Anasayfa > Sözlük > D > Devletçilik


Reklamlar
DevletçilikDevletçilikDevletçilikDevletçilikDevletçilik
Sonuç : 5 adet ilgili resim bulundu..
Devletçilik Nedir ? Özel sektörün yetersiz kaldigi yerde yatirimlarin bizzat devlet tarafindan yapilmasini öngören ekonomik bir ilkedir. Özel tesebbüsü reddetmez. Türkiye'de Cumhuriyet'in ilanindan sonra devletçi ekonomik sistem uygulanmaya baslandi. Devletçilik, ekonomik alanda dogrudan dogruya devletin müdahalesini öngören sistemdir.

Devlet : Toplum halinde yasayan insanlarin, aralarindaki düzeni kurmak ve sürdürmek için olusturduklari güce devlet denir.

Devletçilik İlkesinin Uygulanma Nedenleri :


1. Halkin elinde yeterli sermaye olmamasi nedeniyle özel isletmeciligin ülke ihtiyaçlarini karsilayamamasi.
2. Girisimci sinifin yetersizligi ve teknik eleman sikintisi.
3. Türk insaninin daha çok tarima ve devlet memurluguna egilim göstermesi.

Devletçi Ekonominin Amaçlari :


1. Devletin büyük isletmeleri ve önemli hizmetleri dogrudan dogruya yerine getirmesi
2. Fiyatlarin piyasada arz ve talebe göre kendiliginden olusmasina müsaade etmemesi.
3. Üretilen mamullerin fiyatini belirlemesi
4. Ekonomideki hedeflerin beser yillik planlar halinde belirlenmesi
5. Özel isletme ve devlet isletmesinin ayni anda bulunmasi anlamina gelen "karma ekonomi"nin benimsenmesi.

Atatürk'ün Devletçilik Anlayışı


Doç. Dr. Hasan Yüksel
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 35, Cilt: XII, Temmuz 1996


Batı Avrupa’da meydana gelen Endüstri Devrimi’nden ve ekonomik gelişmelerin sonucu oluşan toplumsal değişmelerden habersiz kalan Osmanlı İmparatorluğu, bu yüzden Avrupa’daki topraklarından gerilerken ekonomik yönden de hızla bağımsızlaştı ve XIX. yüzyılda birden bire Avrupa endüstrisiyle karşılaşan Osmanlı zanaatları da hızlı bir şekilde eriyip tükendi.

Geleneksel savaş sanayisi dışında ancak XIX. yüzyıl ortalarında ekonomiye aktif olarak katılan imparatorluğun, 1917’de yayınladığı 1913 (1329) - 1915 (1331) seneleri Sanayi İstatistiği’nde, 1913’te mevcut 252 işletmenin 239’u işler durumda iken, 1915’te kurulu 264 işletmenin ancak 182’si faaliyetini sürdürmekte idi. Bu 264 işletmenin yalnızca 6O’ı devletin ve Türk uyrukluların elinde bulunuyordu.

Mustafa Kemal, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş nedenini araştırırken, Osmanlı Devleti’nin iktisat yüzünden çöktüğünün, dolayısıyla Cumhuriyetin varlığını sürdürebilmesi için bir “iktisadiyat devleti” olmak zorunda olduğunun altını çizmiştir.

Cumhuriyetin sivil ve asker bütün kurucularının gözünde bu yeni devletin bekasını ilgilendiren en temel sorunların başında ekonomi gelmektedir. Örneğin yeni kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyeti’ne fikir ve düşünceleriyle Ziya Gökalp’ten sonra büyük katkıda bulunan Celâl Nuri İleri, “İnkılâbın nihayî zaferi, Türk milletinin kati istihlası ve medeniyet-i umumiye dahilinde edinmek istediği mevkiin temini bir tek şartla muallaktır, ki o da kelimenin hatta adi manasıyla zenginlik, maddî ve meşru zenginliktir” der ve o günkü Türkiye’nin ekonomik yapısı ile Avrupa’yı karşılaştırırken de, “iktisadın Avrupa’da ve
Amerika’da birkaç asırlık ananesi var. Ticarî münasebetler bir günde peyda edilemez. Hele sanayi hem örf ve anane, hem sermaye, hem de ilim ve aliyat meselesidir. Ziraat bile ibtidailikten çoktan çıktı. (...) Acaba bizde yüz seneden beri devam edegelen bir şirket değil bir firma, bir servet gösterilebilir mi? Ticaretin anane haline geldiği bir memlekette becerikli bir tacirin oğlu vefat eden babasının ticaretini temadi ettiriyor (...) Bizde bu ayarda tacir, zürra, sanatkâr bulunmak şöyle dursun, marangoz, doğramacı, demirci, kuyumcu makulesi hirfetkârların adedi bile ihtiyaca kâfi gelmekten pek uzaktır.

Vaktiyle hakir addedilen bu sanatları Rumlar, Ermeniler, Yahudiler icra ederlerdi. Onlar da şimdi kalmadı. Türk ma’şeri hirfet erbabının azlığından dolayı bir buhran geçiriyor” der.

İşte Celâl Nuri Bey’in tasvir ettiği bu koşullar altında Millî Mücadele’yi zaferle bitiren Türk ulusunu büyük ekonomik ve sosyal sorunlar beklemekte idi. Bu nedenle 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihinde İzmir’de Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nde çok önemli kararlar alınmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk bu kongrede ekonominin devlet hayatındaki önemini belirtirken şöyle demektedir:
“Millî egemenlik ekonomik egemenlikle pekiştirilmelidir. Bu kadar büyük amaçlar, bu kadar kutsal ve ulu hedeflere kağıtlar üzerinde yazılı genel kurallarla, istek ve hırslara dayanan buyruklarla varılamaz. Bunların bütün olarak gerçekleşmesini sağlamak için, tek kuvvet en kuvvetli temel, ekonomik güçtür. Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa kazanılacak başarılar yaşayamaz, az zamanda söner”.

Mustafa Kemal, gerçek kurtuluşun ekonomik egemenlikle sağlanacağını belirtmiştir. 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanması ile yeni bir devreye girilmiş, sağlanan barış ve Cumhuriyet’in ilanı ile kurulan yeni siyasal düzen, ekonomik alanda da toplanma ve kalkınma tedbirlerinin alınmasına ortam hazırlamıştır. Bunun üzerine İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlarda kongrenin en örgütlü grubu olan ve diğer grupları, hatta siyasi kadroları da peşinde sürükleyen İstanbul’un cılız sanayici ve tüccar kesiminin önerdiği liberalizm benimsenmiştir. Bu kongrede temsil edilen tüm toplum katmanları kendi açılarından uygulanması gereken hususları dile getirmişlerdir. Kongrede egemen olan husus, ekonominin kendi kuralları içinde yürümesi devletin hiçbir müdahalede bulunmaması doğrultusunda olmuştur. Bununla beraber devletin ekonomik yaşam içerisinde faaliyet gösteren muhtelif kuruluşlara destek sağlaması, ama bu desteğin hiçbir şekilde kendilerini serbest piyasa düzeni içindeki faaliyetlerini sınırlama yolunda olmamalıydı. Özellikle İstanbul Sanayici ve Tüccar kesiminin temel düşüncesinin bu doğrultuda olduğu bilinmektedir. Bu amaçla geniş teşvik tedbirleri alınıp uygulandı. Özel kesimin kredi gereksinimlerini karşılamak amacıyla 1924’de Türkiye İş Bankası’nın kurulması ve 1927’de Teşvik-i Sanayi Kanunu’nun çıkarılması, millileştirilen yabancı şirketlerle Osmanlı’dan miras kalan kuruluşların işletmesinin özel kesime bırakılması hep bu ekonomi politikasının göstergeleriydi. Örneğin tuz tekeli yerli bir anonim şirkete, petrol ve benzin tekeli ABD’nin Standart Oil firmasına, kibrit tekeli diğer bir başka Amerikan şirketine, ispirto ve alkollü içkiler tekeli bir Polonya şirketine ihale edilmiştir. Bu yıllarda Cumhuriyet yönetiminin özel sektörden yana nasıl bir politika izlediğini 1927’de çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunu açıkça göstermektedir.

Aslında Lozan Antlaşmasının temel hükümleri devletin ekonomiye geniş ölçüde müdahale etmesini engellemekteydi. Buna 1929 yılına değin gümrük resimlerinin Birinci Dünya Savaşı öncesi düzeyde tutulmasını zorunlu kılan hüküm örnek olarak verilebilir. Cumhuriyet’in kurucuları iktisadi politika açısından Batı Ülkeleri’ne, liberal düşünceye dayalı ekonomik bir güvence verirlerken Keynes’in deneyim ve eleştirilerinden de yararlanmışlardır. Hatta Lozan Barış Toplantılarına katılmadan önce Fethi Okyar Bey’in çevirdiği Keynes’in meşhur eserinin Ankara Hükümeti’nce resmen basılması ilgi çekicidir. İngiltere’de basıldıktan kısa bir süre sonra Türkiye’de de bu kitabın resmen basılması, bizi barış görüşmelerine giden heyetin bu kitaptaki görüşlerden yararlandığı düşüncesine götürebilir.

1929 Dünya İktisadi Bunalımı’nın yaratmış olduğu büyük ekonomik deprem liberal iktisadi düşüncenin sarsılmasına neden olmuştur. Hatta o günlere kadar liberalizmin ekonomik kurallarına sıkı sıkıya bağlı bulunan çevreler bile bu konuda kuşkularını dile getirmeye başlamışlar ve çeşitli çıkış yolları aramaya girişmişlerdir. Geride bırakılan yıllar içerisinde özel kesime, özellikle sanayicilere tanınan geniş ayrıcalıklara rağmen, sanayileşme yolunda önemli bir ilerleme kaydedilmemiş, buna mukabil düşük gümrük tarifelerinden yararlanarak spekülasyon yönü ağır basan bir ticari faaliyet sürdürülmüştür. Ayrıca bu dönem Cumhuriyet Türkiye’sinde özel kesimdeki ilkel sermaye birikiminin cılızlığı, teknik ve ekonomik bilgi birikiminin kıtlığı sebebiyle, Teşvik-i Sanayi Kanunu ile sağlanan avantajlara karşın, bu sektör kendisinden beklenen gelişimi göstermemiştir.

İşte 1929’da ABD’de başlayan, kısa sürede Avrupa’nın yanı sıra Türkiye’yi de etkisi altına alan büyük ekonomik bunalım sonucu Lozan Barış Antlaşması’nın getirdiği bazı kısıtlamaların kalkması ve Batı Ülkelerine liberal düşünceye dayalı olarak verilmiş olan ekonomik güvenceden vazgeçilmesi, liberalizm yerine devletçilik politikasının benimsenmesine ve uygulanabilmesine olanak sağlamıştır. Bunun üzerine 17 Mayıs 1931’de yapılan CHP 3. Kurultayı’nda Lâiklik ve İnkılâpçılık’ın yanısıra Devletçilik de parti ilkesi olarak kabul edildi.

Atatürk’ün, Türk Devletçilik Anlayışı, Afet İnan tarafından yayınlanan “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Elyazıları” adlı kitapta şu şekilde ifade edilmekte: “Tatbik ettiğimiz devletçilik ferdi mesai ve faaliyeti esas tutmakla beraber mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi ma’muriyete eriştirmek için milletin umumi ve yüksek menfaatlerini icap ettiği işlerde bilhassa iktisadi sahada fiilen alakadar etmektedir”.

Atatürk bir yazılı açıklamasında da, Türk Devletçilik Anlayışını yanlış yorumlara yer bırakmayacak şekilde şöyle ifade etmektedir: “Bizim tatbikini uygun gördüğümüz, ‘mutedil devletçilik prensibi’, bütün istihsal ve tevzi vasıtalarını fertlerden alarak, milleti büsbütün başka esaslar dahilinde tanzim etmek gayesini takip eden sosyalizm prensibine müstenid kollektivizm yahut komünizm gibi hususi ve ferdi iktisadi teşebbüs ve faaliyete meydan bırakmayan bir sistem değildir”.

“Türkiye’nin tatbik ettiği devletçilik sistemi, ondokuzuncu asırdan beri sosyalizm nazariyecilerinin ileri sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu Türkiye’nin ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiye’ye has bir sistemdir. Devletçiliğin bizce manası şudur: Fertlerin hususi teşebbüslerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin bütün ihtiyaçlarını ve birçok şeylerin yapılmadığını gözönünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk vatanında asırlardan beri ferdi ve hususi teşebbüslerle yapılmamış olan şeyleri bir an evvel yapmak istedi... Bizim takip ettiğimiz yol görüldüğü gibi liberalizmden başka bir yoldur”.

İşte Mustafa Kemal Atatürk’ün çeşitli vesilelerle açıklamış olduğu devletçilik, planlı ekonomiyi zorunlu kılmıştır. Bunun sonucu 1933 yılında Türkiye Cumhuriyeti kararlı bir şekilde ve belirli sistemler benimseyerek karma ekonomi dönemine girmiştir. Böylece Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı kabul edilmiştir. Planın temel hedefi üç beyaz olarak anılan ve hemen hemen tümü ithalat yolu ile karşılanan un, şeker ve beyaz pamuklu kumaş ihtiyacının yerli üretimle elde edilmesiydi.

Bu plan çerçevesinde Sümerbank Yasası ve 1935’de çıkarılan yasayla Etibank’ın kurulması, 1937’de Devlet Ormanları Genel Müdürlüğü’nün kurulması ve nihayet İkinci Dünya Savaşı başlarında 18 Ocak 1941’de çıkarılan Milli Korunma Kanunu ile devletin ekonomideki ağırlığı giderek artmış ve sistemleştirilmiştir. Liberal politika vaadiyle iktidara gelen Demokrat Parti’de bu yasayı yürürlükte bırakmıştır. Bu yasa ancak 16 Eylül 1960’da kaldırılmıştır.

Yeni kurulan Cumhuriyet Türkiyesi’nde devletçiliğin fonksiyonlarının bir kısmını şöyle sıralamak mümkündür.
1- Cumhuriyet’in ilk 20 yılında Devlet İşletmeleri “Batılılaşma sürecini hızlandırmış ve yaygınlaştırmış”tır.
2- Sınırlı bir sanayileşme süreciyle birlikte sayısı artan ücretli işçi kesiminin önemli bir bölümünün devlet işletmelerinde istihdam edilmesi, kendisini bir ölçüde kurulu düzenle özdeşleştiren bir işçi kesimi yaratmıştır.
3- Devlet İşletmeleri aynı zamanda “Çağdaş Yurttaş” yetiştiren eğitim kurumları işlevi görmüşlerdir.
4- Devlet sektöründe çalışan işçilere genellikle 1970’lere kadar özel sektörden daha yüksek maddi olanaklar tanınmıştır. Bunun karşılığında bu kesim işçilerden beklenen siyasal suskunluk olmuştur. Nitekim Türkiye’de sendikacılık hizmetlerinin hızlandığı dönem olan 1960 sonrasında, devlet işletmeleri bu hareketliliğe ayak uydurmamış ve 1970’lerde genelde siyasal düzenden yana tavır alan Türk-İş Sendikası işçi sayısı üstünlüğünü korumuştur.
5- Devlet İşletmelerinin yönetim kurullarında, siyasal sadakatları kanıtlanmış olan emekli kadrolar tekrar istihdam edilerek, siyasal iktidarın bu kurumlardaki sacayakları oluşturulmuştur.
6- Bunalımlarda, işsizliğin arttığı dönemlerde, devlet işletmelerinde ihtiyaç fazlası işçi çalıştırılmasının siyasal dengeler gözönüne alınarak gerçekleştirildiği görülmektedir. Devlet İşletmelerinin yurt sathında yaygınlaştırılmasıyla elektrik, yol, haberleşme gibi altyapı hizmetlerini beraberinde bu yörelere ulaştırmayı hızlandırmıştır.

Sonuç olarak, yaklaşık 1930-1980 yılları arasında ekonomide uygulanan devletçilik anlayışının, Türkiye’de Cumhuriyet Rejiminin yerleşmesinde önemli rol oynadığı; ancak, XXI. yüzyıla girerken devletçiliğin artık fonksiyonunu tamamladığı söylenebilir. Çünkü Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal bir devrimciydi ve amacı Türk toplumunu çağdaş medeniyet seviyesine ulaştırmaktı. İşte, bugünkü küçülen dünyada Cumhuriyet Türkiye’si için Pazar Ekonomisi en ideal ekonomik model olarak görülmektedir.

Devletçilik | Ekleyen: | Tarih: 10-Nov-2011 11:40. | Bu yazı 156748 kez okundu..

Devletçilik ile ilgili diğer yazılar..


İlgili Yazilar

Devletçilik İlkesi

Devamini Oku
Devletçilik İlkesi : Özel sektörün yetersiz kaldigi yerde yatirimlarin bizzat devlet tarafindan yapilmasini öngören ekonomik bir ilkedir. Özel tesebbüsü reddetmez. Devlet, toplum halinde yasayan insanlarin, aralarindaki düzeni kurmak ve sürdürmek için olusturduklari güce denir. Devletçilik, ekonomik alanda dogrudan dogruya devletin müdahalesini öngören sistemdir. Türkiye'de Cumhuriyet'in ilanindan sonra devletçi ekonomik sistem uygulanmaya baslandi. Bunun nedenleri : Halkin elinde yeterli sermaye olmamasi nedeniyle özel isletmecili...

Devletçilik İlkesinin Uygulanma Nedenleri

Devamini Oku
Devletçilik Nedir ? Özel sektörün yetersiz kaldigi yerde yatirimlarin bizzat devlet tarafindan yapilmasini öngören ekonomik bir ilkedir. Özel tesebbüsü reddetmez. Türkiye'de Cumhuriyet'in ilanindan sonra devletçi ekonomik sistem uygulanmaya baslandi. Devletçilik, ekonomik alanda dogrudan dogruya devletin müdahalesini öngören sistemdir. Devlet : Toplum halinde yasayan insanlarin, aralarindaki düzeni kurmak ve sürdürmek için olusturduklari güce devlet denir. Devletçilik İlkesinin Uygulanma Nedenleri : 1. Halkin elinde yeterli sermaye olma...

Atatürkün Devletçilik Anlayışı

Devamini Oku
Devletçilik Nedir ? Özel sektörün yetersiz kaldigi yerde yatirimlarin bizzat devlet tarafindan yapilmasini öngören ekonomik bir ilkedir. Özel tesebbüsü reddetmez. Türkiye'de Cumhuriyet'in ilanindan sonra devletçi ekonomik sistem uygulanmaya baslandi. Devletçilik, ekonomik alanda dogrudan dogruya devletin müdahalesini öngören sistemdir. Devlet : Toplum halinde yasayan insanlarin, aralarindaki düzeni kurmak ve sürdürmek için olusturduklari güce devlet denir. Devletçilik İlkesinin Uygulanma Nedenleri : 1. Halkin elinde yeterli sermaye olma...

Devletçilik İlkesi İle İlişkili Yapılan İnkılaplar

Devamini Oku
Bazı özel Türk kuruluşlarının devletleştirilmesi Milli Korunma Kanunu Yabancılara ait ekonomik kuruluşların devletleltirilmesi Kalkınma planlarının hazırlanması (I. ve II. bel yıllık sanayi planları) Devlet Bankalarının kurulması (Sümerbank, Etibank) ...

Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık
Ziyaretçi
Tarih: 15:39:24 07.03.2009  Güncelleme: 16:06:04 07.23.2009

Re: Devletçilik

HEP KLASİK TANIMLAR BİRAZ DAHA GÜNCEL TANIMLAR BEEKLİYORUZ
Cevapla
egina
Tarih: 13:59:54 11.04.2009  Güncelleme: 13:59:54 11.04.2009
Webmaster
Tarih: 07.16.2008
Nereden:
Gönderiler: 72

Devletçilik

Devletçilik
(Atatürk İlkeleri)



Tanımı: “Türk toplumunun ve devletinin ekonomik ve sosyal kalkınmasını gerçekleştirmek için devlet işletmeciliği ile özel sektör işletmeciliğinin birlikte ve uyum içinde çalışmasıdır.”

Anayasamızda yer alan devletçilik ilkesi; toplumsal, ekonomik ve kültürel kalkınmada devletin üstlenmesi gereken görevleri açıklar. Genel anlamı ile, özel girişimin yetki ve gücü dışında kalan ekonomik kalkınma ve örgütlenmeyi gerçekleştirme ilkesidir.

Genel olarak devletin iki ödevi vardır;

a)Ülke içinde güvenliği ve adaleti sağlayarak, yurttaşların özgürlüğünü ve güvenliğini korumak.

b)Savunma için her an hazır bulunmak ve başka çare kalmazsa ülkeyi silâhla savunmaktır.

Bunlardan başka devletin, bayındırlık, eğitim, kültür, sağlık, tarım, ticaret ve sanayiye ilişkin ekonomik etkinliklerde de görevleri bulunmaktadır.

Atatürk, devletçiliği şöyle açıklar:

“Bizim takip ettiğimiz devletçilik, bireysel çalışmayı ve gayreti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi bayındırlaştırabilmek için, milletin genel ve yüksek çıkarlarının gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik sahada devleti fiilen ilgili kılmak mümkün esaslarımızdandır.”

Devletçilikle ilgili dile getirdiği diğer ifadeler ise şöyledir:

“Bizim izlemeyi uygun gördüğümüz devletçilik prensibi bütün üretim ve dağıtım araçlarını fertlerden alarak milleti büsbütün başka esaslar içinde düzenlemek amacını güden, özel ve kişisel ekonomik teşebbüse ve faaliyete meydan bırakmayan sosyalizm prensibine dayalı kolektivizm, komünizm gibi bir sistem değildir. Özet olarak bizim güttüğümüz “devletçilik” ferdi çalışma ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha, memleketi bayındırlığa eriştirmek için, milletin genel ve yüksek menfaatlerinin gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik alanda, devleti fiilen ilgilendirmektir.”

“… Devletin siyasal ve düşünsel hususlarda olduğu gibi bazı iktisadi işlerde de düzenleyici rolü prensip olarak kabul edilmelidir. Buradaki güçlük; devlet ile ferdin karşılıklı faaliyet alanlarını ayırmaktır. Devletin faaliyet sınırını çizmek ve dayanacağı kuralları tespit etmek, diğer yandan da vatandaşın ferdi teşebbüs ve faaliyet özgürlüğünü kısıtlamak, devleti yönetmekle yetkili kılınanların düşünüp tayin etmesi gereken bir meseledir. Prensip olarak devlet, ferdin yerine geçmemelidir. Fakat, ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. Bir de ferdin kişisel faaliyeti, ekonomik gelişmenin esas kaynağı olarak kalmalıdır. Fertlerin gelişmesine engel olmamak, onların her bakımdan olduğu gibi özellikle ekonomik alandaki özgürlük ve teşebbüsleri önünde, devletin kendi faaliyeti ile bir engel vücuda getirmemesi, demokrasi prensibinin önemli esasıdır. O halde diyebiliriz ki, ferdî teşebbüs gelişmesinin bir engel karşısında kalmaya başladığı nokta, devlet faaliyetinin sınırını teşkil eder. Bu bakımdan genellikle belli zaman ve alanda sürekli bir özel nitelik gösteren ekonomik bir işi, devlet üzerine alabilir.” (Afet İnan-M. Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, sh. 66, 67)

Atatürk askeri bir dahi ve karizmatik bir lider olduğu gibi, aynı zamanda büyük bir devrimciydi. O dönemlerde, Türkiye Cumhuriyetinin çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşabilmesi ve kültürel açıdan gelişmiş toplumların aktif bir üyesi olabilmesi için, modernize edilmesi çok önemli idi. Mustafa Kemal ülkesindeki yaşamı modernize etmiştir. Atatürk 1924 ile 1938 yılları arasında, insanlarının kurtuluşları ve hayatta kalabilmeleri için yaşamsal öneme sahip olan devrimleri hayata geçirmiştir. Tüm bu devrimler, Türk halkı tarafından büyük bir coşku ile karşılanmıştı.
Cevapla
egina
Tarih: 14:01:45 11.04.2009  Güncelleme: 14:01:45 11.04.2009
Webmaster
Tarih: 07.16.2008
Nereden:
Gönderiler: 72

Devletçilik

Devletin iktisadî hayata müdahalesini, Ö nemli ve büyük endüstri işletmelerine sahip olmasını, mal ve hizmet üretmesini, bazı ikti­sadî ve sosyal fonksiyonların devletin tekelin­de olmasını savunan doktrin ve görüşlerden oluşan bir sentezdir. Klasik iktisatçılara göste­rilen tepkiler ile serbest piyasa ekonomisi ve özel girişim hürriyetini hoş görmeyen tercihle­rin devletçiliğin ort Aya çıkmasında rolü büyük-lür. devletçilik Liberalizm ile sosyalizm arasın­da yer alır. Önemli büyük üretim kaynakları­nın devlet tarafından işletilmesini savunur. Devletin iktisadî hayata doğrudan doğruya müdahale ettiği bir siyasal- Ekonomik Sistem olarak gelişmiştir.
Devletçiliğin bilimsel kimliği iyice belirgin olmamakla beraber Hegcl, Marks, Saint Si-mon, List, Fichtc gibi kişilerin düşüncelerin­den etkilenmiş ve XIX.yü/.yılda Liberalizme tepki olarak doğmuştur. Devletin ekonomiye doğrudan müdahale etmemesi, sanayileşme ile birlikte bazı sosyal ve ekonomik problemle­rin ort aya çıkmasına sebeb olmuşııır. Serbest piyasada güçlünün güçsüzü ezmesi, işçi yığınla­rının sefaleti, kadın ve çocukların gayri insanî şanlarda çalıştırılmalar! ve yoksulluğu, libera­lizm düşüncesini sarsarak devletin ekonomiye müdahalesini zorunlu hale gelirin iştir.

Siyasal planda genel oy hakkının yaygınlaşması, de­mokrasinin yerleşmesi, yoksul yığınların dev-leı mekanizmasına talepleri daha rahat iletme imkanı vermiştir. Ayrıca, daha kısa dö Nem içe­risinde kalkınmak amacında olan ülkelerde, sermaye birikiminin yetersizliği sebebiyle dev­letin ekonomik hayata doğrudan girmesi ge­rekmiş ve önemli yatırımlar devlet tarafından başlatılmıştır.

Devletçilik esas itibariyle üç önemli özelliğe sahip olmuştur

Ekonomik iktidarı sermaye gücünden alıp kamu gücüne vermiştir.

Üre­tim araçları mülkiyetini Özel sektör aleyhine ve devlet lehine geliştirmiştir.

Temel ekono­mi politikasının seçilmiş temsilciler tarafın­dan değil atanmış ekonomi şefleri tarafından belirlenmesini savunmuştur.

Türkiye’de devletçilik XIX.yüzyıIın son çey­reğinden itibaren görülmüştür. Osmanlı Dev­letinde Şark Demiryolları’nın inşası, bazı alan­larda yerel ve ulusal işletmelerin kurulmasına devletin adı altında imtiyaz verilmesi şeklinde olmuştur. Asıl devletçilik Cumhuriyet döne­minde 1930′Larda başlatılmıştır. 1929 dünya ekonomik bunalımının etkisiyle ve uygulanan liberal ekonomi politikalarının yetersiz kalma­sı üzerine devletçilik ekonomik politikası be­nimsenmişi ir.

Benimsenen devletçilik politika­sı, özel teşebbüse karşı olmamış ve müdahale­cilik ve plancılık kavramlarıyla özdeşleşmiş­tir. 1931 yılında devletçiliğin CHP’nin ilkele­ri arasına girmesiyle bir yandan sanayileşme­nin devlet eliyle gerçekleştirilmesi için Sümer-bank, Etibank, maden Teknik Arama Enstitü­sü, Elektrik işleri Etüt idaresi gibi işletmeler kurulurken diğer yandan I.Beş yıllık sanayi Planı hazırlanmıştır. Ayrıcaimtiyazenyabancı­ların ellerinde bulunan kuruluşların devletleş­tirilmesine de gidilmiştir.

Bu dönemdeki dev­letçilik “özel sektörün yapamadığını devlet ya­par” cümlesi ile formüle edilmiştir. Sermaye birikiminin yetersizliği sebebiyle ekonomi ala­nında devlete düşen iş giderek büyümüş ve Devlet Üretme Çiftlikleri, Tarım Mahsulleri Ofisi, Türkiye Ziraî Donatım Kurumu gibi ku­rumlarla devlet tarım alanına da el atmıştır. II.Dünya Savaşı yıllarında Millî Koruma Ka­nunu ile devletin ekonomik alandaki gücü art­tırılmıştır. 1950′den itibaren özel sektör de kı­pırdanmaya başlamış ve giderek gücünü arttır­mıştır. Fakat özel sektörün giderek güçlenme­si devletçiliğin gerilemesine sebep olmamış­tır.

1961 anayasası kamunun ve özel sektörün birlikte faaliyet gösterdikleri Karma ekonomi modelini benimsemiştir. Planlı dönemde devlet yatırımlarının planlanması için DPT kurul­muştur. Toplam yatırımlar içinde devlet yatı­rımlarının p ayı % 50′nin biraz üzerinde ger­çekleşmiştir. Kamu iktisadî Teşekküllerinin ekonomiye külfeti, verimli çalışmamaları yü­zünden giderek artmış ve enflasyonun başlıca sebebi olmuştur. 1983′te iktidara gelen Anava­tan Partisi, dünyadaki ve özellikle de ingilte­re’deki uygulamayı dikkate alarak KiT’lerin özelleştirilmesi programını başlatmıştır. Bu uygulamayı devletçilikten geriye dönüşün bir ifadesi olarak almak mümkündür.
Cevapla
egina
Tarih: 14:03:43 11.04.2009  Güncelleme: 17:30:06 03.14.2014
Webmaster
Tarih: 07.16.2008
Nereden:
Gönderiler: 72

Devletçilik

Devletçilik Nedir?
Topluluk işlerinin, özellikle büyük sanayi ve ziraat işlerinin devlet eli ile yürütülmesini amaç edinen bir doktrin . Devletçilik siyasetine bağlı bulunan faaliyet arasında, özellikle, kamu menfaatlerinin yapılmasını gerekli kıldığı ve özel teşebbüs tarafından (ya fazla sermaye istemesi ya da gerekli kâr sağlamaması sebebi ile) yapılmayan ya da yapılamayan işler yer alır.

DEVLETCILIK ŞUDUR;
Anayasamizda da yer alan devletcilik ilkesi, tum ulkelerin ortak amaci olan toplumun esenlik ve mutlulugunui saglayici toplumsal, ekonomik ve kulturel kalkinmada devletin ustlenmesi gereken gorevleri saptayan bir yontemdir. Genel cizgileri ile ozel girisimin yetki ve gucu disinda kalan ekonomik kalkinma ve orgutlenmeyi devlet eliyle ve araclari ile ggerceklestirmek ilkesidir.
Anayasamizin devletin gorev ve sorumlulukguna biraktigi, yerine getirmekle yukumlu oldugu bellibasli gorevleri saptayan maddeleri, devletin, ulusun bireylerinin ve tumunun esenlik ve mutlulugu ile ulkenin guvenlik ve bagimsizliginin korunmasi esaslarini kapsar.
Genel olarak her devletin temel iki odevi vardir:
a. Ulke icinde guvenligi ve adaleti kurmak ve surdurmek, bu suretle yurttaslarin her cesit ozgurluklerinni dokunulmazlik altinda bulundurmak,
b. Dis siyasal ve oteki uluslarla iliskileri iyi yoneterek, ulkede her cesit savunma guclerini, her an hazir tutarak ulusun bagimsizligini guvence altinda tutmak ve bu ugurda baska care kalmazsa, silahla savunmaktir.
Denebilir ki devletin olusturulmasinda amac bu iki temel odevin yerine getirilmesini saglamaktir. Cunku bu odevlerin yurttaslarin birey olarak yapmaga guclerinin yetmeyecegi islerdir.
Bunlardan baska devletin ilgilendigi bellibasli isler, bayindirlik, egitim, kultur, saglik ve sosyal yardim, tarim, ticaret ve sanayiye iliskin ekonomik etkinliklerdir.
Tarimla, tecimle, sanayi ile ekonomik islere devletin girmemesi, bireylere birakmasi gerektigi gorusunde bulunan kurama “bireycilik” derler. Ulusun genel ve ortak cikarlarina ait, siyasal ve dusunsel islerde oldugu gibi her turlu ekonomik islerin de bireylere birakilmayip devlet tarafindan yapilmasinin daha uygun olacagini savunan kurama da “devletcilik” denir.
Devletin temel iki odevinin yaninda ekonomik amacli odevler, dogrudan dogruya devletin zorunlu gorevlerinden gorunmemekle birlikte, ana gorevlerinin yerine getirilmesinde etkindirler. Vatandasin guvenligini ve esenligini her seyin basinda dusunmek ve saglamakla yukumlu olan devletin, ana gorevlerinin yerine getirilmesinde son derece etkili ekonomik amacli odevleri de bireylere ya da ortakliklara tumuyle birakabilmek icin, bu islerin devletin el koymasina ve yardimina gerek kalmadan yurutulecegine, devletin temel odevlerini yerine getirmekte guclukler yaratmayacagina guvenmesi gerekir.
Bu gibi islerde, bireylerin kurmaya olanak bulamayacaklari genis ve guclu orgutler gerekebilir. Ya da bu gibi islerde yeterince cikar elde edemeyecekleri icin, o islerden vazgecerler. Oysa ki o isler, ulusca yasamsal bir onem tasiyabilir. Iste devlet onu yapmak zorunda bulunur.
Devletin, bireye gore amaci cok farkli bir ozellik tasir. O, toplumun ortak cikarini ve ilerlemesini dusunur. Bireyleri, ozel cikar hirsindan ne olcude uzaklastirmak olanaklidir, dusunulmeye deger.
Anayasamizda da yer alan bu ilkenin, ozellikle halkcilik ilkesini butunleyici, halkcilik ilkesinin gerceklesmesini saglayacak bir yontem oldugu gozden uzak tutulmamalidir. Bu ilke, yuzyillar boyu saglanmis teknik gelismeleri, sanayii kisa surede yurtta saglamayi istemekte, ona calismakla birlikte, bunlari basarmis ulkelerin, yaptiklari buyuk yanlisliklara, icine dustukleri buyuk zorluklara ve celiskilere ugramamak icin ortaya konmus ve Ataturk tarafindan gerceklestirilmeye baslanmistir. Ataturk ilkeleri arasinda ozel bir yer tutan devletcilik, ulus birligini, ulus butunlugunu siniflara parcalamamak; bu siniflar arasinda ulus varligini sarsan, yipratan catismalara, karsitliklara dusmemek amacina yoneliktir.
Devletcilik ilkesi, devlet ile bireyin etkinlik alanlarini saptarken ozel ve bireysel ekonomik girisim ve etkinliklere set ceken, onlari yok eden bir yontem degil, ilke olarak devleti bireyin yerine koymamak, fakat bireyin gelismesi icin genel kosullari hazirlamak ve bireyin kisisel etkinligini ekonomik ilerlemenin ana kaynagi olarak gormek anlayisidir.
Kurtulus Savasimiz, “birlik ve dayanisma” ile anamalciligin somurgeciligine karsi kazanilmisti. Genc Turkiye Cumhuriyeti de bu birlik ve dayanismayi toplumun gelismesi atilimlarinda gerceklestirmek zorundadir. Nasil, cumhuriyet yonetiminin kurulus baslangicinda somurucu, anamalci ve isci siniflari yoksa, cagdas uygarlik yolundaki gelismelerde de sinif karsitliklarina, catismalarina dusmeden toplum yapisinda ekonomik ve kulturel dengeler saglamak da devletciligin amaclari arasindadir. Devletciligin bu anlamda uygulanisi, cagimiza ve gelecege uygun ozgun bir girisimdir. Ataturk devletciligi, Turk ulusu icin oldugu kadar, onun durumunda olan egemenlikleri, ozgurlukleri icin savasan, anamalci ulkelerin somurulerinden kurtulmak cabasinda olan uluslar icin de toplumsal bir kosul, bir gerekirciliktir.
Devletcilik ilkesi, dogumu, denemesi, uygulanmasi ile ulusal; amaci ve gelecegi ile evrenseldir.

Devletçilik ilkesi ile ilgili o yıllarda çıkan gazete haberleri

Cevapla


Devletçilik
» Devletçilik resimleri

  Puanı : 6.4 / 10 | Oy : 48 kişi | Toplam : 308

» Bu yazıya puan ver..
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
Sorun Yanıtlayalım
İletişim