Anasayfa > Sözlük > Diğer > İlkçağ Felsefesi


Reklamlar
İlkçağ Felsefesiİlkçağ Felsefesiİlkçağ Felsefesi
Sonuç : 3 adet ilgili resim bulundu..

İLKÇAĞ İNSAN FELSEFESİ

SOFİSTLER (Protogaras – Gorgias)

5.yy’da Atinada’ki demokratik gelişmeler, belli bazı gereksinmeleri doğurmuştur. Atina’da eğitim alanında bir eksiklik duyuluyordu. Herkes yeni demokratik duruma ayak uydurabilmek için daha çok şey bilmek istiyordu. Bu gereksinimi karşılamak üzere Sofist adını taşıyan kişiler ortaya çıktı. Sofistler şehir şehir dolaşarak para karşılığı ders veren kişilerdir. Sofist bilen – bilgili kişi demektir. Sofistler önce siyaset üzerine daha sonra ise söz söyleme sanatı üzerine ders veren kişilerdir.

Ayrıca sofistler kendinden önceki doğa filozoflarına karşı bir tepki sonucu ortaya çıkmıştır. Sofistler, doğa filozoflarının sadece doğa–evrenle ilgili görüş sunmalarına (Demokritos hariç) tepki göstererek felsefelerini oluşturmuşlardır. Kendileri insan, ahlak, siyaset, toplum gibi kültürel etkinlikler ile ilgilenmişlerdir. Doğa - varlık konuları ile de hiç ilgilenmemişlerdir.

Sofistlerin özellikleri;

- İnsanla ilgili konulara değinmişler, doğa- evrenle ilgili konularda görüş sunmamışlardır.
- Bilgide Relativizmi (Göreceliği) savunmuşlardır. Bu nedenle ilk septiklerdir. (Şüphecidirler)
- Pragmatiklerdir. (Faydacıdırlar)
- İndüvidüalist’tirler. (Bireycidirler) Bu yönleriyle Liberalizmin temelini atmışlardır.
- Pozitif hukuka karşıdırlar. Doğa hukukunu benimsemişlerdir.
- Dil konusunda çalışmışlardır.

Bilinen iki sofist düşünür vardır. Bunlar Protogaras ve Gorgias’dır.

1- PROTOGARAS (M.Ö 480- 410)

Ona göre herkes için geçerli mutlak bir bilgi yoktur. Algılar, kişinin o andaki durumuna bağlıdır. İnsan için doğru, ancak gördüğü, duyduğu ve hissettiğidir. Algılar kişiden kişiye değiştiğinden ne kadar kişi varsa o kadar da hakikat (doğru – gerçek) vardır. Yani doğrunun ölçütü insandır. Bundan dolayı bütün insanlar için geçerli prensipler ve evrensel hakikatler yoktur. Bu görüşlerini “İnsan her şeyin ölçüsüdür” diyerek belirtir.

Uyarı: Protogaras algılar kişiden kişiye değişir diyerek Rölativizm akımının ilk temsilcisi ve kurucusu olmuştur.

2- GORGİAS (M.Ö 483 – 376)

Gorgias sadece bilginin imkânsızlığını reddetmekle kalmaz, varlığın kendisini de inkâr eder. Ona göre varlık yoktur ve bilinecek bir şey yoktur. Bu doğrultuda göreceliği aşırı biçimde geliştirerek görüşlerini Nihilizm’e (Hiççilik) kaydırmıştır. Bu görüşlerini de şu sözlerle belirtir;
- Hiçbir şey yoktur (Nihilizm)
- Olsaydı da bilemezdik. (Agnostisizm)
- Bilseydik de başkalarına aktaramazdık.

Uyarı: Nihilizm varlığın olmadığını yani varlığı inkâr edem akımdır. Agnostisizm ise varlığın bilinemeyeceğini, bilginin mümkün olmadığını savunan akımdır. Gorgias görüşleri doğrultusunda hem Nihilizm hem de Agnostisizm akımının ilk temsilcisidir.

SOKRATES (M.Ö 469 – 399)

Sofistlerin bilgi anlayışı kişileri Rölativizme götürmüştür. Sokrates ise herkes için geçerliliği olan bir bilgiye ulaşmayı amaçlamıştır. Sokrates’e göre bilgilerimiz doğuştan gelir. Bu düşüncesini ıspatlamak içinde hiç geometri bilmeyen köleye, yöneltmiş olduğu sorularla bir problemi çözdürmüştür. Bu sayede insanların başkalarına yeni bir şeyler öğretmediğini; ancak onun aklında var olan bilgileri gün ışığına çıkardığını göstermek istemiştir.

Sokrates öğretiminde karşısındakine yeni bir şey vermediğini, insan ruhunda tohum halinde olanı uyandırmaktan başka bir şey yapmadığını söyler. Sokrates bilgilerimizin doğuştan var olduğuna inandığı için diyalektik adı verilen karşılıklı konuşma sanatı geliştirmiştir. Bu konuşma sanatı 2 aşamadan meydana gelmektedir. İroni (Alay) ve maiotik (düşünce doğurtma)

İroni ile bir şeyler bildiğini iddia eden kişiyi sorgulayarak ona aslında bir şeyler bilmediğini göstermeye çalışırdı. Maiotik ile de bir şeyler bilmediğini sanan kişiye çeşitli sorular sorarak o konuda aslında ne kadar bilgili olduğunu göstermeye çalışmıştır. Maiotik yöntemiyle ruhta saklı olan ve herkes için geçerli olan doğruları çıkartmaya çalışır. Sokrates, bunu yaparken aklı kullandığından Rasyonalist (akılcıdır) sayılmıştır.

Sokrates mutluluk için “ancak kendisiyle uyum içinde olan insan gerçekten mutlu olabilir” der. Sokrates’e göre hiç kimse bilerek kötülük yapmaz. Kötülük bilgi eksikliğinden kaynaklanır. Gerçek değerlerin yerine yabancı değerleri koymaktan kaynaklanır. İnsanın erdemli olması bilgili olmasından kaynaklanır. Çünkü bilgiyle insan doğru eyleme ulaşabilir.

PLATON (M.Ö 427 – 347)

Sokrates’in öğrencisi olan Platon’a göre de zorunlu, kesin, genel-geçer doğru bilgi mümkündür ve doğuştan bilgilerimiz vardır. Duyular bize doğru bilgiyi vermez. Duyular dünyasının nesneleri hakkında yargıda bulunamayız. Çünkü duyularımız ile elde ettiğimiz bilgiler, sürekli değişebilen yok olabilen evrene ait bilgilerimizdir. Sokrates’e göre gerçek bilgi aklın bilgisidir. Algılarımız bize, sadece akılda daha önceden var olanları anımsamamızı sağlar.

Platon doğru bilginin varlığını İDEALAR kuramı ile açıklar. Bu kurama göre 2 evren vardır. Nesneler Dünyası (Görünüşler) ve İdealar Dünyası.
Nesneler Dünyası; sürekli oluşan, değişen, yok olan objelerin dünyasıdır. Bunlar algılanabilir, görülür şeylerdir. Zaman içerisinde değişirler.
İdealar Dünyası; öncesiz ve sonsuz olan nesnelerin asıl özlerinin dünyasıdır. Bunlar ancak akılla kavranabilirler. Asıl bilgi, bu idealar dünyasına ait olan bilgilerdir.

Nesneler dünyasındaki her şey idealar dünyasındakinin bir kopyası, görüntüsü veya gölgesidir. Duyular evrenindeki varlıkların her birinin idealar evreninde gerçek bir ideası vardır. Yani gerçek olan idealar dünyasındakidir. Örneğin evimizdeki odamızdaki sandalye, masa gerçek değildir; sadece gerçek olan o sandalye ve masa ideasının bir kopyası veya gölgesidir.

Uyarı: Platon idealar kuramı nedeniyle ilk İdealist (idealizm) ve düalist (ikici) düşünür olarak sayılmıştır.

Platon’a göre gerçek bilgi, düşünceyle elde edilen bilgidir. Çünkü ideaların bilgisini ancak düşünceyle kavrayabiliriz. Bu bilgi değişmez. Duyular dünyasının bilgisi ise duyulara dayandığından güvenilemez. Bu bilgiler genel - geçer değildir. Platon, duyuların bilgisine güvenmediği için Empirizm ve Sensualizm (Duyumculuk) akımının görüşlerine karşıdır.

Platon tek tek insanların mutluluğunun önemli olmadığını, önemli olanın toplumun mutluluğu olduğunu belirtir. Bu mutlulukta, en iyi, devlette ulaşılır.

Platon’a göre devletin doğal nedeni; hiçbir insanın kendi kendine yetmemesi, bu nedenle pek çok ihtiyaçları gidermek için başkalarının yardımına muhtaç olmasıdır. Ona göre devletin amacı insanların ortaklaşa yaşamalarını sağlamak ve mutlu olmalarını sağlamaktır. Platon’a göre devlet tek tek bireylerin oluşturduğu canlı bir organizmadır.

Platon devlet sorunuyla ilgili 2 eser yazmıştır. Devlet ve Yasalar (Nomoi). Devlet adlı eserinde Aristokrasiyi savunur. Devleti 3 kısma ayırır. Yöneticiler (filozoflar – kanunları koyanlar), Bekçiler (Polis – Ordu gibi iç ve dış güvenliği sağlayan ve filozofların kanunlarının uygulanmasını sağlayanlar) ve Halk. Yasalar adlı eserinde ise en iyi ve en bilgeli kişilerin değil, yasaların üstünlüğünü savunmuştur. Aristokrasi yerine Monarşi – Demokrasi karışımı modeli savunmuştur.

ARİSTOTELES (M.Ö 384 – 322)

Platonun öğrencisidir. Hocasından farklı varlık anlayışı sergilemiştir. Platon evreni 2’ye ayırarak Düalist (İkici) görüş sergilerken Aristo bu ayrılığı ortadan kaldırmıştır. Ona göre idealar ayrı evren değildir. Aristoteles’e göre idealar nesnelerden bağımsız olamaz, çünkü içeriklerini duyusal dünyadan alır. İdealar, duyular evreninde bulunan varlıkların içinde bulunan özlerdir. Bu öze Form adını verir. Form maddeye biçim kazandırıp varlıkların ortaya çıkmasını sağlar. Madde taslaktır, eksik olan şeydir. Form mükemmelliktir, tamamlanmadır.

Yani Aristo’ya göre var olan her şey form ve maddeden oluşmuştur. Her şey form kazanmış maddedir. Mesela beden madde ruh da formdur. Ruh bedenin biçimlenme, hareketini amaca doğru yönelten nedendir. Her varlığın madde ve form olması zorunludur. Tek istisna vardır o da yetkin varlıktır, yani Tanrıdır.

O en yüksek varlık salt formdur ve maddesizdir. Bütün var olanların, özlerin en yükseğidir. Tanrı evrenden ayrıdır, aşkındır. Doğadaki formlar ne kadar salt formun (Tanrıdan) niteliklerine yaklaşırsalar o kadar değer kazanırlar.

Kısacası Aristo’ya göre var olanlar madde ile formun (şekil) arasındaki etkileşimini sonucudur. Çünkü her varlık, varlık olmaklılık özünü kendi içinde taşır ve maddeye gerçeklik kazanmasını sağlar. Öz gerçek varlıktır. Bu madde ile form arasındaki etkileşim sonucu olarak oluş amaçsız değildir.

Aristo’ya göre bütün çabalarımızın amacı mutluluktur. İnsan kendi etkinliği ile mutluluğu elde edebilir. İnsanın özü akıl olduğuna göre ancak aklı ile mutlu olabilir. Aristo’ya göre Erdemin özü “Orta yolu” bulmaktır. İnsan ancak bu şekilde mutlu olabilir.

Aristo’ya göre en iyi yönetim şekli yoktur. Çünkü bu toplumlara ve zamana göre değişir. Önemli olan yönetim şekli değil, uygulamasıdır.

Aristo’ya göre Sanat taklittir. Sanatçı doğayı taklit eder. Sanat doğadaki eksikliğin tamamlanmasıdır. Sanatçının zihninde doğanın oluşturulmasıdır. Sanatçı olanları oldukları gibi değil de olmaları gerektiği gibi yansıtabilmelidir. Bu yanıyla sanat ahlaki amaç taşır. Çünkü insan sanat yapıtları karşısında yoğun duygular yaşayarak ruhlarını arındırırlar.

Uyarı: Rasyonalist olmasına karşın bilginin doğuştan geldiği görüşüne karşı çıkar. Ona göre doğuştan akılda bilgi olamaz fakat duyu organlarınca elde edilenleri işleme ve kavramlar oluşturma yeteneğine sahiptir. Yani akıl bilgiyi taşıyan değil, akıl bilgiyi üreten güçtür.
* Farklı kaynaktan ilkçağ felsefesi
M.Ö. 7. yüzyılın sonundan başlayıp, M. S. 2. yüzyıla dek süren dönemin felsefesidir.

İlkçağ felsefesi, mitolojiden ya da çoktanrılı dinden kopuş ve doğal olayların yine doğal nedenlerle açıklanması gerektiği inancıyla başlamıştır.

En seçkin temsilcileri arasında Sokrates, Platon ve Aristoteles gibi büyük filozofların bulunduğu ilkçağ felsefesinde, bilimle felsefe hep bir arada olmuş, başlangıçta doğa felsefesi ön plandayken, sonlara doğru pratik felsefe ağırlık kazanmıştır.

İLKÇAĞ FELSEFESİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ

İlk döneminde Yunan felsefesi hemen hemen bütünüyle dış doğaya, cisimlerin dünyasına yönelmiş olan bir doğa felsefesidir.

Bundan sonra insana karşı uyanan ilgi klasik dönemin geniş sistemlerine yol açmıştır. Bu sistemlerde Tanrı, insan ve doğa, bir düşünce bağlantısı içinde kavranmak istenmiştir.

Sistemli bağımsız ve kişiseldir
inanca ve sezgiye değil akla dayalıdır.
Mitolojiye çoktanrıcılığa tepkiyi dile getirir

Görünüşün,çokluğun,ilişkilerin,oluşların ardındaki değişmez olanı arar.Bunada birlik adını verirler.

Aristoteles’in kendi felsefesiyle okulunda gelişen ve biriken çok zengin bilgi kadrosu, tek tek bilimlerin bağımsızlığına her bilgi kolu üzerinde ayrıca çalışmalara yol açmıştır. Bundan sonra, her şeyi, bütün konuları içine almak isteyen bir sistem yerine: aralarında gittikçe ayrımlaşan bilimlerin bir karmaşası geçmiştir. Felsefe kendini bu bağlantıdan ayırmış, onun payına dünya ve hayat görüşleriyle ilgili genel sorunlarla uğraşmak düşmüştür.

Döneme Damgasını Vuran İsimler: Thales, Anaximandros, Aneximenes, Pyhtagoras, Herakleitos, Parmenides, Zenon, Empedokles, Anaxsagoras, Demokritos, Sofistler, Sokrates, Platon, Aristoteles.

Etiketler: İlkçağ Felsefesi Nedir | İlkçağ Felsefesi Nedir ? İlkçağ Felsefesi Ne Demek, İlkçağ Felsefesi Tanımı, İlkçağ Felsefesi Örnekleri, İlkçağ Felsefesi Türleri, İlkçağ Felsefesi Nelerdir, İlkçağ Felsefesi Hakkında Bilgi, İlkçağ Felsefesi Tarihi, İlkçağ Felsefesi Nerede, İlkçağ Felsefesi Ödevi.
İlkçağ Felsefesi | Ekleyen: | Tarih: 01-Dec-2011 14:48. | Bu yazı 7986 kez okundu..

İlkçağ Felsefesi ile ilgili diğer yazılar..


İlgili Yazilar

İlkçağ

İlkçağ Nedir (Özet) : Yazının bulunmasıyla (MÖ.3500) başlayıp, 375 yılındaki kavimler göçüne kadar süreye ilkçağ adı verilir. İlk Çağ Nedir (Detay) Tarih Devirleri'nin başlangıcını oluşturur. M.Ö. 3200 yazının bulunuşu ile başlayıp M.S. 375 Kavimler Göçü'ne kadar devam eden dönem olarak ele alınır. Başka bazı tarihçilerde bu bitiş tarihi Batı Roma İmparatorluğu'nun yıkılışıyla belirlenir. Nitekim Ortaçağ olarak adlandırılan dönem bu tarihten itibaren ele alınmaktadır. Yazının bulunuşu Mezopotamya'da Sümer şehir devletleri zamanında sözkonus...

Varlık Felsefesi

Prof. Dr. İsmail Özçelik'e gönülden teşekkürlerimizle. VARLIK FELSEFESİ Felsefenin temel ilgi alanlarından birisi de, varoluşu, bizzat varlığı, araştırmaktır. Bir varlık gerçekten var mıdır. Eğer varsa, nasıl varolmuştur. Bu varlık Reel manada mıdır?; yoksa düşünsel boyutta mıdır?. İşte Felsefenin bu ilgi boyutundaki halinin açıklaması, ontolojiye dayanmaktadır. Ontolojinin temel amacı varolmanın anlamını araştırmaktır. Bu hususla ilgili olarak ontoloji, gerçeklerle açıklanamayan sorulara,cevaplar bulmaya çalışmaktadır. Reel (gerçek) ve ide...

20. Yüzyıl Felsefesi

1. 20.YY. FELSEFESİ ÖZELLİKLERİ 1-) Bu yüzyıl felsefesinin çıkış noktası Kant’tır. 20.yy felsefelerini çoğu Kant’la hesaplaşmaya girişir. Kant’ın gerçekliğin bilgisiyle ilgili görüşleri ve yalnızca akla dayanan metafiziği eleştirisi bu yüzyılın dönüm noktası olmuştur. 2-) 20.yy’da metafiziğe karşı bir eğilim vardır. Deneyciliğin etkili olduğu dönemdir. Bu anlayışa göre, gerçekliğin ancak deney yoluyla bir bilgisi olur ve bilgiyi de doğa bilimleri sağlar bu nedenle felsefenin araştırmaları ve konusu mantık ve bilim kura...

Rönesans Felsefesi

Rönesans yeniden doğuş anlamına gelir. Ortaçağın sonlarına doğru çağın özgür olmayan, belli sınırlar içine sıkıştırılmış bütüncül dünya görüşü çözülmeye başlamış; bu sayede bilgi problemi yeniden ele alınmaya çalışılmış, doğa gözlem ve deneyle yeniden incelenmiştir. Bilginin, insanoğlunun tabiata egemen kılan en güçlü araç olduğunun farkına varılmış ve bilimsel araştırmalar hız kazanmıştır. Antikçağın eserlerinin tercüme edilip incelenmesiyle bu gerçekleştirilmiştir. Rönesans ilk İtalya’da ortaya çıkmıştır. Bunun bir takım nedenleri v...

Dil Felsefesi

Dil felsefesi en genel anlamda, bir bütün olarak dilin kökenini, yapısını, özünü ve doğasını, kapsamını ve içeriğini inceleyen; farklı diller arasındaki köken ve yapı bakımından ortak özellikleri araştıran; bilim dili, şiir dili, matematik dili,bilgisayar dili, beden dili diye adlandırılan değişik söyleme olanaklarını çözümleyen; anlamın, anlamlı ifade ile anlamsız ifadeyi birbirinden ayıranın neler olduğunu ortaya koyan; dildeki anlamın nasıl oluşturduğunu, anlamların dilde nasıl dolaştığını, nasıl iletildiklerini, nasıl anlaşıldıklarını betim...

Ortaçağ Felsefesi

Orta çağda, antik çağın özgür felsefesiyle bir Hıristiyanlık düşüncesi oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu dönemdeki felsefenin amacı araştırmak değil, eğitmek ve öğretmektedir. 1. ORTAÇAĞ FELSEFESİNİN ÖZELLİKLERİ 1-) Bu dönemdeki düşünürler daha çok din adamlarıydı. Bunlar gerçeğe zaten sahip olduklarından dolayı ayrıca gerçeğe ulaşma çabasında olmamışlardır. Bunlara göre gerçek “dinin dogmalarında” belirlenmiştir. Bu nedenle bu dönemde yapılan şey, dinin dogmalarını sistem halinde düzenlemek yani aklın kavrayabileceği duruma getir...

19. Yüzyıl Felsefesi

19.yy’ın en belirgin özelliği siyasi ideolojiler çağı olmasıdır. Bu duruma Fransız devriminin beklenen sonuçları vermemesi ve endüstrinin gelişmesiyle oluşan ekonomik dengesizlik sebep olmuştur. 18.yy’da sadece dine, geleneğe baş kaldırma olmamış, aynı zamanda siyasi otoriteye de baş kaldırma gerçekleştirilerek devletin gücünü azaltıp, bireyin gücünü arttırmak amaçlanmıştır. Bu nedenle 18. yy’da liberalizm ortaya çıkmış, fakat istenen eşitlik, özgürlük gene sağlanamamış, bu nedenle liberalizme bir tepki olarak 19.yy’...

İlkçağ Felsefesi

İLKÇAĞ İNSAN FELSEFESİ SOFİSTLER (Protogaras – Gorgias) 5.yy’da Atinada’ki demokratik gelişmeler, belli bazı gereksinmeleri doğurmuştur. Atina’da eğitim alanında bir eksiklik duyuluyordu. Herkes yeni demokratik duruma ayak uydurabilmek için daha çok şey bilmek istiyordu. Bu gereksinimi karşılamak üzere Sofist adını taşıyan kişiler ortaya çıktı. Sofistler şehir şehir dolaşarak para karşılığı ders veren kişilerdir. Sofist bilen – bilgili kişi demektir. Sofistler önce siyaset üzerine daha sonra ise söz söyleme sanatı ...

Platonun Felsefesi

Eflatun'un felsefesini, beş önemli kuram içerisinde toplamak mümkündür. Bunlar, “bilgi”, “idealar”, “ruhun ölümsüzlüğü”, “evrendoğum” (Cosmogonie, Cosmogony - Evren'in oluşumunu inceleyen bilim dalı) ve “devlet” ile ilgili kuramlarıdır. Eflatun, bütün yaşamı boyunca hocası Sokrates'den edindiği ilham ile gerçek bir ahlakçı olarak kalmış, tüm bu kuramları, etik ağırlıklı görüşlerle irdeleyerek geliştirmiştir. Sokrates ve Eflatun'a göre felsefenin ana ereği, insanın mutluluğu ve yetkin y...

18. Yüzyıl Felsefesi

17.yy durulma dönemiydi. 18.yy ise yeniden hareketliliğin yaşandığı aydınlanma dönemidir. Bu dönemde insan kendi aklıyla dine ve geleneklere bağlı kalmadan kendi hayatını aydınlatmaya çalışmıştır. Bu anlayış aslında Rönesans’ta başlamıştır. Fakat 17.yy’da duraklamaya uğramış ve bu yüzyılda bu anlayış doruk noktasına ulaşmıştır. Aydınlanma ile insan, kendi aklı ile düştüğü bu durumdan yine kendi aklı ile kurtulacaktır. Aydınlanma felsefesi metafizik konularla şiddetle savaşır. Bu dönemde akla aşırı bir güven beslenerek, gelenekle...

Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık


İlkçağ Felsefesi
» İlkçağ Felsefesi resimleri

  Puanı : 5.6 / 10 | Oy : 16 kişi | Toplam : 89

» Bu yazıya puan ver..
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
» Dış Bağlantılar
Bi soru sor
İletişim