Anasayfa > Sözlük > I > Islahat


Islahat Nedir ? (Özet) :
1) İyi bir hale getirme; iyileştirme, düzelme (reform).

2) Arapça “Islah” kökünden gelen bu kelime; iyi bir hale koyma, iyileştirme,düzeltme, düzenleme anlamlarına gelir. Çağın gereklerine cevap vermeyen kurumları bazı prensipler dahilinde zamanın gereklerine göre yeniden düzenlemedir. Kademe kademedir, zorlayıcı değildir, iyileştirmeye dönüktür.

3) Toplum hayatında belirli alanlarda yapılan düzeltmelerdir. Asıl amaç, toplum düzenine şekil vermek, toplumun ihtiyaçlarını ileri görüşte karşılamaktadır. Reformlar uygulandığı sistemin hukuk düzenine uygun yapılardır, zorlayıcı değildir, aşamalıdır.

4) Herhangi bir usulde, işte, müessesede, kuruluşta veya devlet düzeninde eskiyen, bozulan, aksayan yanları düzeltmek, iyileştirmek, iyi bir hale koymak, kusur veya noksanını tamamlamak veya artık bekleneni vermemesi nedeniyle yerine yenisini koymak, reform.

Osmanlıda Islahat


Osmanlı tarihinde gerileme döneminde başlatılan, 19. yüzyılın başlarından itibaren daha çok Batı örneğine göre girişilen yenileşme ve ilerleme atılımları.

Islahat Fermanı(1856) Nedenleri


- Bu fermanın kabul edilmesindeki en önemli neden,devletin dağılmasını önlemektir
- Gayrımüslimler ve yabancılar hedef alınarak çıkarılan bir fermandır
- Dış baskılar sonucunda ortaya çıkmıştır(1856 Paris Antlaşması)
- Fransa nın ısrarı ile diğer devletlerin de katılımıyla(ingiltere,avusturya vsvs…) fermanın maddeleri belirlenmiştir.Islahat fermanı çıkış kaynağını yabancı devletlerden alır.Paris antlaşmasında yer aldığı için uluslar arası bir sorun haline gelmiştir.
- Osmanlı devleti paris antlaşmasının şartlarını kendi lehine çevirebilmek için bu fermanı ilan etmek zorunda kalmıştır.

Islahat Fermanı (1856)


- Bu ferman bir anayasa özelliği taşır(maddi anlamda anayasal niteliktedir)
- Kanun önünde müslümanlara ve müslüman olmayanlara eşitlik getirilmiştir
- Dini inançlara özgürlük getirilmiştir(din değiştirmede zorlama yoktur)
- Azınlıklara ait;okul,kilise,mezarlık,manastır,hastahane gibi yerlerin yeniden yapılmasına ya da tamir edilmesine izin verilmiştir
- Karışık mahkemeler kurulmuştur(müslümanlar ve gayr-ı müslimler )
- Yabancı devletlerle yapılacak antlaşmalar gereğince yabancılar da Osmanlı Devleti sınırları içerisinde mülk sahibi olabileceklerdir.
- Mezhepler arasında eşitlik getirilmiştir(dil,din,ırk farkı gözetilmeden)
- Patrikhanelerde yeni meclislerin kurulmasına ve bu meclislerde alınacak kararların,osmanlı hükümetinin onayından geçtikten sonra uygulanmasına karar verilmiştir.
- Islahat fermanı,tanzimat fermanının(1839) devamı niteliğinde bir fermandır.Tanzimat fermanı gibi Osmanlı imparatorluğu içerisindeki gayr-ı müslimleri, özellikle hıristiyanları müslümanlarla aynı haklara kavuşturmayı hedef almıştır.
- Islahat Fermanı, Sened-i İttifak ile başlayan, Tanzimat Fermanı ile devam eden Osmanlı anayasacılık hareketleri içinde atılmış önemli bir adımdır.

Tanzimat Öncesi Islahat Hareketleri



II. Osman döneminde yapılan ıslahat hareketleri


II.Osman döneminde birçok ıslahat hareketine girişilmiş ancak başarılı olunamamıştır.Bunlar;
Yeniçeri Ocağı`nı kaldırarak yerine Anadolu Türkleri ve Türkmenlerden yeni bir ordu kurmak
Başkenti İstanbul`dan Anadolu`daki başka bir şehre taşımak
Kıyafet inklabı yapmak
Fatih Kanunnamesi'ni kaldırarak yeni bir kanun hazırlamak
İlmiye sınıfın siyasi ve mali hakimiyetini kırarak din ocağı haline getirmek
Fakat 1620 yılında katledirilerek öldürülmesi üzerine bu ıslahatlar sözde kalmıştır.

IV. Murad döneminde yapılan ıslahat hareketleri


IV.Murad 2 Eylül 1633 yılında birtakım ıslahat hareketleri gerçekleştirdi.
Bunlar;
Kahvehaneler yıktırıldı
Tütün içmek yasaklandı
Gece fenersiz sokağa çıkılmadı
Bizzat IV.Murad akşamları kıyafet değiştirerek kontrole çıkar, kurallara uymayanları cellat yardımıyla başlarını keserdi.

III. Selim döneminde yapılan ıslahat hareketleri


III. Selim döneminde önemli ıslahatlar yapıldıysada Kabakçı Mustafa isyanı sonucu geçerliğini yitirmiştir.Bunlar;
Yeniçerilerin Esame alımı yasaklandı.
Osmanlı-Rus savaşına katılmayan tımarlıların dirlikleri kesildi.
1792 yılında ise Halıcıoğlu`da bir Humbaracı ocağı kurmuştur. Bu kışlanın bir bölümünde istihkamcı, diğer bir kısmında ise humbarcı yetiştiriliyordu.
1800 yılında Humbaracı Ocağına bağlı olarak Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn kuruldu.
1805 yılında yine bu okul inşşat ve seyrü sevafin adlı iki ana bölüme ayrılmıştır.
1793 yılında Nizam-ı Cedit ordusu kuruldu.1.600 asker İstanbul`da diğer 12.000 kişi ise diğer vilayetlere gönderildi.
Nizam-ı Cedit ordusunda uygulanan talim zamanla imparatorluğun çoğu yerinde uygulanmaya başlandı.

III. Ahmed döneminde yapılan ıslahat hareketleri


Bknz: Lale Devri

I. Mahmud döneminde yapılan ıslahat hareketleri


Humbaracı Ahmed Paşa trafından Humbarhane ve Herdeshane kurulmuş, fakat yeniçerilerin kazan kaldırmasıyla kaldırılmıştır.

I. Abdülhamid döneminde yapılan ıslahat hareketleri


Sürat topçuları ocağının kontejjanı geliştirilerek 250`den 2.000`e çıkarıldı.
Haliç`deki istihkam okulu Camialtı`na taşındı..

II. Mahmud döneminde yapılan ıslahat hareketleri


II.Mahmud döneminin en önemli ıslahatı yeniçeri ocağını kaldırmasıdır.
1808 yılının ocak ayında Nizam-ı Cedit ordusunun devamı olan Sekban-ı Cedit ordusu kuruldu.Daha sonra Yeniçeri`lerin baskısıyla kaldırıldı.
Yeniçeri Ocağı kaldırılarak yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediyye (17 Haziran 1826) ordusunu kurmuştur.
Kıyafet inkılabı yaparak başlık, cepken ve şalvar yerine fes, ceket ve pantolon getirilmiştir.
İlk posta teşkilatı kuruldu.
İlk gazete olan "Takvmi Vakayiye" çıkarıldı.
Divan-ı Hümayun kaldırılarak yerine Nazırlıklar kuruldu.
1827 yılında cerrahhane ve tıbhane birleştirilerek "Mektebi Tibbiyeyi Adliyeyi Şahane" kuruldu.

Nizam-ı Cedid


Geniş anlamda, Sultan III. Selim'in Osmanlı İmparatorluğu'nu Batılı usullerle yeniden düzenlemek amacıyla giriştiği reform (ıslahat) hareketlerine verilen (yeni düzen) addır. Dar anlamda ise, bu hareketin bir bölümü olarak yeniçeri ocağının yanı sıra ve ileride onun yerine geçmek üzere Avrupa usulüne göre kurulan yeni ordu anlamındadır.

Osmanlı Devletinde on sekizinci asır sonunda, askerî ve idarî sahalardaki düzensizliklere çare bulmak için yapılan teşebbüslerin tamamı. Ayrıca, Avrupa usulleriyle meydana getirilen talimli orduya verilen isim. Bu terim, ilk defa Fazıl Mustafa Pasa tarafından, sade-i azam ligi esnasında, maliyede yapılan bazı yenilikler için kullanılmıştır. Daha sonra Sultan Üçüncü Selim Han (1789-1807) devrinde de, simdi anlaşılan manâda kullanılmağa başlanmıştır. Ancak, Nizâm-i Cedide, geniş ve dar manâda olmak üzere iki şekilde tarif edilmiştir. Dar manâda; Sultan Üçüncü Selim Hân devrinde, Avrupai tarzda yetiştirilmek istenen askeri; geniş manâda ise; yine ayni padişah devrinde devlet teşkilâtının bütününde yapılmak istenilen yenilikler olarak bilinmektedir. Bu tariflerden ikincisi daha doğru olarak kabul edilir.

On sekizinci asır boyunca devam eden askeri başarısızlıklar, bunları takibe eden günlerde ıslahat layihalarının verilmeleriyle neticelenirdi. Bunların içinde, Halil Hamim Pasa'nin askerlik sahasındaki nizâmnâmesi en önemlisidir. Sultan Üçüncü Selim'in tahta çıkısına kadar aşağı yukarı yüz sene kadar devam eden ıslahat hareketlerinin bir merhalesini teşkil eden Nizâm-i Cedide fikri, tamamen bu padişahın sahsına bağlanır. Gerçekten şehzadeliği ve veliahtlığı esnasında devletin içinde bulunduğu durum için yapılan ıslahat teşebbüslerini yakından takip etmiştir.

Nizâm-i Cedide hareketi, Sultan Üçüncü Selim'in tahta çıkısıyla beraber belli bir tertibe içinde uygulanmağa başlandı. Böyle yeni bir sistemin konulması için, öncelikle bazı yönlerden örnek alınacak Avrupalıların ilerlemesinin Sebenlerinin incelenmesi ve devlet adamlarıyla âlimlerden teşekkül edilecek bir danışma meclisinin kurulması icaba ediyordu. Padişah, meşveret (danışma) meclisi teşkiliyle, yeni fikrin, bir şahsin değil, devletin mali olması gayesini güdüyordu. Islahat için yirmi iki devlet adamından, bu konudaki düşüncelerini açıklayan birer rapor hazırlamalarını istedi. Yirmi iki kişinin ikisi Avrupalı idi. Bunlardan Bertrauf Osmanlı Ordusu'nda çalisan'bir subay, diğeri ise İsveç konsolosluğunda çalışan D'Ohosson idi. Türk devlet adamlarının belli baslıları ise, Sadrazam Koca Yusuf Pasa, Veli Efendi zâde Emin, Defterdar Şerif Efendi, Tatarcık Abdullah Efendi, Cavusbasi Efendi ve tarihçi Enver Efendi idi.

Diger taraftan Ebu Bekir Râtib Efendi, o devir için Avrupa’nın güçlü devletlerinden olan Avusturya’nın başşehri Viyana'ya sefaret vazifesiyle gönderildi. Gönderilen bu elçiden, Avusturya’nın bütün müesseselerini incelemesi ve rapor etmesi istendi. Sekiz aylık bir seyahat neticesinde yazılan bu sefaretnâmede, alınması gereken baslıca tedbirler su maddeler içinde özetlenebilir: l. Hazinenin dolu ve düzenli olması, 2. Askerin itaatli olması, 3. Devlet adamlarının doğru ve sadık kimseler olması, 4. Halkın refah ve himayesinin temini, 5. Bazı devletlerle ittifak anlaşmalarının yapılması.

Ebe Bekir Râtib Efendiye göre, örnek seçilecek bir devletin askerî kanunları ve nizamları iktibas edilerek, kendi bünyemize uydurup, ihtiyacımıza cevap verecek bir Nizâmi Cedid ordusunun kurulması gerekiyordu. Padişahın düşüncelerine tesir eden bu sefaretnâme, Nizâm-i Cedide programının hazırlanmasının bir safhasını teşkil ediyordu.

Kendisinden önceki padişahların, ıslahat hareketlerindeki düşüncelerinden faydalanmasını bilen Sultan Üçüncü Selim Hân, Sultan Üçüncü Ahmet Hân devrinde yapılmak istenilen ıslahatın, devlet adamlarından gizli olmasının zararlarını gördüğünden, devlet adamları ve âlimleri yanına çağırarak, onların düşüncelerinden faydalanma ve memleketlerin durumunu daha iyi tahlil etme imkânını ele geçirmek istedi. Ancak layihaları kaleme alan kimselerin askerlik sahasında tecrübe sahibi kişiler olmaması, köklü tekliflerin gelmesine mâni oldu.

Verilen layihalar, baslıca üç görüş üzerinde toplanıyordu: 1. Ordunun, Kanunî Sultan Süleyman Kanunları’na göre ıslah edilmesi. 2. Sultan Süleyman Kanunları’na, Avrupa nizamlarını tatbik ederek yeniden ordu teşkili, 3. Yeniçeri Ocağı tamamen kaldırılarak, Avrupa usûllerine göre yeni bir ordunun kurulması, üçüncü düşüncede olanlara göre, devletin eski kanunları ihtiyaca cevap veremez hâle gelmiş, Yeniçeriye fesada karışması da ordunun bozulmasına sebep olmuştu. Çiftçi, esnaf gibi meslek sahibelerinin, bir yolunu bularak birer Esamî ele geçirmeleri de bunları esnaflıkla Uğrasan kişiler hâline getirmişti. Bu Sebenlerden dolayı Yeniçeri Ocağı’nı bir tarafa bırakarak, tamamen Avrupa usulleriyle yeni bir ordu kurulmalıydı.

Sultan Üçüncü Selim Hân, bu fikirlerden üçüncüyü seçti. Programın uygulanması için tertibe edilen heybetin basına, İbrahim İsmet Bej gibi dirayetli bir şahsi getirdi. Bu zat, isin başlangıcında olabilecek tehlikeleri dile getirmişti. Islahat heybetinin hazırladığı program, yet-misimi maddeden meydana geliyordu. Öncelikle askerlikle ilgili maddelerin tatbikatına geçildi.

Yeniçeri Ocağı’nın birdenbire kaldırılmasının devlete vereceği zararın ortada olduğundan, bu ocağın ıslah edilmesi sırasında yeni ordunun kurulması çalışmalarına başlandı. Yeniçeri Ocağı’na haftada birkaç gün mecburî talim konuldu. Humbaracı, Topçu lağımcı ve Toparabacı ocaklarının yeni kanunnâmeleri hazırlandı. Bunlar ordunun teknik sınıflarını teşkil edeceklerdi.

Yeni ordunun teşkili ise, Sade-i âzâm Koca Yusuf Paşa'nin Ziştovi ve Yaş ândlaşmalarindan sonra cepheden İstanbul’a dönmesi ile baslar. Sade-i âzâmin Avrupa'dan subay da getirmesi, talimli piyade askerinin teşkilini hızlandırdı. Padişah bu ordunun Yeniçeriler' den bağımsız ve genç Yeniçerilerdin buraya alınmasını istiyordu. Ancak bunun mahzurlarının olması, yeni ordunun Bostancı Ocağı’na bağlı, onikibin mevcutlu ve örnek bir ordu gibi teşkili yoluna gidildi. Levende çiftliği Kanunnâmesi ile yeni ordunun kadroları ve diğer meç' elerleri açıklanmış oluyordu.

Nizâm-i Cedide ordusunun kurulusunda ortaya' çıkan diğer bir problem de, halkın, özellikle Yeniçeri Ocağı’nı benimsemesi, böylelikle meydana gelecek zararı önlemekti. zararı önlemek içinde halk arasında muteber olarak bilinen devlet adamlarından faydalanma yoluna gidildi. Yapılan propaganda da, yeni ordunun İstanbul’da Rus tehlikesine karsı muhafaza için kurulduğunu, İstanbul’a karsı bir tehlike esnasında Anadolu ve Rumenline dağılmış olan, çiftçilikle Uğrasan askerin geç gelmesinin doğuracağı tehlikeler anlatıldı. Pek tesirli olmamakla beraber Yapılan propaganda neticesi, ilk andaki tepkiler önlenmiş oldu. Sessizlikten istifade etmek isteyen devlet, Anadolu'da asker yetiştirme hareketine girişti. Bu harekette, Karaman Valisi Kadı Abdurrahman Pasa ile Amasya Sancakbeyi Cabbarzade Süleyman beg'in gayretleri semeresini verdi. Ancak Yeniçeri Ocağı’na talim mecburiyeti konması, hariçken Esamî satın alarak ulufeye kaydolanların isine gelmemesi ve ocak içinde usulsüz aidat topliyanlarin, kanunnâme ile engellenmesi, çıkarcıları zor duruma soktu. Yapılan karsı propaganda neticesi önce Yeniçeriler talime çıkmamaya başladı, sonra da Nizâm-i Cedide' e kaydolanların dağılmaları, devlet adamlarına Nizâm-i Cedidin sadece orduda uygulandığını anlatmış oldu. Bu esnada Levend'den başka Üsküdar'da Kadı Abdurrahman Paşa'nın askerlerinden teşekkül eden yeni bir ordu tesis edildi.

Nizam-i Cedide ordusunun kurulmasının yani sıra Tophane, Tersane ve Mühendishane'nin de yeniden organizasyonuna başlandı. Tophane mensupları elenerek yenilendi, Avrupa'dan top döküm ustaları getirilerek yeni ve kuvvetli top imalâtına başlanıldı. Çok ihmâl edilmiş olan donanma ve tersanenin ıslahatına girişildi ve bu konu, Küçük Hüseyin Pasa'ya verildi. Alınan tedbirler neticesinde donanma her yönden güçlendi. Fennî eğitimde tahsil ve terbiyenin ilerlemesi için, 1773' de açılan Mühendis hâne-i Bahri-i Hümâyûn genişletilerek, Teknik üniversite mahiyetindeki Mühendis hâne-i Bahri-i Hümâyûn, 1794'de kuruldu. Bu okullarda, geniş ölçüde yabancı öğretmenlerden faydalanıldı. Okulların kitap ihtiyacını karşılamak için de Üsküdar matbaası yeniden tesis edildi.

Yapılan değişiklikler, devlet bütçesine ağır yük getiriyordu. Yükün kaldırılması için, sadece Nizâm-i Cedidin giderlerini karşılayacak Irar-i Cedide denilen yeni bir hazine kuruldu. Ayrıca Irar-i Cedide, ileride meydana gelebilecek harplerin giderlerini de karşılayacaktı, îkiyüzbin kese değerinde olacak bu hazinenin gelir kaynaklarını, Rüsum-i Zecriye denilen tütün, içki ve kahveden Alınan vergilerle, mahlûl mukataalardan Alınan vergi ve her sene yenilenen beratlardan Alınan vergiler teşkil ediyordu. Hazinenin hesaplarını görmek için de talimli asker nâzın, Irar-i Cedide Defterdarı tayin edildi.

Nizâm-i Cedide hareketi, askeri sahadaki yeniliklerin yani sıra idarî, siyasî ve ticarî sahalarda ayni istikamette bir takım teşebbüsleri beraberinde getirdi. İdarî sahada, Anadolu ve Rumeli, yirmiseliz vilayete bölündü ve vezir şayisi buna uygun hâle getirildi. İdareciliği menfî olan ve ehliyetsiz kişilere vezirlik verilmemesine dair Kanunnâme çıkarıldı ve tayinlerin yapılması hakki Padişah ve Sadrazama verildi. Vezirlerin memuriyet süresi, en az üç, en çok beş yıl arasında sınırlandırıldı. Kadıların durumu, tımar nizâmnâmesi düzenlenerek, yapılacak muamelelerin kanunnameye uygun olmasına dikkât edildi.

Osmanlı Devleti'nin iktisadî, idarî, siyasî sahalarında Yapılan yenilik ve Islâhatlar, Yapılan menfi propaganda, içteki ve dıştaki başarısızlıklar sebebiyle istenilen neticeyi veremedi. Islahatları tatbik edenler arasında, padişaha tam olarak itaat edenlerin şayisinin az olması da başarısızlıkları getirdi. Harici düşmanlar Yapılan savaşlar, Arabistan'da Vehhabî, Mora'da Rum, Balkanlar'da Sirp isyanları ile diğer küçük çaptaki isyanları bastırmakta güçlükle karşılanılmasının suçu, devamlı Nizâm-i Cedide askerine yüklendi. Yeniçeri Ocağı mensublarinin da Nizâm-i Cedide askerinin çoğalmasıyla kendi maaşlarının ellerinden gideceği korkusu, cephe almalarına sebebe oldu. Fransa’nın Osmanlı Devleti aleyhine cephe alıp, İstanbul’daki Fransız sefirinin el altından Yeniçerileri, "maaşlarınız alınıp, devlet ileri gelenlerine dağıtılacaktır" seklindeki tahrikleri de etkili oldu. Bu hareketin başarısızlığında bazı kötü tesadüflerin, korkak ve müsrif devlet adamlarının da tesiri oldu. Devlet bütçesinden Yapılan masrafların artması, hileli sikke kesilmesi veya yeni yeni vergilerin konulmasına bağlı olarak, eşya fiyatları arttı. Taşrada vergi tahsildarlarının suiistimalleri, halka büyük sıkıntı getirdi. Bu Sebenlerden, yeniliğe karsı olan unsurlar, Nizâm-i Cedidi yıkmak için fırsat arar hâle geldiler.

Napolyon'un Mısır seferi sırasında Akma Kalesi'nin önündeki savaşta basari kazanan Nizâm-i Cedide ordusundan, Sırp isyanlarına ve Rusya ile savaş tehlikesine karsı faydalanılmak istendi ve ordu Rumenline geçirildi. Ancak bu durumdan şüphelenen Rumeli ayanına, ordunun Sırp isyanını bastırmakla vazifeli olduğu ilân edildi. Fakat, Sade-i âzâm İsmail Paşa'nin ve yeniliğe muhalif olanların Rumeli ayanı ve Yeniçerileri tahriki, olayların başlangıcı oldu. İlk hadise Tekirdağ’da meydana geldi. Burada kurulacak Nizâm-i Cedide ordusuna dair fermanı okuyan kişiyi yeniçeriler öldürdüler. Askeri Edirne'ye götüren Kadı Abdurrahman Paşa'ya mukavemet edilmesi, iç harp tehlikesi derecesine ulaştı. İngiliz donanmasının İstanbul’u yakmakla tehdit ettiği ve düşmanın sınırlara asker yığdığı sırada böyle bir isyanın başlaması, devletin selâmeti açısından kötü neticeler doğuracağı aşikardı. Bu sebeple Üçüncü Sultan Selim Hân, Abdurrahman Paşa'yı geri çağırdı. Arzu edilen neticenin aksine, muhaliflerin taşkınlıklarını artırmaktan başka bir ise yaramadı. Zira yenilik düşmanlarının şımarmalarına sebebiyet verilmişti. İstanbul’da Boğaz yamakları isyan etti.

Edirne'deki hadiseden sonra merkezde yapılan değişiklikler, fayda yerine zarar getirdi. Tayinlerle, görünürde Nizâm-i Cedide taraftarı olanlar, makam sahibi oldular. Ordunun da İstanbul’da bulunmayışını fırsat bilen Yeniçeri ve yenilik muhalifleri, Nizâm-i Cedidi ortadan kaldırmağa karar verdiler. Bu karardan habersiz. olan padişah. Boğaz yamaklarını Nizâm-i Cedi’de dahil etmeğe çalışıyordu. Köse Musa Pasa ise el altından haber göndererek, bu askerleri; "Eğer, Nizâm-i Cedide elbisesi giyerseniz dinden çıkarsınız, giymezseniz ocaktan atılırsınız. Belki de Nizâm-i Cedide sizi öldürecek" diye tahrik ediyordu. Tahrikler sonucu 26 Mayıs 1807 tarihinde Büyüklere çayırında toplanan Yeniçeriler isyanı başlattılar. Baslarına reis olarak seçtikleri, Kabakçı Mustafa denilen serkeş de İstanbul halkına, yaptıkları isin mukaddes bir hareket olduğu yolunda propaganda yaptı.

Bu esnada Kaymakam Köse Murada Pasa, bir taraftan Padisah'a isyanı önemsiz gibi gösterirken diğer taraftan, isyancıları bastırmağa hazırlanan Topçu Ocağı’na, karsı gelmemelerini emreden haberi gönderiyordu. Böylelikle isyan programı düzenli olarak tatbik edilmeğe başlandı. İsyancılar Et Meydanı’nda (Aksaray semti) toplandıktan sonra, devlet adamlarının içinde bulunan Nizâm-i Cedide muhalifleriyle anlaştılar. padişah durumdan haberdar olduğunda is isten geçmişti. İsyanın bastırılması için Nizâm-i Cedidin kaldırıldığına dair bir ferman yayınladıysa da, asiler bu defa da, padişahtan on bir kişinin kendilerine teslimini istediler.

Kendisine on bir kişinin isimlerinin listesi verildiğinde çok üzülen padişah, bütün bunlara sebebe, kendi yumuşak huyluluğu olduğunu söylemiştir. Kan dökülmemesi için asilerin istekleri kabul edildi. Asiler verdikleri listede olan kişileri birer yolunu bulup katlettikten sonra is bununla bitmeyerek, yeni bir istekle ortaya çıktılar. Sıra nihayet Nizâm-i Cedidin mimari olan Sultan Üçüncü Selim'e geldi ve bu padişah iyi huyluluğu, şefkati ve temiz ahlâki yüzünden şehit edildi. İsyanın neticesinde de memleket, Avrupa'ya yetişmek yolunda uzun bir süre geri bırakılmış oldu.








Islahat | Ekleyen: | Tarih: 11-Oct-2011 16:40. | Bu yazı 66109 kez okundu..

Islahat ile ilgili diğer yazılar..


İlgili Yazilar

Islahat Fermanı

Devamini Oku
Islahat Fermanı (1856) Dıs Gelisme: Kırım Savası Padisah: Abdülmecid Islahat Fermanı Kırım Harbi'nin son yıllarına doğru kaleme alınan Islahat Fermanı, Osmanlı imparatorluğu içinde Müslüman olmayanlara verilen haklar açısından önem taşır. 1856 Islahat Fermanı ile tüm din ve mezheplerin törenleri serbest bırakılmıştır. Din ve mezhep değiştirme konusunda herhangi bir zorlama yasaklanmıştır. Osmanlı uyruğunda olan herkesin milliyet farkı gözetilmeksizin devlet memurluğuna kabul edileceği hükmü getirilmiştir. Her azınlık grubunun baş...

Tanzimat Fermanı ile Islahat Fermanı Arasındaki Farklar

Devamini Oku
Tanzimat Fermanı ile Islahat Fermanı Arasındaki Farklar Nelerdir ? Fermanı’ndan farklı yönü, yalnızca azınlıklar için bir takım haklar öngörmesidir. Ferman’a göre; Müslüman olmayanları küçük düşürücü sözler kullanılamayacak,azınlıklar devlet memuru olabilecek ve her tür okula girebilecek, mahkemeler açık olacak ve herkes kendi dininde yemin edebilecek, işkence, dayak ve angarya yasak olacak; Hıristiyanlar yerel yönetim meclislerine üye olabilecek, yabancı uyruklular mal ve mülk edinebilecek, gayrimüslimlerden alınan baş vergisi...

Islahat Fermanının Önemi

Devamini Oku
Islahat Femanı'nın Önemi Hıristiyan halka haklar tanınma­sına rağmen Avrupalı devletler Hıristiyanlara istediği sözlerini geçirme hakkına sahip oldular. Tanzimat ve Islahat Fermanları ile Avrupalılar Osmanlı içindeki azınlıklara etken oldular. Islahat Fermanının Sonuçları 1 - bu ferman ile müslüman ve gayri müslimler eşit haklara sahip olmuş. böylece kaynaşmış bir osmanlı toplumu ortaya çıkmıştır. 2 - ferman müslümanlardan ziyade yabancıların haklarını genişletmiş, bu durum müslüman tebanın tepkisine neden olmuştur. ferman sonrası açı...

Islahat Fermanının Getirdiği Yenilikler

Devamini Oku
Bu ferman bir anayasa özelliği taşır (maddi anlamda anayasal niteliktedir) Kanun önünde müslümanlara ve müslüman olmayanlara eşitlik getirilmiştir-Dini inançlara özgürlük getirilmiştir (din değiştirmede zorlama yoktur) Azınlıklara ait; okul, kilise, mezarlık, manastırhastahane gibi yerlerin yeniden yapılmasına ya da tamir edilmesine izin verilmiştir Karışık mahkemeler kurulmuştur (müslümanlar ve gayr-ı müslimler ) Yabancı devletlerle yapılacak antlaşmalar gereğince yabancılar da Osmanlı Devleti sınırları içerisinde mülk sahibi olabilece...

Islahat Fermanının Sonuçları

Devamini Oku
Islahat Fermanının Sonuçları 1 - bu ferman ile müslüman ve gayri müslimler eşit haklara sahip olmuş. böylece kaynaşmış bir osmanlı toplumu ortaya çıkmıştır. 2 - ferman müslümanlardan ziyade yabancıların haklarını genişletmiş, bu durum müslüman tebanın tepkisine neden olmuştur. ferman sonrası açılan okullar zamanla ırkçı bir nesil yetiştirmiş ve bu durum osmanlı devleti'nde dağılmayı hızlandırmıştır. 3 - ayrıca patrikhaneye meclis açmak izninin verilmesi gayri müslimlerde bağımsızlık eğilimini artırmıştır. avrupalılar yine osmanlı devleti'n...

Osmanlı Islahatlarının Başarısız Olma Nedenleri

Devamini Oku
Islahatların başarılı olmamasında : 1) Islahat yapan devlet adamları ve padişahların uzun süre işbaşında kalamamaları ve yetersizlikleri 2) Çıkarları elden giden çevrelerin (Yeniçeri ocağı, ulema ve saray kadınları ile devlet adamları ) entrika ve isyanlarla ıslahatlara tepki göstermeleri 3) Kuyucu Murat Paşa, IV. Murat ve Köprülüler kuvvet ve şiddet yoluyla ülkede güvenliği sağlamayı amaçlamışlardı. 4) Avrupa Devletleri Osmanlı Devleti'nin toparlanmasına izin vermediler. 5) Islahatların amacı, devlete eski gücünü yeniden kazandırmak, yö...

Islahat Fermanının Nedenleri

Devamini Oku
Nedenleri: -Bu fermanın kabul edilmesindeki en önemli neden,devletin dağılmasını önlemektir -Gayrımüslimler ve yabancılar hedef alınarak çıkarılan bir fermandır -Dış baskılar sonucunda ortaya çıkmıştır(1856 Paris Antlaşması) -Fransa nın ısrarı ile diğer devletlerin de katılımıyla(ingiltere,avusturya vsvs...) fermanın maddeleri belirlenmiştir.Islahat fermanı çıkış kaynağını yabancı devletlerden alır.Paris antlaşmasında yer aldığı için uluslar arası bir sorun haline gelmiştir. -Osmanlı devleti paris antlaşmasının şartlarını kendi lehine çevi...

Islahat Fermanının Maddeleri

Devamini Oku
Gülhane hattındaki prensibleri yeniledikten başka onlara yenilerini de ekleyen ıslahat fermanı şu yirmi maddeden kurulmuştur: 1-Tebaanın can ve mal, ırz ve namus masunluğu, 2-Kanun önünde eşitlik, 3-Şahsın ve topluluğun tasarruf hukuklarına saygı, 4-Devlet hizmetlerine ve askerlik ödevine bütün tebaanın kabulü, 5-Bazı sınırlar içinde mezhep ve eğitim hareketi, 6-Vergiler hususunda eşitlik, 7-İltizam usulünün kaldırılarak verginin doğrudan doğruya alınması,8-Mahkemelerde şahitlik hususunda eşitlik, 9-Tebaanın mahkemeler huzurunda hüküm giymesind...

Osmanlı Devletinde Neden En Çok Askeri Alanda Islahat Yapılmıştır

Devamini Oku
İlk sebebi Osmanlı savaşçı ve genişlemeci bir devletti. Ve savaşların yenilgiyle sonuçlanması ve toprak kayıplarının devam etmesi, ıslahatların askeri alanda yapılmasına neden olmuştur. Batıda görülen ilerlemeleri yakalamak. Büyüdükçe bozulan ordu yapısını düzeltmek. Özellikle yeniçeri ocağı. Deniz üzerinde hakimiyet sağlamak Fakat askeri ıslahatlar özellikle yeniçerilerin baskısı nedeniyle başarılı olamamıştır. ...

Islahat Fermanının Hazırlanışı

Devamini Oku
Islahat fermanı Kırım Savaşı'nın son yıllarında hazırlanarak Paris antlaşmasının imzalanmasından altı hafta önce Bâb-ı âlide bütün bakanlar, yüksek memurlar ve şeyhülislâm, patrikler, hahambaşı ve cemaatlerin ileri gelenleri önünde okunarak ilân edildikten sonra Paris antlaşmasını hazırlamakta olan devletlere bildirildi. Islahat fermanı, Gülhane Hatt-ı Hümâyunu gibi, Osmanlı İmparatorluğunda yapılması kararlaştırılan yeni bir düzenin prensiplerini ve genel hatlarıyla programını içine alır; Tanzimat devrinin bir merhalesi olarak kabul edilirse d...

 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık
zeus
Tarih: 16:45:26 10.11.2011  Güncelleme: 16:45:26 10.11.2011
Webmaster
Tarih: 02.24.2005
Nereden: antalya
Gönderiler: 1338

Islahat Fermanının Yapısı

Gülhane hattındaki prensibleri yeniledikten başka onlara yenilerini de ekleyen ıslahat fermanı şu yirmi maddeden kurulmuştur:
1-Tebaanın can ve mal, ırz ve namus masunluğu,
2-Kanun önünde eşitlik,
3-Şahsın ve topluluğun tasarruf hukuklarına saygı,
4-Devlet hizmetlerine ve askerlik ödevine bütün tebaanın kabulü,
5-Bazı sınırlar içinde mezhep ve eğitim hareketi,
6-Vergiler hususunda eşitlik,
7-İltizam usulünün kaldırılarak verginin doğrudan doğruya alınması,
8-Mahkemelerde şahitlik hususunda eşitlik,
9-Tebaanın mahkemeler huzurunda hüküm giymesinden sonra idam veya af hususunun padişahın hakları cümlesinden olduğu,
10-Mahkemelerin açık olması ve ilânların yayınlanması,
11-Suçlu mülklerinin müsaderesi usulünün kaldırılması,
12-İşkencenin kaldırılması,
13-Hapisane usul ve nizamlarının insanlık kaidelerine daha uygun bir şekilde tutulması,
14-Karma ticaret, ceza ve cinayet dâvaları için karma mahkemeler kurulması, bu mahkemelerde yürütülecek haklar ve 15-Ceza kanunlariyle mahkeme usullerinin düzenlenmesi,
16-Müslüman olmayan toplulukların din yönünden olan imtiyazları muhafaza edilerek diğer imtiyazlarının incelenmesi ve değiştirilmesi.
17-Patrikhanelerin veya Müslüman olmayan meclislerin bazı hallerde hukuk davalarında sahip olacakları selâhiyetlerin teyidi.
18-Adı geçen, meclisler tarafından vilâyet ve nahiye meclisleriyle Ahkâm-ı Adliye meclisinde âza bulundurulması,
19-Resmî yazılarda Hıristiyanlar için hakaret manası taşıyan tabirlerin kullanılmaması,
20-Rüşvetin kaldırılması, irtikâb ve ihtilasın kaldırılması için kanunun şiddetle yürütülmesi."

Islahat fermanının bu maddeleri Gülhane hattına göre daha gerekli ve daha geniş idi. Gülhane hattında da olduğu gibi ıslahat fermanında da başlıca düşünce, tebaayı ırk ve din farkı gözetmeksizin kaynaştırmak ve imparatorluğun mukadderatı ile ilgili bir Osmanlı topluluğu yaratmaktı. Islahat fermanı, bu amaca varılması için Müslümanlar ile Hıristiyanları ayıran hususların kaldırılmasını gözönünde tutuyordu. Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında mevcut farklar, din, vergi, askerlik ve devlet memurluklarına geçme, eğitim alanında göze çarpmakta idi. Hıristiyanlar, din bakımından hürlüğe sahiptiler. Fakat inanç sistemleri Müslümanlar nazarında küfürdü. Bu itibarla Hıristiyanlar da kâfir sayılırlardı. İmparatorluğun temeli islâmiyet olduğu için Hıristiyan umumî efkârını üzer bazı kanunlar da çıkarılmıştı. Bunlar içinde ikisi İslâm umumî efkârı nazarında kuvvetli birer hüküm halini de almış bulunuyordu. İslâmlığı kendi isteğiyle kabul eden bir Hıristiyan veya Yahudi tekrar kendi dinine döndüğü takdirde ölüm cezasına çarptırılması kanundu. Keza Müslüman bir kadınla münasebette bulunan bir Hıristiyanın, islâmlığı kabul etmediği takdirde, ölüme mahkûm edilmesi de kanundu. Böyle kanunlar mevcut oldukça, Hıristiyan cemiyeti ile Müslüman cemiyeti arasında bir kaynaşma sağlanamayacağı belli idi. Islahat Fermanı içine aldığı maddelerle kişiler arasında eşitliği temin etmek istediği kadar din sistemleri arasında mevcut eşitsizliği de şekil bakımından olsun kaldırmak istiyordu.

İslâmlarla Hıristiyanlar arasında vergi ve askerlik hizmeti bakımından olan eşitsizlik de oldukça önemli idi. Tanzimata kadar Hıristiyan tebaa askere alınmazdı. Bu muafiyetine karşılık olarak devlete haraç ismini taşıyan bir vergi verirdi. Bu durum tebaanın kanun önünde eşitliği prensibini çok zayıflatmakta idi. Tanzimatta haraç kaldırılarak askerlik ödevi Hıristiyanlar için de mecburî olmuştu. 1847 de ilk defa olarak Rum gemicileri Osmanlı bahriyesine alınmıştı. 1850 de devlet şûrasının kabul ettiği bir kanun projesiyle bütün hıristiyan tebaanın askerliği problemi ele alındı. Fakat bir taraftan Hıristiyanların orduda ilerlemeleri kararlaştırılamadığından, diğer taraftan Hıristiyanlar askerliği benimsiyemediklerinden kanun projesi yürütülemedi. Bu örneğe rağmen Islahat fermanında Hıristiyanların askerliği yeniden prensip olarak ortaya kondu. Askerlik ödevini yapmak istiyen İslâm ve Hıristiyan tebaa için "bedel-i nakdî" formülü kabul edildi. Bu, bir derece, haraç vergisinin devamı demekti. Fakat Müslümanların da bedel-i nakdi vermek hakkına sahip olmaları ile Hıristiyan ve Müslüman tebaa arasında askerlik alanında eşitlik sağlanmış oldu. İslâmla Hıristiyan tebaa arasında bir eşitsizlik de devlet memurluklarına geçmede göze çarpmakta idi. Hıristiyanların bazı hallerde, Rumlar müstesna, devlet memurluklarına geçmeye hakları yoktu. Hıristiyanların siyaset haklarından mahrumluğunu anlatan bu durum Hiristiyan devletlerin gözüne çarpmakta idi. Devlet memurluğu eğitim ile yakından ilgili olduğundan Islahat fermanında Hıristiyanların hem Osmanlı eğitiminden faydalanabilmeleri hem de devlet memurluklarına geçebilmeleri prensibi konulmuştu.
Islahat fermanında, tebaayı kaynaştırmayı amaç tutan maddelerin yanında türlü alanda devlet idaresini denkleştirmek için de birtakım maddeler vardı. Bütün bu maddelerin yürütülmesi Tanzimatın ikinci merhalesi olan ve 1856'dan 1875'e kadar uzanan devirde olmuştur.
Cevapla


Islahat
» Islahat resimleri

  Puanı : 5.7 / 10 | Oy : 22 kişi | Toplam : 126

» Bu yazıya puan ver..
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
Sorun Yanıtlayalım İletişim