Anasayfa > Sözlük > D > Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi


Dil, edebiyatın temel taşı olduğu gibi kültürün de taşıyıcısıdır.Bir milletin
yarattığı edebiyat, o milletin kültür birikiminin bir yansımasıdır. Dil olmadan ne kültür ne de edebiyat olur. Bu üç öğe birbirini tamamlar.

Kültür, bir toplumun tarihi gelişme süreci içinde meydana getirdigi maddi ve manevi degerlerin bütününü ifade eder.Bir dil sanatı olan edebiyat da kültürün içinde yer alır.

Gerçekte kültürün temelini dil oluşturur. Çünkü Dil, bir çok kültür degerinin yaratıcısı oldugu gibi bir çogunun da taşıyıcısı durumundadır. Maniler,türküler,destanlar,atasözleri, masal ve tekerlemeler, dil ürünü olarak ortaya çıkar. Yüksek kültür degerleri arasında yer alan edebi eserlerde dogrudan dile dayanır.Kaldıki kültürel degerlerin çaglar boyunca korunarak kuşaktan kuşaga aktarılmasını saglayan başlıca vasıta dildir.Kuşaklar arasıdnaki kültür bagı bu yolla kurulur. Tarih bilinci bu degerlerle oluşturulur.

Dil ve Kültür'ün ortak özellikleri

1. Dil ve kültür geçmiş ile gelecek arasında bir köprü vazifesi görür.
2. Bir toplumun oluşmasında ve ayakta kalmasında ortak dil ve kültürün önemli bir payı vardır.
3. Dil ve kültür bir toplumun yaşayış biçiminden önemli izler taşır.
4. Dil ve kültür bir milletin en önemli ortak özelliklerindendir.
5. Dil ve kültür'in ikisininde ilkeleri vardır.
6. Dil ve kültür nesilden nesile aktarılabilirler.
7. Dil ve kültür geliştirilebilirler.
8. Dil ve kültür toplumsaldır.
9. Dil ve kültür birbirlerini tamamlar ve ayrılmaz bir bütünü oluştururlar.

Kültür ile edebiyat arasındaki ilişki şöyle de degerlendirileblir: Kültür ,edebiyata derinlik kazandırır; edebiyatda, kültüre canlılık katar. Kültür ile edebiyat arasındaki bu etkileşim; dil vasıtasıyla olur.

Sanat eserleri yüksek kültür degerleridir. Yüksek kültüre ancak dünya ölçüsünde sanat ve edebiyat eserleri ile varılablir.

Etiketler: Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi Nedir | Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi Nedir ? Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi Ne Demek, Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi Tanımı, Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi Örnekleri, Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi Türleri, Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi Nelerdir, Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi Hakkında Bilgi, Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi Tarihi, Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi Nerede, Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi Ödevi.
Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi | Ekleyen: | Tarih: 14-Nov-2011 14:48. | Bu yazı 88299 kez okundu..

Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi ile ilgili diğer yazılar..


İlgili Yazilar

Kültür

Bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi özelliklerin bütününe kültür denir. Kültür, bir toplumun kimliğini oluşturur, onu diğer toplumlardan farklı kılar. Kültür, toplumun yaşayış ve düşünüş tarzıdır. Kültür, genel olarak iki öğeden oluşur: a) Maddi Kültür Öğeleri: Binalar, her türlü araç-gereç, giysiler vb. b) Manevi Kültür Öğeleri: İnançlar, gelenekler, normlar, düşünce biçimleri vb. Not 1: Kültürün maddi ve manevi öğeleri arasında sürekli bir etkileşim vardır. birinde meydan...

Amaç-Sonuç Cümleleri

Eylemin hangi amaca bağlı olarak gerçekleştiği vurgulanır. Bu tür cümlelerde de "için, diye, üzere" gibi edatlardan yararlanılır. Öznenin işi, hareketi gerçekleştirme amacı ve sonucu cümle içinde verilir. Bu tür cümleler de ise iki yargının bir tanesi işin yapılma amacını anlatır ki.; yargılardan bir tanesi hâlâ yapılmamıştır. Amaç-Sonuç Cümlelerine Örnekler - Borçlarından kurtulmak için evini satmış. - Ailesini görmek için Almanya’ya gitmiş. - Başbakan, ticari anlaşmalar yapmak üzere yurtdışına çıkıyor. - Bu, bizi birbirimize ...

Sebep - Sonuç İlişkili Cümleler

Sebep - Sonuç İlişkili Cümleler : Bir cümlede ifade edilen yargılardan birinin sebep, diğerinin sonuç olabilecek biçimde kullanılmasıyla ortaya çıkan cümleler, sebep sonuç anlamı taşır. Bir cümlede sebep sonuç ilişkisi genellikle "için, ile, den dolayı, den ötürü" ilgeçleriyle kurulabileceği gibi "den / dan" eki ya da kimi bağlaç ve sözcüklerle de kurulabilir. Böyle cümlelerde "sebep" bildiren kısım başta ya da sonda olabilir. Örnek : 1 - Yoğun kar yağışı yüzünden Ankara - İstanbul seferleri iptal edilmiş. 2 - Elindeki işi bitiremediğind...

Neden-Sonuç Cümleleri

Bir cümlede ifade edilen yargılardan birinin neden, diğerinin sonuç olabilecek biçimde kullanılmasıyla ortaya çıkan cümleler, neden sonuç anlamı taşır. Bir cümlede neden sonuç ilişkisi genellikle "için, ile, den dolayı, den ötürü" ilgeçleriyle kurulabileceği gibi "den / dan" eki ya da kimi bağlaç ve sözcüklerle de kurulabilir. Böyle cümlelerde "neden" bildiren kısım başta ya da sonda olabilir. Örnek : 1 - Yoğun kar yağışı yüzünden Ankara - İstanbul seferleri iptal edilmiş. 2 - Elindeki işi bitiremediğinden bir hafta kadar yeni bir iş alam...

Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi

Dil, edebiyatın temel taşı olduğu gibi kültürün de taşıyıcısıdır.Bir milletin yarattığı edebiyat, o milletin kültür birikiminin bir yansımasıdır. Dil olmadan ne kültür ne de edebiyat olur. Bu üç öğe birbirini tamamlar. Kültür, bir toplumun tarihi gelişme süreci içinde meydana getirdigi maddi ve manevi degerlerin bütününü ifade eder.Bir dil sanatı olan edebiyat da kültürün içinde yer alır. Gerçekte kültürün temelini dil oluşturur. Çünkü Dil, bir çok kültür degerinin yaratıcısı oldugu gibi bir çogunun da taşıyıcısı durumundadır. Maniler,t...

Türk Edebiyat Tarihi

Türk Edebiyatı, Türklerin dâhil oldukları üç medeniyet ve kültür dairesine paralel olarak üç safhada incelenmektedir. 1. İslâmiyet’ten Önceki Türk Edebiyatı, 2. İslâmî Devir Türk Edebiyatı, 3. Batı Tesirinde Gelişen Türk Edebiyatı. Bu tasnif Fuat Köprülü tarafından ortaya atılmış ve edebiyat araştırmacıları tarafından bugüne dek kullanılagelmiştir. Türk Edebiyatının Devirlere Ayrılmasında Kullanılan Kıstaslar Türk edebiyatı devirlere ayrılırken değişen dil anlayışı, kültürde görülen farklılaşma, yeni dinî hayat, dil coğraf...

Dini Tasavvufi Halk Edebiyatı Türk Şiiri

Horasan’dan Ahmet Yesevi’ye bağlı erenlerin Anadolu’ya gelmeleriyle başlayan tasavvuf akımı, Anadolu’ daTasavvuf Edebiyatının doğup gelişmesini sağladı. İslam dininin ve yapılan ibadetlerin daha kolay anlaşılması amacıyla tekke çevrelerinde, halkın her kesiminin anlayabileceği şiirler söylenmeye başlandı. Zamanla bunlar gelişerek ”dini-tasavvufi Türk şiir” geleneğini oluşturdu. Tasavvuf, Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmaya, kendi varlığını, Allah sevgisiyle eritip. O’nun emir ve yasaklarına uyarak son...

Tanzimat Dönemi Edebiyatı

Tanzimat Dönemi Edebiyatı (1860-1869) Türk toplumunda, 1860-1896 yılları arasındaki edebiyat etkinlikleri, "Tanzimat edebiyatı" adı altında toplanır. "Batılılaşma" olgusunu gerek basın, gerek edebiyat yapıtları aracılığıyla yaygınlaştırmaya çalışan Tanzimat dönemi yazarları, Batı şiir, roman ve tiyatrosundan oldukça etkilendiler. Bu etkilenmeler, özellikle çeviri yoluyla gerçekleşti. Tanzimat yazarları sanat anlayışları bakımından ikiye ayrılabilir: 1 - Namık Kemal, Şinasi, Ahmet Mithat Efendi, ve Ziya Paşa'yı kapsayan birinci kuşak (1860...

Servet-i Fünun

Edebiyat-ı Cedide Nedir ? (Servet-i Fünun) : Edebiyat-ı Cedide 1896’da Servet-i Fünun dergisini çıkaran şair ve yazarların meydana getirdiği canlı bir akımdır. İmparatorluğun baskıları sonucu dağılan bu şair ve yazarlar ayrı ayrı bağlı bulundukları fikirleri yaymaya devam etmişlerdir. Edebiyat-ı Cedide şairleri, yalnız aydınlara seslenmişler, (sanat için sanat) ilkesini benimsemişlerdir. Fransız romantiklerini, parnasyonleri ve sembolist şairleri örnek almışlardır. Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Halit Ziya Uşaklıgil, Süleyman Nazif, Meh...

Dilekçe

Dilekçe, bir isteği bildirmek, bir şikayeti duyurmak veya herhangi bir konuda bilgi vermek amacıyla resmi veya özel kurumlara/kuruluşlara yazılan resmî yazıdır. Her türk vatandaşının resmî kurumlara dilekçe verme hakkı vardır ve bu hak anayasanın teminatı altındadır. Dilekçe Yazarken Nelere Dikkat EtmeliyizDilekçe yazarken aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir: 1. Dilekçe çizgisiz beyaz kağıda (A4) yazılır. teksir kağıdı, çizgili kağıt veya yarım kâğıt kullanılmaz. dilekçe metni genellikle kısa olur. Ancak bazı özel durumlarda kâğıdın ön yü...

Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık
zeus
Tarih: 16:21:54 06.04.2010  Güncelleme: 16:21:54 06.04.2010
Webmaster
Tarih: 02.24.2005
Nereden: antalya
Gönderiler: 1337

Cevaben: Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi Nedir?

DİL, KÜLTÜR ve EDEBİYAT ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
Şuayip UYANIK[*]

Büyük önder Atatürk'e göre “Millet, aynı kültürden insanların oluşturduğu toplumdur.” Demek ki, “milli kültür”, bir devleti ayakta tutan unsurların en önemlisidir. Çünkü milli kültür oluştuğunda ortaya millet çıkar. Millet ise mutlaka bir devlet oluşturur.

Dünya tarihine baktığımızda, milli kültüre sahip olmanın önemi daha iyi anlaşılarak bu ortak kültüre sahip halkların her türlü zorluğa karşı varlıklarını korudukları görülecektir. İkinci Dünya Savaşı'ndan enkaz halinde çıkmalarına rağmen kısa sürede önemli birer güç haline gelen Almanya ve Japonya bunun en güzel örneğidir.

Aynı şekilde, İstiklal Savaşı'nda Türklere yeni zaferler kazandıran, Türk Milletinin Atatürk milliyetçiliği ile tamamlanan milli kültürünün sağlamlığıdır.

Milli kültür, milli ve manevi değerlerin öğretildiği eğitim kurumlarında oluşmaya başlar. Eğitim kurumlarında, milli ve manevi değerleri öğrenen gençler ise bu değerlere sahip çıktıkları ölçüde devleti, milli birliği ve beraberliği güçlendirirler.

Atatürk'ün sözleri, ortak bir kültür oluşturan eğitimin milli birlik ve beraberlik açısından önemini açıkça ortaya koyar:

“Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin sınırları ne olursa olsun, ilk önce ve her şeyden önce Türkiye'nin bağımsızlığına, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir. Dünyada uluslararası duruma göre böyle bir mücadelenin gerektirdiği manevi unsurlara sahip olmayan kişilere ve bu nitelikte kişilerden oluşmayan toplumlara hayat ve bağımsızlık yoktur.”

Atatürk, bu sözlerle, alınan eğitimin, mahiyeti her ne olursa olsun, milli değerleri yücelten ve bunları her zaman korunması gerekli unsurlar olarak ön planda tutan bir üsluba sahip olması gerektiğini vurgular. Çünkü bir devletin sağlam temellere oturması için öncellikle milli birlik ve beraberliğini koruması gerekir. Bir devlet ne kadar gelişmiş olursa olsun, ne kadar güçlü olursa olsun eğer ortak bir kültüre sahip değilse parça parça demektir. Böyle bir devlet ise tüm gücünü kaybeder.

Milleti oluşturan unsurların en temel noktasında bireyler karşımıza çıkmaktadır. Bireylere milli beraberliğin ne olduğunu öğretmek ve milli şuuru kazandırmak ise ancak eğitimle gerçekleşebilir. Bireylere milleti için çalışmanın önemi öğretilmediği takdirde milli eğitim amacına ulaşmamış olur. Birey devletine ve dolayısıyla milletine faydasız bir insan haline gelir. Atatürk'ün vurguladığı gibi eğitimin mahiyeti ve düzeni her ne olursa olsun, gençler milli şuurun aşılayıcısı olan milli kültürümüzü öğrenecek şekilde eğitilmelidir.

Bu eğitimin başında da kültürün ilk ve temel unsuru olan dil gelmektedir. Çünkü dil, milletleri millet yapan önemli unsurlardan biridir. Bir milletin fertlerini birbirine bağlayan dil; edebiyatın da temel malzemesidir. Dil, bir milletin tarih boyunca meydana getirdiği maddî ve manevî değerlerin bütünü olan kültürün de temel unsurudur. Bu tarihî birikimi, bu kültür ve sanat mirasını genç nesillere ancak dille taşımak mümkündür.

Dil, millî kültürün ilgi alanına giren varlık dünyasını yansıtır; o milletin yapıp ettiklerinin, duyup düşündüklerinin, görüp bildiklerinin ve tüm tasavvurlarının aynasıdır. Dil, millî hafızanın, millî hatıraların, duyguların ve düşüncelerin, bütün maddî ve manevî değerlerin, bütün buluş ve icatların ortak hazinesidir. Millet denilen insan topluluğunun en önemli sosyal varlığıdır. Dilin zenginliği ya da yoksulluğu, o kültürün zenginliği ya da yoksulluğudur.

Bu süreçte kültürün temel meselesi, bağımsızlığını koruyabilmektir; yani, hayatı kendi bakış açıları, değerleri ve ölçüleri ile kurabilmektir. Her dilin kendine özel atasözleri, deyimleri, nüktelerinin olması ve bunların bir başka dile aktarılmasındaki zorluklar, her dilin ayrı bir inanç yapısının, bakış açılarının, ayrı bir imkânlar ve yönelişler dünyasının eseri ve aynası olduğunu göstermektedir. Yani kültürün ilgi alanları ne yönde ise, dil de o yönde zenginleşmiştir.

Kültür de varlığını nesilden nesile intikale borçludur. Kültürün nesilden nesile geçmesi, böylece devamı ve yaşaması kültür taşıyıcı eserler, eğitim ve öğretim yolu ile olur. Onun içindir ki kültür eserleri, eğitim ve öğretim kültürün hayat şartıdır. Dolayısıyla eğitim ve öğretimin esas görevi kültürün intikal ve devamını sağlamaktır.

Bir milletin fertleri arasındaki ortak duygu ve düşünce akımı dille kurulabilmektedir. Bu akım dünden bugüne, bugünden yarına dille aktarılmaktadır. Bundan dolayı dil, aynı zamanda bir kültür aktarıcısı, bir kültür taşıyıcısıdır. Bir milletin tarihi, coğrafyası, değer ölçüleri, folkloru, müziği, edebiyatı, ilmi, dünya görüşü ve millet olmayı gerçekleştiren her türlü ortak değerleri yüzyılların süzgecinden süzüle süzüle deyimlerde, atasözlerinde, destanlarda, efsanelerde ve diğer edebî eserlerde sembolleşerek hep dil hazinesine akıtılmakta ve özünü orada saklamaktadır.

Kültür denilince ilk akla gelen dil, millet denilen sosyal varlığı birleştirmektedir. Fertler arasında duygu ve düşünce birliği vücuda getirmektedir. Milletler duygu ve düşüncelerini yazıya geçirince daha sağlam bir birlik meydana gelir. Çünkü yazı sayesinde duygu ve düşünceler hem zaman hem de mekân içinde yayılır. Biz Orhun Yazıtları sayesinde bundan bin iki yüz yıl önce Göktürklerin varlığı, meseleleri, duygu ve düşünceleri hakkında bir fikir ediniyoruz. Türklerin yöneticisi durumunda olan şahısların halkı muhatap alıp, halka hitap ettiklerini, yaptıkları işleri halka anlattıklarını görüyoruz. Bu da milletimizdeki demokrasi anlayışının yüzyıllar öncesine kadar uzandığının bir delilidir. Aynı hitap şeklini yıllar sonra 1071’de Malazgirt’te Alpaslan’da, 20. yüzyılda Atatürk’te görebiliyoruz.

Türk edebiyatı en eski çağlardan bugüne kadar, bütün safhaları, devirleri ve sosyal tabakaları ile Türk milletinin hayatını, zevkini, dünya görüşünü, yaşama gücünü gösteren bir duygu, düşünce ve hayal dünyasıdır. Halk edebiyatı halkın yaşayışının, inanç ve değer hükümlerinin bir hazinesidir. Bu edebiyat, beşikten başlayarak insan hayatının bütün safhalarını içine alır. Türk halk edebiyatı aşk, ölüm, hasret, tabiat sevgisi, gurbet, anı, din duygusu, alay, kahramanlık, ahlak gibi bütün duyguları işler. Bunların hepsi de kültürümüze ait unsurlardır ve edebiyat vasıtasıyla taşınmaktadır. Edebiyatın temel malzemesi ise dildir. Bir şair duygu ve düşüncelerini kendi milletinin fertlerine ancak dili ile ulaştırabilir. Bir yazar, bir bilim adamı, bir devlet adamı, bir filozof görüşlerini topluma dil yolu ile yayabilir.

Milletimizin dünya görüşü Yunus Emre’nin ilahilerinde, Türk halkının bayrakta sembolleşen vatan sevgisi Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’nda, millî mücadele ruhu Mehmet Emin Yurdakul’un şiirlerinde ve bu dönemin romanlarında, İstanbul’un güzellikleri, İstanbul halkının gelenek ve görenekleri Yahya Kemal’in eserlerinde, Hüseyin Rahmi ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanlarında, Anadolu insanının yaşayışı ve değer ölçüleri Yakup Kadri’nin eserlerinde ebedîleşmiştir.

Kutadgu Bilig ile Divan-ü lügat-it Türk kültür hazinelerimizin en eski olanlarından sadece ikisidir. Bu kısa değerlendirmeye sığdıramayacağımız daha nice eserlerimiz mevcuttur. Bunlardan kültürümüzle ilgili pek çok unsuru öğrenebiliyoruz. Kutadgu Bilig ve Divan-ü Lügat-it Türk’te Türk millî bünyesinin ortaya konulduğunu görüyoruz. Divan-ü Lügat-it Türk’te bu millî bünyenin dış yapısı üzerinde durulmuş, Kutadgu Bilig’de ise bu bünyenin iç kısmıyla ilgili esaslar yer almıştır. Bu eserlerden Türklerin yaşama şekilleri, dünya görüşü, gelenek ve görenekleri vb. öğreniyoruz. Bütün bu bilgiler de bize dil vasıtasıyla intikal etmiştir.

İnsanları bir araya getiren dil, milletler arasında da kültür taşıyabilmektedir. Bir millet başka bir milletle temas etmek suretiyle birtakım kelimeler alabilir. Her kelime kültüre ait bir unsur olduğu için, alındığı şekliyle olmasa bile o milletin kültüründen izler taşıyacaktır. Günümüzde ulaşım ve iletişimin hızla gelişmesi kültür alış verişlerini de hızlandırmıştır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki kültürün nesilden nesile aktarılması, diğer milletlere tesir etmesi, yaşaması ve gelişmesi dil sayesinde mümkün olabilmektedir. Milletleri meydana getiren unsurların başında gelen dil, aynı zamanda kültürün oluşması ve yaşamasında da en büyük görevi üstlenmiş durumdadır.

İşte önce insanları bir arada tutan ve gittikçe bir ulus olma haline getiren dilin özellikle de anadilin önemi budur.

Anlaşılıyor ki; toplumları ulus haline getiren en önemli öğe dildir.

Değerlendirmemizi bir şairin duygularıyla tamamlayalım:

Arıyorum (Yusuf YANÇ)
Karamanoğlu Mehmet Beyi arıyorum.
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayımlamıştı;
Bu günden sonra divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil konuşulmaya diye,

Hatırlayanınız var mı?
Dolanın yurdun dört bir yanını,
Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri
Fermana uyanınız var mı?
Nutkum tutuldu, şaşırdım merak ettim,
Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,
Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?
Tanıtımın demo, sunucunun spiker,
Gösteri adamının showman, radyo sunucusunun discjokey,
Hanımağanın first lady olduğuna şaşıranınız var mı?
Dükkânın store, bakkalın market, torbasının poşet,
Mağazanın süper, hiper, gros market,
Ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı?
İlân tahtasının billboard, sayı tabelâsının skorboard,
Bilgi alışının birifing, bildirgenin deklârasyon,
Merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?
Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı,
Beldelerin girişinde wellcome,
Çıkışında, good-bye okuyanınız var mı?
Korumanın, muhafızın body-guard,
Sanat ve meslek pirlerinin, duayen,
İtibarın, saygınlığın prestij olduğunu bileniniz var mı?
Seki'nin, alanın platform, merkezin center,
Büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final,
Özlemin, hasretin nostalji olduğunu öğreneniniz var mı?
İş hanımızı plâza, bedestenimizi galleria,
Sergi yerlerimizi center room, show room,
Büyük şehirlerimizi, mega kent diye gezeniniz var mı?
Yol üstü lokantamızın fast-food,
Yemek çeşitlerimizin mönü olduğu yerlerde,
Hesabını, adisyon diye ödeyeniniz var mı?
İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks,
Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,
Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?
Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,
Vurguncunun spekülatör, eşkiyanın mafya,
Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa sponsorluk diyeniniz var mı?
Mesireyi, kır gezintisini picnic,
Bilgisayarı computer, hava yastığını air-bag,
Pekâlayı, oluru okey diye söyleyeniniz var mı?
Çarpıcı, önemli haberler flash haber,
Yaşa, varol sevinçleri, oley oley,
Yıldızları star diye seyredeniniz var mı?
Vırvırık dağının tepesindeki köyde,
Cafe-show levhasının altında,
Acının da acısı, nes-kaaave içeniniz var mı?
Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken,
Dilimizin çalındığını, talan edildiğini,
Özün, el diline özendiğine içi yananınız var mı?
Masallarımızı, tekerlemelerimizi, atasözlerimizi unuttuk,
Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik.
Türkçemiz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?
Karamanoğlu Mehmet Bey’i arıyorum,
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı...
Hayal meyal hatırlayıp da sahip çıkanınız var mı?



Kaynakça:
1. KAPLAN, Mehmet; “Dil ve Edebiyat Nasıl Öğretilmelidir?”, Türk Dili, S. 510, Ekim, 1972.

2. KAPLAN, Mehmet; “Konuşma ve Yazı Dili”, Türk Dili İçin-IV, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yay., Ankara, 1967.

3. KERMAN, Zeynep; “Kültür, Dil ve Edebiyat”, Türk Dilinin Öğretimi Toplantısı, Ankara Üni., Eğitim Bilimleri Fak. Yay., Ankara, 1988.

4. ÖZBAY, Murat; “Atatürk’ün Türkçe Öğretimiyle İlgili Düşünce ve Uygulamaları”, Türk Yurdu, C.21, S.162-163, Şubat-Mart 2001.

5. TURAL, Sadık Kemal; Sorulara Cevaplarla Kültür, Edebiyat, Dil, Ecdâd Yayın Evi, Ankara, 1992.

6. TURAL, Sadık Kemal; “Türk Dili Konusunda Duyarlı Olmak”, Türk Dili, S. 526, Ekim, 1995.

7. YALÇIN, Alemdar; “Dili Mutlaka İçinden Çıkan Kültürle Beraber Öğretmeliyiz.”, Sesimiz, Temmuz, 1992, Yıl, 18, S. 4.
zeus
Tarih: 16:25:28 06.04.2010  Güncelleme: 16:25:28 06.04.2010
Webmaster
Tarih: 02.24.2005
Nereden: antalya
Gönderiler: 1337

Cevaben: Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi Nedir?

Dil -Kültür Edebiyat İlişkisi
Kültür, bir toplumun tarihi gelişme süreci içinde meydana getirdigi maddi ve manevi degerlerin
bütününü ifade eder.Bir dil sanatı olan edebiyat da kültürün içinde yer alır.

Gerçekte kültürün temelini dil oluşturur. Çünkü Dil, bir çok kültür degerinin yaratıcısı oldugu gibi bir çogunun da taşıyıcısı durumundadır. Maniler,türküler,destanlar,atasözleri, masal ve tekerlemeler, dil ürünü olarak ortaya çıkar. Yüksek kültür degerleri arasında yer alan edebi eserlerde dogrudan dile dayanır.Kaldıki kültürel degerlerin çaglar boyunca korunarak kuşaktan kuşaga aktarılmasını saglayan başlıca vasıta dildir.Kuşaklar arasıdnaki kültür bagı bu yolla kurulur.

Tarih bilinci bu degerlerle oluşturulur.
Kültür ile edeibyat arasındaki ilişki şöyle de degerlendirileblir:Kültür ,edebiyata derinlik
kazandırır;edebiyatda, kültüre canlılık katar. Kültür ile edebiyat arasındaki bu etkileşim ;
dil vasıtasıyla olur.

Sanat eserleri yüksek kültür degerleridir.Yüksek kültüre ancak dünya ölçüsünde sanat ve edebiyat eserleri ile varılablir.
zeus
Tarih: 16:26:21 06.04.2010  Güncelleme: 16:26:21 06.04.2010
Webmaster
Tarih: 02.24.2005
Nereden: antalya
Gönderiler: 1337

Cevaben: Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi Nedir?

DİL KÜLTÜR İLİŞKİSİ


Dil: Duygu, düşünce ve isteklerin, bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan ögeler ve kurallardan yararlanılarak, başkalarına aktarılmasını sağlayan, çok yönlü, çok gelişmiş bir araçtır.
Kültür:Bir milletin veya bir topluluğun tarihi süreç içinde meydana getirdiği maddi ve manevi ortak değerlere denir.
Dil, milli kültürün ilgi alanına giren varlık dünyasını yansıtır, o milletin yapıp ettiklerinin, duyup düşündüklerinin, görüp bildiklerinin ve tüm tasavvurlarının aynasıdır.
Bu çalışmada dil ile kültür arasındaki ilişki çıkarılmaya çalışılacaktır.
Dil, toplumsal yaşamın bir ürünüdür.İnsanın toplumsal etkinliği dil olmaksızın düşünülemez.Dil, şu yada bu biçimde, en eski insan toplumlarında, en eski zamanlardan beri varolmuş olsa gerektir.
Dilin doğuşu, bireyin davranış ve deneyiminde hem entelektüel hem duygusal bakımından değişimi temsil eder. Dile sahip olmak, Piaget’ten alıntılarsak “geçmiş eylemlerini anlatı biçiminde yeniden inşa etme ve gelecekteki eylemlerini sözlü sunumlar aracılığıyla önceden gösterme yeteneğini” yaratır. Dil sayesinde geçmiş ve gelecek bizim için gerçek haline gelir. Geçmişin geleceğe yansıması ise yazı dili ile olur. Yazı dili aynın zamanda kültür dilidir. Ancak belli bir kültür seviyesine ulaşabilmiş, medeniyet kurabilmiş ve ortak bir edebiyat geleneği oluşturabilmiş milletlerin yazı dili bulunmaktadır. Bu nedenle de yazı dilinin geliştirilmesi kültür ile uğraşan aydınların yardımı ile gerçekleşmektedir. Her dil, evrenin bir başka yorumunu dile getirmektedir.
Dilin zenginliği yada yoksulluğu o kültürün zenginliği yada yoksulluğudur.Dilin sınırlarını, o toplumun kültürü belirler. İlgi alanı artan, idrakı açılan, dünyası ve çerçevesi genişleyen bir kültürün dili de o ölçüde zenginleşir. İlim, felsefe, sanat, teknik,fizik, metafizik velhasıl hayatın her alanında problem alanları genişledikçe, bu problemlere çözümler üretme çabası içerisinde dil zenginleşir.Ancak hayatın her alanını,kendi diliyle yaşamak şarttır.Kültürün problemi,dilin problemidir.Kültürün temel sorunları gelişme sürecinin yönü ve içeriği açılarından ortaya çıkar.Aynı sorunlar dilde de yaşanır.18.yüzyılın en önemli düşünürlerinden Herder,Wilhelm von Humbolt,Whorf dil,toplum ve kültür ilişkisi üzerinde durmuşlar,bu düşünürlerden Humboldt dilin,kültürün bir yansıması olduğunu söylemiştir.Ona göre;toplumun dolayısıyla kültürün geçirdiği tüm evrelerden dil de geçmiştir.Bunun sonucu olarak insan topluluklarının yaşamış oldukları olaylar,edinmiş oldukları birikimler en doğru şekilde dil üzerinde durularak öğrenilebilir.
Her dilin kendine özgü atasözleri,deyimleri,vecizeleri,nüktelerinin olması ve bunların başka dillere aktarılmasındaki zorluklar,her dilin ayrı bir inanç yapısının,bakış açılarının ayrı bir imkanlar ve yönelişler dünyasının esri ve aynası olduğunu göstermektedir. Yine her dilin, öfkesinin, sevincini korkusunu, acısını, sevgisini, kederini, saygınsı ifadesinde belli bir sıcaklık ve samimiyet, bazılarında ise tarafsızlık yada soğukluk vardır. Kısacası toplumun kültürüne ise dili de odur. Kültür hangi alanlara yönelmiş ise, dilde o yönde zenginleşmiştir.
Toplumun başlarından geçen hadiseler elde ettikleri birikimler en doğru şekilde dil üzerinde durularak öğrenilebilir. Türk kültüründe meydana gelen değişim ve gelişim buna güzel bir örnek teşkil etmektedir.
Kültür ile dil ,ilişkisi içerisinde önemli bir noktada toplumun yaşayış biçimlerinde bakıldığında, özellikle Orta Asya Bölgesinde yaşarken atın önemli bir yerinin olduğu görülmektedir. Bu durumun sonucu olarak Türkçe’ye bakıldığında atla ilgili deyim ve atasözlerinin geniş bir yere sahip olduğu görülecektir. Aynı şekilde Arap dilinde bizdeki at gibi çok kullanılan bir binek hayvanı olan deve ile ilgili deyim ve atasözlerinin geniş bir yere sahip olduğu görülecektir.
Bir tek sözcüğün bile bir kültür varlığı olan dil en ufak birliği olarak toplumun inançları, gelenek ve göreneklerini, bireylerin kendi aralarındaki davranış ve ilişkileri, maddi ve manevi kültürü üzerinde fikir vermektedir.
“Dil öğretimi, kültür öğretimidir.” İlkesini, modern dil ve eğitim anlayışı tartışmasız kabul etmektedir. Türkçe öğretimini ilk modern temsilcisi, kurucusu sayılan Kaşgarlı Mahmud yy. lar öncesinden bu ilkenin önemini kavramış ve Araplara Türkçe öğretmek maksatıyla yazdığı eserinde uygulamıştır. “Ben onların en uz dillisi, en açık anlatımlı, akılca en incesi, soyca en köklüsü, en iyi kargı kullananı olduğu halde onların şarlarını, çöllerini baştan başa dolaştım. Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil ,Yağma, Kırgız boylarının dillerini, kafiyelerini belleyerek faydalandım ; öyle ki , bende onlardan her boyun dilin en iyi yolda yerleşmiştir “ diyerek, dili çok iyi bilmekle beraber kültürü de çok iyi bildiğimi ifade etmiştir. Sözlüğünde kelimelerin anlamını açıklarken, kelimenin Ömer Demircan gibi anadil öğretiminde kültür öğesini uygulamıştır. “ Her kültür, anlatımı ayrı bir dilde bulur ; dil, kültürü hem kurar hem geliştirir. İnsanın Anadilini öğrenmesi, kültür edinmesinden başka bir şey değildir. Hiçbir kültür gücü, önemce insanın anadilini öğrenmesiyle, anadilde gelişip serpilmesiyle, anadilde gelişmesiyle aynı düzeye konamaz. Çağımız insanı çok kültürlüdür.” Diyerek dil ile kültürün ayrılmaz olduğunu vurgulamıştır.
Sonuç olarak dil, kültürün aynası olarak karşımıza çıkmaktadır. Kültürü hayata geçiren gelenek, görenek, folklör gibi değerlerin başında dil gelmektedir. Bir nevi dil kültürü tanımlar ve tamamlar.


KAYNAKÇA
Demircan, Ömer. Yabancı-Dil Öğretim Yöntemlerin, İstanbul 1990 sayfa 22-28 1926
Kaplan, Mehmet Kültür ve Dil, İstanbul : Dergah Yay 1986 sayfa 45 4. Baskı
Kaşgarlı Mahmud, Divan-u Lügati Türk çeviri Besim Atalay, ANKARA : Türk Dil Kurumu Yayınları 1984 sayfa 4
programı
Söğütlü Ersin Osman Dil , Kültür ve Toplum ilişkisi
Turan Sadık Sorular ve Cevaplarala Kültür, Edebiyat ve Dil Ankara : Ecdad Yayınları 1992 sf. 44
Yangın Banu 1999 İlköğretimde Türkçe Öğretimi M.E.B yayınları ANKARA


Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi
» Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi resimleri

  Puanı : 7.3 / 10 | Oy : 264 kişi | Toplam : 1935

» Bu yazıya puan ver..
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
» Dış Bağlantılar
Bi soru sor
İletişim