Anasayfa > Sözlük > O > Ortaçağ Felsefesi


Reklamlar
Orta çağda, antik çağın özgür felsefesiyle bir Hıristiyanlık düşüncesi oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu dönemdeki felsefenin amacı araştırmak değil, eğitmek ve öğretmektedir.

1. ORTAÇAĞ FELSEFESİNİN ÖZELLİKLERİ

1-) Bu dönemdeki düşünürler daha çok din adamlarıydı. Bunlar gerçeğe zaten sahip olduklarından dolayı ayrıca gerçeğe ulaşma çabasında olmamışlardır. Bunlara göre gerçek “dinin dogmalarında” belirlenmiştir. Bu nedenle bu dönemde yapılan şey, dinin dogmalarını sistem halinde düzenlemek yani aklın kavrayabileceği duruma getirmektir. Sistemleştirilen bu bilgiler de okullarda bilgi olarak aktarılır. Bu nedenle bu döneme okul felsefesi de denir.
2-) Bu dönemde gerçeğe ulaşma çabası olmadığı için yeni bir şey ortaya koymamışlardır. Bundan dolayı bu zamandaki felsefe statik felsefedir. Bu dönemde yapılan öğretileni öğretmektir.
3-) Bu dönemde Platon ve Aristo’dan etkilenilmiştir.
4-) Bu dönemde çok tanrılı dine sahip olan antikçağın kültüründen Hıristiyanlığın etkisinde gelişen tek tanrılı bir anlayış vardır.
5-) Bu dönemin en önemli bir özelliği, var olan düşünceleri çelişkisiz bir sistem içinde toplama girişimleridir.

2. ORTAÇAĞ FELSEFESİ DÖNEMLERİ

Biz Ortaçağ felsefesini 2’ye ayırabiliriz.
1- Patristik Felsefe (2.yy-8.yy)
2- Skolâstik Felsefe (8.yy-16.yy)

1 - Patristik Felsefe:

Ortaçağ felsefesinin 8.yy’a kadar olan birinci dönemidir. Bu dönem felsefesinin amacı Hıristiyanlığı yaymak ve diğer inançlara karşı savunmaktır. Bu yapılırken de Platon ve Plotinus’un görüşlerinden yararlanılmıştır.
Bu dönemde yapılan en önemli şey Hıristiyan dinin öğretilerinin oluşturulmasıdır.
Bu felsefenin Kurucusu ve en önemli temsilcisi Augustinos’dur. (354–430) ona göre inanç zekâdan önce gelir. Bir şeyi anlamak için önceden onu kabul etmek gerekir. Bunu “Anlayabilmek için inanıyorum” sözüyle belirtir. Ona göre aklın görevi; inanç yoluyla bilinen şeyleri açıklamaktır. Augustinus vahiy yoluyla indirilmiş olan dinin dogmalarını peşinen doğru kabul eder ve Tanrının iyi diye buyurduğu şeyleri tartışılmayacağını söyler.

Augustinus Tanrı ve ruh kavramları üstünde durur. Bunların dışında kalan hiçbir şeyin başlı başına değeri olmadığını söyler. Gerçeğe sahip olan insanın mutlu olacağını söyler. Gerçeğe ulaşabilmek için bu gerçekliğe inanması gerekir. İnsanın kendisini ve Tanrıyı tanıması en önemli gerçekliktir. Bunları bilmek insanı mutlu eder. Erdemlilik, insanın iradesinin Tanrının iradesine sunmasıdır.

Augustinus tarih felsefesinin kurucusudur. Ona göre tarih; bir defa olan ve tekrarlanmayan olaylardan oluşan bir süreçtir.

2 – Skolâstik Felsefe:

Bu dönem 9.yy’dan 15.yy’a kadar olan dönemdir. Patristik felsefe Hıristiyanlık inancına felsefi bir nitelik kazandırmayı hedeflerken, Skolâstik felsefe bu öğretiyi sistematik hale getirme çabasındadır. Yöntem olarak, aklı vahiy doğrularıyla uzlaştırarak, Hıristiyanlık anlayışını anlaşılabilir kılmaktır. Bu dönemde amaç yeni bir şey bulmak değildir.
Bu dönem kendisine Aristo’yu rehber seçmiştir. Bu dönemin felsefesi öğretmek ve öğrenmek için işlenmiş sistemleştirilmiş bir teolojidir. Bu dönem bir okul öğretisidir.

Bu dönemde gerçek, otoritelerde ve kitaplar da aranır. Gerçeğin doğrudan yapılacak gözlemlerle bulunacağını kabul etmez.

Bu dönemin en önemli 2 düşünürü Anselmus (1033–1009) ve Aquino’lu Thomas’tır.

Anselmus Augustinus’dan etkilenmiştir. Anselmus inancı akıl ile temellendirmiştir. Ona göre insan Tanrıya yönelerek ve inanarak gerçeğin bilgisine akıl ile ulaşabilir.
Klasik çağ ile modern çağ arasında kalan tarihsel dönemde söz konusu olan felsefe faaliyeti; düşünce tarihinde M.S. 1. ya da II. yüzyılla, XV. yüzyıl arasında kalan tarihsel kesitin felsefesi.

Ortaçağ Felsefesi kendi içinde dört ayrı geleneği ihtiva eder:
1- Batı ya da Avrupa’da gelişip, Latince ifade edilmiş olan Hıristiyan felsefesi,
2- Doğuda İslam dünyasında zuhur etmiş ve Arap dilinde ifade edilmiş olan İslam felsefesi,
3- Sadece Hıristiyan ülkelerin­de değil, fakat İslam dünyasının çok çeşitli bölgelerinde Musevi düşünürler tarafından İbranice ifade edilmiş olan Yahudi felsefesi ve
4- Hıristiyan Bizans İmparatorluğu içinde Grek diliyle ortaya konmuş olan Bizans fel­sefesi.

Dört farklı geleneğine, ve söz konusu ge­leneklerin kendi aralarında sergilediği temel birtakım farklılıklara rağmen, Ortaçağ felse­fesi bir bütün meydana getirir. Bunun üç temel nedeni vardır. Her şeyden önce, gerek Hıristiyan felsefesi, gerek İslam felsefesi ve gerekse Musevi ve Bizans felsefesi ortak bir felsefi mirası paylaşır: Antik Yunan felsefe­si. Buna göre, Grek düşüncesi geç Antik­çağda, özellikle Yeni-Platonculuk eliyle Or­taçağ felsefesine önemli bir etki yapmıştır. Ortaçağ felsefesinin kendi içinde bir bütün oluşturmasının ikinci büyük nedeni, sözünü ettiğimiz dört ayrı felsefe geleneğinin bir­birleriyle yakın bir ilişki içinde olmasıdır. Nitekim, Ortaçağda Musevi düşünürler, okudukları İslam düşünürlerden, özellikle de Farabi ve İbni Sina’dan yoğun bir biçim­de etkilenmiş, aynı İslam felsefesi 12. yüz­yıl Rönesans’ı yoluyla Batı’ya kaynaklık, ya da en azından antik Yunan felsefesinin akta­rılmasına aracılık etmiştir. Nihayet, dört ayrı gelenek de, vahye dayalı tek Tanrılı dinlerin hakim olduğu kültürlerin bir parça­sı olmak durumundadır. Dini öğretiyle felsefi spekülasyon, veya teoloji ile felsefe arasındaki ilişki bu geleneklerin her birinde farklılık gösterse de, ele alınan felsefi prob­lemler hepsinde üç aşağı beş yukarı aynıdır.

Söz konusu temellere ek olarak, Ortaçağ felsefesinin temel özellikleri, şöyle sınıfla­nabilir:
1- İlkçağ Yunan felsefesinin belli bir halkın, antik Yunan ya da Atina halkının, modern felsefenin ise farklı uluslara men­sup ayrı bireylerin felsefesi olduğu yerde, Ortaçağ felsefesi, bireylerin ve halkların ka­rakteristik özelliklerinin üstünde olan dini bir topluluğun, bir ümmetin, Hıristiyan ya da İslam toplumunun veya Yahudi cemaati­nin felsefesidir.

2- Antik Yunan felsefesinin bütünüyle dünyevi bir felsefe olduğu, klasik aklın en temel özelliğinin sekülarizm olduğu yerde, Ortaçağ felsefesi kendisine öte dünyasal bir ilginin hakim olduğu bir felsefedir. Başka bir deyişle, Yunan’da insanın temel proble­minin bu dünyada mutluluğa erişmek oldu­ğu kabul edilmiştir; Yunan’da, insanın bu problemi çözebilecek güce sahip bulundu­ğuna ve kendi çabasıyla iyi ve mutlu bir ha­yata ulaşabileceğine inanılmışken, Ortaçağ­da problemler, bu dünyadaki hayattan ziyade, ahiret hayatıyla ilgili olan problem­lerdir. Aranan mutluluk, bu dünyadaki mut­luluk değil, fakat ebedi bir saadettir. Bun­dan dolayı, antik Yunan’da bağımsız bir felsefe disiplini olan etik ve estetik yerini çok büyük ölçüde teolojiye bırakır.

3- Başka bir deyişle, Ortaçağ düşünürleri önemli olan biricik şeyin insanın doğaüstü varlık alanıyla, aşkın ve mutlak olarak yet­kin varlıkla olan ilişkisi olduğunu öne sür­müşlerdir. Bu da, doğal olarak Ortaçağda felsefenin mahiyetini ve konu alanını baştan sona değiştirmiştir. Buna göre, antik Yunanda doğa bilimiyle sosyal bilimler hem kendi başlarına, ve hem de iyi ve mutlu bir yaşam amacı için sağlam araçlar olarak değer taşı­maktaydılar. Oysa özellikle Hıristiyanlar için bunlar sadece yararsız değil, fakat bazen de zararlı ve hatta tehlikeli disiplinler olup çık­mışlardır. Yine, Yunanlı ahlâklılığı bir top­lumsal etik içinde ve mutluluk amacını gö­zeterek ele alırken, Ortaçağda ahlâklılık dinin bir parçası haline gelmiştir. Dolayısıy­la, Yunan’da etik zaman zaman kozmolojik olarak, zaman zaman da toplumsal bir zemin üzerinde temellendirilirken, Ortaçağda etik teolojik bir düzlemde temellenir. Ni­tekim, bu dönemde davranış ya da insani eylem, amacına göre değil, fakat Tanrı‘nın emirlerine uygun düşmekliğine veya düşme­mekliliğine göre değerlendirilir. Tanrı, insan için yüce ve yüksek bir ideal getirdiğinden, Ortaçağ insanı eksikliliğini, başarısızlığını. ve hatta günahkarlığını her daim duyumsa­mak durumunda olan biridir. İşte bu duru­mun bir sonucu olarak, Yunan düşüncesinin özü itibariyle iyimser bir felsefe olduğu yerde, özellikle Hıristiyan Ortaçağ felsefesi kötümserlik üzerine yükselen bir felsefedir.

4- Yine Yunanlının temelde bir olan, bir­lik içinde bulunan bir evrende, yani bir mik­rokosmos olarak kendisinin bir parçası ol­duğu özde anlaşılabilir olan makrokosmosta yaşadığı yerde, yaratıcısından ayrı düşmüş bir varlık olarak Ortaçağ insanı kendisine yabancı bir evrende yaşamak durumunda ol­muştur. Bu insan için, bir tarafta aşkın, ya­ratıcı Tanrı, diğer tarafta ise kendisini Tanrı’dan her geçen gün biraz daha uzaklaş­tıracak, özüne yabancı bir varlık alanı bu­lunmaktadır. Bundan dolayı, Ortaçağ felse­fesi için problem, teorik ya da bilimsel bir problem olmayıp, tümüyle pratik bir prob­lemdir: Yaratıcısına bozulmamış, maddenin kiriyle pislenmemiş olarak nasıl dönülebile­ceği problemi.

5- Ortaçağ felsefesi, İlkçağ felsefesinden öncelikle bir kopuşu gözler önüne serer. Bu­nunla birlikte, iki felsefe arasında, her şeye rağmen bir sürekliliği ve çok önemli bir noktada da ortaklık vardır. Kopuş temelde, İlkçağ felsefesinin, dini açıklama ya da mi­tolojiyi reddedip, kendisini öne sürmek su­retiyle oluşan ve gelişen’ özerk bir felsefe ol­duğu yerde, Ortaçağ felsefesinin özerkliğini yitirip, tümüyle dine, dini dogmaya tabi olan bir felsefe olmasından kaynaklanmak­tadır. Süreklilik ise, Ortaçağ felsefesinin hem Doğuda ve hem de batıda kültürel ya da felsefi bir miras olarak doğrudan doğru­ya İlkçağ felsefesine dayanmasından mey­dana gelir. Nitekim, Ortaçağ felsefesi dine dayalı, din temelli bir felsefe olsa bile, kav­ram ve kategorilerini, terminoloji sini kendi başına yaratmış bir felsefe değildir. Ortaçağ felsefesi, ihtiyaç duyduğu kavram ve kate­goriler için, doğrudan doğruya Yunan felse­fesine yönelmiştir. Ortaçağ felsefesinin te­melinde bulunan felsefe geleneği, Platon ve Plotinos’un, ve bu arada Aristoteles’in felse­felerinden oluşur. Fakat iki felsefe arasındaki, onları birlikte modern felsefeden bütü­nüyle farklılaştıran, sürekliliğin temel unsu­ru, gerek İlkçağ ve gerekse Ortaçağ düşün­cesine damgasını vuran, modern çağın mekanik dünya görüşünün kendisinin ye­rini alacağı, teleolojik dünya görüşüdür.

6- Ortaçağ felsefesi, teleolojik bir anla­yışla, doğayı Tanrı tarafından bir amaca göre yaratılmış ve düzenlenmiş statik bir sistem olarak görmüştür. Açıklamadan nite­liksel bir açıklamayı anlayan ve nedensel­likten büyük ölçüde ereksel nedenselliği an­layan Ortaçağ düşünürlerine göre, maddi dünya, tanrısal gerçekliğin çok soluk bir gölgesinden başka hiçbir şey değildir.

7- Ortaçağ felsefesi, hemen her felsefe gibi, birtakım kabulleri olan bir felsefe olmak durumundadır. Bu kabullerin en önemlisi ise, Ortaçağ düşüncesine Platon fel­sefesinden intikal eden, en yüksek veya en yüksekte olanın, en üstte bulunanın ontolojik olarak en gerçek, aksiyolojik olarak da en değerli varlık olduğu kabulüdür.

8- Orta­çağ felsefesi dini anlamlandırma ve temel­lendirme çabasında, ana düşüncelerinde, problemlerinde ve bu problemlere getirdiği çözümlerde, hemen her zaman Yunan felse­fesine bağlı kalmıştır. Bu felsefede yapılan iş, daha çok Antik Yunan’ın düşünce dünya­sını benimsemek ve Yunan felsefesinin temel kavramlarını işleyerek, inancı temel­lendirmek olmuştur. Ama, Ortaçağ felsefesi benimsediği ve kendisine göre biçimlendir­diği felsefeyi, genellikle olmuş bitmiş, yet­kin bir sistem olarak görmüştür. Buna göre, antik Yunan felsefesinin dinamik bir yapı sergilediği yerde, Ortaçağ felsefesi mutlak hakikatleri bulmuş olduğuna inanan statik bir felsefedir.

9- Yine, Ortaçağ felsefesinin merkezinde Tanrı vardır. Başka bir deyişle, Ortaçağ fel­sefesi teosantrik, ya da Tanrı merkezli bir felsefedir. Nitekim, bu felsefenin temel ko­nuları, Tanrı ve Tanrı’nın varoluşu problemi, iman ya da otorite ve akıl ilişkisi, Tanrı-evren ilişkisi, kötülük problemi ve tümeller problemiyle belirlenir. İlk bakışta, Tanrı ko­nusunun dışında kaldığı düşünülen temeller konusu bile, tümellerin en azından XIV. yüz­yıla kadar Tanrı’nın zihninde bulundukları veya Tanrı yaratısı ebedi ve bağımsız ger­çeklikler oldukları öne sürüldüğü için, Tanrı konusuyla yakından ilişkili olmak durumun­dadır.

10- Ortaçağ felsefesinde, felsefe inanca, inançta vahye tabi olmak durumundadır. Bundan dolayı, Ortaçağ kültüründe çok önemli bir rol oynayan din, felsefe ve rasyo­nel bir hayat görüşü üzerinde de çok temelli bir etki yapmıştır. Örneğin, Skolastik felse­fede, vahyin temel ya da en azından aklın vazgeçilmez bir yardımcısı olduğuna inanıl­mıştır. Skolastik dönemin filozofları, akıl ile iman arasında bir ayırım yapmış ve zaman zaman da felsefenin göreli bağımsızlık ya da özerkliğini vurgulamış olmakla birlikte, Or­taçağın dünya görüşünde, bilimde ve felsefede, bir çözüme kavuşturulacak problemlerin çözümü de dahil olmak üzere hemen her şey teoloji tarafından belirlenmiştir.

11- Yine Ortaçağ felsefesi söz konusu ol­duğunda, belli bir gelenek, ve vahye daya­nan bir din çerçevesinde oluşan otoriteye duyulan saygı esastır. Bu dönemde felsefenin mahiyeti, kapsamı ve sınırları dini çer­çeve ve ruhani otorite tarafından belirlenir ve hiçbir şekilde değiştirilemez. Ortaçağ fel­sefesi, otoriteye duyulan inancı temele aldı­ğı için de, doğal olarak eleştiriye ve şüphe­ciliğe kesinlikle kapalı olan bir felsefedir.

12- Ortaçağ felsefesi, bütünüyle realist bir çizgi boyunca gelişmiştir. Yani, Ortaçağ düşünürleri, Skolastiğin gerileme dönemin­de çok etkili olan Ockhamlı William bir kı­yıya bırakılacak olursa, tümeller konusunda benimsedikleri realist tavırdan başka, zihin­den bağımsız bir gerçekliğin var olduğun­dan hiçbir zaman kuşku duymamışlardır. Başka bir deyişle, Ortaçağ düşünürleri, on­tolojik realizm bağlamında gerçekliğin zi­hinden bağımsız olduğunu öne sürmüşler­dir. Bununla birlikte, Ortaçağ düşüncesinde, zihinden bağımsız bu gerçeklik, gerçekten ve mutlak olarak var olanın ezeli-ebet ve değişmez Tanrı olması anlamında, tinsel bir yapıdadır. Buna göre, realizmi tamamlayan yaklaşım, aynen Platon ve Plotinos’ta oldu­ğu gibi, spiritüalizmdir.

13- Ortaçağ felsefesi varlığın bilgi ko­nusundan, ya da ontolojinin epistemolojiden önce geldiği bir felsefedir. Buna göre, Orta­çağ felsefesi, özneden hareket eden, bilimin gelişimine koşut olarak önce bilgi konusunu ele alan, ve varlığı bilimin taleplerine göre sınıflayan ya da yorumlayan modern felse­fenin tersine, önce zihinden bağımsız bir gerçekliğin varoluşunu teslim edip, bu ger­çekliğin bilgisine nasıl ulaşılabileceği konu­sunu daha sonra ele alır.

14- Yine, aynı ontolojik bağlamda, Or­taçağ felsefesi, özellikle varlığı bilinen maddi varlık alanı ve bilen özne, madde ve zihin olarak ikiyi ayıran modern felsefenin düalizminin tersine, baştan sona birci olan bir felsefedir. Bu, hem ezeli-ebedi, mutlak, değişmez ve yetkin bir varlık olarak Tanrı’nın, gelip geçici maddi varlık alanıyla kıyaslandığında, biricik gerçek varlık olma­sı; hem modern dönemde ikiye bölünen in­sanın, her ne kadar madde-form, beden-ruh analizine tabi tutulabilse de, birlikli, bütün­lüklü ve ahenkli bir töz olması; ve hem de geliştirilen öğretiler bağlamında, resmi gö­rüşe uygun olmayan hiçbir öğretiye izin ve­rilmemesi anlamında, böyledir.

15- Ortaçağın metafizik anlayışı, varo­lan her şeyin nedeni ya da kaynağı olan aşkın bir gerçekliğe ilişkin araştırma, varolanları varlık kaynağı olan Tanrı’yla ilişkisi içinde ele alma anlamında teoloji olarak metafizik­ten meydana gelir. Ortaçağda gelişen meta­fizik, ayrı, değişmez ve ezeli-ebedi bir varlı­ğa ilişkin araştırmadır. İstisnasız tüm Ortaçağ filozofları, sistemlerinde Tanrı’dan yola çıkar ve önce Tanrı’nın varoluşunu ka­nıtlayarak, varlığı yaratan-yaratılmış olan ilişkisi çerçevesinde ele alır. Buna en iyi örnek, ünlü “beş yol”uyla, Aquinalı Aziz Thomas’tır. O, Tanrı’nın varoluşunu beş ayrı kanıtla ispat ettikten sonra, yaratıcı ve doğa­üstü bir Tanrı dışındaki varlıkları ya da yara­tılanları Aristotelesçi bir kavramsal çerçe­veyle açıklama çabası vermiştir. Aynı şey, İslam dünyası filozofları için de geçerlidir, şu farkla ki Farabi, İbn Sina ve İbni Rüşd’de, Aristotelesçi bir kavramsal çerçe­ve, Plotinos’tan gelen bir südür ya da türüm öğretisiyle tamamlanmıştır. Ortaçağ düşün­cesinin teoloji olarak metafizik anlayışının temelinde ise, varlığın ancak ve ancak varlı­ğın kaynağı olan yaratıcı Tanrı aracılığıyla açıklanabileceğini ve Tanrı’nın varlığının akıl yoluyla kavranabileceğini dile getiren iki kabul bulunur.

16- Ortaçağ felsefesindeki söz konusu teoloji olarak metafizik anlayışı, doğal ola­rak hemen her Ortaçağ düşünüründe bir ör­neğine rastladığımız değere dayalı bir varlık hiyerarşisine yol açmıştır. Böyle bir varlık hiyerarşisi, varlıkları hiyerarşideki yerlerine göre sınıflar ve onlara varlık ve belli bir değer yükler.

17- Ortaçağ felsefesinin en belirleyici yönlerinden biri, de hiç kuşku yok ki, onun yöntemidir. Buna göre, Ortaçağ düşünürleri, Tanrı sözü olan kutsal kitaba dayanan imanı sistematik bir biçimde ifade etmek, savun­mak ve geliştirmek için, daha çok şerhe, kutsal metinleri yorumlama metoduna ve mantıksal/dilsel analize yönelmişlerdir. Or­taçağ düşünürleri bu bağlamda, öncelikle Yunanlıların bilimsel ve felsefi terminoloji­lerini kullanmışlar ve daha sonra da, Yunan mantığını bir bütün olarak almışlardır. Şu halde, Ortaçağ filozofları, imanı sistemleş­tirme ve temellendirme çabalarında aklı ve mantığın tümdengelimsel tekniklerini kullanmışlardır.

Ortaçağ Felsefesi | Ekleyen: | Tarih: 24-Jan-2012 18:35. | Bu yazı 9345 kez okundu..

Ortaçağ Felsefesi ile ilgili diğer yazılar..


İlgili Yazilar

Ortaçağ

Devamini Oku
Ortaçağ: 375’te kavimler göçüyle başlar,1453 yılında istanbul’un fethine kadar sürer. Ortaçağ (Middleage) Milattan Sonra 5. yüzyıl ve 13. yüzyıllar arasını kapsayan zaman dilimine verilen addır. Bu kelime 17. yüzyıldan beri Avrupa tarihi sözkonusu olduğunda, kullanılmaya başlanmıştır. Bu kavram, genellikle insanların öznel bilincinde biçimlendiği için kesin başlangıç ve bitiş noktalarından söz edilemez. Ancak, bütün bu nedenlere rağmen, tarih kitaplarında Roma imparatorluğunun bölünme tarihi (M.S. 395) yada son Batı Roma İmparato...

Ortaçağ Avrupa Sanatı

Devamini Oku
ORTAÇAĞ AVRUPA SANATI ROMAN SANATI (900-1200) Roman Sanatı'nın doğuşunu hazırlayan etken , kiliseyle devletin bir sanat yarışına girmeleri olmuştur. Tamamen dinin etkisindedir ve dini mimari görülür. Eski dönem bazilika planı esas alınmıştır. Fransa'da Saint Etienne Kilisesi, Almanya'da Spayer Katedrali, İtalya'da Modena Katedrali, Pisa Katedrali bu sanatın önemli örneklerindendir. Roman sanatında heykel mimariyle birlikte verilmiştir. Skolastik düşünce devam eder. GOTİK SANATI (12. yy) Yapılan eserlerin hepsinde bir bütünlük va...

Varlık Felsefesi

Devamini Oku
Prof. Dr. İsmail Özçelik'e gönülden teşekkürlerimizle. VARLIK FELSEFESİ Felsefenin temel ilgi alanlarından birisi de, varoluşu, bizzat varlığı, araştırmaktır. Bir varlık gerçekten var mıdır. Eğer varsa, nasıl varolmuştur. Bu varlık Reel manada mıdır?; yoksa düşünsel boyutta mıdır?. İşte Felsefenin bu ilgi boyutundaki halinin açıklaması, ontolojiye dayanmaktadır. Ontolojinin temel amacı varolmanın anlamını araştırmaktır. Bu hususla ilgili olarak ontoloji, gerçeklerle açıklanamayan sorulara,cevaplar bulmaya çalışmaktadır. Reel (gerçek) ve ide...

20. Yüzyıl Felsefesi

Devamini Oku
1. 20.YY. FELSEFESİ ÖZELLİKLERİ 1-) Bu yüzyıl felsefesinin çıkış noktası Kant’tır. 20.yy felsefelerini çoğu Kant’la hesaplaşmaya girişir. Kant’ın gerçekliğin bilgisiyle ilgili görüşleri ve yalnızca akla dayanan metafiziği eleştirisi bu yüzyılın dönüm noktası olmuştur. 2-) 20.yy’da metafiziğe karşı bir eğilim vardır. Deneyciliğin etkili olduğu dönemdir. Bu anlayışa göre, gerçekliğin ancak deney yoluyla bir bilgisi olur ve bilgiyi de doğa bilimleri sağlar bu nedenle felsefenin araştırmaları ve konusu mantık ve bilim kura...

Rönesans Felsefesi

Devamini Oku
Rönesans yeniden doğuş anlamına gelir. Ortaçağın sonlarına doğru çağın özgür olmayan, belli sınırlar içine sıkıştırılmış bütüncül dünya görüşü çözülmeye başlamış; bu sayede bilgi problemi yeniden ele alınmaya çalışılmış, doğa gözlem ve deneyle yeniden incelenmiştir. Bilginin, insanoğlunun tabiata egemen kılan en güçlü araç olduğunun farkına varılmış ve bilimsel araştırmalar hız kazanmıştır. Antikçağın eserlerinin tercüme edilip incelenmesiyle bu gerçekleştirilmiştir. Rönesans ilk İtalya’da ortaya çıkmıştır. Bunun bir takım nedenleri v...

Ortaçağ Felsefesi

Devamini Oku
Orta çağda, antik çağın özgür felsefesiyle bir Hıristiyanlık düşüncesi oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu dönemdeki felsefenin amacı araştırmak değil, eğitmek ve öğretmektedir. 1. ORTAÇAĞ FELSEFESİNİN ÖZELLİKLERİ 1-) Bu dönemdeki düşünürler daha çok din adamlarıydı. Bunlar gerçeğe zaten sahip olduklarından dolayı ayrıca gerçeğe ulaşma çabasında olmamışlardır. Bunlara göre gerçek “dinin dogmalarında” belirlenmiştir. Bu nedenle bu dönemde yapılan şey, dinin dogmalarını sistem halinde düzenlemek yani aklın kavrayabileceği duruma getir...

Dil Felsefesi

Devamini Oku
Dil felsefesi en genel anlamda, bir bütün olarak dilin kökenini, yapısını, özünü ve doğasını, kapsamını ve içeriğini inceleyen; farklı diller arasındaki köken ve yapı bakımından ortak özellikleri araştıran; bilim dili, şiir dili, matematik dili,bilgisayar dili, beden dili diye adlandırılan değişik söyleme olanaklarını çözümleyen; anlamın, anlamlı ifade ile anlamsız ifadeyi birbirinden ayıranın neler olduğunu ortaya koyan; dildeki anlamın nasıl oluşturduğunu, anlamların dilde nasıl dolaştığını, nasıl iletildiklerini, nasıl anlaşıldıklarını betim...

19. Yüzyıl Felsefesi

Devamini Oku
19.yy’ın en belirgin özelliği siyasi ideolojiler çağı olmasıdır. Bu duruma Fransız devriminin beklenen sonuçları vermemesi ve endüstrinin gelişmesiyle oluşan ekonomik dengesizlik sebep olmuştur. 18.yy’da sadece dine, geleneğe baş kaldırma olmamış, aynı zamanda siyasi otoriteye de baş kaldırma gerçekleştirilerek devletin gücünü azaltıp, bireyin gücünü arttırmak amaçlanmıştır. Bu nedenle 18. yy’da liberalizm ortaya çıkmış, fakat istenen eşitlik, özgürlük gene sağlanamamış, bu nedenle liberalizme bir tepki olarak 19.yy’...

İlkçağ Felsefesi

Devamini Oku
İLKÇAĞ İNSAN FELSEFESİ SOFİSTLER (Protogaras – Gorgias) 5.yy’da Atinada’ki demokratik gelişmeler, belli bazı gereksinmeleri doğurmuştur. Atina’da eğitim alanında bir eksiklik duyuluyordu. Herkes yeni demokratik duruma ayak uydurabilmek için daha çok şey bilmek istiyordu. Bu gereksinimi karşılamak üzere Sofist adını taşıyan kişiler ortaya çıktı. Sofistler şehir şehir dolaşarak para karşılığı ders veren kişilerdir. Sofist bilen – bilgili kişi demektir. Sofistler önce siyaset üzerine daha sonra ise söz söyleme sanatı ...

Platonun Felsefesi

Devamini Oku
Eflatun'un felsefesini, beş önemli kuram içerisinde toplamak mümkündür. Bunlar, “bilgi”, “idealar”, “ruhun ölümsüzlüğü”, “evrendoğum” (Cosmogonie, Cosmogony - Evren'in oluşumunu inceleyen bilim dalı) ve “devlet” ile ilgili kuramlarıdır. Eflatun, bütün yaşamı boyunca hocası Sokrates'den edindiği ilham ile gerçek bir ahlakçı olarak kalmış, tüm bu kuramları, etik ağırlıklı görüşlerle irdeleyerek geliştirmiştir. Sokrates ve Eflatun'a göre felsefenin ana ereği, insanın mutluluğu ve yetkin y...

 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık


Ortaçağ Felsefesi
» Ortaçağ Felsefesi resimleri

  Puanı : 4.3 / 10 | Oy : 30 kişi | Toplam : 129

» Bu yazıya puan ver..
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
Sorun Yanıtlayalım İletişim