiri yöneten tek bir şair yoktur.”
Pablo Neruda

Alıntı:
“Gül ıtrıyla selâmlar sabahı,
şair yaratır. Pınar hangi susuzlukları giderdiğinin farkında mı? Güneş
sarayları da aydınlatır, kulübeleri de. Öyle seveceksin ki kelimeleri, yalnız
senin için raksedecekler. Kelimeler de bütün sevgiler gibi kıskanç. Senin
olmalarını istiyorsan, onların olacaksın, yalnız onların.”
Cemil Meriç

Alıntı:
“…duygular, düşünceler sözcükleri
değil; sözcükler duygularımı, düşüncelerimi yönetiyor. Ressam Degas’ın:
“Çok güzel duygularım var, ama şiirde başarıya eremiyorum. Neden?” diye sorması üzerine, Mallerme, çok ünlüdür, “Dostum”
demiş, “Şiir sözcüklerle yazılır. Herkesin duyguları, düşünceleri
var, yetseydi herkes şair olurdu.” Anlaşılmayan budur. İçinden geldiği için
mimar ya da mühendis olmaya kalkanı görmüyoruz. Demek sanatların en kolayı
şiir ki, duygulara, düşüncelere dayanarak şair olunabileceğine inanılıyor.”
Melih Cevdet Anday

Alıntı:
“Bir
şiir üzerinde aylarca, bazen daha uzun süreler çalıştığım oluyor. Her seferinde, başlangıçtaki o duygu birikimini yakalamaya çalışıyorum.”
Ataol Behramoğlu

Alıntı:
“Ne
masayı anlatacağım diye masa sözcüğünü kullanacaksınız, ne kuşu anlatacağım diye
kuş sözcüğünü; ne de aşkı anlatacağım diye aşk sözcüğünü.”
Jean Cocteau

Alıntı:
“Gizli şiir sayısı, gizli işsiz sayısından aşağı değildir. Birçok şiirler, varlıklarını duyuramaz, kendilerine bir elin uzanmayışına sessizce katlanırlar”
Behçet Necatigil
Cevapla
zeus
Tarih: 13:32:19 09.23.2007  Güncelleme: 13:33:59 09.23.2007
Webmaster
Tarih: 02.24.2005
Nereden: antalya
Gönderiler: 1338

Melih Cevdet Anday'ın Şiiri

Melih Cevdet Anday şiiri şöyle anlatır;

Biz bir görüntüyü tam olarak algıladığımızı sanıyoruz;oysa bu görüntü çeşitli öğelerden kurulmuştur. Bu öğelerden biri değişirse, bütün görüntü değişebilir. Satranç tahtası gibi. Herhangi bir hamle bile, oyunu değiştiriyor. Yağmur yağmadan önceki görünü ile, yağmur yağdıktan sonraki görünü bütün öğeleriyle değişmiştir. Öyleyse kurulan yapı, şiirsel yapı, bir matematik işidir. Şiirle matematiği yanyana düşünmek hiç de yadırgatıcı gelmemelidir.
Cevapla
NAZO
Tarih: 16:02:01 09.23.2007  Güncelleme: 16:02:01 09.23.2007
Nevrotik Üye
Tarih: 10.12.2006
Nereden: istanbul
Gönderiler: 729

Re: Melih Cevdet Anday'ın Şiiri

nedense böyle yazınca şiirin matematikle ilişkisi diye...aklıma ölü ozanlar derneğindeki kitap yırtma sahnesi aklıma geldi....zorlamalardan arındırılmış,imge yaratma derdinden uzak-spontan-doğan şiir zannetmem ki mühendislik örneği olsun.....ozaman yüreğin sıcaklığı ,kelimelerin büyüsü kaybolmaz mı?
Cevapla
ela
Tarih: 21:02:55 09.23.2007  Güncelleme: 21:02:55 09.23.2007
Nevrotik Üye
Tarih: 03.03.2006
Nereden:
Gönderiler: 271

ritim

“sanatta, nesneyle gösterge arasında algılanabilir bir ilişki vardır." diyor strauss. şiirin gösterdiğini varsaydığımız dünya; ne -yüreğin sıcaklığını- umursar, ne de kelimelere bizim yüklediğimiz ve aslında hiç olmayan o -büyüyü- …şiir kendi başına şiirdir yalnızca ve gösterdiği dünya da umurunda değildir onun. umurunda olan tek şey nasıl gösterdiğidir. bir adam -şiir nedir- üzerine doksandokuz gün düşünür ve yüzüncü sabah bulduuum diye haykırır. bulduğu şey: -ne şiirdir- olmuştur.
soruları tersine çevirmekle bütün anlam tersine döner ve kelimelerin büyüsü değil de “dolaysız doyum ilkesi” dizlerimizin bağını çözer:)
matematik: tam da sayıların evreni ile şiir yazmaksa; şiirde kelimelerin evreni ile denklem çözmektir kanımca. aksini iddia etmek şiiri kastrasyona uğratmaktır, enemektir.
-fotoğraf nesneler dünyası ile kurduğu nedensel bağ- ile resimden ayrılıyor ise şiirde nesnelerle kurduğu dolaysız bağ yüzünden matematikle çiftleşir. ki bu onun “ritim” den ayrılamazlığını kanıtlar. ( ritim: şiirin olmazsa olmazıdır)
Cevapla
chacharon
Tarih: 21:39:32 09.27.2007  Güncelleme: 21:39:32 09.27.2007
Statik Üye
Tarih: 09.10.2007
Nereden: neverland
Gönderiler: 13

Re: ritim

Gerçek şiir,peygamber sözüdür..her okuyan kendinden bir şeyler bulabilir ve yoruma açıktır.Tek boyuta indirgenemez ve ölümsüzdür..
Cevapla
ela
Tarih: 20:14:20 01.17.2008  Güncelleme: 20:14:20 01.17.2008
Nevrotik Üye
Tarih: 03.03.2006
Nereden:
Gönderiler: 271

şiir yazmak öğrenilir mi

-Şiir yazmayı çok istiyorum, ancak henüz hiç yazmadım, bana bunun yolunu, ne yapmam gerektiğini anlatabilir misiniz? diye sordu.

Öyle geldi ki bana, şiirin nasıl yazılacağını biliyorum ve de bunu bir meraklısına anlatıp öğretebilirim. Öylesine saf ve tabii bir ricayla soruyordu delikanlı. Fakat hiç duraksamadan bunun mümkün olmadığını söyledim.

Gerçekten mümkün değil mi? Birlikte düşünelim: İnsanların konuştukları, fakat henüz yazının bulunmadığı çağlara bakalım. Yazılı bir belge elde olmakla beraber acaba o insanlar şiir söylemiyorlar mıydı? Ya o resimler. Şiirli resimler. Resimlerle yazılmış şiirler. İnsan hep o insan. Gelişen veya değişen bütün kültürlere rağmen o değişmeyen ölüm karşısında irkilen, doğum karşısında içlere sığmaz sevinçlere garkolan, kolkola girip düşmana saldırırken, bir eşkiyayı, bir kutsal emaneti, bir toprak parçasını, bir namusu korumak veya ileriye götürmek için kahramanlık hisleriyle dolup taşan insan, yazının bilinmediği çağlarda da, eğitim diye görünüşte bir çalışma olmadığı zamanlarda da şiirler söylemiyor muydu? Demek ki vardı şiir. Ancak kimdi Şiiri söyleyenler? Bütün bu duyguları bütün insanlar adına dile getirenler. Kimdi bunların hocası, piri, üstadı?

"Şairler, şiir yazmaya mecbur olan insanlardır" diye anlattı birileri. Onlara, "İçinize sorunuz, ben yazmalı mıyım diye. Cevap evetse bir şairsiniz siz" diye karşılık verenler oldu. İlhamın uğrağı olan kişilerden söz edildi. Bunun bir vergi olduğu söylendi. Mutlaka bir yetenek olmalı diye üzerinde duruldu. Sonuç olarak hiç kimse çıkıp da, şiiri öğretebileceğini, bunun dersini okutabileceğini veya okullara "şiir yazma dersi" konabileceğini söylemedi. İddia etmedi.

Ancak yine de edebiyat tarihinde sözü edilen şiir okulları, edebiyat okulları vardır.

Orta çağların Almanya'sında mesela: Esnaf kesiminde gelişen bir hareket, bir şiir hareketi. Şiiri bir takım kalıplardan ibaret sayan veya şiirin bu kalıplarını kendilerine göre belirlemiş olan insanlar yanlarına aldıkları çıraklarına şiiri öğretirler. Bu kalıpların dışında yazılmış şiirleri kesinlikle yok sayarlar. Aslolan bu kalıplardır. Böylece bu hareket içerisinde çok uzun yıllar hep aynı tarz şiirler yazılır. Birbirine çok benzeyen yüzlerce, binlerce şiir! Zira ustalar çıraklarından zamanla muhteva bakımından da bazı kaidelere uymalarını isterler. Sonuç olarak bu şiir kalıplarının içini sözcüklerle en iyi dolduran şairler başarılı şairler, büyük şairler olarak alkışlanır, itibar görür. Ne var ki bunlardan, bir dönemin edebiyat tarihi bakımından belirttiği bir özelliğin dışında geriye bir şey kalmaz. Kalmaz ama, bu yapay şairlerin arasında, gerçekten şair olup da o dönemde yaşamış olanlar, sanatın böylesine boğuntuya getirildiği bir zamanda bile, o saçma sapan kalıpların içini şiirle doldurmasını bilirler.

O halde şiirin bazı kişilerde doğuştan bir yetenekle ortaya çıktığı noktasında karar kıldık demektir.
Bitti mi? Şiir eğitimi yok mu? Yetenek sadece, yetecek mi?

Yeteneğin eğitilmesi, şiirin büyümesi, şairin büyük şair olması konusunda artık çok girift etkenler rol oynamaya başlıyor. Sözkonusu şiir okulları, kimbilir ne kadar şairi iğdiş edip attı bir köşeye. Belki dâhi çapında olanlar paçayı kurtarabildi bundan. Bir de çağımızı düşünün: Genç insanın içinden şiir için kabaran dalgaların nereye, hangi kolaylıklara, hangi kalıplara doğru aktığını düşünün. İdeolojik sloganların el koyduğu körpe yeteneklere bakın, şiir söylemeleri, yeteneklerine rağmen mümkün mü?

Şiir için sağlıklı bir sosyal ortam, kültür saldırılarından azade bir uygarlık, şiire antenleri açık insanlar (şairler), bunların okuyarak, dinleyerek etkilenecekleri, özümleyip sürdürecekleri bir şiir geleneği ve şairi uyarılarla, hırpalamalarla, edebi dayaklarla yönlendirecek eleştirmenler, gerekli.

Eğer yeteneğiniz varsa, yukarıda saydıklarımızın hemen hepsinden mahrum olduğunuzu, bütün bunları kendi içinizde film seti kurar gibi inşa etmeniz gerektiğini bilmelisiniz. Kültür emperyalizminin ortalığı kasıp kavurduğu bir ortamda o azade uygarlığı zihninizde canlandıracaksınız. Kâbe duvarlarında askıya çıkan şiirin macerasından itibaren bugüne kadar gelen şiiri bir duygu olarak dahi olsa bileceksiniz ve kendi şiirinizin uyarıcısı, hırpalayıcısı, eleştirmeni olacaksınız.

Zor gelmeyecekse buyrun başlayın..

(Cahit Zarifoğlu)
Cevapla
ela
Tarih: 20:24:33 01.17.2008  Güncelleme: 20:24:33 01.17.2008
Nevrotik Üye
Tarih: 03.03.2006
Nereden:
Gönderiler: 271

şiir, neden bu kadar ürkütücü

Terry Eagleton'ın the Times'ın Edebiyat Eki'nde 'How to Read a Poem?' ('Bir Şiir Nasıl Okunmalı?') başlıklı bir yazısı yayımlandı. Derginin 'sunuş' yazısında bildirildiğine göre, Eagleton'ın bu konudaki yazıları devam edecek.
Şiirden neden bu kadar korkulduğu ve neden bu kertede yanlış anlaşıldığına ilişkin yazısına Eagleton, 'şiir[in] bütün edebi sanatların en ürkütücüsü' olduğunu belirterek başlıyor ve edebiyat öğrencilerinin bile, şiirden çok romanı tercih ettiklerini öne sürüyor.


Bu neden böyle? Eagleton'ın deyişiyle, şiir neden 'edebiyat balosunun kötü perisi' oldu? Yine onun gibi söylersek, niçin 'öğrenciler arasında iyi şiir eleştirisi {...] ender rastlanır hale geldi'?

Eagleton'a göre, bunun nedeni, 'şiirin, insan dilinin bütün imkânlarını kullanıyor olması'dır ve bu, bizim gündelik hayatımızda sıklıkla yaptığımız bir şey değildir. Ama, dilin ritmine ilişkin imkânların gündelik hayatta işe yaradığı durumlar da var. Eagleton, 1950 yılında yapılan Amerikan başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti adayı general Eisenhower'in kampanyasının 'I Like Ike' sloganıyla yürütülmesinin, seçmenler üzerinde ne kertede olumlu bir etki yaptığının, XX. yüzyılın en büyük edebiyat eleştirmenlerinden Roman Jacobson tarafından analiz edilişine de dikkati çekiyor.

Gerçekten de öyle: Daha önce de Anthony Easthope'un 'Poetry as Discourse'undan yararlanarak, Jacobson'un bu analizinden söz etmiştim. Okurlarım, bu konuda daha ayrıntılı bir okuma yapmak isterlerse, 'Edebiyat ve Sanat Üzerine Yazılar' (Yapı Kredi Yayınları, 2005) adlı kitabımdaki 'Şiir Dili ve Reklam Dili' başlıklı yazımıza bakabilirler. Şu kadarını söyleyeyim: 'Ike' Eisenhower'in kısaltılmışıdır ve Eagleton'un sözünü ettiği 'olumlu etki', 'I L[ike] [Ike]'deki tekrarlamanın sağladığı ritim duygusuna ilişkindir.

Gündelik konuşma dili, elbette, Eagleton'ın da belirttiği gibi, dilin bütün imkânlarını kullanmaz. Ama şiir dilinin, sadece gündelik konuşma dilinin ya da 'standart dil'in imkânlarıyla yetinen ve ondan ötesine alışkın olmayanları ürkütmesi, anlaşılabilir bir şeydir. Standart dilin imkânlarını aşan kullanımlar, tedirgin edici, hatta ürkütücü olabilir çünkü...

Şiirin 'ürkütücü' olmasının nedenlerinden biri de, şiir dilinin kapalı bir dil olmasıdır... Eagleton, haklı olarak, gündelik konuşmada dilin saydamlığından söz ediyor ve, 'oysa', diyor, 'şiir dili donuk, mat bir dildir; dil aracılığı ile anlama bakmak yerine, kelimelerin kendilerinde bir değer olarak lezzetine bakar.' Eagleton'ın o bildiğimiz şatafatlı üslubuyla dile getirmek istediği, şiir dilinde kelimelerin gündelik konuşma dilinde atıfta bulundukları objelere göndermede bulunmayabilecekleri; -hatta belki de mesela Mallarmé'ın şiirinde olduğu gibi, hiçbir şeye gönderme yapmadan, sadece kendi kendilerine atıfta bulunabilecekleridir. Teknik deyimle, bu, şiirdeki kelimelerin öz-göndergesel ('self-referential') olmaları anlamına gelir...

Şiir eleştirisi, dilin, gündelik konuşmada verili olmayan imkânlarını kullanan bir edebiyat türünün eleştirisi demektir. Eh, her babayiğidin bunun üstesinden gelmesini beklemek söz konusu olmadığı gibi, buna cesaret etmek de, Eagleton'ın söylediği gibi, 'ürkütücü' bir iştir...


(Hilmi Yavuz)
Cevapla
zeus
Tarih: 18:41:36 03.17.2008  Güncelleme: 18:41:36 03.17.2008
Webmaster
Tarih: 02.24.2005
Nereden: antalya
Gönderiler: 1338

Ahmet Hamdi Tanpınar Şiir Anlayışı

Ahmet Hamdi Tanpınar, Türkçeye Paul Valery'nin şiir görüşünü uygulayarak, yoğun kapalı, derin şiirler yazdı.

Valery şiir için der ki; ses ve anlam şiirin temel öğeleridir. Onlar yoksa şiirde yoktur. Bu durumda ortada anlamsız kalıplarda sıkıştırılmış, şiir hazzı vermeyen sözlük şiirleri vardır ortada.

Ancak Ahmet Hamdi TANPINAR Valery'den şu ifadesiyle ayrılır; "Şiir bir biçim sorunudur. Biçim her şeyden önce dilin ölçü ve uyakla yoğrulmasıdır." tanımı yapar. Ama bu tanımın bir yanı çürüktür. "Şiir dil içinde bir dildir." Diyen Paul VALERY, şiir için en önemli gerçeği de dile getirmektedir.
Cevapla
sinek
Tarih: 18:57:11 08.04.2008  Güncelleme: 18:57:11 08.04.2008
Statik Üye
Tarih: 08.03.2008
Nereden: istanbul
Gönderiler: 3

Re: şiir

Ölü ozanlar derneği'nden ''Understanding Poetry'' geldi aklıma nedense < nasılda şekilci ve ruhsuzdur o .
Cevapla
zeus
Tarih: 16:57:06 06.29.2010  Güncelleme: 16:57:06 06.29.2010
Webmaster
Tarih: 02.24.2005
Nereden: antalya
Gönderiler: 1338

ŞİİRİN TEMEL ÖZELLİKLERİ

ŞİİRİN TEMEL ÖZELLİKLERİ
Çağımızın ve günümüzün şiirini yalnızca daha iyi, daha yakından tanıdığımız için değil, bütün çağların şiirlerine kendimizinkinin sisleri arasından baktığımız için, şiir derken modern şiiri anlatmak istiyoruz. Modern şiir, artık hikayeden ayrılmış olan, gelişen burjuva sınıfının, çevresinin bilincine varmasında özel bir rol oynamış olan şiirdir.

Bu modern şiirin -iyisinin değil, herhangi bir modern şiirin- kendine özgü temel özellikleri nelerdir? Yunan şiirinin temel özelliği olan Mimesis (taklit), burjuva şiirinin temel özelliği değildir; Mimesis burjuva hikayesiyle oyununda görülür.

Bugün, anlayanların gözünde bir sanat olarak şiiri meydana getiren temel özellikler şunlardır:
Şiir ritimlidir

Herhangi bir dilin »doğal« ritminden ayrı ve üstünde olan şiirsel ritim, köklerini iki kaynaktan alır:

(1) Ritim daha kolay bir ortak bildiri yolu sağlamakta, dolayısıyla şiirin kolektif yapısını güçlendirmektedir ve şiirin içinde doğduğu toplumsal çevrenin izidir. Bunun sonucu olarak ritmin yapısı, şiirin içgüdüsel ya da coşkusal özü ile bu coşkunun kolektif olarak kendisini gerçekleştirdiği toplumsal ilişkiler arasındaki kusursuz dengeyi ustaca ve duyarlı bir yolla dile getirir. Böylece insanın kendi içgüdüleriyle toplum arasındaki ilişkiyi değerlendirmesindeki herhangi bir değişiklik, hazır bulduğu ve dolayısıyla bir şair olarak şu ya da bu yönde değiştirdiği vezin ve ritim alışkanlıkları (convention) karşısındaki tutumunda yansır, İngiliz burjuva şiirinde vezin tekniği karşısındaki tutumda görülen bu değişiklikleri bundan önceki bölümlerde genel çizgileri içinde incelemiş bulunuyoruz, »serbest vezin«e doğru son gidişin, insan kendi toplumsal ilişkilerinin kontrolünü tamamen yitirdiği için, bütün toplumsal ilişkileri körü körüne bir yadsımayla terketmek gibi son anarşik burjuva girişimini yansıttığı da açık bir gerçektir.

(2) Bu bizi şiirdeki burjuva çelişkisinin özel bir yüzüyle karşı karşıya getirir : ritmin kolektif bildiriyi ve coşkuyu kolaylaştırmasıyla. İnsan vücudunun, dış olayların geçici (arızî-casual) karakteri ile ego (benlik) arasında bir ayırıcı çizgi meydana getiren, zamanı özel ve dolaysız bir tarzda öznel olarak algılıyormuşuz gibi gösteren birtakım düzenli doğal hareketleri vardır (nabız atışı, soluk alma, vb). Bu yüzden herhangi bir ritmik hareket ya da eylem bilinç alanımızın fizyolojik öğesini çevresel öğe karşısında üstün duruma getirmekledir. Bu, coşkusal içe doğru dönüş diye adlandıracağımız ve bir matematik problemi üzerinde uğraşırken olagelen ussal içedönüşe karşıt tutacağımız kendine özgü bir çeşit içedönüş yaratır. Ussal içedönüşte ritme yer yoktur.

Ritim bir ortak şenlikteki insanları özel bir tarzda, hem fizyolojik hem de coşkusal olarak birbirine yaklaştırır. Daha önce de görmektedirler birbirlerini, ama özlenen bir araya geliş değildir bu. Tersine, birbirlerini o kadar açıkça göremez olunca, her biri kendi iç karanlığına çekilip aynı fizyolojik ve öğesel (elemental) vuruşu paylaşınca, işte o zaman, birbirlerini aynı gerçek algı dünyasında görmenin birliğinden farklı özel bir grup birliğine ulaşırlar. Bilinçsel birliğin karşıtı olan içgüdüsel birliktir bu; nesnel birliğin karşıtı olan öznel birliktir. Coşkusal içedönüşte insan genotipe (genotype), her insanda aşağı yukarı ortak olan ve yaşam boyunca dış gerçeklik tarafından değiştirilen ve kendine uydurulan içgüdüler topluluğuna döner.

Bu coşkusal içedönüş, kendi başına bir toplumsal olgudur. İnsanlar tüm olarak aynı içgüdü donanımını taşıdıkları için toplumun düzenli işleyen bir bütünlüğü vardır. İnsanın hazır bulduğu üretim ilişkileri, içine girdiği çevre, toplumsal olarak onun bilincine bir biçim verir, aynı zamanda herhangi bir toplumda birliği sağlar. Biri ilkel Avustralya kültürü, öbürü ise modern Avrupa kültüründe doğmuş olan iki eş genotipin birbirinden farklı olacağı ve daha sonra birlikte büyütülseler bile bir tek toplumsal karmaşığı (complex) meydana getirmeyecekleri doğrudur. Ama aynı kültürde doğmuş olan bir maymunla insan da çevre koşullarının benzerliğine rağmen farklı olurlar ve aynı karmaşığı meydana getirmezlerdi. İçgüdü ile kültürel çevre arasındaki bu çelişme toplum için mutlak önemdedir. Onun çözümlemekte olduğumuz biçimi nasıl kapitalist toplumun gelişimini etkiliyorsa, bu genel çelişme de tüm toplumun gelişimine olumlu etkide bulunur. Dilde, bu çelişme ussal içerik ya da sözcüklerle ifade edilen nesnel varlık ve coşkusal içerik ya da aynı sözcüklerle ifade edilen öznel davranış arasındaki zıtlıkla belirir. Dilin doğuşu gibi insanın doğayla mücadelesinde ortaya çıktıkları için ikisini birbirinden ayırmak olanaksızdır. Ama bilim (ya da gerçeklik) birincinin özel alanıdır; şiir (ya da yanılsama) ise ikincinin ülkesidir. Demek ki bir bakıma şiir, toplum için, insanın Doğayla mücadelesi gibi başsız ve sonsuzdur.

Bu, şiirin kendinde, kendi içine çekilerek hemcinsleriyle coşkusal bir birliğe giren insan biçimini alır. Dolayısıyla burjuva şair kendi bireyliğini dile getirdiğini, ruhunun en dip köşesindeki sanat dünyasına girerek gerçeklikten kaçtığını varsayarken, gerçekte ussal gerçekliğin toplumsal dünyasından coşkusal beraberliğin toplumsal dünyasına geçiyordur. Burjuva şair (sandığı gibi) anti-sosyal olunca ve kendisini tamamen »sanat için sanat« dünyasına adayınca, Mallarme'nin L'Apresmidi d'un Faune'u ve Apollinaire'in Alcools'ündeki gibi, ritmi gittikçe daha göze çarpıcı ve uyutucu olur. Burjuva ancak anarşist aşamaya geçip de burjuva toplumu bütünüyle yadsıyınca, sözcüklerini yalnızca kişisel çağrışımlarla seçince ritim ortadan kalkabilir, çünkü şair artık öbür insanlarla ortak içgüdülere sahip olmak gibi toplumsal bir bağdan bile korkmakta ve bu yüzden yalnız beyinsel bir başkalık taşıyacak sözcükleri seçmektedir. Çok güçlü coşkusal çağrışımı olan sözcükler seçerse bu, güçlü bir ritmin uyuşturuculuğu (hipnoz) ile birleşince, onu insani içgüdülerin ortak derinliğine gömecektir. Gerçeküstücülerin, acayip çağrışımları ne kadar kişisel olursa olsun, coşkusal değil de ussal olan sözcük bileşimleri seçme tekniği de buradan gelir. Nihayet bu, ancak dilden ve anlamdan ayrılmakla mümkün olur, çünkü bilincin bütün içerikleri temelde hem genetik, hem de çevresel bakımdan toplumsaldır.

Böylece, ritim şiir için temeldir ve »Ritim uyuşturucudur, aşırı duygululuk yaratır« ya da »Vezin kalıpları toplumsal normları ifade eder« gibi basit formüllerle bir yana itilemez. Ritmin anlamı tarihseldir ve herhangi bir belli zamanda, toplumun temel çelişkisinin dilde ortaya çıkışına bağlıdır.

(b) Şiirin başka dile çevrilmesi zordur

Çevirilerin şiirin aslında uyandırdığı kendine özgü coşkunun pek azını aktarışı şiirin temel özelliklerinden biri olarak bilinir. Bir çeviriyi okuduktan sonra şiirin yazıldığı dili öğrenmiş olan herkes söyler bunu. Ölçü yeniden yaratılabilir. »Duygu« denen şey eksiksiz çevrilebilir. Ama o çok özel şiirsel coşku kaybolur. Fitzgerald'ın Rubailer'i ya da Pope'un İlyada'sı gibi çeviriler iyi şiir iseler gerçekte yeniden yaratmalardır da ondan. Yeniden yaratılan şiirsel coşkunun ise şiirin aslının uyandırdığına benzerlik taşıdığı durumlar pek enderdir.

Bunu, şiirdeki herhangi gizemli bir aşkın niteliğe yormaya hakkımız yok. Böyle olabilir de, olamaz da. Sözcük oyunlarının özel bir karakteristiğidir bu. Şiirin temel özelliklerinden biridir. Hiç kimse, Savaş ve Barış gibi ya da Budala gibi büyük romanların çevirilerinin, İngiliz okuyucusuna asıllarındaki her şeyi verdiğini ileri süremez. Ama bu eserlerin çevirilerinde bile taşıdıkları olağanüstü güç, örneğin İnferno'nun ya da Odiseus'ün çevirileriyle karşılaştırıldığında bize gösterir ki romanın önemli estetik nitelikleri çeviriyi - şiirin niteliklerinin yapmadığı bir tarzda - yaşatmaktadır. Kuşkusuz, biçimsel ölçü kalıbının aktarılmasındaki güçlükten gelmemektedir bu. Tersine - ki bu çok kez görmezlikten gelinen bir noktadır - Fransız şiirinin biçimsel ölçü kalıbı şiir şeklindeki İngilizce çevirilerinde büyük ölçüde yeniden kurulabilir; Fransız düz yazısındaki vurgusuz konuşma ritmiyse İngilizce düz yazı çevirilerinde aynı derecede korunamaz. Ama, bir yabancı şairden, az da olsa bir tat almak isteyen eleştirmenler, sözcük sözcük yapılmış bir düzyazı çeviriyi, ölçülü çeviriye üstün tutarlar.

(c) Şiir usa aykırıdır

Şiir tutarsız ya da anlamsız demek değildir bu. Şiir dilbilgisi kurallarına uyar ve genellikle bir şey açıklayabilir, yani söylediği şeyler aynı dilde ya da başka dillerde farklı düzyazı biçimleri halinde söylenebilir. Ama Spinoza'nın felsefesi bir izleyicisi tarafından açıklandığında Spinoza'nın felsefesi olarak kalırken; ya da Tolstoy'un bir romanı başka bir dile çevrildiğinde yine Tolstoy'un romanı olarak kalırken; peri masalı kim anlatırsa anlatsın aynı peri masalı olarak kalırken, bir şiirin açıklanması, aslının aynı ifadelerle de yapılmış olsa, artık aynı şiir değildir - belki şiir bile değildir. »Ussal« (aklî - rasyonel) sözcüğüyle, insanların, çevrelerinde görür görmez kabul ettikleri düzenlere uygunluğu kastediyoruz. Bu anlamda bilimsel kanıtlar ussaldır; şiir, değildir. Ama dilde çevresel uygunluktan ayırt edilebilir bir başka ortak taraf ya da toplumsal uygunluk olduğunu görmüştük. Bu, coşkusal ya da öznel uygunluktur. »İç gerçeklikle uygunluk« diyelim buna. Yine şiirin bu temel özelliğinin onun ritmik biçimiyle bağlı olduğunu da görmüştük. Öyleyse, açıktır ki şiir çevresel uygunluğu bakımından usa aykırıdır, çünkü coşkusal uygunluğu bakımından ussaldır ve bu iki uygunluk biçimi arasında bir çelişki vardır. Bu çelişki tek başına varolan bir çelişki değildir : bu uygunluklar dilin içine girmiştir çünkü yaşamın kendinde vardır. Gerçekte şiir, insanın coşkularıyla çevresi arasındaki çelişkinin : insanın doğayla mücadelesinin gerçek ve somut biçimini alan çelişkinin bir yüzünün dile gelişinden başka bir şey değildir. Şiir bu mücadelenin bir ürünü olduğu için tarihsel gelişiminin her aşamasında insanın çevresiyle olan etkin ilişkisini kendi alanı içinde yansıtır.

Plato, İon'dan yaptığımız alıntıda şiirin bu türden usa aykırılığını belirtir. Shelley'in : »Şiir aklın etkin gücüne bağlı olmayan bir şeydir,« derken söylemek istediği de buydu.

(d) Şiir sözcüklerle kurulur

Basmakalıp bir söz gibi görünebilir bu; ama hemen her zaman ve her fırsatta, bilmesi gerekenlerce unutuluyorsa, hiçbir şey basmakalıp değildir. Örneğin, Matthew Arnold der ki: »Şiir için fikir her şeydir; gerisi bir yanılsama, kutsal bir yanılsama dünyasıdır. Şiir coşkusunu fikre bağlar; fikir olgudur. Bugün dinimizin en güçlü yanı onun bilinçsiz şiiridir.«

Son cümlenin bir hakikati çarpıttığını biliriz. Ama ilk ikisi o kadar karmakarışıktır ki daha sonraki bölümler Arnold'un iyi bir sanatçı olarak şiirin önemli bir yanını belirttiğini göstermesine rağmen bu cümlelerin gerçek anlamını seçmekte güçlük çekeriz.

Shelley de şu dağınık sözleri söyler : »Dil, renk, biçim, din ve eylemlerdeki uygar alışkanlıklar tüm olarak şiirin araç ve gereçleridir; konuşmanın, etkiyi nedenin eşanlamlısı olarak kabul eden yanıyla bütün bunlar şiir diye adlandırılabilir.«

Bu dağınıklığın altında, şiirin insanın toplumdaki gerçek varoluşu ile ortaya çıktığı hakikati yatmaktadır.

Bir de söyle der Shelley : »Şairlerle düzyazıcılar arasında bir ayrım yapmak çok bayağı bir hatadır... Plato aslında bir şairdi. Lord Bacon bir şairdi... Bir şiir, kendi dış gerçeği içinde ifade edilen hayatın imgesinin ta kendisidir...«

Burada, hiçbir şey gizlemeyen bir dağınıklıkla konuşur Shelley. Bacon bir şair değildi. Bu abartmalı sözler, burjuva ekonomisinin gelişmesiyle »saf ve temiz ilişkilerin« bir kenara atılışının şaire bir aşağılık duygusu vermeye başladığı bir zamanda şiiri haklı çıkarma girişimleridir.

Mallarme'nin ressam arkadaşına öğüdü çok ünlüdür: »Şiir sözcüklerle yazılır, fikirlerle değil.« Bu, bizim ileri sürdüğümüz olumlu özeliğe, doğrulayamayacağımız olumsuz bir özellik ekler. Şiir elbette ki fikirler, yani zihinsel imgeler uyandırır, yoksa sesten başka bir şey olmazdı. Bu yüzden biz burada kendimizi şu öneriyle sınırlıyoruz: »Şiir sözcüklerle kurulur.«

Okuyucu bu temel özelliğin gerçekte bir önceki temel özellikten: »Şiirin başka dile çevrilmesi zordur« özelliğinden doğduğunu görecektir. Çünkü şiir yalnızca fikirlerle, yani dinleyicide yalnızca fikirler uyandırma amacıyla yazılmış olsaydı, bir başka dilde kafada aynı fikirleri uyandıran sözcüklerin seçilmesiyle çevrilebilir olurdu. Böyle olmadığına göre, sözcük, uyandırdığı fikirden ayrı birtakım öğeleri de taşımalıdır içinde sözcük olarak. Dolayısıyla nesnel olarak sözcük demek olan ses-simgesinin ya da kara kara işaretlerin kendi içlerinde özel bir büyü taşıdıklarını söylemeksizin şiir, romandan ayrı bir tarzda sözcüklerle yazılır, diyebiliriz. Gerçekten de sözcük, fikirden başka, çeviriyle dile getirilemeyen özellikte duygusal bir »coşku« yaratır.

(e) Şiir simgesel değildir

Basmakalıp bir söz söylemiş olmakla suçlanamayız artık. Tersine, alışılagelen ideal şiir kavramı belli belirsiz simgesel bir şey olduğu için basmakalıplığın tam tersini ileri sürmüş oluyoruz belki de. Ama şiirin usa aykırı oluşunun hemen ardından, zorunlu olarak, onun simgesel olmayışı gelir.

Sözcükler simgeseldir derken neyi kastederiz, onların yalnızca simgeler olduklarını, başka bir şey olmadıklarını mı? Sözcüklerin kendilerinin bir şey olmadığını, onlarla değil onların gösterdikleri şeylerle ilgili olduğumuzu kastederiz. Örneğin, bir matematikçi sekiz artı dokuz eşittir on yedi diye yazdığı zaman sözcüklerin kendileriyle değil deneysel gerçeklikte rastlanan birtakım genelleştirilmiş sınıfların sıralanışı ile ilgilidir. Çünkü kullandığı sözcükler simgeseldir; yani cümle, kişisel anlamdan arıtılmış olduğu için hangi sözcükler kullanılırsa kullanılsın tamamen aynı geçerliğe sahip olurdu. Örneğin gösterilen sıralama işlemleri Fransızcada, Almancada ya da İtalyancada farklı sözcüklerle de anlatılsa bir matematikçi için tamamen aynı olurdu; çünkü sözcüklerin kendileri gerçek matematiksel sıralanış işlemlerini temsil eden keyfî bir anlaşma (convention) olarak kabul edilir. Yukarıdaki ifade 8 + 9 = 17'ye çevrilse, cümle, matematikçinin gözünde yine de yeteri kadar anlamlıdır. Hatta daha da ileri gidebiliriz : yarının matematikçileri anlaşsalar da 8'in yerine 9'u, 9'un yerine 8'i ve 17'nin yerine 23'ü koysalar, artı işareti yerine eksi, eşit işareti yerine büyüktür işaretini kullansalar, 9 - 8 L 23 cümlesi simgesel olarak 8 + 9 = 17 ile ifade edilen deneysel işlemlerin tam ifadesi olurdu. Ama yarın bütün sözcükleri kaldırsak da İngilizce sözlükteki her sözcüğe bir numara verseydik, Hamlet'in bir konuşmasındaki şiirsel içerik, bir sıra numara ile ifade edilemezdi. O içeriğe ulaşmak için numaraları aklımızdan yine asıl sözcüklere çevirmek zorunda kalırdık. Evrensel bir matematik dilinin gelişmesini mümkün kılmış olan matematiğin simgesel dilinin son derece çevrilebilme kabiliyeti böylece simgesel olmayan şiirin çevrilmezliğiyle zıtlık içinde bulunmaktadır. Bu evrensel matematik dili lojistik ya da simgesel mantıktır.

1 Sözcüklerin bu göstericilik özelliği üzerine Ogden ve Richards'ın »Anlamın Anlamı« adlı eserinde güzel bir tartışma vardır.

2 Peano tarafından bulunmuş ve Russell ile Whitehead tarafından geliştirilmiştir. Ek: »Principia Mathematica«. Bulucularının umutlarını gerçekleştirememiştir henüz.

Şiir, niteliklerinden bir kısmı başka bir dile aktarılabildiği ölçüde bir simgecilik (sembolizm) öğesi taşıyor demektir.

Gene gördük ki, şiir, nasıl ussal uygunluktan yoksun olmasına rağmen coşkusal uygunlukla dolu ise, aynı şekilde, dış simgecilikten - dış nesnelerle ilişkiden - yoksun olmasına rağmen iç simgecilikle - coşkusal durumla ilişkiyle - doludur. Yani her gerçek sözcük hem bir dış ilişkiyi hem de öznel bir durumu göstermektedir. Böylece bilimsel kanıt bir değer yargısı taşımaktadır; onu atmak olanaksızdır. Bu yargılar ancak lojistikte atılabilir. Şiirse, içinde dış nesnelerle bir ilişki taşır - hem onları atmak hem de şiir olarak kalmak olanaksızdır.

Bir bilimsel kanıttan, lojistiğe indirgemek için, bütün değer yargılarının atılışı gibi, bütün dış ilişkiler de şiirden atılırsa şiir ne olur? »Anlamsız« ses olur; ama coşkusal ilişkilerle dolu bir ses - başka bir deyişle müzik olur; müzikse, lojistik gibi, çevrilebilir ve evrenseldir. Yani görüyoruz ki, şiirin özelliği olan ilişki ile coşkunun birbiri içine karışması birbiri içinde kaybolması demek değildir; bu karışma içgüdü ve çevre zıt kutupları arasındaki bir diyalektik ilişkiyi, kökleri İngiltere, Fransa ya da Atina'nın gerçek somut toplumsal yaşamındaki bir ilişkiyi ifade eder. Şiir, dibe çökmüş toplumsal tarihtir, insanın doğayla mücadelesinin coşkusal alın teridir.

(f) Şiir somuttur

Bundan önceki olumsuz ifadeye denk düşen olumlu bir ifadedir bu. Ama somutluk, simgeselliğin otomatik olarak ters anlamı değildir. Örneğin, simgesel bir dil, özel karşısında geneli yadsıyarak somuta daha çok yaklaşabilir. Aritmetik, cebirden daha somuttur, çünkü simgeleri daha az genelleştirilmiştir. İki simgesinin, iki tuğlanın yerini tuttuğu, iki at, iki insan vb. için başka simgeler gerektiren bir matematik simgeciliği, varolan matematiksel simgecilikten düpedüz daha somut olurdu; ama daha az simgesel olmazdı, çünkü keyfi işaretlemeye bakarak yine de alışılmış (conventional) ve algıya açık olurdu. Ama şurası da açıktır ki, simgesel bir dil somutlaştıkça ağırlaşır, hantallaşır. İki insan birbirinin aynı olmadığına göre kusursuz bir simgesel dilde mümkün her insan çifti için farklı simgeler bulmak gerekecekti.

Matematiğin genelliği dış gerçekliğin bir genelliğidir; dolayısıyla matematiğin özeliliği de dış gerçekliğin bir özeliliği olmuş olur; ve dış gerçeklik içinde nesnelerin sayısı sonsuz olduğuna göre matematik genel olmak zorundadır. Matematik, en genelleştirilmiş şey olduğu için dış gerçeklikle uğraşmada en elverişli bir araçtır. Yalnızca sıralamalarla, yani sınıflarla uğraştığı için evrenin sonsuz özeliliğiyle baş edebilir. Sonsuzluğun matematikte o kadar çok karşımıza çıkışı bir rastlantı değildir.

Şiirle karşılaştırın bunu. Onun vatanı öznel tavırlardır. Yani bilinç alanı, gerçek nesnelerle, onlar karşısındaki öznel tavırlardan ibarettir. Bu gerçek nesneleri en genel tarzda sıralamakla matematik sonsuzca : bütün dış gerçekliği kavrayabilen bir tek simgeye varır. Ama şiir bütün bu öznel tavırları en genelleştirilmiş tarzda sıralarsa egoya: bütün öznel gerçekliği kavrayabilen tek simge olan egoya varır.

Gerçekte soyut olan, öznel gerçekliğe bakarak genelleştirilmiş olan müziktir, şiir değil; tıpkı dış gerçekliğe bakarak matematiğin soyut oluşu gibi. Müzikte çevre kaybolur gider, ego büyür, genişler, bütün dram onun duvarları içinde geçer. Matematik, dıştan soyut ve genelleştirilmiştir; müzikse içten.

Ama şiir bilimsel kanıt gibidir, »katkılı«dır. Coşkuları gerçek nesnelere başlanmıştır ve bu onlara bir kendine özgülük verir. Gerçeklik, egonun görüşü içinde dolanıp durur. Bu demektir ki şiir, tıpkı bilimsel kanıtın somut ve özelleştirilmiş oluşu gibi somut ve özelleştirilmiştir; ama tabiî her iki durumda da somutluk ve genellik, gerçekliğin farklı alanlarını gösterir.

Örneğin şair

Sevgilim kırmızı, kırmızı bir güle benzer

dediğinde dil simgesel değildir; çünkü, hiçbir zaman, sözcüklerin taşıdığı alışılmış anlamdan yola çıkılarak dizenin aslındaki şiirsel coşkuyu içinde taşıyan bir açıklama yapılmak istenirse, »nişanlım, gülgillerden kırmızı renkli bir çiçektir« diye bir şey söylenemez. Dize simgesel değildir. Dolayısıyla da onun somut olması zorunluluğu düşünülemez. Ama eğer somut olmasaydı, ifadenin bu yeni biçimiyle doğru olması gerekirdi. Yani, soyut olsaydı kendine özgü bir durum, şaire, belli bir sevgiliye, bir ruh haline, bir zamana, bir şiire özgü bir ifade değil, oldukça genel bir ifade olurdu: şöyle ki, konuşan, nerede ağzını açıp da »sevgilim« diye başlasa, belli bir olguymuş gibi aklına sevgilinin »kırmızı, kırmızı bir gül gibi« oluşu gelirdi.

Ama şiir soyut değil de simgesel olmayan somut bir dil olduğuna göre, yazdığımız ikinci bir şiirde

Sevgilim beyaz, beyaz bir güldür

ya da

Çiçekler açıyor madem, sevgilim gül değildir

demek hakkını kazanırız.

Ama simgesel olmayan soyut bir dille bu ifadeyi ancak ilkinden başka bir şiir yapısı içinde, yani başka bir dilde yeniden kurmak hakkına sahip olabilirdik. Bu noktanın yanlış anlaşılması, Plato'yu bütün şairlere yalancı gözüyle bakmaya götürür : ama bu noktayı anlamış olan Sidney, şairin »yalancı olmadığını, çünkü hiçbir şey demediğini, hiçbir şeyi olumlamadığını« açıklayarak ona cevap verir.

Böylece şiirdeki öznel genelleştirmenin bu somut özelliği, şiire, yanılsamanın yarı kabulünü vermeyi gerekli kılan şeyden başkası değildir - onun fantastik dünyası içindeyken söylediklerini kabul etmek fakat bütün romanların ve şiirlerin bütün söylediklerinin gerçek maddi dünyada olduğu gibi yadsıma ve çelişme ilkelerinin uygulanacağı bir dünya meydana getirmesini istememek gibi bir yarı kabul. Bu, romanlar ve şiirler arasında varolana benzer bir bütünlük gerekmeyeceği demek değildir. Bu bütünleniş estetiğin alanıdır. Herrick'i Milton'un altına, Shakespeare'i ise her ikisinin üstüne sıraya koymak ve onların niçin ve nasıl ayrıldıklarını geniş ve karışık ayrıntılarla açıklamak, estetiğin asıl görevidir. Ama böyle bir iş standart, bütünlenmiş ve bilimsel - yani ussal - değil de estetik bir dünya görüşü gerektirir. Sanatın mantığıdır bu.

Bu somutlaşma ve özellik, şiir gibi katkılı olan ama karşı kutba daha yakın olan bilimsel kanıt alanına da uygulanır. Herkes bilir ki biyoloji, fizik, toplumbilim ve ruhbilim, hepsinde ayrı yasaların uygulandığı alanlardır, ama daha genelleştirilmiş bir alana uygulanabilen bir yasanın daha az genelleştirilmiş herhangi bir alanda çürütülmemesi gerektiğini söyleyen birleştirici bir ilke de vardır : örneğin, toplumbilimin yasaları fizik yasalarını çürütmez. Aynı şekilde şiir de bu uygunluğu göstermelidir : hangi fantastik dünyada olursa olsun, onun yaşantıları hep aynı »Ben«in başından geçer; romanlar da aynı uygunluğu göstermelidir : »Ben« (karakter) ne olursa olsun, sahneler hep aynı insan toplumunun gerçek dünyasında uzanır; bu coşkusal »ben«in yapısı ya da gerçek dünya estetik yargıyı belirler. Bu ego, içinde belli bir sanat mantığı bulunan »dünya görüşü«dür gerçekte.

Bu »katkılılık«, ne bilimin ne de şiirin »gerçekten« doğru olmadıkları demek midir? Tam tersine. Çünkü hakikat yalnız gerçekliğe, gerçek somut : yaşama uygulanabilir, ve gerçek somut yaşam ne tümden öznel ne de tümden nesnel değil, iki şey arasındaki (insanla Doğa) bir diyalektik etkin ilişki olduğu içindir ki bizim »doğru« ölçütünü uygulayabileceğimiz, mücadelenin bu »katkılı« ürünleridir yalnız. Hakikat daima toplumsal insanı gösterir -insanla ilişkili olarak »doğru«dur bir şey. Dolayısıyla, Russell'ın da gösterdiği gibi, matematiğin ölçütü hiçbir zaman »doğru« değildir, değişmezliktir. Aynı şekilde müziğin ölçütü »güzellik«dir. Dilin, bütün ürünlerinde her ikisinin karışımını taşıması insanın yaşamında daima Keats'in öngörüsünü gerçekleştirmeye can atmasındandır: Güzellik hakikattir, hakikatse güzellik; çevreyi içgüdüye, değişmezliği güzelliğe ve gerekliliği arzuya uydurmaya -bir kelimeyle, özgür olmaya çabalamaktadır insan. Dil bu mücadelenin ürünüdür, çünkü bir insanın değil, bir araya gelmiş insanların mücadelesidir yapılan; dil ise bu birleşik mücadelenin aracıdır; onun için dilde, her yerde, insanın çevresinin olduğu kadar insanlığın da damgası vardır. Bilim nasıl çevre kutbuna yakınsa şiir de içgüdüsel kutba yakındır. Değişmezlik, bilimin, güzellikse şiirin erdemidir - hiçbiri hiçbir zaman saf güzellik ya da saf değişmezlik olamaz, ama onları gelişme yolunda ileri iten de bunu başarmak için verdikleri mücadeledir. Bilim matematiğe, şiirse müziğe özlemdir daima.

(g) Şiir yoğun etkilenmelerle tanımlanır

Bunlar şiire özgü etkilenmelerdir, yani estetik etkilenmelerdir. »Karınız dün öldü« gibi bir telgraf, okuyanda olağanüstü yoğun etkiler yapabilir, ama estetik etkiler değildir bunlar. Dil simgesel olarak kullanılmıştır burada; bu telgrafı alan mutsuz koca, karısının tehlikede olduğunu daha önceden bilseydi ve (çok cimri olduğu için) karısının ölümü halinde bunun kendisine »Kippers« (ringa balıkları) gibi bir parola ile haber verilmesini söylemiş olsaydı bu kısacık haberin yaratacağı etki yine aynı güçte olurdu. Telgraf şiir biçiminde de olsaydı aynı şey olacaktı. The Times gazetesinin ölüm ilanları sütununda yayımlanan şiir biçimindeki haberler şiirdeki biçim özelliklerini taşır ve onları oraya koyduranlar için kuvvetli etkilere sahiptir; ama bu etkiler estetik etkiler değildir.

Bu iki durumda bir başka şey daha denenebilir. Bu ölümlerle ilgili olmayan kimseler için sözcükler aynı etkileri taşımayacaktır. Estetik olmayan etkiler bireyseldir, ortak değil; ve toplumsal yaşantılara değil, özel yaşantılara bağlıdır. Bu yüzden, coşku toplumsal bir biçim içinde gerçekleştirilemeyen ya da gerçekleşmemiş bir özel kişisel yaşantıdan geliyorsa şiirin bu coşkusal anlam yüküyle yüklü olması yetmez. Coşku bir araya gelmiş insanların yaşantısından çıkmış olmalıdır; böylece şiirsel »Ben«in neden ibaret olduğunu görürüz. Matematiğin sonsuzu, ne derece, bir kişinin algı dünyasının sonsuzu ise, bu »Ben« de uygar bir toplumda o derece bir tek bireydir. Matematiğin sonsuzu, maddi dünyanın : bütün insanların algı dünyalarınca ortak dünyanın sonsuzudur. Şiirin Ben'i ise bir arada yaşayan bütün insanların coşkusal dünyalarınca ortak bir »Ben«dir. »Uygar toplumdaki birey« görüşünün hiçbir zaman üstüne çıkamamış olan burjuva eleştirisi, estetik nesneler ve coşkuları diğerlerinden ayıran şeyin ne olduğu sorununu nasıl çözebîlir? Estetik nesneler, bireysel insana değil bir arada yaşayan insanlara özgü coşkular uyandırdıkları sürece estetiktirler. Estetik coşkunun tarafsız, kesinliksiz ve nesnel özelliği de buradan gelmektedir.
Christopher Caudwell

Türkçesi : Mehmet Doğan
Cevapla
zeus
Tarih: 11:37:37 09.21.2011  Güncelleme: 11:37:37 09.21.2011
Webmaster
Tarih: 02.24.2005
Nereden: antalya
Gönderiler: 1338

Şiirde Görülen Bazı Teknik Sorunlar

a) Şiirde İmge


İmge, şiirde anlama ulaşma yolunu daha etkili ve canlı hale getiren, anlamla başka şeyler arasında ilinti kuran bir zihinde canlandırma biçimidir. Bir bakıma bir hayal yaratmadır. Hayal söz konusu olduğu için seçilen şeyler dünyada varolan bildik cisimler ya da olaylar olmak zorundadır. Şiirin de kullandığı asıl madde insan yaşantısı olduğu için bu yaşantıyı şiirleştirmek işi imgeye düşer. O zaman şair kullandığı sözcüklerle algıların zihindeki bazı resimlerle eşleşmesini sağlar. Bunu başarabilen bir imgeye de biz iyi imge diyebiliriz.

İmgenin şiirde nasıl ve ne kadar kullanılması gerektiği tartışma nedeni olmuştur. Örneğin Garip akımına karşı bir tepki olarak gelişen İkinci Yeni direkt olarak anlatılan günlük yaşantının yerine imgeyi koymuşlardır. İmge bir bakıma anlam yolculuğunun bizde bıraktığı güzel manzaradır.

b) Şiirde Uyak ve Ses


Hangi tür şiir yazılırsa yazılsın ses ve uyak şiirin vazgeçilmez öğelerindendir. Günümüz şiirinde halk ve divan şiiri örneklerinde olduğu gibi sistemli bir uyak kullanılmasa da şiire serpiştirilen ve düzenli olmayan ses benzeşmeleri şiiri canlı tutmanın gereğidir. Şiirde kullanılan redif, zengin uyak, tam uyak ve yarım uyak ile içses uyumu şiirin daha kolay akılda kalmasını, akıcılığı sağlar ve bazen verilmek istenen duyguyu yansıtır.

c) Şiirde Anlam


Yıllardır tartışılan bir konudur: Şiirde anlam olmak zorunda mıdır? Ülkemizde bu tartışmayı başlatan İkinci Yeni şiir akımıdır. Şiirin ses, sözcük ve biçem kaygısını anlamın önüne koyan İkinci Yeni‘ye şiir çevrelerinden tepkiler gelmiştir. Anlamın rastlantısal olduğu iddiası da yine İkinci Yeni kaynaklıdır.

Daha önce de sözünü ettiğimiz gibi, şiir dilinin özelliklerinden biri şiirde anlamın çizgisel değil dolaylı olmasıdır. Şiirsel bir metnin çok anlamlılığı okurun onu anlamlamasından kaynaklanır. Şiirde, şiir olmayan metinlerin tersine, anlam şair tarafından hazır verilmez ve anlama ulaşma okurdan beklenir. Öyleyse şiir okuma her türlü okumanın üzerindedir ve okurun işbirliğini gerektirir. Bir metne sonsuz sayıda okuma yapılabileceğine göre “şiirde anlam sonsuzdur” gibi bir yargıya da ulaşabiliriz.

d) Şiir ve Toplum


Şiir toplumun sorularını dile getiren bir araç mıdır? Şair bu sorunlar ne derece duyarlı olmalıdır? Şiir ve ideoloji arasındaki ilişki nedir?

Bu sorular günümüzde dahi sıcaklığını koruyan tartışma konularıdır. Şiirin yaşamı yansıtması gerektiği (mimesis) görüşü Gerçekçiliğin temelini oluşturmuş, gerçekliği sorgulamak ve eleştirmek ise Toplumcu Gerçekçilik ile gündeme gelmiştir. Toplumcu gerçekçi tavır edebiyatın sosyalist değerler üzerinde yükselmesi, yapıtlarda halkın sorunlarının dile getirilmesi, sosyalizmin yüceltilmesi gerekliliğini savunur. Kişilerin iç dünyasını yansıtan, bireyciliği öne çıkaran ve burjuva yaşam tarzını yansıtan yapıtlara karşı çıkar. Sanat sadece Marksist etik ve estetik ölçütleriyle değerlendirilir. Sanat sanat için değil, toplum içindir. Şiir de bu yaklaşım içerisinde önemli bir işleve sahiptir. Coşturucudur ve yönlendiricidir.

Bugün şiir dergilerini karıştırdığınızda bu konudaki tartışmalara tanık olabilirsiniz. Artık şiirle devrim yapılamayacağını herkes bilmektedir. Şiire ve şaire ağır görevler yüklemek yanlıştır; çünkü toplumsal olaylara duyarlı davranmak sadece şairlerin değil herkesin görevidir. Şair, bir aydın olarak ne zaman halkın yanında olacağını bilir ve ona göre tavır gösterir. Onun tavrı da topluma bir bakış açısı kazandırması bakımından gereklidir.

e) Şiir ve Çeviri


“Şiir öyle ayrı bir dildir ki başka hiçbir dile çevrilemez; hatta yazılmış göründüğü dile bile.” diyor Jean Cocteau. Şiiri başka dillere çevirmenin doğru olup olmadığı tartışılan önemli konulardan biridir. Anlamlamanın okur merkezli olması, bir dildeki ses ve biçemin diğer dilde yakalanmasının çok zor olması, dillerin sözcüklerinin her zaman birbirini karşılayamıyor olması şiir çevirisini zorlaştıran etkenlerdir. Ancak şiirin çevrilememesi durumunda da farklı ülkelerden şairleri tanımak ve okumak olanaksız bir duruma gelmektedir. O zaman şiir çevirisinde çeviren kişinin elinden gelenin en iyisini yapması ve şiirin havasını en yüksek düzeyde koruması gerekmektedir. Ancak bu çeviri, ne kadar başarılı olursa olsun, çevirmenin anlamlaması ev yeniden yaratması etkisinde olacaktır. Bu yüzden, bazı şiirlerin altında “çeviren” ifadesi yerine “Türkçe söyleyen” ya da “yeniden söyleyen” ifadelerine rastlarız. Şiirleri kadar çevirileri ile ünlenmiş şairler de vardır. Onlar kendi şiirlerindeki yaratıcılığı yeniden yaratma işlemine başarıyla taşıyabilmişlerdir.
Cevapla


  Puanı : 5.6 / 10 | Oy : 45 kişi | Toplam : 254

Bu yazıya puan ver..
» Üstadlar Özel Bölümü
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
» Alt-Kültür Başlıklar
Sorun Yanıtlayalım İletişim