Anasayfa > Sözlük > G > Gezi Yazısı


Gezi yazısı edebiyatta gezilip görülen yerler hakkında yazılan yazılardır. Kişi gezi esnasında birçok yer görür, birçok insanla tanışır; bunları hafızada tutmak güç olacağından gezi esnesında not alınır ve gezi yazılarında bunlar hikaye edilir. Gezi yazısında yazar daima gezdiği yerleri anlatmalı, uydurma, yanlış bilgiler vermemelidir. Gördüklerini okuyucunun daha iyi algılaması için, karşılaştırma yapar. Okur sanki o yerleri yazarla birlikte gezer gibi olur.

Eski edebiyatımızda gezi yazısına seyahatname denir. Bu alanda Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi ünlüdür. Ancak asıl gezi yazıları Avrupa’ya açılma döneminde görülmeye başlanmış, gidieln Avrupa şehirleri ile ilgili yazılar yazılmıştır. Namık Kemal, Ziya Paşa bunların başında gelir.

Gezi yazılarını kitaplaştıran yazarlarımız da vardır. Ahmet Mithat Efendi, Avrupa’da Bir Cevelan; Cenap Şahabettin Hac Yolunda, Avrupa Mektupları; Ahmet Haşim, Frankfurt Seyahatnamesi; Reşat Nuri, Anadolu Notları; Falih Rıfkı, Deniz Aşırı, Zeytin Dağı, Taymis Kıyıları bunlardan bazılarıdır.


İlgili Başlıklar:
1 - Gezi Yazılarının Çeşitleri
2 - Gezi Yazısı Türünün Gelişimi
3 - Gezi Yazısı Türünün Özellikleri
4 - Türk Edebiyatında Gezi Yazısı
5 - Gezi Yazısı ile Röportaj Arasındaki Farklar
6 - Gezi Yazısı Örnekleri
Referans: Gezi yazısı türü hakkında detaylı ansiklopedik içerik.

Gezi Yazısı | Ekleyen: | Tarih: 07-Jul-2011 13:47. | Bu yazı 231026 kez okundu..

Gezi Yazısı ile ilgili diğer yazılar..


İlgili Yazilar

Gezi Yazısı

Devamini Oku
Gezi yazısı edebiyatta gezilip görülen yerler hakkında yazılan yazılardır. Kişi gezi esnasında birçok yer görür, birçok insanla tanışır; bunları hafızada tutmak güç olacağından gezi esnesında not alınır ve gezi yazılarında bunlar hikaye edilir. Gezi yazısında yazar daima gezdiği yerleri anlatmalı, uydurma, yanlış bilgiler vermemelidir. Gördüklerini okuyucunun daha iyi algılaması için, karşılaştırma yapar. Okur sanki o yerleri yazarla birlikte gezer gibi olur. Eski edebiyatımızda gezi yazısına seyahatname denir. Bu alanda Evliya Çelebi’...

Deneme Yazısı Örnekleri

Devamini Oku
Deneme Örneği 1 Yalnız yaşamanın bir tek amacı vardır sanıyorum; o da daha başıboş, daha rahat yaşamak. Fakat her zaman, buna hangi yoldan varacağımızı pek bilmiyoruz. Çok kez insan dünya işlerini bıraktığını sanır; oysaki bu işlerin yolunu değiştirmekten başka bir şey yapmamıştır. Bir aileyi yönetmek bir devleti yönetmekten hiç de kolay değildir. Ruh nerde bunalırsa bunalsın, hep aynı ruhtur; ev işlerinin az önemli olmaları, daha az yorucu olmalarını gerektirmez. Bundan başka, saraydan ve pazardan el çekmekle hayatımızın baş kaygılarından kurt...

Gezi Yazısı Türünün Özellikleri

Devamini Oku
Gezi Yazısı” Türünün Özellikleri (Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri) Bir yazarın yurt içinde ve yurt dışında gezip gördüğü yerlerin ilgi çekici özelliklerini anlattığı yazı türüdür. Gezi yazıları gezip görmenin, iyi bir gözlemin ürünüdürler. Gezi yazılarının tarihi çok eskidir. İnsanlar hep uzak ülkeleri, uzak ülkelerin doğasını, insanlarını, bu insanların yaşayış biçimlerini ve yarattıkları kültür eserlerini merak etmişlerdir. Bir nedenle başka ülkelere giden kişilerle karşılaştığımızda, onları soru yağmuruna tutmamız bundandır. Günümü...

Düşünce Yazısı

Devamini Oku
Düşüncenin açıklanıp geliştirildiği düz yazılara düşünce yazıları denir. Düşünce yazılarında öznel cümlelere yer verilir. Okura birşeyler sezdirmek için yazılmıştır. Herhangi bir olay çerçevesinde gerçekleşmemiştir.Düşünce Yazısı NedirToplumu, bilimsel, siyasal, sanatsal ya da sosyal bir konu üzerinde düşündürmeyi, tartıştırmayı, bu yolla gerçeklere ulaştırmayı, heber vermeyi amaçlayan yazı türlerine düşünce yazıları denir. Düşünce yazılarının çoğu duygusal boyutlu değildir, gözlem ya da deneyime dayalı yazılardır. Yazarın sanatlı anlatım kaygı...

Olay Yazısı Nedir

Devamini Oku
Olay Yazısı Nedir ? Kişi,yer ve zaman öğeleri kullanılarak serim, düğüm, çözüm planına göre "kurgulanarak" yazılan bir ya da birçok olay ya da durumun anlatıldığı sanat metinlerine-edebi metinlere olay yazıları denir.(ilköğretimde olay yazıları lisede " Anlatmaya ve göstermeye bağlı edebi metinler" olarak yeniden sınıflandırılıyor.) Bu tanıma göre: Roman,hikaye,masal,fabl,destan,efsane,halk hikayesi,tiyatro gibi türler "olay yazıları" olarak tasnif edilebilir. Anı,günlük ve gezi yazısı türleri "kurgusal olmadıkları ve tamamen gerçek oldukla...

Türk Edebiyatında Gezi Yazısı

Devamini Oku
Türk Edebiyatında Gezi Yazıları Bugünkü bilgilerimize göre Türkçe yazılan ilk gezi kitabı, tanınmış denizcilerimizden Seydi Ali Reis’in Miratül-Memalik adlı eseridir. Eser Portekizlilere karşı savaşırken Hint denizinde fırtınaya yakalanıp Gücerat’ta karaya çıkan Seydi Ali Reis’in Hindistan, Afganistan, Buhara ve Maveraünnehir yoluyla Edirne’ye dönüşü sırasında başından geçen serüvenleri kapsar. Ünlü bilginlerimizden Kâtip Çelebi’nin Cihannüma adlı eseri de gezi yazılarında rastlanan birtakım özellikleri içerm...

Gezi Yazılarının Çeşitleri

Devamini Oku
Gezi Yazılarının Çeşitleri Gezi yazılarını, yolculuk yapılan yer bakımından ikiye ayırmak mümkündür: yurtiçi gezi yazıları ve yurt dışı gezi yazıları’ Yurtiçi gezi yazıları, bir yazarın herhangi bir amaçla kendi ülkesinde yaptığı bir yolculuk sırasında gezip gördüğü yerleri ve edindiği izlenimleri anlattığı yazılardır. Bu tür gezi yazılarına, Reşat Nuri Güntekin’in Anadolu Notlarını gösterebiliriz. Yurtdışı gezi yazıları ise bir yazarın kendi ülkesi dışında yaptığı gezi ve incelemelerinin bir ürünüdür. Bu tür gezi yazısına ...

Gezi Yazısı Örneği

Devamini Oku
Gezi Yazısı Örnekleri Yaşamın ve yaşadıklarımızın tanıklıklarını içeren yazı türlerinin başında gezi yazıları gelmektedir. İzlenim, gözlem birliğine dayalı bir yanı olan bu tür yazıların günümüzde daha da zengin söyleyiş özellikleri taşıdığını gözlüyoruz. Gezi yazılarında esas öğe gezilip görülen yerlere dair izlenim ve gözlemlerin dile getirilmesidir. Gezmek, bir bakıma, yeni yerler görmek/tanımak/keşfetmekle ilgili olduğuna göre; tüm bunların yazıya aktarılması da bu türün gelişmesine neden olmuştur. Geçmişteki seyahatnameler gezginle...

Gezi Yazısı ile Röportaj Arasındaki Farklar

Devamini Oku
Gezi yazısı ile röportaj arasındaki ayrılıklar nelerdir? Gezi yazılarıyla röportaj birbirine karıştırılmamalıdır. Gezi yazısında ilgi çekici yerler anlatılır. Röportajda olduğu gibi, sorunları deşmek, arkasındaki sorunları duyurmak, kamuoyu oluşturmak amacı güdülmez. Gezi yazıları bir bakıma anıya ve günlüğe de benzer, fakat onlardan ayrı bir yazı türüdür. ...

Gezi Yazısı Örnekleri

Devamini Oku
Yaşamın ve yaşadıklarımızın tanıklıklarını içeren yazı türlerinin başında gezi yazıları gelmektedir. İzlenim, gözlem birliğine dayalı bir yanı olan bu tür yazıların günümüzde daha da zengin söyleyiş özellikleri taşıdığını gözlüyoruz. Gezi yazılarında esas öğe gezilip görülen yerlere dair izlenim ve gözlemlerin dile getirilmesidir. Gezmek, bir bakıma, yeni yerler görmek/tanımak/keşfetmekle ilgili olduğuna göre; tüm bunların yazıya aktarılması da bu türün gelişmesine neden olmuştur. Geçmişteki seyahatnameler gezginlerin/seyyahların bu tür ...

Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık
zeus
Tarih: 11:13:57 03.13.2008  Güncelleme: 22:00:53 10.18.2011
Webmaster
Tarih: 02.24.2005
Nereden: antalya
Gönderiler: 1338

Gezi Yazısı Türünün Özellikleri

“Gezi Yazısı” Türünün Özellikleri
(Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri)
 
Bir yazarın yurt içinde ve yurt dışında gezip gördüğü yerlerin ilgi çekici özelliklerini anlattığı yazı türüdür. Gezi yazıları gezip görmenin, iyi bir gözlemin ürünüdürler. Gezi yazılarının tarihi çok eskidir. İnsanlar hep uzak ülkeleri, uzak ülkelerin doğasını, insanlarını, bu insanların yaşayış biçimlerini ve yarattıkları kültür eserlerini merak etmişlerdir. Bir nedenle başka ülkelere giden kişilerle karşılaştığımızda, onları soru yağmuruna tutmamız bundandır. Günümüzde televizyon görüntüleri dünyanın birçok kültürünü yanıbaşımıza getirdiği halde, hâlâ gezi anılarını dinlemenin ya da okumanın tadı başkadır. Gezi yazılarının çok yönlü anlatım olanakları vardır. Uzunluğu çoğu zaman kitap olacak kadardır. Gazetenin iç sayfalarından birinde dizi halinde günlerce yayınlandığı da olur. Okuyucunun sıkılmadan, merakla okuduğu bir yazı türüdür. Gezi yazısı yazarken ilgiyi uyanık tutmak, okuyucuda okuduğu yerleri görme isteği uyandırmak çok önemlidir. Gezi yazarlığı ayrı bir ustalığı gerektirir. Yazar gezdiği yerlerin ilginç özelliklerini hemen fark edecek kıvrak bir zekâya ve kültür birikimine sahip olmalıdır.  

Gezi yazısı ile röportaj arasındaki ayrılıklar nelerdir?

Gezi yazılarıyla röportaj birbirine karıştırılmamalıdır. Gezi yazısında ilgi çekici yerler anlatılır. Röportajda olduğu gibi, sorunları deşmek, arkasındaki sorunları duyurmak, kamuoyu oluşturmak amacı güdülmez. Gezi yazıları bir bakıma anıya ve günlüğe de benzer, fakat onlardan ayrı bir yazı türüdür.
 

Gezi yazısının belirleyici özellikleri nelerdir?

• Gezi yazılarında çoğu kez kronolojik zamanlı plân uygulanır. Gezi için yapılan hazırlıklar; yolculuk, yolculuk sırasında görülen ilgi çekici olaylar; varış, varıştaki ilk izlenimler…
• Gezi yazılarında da kendinden önceki söylenmişlerden, yazılmışlardan ayrı olmak önemlidir. Aynı yerler daha önce de başkaları tarafından görülmüş, yazılmış olabilir. İkinci gidişte görülenlerle, ilk gidişte görülenler arasındaki farklara bile değinmek gerekir. Bu da gezi yazılarının zamanla tarihsel belge olduğunu ortaya koymaktadır.
• Yazar anlattıklarının doğruluğunu; konuşma ile, bilgi toplama ve fotoğraflarla desteklemeli, anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlattığı, önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.
• Gezi yazılarında yazar; açıklayıcı anlatım, öyküleyici anlatım, betimleyici anlatım ve tartışmalı anlatım gibi bütün anlatım yollarından yararlanır. Ayrıca okuyucuya değişikliği gösterebilmek için örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden de yararlanabilir.
• Resim kullanılmalıdır.
 Eskiden gezi notlarının kaleme alındığı eserlere “seyahatname” deniyordu. Modern zamanlarda ise Türkçe bir sözcük olan “gezi” terimi tercih edildi.

Gezi yazısı, bir kişinin ya da grubun yurdun değişik bölgelerine ya da başka ülkelere değişik amaçlarla yaptıkları gezilerde gözleyip izlediklerini, tespitlerini, ele geçirdikleri bilgi ve bulguları, oralarla ilgili duygu ve düşüncelerini anlattıkları yayınlara denir. Gezi yazarı gezip gördüğü yerlerin hem kendisi hem de okuyucular için tarihî ve coğrafî açıdan ilgi çeken yönlerini, özelliklerini, kültürel, jeolojik güzelliklerini, halkının gelenek, görenek, töre ve âdetlerini akıcı, ilgi çekici ve etkili bir üslûpla kaleme döker. Gezi yazıları genellikle mensur ise de manzum olanlar da vardır. Gezi yazarları, gözlem ve izlenimlerini daha çok tasvîrî bir üslûpla kaleme alırlar. Bazı yazarlar, olay ve olguları olduğu gibi aktarırken, bazıları günlük, mektup , röportaj gibi türlere ait tekniklerle yazma yöntemini tercih ederler. Dünya edebiyatının en önemli seyahatnameleri arasında 13. yüzyılda yayımlanmış Marko Polo’nun Uzak Doğu izlenimlerini içeren Seyahatnamesi ve 14. yüzyılda yaşamış Arap gezgin İbni Batuta’nın İslâm dünyası gezilerini konu edinen Seyahatnamesi yer alır. Türk edebiyatının ilk seyahatname eserleri arasında Farsça yazılan Hoca Gıyaseddin Nakkaş’ın Acâibü’lLetâif adlı eseriyle Ali Ekber Hatâî’nin 1515′te yazdığı Hıtâînâme adlı eseri sayılabilir.
Seydî Ali Reis (ö.1562) Mir’atü’lMemâlik (1557) adlı seyahatnamesinde Belücistan, Hindistan, Afganistan, Buhara, Maveraünnehir’le ilgili gözlemlerini ve yaşadığı olayları anlatmıştır. III. Sultan Murat (15751575) döneminde Tokatlı İbrahim oğlu Ahmet, Acâibnamei Hindistan adlı eserinde Kabil, Hindistan, Basra, Yemen, Hicaz izlenimlerini aktarır.
 Trabzonlu Mehmet Aşık’ın (1555?) Menâzıru’lAvâlim adındaki eseri de gezi edebiyatının önemli eserlerindendir.
Türk edebiyatının en önemli seyahatname eserlerinden biri Evliya Çelebi’nin (16111682) 10 ciltlik seyahatnamesidir. Evliya Çelebi , 40 yıllık gezilerinden elde ettiği coğrafî, etnografik, tarihî, kültürel pek çok bilgiyi akıcı ve mübalâğalı bir üslûpla kaleme almıştır.
 Türk edebiyatında “seyahatname” adıyla birçok eser yazıldığı gibi, adı “seyahatname” olmadığı hâlde bu türe özgü özellikler gösteren başka eserler de vardır. Pirî Reis’in Bahriye adlı eseri buna bir örnektir.
İlk seyahatnameler, genellikle başka ülkelerde elçi olarak gönderilen devlet memurlarının gittikleri ülkenin yaşama biçimi, kültürel özellikleri, sosyal ilişkileri, giyim kuşamları, sokakları, şehircilikleri, bürokrasileri ve başka özellikleri hakkında Türk okuyucusu için aktardıkları ilgi çekici bilgilerden oluşmaktadır.
 Kimi yazarlar, gittikleri ülkelerden gönderdikleri mektuplarda bulundukları ülke ile ilgili bazı bilgiler de vermişlerdir.
Sultanların sefer sırasında konaklar arası mesafeleri gösteren menâzil kitapları, her gün yapılan işleri anlatan rûznâmeler de gezi türüne ilişkin bilgiler içermektedirler. Haydar Çelebi Rûznâmesi buna örnek olarak gösterilebilir.
Keçecizade İzzet Molla (17851829) sürgüne gönderildiği Keşan ve İstanbul’a dönüş izlenimlerini MihnetKeşan (1269) adlı eserinde anlatır.
Ömer Lütfi, Ümit Burnu Seyahatnamesi’nde dört yıl din bilgisi hocası olarak kaldığı Ümit Burnu ve havalisini değişik yönleriyle tanıtır.
Türk edebiyatında modern zamanlarda da yurt içine, İslâm dünyasına, Batıya ve başka ülkelere yapılmış pek çok gezinin notları yayımlanmıştır.
  

Gezi Türünün Gelişimi


Gezi türünün uzun bir geçmişi vardır. Bu günkü tanımına ve niteliğine tam uymasa da çok eski çağlarda gezi türünden sayılabilecek örneklerin bulunduğu bilinmektedir. Eski Yunanistan’dan başlayarak günümüze kadar çeşitli ülkelerden birçok gezgin, elçi, şair ve yazar gezip gördükleri yerleri anlatan eserler meydana getirmişlerdir.
Başka ülkelere yapılan yolculuklarla ilgili ilk gezi yazılarına örnek olmak üzere M.S. 448′de Hun hükümdarı Atilla’ya gönderilen elçilik heyetinde görevli tarihçi Priskosun eseri ile M.S. 568 de Kilikyalı Zemarkhos’un Göktürkler ülkesinde Bizans İmparatorluğu elçisi iken tuttuğu notları gösterebiliriz.İranlı şair ve din adamı Nasır Hüsrev ‘in hac maksadıyla yaptığı Mekke gezisini ve bu arada Mısır ve Anadolu’nun doğusunda gördüklerini anlatan ’sefername’ adlı eserini de ilk gezi kitapları arasında sayabiliriz.Gezi türünün ilk önemli eselerini verenlerin başında şüphesiz Venedikli ünlü gezgin Marco Polo ile yine ünlü Arap gezgini İbn-i Batuta’yı anmamız gerekir.Marco Polo, Yakın Doğu ve Orta Asya ülkelerini kapsayan uzun bir yolculuğa çıkmış ve bu yolculuğunda gezip gördüğü yerleri anlatan bir eser yazmıştır. Birçok dile çevrilen bu eser gezi edebiyatının ilk klasik örneklerinden biri sayılır. Arap gezgini İbn Batuta da Anadolu, Harezm, Maveraünnehir ve Horasan’ı dolaşarak oralarda yaşayan Türklerin teknik ve toplumsal özelliklerini anlatan bir kitap yazmıştır.Önceleri daha çok tarihçilerin ilgi gösterdikleri bu eserler, sonradan edebiyatçıların da dikkatini çekmiştir. Ele alınan konular, kullanılan dil, yazarların gözlem ve anlatım özellikleri bakımından gezi yazı ve kitapları artık edebiyatın bir kolu, bir başka deyişle bir yazı türü özelliği kazanmıştır.  

Gezi Yazılarının Çeşitleri


Gezi yazılarını, yolculuk yapılan yer bakımından ikiye ayırmak mümkündür: yurtiçi gezi yazıları ve yurt dışı gezi yazıları’
Yurtiçi gezi yazıları, bir yazarın herhangi bir amaçla kendi ülkesinde yaptığı bir yolculuk sırasında gezip gördüğü yerleri ve edindiği izlenimleri anlattığı yazılardır. Bu tür gezi yazılarına, Reşat Nuri Güntekin’in Anadolu Notlarını gösterebiliriz.Yurtdışı gezi yazıları ise bir yazarın kendi ülkesi dışında yaptığı gezi ve incelemelerinin bir ürünüdür. Bu tür gezi yazısına da Falih Rıfkı Atay’ın Deniz Aşırı adlı eseri örnek olarak gösterebiliriz.Gezi yazılarını, gezi türünde eser veren kimselerin durumları bakımından da ikiye ayırabiliriz: uğraşları yazarlık olan kimselerin kalemlerinden çıkan gezi yazıları, uğraşları yazarlık olmayan kimselerin ortaya koyduğu gezi yazıları.Yazarlığı bir meslek olarak benimsemiş kimselerin eserlerinde gezilen görülen yerler, değinilen konular, insanlarla ilgili gözlemler yazı sanatının birçok özelliğini yansıtan renkli bir dille anlatılır.İkinci kategoriye giren yazılar, genellikle yazarlıkla ilgili olmayan, fakat yurt içinde veya dışında bazı yerleri görmek üzere geziye çıkanların veya geçici görevlerle yabancı bir ülkede oturanların kaleme aldıkları yazılardır. Bu gibi kimselerin eserlerinde anlatım kuru ve renksiz olabilir. Ancak bu tür eserlerde bazen çok ilginç gözlemlere, sağlam bilgilere ve mantıklı yorumlara rastlayabiliriz. Örneğin ünlü Türk denizcisi Piri Reis’in Bahriye adlı kitabı bu bakımdan ilginçtir. Bu kitap Akdeniz’i çevreleyen karalar, ormanlar, dağlar, kentler üzerinde verdiği bilgilerle hem bir deniz atlası, hem de bir gezi kitabı niteliği taşır.Gezi yazılarını amaç ve yazılış bakımından da üçe ayırmak mümkündür: günü gününe alınmış notlara dayalı gezi yazıları, mektup biçiminde yazılan gezi yazıları ve bir ülkeyi daha nesnel ve derinlemesine tanıtmayı amaçlayan gezi yazıları.Kimi yazarlar, gezip gördükleri yerleri günü gününe veya aralıklı olarak tuttukları notlarla anlatırlar. Bu gibi gezi yazıları çoğu kez anı türünün de özelliklerini taşır. Bu çeşit gezi yazılarına Burhan Arpad’ın Gezi Günlüğü adlı eseri örnek olabilir.Kimi yazarlar da gezi izlenimlerini belli aralıklarla arkadaşlarına yazdıkları mektuplarda anlatırlar. Bu gibi gezi yazılarında mektup türünün hemen hemen her özelliğini görebiliriz. Bu çeşit gezi yazılarına Celaleddin Ezine’nin Amerika Mektupları örnek olarak gösterebiliriz.Üçüncü tür gezi yazıları, yazarın kişisel gözlemleri yanında daha başka bilgi ve belgelere dayalı tasvir ve yorumları içerir. Örneğin Falih Rıfkı Atay’ın gezi kitapları genellikle bu biçimde yazılmış eserlerdir.  

Türk Edebiyatında Gezi Yazıları


Bugünkü bilgilerimize göre Türkçe yazılan ilk gezi kitabı, tanınmış denizcilerimizden Seydi Ali Reis’in Miratül-Memalik adlı eseridir. Eser Portekizlilere karşı savaşırken Hint denizinde fırtınaya yakalanıp Gücerat’ta karaya çıkan Seydi Ali Reis’in Hindistan, Afganistan, Buhara ve Maveraünnehir yoluyla Edirne’ye dönüşü sırasında başından geçen serüvenleri kapsar.
Ünlü bilginlerimizden Kâtip Çelebi’nin Cihannüma adlı eseri de gezi yazılarında rastlanan birtakım özellikleri içermektedir. Kâtip Çelebi, Osmanlı ülkesinin birçok yerini dolaşmış ve eserinde gördüğü bu yerlerle ilgili ayrıntılı bilgiler vermiştir.Edebiyatımızda gezi türünde ilk büyük ve önemli eserin yazarı Evliya Çelebi’dir. Tarih-i Seyyah adını taşıyan on ciltlik eserinde Evliya Çelebi, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde ve dışında gezip gördüğü yerleri anlatır. Bu yerler arasında Bursa, İzmir, Trabzon gibi şehirlerimiz yanında Avusturya, Hicaz, Mısır, Habeşistan ve Dağıstan gibi yabancı ülkeler de bulunmaktadır. Evliya Çelebi’nin gezi kitabından XVII. Yy. toplumumuzun zengin kültür özelliklerini öğrenmek mümkündür. Anlatımdaki sadelik, içtenlik ve söyleşi havası da eser için ayrı bir üstünlük sayılır.XVII. yy’da Hac yolculuklarını anlatan bir takım gezi kitapları ile birlikte Avrupa ve Yakın Doğu ülkelerine gönderilen elçilerimizi yazdıkları ’sefaretname’leri de birer gezi eseri sayabiliriz. Bu eserler arasında gezi türünün özelliklerini en belirgin biçimde taşıyanı Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin Fransa Sefaretnamesi’dir. Yazar bu eserinde Lale Devri’nde Fransa’da elçilik yaparken gördüklerini tatlı bir dille anlatmıştır.Edebiyatımızda gezi türünden yazılara ilginin arttığını daha çok XIX. yy’da görüyoruz. Bir takım denizcilerimizin, ülke dışındaki Müslümanların eğitilmesi için görevlendirilmiş din adamlarımızın ve gezginlerimizin görevle ve ya kendi istekleri ile gezip gördükleri yerleri anlatan eserlerini burada anmak gerekir. Bu eserlerde Orta Asya, Uzak Doğu, Afrika, Güney Amerika üzerinde ilginç gözlem ve izlenimlere dayalı bilgiler sergilenmiş bulunmaktadır.  

Tanzimat’tan Sonraki Gelişmeler


XIX. yy’nin sonlarında yayımlanan ve gerçek bir gezi yazısı niteliği taşıyan eser Ahmet Mithat Efendi’nin Avrupa’da Bir Cevelan adlı kitabı olmuştur. Yazar bu eserinde İstanbul’dan Stockholm’e kadar yaptığı tren yolculuğuna ve dönüşünde uğradığı birçok Avrupa kentlerine ilişkin gözlem ve izlenimlerini anlatır. Ali bey’in Seyahat Jurnali adlı kitabı da bu yüzyılın önemli gezi eserleri arasında sayılır.
1908′den sonra gezi türünden eserlerin sayısında önemli bir gelişme görülmektedir. Bunda okur sayısının artışı yanında yabancı gezi kitaplarının Türkçeye çevrilmesinin etkisi büyük olmuştur. Bu dönemin tanınmış şair ve yazarlarından Cenap Şehabettin’in Hicaz yolculuğunu anlatan Hac Yolunda Suriye ve Irak’tan söz eden Afak-ı Irak ve bir Avrupa gezisinde gördüklerini yansıtan Avrupa Mektupları adlı eserlerini Türkçe gezi türünün başarılı örnekleri arasında gösterebiliriz.Cumhuriyet Döneminde ve Günümüzde Gezi YazılarıCumhuriyet döneminde edebiyatımızda gezi türünde nicelik ve nitelik yönünden büyük bir ilerleme sağlanmıştır. Bu dönemin tanınmış gezi yazarları arasında önce Falih Rıfkı Atay’ı anmamız gerekir. Atay’ın Denizaşırı, Taymıs Kıyıları, Bizim Akdeniz, Tuna Kıyıları, Hind, Yolcu Defteri, Gezerek Gördüklerim ele alınan konular ile gerek gözlem gerekse anlatım ustalığı bakımından ilginç ve değerli eserlerdir.Cumhuriyet döneminde gezi türünde eser veren diğer yazarlar arasında İstanbul’dan Londra’ya Şileple Yolculuk ve Akdenizde Bir Yaz Gezintisi adlı kitaplarıyla Saik Sabri Duran’ı, Finlandiya adlı kitabıyla Şükufe Nihal’i, Bir Vagon Penceresinden ve Ankara-Bükreş adlı kitaplarıyla Sadri Ertem’i, Tuna’dan Batıya ve Anadolu Notları adlı iki ciltlik kitabıyla Reşat Nuri Güntekin’i, Anadolu Manzaraları adlı kitabıyla Hikmet Birand’ı, Gezi Günlüğü ve Avusturya Günlüğü adlı kitaplarıyla Burhan Arpad’ı sayabiliriz.Son yıllarda gezi edebiyatımız yeni eserlerde daha da zenginleşmiştir. Yabancı ülkelerle kültürel ilişkilerin artması ve bireysel gezi imkanlarının çoğalması sonucu olarak bu türde eser yazanları sayısında da bir artış görülmektedir.Günümüz yazarları arasında gezi yazı ve kitaparıyla ün yapmış olanlar arasında Mavi Yolculuk ve Mavi Anadolu isimli eserleriyle Azra Erhat’ı, Düşsem Yollara Yollara adlı eseriyle Haldun Taner’i, Sovyet Rusya, Azerbaycan, Özbekistan, Bulgaristan, Macaristan adlı eseriyle Melih Cevdet Anday’ı, Sam Amcanın Evinde ve Bir Garip Ada adlı eserleriyle Badii Faik Akın’ı, Canım Anadolu adlı eseriyle Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu, Şu Bizim Rumeli adlı eseriyle Yılmaz Çetiner’i ve Almanya Beyleri İle Portekiz’in Bahçeleri adlı eseriyle Nevzat Üstün’ü sayabiliriz.  


Kırıkkale’ye Giderken

Ankara kalesi, telsiz direkleri ve bir tünel… Yarım dakika karanlık. Ankara geride kaldı. Bu yol, bütün bozkırı geçer, Karadeniz’e dek ulaşır.
İsmet Paşa yıllardır fikir döktü, ray döşedi. şimdi ben, bu ray üstünden fikir taşıyan kültür savaşının zırhlı trenine yetişmek için kilometrelerin sekişini sayıyorum. Tren yolunda… Gezici eğitim sergisi Kırıkkale istasyonunda…
 Tren yolunda dediğim zaman dudaklarımızda yabansı bir kıvrıntı seziyor gibiyim. Sezmeye de gerek yok gerçekten:
“Tren yolunda da laf mı a canım.” diyebilirsiniz.
 Eğer siz, bir zamanlar Yahşıhan’a dek böyle gidip gelen eski tren bozuntusunu anımsarsınız hiç de böyle düşünmezsiniz.
Hele benim gibi Yahşıhan yolunda tuhaflıklara tanık olmuşsanız…
 Size, istasyonların kimi bodurumsu, kimi kavaklar gibi birbirlerinin sırtından sırıtan uzun dallı ağaçlarından, çeşmelerinden, bayrak direklerinden, makaslarından, telgraf direklerine tünemiş güvercinlerinden, yol kenarında doygun doygun treni seyreden öküzlerden, özgür ve neşeli sıpalardan söz edeceğimize bizim orta Anadolu’ya kültür ve yeninin aşkını taşıyan trene rast gelinceye dek bugünkü güzel trenin yerindeki o eski tren ve ray bozuntusundan söz edeyim, her halde canınız sıkılmaz. Yıl 1921, İnönü ile Sakarya savaşının araları… Ankara’dan Kayseri’ye doğru bir akın var.
Kağnı, kağnı, kağnı Yollardan, dağlardan, taşlardan gıcırtıdan geçilmiyor.
 Mumyalanmış bir eşeğe benzeyen cılız, sanki tenekeden yapılma bir lokomotif, ince, uzun hörgücünü kaldırmış, bitkin develeri anımsatan vagonlar da bunların arasında Kayseri yolunu tutuyor.
Her nedense o zaman burada işleyen dekovilde, sudan geçmeyen hayvanın inadına benzer bir inat vardı. Zaman zaman tutarağı tutardı. Bakarsınız, tıpış t ıpış giderken birdenbire zınk yerinde sayar. Bir ses duyulur:
 “Lokomotifin suyu tükendi. Allah’ını seven su getirsin!…”
Kovalarla, ibriklerle, testilerle bir sürü halk su aramaya çıkar, su bulunmayan bir yerde ise herkes mataralarındaki, testilerindeki, teneke ya da toprak ibriklerindeki suları lokomotife boşaltırlar. Mübarek, yürümeye başlar. Ama yürüyüş de ne yürüyüş!…
Trenin üstünde pinekleyen ihtiyarlar, kimi zaman şöyle konuşurlardı:
“Tren giderken indim, aptes bozdum, elimi yudum, trene bindim.”
“Abdest tazeledim, yine geldim, yetiştim.”
Yokuş bir yere gelindi mi bir ses yükselirdi:
“Allah’ını seven vagonları ardından itsin!”
 Yüzlerce adam trenden iner, trenin durduğunu gören köylüler de gelir. Helesa yelesa ile treni yürütürlerdi. Trenin kömürü tükenip yöreden çalı çırpı topladığımızı da ben bilirim.
Bunları söylerken sadece bir anıyı anlatıyorum. Dün süngüsünü tüfeğine çaputla bağlayıp düşmana saldıran bir ulusun o günü böyle geçerdi.
Şimdi İsmet Paşa’nın döşediği raylar üstünde fikir gibi hızlı, düzenli ve rahat trenle Kırıkkale’ye yaklaşıyoruz.
 Makinenin, tekniğin dokunduğu yer, çölün ortasında bile olsa yepyeni bir uygarlığı f ışkırtıveriyor. Kırıkkale işte böyle bozkırın ortasında baca, fabrika, asfalt, geometri, boyalı ev, sağlam tavan, iş gömleği giyen alın terli insan demektir. Kırıkkale bana, kopmuş bir film parçasının sarı bakkal kâğıdına yapıştırılması etkisini yaptı. Kırıkkale, başlı başına minnacık bir fabrika yuvasıdır. Sağı solu, önü arkası bozkırdır. İstasyon kalabalık… Siyahlar giyinmiş öğretmenler, iş gömlekli işçiler, ustalar, mühendisler, bereli kadınlar, irili ufaklı çocuklar vagonların çevresinde toplanıyorlar… [Sadri Etem (Ertem). “Kırıkkale’ye Giderken”,Türk Dili Dergisi, Gezi Özel Sayısı, 1 Mart 1973.]

Kaynak: http://www.aof.edu.tr
Cevapla
zeus
Tarih: 16:17:44 06.29.2010  Güncelleme: 16:17:44 06.29.2010
Webmaster
Tarih: 02.24.2005
Nereden: antalya
Gönderiler: 1338

GEZİ YAZISI (SEYAHATNAME)

GEZİ (SEYAHATNAME)


"Bir yazarın yurt içinde ve yurt dışında gezip gördüğü yerlerin ilgi çekici özelliklerini anlattığı yazı tü­rüdür. Gezi yazıları gezip görmenin, iyi bir gözlemin ürünüdürler. Gezi yazılarının tarihi çok eskidir. İnsanlar hep uzak ülkeleri, uzak ülkelerin doğasını, insanlarını, bu insanların yaşayış biçimlerini ve yarattıkları kültür eserlerini merak etmişlerdir. Bir nedenle başka ülkelere giden kişilerle karşılaştığımızda, onları soru yağmu­runa tutmamız bundandır. Günümüzde televizyon görüntüleri dünyanın birçok kültürünü yanı başımıza ge­tirdiği halde, hâlâ gezi anılarını dinlemenin ya da okumanın tadı başkadır.

Gezi yazılarının çok yönlü anlatım olanakları vardır. Uzunluğu çoğu zaman kitap olacak kadardır. Gazetenin iç sayfalarından birinde dizi halinde günlerce yayınlandığı da olur. Okuyucunun sıkılmadan, merakla okuduğu bir yazı türüdür. Gezi yazısı yazarken ilgiyi uyanık tutmak, okuyucuda okuduğu yer­leri görme isteği uyandırmak çok önemlidir. Gezi yazarlığı ayrı bir ustalığı gerektirir. Yazar gezdiği yerlerin ilginç özelliklerini hemen fark edecek kıvrak bir zekâya ve kültür birikimine sahip olmalıdır.


Gezi yazısı ile röportaj arasındaki ayrılıklar nelerdir?
Gezi yazılarıyla röportaj birbirine karıştırılmamalıdır. Gezi yazısında ilgi çekici yerler anlatılır. Röpor­tajda olduğu gibi, sorunları deşmek, arkasındaki sorunları duyurmak, kamuoyu oluşturmak amacı güdülmez. Gezi yazıları bir bakıma anıya ve günlüğe de benzer, fakat onlardan ayrı bir yazı türüdür.

Gezi yazısının belirleyici özellikleri nelerdir?
• Gezi yazılarında çoğu kez kronolojik zamanlı plân uygulanır. Gezi için yapılan hazırlıklar; yolcu­luk, yolculuk sırasında görülen ilgi çekici olaylar; varış, varıştaki ilk izlenimler...
• Gezi yazılarında da kendinden önceki söylenmişlerden, yazılmışlardan ayrı olmak önemlidir. Aynı yerler daha önce de başkaları tarafından görülmüş, yazılmış olabilir. İkinci gidişte görülenlerle, ilk gidişte görülenler arasındaki farklara bile değinmek gerekir. Bu da gezi yazılarının zamanla tarihsel belge olduğunu ortaya koymaktadır.
• Yazar anlattıklarının doğruluğunu; konuşma ile, bilgi toplama ve fotoğraflarla desteklemeli, an­lattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlattığı, önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.
• Gezi yazılarında yazar; açıklayıcı anlatım, öyküleyici anlatım, betimleyici anlatım ve tartışmalı anlatım gibi bütün anlatım yollarından yararlanır. Ayrıca okuyucuya değişikliği gösterebilmek için örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden de yararlanabilir.
• Resim kullanılmalıdır."

(Canan İleri, Yazılı Anlatım Türleri I)


HAZIRLIK

1. Seyahatname, yazarların yurt içi veya yurt dışı gezilerinde gördüklerini anlattığı yazılara denir. Gezinmeyi iş edinen kişi seyyah veya gezgin adıyla anılır. Gezgin, gezip gördüğü yerlerin insanlarını, yaşayışlarını, tarihlerini medeniyetlerini anlatır. Seyahatnameler, yazarların sadece gezip görmek ihti­yacından doğmamıştır. Çeşitli savaşlar, hac ziyareti, görevle başka ülkelere gönderilen memurların yolculukları sebebiyle seyahatnameler yazılmıştır.

2. "Yediğin içtiğin senin olsun; gezip gördüğünü anlat." sözüyle vurgulanmak istenen gezip gör­menin önemidir. Seyahatten dönüşte gezip görülen yerler hakkında bilgi edindiği düşünülen kimseler­den yeni görülen bu yerlerle ilgili bilgi edindiği düşünülür. Genellikle bu soruyu soran kişiler de seyahat edilen yer hakkında bilgi almak isterler meraklarını gidermek için sabırsızca "Yediğin içtiğin senin ol­sun; gezip gördüğünü anlat." sözünü söylerler.

3. Görmediğimiz yerlerle ilgili bilgilere kitaplardan, görsel ve yazılı medyadan, internetten ve ora­ları gezip gören veya hakkında okuduğunu düşündüğümüz arkadaşlarımızdan ya da büyüklerimizden öğreniriz.

4. İnsanların farklı farklı ilgi alanları vardır. Bu ilgilere göre bir yeri görme isteği uyandıran etkenler değişir. Yeni yerler görerek oranın tarihi, doğası, insanı hakkında merak ettiklerimizi öğrenme isteği bu etkenlerden biridir. Merak, ilgi, eğlenme, dinlenme ve öğrenme ihtiyacı, bir yeri görme isteği uyandıran etkenlerdir.

5. Gezilen bir yerin yaşayış, gelenek, görenek, doğal güzellik, tarihi özellik ve daha değişik yön­lerden ilgi çekici ve farklı bulduğumuz yanlarının başkaları tarafından mutlaka bilinmesi gereği düşün­cesi, gezilen yerlerle ilgili izlenim ve bilgilerin yazılması isteğini doğurur.

6. Yurt içinde veya yurt dışında gördüğümüz yeni yerlerin bize kültürel açıdan yarar sağlayacağı muhakkaktır. Çünkü biz seyahat ettiğimiz yerlerde yeni ve farklı bir insan topluluğuyla karşılaşırız. Bu yeni toplumun, dolayısıyla bu yeni kültürün insana, eşyaya, mekâna bakışını ve yaşam felsefelerini öğrenmiş oluruz. Gelenek, görenek, doğal güzellik, tarihi mekânlar bize yepyeni dünyaların kapısını açar. Biz eğer meraklı isek ve öğrenmeye açıksak gerçekten bu seyahatlerin bilgi-görgü arttırma açı­sından, kültürel açıdan büyük yararlar sağlayacaktır.



1. ETKİNLİK
Daha Dün
Anadolu notları arasına bugün dumanı üstünde bir Rumeli notu sıkıştırıyorum.
Trenle Çatalca'ya şöyle bir gidiş, geliş... İstanbul sonbaharı için bundan daha hoş bir gezinti
olur mu?
Arkamda ipincecik bir elbise, ayağımda bir yazlık iskarpin... Yalnız geceye doğru belki hava serinler diye koluma hafif bir pardösü alıyorum. Ben, daha köşe başını dönerken hafif bir yağmur çise-lemeğe başlıyor. Ziyanı yok. Yaz yağmuru ne kadar sürer...
Kompartımanda yalnızım. Tren Kumkapı'ya yaklaşırken pencereden hafif bir serinlik geliyor. İhtiyaten pencereyi kapıyorum. Fakat serinlik kesilmiyor. Etrafıma bakınarak bir delik deşik arıyorum. Bulamayınca pardösüyü sırtıma alıyorum.
Bakırköy'ünü geçtikten sonra o da beni ısıtmamağa başlıyor. Bu defa, gene etrafıma, pencere ve kapı aralıklarına bakıyorum. Nihayet iskarpinlerim gözüme ilişiyor: Sokakta ben farkında olmadan altlan ıslanmış; su, yavaş yavaş çoraplara yürümüş...
Florya'dan sonra artık ayaktayım. Çünkü gittikçe artan anlaşılmaz soğuğa karşı vagonun içinde dolaşmaktan başka çare yok.
Hava, duman ve yağmur içinde. Görünürlerde ağaç ve yeşillik olmadığı için etraf birdenbire bir kara kış rengi bağlamış.
İki buçuk saat Sonra Çatalca. Trene yazın binmiş, kışın iniyor gibiyim, Üç, beş yolcu seller içinde istasyona doğru koşuyoruz Bir dakika içinde iskarpinlerim çamur, pardösüm su içinde kalıyor.
Baskın o kadar ani ki yaz sıcağı bekleme odasından çıkmağa daha vakit bulamamış. Şimdiden soba yanmasına imkân olmadığı halde adeta şüphe ile sobayı yokluyorum.
- Arkadaş, Çatalca nerede?
- Ta şu karşı tepelerin ardında,
- Arabalar, otomobiller nerede durur?
- Karşıda durur amma, bugün yok... Yol fena olduğu için otomobiller yalnız güzel havalarda işler­ler.
- Ben, şimdi ne yapacağım?
- Şimdi de bir tane var.
Tren yolunun karşı tarafında adamın gösterdiği yere bakıyorum. Üstü açık birtakım çardaklar ara­sında bir otomobil görüyorum.
Meğer ben, alık alık etrafıma bakınıp bekleme odasında sobayı muayene ederken öteki yolcular Orsaya koşmuşlar.
Ben, soluk soluğa yetiştiğim zaman araba dolduktan başka birkaç kişiyi, yerde açıkta kalmış bu­luyorum.
Şoför: - Ben artık gelemem yollar çok fena; diye nazlanıyor, kalanlar:
"Yapma Allah aşkına... İstasyon binasında bir de iki çocuklu kadın kaldı", diye yalvarıyorlar
Nihayet, şoför tekrar döneceğine söz veriyor ve gidiyor.
Yolculardan bir, ikisi tekrar istasyon binasına dönüyorlar. Ben, bu sefer de atlarım korkusu ve yağmur altında beklemek bir nevi kıdem hakkı kazandım ümidiyle ondan ayrılmıyorum.
Çardaklardan biri kır kahvesi... Üstünde ağaç dalları ve tek tük yapraklar var. Kahve ocağının bu­lunduğu yerin üstü ve etrafı nispeten daha muhafazalı... Fakat nihayet tramvay sahanlığı genişliğinde bir yerde kahveci, kahvecinin bir alay hırdavatı ve iki müşterisi barınıyor. Ben, yanaşmağa cesaret edemeyerek uzaktan hasetle bakıyorum.
Onlar, bu hissimi anlamışlar gibi: "Siz de buyurun, ıslanmayın" diyorlar.
Müşteriler benden beter giyinmiş iki genç. Birisi tepemizdeki otların arasından akan yağmuru gös­tererek:
"Haşa huzurdan çıplak biri zemheride balık ağının içine girmiş, Allah dışarıda kalanlara imdadeylesin, demiş... Bizim vaziyetimiz de ondan farklı değil amma gene Allah şu kahveciden razı olsun" diyor.
Dert arkadaşlığı başka şey. Çabucak ahbap oluyoruz, birbirimize kahveler ısmarlıyoruz. Kahveci izahat veriyor:

— Hava bugün Çorlu panayırını berbat etti, Panayır haftaya burada kurulacak. Bu çar-dakları onun için hazırlıyorlar. Hemen Allah fakir fukaraya acısın da hava böyle gitmesin...
Kahveci insaniyetli adam. Şoförün "gelemem" diye nazlanmasının yol bozukluğundan ziyade ni­yet bozukluğundan ileri geldiğini, yani bizden fazla para çekmek için bu ağzı kullandığını söylüyor ve böyle bir teklif karşısında sıkı dayanmamızı tavsiye ediyor.
Otomobilin durmasıyla istasyona giden yolcuların, yerden biter gibi birdenbire ortaya Çıkmaları ve otomobile atlamaları bir oldu. Benim kıdem hakkı yandı; gene açıktayım Fakat biraz evvel kahvede tanıştığım gençlerden biri büyük bir nezaketle bana yerini verdi.
İstasyon kadının iki çocuğu ve bohçasıyla beraber daha yeni bekleme odasından çıktığı görülü­yordu Fakat görmemezlikten geldik. Halbuki biraz evvel şoföre geri dönmesi için yalvarırken kendimiz­den ziyade o biçareyi ileri sürmüştük.
Evet, İstanbul'un burnunun dibindeki Çatalca'ya bu eski vilayet merkezinde istasyonla şehir arasın­da adamakıllı bir yol yok. Yağışlı havalarda arabalar ortadan çekiliyor, halk, muhasarada kalıyor.
Biz yağmurların ilk başladığı günde bu on dakikalık yolu adeta maceralarla geçtik. Bir, iki kere devrile­cek gibi olduk; küçük bir dereye daldık, çıktık. Sonra bir tarladan iki, üç metre yüksekliğinde caddeye çıka­bilmek için, beygirle mania atlama yarışı yapar gibi, dört yahut-beş-defa-gerileyip-ileri-saldırdık.
Her defasında tam tepeyi tutacağımız saniyede makine soluya, hırlıya duruyor, sonra geriliyor, şoför bizi kenardaki hendeğe dökmemek için türlü manevralar yapıyor. Yolcular "aman oğlum, biz ine­lim bari" diyorlar. Şoför: "Araba ağır olursa daha iyi" diye cevap veriyor. Biz, beş yolcu, adeta safra vazifesi görüyoruz.
Çatalca'da yemek ve gezinti:
Yağmur aşçı dükkânının camından geçerek önümdeki masanın muşambasına damlıyor. Hazır yemekleri gözüm kesmediği için ateşe bir dilim et koydurdum. Tavanları delip geçen yağmurun benim yazlık iskarpinleri ne şekle soktuğunu anlatmağa hacet yok. Potinimin içine kat kat gazete kağıtları yayarak etin pişmesini bekliyorum. Sonra, artık hiç bir yağmurdan pervam kalmayacak surette ıslan­mış olduğum için rast gele çarşıyı, sokakları dolaşıyorum.
Reşat Nuri Güntekin
Anadolu Notları

Kırıkkale'ye Giderken
Ankara kalesi, telsiz direkleri ve bir tünel... Yarım dakika karanlık. Ankara geride kaldı. Bu yol, bütün bozkırı geçer, Karadeniz'e dek ulaşır.
İsmet Paşa yıllardır fikir döktü, ray döşedi. Şimdi ben, bu ray üstünden fikir taşıyan kültür savaşı­nın zırhlı trenine yetişmek için kilometrelerin sekişini sayıyorum. Tren yolunda... Gezici eğitim sergisi Kırıkkale istasyonunda... Tren yolunda dediğim zaman dudaklarımızda yabansı bir kıvrıntı seziyor gibiyim. Sezmeye de gerek yok gerçekten:
"Tren yolunda da laf mı a canım." diyebilirsiniz. Eğer siz, bir zamanlar Yahşıhan'a dek böyle gidip gelen eski tren bozuntusunu anımsarsınız hiç de böyle düşünmezsiniz. Hele benim gibi Yahşıhan yolunda tuhaflıklara tanık olmuşsanız...Size, istasyonların kimi bodurumsu, kimi kavaklar gibi birbirleri­nin sırtından sırıtan uzun dallı ağaçlarından, çeşmelerinden, bayrak direklerinden, makaslarından, telgraf direklerine tünemiş güvercinlerinden, yol kenarında doygun doygun treni seyreden öküzlerden, özgür ve neşeli sıpalardan söz edeceğimize bizim orta Anadolu'ya kültür ve yeninin aşkını taşıyan trene rast gelinceye dek bugünkü güzel trenin yerindeki o eski tren ve ray bozuntusundan söz edeyim, her halde canınız sıkılmaz.
Yıl 1921, İnönü ile Sakarya savaşının araları... Ankara'dan Kayseri'ye doğru bir akın var. Kağnı, kağnı, kağnı... Yollardan, dağlardan, taşlardan gıcırtıdan geçilmiyor. Mumyalanmış bir eşeğe benze­yen cılız, sanki tenekeden yapılma bir lokomotif, ince, uzun hörgücünü kaldırmış, bitkin develeri anım­satan vagonlar da bunların arasında Kayseri yolunu tutuyor.
Her nedense o zaman burada işleyen dekovilde, sudan geçmeyen hayvanın inadına benzer bir inat vardı. Zaman zaman tutarağı tutardı. Bakarsınız, tıpış tıpış giderken birdenbire zınk yerinde sayar. Bir ses duyulur:
"Lokomotifin suyu tükendi. Allah'ını seven su getirsin!.."
Kovalarla, ibriklerle, testilerle bir sürü halk su aramaya çıkar, su bulunmayan bir yerde ise herkes mataralarındaki, testilerindeki, teneke ya da toprak ibriklerindeki suları lokomotife boşaltırlar. Mübarek, yürümeye başlar. Ama yürüyüş de ne yürüyüş!... Trenin üstünde pinekleyen ihtiyarlar, kimi zaman şöyle konuşurlardı:
"Tren giderken indim, aptes bozdum, elimi yudum, trene bindim."
"Aptes tazeledim, yine geldim, yetiştim."
Yokuş bir yere gelindi mi bir ses yükselirdi:
"Allah'ını seven vagonları ardından itsin!"
Yüzlerce adam trenden iner, trenin durduğunu gören köylüler de gelir. Helesa yelesa ile treni yü­rütürlerdi. Trenin kömürü tükenip yöreden çalı çırpı topladığımızı da ben bilirim. Bunları söylerken sa­dece bir anıyı anlatıyorum. Dün süngüsünü tüfeğine çaputla bağlayıp düşmana saldıran bir ulusun o günü böyle geçerdi.
Şimdi İsmet Paşa'nın döşediği raylar üstünde fikir gibi hızlı, düzenli ve rahat trenle Kırıkkale'ye yaklaşıyoruz. Makinenin, tekniğin dokunduğu yer, çölün ortasında bile olsa yepyeni bir uygarlığı fışkırtı veriyor. Kırıkkale işte böyle bozkırın ortasında baca. fabrika, asfalt, geometri, boyalı ev, sağlam tavan, iş gömleği giyen alın terli insan demektir. Kırıkkale bana, kopmuş bir film parçasının san bakkal kâğı­dına yapıştırılması etkisini yaptı. Kırıkkale, başlı başına minnacık bir fabrika yuvasıdır. Sağı solu, önü arkası bozkırdır.
İstasyon kalabalık... Siyahlar giyinmiş öğretmenler, iş gömlekli işçiler, ustalar, mühendisler, bereli kadınlar, irili ufaklı çocuklar vagonların çevresinde toplanıyorlar...
Sadrl Ertem,Türk Dili Dergisi, Gezi Özel Sayısı, 1 Mart 1973.


2.ETKİNLİK
GEZİ YAZILARI

"Gezi yazısı, gezilip görülen yerler üzerine yazılan yazıdır.
Geziye çıkmayı uğraş edinen kimselere gezgin denir. Eskiden, "gezi yazısı" yerine se­yahatname, "gezgin" yerine de seyyah terimleri kullanılırdı.
Gezi yazılarında, gezilen yerlerin görünümleri, insanların ırkları, dilleri, yaşayışları, gelenekleri, ta­rihleri* uygarlıkları, vb. anlatılır.
Gezi yazılarında yalnız görülen ve duyulan şeyler anlatılıp hayalden doğma hiçbir olguya yer ve­rilmediğinden, bu çeşit eserler tarih, coğrafya, toplumbilim, hukuk, folklor, vb. bilimleri için yardımcı kaynakların başlıcalarındandır.
Ya zevk için, ya keşif amacıyla ya da görevle yapılan geziler dolayısıyla yazılan bu türdeki yazıla­ra çok eski devirlerden beri rastlanmaktadır.

Dünya edebiyatında bu yolda eser verenlerin en ünlüleri şunlardır:

Çin'e kadar gitmiş olan Venedikli Marco Polo (1254-1324), Arap gezgini İbni Batuta (1304-1369?).vb.
Türk edebiyatında gezi türünde eser verenlerin en önemlisi Evliya Çelebi'dir (1611 -1685'ten son­ra).
XVIII. yüzyılda Avrupa ile ilişkiler çoğalınca, elçilik göreviyle yabancı ülkelere giden kimseler de, gittikleri yerler üzerine, sefaretname adı verilen eserler yazmışlardır; yapılan görevin sonucunu saraya bildirmek amacıyla yazılan bu eserler de gezi yazısı niteliği göstermektedir; Yirmi sekiz Çelebi Mehmet 7-1732) Efendi'nin Paris, Ahmet Resmî (7-1779) Efendi'nin Berlin üzerine yazdıkları sefaretnameler bunların en ünlüleridir

Yeni Türk edebiyatında gezi yazısı türünde eser verenlerin başlıcaları şunlardır:

Ahmet Mithat (Avrupa'da Bir Cevelan),
Ali Bey (Seyahat Jurnali),
Cenap Sahabettin (Hac Yolun­da),
Ahmet Haşim (Frankfurt Seyahatnamesi),
Falih Rıfkı Atay (Denizaşırı, Yeni Rusya, Taymis Kıyıları, Tuna Kıyıları, Bizim Akdeniz. Hind, Yolcu Defteri, vb.),
Reşat Nuri Güntekin (Anadolu Notları)
Azra Erhat (Mavi Yolculuk),
Melih Cevdet Anday (Anadolu ve Sosyalist Ülkelerde),
Oktay Akbal (Hiroşimalar Olmasın), vb.

Bunlardan yalnız Falih Rıfkı Atay gezi yazısı yazmayı uğraş edinmiş; edebiyatın başka dallarında çalışan öteki sanatçılar, bir yan uğraş olarak bu yolda yazmışlardır.

Gezi yazısı türünün bir dalı da, gezi röportajıdır. Röportaj (fr. Reportage) türü çeşitli olayları ve yerleri inceleyip okuyuculara anlatmak üzere, gazetelerin her yana gönderdikleri "muhabirlerin yazıla­rından doğmuştur. Röportajın başlıca özelliği, yerinde toplanmış canlı ve ilgi çekici gözlemlere dayan­masıdır. Röportajın alanı çok geniştir: toplum hayatında rastlanan her olay (yangın, kaza, salgın hasta­lık, grev, vb.), her yer (fabrika, okul, mahkeme, devlet dairesi, sokak, vb.), her memleket (şehir, kasa­ba, köy, vb.) ve her kişi (sanatçı, iş adamı, memur, esnaf, köylü, şehirli, vb.) röportaj konusu olabilir. (Tanınmış kişilerle belli bir konuda yapılan röportajlara, eskiden mülakat denirdi; bugün görüşme den­mektedir). Bizim konumuzla ilgili röportaj çeşidi, yurt köşelerini anlatan gezi röportajı'dır. Bu alanda eser veren yazarların başlıcaları şunlardır: Ahmet Şerif (Anadolu'da Tütün), Yaşar Kemal (Bu Diyar Baştan Başa), Fikret Otyam (Gide Gide, 13 cilt), vb."

Cevdet Kudret Örneklerle Edebiyat Bilgileri-2

İNCELEME
1. Okuduğunuz ve dinlediğiniz gezi yazılarının ortak özelliklerini belirleyiniz.
· Gezilip görülen yerler hakkında yazılan yazılardır.
· Gezi yazısında yazar gezdiği yerleri anlatmış, abartma, uydurma bilgiler verilmez. « Yazar gördüklerini, okuyucusunun daha iyi algılaması için, karşılaştırma yapar. Okur sanki o yerleri sanatçıyla gezer gibi olur.
· "Gezi yazılarında çoğu kez kronolojik zamanlı plân uygulanır. Gezi için yapılan hazırlıklar; yol­culuk, yolculuk sırasında görülen ilgi çekici olaylar; varış, varıştaki ilk izlenimler..."
· Gezi yazılarında yazar; açıklayıcı anlatım, öyküleyici anlatım, betimleyici anlatım ve tartışmalı anlatım gibi bütün anlatım yollarından yararlanır. Ayrıca okuyucuya değişikliği gösterebilmek için ör­nekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden de yararlanabilir."

2. İncelediğiniz gezi yazısında yazarın ilgisini çeken unsurlar nelerdir?
• Japonların çok çalışkan bir millet olmaları, millet değil şirket gibi çalışmaları,
• İnsanlar birbirine çok saygılı. Sorumluluk duygusu çok gelişmiş, s • Temizlik çok önem vermeleri,
• Aile yaşamı çok önemli olması, boşanmanın çok zor olması,
• Japonların imparatorlarına kutsal bir değer yüklemeleri, o kadar ki Japonya'da her imparatorla birlikte takvimin yenilenmesi,
• Çok okuyan bir millet olmaları,
• Japon insanına doğduğu günden itibaren sabır öğretildiği için sövmek nedir bilmiyorlar.
• Japonya'da çocuğun çok önemli olması,
• Öğrencilerin tatillerinin kısa olması, tatil süresince bile okula gidip ödevlerini göstermeleri,
• Turizm açısından çok hareketli bir ülke olan Japonya'da önemli kahramanları Samurai'lerin tu­rizmde kullanılması,
• Japonya'da dört kişiye bir araba düşmesi ve trafiğin çok yoğun olması,
• Gerçekten de teknolojide dünyada bir numara olmaları,
. Japonya'nın, geiir dağılımı açısından dengeli ülkelerin başında gelmesi,
• Dünyanın en gelişmiş inci endüstrisinin Japonya'da bulunuyor olması.
• Japonya'da insanların iki odalı evlerde yaşıyor olması,
• Japonya'da insanların ev gezmesine bile vakitlerinin olmaması,

3. Gezi yazılarında, görülen her şeyin anlatılıp anlatılamayacağını tartışarak belirleyiniz.
Gezi yazılarında, görülen her şey anlatılmaz. Yazar seçicidir. Yazarın kendisi için farklı olan, sıradan olmayan şeyleri anlatması önemlidir. Aynı şekilde hitap ettiği kitlenin de ilgisini çekecek şeyleri işlemesi gereklidir.

4. İncelediğiniz metinden tanımlama, betimleme ve açıklama cümleleri bulunuz. Bunlar olmadan yazının aynı etkiyi gösterip göstermeyeceğini açıklayınız.
Japonya'nın resmî adı Japonya, ama millî adı "Nippon" (Nipın). Toplam 377 bin kilometrekare­lik bir ülke, dört adadan oluşuyor ve 123 milyon nüfusu var. İrili ufaklı adaların bütünü Japonya ama büyük adalar Hokkaido, Hondo, Şikoku, Kiyuşiyo.. cümlesi açıklama cümlesine örnek verilebilir.




İyi dövüşen, saygın savaşçılara verilen Samurai adının Japonca'da asıl anlamı "hizmet eden kişi"dir. cümlesi tanımlama cümlesine örnek verilebilir.

Japonya'da dört kişiye bir araba düşüyor: trafik çok yoğun. Tehlikeli yılanlar gibi sarmaş dolaş olmuş yollar; üst yollar, alt yollar... cümlesi betimleme cümlesine örnek verilebilir.

Gezi yazısında yazarın bu anlatım yollarına başvurması bu türün özelliğinden dolayıdır. Bunlar gezilip görülen yerin en iyi şekilde ve inandırıcı anlatılması için çok önemlidir. Çünkü gezi yazıları öğ­retici, karşılaştırma imkânı sağlayan yazılardır. Bunlar olmadan yazı aynı etkiyi göstermeyecektir.

5. İncelediğiniz gezi yazısındaki bütünlüğün hangi ögeler etrafında sağlandığını açıklayınız.
Kelimede sesler, cümlede kelimeler, paragrafta cümleler, metinde paragraflar birer birim oldu­ğu için paragraflar da bu metni oluşturan birimdir. Bu paragraflar dil bilgisi kuralları içinde kelimeler, kelime grupları ve cümleler arasında anlam ilişkisiyle iç içedir. Konunun ortaya konduğu veya sezdirildiği cümle ve cümlelerin paragrafın başlarında olduğu görülmektedir. Her paragrafı kendisinden önce ve sonrakine bağlayan söz veya söz grupları vardır. 2. soruda hangi konuların ortaya konduğunu maddeler halinde göstermiştik. Dikkat edilecek olursa bunlar her bir paragrafın konusudur. Ancak yine de bu paragraflar birbirinden bağımsız değildir. Dil bilgisel öğelerle ve anlam ilişkisiyle birbirine bağlıdır, örneğin birinci paragrafta isim vermeden Japonlardan bahseden yazar, ikinci paragrafa ''Kimlerden söz ettiğimi hemen anladınız değil mi?" cümlesiyle başlayarak birinci paragrafla anlam ve dil bilgisel ilişki kurmuştur.

6. Okuduğunuz gezi yazılarının üzerinizde bıraktığı etkileri arkadaşlarınızla paylaşınız.
Okunan gezi yazıları insanı içine öyle çekiyor ki insan sanki oraları gezmiş, görmüş hissine ka­pılıyor. Örneğin bu yazıyla birlikte Japon milletini ve Japonya'yı tanımanın ortaya koyduğu psikolojiyle artık o insanlara karşı sempati hissetmeye başlıyorsunuz.

7. Okuduğunuz gezi yazısında anlatılan yerlerle ilgili ne tür bilgilere ulaşıyorsunuz? Bunlardan hareketle gezi yazılarının okuyucuya sağladığı yararları belirtiniz.
Japonya'nın tarihi, toplum yapısı, ekonomisi, Japonların hayat felsefeleri, kültürleri, hakkında geniş bilgilere ulaştık. 2. soruda bunları maddeler halinde sıraladığımızdan tekrar açmıyoruz. Bunlar­dan hareketle gezi yazıları öğretici, karşılaştırma imkânı sağlayan yazılar olduğundan okuyucu bir milletin tarihini, sosyolojisini, felsefesini, doğal güzelliklerini, kültürünü öğrenme fırsatı bularak kendi devleti ve milletiyle bu durumu karşılaştırma imkanı sağlamaktadır.

8. Dil, metinde ağırlıklı olarak hangi işlevde kullanılmıştır?
Dil, metinde ağırlıklı olarak göndergesel işlevde kullanılmıştır.

3.ETKİNLİK
İncelediğiniz gezi yazısındaki paragrafları yapı ve anlam bakımından birbirine bağlayan unsurların neler olduğunu tespit ediniz.
İncelediğiniz gezi yazısındaki paragrafları yapı ve anlam bakımından birbirine bağlayan unsurlar hakkında 5. soruda açıklama yapmıştık. Bu açıklamalara ek olarak örneğin üçüncü paragraf "Konuya imparatorlardan girdiğimize göre. bir şeyler daha eklemek yerinde olur sanıyorum." cümlesiyle başlı­yor. Burada hem anlam olarak hem de dilbilgisel olarak bir önceki paragrafa gönderme vardır. 5. pa-• agraf "Başlıca kentleri. Tokyo, Yokohama...." cümlesiyle başlar. Burada Japonya adı zikredilmez. Çünkü bir önceki paragrafta söz edilmişti, "kentleri" kelimesinde Japonya'nın Kentleri isim tamlama­sının sadece tamlananı burada verilmiş. Dilbilgisel olarak ve anlam olarak biz tamlananı biliyoruz ve bir önceki paragrafa bağlıyoruz. Bu örnekleri bütün paragraflar için çoğaltabiliriz.

4.ETKİNLİK

"Babaların eşleri ve çocukları ile aile yaşamı sürdürmesi olanaksız." cümlesinde "babaların" ke­limesinden sonra virgül konmalı virgülden kaynaklanan bu anlatım bozukluğu giderildikten sonra öznede anlam eksikiği giderilmelidir. "Babaları, eşleri ve çocukları ile beraber bir aile yaşamı sürdürmesi olanaksız." demesi daha doğrudur.
“…yönetim de kendilerini aynı aileden saydıkları için birbirlerine güveniyorlar" burada özne yük­lem uyuşmazlığı söz konusudur. "Çalışanlar ve yöneticiler kendilerini aynı aileden saydıkları için birbirlerine güveniyorlar"şeklinde söylenirse anlatım bozukluğu giderilmiş olur.

"Temizlik çok önemli; evler, iş yerleri, taşıt araçları, sokaklar, parklar pırıl pırıl." cümlesinde gereksiz sözcük kullanımından doğan anlatım bozukluğu söz konusu, "taşıt araçları" yerine "taşıtlar" demek yeterli olacaktır.
Bu örnekleri şu şekilde daha da çoğaltabiliriz:
"Sonra biri bitmeden öteki baştan uçsuz bucaksız banliyöler, kasabalar."

"İngilizce öğretim yapan pahalı kolejlere gidiyor."
"İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kayıtsız şartsız teslim olan Japonya, ordu bile kuramıyor ulusla­rarası antlaşmaya göre ama teknoloji ordusuyla, değil Batılı ülkeleri, Amerika'yı bile işgal etmiş du­rumda. "
'Tehlikeli yılanlar gibi sarmaş dolaş olmuş yollar; üst yollar, alt yollar..."

Bu cümlelerde anlatım bozukluğu söz konusu. Dolayısıyla bu anlatım bozuklukları yukarıdaki an­latım bozukluklarıyla birlikte ele alındığında cümlelerde akıcılık, duruluk - açıklık ve yalınlık açısından da sıkıntı doğurmakta. Ancak bir sonraki etkinlikte akıcılığı, duruluğu- açıklığı ve yalınlığı bozan ifade­ler aynı zaman da anlatım bozukluğu olduğu için orada tekrar ele alınacaktır.

5.ETKİNLİK


Ölçütler
Değerlendirme

Japonya



Akıcılık
"İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kayıtsız şartsız teslim olan Japonya, ordu bile kuramıyor uluslararası antlaşmaya göre ama teknoloji ordu­suyla, değil Batılı ülkeleri, Amerika'yı bile işgal etmiş durumda."





Duruluk-Açıklık
".....yönetim de kendilerini aynı aileden savdıkları için birbirlerine
güveniyorlar"
"Sonra biri bitmeden öteki bastan uçsuz bucaksız banliyöler. kasaba­lar."
"İngilizce öğretim yapan pahalı kolejlere gidiyor."
"Genellikle feodal beyleri koruyan ve onlar adına savaş veren özel şövalyeler olan samurailer Japon tarihinin en renkli kahramanları ara­sında yer alıyor."


Yalınlık

"Tehlikeli yılanlar gibi sarmaş dolaş olmuş yollar; üst yollar, alt yollar..." "...robotizasyon ve otomatizasyonu çok ilerletmişler."





Bu tabloda yapılacak değerlendirmede büyük ölçüde bütün gezi yazısı için akıcılık, duruluk-açıklık ve yalınlık konusunda olumlu bir sonuç ortaya çıkacaktır. Yani metin genel olarak akıcı, duru-açık ve yalındır.
Değerlendirme sonuçlarından hareketle akıcılık, duruluk-açıklık ve yalınlığın gezi yazısının anla­şılmasına büyük katkı sağladığı görülmektedir.

6. ETKİNLİK
Erzurum Şehri İle İlgili Gezi Yazıları:
• Ahmet Refik Altınay'ın Erzurum adlı gezi yazısında kronolojik zamanlı plâna uyulmuştur. İbrahim Minnetoğlu'nun Erzurum adlı gezi yazısının üslubu farklıdır. Bu yazının kendine göre bir kronoloji olsa da Ahmet Refik Altınay'ın Erzurum adlı gezi yazısındaki gibi kronolojik zamanlı plâna uyulmamıştır.
• İbrahim Minnetoğlu'nun Erzurum adlı gezi yazısı yazarın daha önce gezdiği bir yeri tekrar an­lattığı gezi yazısıdır. Bu son gidişte görülenlerle, ilk gidişte görülenler arasındaki fark anlatılmaya çalışılmıştır. Ahmet Refik Altınay'ın Erzurum adlı gezi yazısı ise muhtemelen ilk kez görülen bir yerin yaşayış, gelenek, görenek,doğal güzellikler, tarihi özellikler ve değişik yönlerden ilgi çekici yanlarının anlatıldığı bir yazı. İbrahim Minnetoğlu'nun Erzurum adlı gezi yazısı şehrin insan portrelerini çizen, şehri bildiği ve yaşadığı şehir­le ve yaşam tarzıyla karşılaştıran bir yazı.
• Ahmet Refik Altınay'ın Erzurum adlı gezi yazısında yazar: açıklayıcı anlatım, öyküleyici anla­tım, betimleyici anlatıma başvurmuş ancak İbrahim Minnetoğlu'nun Erzurum adlı gezi yazısında ağır­lıklı olarak tartışmacı anlatımdan da yararlandığı görülmektedir.


Ses Düşmesi Olan Kelimeler
Ses Türemesi Olan Kelimeler
Ses Daralması Olan Kelimeler
Ses Benzeşmesi Olan Kelimeler

ilerletmişler
ürünlerini
arıyorlar
işçisine

çevreler
biliyorlar;
başlıyorlar
açıktır.
..............;...............i

birbirine
pazarlamasını
yaşıyorlar
Elbette

oğlu
..........................................'
asır
yiyecek
çektikten

ömrü
sabır
kaybetmiyor
ettiğimi

devrine
asıl
uyguluyorlar
olmuştu

akla
mahkemeye
diyecek
tahtta

kaybetmesinden
iktidarlarına
------
ilerlettim

aslında
kayıt
......
savaşçılara

ayrıcalıklı
gazetesi
......
soğukta




Metinde aynı türden ses olayı görülen birçok kelime olduğundan farklı örnekleri almayı tercih et­tik. Daha onlarca bazı ses olaylarının görüldüğü kelime olmasına rağmen ses daralması olan kelimele­rin sayısı tabloda görüldüğü kadardır.
Ses Düşmesinin Sebebi:
Sözcüğün aslında bulunduğu halde, ek geldiğinde bazı sesler düşebilir. Bu düşme hem ünlülerde hem ünsüzlerde görülür.
Ünlü Düşmesi
Sözcüğün aslında bulunan bir ünlünün düşmesidir. Türkçede iki ünlünün yan yana geldiği birle­şik kelimelerde bir ünlünün düştüğü görülür. Yine sözcüğün son hecesinde bulunan dar ünlüler, ünlüy­le başlayan bir ek sözcüğe eklendiğinde düşer. Bu özellik bazı organ isimlerinde, Arapçadan dilimize geçen bazı sözcüklerde, bazı Türkçe fiillerde görülür.
Iler-l-letmlşler, çev-l-reler, blr-l-blrlne, oğ-u-lu, öm-ü-rü, dev-i-rine, ak-ı-la, kay-ı-betmesinden, as-ı-lında, ay-ı-rıcalıklı
Ses Türemesinin Sebebi:
Sözcüğün aslında olmadığı halde, ek geldiğinde ortaya çıkan seslerdir. Türkçede şimdiki zaman eki alan ünsüzle biten kelimelerin araya bağlantı ünlüsü aldığı görülür.

Türkçe kurallara göre bir sözcükte iki ünlü yan yana gelmez. Araya kaynaştırma harfi girer. Türkçede dört tane kaynaştırma harfi vardır: ş. s, n, y. Bunların her birinin özel kullanım yerleri vardır.
"-s-" kaynaştırma harfi veya yardımcı ünsüz: Üçüncü tekil şahıs iyelik ekinden önce kullanılır. Daha çok isim tamlamalarında tamlanan görevindeki sözcükte görülür.
"-n- "kaynaştırma harf) veya yardımcı ünsüz:
Zamirlerden sonra ek geldiğinde kullanılır. İyelik eklerinden sonra hal eki gelirse kullanılır, ilgi eklerinden önce kullanılır.
"-y-" kaynaştırma harfi veya yardımcı ünsüz: Yukarıdaki kuralların dışında olan her yerde "y" kaynaştırma harfi kullanılır..
Kaynaştırma harfleri aslında iki ünlü arasında kullanılır. Ancak bazen iki ünlü arasına gelmediği halde de kullanıldığı olur.
Ürünlerl+n+l, bll+l+yorlar, pazarlama+sı+nı, as+ı+r. sab+ı+r, as+ı+l, mahkeme+y+e, Iktldar-ları+n+a, kay+ı+i, gazete+s+i
Ses Benzeşmesinin Sebebi:
Dilimizde ünsüzler sert ve yumuşak olmak üzere iki gruba ayrılır. Sert ünlüler "ç, f, t, h, s, k, p, ş" ünsüzleridir. Bunun dışında kalanlar ise yumuşak ünsüzlerdir.
Bir sözcük sert bir ünsüzle bitiyor ve o sözcüğe ünsüzle başlayan bir ek geliyorsa, ekin başındaki ünsüz sertleşir. Buna ünsüz benzeşmesi denir. Elbette bu benzeşme sert ve yumuşak şekli olan ses­lerde söz konusudur. Bu özelliği dört seste görüyoruz;
p - b, ç - c . t - d. ğ - g
iş-c/çisine, açık-d/tır, elbet-d/te, çektik-d/ten, et-d/tiğimi, olmuş-d/tu, taht-d/ta, ilerlet-d/tim, savaş-c/çılara, soğuk-d/ta
Ünlü Daralması (a -1, e - i):
Türkçede a, e ünlüsü ile biten fiillerin şimdiki zaman çekiminde, söyleyiş ve yazılışta da a ünlüleri ı, u;.,e ünlüleri i, ü olur.
Tek heceli a, e ünlüleri ile biten fiiller, ünlüyle başlayan ek aldıklarında araya kaynaştırma harfi (yardımcı ünsüz) gelir ancak bu fiillerdeki a. e ünlülerinde bir daralma (ı ve i'ye dönme) görülür, de- ve ye- fiillerinde olduğu gibi.
Ar-a/ıyorlar, başl-a/ıyorlar. yaş-a/ıyorlar, y-e/lyecek, kaybetm-e/iyor uygul-a/uyorlar, d-e/lyecek

8.ETKİNLİK



Japonya

Ağaçkakan Kuşu ve Başka­ları


Amaç bakımından

Gezip, görülen bir yerleri ilginç ayrıntılarıyla tanıtmak

Yazar kendi başından geçen olayları gözlemlerine ve
görüşlerine bağlı kalarak an­latmak


Üslup bakımından

Okuyucuları aydınlatıcı, öğre­tici bilgiler sunulduğundan duygulara çok yer verilmemiş­tir. ~

Yaşadığı olaylar karşısındaki duygularını okuyucularıyla paylaşmak istediğinden içten ve samimidir





Gözlem tekniği bakımından
(J) Objektif bir gözlem ve izlenim burada da söz konusudur.
(A) Kişisel gözlem ve izlenim son derece önemlidir.
Dilin işlevi bakımından
İki metinde de : Göndergesel işlev
Anlatım türleri bakımından
(J)Yoğun olarak açıklayıcı an­latım kullanılmaktadır.
(A)Öyküleyici anlatım ön plan­dadır.

ANLAMA VE YORUMLAMA

9. ETKİNLİK
Erzurum şehrini anlatan bir belgesel hazırlanmıştır. Bu belgeseli VCD şeklinde temin edebilirsi­niz. www.netpamarket.com internet sitesinden bu belgesele ulaşabilirsiziniz.
Belgesel başka bir insanın dikkati ve gözlemiyle çekilmiştir. Asla kendi gezip görmenizle aynı şey değildir. Gezilip, görülen yeri hissetmek ve yaşamak lazımdır. O yüzden izlediğiniz belgeselden hare­ketle gezi yazısı yazılamaz. Sadece TV’den seyretmek yeterli olsa idi, kimse seyahat etmez sadece seyrederdi. İnsanlar belgesellerle yetinmeyip bir de bizzat görmek istiyorlarsa, bizzat gezip görmenin bir ayrıcalığı kişisel ve insani boyutu var demektir. Dolayısıyla belgeselden seyredilerek bir yerle ilgili gezi yazısı yazılamaz.

10.ETKİNLİK
Günümüzde teknoloji çok ilerlemiş durumda. Eskiden aylarca seyahat erek gittiğiniz yerlere şimdi birkaç saatte varmanız mümkün. O zaman gördüğünüz her şeyi uzun uzun tasvir etmek zorundaydınız. Şimdi ise fotoğraf makinesi destekli mükemmel yazılar yazabilirsiniz. Hatta gezip gördüğünüz yerleri filme çekip belgesel haline bile getirebilirsiniz. Bu açıdan fotoğraflarla, filmlerle yazdıklarınızı destekleyebilir daha inandırıcı ve ölümsüz kılabilirsiniz. Bu açıdan bakıldığında teknoloji tabiî ki olum­udur. Ancak eskiden yazılanları gözümüzde canlandırma kendimize göre hayal kurma imkânı bulabilirdik. Herkesin gezi yazısından aldığı lezzet bu anlamda daha başkaydı.

11.ETKİNLİK

Coğrafi Konumu: Antalya ili, Türkiye'nin güneyinde, merkezi Akdeniz kıyısında olan bir turizm merkezidir. Kuzeyinde: Burdur, İsparta, Konya, doğusunda: Karaman, Mersin, batısında; Muğla illeri vardır. Güneyi, Akdeniz ile çevrelenmiştir. Türk Riviera'sı Antalya kıyılarının uzunluğu 630 km'yi bulur.
Tarihçe : "Attalos Yurdu" anlamına gelen Antalya, II. Attalos tarafından kurulmuştur. Bergama Krallığı'nın sona ermesiyle (M.Ö. 133) bir süre bağımsız kalan kent, daha sonra korsanların eline geçmiştir. M.Ö. 77'de Komutan Servilius Isauricus tarafından Roma topraklarına katılmıştır. M.Ö. 57'de Pompeius'un donanmasına üs olmuştur. M.S. 130'da Hadrianus'un Attaleia'yı ziyaret etmesi şehrin gelişmesini sağlamıştır. Bizans egemenliği sırasında piskoposluk merkezi olan ismi görülen Attaleia, Türklerin eline geçtikten sonra büyük bir gelişme göstermiştir. Modern şehir, antik yerleşme­nin üzerine kurulduğundan, Antalya'da antik çağ kalıntılarına çok az rastlanmaktadır. Görülebilen kalıntıların ilki, eski liman olarak nitelenen liman mendireğinin bir kısmı ve limanı çevreleyen surdur. Surların park dışındaki kısmında restorasyonu yapılan Hadrian Kapısı Antalya'nın en güzel antik eserle­rden biridir.

Antalya şehri ve çevresine antik çağda, "çok verimli" anlamına gelen Pamphylia, Batı kesimine ise Lykia denirdi. Milattan önce VIII. yüzyıldan itibaren buraya Ege denizinin Batı kıyılarından göçenler: Aspendos ve Side gibi şehirleri kurmuşlardır. II. yüzyıl ortalarında hüküm süren Bergama Kralı II. Attalos, Side'yi kuşatmıştı. Antalya'nın yaklaşık 75 km. doğusundaki Side'yi alamayan kral, şimdiki il merkezinin olduğu yere gelerek bir şehir kurdu. Buraya onun adı verilerek Attaleia dendi. Zaman için­de Atalia, Adalya diyenler oldu. Antalya, onun adından gelmektedir.
Yapılan arkeolojik kazılarda Antalya ve bölgesinde, günümüzden 40 bin yıl önce insanların yaşa­dığı ispat edilmiştir. Milattan önce 2000 yılından bu yana bölge, sırasıyla; Hitit, Pamphylia, Lykia, Ki­li kya gibi kent devletlerinin ve Pers, Büyük İskender ile onun devamı sayılan Antigonos, Ptolemais. Selevkos, Bergama Krallığı'nın idaresine girmiştir. Daha sonra Roma Devleti, hüküm sürmüştür. An­talya'nın antik çağdaki adı Pamphylia idi ve burada kurulan şehirler bilhassa II. ve III. yüzyılda altın çağını yaşadı. V. yüzyıla doğru da eski ihtişamını kaybetti.
Yöre Doğu Roma ya da Türkiye'de tanınan adıyla Bizanslıların hâkimiyeti altındayken, 1207'de Selçuklular tarafından Türk topraklarına katıldı. Anadolu Beylikleri devrinde ise Teke Aşiretinin bir kolu olan Hamitoğulları'nın egemenliğine girdi. Teke Türkmenleri, Türklerin eski yurdu bugünkü Türkmenis­tan'da da nüfus olarak en büyük boylardan biridir. XI. yüzyılda bir kısmı buraya gelmiştir. Bugün Antal­ya'nın kuzeyi ile Isparta ve Burdur'un bir kısmı olan Göller Bölgesinin, bir adı da Teke yöresidir. Os­manlılar zamanında Anadolu eyaletine bağlı Teke sancağının merkezi, şimdiki Antalya il merkeziydi. O yıllarda buraya Teke sancağı denirdi. İlin şimdiki adı ise aslında antik çağdaki adının biraz değişmiş şeklidir ve Cumhuriyet döneminde verilmiştir.
XVII. yüzyılın ikinci yarısında Antalya'ya gelen ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi, kale içinde dört mahalle ve üç bin ev, kale dışında 24 mahallesi olduğunu -belirtir. Şehrin çarşısı ise kale dışın-daymış. Evliya Çelebi'ye göre limanı, 200 parçalık gemi alacak büyüklüktedir. İdarî bakımdan Kon­ya'ya bağlı Teke Sancağı'nın merkezi olan Antalya, Osmanlı imparatorluğunun son yıllarında bağımsız sancak haline getirildi.
Kaleiçi: büyük bir bölümü yıkılmış ve yok olmuş at nalı şeklinde içten ve dıştan surlarla çevrili­dir. Surlar, Helenistik, Roma, Bizans. Selçuklu ve Osmanlı devirleri ortak eseridir. Surların 80 burcu vardır. Surların içinde kiremit çatılı 3.000 kadar ev bulunmaktadır. Evlerin karakteristik yapıları Antal­ya'nın sadece mimari tarihi hakkında fikir vermekle kalmaz, aynı zamanda bölgedeki yaşam tarzını, gelenek ve görenekleri en iyi şekilde yansıtır. 1972 yılında Antalya iç limanı ve Kaleiçi semti, özgün dokusu nedeniyle "Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu" tarafından "SİT bölgesi" olarak koruma altına alınmıştır. Turizm Bakanlığı'na "Antalya- Kaleiçi Kompleksi" restorasyon çalışmasından dolayı. 28 Nisan 1984de FİJET (Uluslararası Turizm Yazarları Birliği) tarafından Altın Elma Turizm Oskan ödülü verilmiştir. Günümüzde Kaleiçi otelleri, pansiyonları, restoranları ve barları ile eğlence merkezi haline gelmiştir.
Eski Antalya Evleri: Yazların çok sıcak ve kışların ılık geçtiği Antalya'da eski evlerin yapı­mında soğuktan çok, güneşi önlemeye ve serinlik sağlamaya önem verilmiştir. Gölgeli taşlıklar ve av­lular hava akımını kolaylaştıran özelliklerdir. Depo ve hol görevi yapan girişi ile üç kat üzerine kurul­muştur.
Yivli Minare: Antalya'nın ilk Türk yapısıdır. Merkezde liman yakınındadır. Üzerindeki yazıta göre Anadolu Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat'ın yönetimi zamanında (1219-1236) inşa edilmiştir. Tuğla ile örülen gövdesi, sekiz yarım silindirden oluşur. Bu minarenin bitişiğinde bir cami varsa da yıkılmış olmalıdır. Çünkü Minarenin yanındaki Cami daha geç devre. 1372 yılına aittir. Bir Türk Beyliği olan Hamitoğulları zamanında, Tavas i Balaban adlı bir mimar tarafından yapılmıştır.
Ulu Cami: Kesik Minare adıyla da bilinir. Aslında bir Bazilika olarak V. yüzyılda inşa edilmiştir, ilk eserden çok az bölüm ayakta kalmış, Bizans döneminde değişikliklere uğramıştır. Eser, Osmanlılar zamanında tamir görmüş, bir kısmı Mevlevihane olarak kullanılmış, sonra cami olarak hizmete açılmış­tır.
Karatay Medresesi: İl merkezindeki önemli Türk İslâm yapılarından olup XIII. yüzyıl ortasında inşa edilmiştir.
Evdir Han: 20. yüzyıl başlarına kadar ulaşım at ve develerle sağlanır, ticaret malları da bu hay­vanlarla nakledilirdi. Kervanlar yollarda, "Han" ve kervansaraylarda konaklardı. İşte Evdir Han da bun­lardan biridir. Antalya'dan kuzeye giden yol üstündedir. Bugünkü Antalya-Korkuteli kara yolunun 1 km.
doğusunda ve ii merkezine 18 km. uzaklıktadır. En fazla dikkati çeken kısmı sivri kemerli portalıdır. XIII. yüzyılın başlarında yapılmış bir Selçuklu eseridir.
Kırkgöz Han: Antalya - Afyon eski yolundaki ikinci durak yeri Kırkgöz Han'dır. Kırkgöz Han An­talya'ya 30 km. uzaklıkta bulunan Kırkgöz'de, Pınarbaşı mevkiindedir. Çok sağlam bir durumdadır.
Düden Şelâleleri: Antalya il merkezinin yaklaşık 10 km. kuzeydoğusundaki bu şelâle, şehri sim­geleyen tabiat güzelliklerindendir. 20 metre yükseklikten dökülür. Ana kaynağı Kırkgöz mevkisidir. Aşağı Düden Şelâlesi ise Lâra Plajı yolundadır. Kent merkezinin güneydoğusunda, 40 metre yüksek­likteki falezlerden denize dökülür. Antalya'nın simgeleşmiş tabiat güzelliklerindendir.
Kurşunlu Şelâlesi: il merkezinin doğusundaki Alanya yolunun 24. km'sindeki sapaktan İsparta yoluna girildikten 7 km. sonra ulaşılabilir. Bu tabiat harikası da en çok ziyaret edilen yerlerden biridir. Şelâle bir masal diyarından çıkıp gelmiş gibidir. Yemyeşil derin bir vadinin içindedir. Bütün çevresi yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle gezilebilir. Yer yer gölcüklerin oluştuğu sularda çok sayıda balık yaşamaktadır. Aynı zamanda zengin faunası ile dikkat çeker. Düden, Kurşunlu ve Manavgat Şelâleleri, birçok Türk filminde mekân olarak kullanılmıştır. Hepsine de otobüsle rahatlıkla gidilebilir.
Lâra - Konyaaltı Plajı: Antalya il merkezinin 10 km. kadar doğusundaki doğa harikası Lâra Plajı ile Antalya merkezinin batı kıyısındaki Konyaaltı Plajı şehrin en güze! kıyılarıdır.
Perge: Antalya 18 km doğusunda, Aksu Bucağı yakınındadır. Kilikya - Pisidia ticaret yolunun üs­tünde yer aldığı için önemli bir Pamphylia şehridir. Kuruluşu diğer Pamphylia şehirleriyle aynı zamana rastlar (Milattan Önce VII yüzyıl). Perge, Hıristiyanlar için önemli bir kent idi. Aziz Paulos ve Barnabas, Perge'ye gelmiştir. Magna Plancia gibi kimi zenginler buraya önemli anıtlar kazandırmışlar­dır. İlk kazıların 1946 yılında İstanbul Üniversitesi tarafından başlatıldığı Perge'de; Tiyatro, Stadyum, Sütunlu Cadde, Agora'dan oluşan şehir kalıntıları bulunmuştur.
Karain Mağarası: Antalya'nın 27 km. kuzeybatısında, Yağcılar sınırları içindeki Karain Mağara­sında bulunan kalıntılar Paleolitik, Mezolitik, Neolitik ve bronz çağlarına aittir. Bu mağara, görülmesi gereken yerlerdendir.
Ariassos: Antalya-Burdur otoyolunun 48. kilometresinde, sola dönülen bir sapaktan 1 km. içer­dedir. Bir dağın yamacında kurulmuş olup, hamamları, kaya mezarları açısından görülmeye değerdir. Ariassos kentine girilen vadinin başlangıcında kentin en görkemli kalıntısı olan giriş kapısı yükselir. Roma devrinden kalma bu anıt, 3 kemerli ve dolayısıyla 3 girişli olduğu için, yöre halkınca "Uç kapı" diye anılır. Kentin şaşırtıcı bir özelliği, dörtte üçünün, olağanüstü gösterişli anıtsal mezarlar olan nekropolis kalıntısı olmasıdır.
Hayat Tarzı: Antalya ve çevresinde, asırlardır süzülen iki hayat tarzının da mirası vardır. Türkler buraya ilk geldiklerinde yerleşik düzene hemen uymuşlar; köy, kasaba ve şehirler kurmuşlardır. Nüfu­sun bir kesimi ise Türklerin Anadolu'ya gelmesinden önce olduğu gibi konargöçer hayatı sürdürmüştür. Yarı yerleşik demek olan bu hayat tarzına göre, birbirine akraba en az 15-20 aile, bazen de yüzlerle ifade edilen sayıdaki aileler; kıl çadırlarda yaşar, yazın dağlara çıkar, kışın ise kışlak denen sıcak ova-ara inerlerdi. Deve, koyun gibi hayvanları yetiştirir bunlardan ürettikleri ürünleri, yerleşik halkın ürünle­riyle değişerek ya da satarak geçinirlerdi. Et, süt, yağ üretirler, kıl çadır ve doğal kökboyalı kilim dokur-iardı. Kışlaklarda dar alanlara tahıl, sebze ekenler bile olurdu. Hatta Osmanlı ordusuna at yetiştiren oüyük konargöçer grupları (aşiret, oymak) vardı.
Bugün Avrupa'nın en önemli müzelerini süsleyen Türk kilimleri, bu insanların el emeği göz nurudur. Günümüzdeki halk müziği kültürünün çok büyük bir kısmı konargöçerlerden mirastır. Karacaoğlan, Dadaloğlu gibi Türk halk şiiri ve müziğinin en büyük ozanları, bu kültürün temsilcileridir. Eskiden beri kırsal kesimdeki köylerde yerleşik hayatı sürdürenler kendilerini, "yerli, köylü" gibi tabirlerle niteler­in, Yörüklerin topluca yerleştiği bir köye gitseniz "Burası Yörük köyü" derler. Türkiye'nin hemen her :arafında bu tür nitelemeleri duyabilirsiniz. Ancak insanlar eskilere uzanan bu hayat farkını bu şekilde vurgulasa da, hepsi aynı köke sahiptir ve Türk'tür. Aslı birbirlerine farklı gözle bakmazlar ve bunu bir zenginlik olarak görürler.
Bugün Türkiye, çağdaş modern hayata en iyi uyum sağlayan, teknolojiyi en iyi şekilde kullanan ülkelerden biridir. Ama hem nostaljik hem de kültürel değeri olan, binlerce yıldır devam eden hayatı sürdüren, birkaç küçük konargöçer grubu kalmıştır günümüzde. Sayıları da birkaç yüz kişiyi geçmez..Hazin bir biçimde, o hayat tarzından sadece develer kalmıştır. Yolunuz düşerse yaz aylarında Belek, Manavgat ve Alanya'da süslenmiş, canlı çıngırdaklı turist taşıyan develer görürsünüz, işte o günlerden hatıradır bu develer. Ayrıca Kemer'de ve Antalya Kumluca yolunda yine yerli yabancı turistlere hizmet
veren Yörük çadırları görürsünüz. Yarı müze görünümündeki bu çadırlarda Yörüklere has ayran ve gözleme yiyebilirsiniz. Antalya'nın yerli halkı bugün bile imkân bulduğunda yazın Gömbe, Sütleğen, Alanya gibi yaylalara çıkar. Bu gelenek, atalarından kalan bir hatıradır. Alanya gibi bazı ilçelerde kışın Toros dağlarında kuyularda saklanan karların, Ağustos ayında dağdan indirilerek ilçe merkezine geti­rildiğini, şerbet haline getirilerek seyyar satıcılar tarafından satıldığını görürsünüz. Bu da yine Yörüklerin eski geleneklerinden sadece biridir.
Yerel Yemekler : Yörüklerin beslenme tarzının temelini, hayvancılık ve buğdaydan elde edi­len besinler belirler. Kıyı şeridinde az da olsa yaş sebze üretilmesine karşın iç bölgelere gidildikçe buğday ve kuru sebze ağırlık kazanır. Antalya'da dünya mutfaklarının tamamına turistik otel ve lokan­talarında bulmak mümkündür. Ama yöreye has yerel yemekler şunlardır: Saç kavurması, Tandır keba­bı, Kölle (buğday, fasulye, nohut ve bakla haşlaması), Domates civesi, Hibeş, Arapaşı
İklimi: Akdeniz ikliminin hâkim olduğu Antalya'da, kışlar ılıman ve yağışlı, yazlar ise sıcak ve kurak geçer.

12.ETKİNLİK
Konya'nın kurucusu, Yunanlılar'dan Yanuvan Tarihi sahibine göre Harkılan oğlu Aleksandıran oğ­lu Nişan'dır. Sonra Hazreti Ömer'le mektuplaşan meşhur kayser ikinci defa onarmıştır. Buraya Mu-hammed ümmeti'nden ilk gelen Selçuklulardan Alâaddin Keykubad'dır. Bu da Rûm (= Anadolu) Sel-çuklulan'ndandır. Selçuklular, Manan diyarından Danişmendoğulları'yla gelerek Azerbaycan memle­ketlerini fethederek amcaoğulları olan "Çobanbay"ı buraya hâkim nasbettiler. Fakat bu aralık iran'da "Ebûsaid" cihangir padişah olduğundan "Çobanbay" veziri yerinde idi. Bunun çocuklarına "Çobanoğulları" derler. Sonra Ebûsaid bir kız meselesinden Çobanoğulları ile Pasin Ovası'nda savaştı. Her ne kadar Selçuklular ve Danişmendliler yardım ettilerse de yine Çobanlılar yıkılıp devletleri Akkoyunlular'a geçti.
Danişmendiler ile Selçuklular ilerleyerek Sivas ve Amasya'yı zaptettiler. Danişmendliler burada Niksar (221) şehrini başkent edindiler. Sonra bunların yardımıyla Selçuklular Konya'yı zaptedip orada istiklâl kazandılar ki bunların son zamanında da Osman Gazi davul ve sancak sahibi oldu. İşte Konya Kalesi'nin üçüncü yapıcısı da Selçuklulardan Sultan Alâaddin'dir.
Konya Kalesi 569 tarihinde (= 12 Ağustos 1173-1 Ağustos 1174) yontma taş ile Mesud oğlu Sul­tan izzeddin Kılıç Arslan tarafından yapılmıştır. Sağlamlaştırarak kalenin dördüncü yapıcısı olmuştur. Bir köşk ve divanhane yaptırmıştı ki o asırda kisrâların sarayından nişan verirdi. Depremden yıkılınca Selçuklu Keykubad onararak büyük bir hendek yaptırmıştı ki derinliği 11, genişliği 50, duvar boyu 30 zirâdır. Dışarı katındaki hisarın duvarı çepeçevre 10.000 germe adımdır. Atpazarı Kapısı üzerine zin­cirlerle asılmış bir kuru at kafasına gem vurup ibret olsun diye koymuşlardır. Binici olan bu memleket ahalisine öğüt için konmuştur. Yani avrata ve ata güvenmeyip at, kuru kafa bile olsa başından gemi eksik etmeyerek yuları ve dizgini eksik etmeyesin demektir.
İç kalesinin büyüklüğünü bilmiyorum. Bu kale Selçuklular zamanında 12 kapılı idiyse de, Osman­lılar eline geçtikten sonra 4 tanesi bırakılıp ötekiler kapatılmıştır. Dört köşesi beyaz mermerle türlü türlü, hendesî çizgilerle süslü, kubbeli ve sanatkârane bir kaledir. En sonra Gıyâseddin oğlu Sultan Alâaddin yeniden yaptırmıştır. Sonra Erzurum taraflarında yağma ve çapul çoğaldığından intikam al­mak üzere iken babası merhum olmuştur.
Anadolu Selçuklularının sonu bu Alâaddin'dir. Hepsi 14 padişahtır. 699 tarihinde Ertuğrul Beğ'in oğlu Osman Beğ hutbe okutup sikke kestirerek emîr olmuştur. Bu Konya yöresi Karamanoğulları'nın ellerinde kalıp Kosova savaşında Hüdavendigâr Gazi şehid olduktan sonra önce itaatli olan Karamanoğulları dahi isyan etmiştir.
Bunun üzerine 792 tarihinde (— 20 Aralık 1389-8 Aralık 1390) Yıldırım Bayazıd Han kalabalık askerle yıldırım gibi gelip Konya kalesini aman zaman vermeyekfetheyledi. Böylece Selçuklular'ın eski mülkü Konya dahi Osmanlı şehirlerinden oldu. Kanunî Sultan Süleyman Han yazdırışı üzere şimdiki halde Karaman Eyaleti adıyla başka eyalet olup paşa karargâhıdır. Paşasının hası 660.070 akçadır. 2000 askerle eyaleti idare edip 50.000 kuruş tahsil ederek gider.
Bu eyaletin Hazine Defterdarı, Defter Kethüdası, Defter Emini, Çavuşlar Kethüdası, Çavuşlar Emini vardır. Eyalette 7 sancak vardır. Paşa şehri olan Konya Sancağı'ndan başka 'Kayseri?', "Niğ­de", "Yenişehir", Kırşehri", "Akşehir", 'Aksaray" Sancaklar» vardır.
Zeametleri 68, tımarlan 2111 tanedir. Defterdarının hası 65.000, Defter Kethüdası'nın hası 6500 dür. Tımar Defterdarı da böylecedir. Alaybeğisi, Çe-ribaşısı, Yüzbaşıları vardır. Bu eyaletteki tımar ve zeamet sahipleri, seferde, Cebelileri ile, Paşasının askeriyle 12.000 seçme kılıç askeri olur. Savaşta bir tımarlı bulunmasa tımarı başkasına verilir.
Konya 500 akçalık mollalıktır. Nahiyelerinden kadısına yıllık, adalet üzere, 20 kese hâsıl olur.
Mezhepleri hep Hanefî'dir. Nakîbüleşrafı, ileri gelenleri, bilginleri, dindar adamları vardır. Mevlevi dervişleri de çoktur. Asker tayfası çok olduğundan Sipah Kethüda Yeri ve Yeniçeri Serdarı yerine bir azametli Yeniçeri Çavuşu ve Muhtesib Ağası, 3 yerde Şehir Naibi ve Şehir Subaşısı, Bac Alıcısı, (222) Kale Dizdarı, 40 tane büyüklü küçüklü topu, yetişir derecede cebehanesi vardır. Toplu bakışla mamur bir şehirdir. Bu büyük şehir Meram Dağı'nın doğusunda düz bir ovada olup dağa bir saat mesafededir.
Camilerinin en eskisi iç kalede "Birinci Sultan Alâaddin Camisi"dir ki dil ve kalemle anlatılamaya­cak kadar sanatkârane bir camidir. Lâkin iç kalede olduğu için cemaati kalmamıştır. Bu iç kale yüksek bir yerde olup mükellef ve mükemmel cebehanesi ve topları vardır. Bu kalenin doğu ve kuzey yönleri ova ile bir gölceğizdir. Konya'dan geçen bütün pınarlar bu göle dökülür.
"Sultan Süleyman Han Camisi" birer tabakalı iki minareli, geniş haremli, has kurşunla örtülü bir camidir.
Konya'nın mescitleri de çoktur. Dârüttedrislerinin en meşhuru "Nalıncı Medresesi"dir. 11 tane dârülkurrâsı. 3 tane dârülhadîsi vardır. Sibyan mektepleri 170 tanedir. Her yıl hediyesi verilen 40 kadar tekkesi vardır. En meşhuru "Şems-i Tebriz'i Tekkesi"dir. Yüksek bir kubbe altında olup orada dahi Mevlânâ ayini yapılır. Mahkemeye yakın, eski bir tekkedir.
Çeşmeleri de çoktur. Kaynakları hep Meram Dağı'nda olup taksim kubbesinden gelir. 300 den çok sebili vardır. 11 tane aşevi olup nimeti her zaman bol olanları "Mevlânâ Tekkesi imareti" ile "Sultan Süleyman Han İmareti"dir.
Hamamlarının en meşhuru "Âstâne Hamamı" olup eski tarzda, suyu güzel bir hamamdır. Kale içindeki "Sunkur Hamamı" da böyledir. Vilâyet ileri gelenlerinin söylediğine göre bütün saraylarında 80 kadar saray hamamı vardır. 340 kadar bağlı bahçeli, akarsulu sarayı vardır. Paşa Sarayı meşhurdur.
Hanlarından, Atpazarı Kapısı dışında, Bağdat Fatihi'nin annesi "Kösem Sultan"ın yaptırdığı büyük han meşhurdur. 26 tane bekâr hanı vardır. Bedesteniyle birlikte 1900 dükkânı vardır. Yüzlercesi ma­mur olup kagir yapılardır.
Kagir yapılı ve demir kapılı kanatlarla kurulmuş kurşun örtülü bedestenindeki zengin tüccarlarda bütün dünyanın kıymetli malları bulunur.Sipah Pazarı, Saraçhanesi. Tahtelkalesi mamur ve süslüdür.
Havasının ve suyunun güzelliğinden bütün halkı sağlam ve güçlü yapılıdır. O kadar çok yaşarlar ki kuvvetleri gitmiş, ömrü yüz yetmişe yetmiş, gücü kuvveti bitmiş olduğu halde yine dinç olurlar. Bilgin­leri akıllı, efendi, asil, olgun kimselerdir. Konya'nın helvacı ve berber gençleri meşhurdur.
Eşrafının en başta geleni "Hazreti Mevlânâoğlu Halim Çelebi"dir. 20 kadar Eflâtun ve ibn Sina'­dan nişan verir usta doktorları vardır. Konuştuğumuz adamlar içinde duası kabul olunanlar vardı.
Asker tayfası hep samur kürk ve kıymetli kumaşlar giyer. Bilginleri türlü türlü soflar ve molla ku­maşları giyer. Sanat sahipleri hep Mevlânâ muhibbi olduklarından Mevlevi külahları üzerine Muham­medi sarık sararlar.
Ahali hep Türk'tür. Güzel konuşan kimseleri vardır. (223) Gayet doğru ve yabancı dostu kimse­lerdir. Suyu ve havası herkesçe övülür. Sabah vakti esen esintiden insan taze hayat bulur.
Kale dışında, suyun taksimi için bir kubbe yapılmıştır. O kubbede 366 lüleye su ulaştırılıp şehrin cami, mescit, han. hamam ve ileri gelenlerin saraylarına hep oradan su gider. Kaynağı Meram Dağı'n-dadır. 2700 su kuyusu vardır ki bostanlar suvarılır ve bütün bitkiler bu sayede büyür. Şehir, beşinci iklimin ortasında olup yazı, kışı itidal üzeredir.

7 türlü taneli buğdayı olur. Devedişi denen bir iyi cinsi vardır ki ancak Şam civarında bulunur. Fa­kat arpası çok yağlı olduğundan ata çok vermekten çekinmek lâzımdır. Tahılı ve otları çok, tarlaları çok, bereketli bir şehirdir.
Kuyumcuları, külâhçıları, terzileri, berberleri, meşhurdur. Fakat debbâğları, Osmanlı ülkesindeki debbâğların en ustalarıdır.
Meram Dağı'nda mavi renkli bir çiçek olur. Debbâğlar onunla deriyi muamele edip gök, sarı, tu­runcu, kırmızı sahtiyan yaparlar ki Arap ve Acem'de maruftur.
Yiyeceklerinden beyaz ekmeği, kâhisi, (224) çöreği, ballı böreği, helvasının çeşitleri, zülbıyesi, (225) pandisi, (226) pişmanisi, (227) tahînesi (228) meşhurdur. Ama sabunısi (229) ile canım beyaz halka çinisini (230) âşıklar yedikleri zaman lezzetinden damakları iki şak olur.
Hususi Helvacı Çarşısı vardır. "Konya'da adama helvayı döverek yedirirler" meseli meşhurdur.
Yemişlerinden Meram Dağı'nda "kamerüddevle (231) ve "kamerüddin" (232) adıyla iki türlü kayısı eriği olur ki Şam'ın Hama kayısısından lezzetli, sulu ve tatlıdır. 20 türlü armudu, kirazı, dorakısı, (233) üzüm sarması, badem kırması olur. Yerinin tabiatı dolayısıyla buralarda limon, turunç, nar, incir, zeytin gibi yemişler olmaz.
Herkes ve bütün seyyahlar Konya'nın gezinti yerlerini, ovasını överler. Gerçekten ben de, yirminci seyahatim olan bu seferime kadar böyle bir ova görmedim. Budin serhaddinde Peçuy, Sirem şehrinin kale ardındaki Baruthane mesiresi, Kırım Yarımadası'nın Sudak Bağı, istanbul'un 170'den ziyade bah­çe ve gülistanları, Malatya'nın Aspuzu'su, Tebriz'in Şâh-ı Cihan Bağı bu Konya'nın Meram mesiresinin yanında bir çimenlik bile değildir. Velhâsıl arifler sultanı Celâleddîn-i Rûmi Hazretleriyle 77 tabakalık büyük evliyaların teveccühüne mazhar olmuş, gönül alıcı bir şehirdir. 9000 kadar bağ ve bahçesi var­dır. Bu yerlerin yabancısı birisi bu bağların içine girse kaybolur, gider. Güzel sesli kuşların nağmesin­den insan taze hayat bulur.
Konyalılar çoluk çocuklarıyla 8 ay Meram'da oturup zevk ederek felekten kâm alırlar. Meram'da nice bin bağ evleri ve kulübeler, cami, mescit, han, hamam, çarşı ve pazar yerleri vardır. Ahalisinin Konya'ya gelmeye hiç de ihtiyaçları yoktur.
Konya'nın doğusunda, üç konaklık yerde Aksaray vardır. Kıblesinden "Kâfiriyan" kalesini geçip Lârende kalesine varılır ki gerekli bir konaktır. Güneyinde Adalya (= Antalya) ve Alâiye (= Alanya) iske­leleri olup ikişer konaktır.
Konya şehrinden kalkarak kıble yönünde 8 saatte "ismail" kasabasına geldik. "Konya Karapınarı" kasabasında menzil aldık. Rumeli'de dahi "Kırkkilise Karapınarı" olduğu için buna "Konya Karapınarı" derler. Konya toprağında ve kazası içinde hâkimliktir. Suyu ve havası güzel, bağ ve bahçeleri hoş, şirin bir kasabadır. Çarşı içinde "Süleyman Han Camisi" vardır. Kurşunlu, büyük bir yapıdır ki Mimar Sinan'ın eseridir. Bundan başka mescitleri, 3 tekkesi, sibyan mektebi, müzayede çarşısı vardır. Bura­dan 9 saatte "Ereğli" ye geldik.
Osmanlı ülkesinde gezdiğimiz yerlerde 4 Ereğli vardır. Biri Rumeli'de, İstanbul civarında, Silivri ile Tekirdağ arasında "Tekirdağ Ereğlisi" olup büyük limanlı, eski bir kaledir. Biri Karadeniz kıyısında Bar­tın şehri ile Akçaşar arasında "Bartın Ereğlisi"dir. Biri "Saruhan Ereğlisi" olup gitgide harab olmaktadır. Bir de bu "Karaman Ereğlisi" olup günden güne mamur olmaktadır, ilk kurucusu Nuh'un oğlu Şam'dır. Sonra kalesini, Ebubekir'in hilâfeti sırasında korkudan Kayser Herkıl (= Heraklius) yapıp adını "Heraklıye" koymuştu. Sonra 484 tarihinde (=23 Şubat 1091-11 Şubat 1092) Sultan Alâaddin bu kaleyi kuşatıp büyük bir savaşla fethederek bütün yaralılara Peygamber Pınarı'nın başındaki çamurdan sü­rünce o çamur hepsinin yarasını iyileştirmiş, "er gili" yani "er çamuru" (234) demekten bozma olarak "Ereğli" adıyla güzel bir şehir olmuştur.
Evliya Çelebi Seyahatnamesinden Seçmeler



ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME

1. Gezi yazılarında dil ağırlıklı olarak göndergesel işlevinde kullanılır.
Türk edebiyatında ilk gezi yazısını Evliya Çelebi'nin "Seyahatname" adlı eseriyle ortaya koymuş­tur.
Not: Seyahatname Türk Edebiyatının en önemli gezi yazısı örneğidir. Ancak ilk gezi yazısı de­mek doğru olmaz. Türk edebiyatında ilk bilinen gezi eseri Şeydi Ali Reis' in Mirat-ül Memalik adlı eseridir. Bu eser kaptanı derya olan yazarın, Hint Deniz inde fırtınaya yakalanarak gemilerini kaybet­mesinden sonra karadan yaptığı yolculuklar sırasında görüp yaşadıklarını yansıtır. Katip Çelebi tara­fından yazılan Cihannüma, bir coğrafya kitabı olmasına karşın, yer yer gezi türüne yaklaşan bölümle­riyle bu alanda yazılmiş eserler arasında sayılabilir. Türk gezi edebiyatının hiç kuşkusuz en önemli eseri Evliya Çelebi nin (1611-1685) Seyahatname'sidir.

2. Gezi ve anı yazılış amacı bakımından birbirine benzer. (D)
Gezi yazısında gözlem önemli değildir. (Y)

3. D) Hukuk

4. A) Psikolojik tahlillerin geniş yer tutması

5. C) Anadolu Notları

6. D) Cenap Şehabettin

7. E) Azra Erhat

8. B) Bir sözcüğün anlam bakımından yanlış kullanılması
Cevapla
zeus
Tarih: 15:36:26 02.22.2011  Güncelleme: 13:42:27 07.07.2011
Webmaster
Tarih: 02.24.2005
Nereden: antalya
Gönderiler: 1338

Gezi Yazısı Örnekleri

Yaşamın ve yaşadıklarımızın tanıklıklarını içeren yazı türlerinin başında gezi yazıları gelmektedir.
İzlenim, gözlem birliğine dayalı bir yanı olan bu tür yazıların günümüzde daha da zengin söyleyiş özellikleri taşıdığını gözlüyoruz.

Gezi yazılarında esas öğe gezilip görülen yerlere dair izlenim ve gözlemlerin dile getirilmesidir. Gezmek, bir bakıma, yeni yerler görmek/tanımak/keşfetmekle ilgili olduğuna göre; tüm bunların yazıya aktarılması da bu türün gelişmesine neden olmuştur.

Geçmişteki seyahatnameler gezginlerin/seyyahların bu tür gezilerini içeren metinlerdir. Venedikli Marco Polo'nun (1254-1324) Asya'ya 1271 yılında yaptığı serüvenli yolculuğun gezi notlarını içeren Geziler Kitabı bu alandaki ilk kitaplardan biridir. Marco Polo, ulaştığı Çin'de, Büyük Moğol ımparatoru Kubilay Han'ın gözüne girerek resmi görevler üstlenir. Çin'in ve Hindistan'nın birçok yerine geziler yapar. Tüm bu gezilerinde görüp duyduğu her şeyi yazıya geçiren Marco Polo 1295'te Venedik'e dönüp ticaretle uğraşır. Venediklilerle Cenevizliler arasındaki deniz savaşında tutsak düşen Marco Polo, Cenova'da dört yıl tutsak kalır. Hücre arkadaşı Piza'lı Rusticano'ya notlarından yola çıkarak bu gezilerini kaleme aldırır.

Çeşitli dillerde el yazması olarak yazılan kitap, 1477'de ilk kez basılır. Polo'nun bu kitabı bir dönüm noktasıdır Avrupa'da. Çin uygarlığının bir tür keşfi olarak nitelendirilebilir. Ortaçağ Avrupa'sının, bir gezi kitabı aracılığıyla bunun farkına varması, yeni keşiflerin de önünü açmıştır.

Polo'nun anlattıkları, yaklaşık iki yüz yıl sonra Kristof Kolomb'un eline geçer. Gezi notlarında sözü edilen yerlere gitmek düşü Kolomb'un yeni dünyayı keşfetmek seferlerini başlatmıştır diyebiliriz.

ılginç olanı da, Kolomb bu seferlere çıkarken gezi günlükleri yazmış olmasıdır. gezi yazısı yazma duygusunu veriyor. Bu da, denememsi düzyazılar biçeminde olduğu gibi, yol günlükleri, yol notları, hatta mektuplarla da yazılagelir.

Öyle ki, böylesi gezi yolculukları zamanla bir keşfe dönüşebilir. ınsanoğlunun bu tanıklıklarını yazma çabası ise, bu alanda önemli bir birikimi oluşturmuştur.

Türklerde gezi yazılarının, yani seyahatnamelerin yazımı çok sonraki yıllara rastlar. Ünlü coğrafyacı ve haritacı Pirî Reis'in (1475-1554) kaleme aldığı Kitab-ı Bahriye'yi Akdeniz'in kitabı olarak nitelendirebiliriz. Gezdiği bütün Akdeniz yöresini adım adım resimleyip haritalarla bezeyerek kitabına geçen Pirî Reis, deniz yolculukları için bir tür el kitabı sunar. Onun bu çabası, günümüzde bir başka boyutta yazılacak olan gezi/yolculuk kitaplarının ilk örneğidir de diyebiliriz.

ılk seyahatname örneği ise Hoca Gıyâsüddin Nakkâş'ın Acâibü'l-Letâif'idir. Bir diğeri de tüccar Ali Ekber Hatâî'nin 1515'te kaleme aldığı Hıtâînâme'dir.

Klasik Osmanlı döneminde ise Seydi Ali Reis'in (? - 1562), donanma kaptanı olarak Portekizlilere karşı gönderildiği Hint denizinde fırtınaya tutularak karaya çıkması, sonrasında ise dört yılı bulacak olan kara yolculuğunun öyküsünü dile getiren Mirâtü'l-Memâlik adlı kitabını sayabiliriz. Katip Çelebi'nin (1609-1657), fene bir coğrafya kitabı olarak nitelendirebileceğimiz Cihan-nümâ'sını (1648) sayabiliriz.

Bizim, bu açıdan, en tanınmış gezginimiz olan Evliya Çelebi'nin (1611-1682) ıstanbul'un dört bucağını arşınladıktan sonra önce Bursa, ızmit, Trabzon (1640); ardından Kırım ve Girit'e giden (1645) Evliya Çelebi; ımparatorluğun ulaşabildiği üç kıtaya geziler yapar. Son olarak da Almanya, Avusturya, Hicaz, Mısır ve Habeşistan'ı gören Evliya Çelebi bütün bu gezilerinin izlenim ve notlarını on ciltlik Seyahatname'de topladı. Bu seyahatname, bir tür yeryüzü coğrafyasının renklerini getirir bizlere. Gidilen yerlerin tarihsel, kültürel, etnografik, sosyolojik birçok özelliğinden seyahatnamesinde söz eden Evliya Çelebi, önemli tanıklıklar getirmektedir.

***
Gezi, yolculukları içerdiğinden, bu tür yazıları çeşitlendiren bir boyut da; yol notları/yolculuk günlükleridir. Gezginliğin çetelesini tutmak için günü gününe yazılan günlük ve notların önemli tanıklıklar getirdiğini söyleyebiliriz.

Günümüzde gezi kavramı, seyahat düşüncesi gelişip zenginleşmiştir. Bu yan da, ister istemez, yazınsal bir tür olarak gezi yazılarının ayrı ayrı adlarda nitelendirilmesini getirmiştir. Bilgi, belge, kılavuz türünden kitapların yanı sıra sözünü ettiğimiz günlükler/yolculuk notları bu alanı daha da ilgi çekici kılmıştır diyebiliriz.

Ahmet Haşim, seyahati biraz daha farklı görenlerden: ""ınsan, hayatının tatsızlığından ve etrafında görüp bıktığı şeylerin o yorucu alelâdeliğinden bir müddet kurtulabilmek için ümidiyle seyahate çıkar. Bu itibarla seyahat 'harikuladelikler avı' demektir.""

Bunda haklı olduğu yanlar yok değil! Gezilerin içerdiği yolculuklar yeni/ilginç yerleri görme duygumuzu körüklediği gibi, kezlerce gidilen yerlere dönüşün de derin bir anlamını içerek yolculuklardan da söz edebiliriz. Örneğin; tarihsel ve kentsel yerlere yapılan yolculuklar biraz da bunu içerir diyebiliriz.

Her ne yanıyla bakarsak bakalım gezinin hayatımızdaki yeri çok yönlülükler içerir. Homeros'un Odysseus'unu ilk uzun yolculuk kitabı olarak alırsak, bunun serüvenler içeren boyutu olduğunu da söyleyebiliriz.

Günümüzde çağdaş gezginlerden söz edebildiğimiz gibi; bunu bir uğraş/tutku gibi görenlerin bu uğurda yaptıkları yolculukları sonradan yazıya/kitaba dönüştürdüğünü gözlüyoruz.

Sözünü ettiğimiz boyutlardan baktığımızda bir gezi edebiyatından artık söz edebiliriz de.

Ahmet Rasim, Mehmet Rauf, Ahmet haşim, Ahmet Refik Altınay, Cenay şahabettin, Halikarnas Balıkçısı, Reşat Nuri Güntekin, Falih Rıfkı Atay, Nahit Sırrı Örik, Sadri Ertem, Ahmet Hamdi Tanpınar, Fikret Adil, Sabahattin Batu, Burhan Arpad, Samet Ağaoğlu, Nadir Nadi, Nevzat Üstün, Haldun Taner eski zaman gezginleri olarak burada yerlerini alırken; Fikret Otyam, Çetin Altan, Melih Cevdet Anday, Yılmaz Çetiner, ılhan Selçuk, Erdal Öz, Uğur Kökden, Orhan Kural, Oya Ayman, Üstün Akmen, Nedim Gürsel, Enis Batur, Buket Uzuner, Zeynep Oral, Nadir Paksoy, Nasuh Mahruki, Arif Aşçı, Tarık Minkari, Gülten Dayıoğlu, Özcan Yurdalan, Hülya Koç çağdaş gezginler olarak bu alanda gezip gördükleri yerlere dair yazdıklarıyla gezi edebiyatını zenginleştiren başlıca adlardır.

Gezi edebiyatı kaynakçası:
Ahmet Haşim, Frnakfurt Seyahatnamesi, 1991, Dergah Yay., 224 s.
Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş şehir, 2000, Dergah Yay., 208 s.
Burhan Arpad, Uçuş Gezi Avusturya Günlüğü, 1988, Turing Yay., 190 s.
Hülya Koç, Bigamekibasuyake: Bisikletle Güney Amerika Yolculuğu, 1998, Yapı Kredi Yay., 238 s.
Buket Uzuner, Bir şehir Romantiğinin Günlüğü, 1998, Remzi Kitabevi, 174 s.; New York Seyir Defteri, 2000, Remzi Kitabevi, 192 s.
Enis Batur, Amerika Büyük Bir şaka, 2000, Yapı Kredi Yay.,
Nedim Gürsel, Gemiler de Gitti, 1998, Can Yay.,
Nasuh Mahruki, Asya Yolları, Himalayalar ve Ötesi, 1999, Yapı Kredi Yay.,245 s., Bir Hayalin Peşinde, 1996, Yapı Kredi Yay.,
Özcan Yurdalan, Namaste, 1995, Nar Kitapları, 144 s.; ıran Yolculuğu, 2001, Om Yay., 234 s.
Necdet şen, Nereye, 2001, Parantez Yay.,
Zeynep Oral, Uzak Doğu'm, 2000, Doğan Kitap,
Oya Ayman, Güneş Toprakları, 1999, Yapı Kredi Yay., 234 s.
Marco Polo'nun Geziler Kitabı, Çev.: Ömer Güngören, 1985, Yol Yay., 224 s.
Knut Hamsun- H.C.Andersen, ıstanbul'da ıki ıskandinav Seyyah, Çev.: Banu Gürsaler-Syvertsen, 1993 Yapı Kredi Yay., 136 s.
Albert Camus, Yolculuk Günlükleri, Çev.: Ramis Dara,1993,Can Yay., 122 s.
Erdal Alova (Derleyen), Türk Yazınından Seçilmiş Gezi Yazıları, 1993, Adam Yay., 180 s.
Türk Dili Gezi Özel Sayısı, Sayı: 253-258, 1972-73


Örnek Gezi Yazısı



Nihayet Bursa Zamanı...

Uzun zamandır görmek istediğimiz Bursa’ya gitmek için bir Pazar sabahı İstanbul’dan 07.00’deki otobüse bindik, 3 saatlik bir yolculukla Bursa terminaline vardık. Otobüs terminali, aynı zamanda pek çok markanın ve renk renk tabelaların olduğu kestane şekeri satış yeri diyebileceğimiz bir yer. Terminal çıkışında belediye otobüsleri kalkıyor şehir merkezine. Bunlardan birine binip Ulu Cami merkeze gittik. Hedefimiz öncelikle Uludağ eteklerine kurulan Cumalıkızık’a gidip kahvaltı yapmak ve köyü gezmek...

Son zamanlarda adını köyde çekilen dizileriyle daha çok duymaya başladığımız aslında 700 yıllık bir Osmanlı köyü Cumalıkızık. Kızık köyleri içinde en çok tanınanı, yerli-yabancı en çok turist çekeni. Bursa şehir merkezinden 90 dakikada bir kalkan 22A otobüsüyle ulaşılabiliyor. Cumalıkızık’ta otobüsten inilen son durak, köyün de başlangıcı. Köyün başında köy ürünlerinin satıldığı tezgahlar sıralanıyor. Arkalarında ise yine köylülerin bahçelerine masalar atarak köy kahvaltısı sundukları evleri uzanıyor. Boş masası olan bir tanesine gidip oturuyoruz hemen. Hemen hemen bir çok köyde olduğu gibi yerel halkın işletmeciliğe soyunduğu yerlerde doğallık arıyorsanız buluyorsunuz ama konfor ve hız arıyorsanız pek bulamıyorsunuz. Bize sıranın gelmesini beklerken zamanımız kısıtlı olduğundan bu süre uzadıkça biraz canım sıkılsa da keyifli bir kahvaltının da gezinin bir parçası olduğuna ikna ettim kendi kendimi. Nihayet, evde yapılmış köy ürünleri, tereyağında yumurta ve çok güzel haşhaşlı-cevizli ekmekle (dışarıda satılıyor, dönerken mutlaka almalıyım!) güzel bir kahvaltı sonrası köyde yürüyüşe çıktık.

Parke taşlı daracık yollarda iki-üç katlı sarı, beyaz, mavi, mor boyalı cumbalı evleri izleyerek köyün tepelerine doğru çıktık. Evlerin bazıları restorasyon görmüş ve kurtarılmış, bazılarıysa oldukça kötü durumda. Girişteki yerler dışında köyün üstlerinde de bahçe içinde oturulabilecek yerler var hepsi de tıklım tıklım dolu.
Bütün ara sokaklara gire çıka köyü gezip farklı yoldan tekrar meydana geldiğimizde otobüsün kalkmak üzerine olduğunu görünce aceleyle iki ekmek alıp kendimizi otobüse attık. Otobüs diğer kızık köylerinden hemen yandaki Hamamlıkızık içinde bir tur atıp tekrar şehir yoluna girdi. Gördüğüm kadarıyla diğer kızık köyleri geleneksel evlere fazlaca sahip değil. Sanırım bundan dolayı da içlerinde en ünlüsü Cumalıkızık. Köy dönüşü otobüsten yine Ulu Cami civarında inince şehri gezmeye başlıyoruz.

Balibey Hanı: Eski bir yapının restorasyon görmesinden sonra kültür merkezi olarak açılmış. Kubbeli küçük küçük odaların her birinde hat, ebru, çini, rölyef, tezhip, resim gibi eski el sanatlarından biriyle ilgili eserler sergileniyor.

Balibey Hanı’ndan çıkıp Atatürk Caddesi boyunca yürürken Ulu Cami onun yanında Koza Han, eski belediye binası ve aynı caddeden heykele doğru yürüyünce Bursa Kent Müzesi’ne gidiliyor. İpekböcekçiliğinin merkezi Bursa’da Koza Han’da yan yana sıralı dükkanlarda ipekli ürünler vitrinleri süslüyor.

Yakın zamanlara kadar koza pazarlarının kurulduğu han, günümüzde ipekçilikle uğraşan esnafın yer aldığı bir han olarak kullanılmakta. İpek alışveriş mekanı olmakla birlikte kocaman çınarların altında çay-kahve içerek tarihi dokunun da tadına varılabilecek bir yer. Koza Han’dan çıkıp eski belediye binasının yanında bir ağaç altında hem serinleyip hem dinlenirken binayı inceliyoruz.Tarihi Belediye Binası, Atatürk’ün vefatından önce Bursa’da katıldığı son baloda valsi yarıda kesip orkestraya “sarı zeybek” dediği ve o muhteşem zeybek oyunu oynadığı yer…
Hatta yakın zamanda Sümer Ezgü’nün Atatürk’ü canlandırdığı ve manevi kızı Ülkü Adatepe’nin de yer aldığı bir mini belgesel çekilmiş bu binada.

Belediye Binası bugün, Bursa’da “kentlilik bilinci” projesini hayata geçiren gönüllü vatandaşların oluşturduğu birimlerle çalışmalarını sürdüren Yerel Gündem 21 Evi olarak kullanılıyor. O ağacın altında otururken bundan haberimiz olmadığından içini dolaşmadığımız için sonradan pişman olduğum yer. Belki bir dahaki sefere...

Caddeden yürüyerek Kent Müzesi’ne gittik. Atatürk heykelinin arkasındaki meydanda yer alan bu müze, çok fazla emek verilmiş, harika bir müze. Açıkçası içeri girerken böyle güzel bir müze olacağını düşünmemiştim. Aklınızda “müze gezmek sıkıcıdır” gibi bir önyargı varsa bunu tamamen yıkacak güzellikte bir müze. 3 katlı müzenin giriş katında (Uygarlıklar Kenti Bursa) geçmişten günümüze Bursa’nın tarihi canlandırmalarla anlatılıyor. Bursa’da ilk ayak izlerinden başlayıp Osmanlı padişahlarının balmumu heykelleriyle o dönemi canlandırıp Kurtuluş Savaşı’nın bitmesine kadarki tarihsel olaylar yer alıyor.

Ardından Çağdaş Bursa bölümünde Cumhuriyet döneminden başlayarak gelişen çağdaş bir kente dönüşen Bursa’nın hikayesi günümüze kadar uzanıyor.
Üst katta, Yaşam ve Kültürüyle Bursa bölümünde Bursa’da doğmak, büyümek, yaşamakla (kız isteme, evlilik hazırlıkları vb konular) ilgili bilgiler görsellerle zenginleştirilmiş. Ayrıca Bursa’da yemek ve eğlence kültürü, sağlık, hamamlar, medreseden okula, kültürel mekanlar, Karagöz-Hacivat, geleneksel sporlar ve turizm gibi konularda yer almakta. En alt katta, Üreten Bursa bölümünde Bursa’da el sanatları çarşısı oda oda yapılan canlandırmalarla tanıtılıyor. Arabacı, nalbant, semerci, yemenici, bakırcı, kalaycı, tenekeci, marangoz, sepetçi, çinici, bıçakçı, şekerci, kebapçı gibi birçok mesleğin kullandıkları aletleriyle birlikte canlandırmaları yer alıyor.

Bu müze, European Museum Forum’un Mayıs 2006’da Lizbon’da düzenlediği ödül töreninde, Avrupa’nın ödüllü müzeleri arasına girmiş. Gerçekten Bursa’yı yakından tanımak için, gezmesi çok keyifli bir müze olmuş, çok beğendim.

Müzeden çıkınca şehri tepeden görmek için teleferiğe gitmeye karar veriyoruz. Yarım saat kadar kuyrukta bekleyip 25-30 kişinin sıkışık tepişik bindiği vagon tipi teleferikle yaklaşık 1800 metre yukarı çıkıyoruz.

5-6 dakika süren teleferik yolculuğu çok zevkli. Ama o kadar sırada bekleyince dönerken de beklemeyi göze alamayınca tepede oyalanmadan aynı vagonla döndük. Oradan da setbaşına gidip Yeşil Türbe’ye gittik ancak tadilatta idi. Civardaki kafelerde bir yorgunluk kahvesi içip terminale gitmek üzere tekrar merkeze döndük.

Kalabalık, keyifli, tarihi aynı zamanda modern Bursa, gezilmesi gereken çok güzel bir şehrimiz.

Derya Çölaşan
Cevapla


Gezi Yazısı
» Gezi Yazısı resimleri

  Puanı : 7.1 / 10 | Oy : 55 kişi | Toplam : 389

» Bu yazıya puan ver..
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
Sorun Yanıtlayalım
İletişim