Anasayfa > Sözlük > S > Sözlü Edebiyat


Sözlü Edebiyat Dönemi

1. Giriş

İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, M.Ö. 4000'li 3000'li yıllardan başlayarak Türklerin
İslamiyeti kabul ettiği XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer. Bu uzun dönemin Köktürkler'e
ait yazılı anıtların ortaya konduğu M.S. VI. yüzyıla kadar olan bölümü sözlü
edebiyat dönemi olarak adlandırılır.

2. Sözlü Edebiyat Dönemi

Bilindiği gibi söz yazıdan öncedir. Böyle olunca da yazılı edebiyat ürünlerinden önce,
sözlü edebiyat ürünlerinin oluştuğu ortadadır. Bütün ulusların edebiyatında olduğu
gibi Türklerin edebiyatında da sözlü edebiyatın doğuşu dinsel temellere dayanır.
Sözlü edebiyat ürünleri, daha yazının bulunmadığı dönemlerde, dinsel törenlerde
üretilmeye başlanmış, kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılmıştır.

Edebiyat türleri içinde ilk doğan tür olan şiir, sözlü edebiyatın anlatımında önemli
bir rol oynar. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında da şiirin önemli bir yeri vardır.

2.1. Eski Türk Şiiri
İslamiyet öncesi Türk şiiri hece ölçüsüyle yazılmıştır. Yedili, sekizli, onikili ölçülere
çok rastlanır. Kafiye önemlidir, dize başlarında da kafiye yapılır. Nazım birimi dörtlüktür.
İslamiyet öncesi Türk şiirinin dili Öz Türkçedir. Şiirler, Türklerin o çağdaki
dünya görüşlerini, yaşantılarını, duygularını, düşüncelerini doğal bir dille anlatırlar.
Şiirlerde doğa, aşk, kahramanlık, cesaret, binicilik, at sevgisi, askerlik, ölüm en
çok işlenen konulardır.

Çin kaynaklarında M.Ö. II. yüzyıla ait eski Türk şiir çevirilerine rastlanmaktadır.

2.2. İlk Türk Şairleri
İslamiyet öncesindeki Türklerde şairlere baksı, kam, ozan gibi adlar verilirdi. Kaşgarlı
Mahmud'un Divânü Lûgati't Türk adlı eserinde ve Turfan kazılarında ele geçirilen
metinlerde adlarına ve şiirlerine rastlanan ilk Türk şairleri Aprın Çor Tigin,
Çuçu, Ki-ki, Kül Tarkan, Asıg Tutung, Pratyaya Şiri, Kalun Kayşı, Çisuya Tutung'dur.

2.3. İlk Türk Şiiri
İslamiyet öncesi Türk şiirinin, şairi bilinen ilk örneklerini Uygurlar'da bulmaktayız.
Aprın Çor Tigin'in yazdığı "Bir Aşk Şiiri" adlı ilk Türk şiirinin son parçasının aslı ve
çevirisi şöyledir:

Günümüz Türkçesiyle söylenişi:
Yaruk tengriler yarlıkazun Nurlu tanrılar buyursun
Yavaşım birle Yumuşak huylum ile
Yakışıpan adrılmalım Birleşip bir daha ayrılmayalım
Küçlüg biriştiler küç birzün Güçlü peygamberler güç versin
Közi karam birle Kara gözlüm ile
Külüşügin oluralım... Gülüşerek yaşayalım...

3. Destan (Epope)

Destanlar ulusların yazı öncesi çağlarında oluşmuş olağanüstü olaylarla, doğaüstü
kahramanlarla ve kahramanlıklarla yüklü, öyküleyici özellikler taşıyan uzun şiirlerdir.
Destanlar, eski çağlarda ezgiye eşlik etmeye en uygun biçimde, çoğunlukla nazımla
düzenlenmiştir. Epik şiirin en güzel örnekleri olan destanlarda olağanüstü olayların,
doğaüstü kahramanların, tanrıların savaşlarının yanı sıra; eski çağ insanlarının
inanışları, yaratılış ve varoluş konusundaki düşünceleri; ulusların özlemleri ve düşleri
de dile getirilir. Destanlar insanların olayları dinleme ve anlatma gereksiniminden
dolayı kuşaktan kuşağa yayılmıştır.

3.1. Destanların Doğuşu
İnsanlar ilk çağlarda toplum ve doğa olaylarını anlamakta güçlük çektiler. Her olay
onlara önce Tanrıyı düşündürdü: Gök gürlemesi Tanrının hiddetiydi. Yıldırımlar,
kasırgalar, susuzluklar Tanrının insanlara verdiği cezalardı. İnsanlar her doğa olayını
korkuyla karışık bir hayranlıkla izledi.

Zengin bir hayal dünyası olan ilk insanlar, önemli gördükleri her olayı, olağanüstü
olay ve hayallerle süsleyerek birbirlerine anlattılar.

Yeni olaylarla zenginleşen destanlar, halk arasında yayılarak ortak bir eser haline
geldi. Destanları anlatan her yeni ağız destanlara yalnız bir olay değil, dil ve söyleyiş
güzelliği de kattı. Destanlar, başlangıçta manzum oldukları, ezgiyle söylendikleri
için halk dilinde uzun süre yaşayabildi.

Özkırımlı'nın (1995) Tarih İçinde Türk Edebiyatı adlı yapıtında da belirttiği gibi:
"Denilebilir ki, doğayla savaşımın ve toplum biçiminin, yine toplumun ortak
düş gücüyle insanın zihninde sanatsal bir biçimde yoğrulması destanları doğurmuş; insanlar
toplumun oluşumuna, doğanın gizlerine destan kahramanlarının serüvenleriyle yanıt
vermişlerdir."

Destanlar, birçok doğa olayının çözüme ulaştığı dönemlerde bile yer yer önemini
koruyarak köklü bir destan geleneğinin oluşmasını sağlamıştır. Zamanla, destan
gelenekleri zenginleşen ulusların, destan şairleri yetişmiştir.

3.2. Türk Destanları
Bir ulusun destan sahibi olabilmesi için:
• O ulusun halkının hayal gücünün en eski çağlarda bile, efsaneler, destanlar
yaratmaya elverişli olması,

• O ulusun tarihinde unutulmaz doğa olayları, büyük savaşlar, güçler, baskınlar,
değişik coğrafi çevrelere dağılmalar gibi halkının gönlünde ve kafasında
nesiller boyu yaşayacak önemli olayların yaşanmış olması gerekir.

Destanların oluşumu için gerekli olan bu şartlar, Türk tarihinde fazlasıyla görülür.
Seyit Kemal Karaalioğlu Türk Edebiyat Tarihi adlı yapıtında: "Türk tarihine, Türk destanları
ile girebiliriz, Türk tarihinin kökenine ilk Türk destanları ile inebiliriz" derken,
Türk tarihinin destanlarla, destanlaşmış kahramanlarla dolu olduğunu da vurgular.
Ne yazık ki, Türk destanlarının asıl metinleri elimizde değildir. Çok zengin olduğu
bilinen Türk destanları ile ilgili bilgiler Arap, İran ve Çin kaynaklarından elde
edilmektedir.

Türk destanlarının bir kısmı Türk ve yabancı araştırmacılar tarafından halk ağzından
derlenmiştir. Bir kısmına Arap, İran ve Çin kaynaklarında rastlanmaktadır. Bir
kısmına Batılı kaynaklarda rastlanırken bir kısmı da Türk aydın ve yazarları tarafından
çeşitli dönemlerde, çeşitli nedenlerle, çeşitli dil ve yazılarla kaleme alınmıştır (I.
Üniteye bakınız).

Destanlarımızın büyük bir kısmı yazıya oldukça geç geçirilmiş, sözlü edebiyattaki
şekliyle de tamamen yazıya aktarılamamışlardır. Ancak yüzyıllar içinde yaşayıp
yeni olaylarla zenginleşmiş Türkün duygu, düşünce ve anılarıyla değer kazanmışlardır.
Araştırmacılar Eski İran ve Yunan destanları ile Türk destanları arasındaki benzerliklere
dikkat çekerler. Destan devri yaşayan uluslar arasındaki bu tür alışverişler
doğaldır.

3.3. Destan Kültürünün Önemi
Destanlar; tarih, düşünce ve sanat bakımından büyük değer taşırlar. Tarihi aydınlatır,
düşünce ve sanata kaynak oluştururlar. Bilimsel tarih araştırmaları yanında, tarihi
olaylar karşısında halkın duygu ve düşüncelerini yansıtırlar.
Banarlı'nın (1971) Resimli Türk Edebiyatı adlı yapıtında da belirttiği gibi: "Destanlar
halk gözüyle görülen, halk ruhuyla duyulan ve halk hayalinde masallaştırılan tarihlerdir."
Destan kahramanlarının doğaüstü özellikler göstermesi, olayların olağanüstülüklerle
anlatılması destanların gerçeklerden uzak olduğunu göstermez. Destanlar, anlatımlarındaki
olağanüstü özellikler ayıklandığında ulusların tarihini aydınlatan en
önemli kaynaklardır.

Yüzyıllar boyunca Türklerin duyuş, düşünüş, inanış ve hayallerini; güzel sanatlarını;
aşk, aile, vatan, ulus ve devlet anlayışlarını Türk destanlarında görebiliriz.

4. Sav

Sav, İslamiyet öncesi Türk edebiyatında atasözünün karşılığıdır. Bir düşünceyi,
bir deneyimi, bir öğüdü, en az sözcükle kısaca anlatan kalıplardır. Biçim olarak bir
düz yazı tümcesi veya bir şiir dizesi gibi olabilirler. İslamiyet öncesi Türk edebiyatına
ait savların kimileri küçük ses değişiklikleriyle, Türkçede bugün de yaşamaktadır.
Örnek:
Günümüz Türkçesiyle söylenişi:
Aç ne yimes tok ne times Aç ne yemez tok ne demez
İt ısırmas at tepmes time İt ısırmaz at tepmez, deme
Biş erngek tüz ermes Beş parmak düz (bir) olmaz
Yılan kendü egrisin bilmes Yılan kendi eğrisini bilmez,
tevi boynun egri tir "Deve boynun eğri" der
Ot tese ağız köymez Ateş demekle ağız yanmaz
Suw bermeske süt ber Su vermeyene süt ver
Öküz adakı bolgınca Öküz ayağı olmaktan
buzağı başı bolsa yeğ buzağı başı olmak iyidir.
Ağılda oglag togsa arıkta otı öner Ağılda oğlak doğsa, ırmakta otu biter
Ermegüge bulıt yük bolır Tembele bulut yük olur
Teve silkinse eşgekke yük çıkar Deve silkinse eşeğe yük çıkar
Yir basruku tag, Toprağın dengesini dağlar,
budun basrıku beg Ulusun düzenini beyler sağlar
Tay atasa at tınur Tay yetişirse at dinlenir
oğul eredse baba dinlenür oğul erleşirse baba dinlenir

İslamiyet öncesi Türk edebiyatına ait en güzel savları XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud'un
yazdığı Divânü Lûgati't Türk adlı eserde görüyoruz.

5. Sagu

Sagular da savlar gibi eski Türklerin yaşam biçimlerinden doğan sözlü ürünlerdir.
Eski Türklerde sevilen, sayılan bir kişinin ölümünden sonra düzenlenen cenaze
törenine "yuğ töreni", bu törenlerde söylenen şiirlere "sagu" adı verilirdi (IV. Üniteye
bakınız). Ölen kişinin yiğitliğini, yaptığı işleri, değerini anlatan, ölümünden doğan
acıyı dile getiren bu şiirler bir tür ağıttır. Destan özelliği de gösteren sagularda
geniş doğa tasvirlerine rastlanır.

Aşağıda Alp Er Tunga'nın ölümü üzerine duyulan acıyı dile getiren "Alp Er Tunga
Sagusu"nu okuyacaksınız. Alp Er Tunga Sagusu XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud
tarafından halk ağzından derlenmiştir.

ALP ER TUNGA SAGUSU
Günümüz Türkçesiyle söylenişi:

Alp Er Tunga öldi mü Alp Er Tunga öldü mü
Issız ajun kaldı mu Fani dünya kaldı mı
Ödlek öçin aldı mu Zaman (felek) öcünü aldı mı
Emdi yürek yırtılır Şimdi yürek yırtılır
...... ......
Begler atın argurup Beyler atlarını sürüyor
Kadgu anı turgurup Kaygı onları durduruyor
Mengzi yüzi sargarup Benizleri yüzleri sararıp
Kürküm angar türtülür Sanki onlara safran sürülüyor
...... ......
Könglüm için örtedi Gönlümün içini yaktı
Yitmiş yaşıg kartadı Yetmiş yaşına ihtiyarlattı
Kiçmış ödig irtedi Gönül geçmiş günleri aradı
Tün tün kiçip irtelür O günler gün geçtikçe aranmakta

Bardı közüm yarukı Gözümün feri söndü
Aldı özüm konukı Onunla birlikte ruhum da gitti
Kanda erinç kanıkı Şimdi o kimbilir nerelerdedir
Emdi udın udgarur Şimdi acı uykudan uyanır.

6. Koşuk

Eski Türkler totemlerinin etini yemezlerdi. Yılda bir kez, belli dönemlerde, "sığır
töreni" adı verilen kutsal av törenlerinde onu kurban ederek yerlerdi. "Şölen"
adı verilen bu toplu ziyafetlerde ve yengi ile biten savaşlar sonunda, tüm boyların
erkekleri biraraya gelerek eğlenirdi. Bu eğlencelerde söylenen çoklukla aşk, doğa ve
yiğitlik konularını işleyen şiirlere "koşuk" adı verilir. Genellikle kendi başına bütünlüğü
olan dört dizeli bentlerden oluşan koşuklar manilere ve koşmalara kaynak
olmuştur.

Örnek:
Günümüz Türkçesiyle söylenişi:
Öpkem kelip ogradım Öfkelenip dışarı çıktım
Arslanlayu kökredim Arslan gibi kükredim
Alplar başın togradım Yiğitler başını doğradım
Emdi meni kim tutar Şimdi beni kim tutabilir.
Kanı akıp yoşuldu Kanı akıp boşandı
Kabı kamug teşildi Derisi baştan başa deşildi
Ölüg birle koşuldu Ölülerle bir oldu
Togmuş küni uş batar Doğan güneş işte batıyor
Kaklar kamug kölerdi Kuru yerler hep gülerdi
Taglar başı ilerdi Dağbaşları göründü
Ajun tını yılırdı Dünyanın soluğu ılındı
Tütü çeçek çerkeşür Türlü çiçekler sıralandı
Etil suwı aka turur İtil suyu akar durur
Kaya tübi kaka turur Kaya dibini oyar durur
Balık telim baka turur Bütün balıklar baka durur
Kölün takı küşerür Gölü bile taşırırlar

İslamiyet öncesi Türk edebiyatının sözlü ürünleri olan destanların, savların, saguların
ve koşukların kimileri zaman içinde yitip gitmiştir. Bu ürünler kuşkusuz
eski çağlarda Türkler arasında toplumsal bilinci yaratan ve birliği, beraberliği, barışı
sağlayan en önemli etmenlerdi.

Eski Türklerde kam, kaman, baksı, şaman yerini tutan ozanlar; raks ve müzik ustalıkları
gibi büyücü ve doktor görevini de üstlenmişlerdir. Törenlerde raks ederken
sazlarıyla da destan parçaları, sav, sagu, koşuk okuyarak kötü ruhları da büyüleriyle
engellemeye çalışır, hastaları sağaltma görevi de üstlenirlerdi.

Sözlü Edebiyat | Ekleyen: | Tarih: 18-Mar-2008 10:19. | Bu yazı 10093 kez okundu..

Sözlü Edebiyat ile ilgili diğer yazılar..


İlgili Yazilar

Dil - Kültür - Edebiyat İlişkisi

Devamini Oku
Dil, edebiyatın temel taşı olduğu gibi kültürün de taşıyıcısıdır.Bir milletin yarattığı edebiyat, o milletin kültür birikiminin bir yansımasıdır. Dil olmadan ne kültür ne de edebiyat olur. Bu üç öğe birbirini tamamlar. Kültür, bir toplumun tarihi gelişme süreci içinde meydana getirdigi maddi ve manevi degerlerin bütününü ifade eder.Bir dil sanatı olan edebiyat da kültürün içinde yer alır. Gerçekte kültürün temelini dil oluşturur. Çünkü Dil, bir çok kültür degerinin yaratıcısı oldugu gibi bir çogunun da taşıyıcısı durumundadır. Maniler,t...

Türk Edebiyat Tarihi

Devamini Oku
Türk Edebiyatı, Türklerin dâhil oldukları üç medeniyet ve kültür dairesine paralel olarak üç safhada incelenmektedir. 1. İslâmiyet’ten Önceki Türk Edebiyatı, 2. İslâmî Devir Türk Edebiyatı, 3. Batı Tesirinde Gelişen Türk Edebiyatı. Bu tasnif Fuat Köprülü tarafından ortaya atılmış ve edebiyat araştırmacıları tarafından bugüne dek kullanılagelmiştir. Türk Edebiyatının Devirlere Ayrılmasında Kullanılan Kıstaslar Türk edebiyatı devirlere ayrılırken değişen dil anlayışı, kültürde görülen farklılaşma, yeni dinî hayat, dil coğraf...

Dini Tasavvufi Halk Edebiyatı Türk Şiiri

Devamini Oku
Horasan’dan Ahmet Yesevi’ye bağlı erenlerin Anadolu’ya gelmeleriyle başlayan tasavvuf akımı, Anadolu’ daTasavvuf Edebiyatının doğup gelişmesini sağladı. İslam dininin ve yapılan ibadetlerin daha kolay anlaşılması amacıyla tekke çevrelerinde, halkın her kesiminin anlayabileceği şiirler söylenmeye başlandı. Zamanla bunlar gelişerek ”dini-tasavvufi Türk şiir” geleneğini oluşturdu. Tasavvuf, Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmaya, kendi varlığını, Allah sevgisiyle eritip. O’nun emir ve yasaklarına uyarak son...

Tanzimat Dönemi Edebiyatı

Devamini Oku
Tanzimat Dönemi Edebiyatı (1860-1869) Türk toplumunda, 1860-1896 yılları arasındaki edebiyat etkinlikleri, "Tanzimat edebiyatı" adı altında toplanır. "Batılılaşma" olgusunu gerek basın, gerek edebiyat yapıtları aracılığıyla yaygınlaştırmaya çalışan Tanzimat dönemi yazarları, Batı şiir, roman ve tiyatrosundan oldukça etkilendiler. Bu etkilenmeler, özellikle çeviri yoluyla gerçekleşti. Tanzimat yazarları sanat anlayışları bakımından ikiye ayrılabilir: 1 - Namık Kemal, Şinasi, Ahmet Mithat Efendi, ve Ziya Paşa'yı kapsayan birinci kuşak (1860...

Türk Edebiyat Tarihi Bölüm 2

Devamini Oku
Türk Edebiyat Tarihi (bölüm 2) Refik Halit Karay (1888-1965) Fecr-i Âtî’den sonra Millî edebiyat hareketine katılmıştır. Eserlerini de bağımsız bir şahsiyet olarak vermiştir. Edebî hayatı köşe yazarlığı ile başlamıştır. Sonra da sırayla hikâyeciliği ve romancılığı gelir. İlk yazılarında günlük hayatı ele almış, sosyal hayattaki çarpıklıkları, zekî ve nükteli bir üslûpla dile getirmiştir. Hayatın gülünç yanlarını karikatürize etmiştir. Sade ve temiz bir dille yazdığı Memleket Hikâyeleri’nde Anadolu insanının hayatını büt...

Halk Edebiyatı Genel Özellikleri

Devamini Oku
HALK EDEBİYATI GENEL ÖZELLİKLERİ Halk edebiyatı, halk arasında yetişen kimselerin İslamlıktan önceki Türk edebiyatı geleneklerini sürdürerek meydana getirdikleri sözlü bir edebiyattır. Bu edebiyat, okumamış halk tabakası arasında bugüne kadar sürüp gelmiştir. Halk edebiyatının başlıca özellikleri şu noktalar üzerinde toplanabilir: a. Dil, halk arasında kullanılan konuşma dilidir. İslâm uygarlığının etkisiyle konuşma diline birtakım sözcükler girdiği gibi, Halk şiirine de, özellikle XVI. yüzyıldan sonra, birtakım yabancı sö...

Fecr-i Ati Şiiri ve Milli Edebiyat Şiirinin Benzerlikleri Farklılıkları

Devamini Oku
Benzerlikler: Milli edebiyat dönemi şairlerinin zaman zaman fecr i ati gibi modern şiirden faydalanmaları. Farklılıklar: SES VE AHENK Fecr-i Ati : Aruz ölçüsü ve sanatsal söyleyiş. Milli Edebiyat : Hece ölçüsü ve halk söyleyişi. TEMA Fecr-i Ati : Bireysel konular. Milli Edebiyat : Toplumsal ve milliyetçi konular. YAPI ÖZELLİKLERİ Fecr-i Ati : Temaya göre oluşturulan bir yapı. Milli Edebiyat : Halk şiiri ile modern şiirden alınan bir yapı. DİL VE ANLATIM Fecr-i Ati : Ağır ve sanatlı bir dil. Milli Edebiyat : Sade ve süs...

Edebiyat

Devamini Oku
Edebiyatın Tanımı : Okuyanlara estetik (sanatsal) bir doyum sağlamak amacıyla yazılmış, ya da böyle bir amacı olmasa bile biçimsel ve içeriksel özellikleriyle bu düzeye ulaşabilen bütün yazılı eserlere edebiyat denir. Edebiyat bir anlatım biçimidir. Düşünce ve duyguları güzel ve etkili bir biçimde anlatma sanatı olarak da tanımlanabilir. Herhangi bir metnin edebiyat eseri sayılabilmesi için sanatsal değerler taşıması gerekir. Edebiyat NedirDetay: Edebiyat, Alm. Literatur (f), Fr.Littérature (f), İng. Literature. Düşünce, duygu ve hayallerin söz...

tıp sözlüğü

Devamini Oku
a: a.,a. arter (atardamar)kısaltılmış şekil, arteria. abdomen karın, batın abdominal karına ait, karın içi abondan bol, fazla miktarda abortus düşük, çocuk düşürme abuli iradesizlik, irade yitimi adult erişkin, erişkinlik çağıyla ilgili agoni can çekişme ajitasyon huzursuzluk, tedirginlik, iç çalkantısı. ajite heyecanlı, terirginlik, huzursuzluk akut had, hızlı gelişen, şiddetli alveol kese, kese şeklinde oluşum, diş yuvası amfizem bkz.emfizem amnezi unutkanlık amnios., (amnion) zarı rahimdeki bebeği kuşatan ince zar amputasy...

Türk Edebiyatında Gezi Yazısı

Devamini Oku
Türk Edebiyatında Gezi Yazıları Bugünkü bilgilerimize göre Türkçe yazılan ilk gezi kitabı, tanınmış denizcilerimizden Seydi Ali Reis’in Miratül-Memalik adlı eseridir. Eser Portekizlilere karşı savaşırken Hint denizinde fırtınaya yakalanıp Gücerat’ta karaya çıkan Seydi Ali Reis’in Hindistan, Afganistan, Buhara ve Maveraünnehir yoluyla Edirne’ye dönüşü sırasında başından geçen serüvenleri kapsar. Ünlü bilginlerimizden Kâtip Çelebi’nin Cihannüma adlı eseri de gezi yazılarında rastlanan birtakım özellikleri içerm...

Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık
zeus
Tarih: 10:21:54 03.18.2008  Güncelleme: 10:21:54 03.18.2008
Webmaster
Tarih: 02.24.2005
Nereden: antalya
Gönderiler: 1338

Sözlü Edebiyatın Özellikleri

Sözlü Dönemin Özellikleri

1."Kopuz" adı verilen sazla dile getirilmiştir.
2.Ölçü olarak ulusal ölçümüz olan "hece ölçüsü" kullanılmıştır.
3.Nazım birimi "dörtlük"tür.
4.Dönemine göre ayrı bir dili vardır.
5.Dizelere genel olarak yarım uyak hakimdir.
6.Daha çok doğa,aşk ve ölüm gibi konuları işlemiştir.
7.Bu döneme yönelik elimizdeki en eski kaynak Kaşgarlı Mahmut'un "Divan-ı Lügat-it Türk" adlı eseridir.
Cevapla


Bu yazıya henuz resim eklenmemiş..
» Sözlü Edebiyat resimleri

  Puanı : 4.0 / 10 | Oy : 9 kişi | Toplam : 36

» Bu yazıya puan ver..
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
Sorun Yanıtlayalım
İletişim