Anasayfa > Sözlük > K > Kalıtım


Reklamlar
Sonuç : 1 adet ilgili yazı bulundu..
Kalıtım ya da soyaçekim, çevre etkisiyle köklü olarak değişmeyen özelliklerin, anne ve babanın kromozomlarıyla bir kuşaktan ötekine geçmesidir.

Kalıtım, insanın tüm yaşamına biçim veren önemli bir etkendir; insanların geleceğini, iyi ya da kötü şansını, doğumundan yıllar, hatta kuşaklar önce belirler. Doğuştan olan ya da sonradan ortaya çıkan gelişme eksikliklerinin, bedensel ve ruhsal bozukluk ve sakatlıkların, hastalıkların, alışkanlıkların, tutku ve tutsaklıkların nedenleri arasında kalıtımın önemli bir yeri vardır.

Ancak, kişilik yapısında ve gelişmesinde kalıtımın mı, yoksa çevrenin mi daha etkili rol oynadığı tartışılmaktadır. Kalıtımın ve çevrenin kişilik yapısına etkisi, hayvan deneyleri ve tek yumurta ikizleri üzerinde yapılan araştırmalarla ortaya konmuştur. Tek yumurta ikizleri, aynı kromozom ve genleri taşımakta, cinsiyet, beden yapısı ve ruhsal durumları açısından birbirlerine benzemektedirler. Bunlar, gelişip büyüdükçe, kişilik özellikleri açısından da birbirlerine benzerlik gösterirler. Bu nedenle, tek yumurta ikizlerinin, gençlik çağında ve daha sonraki yaşam dönemlerinde, kişilik yapıları farklı olursa, bunun çevre etkisiyle ortaya çıktığı söylenebilir. Araştırmalar, aynı çevre içinde gelişen kardeşler ya da çift yumurta ikizleri arasındaki kişilik benzerliğine oranla, tek yumurta ikizlerinin çok daha büyük kişilik benzerliği gösterdiklerini ortaya koymuştur. Bu bulgulara dayanarak kişilik gelişmesinde kalıtımın daha etkili rol oynadığını benimseyen görüşler doğmuştur. Ancak kişilik yapısında ve gelişmesinde, çevrenin daha etkili olduğu görüşünü benimseyenlerse, tek yumurta ikizlerine, doğuştan beri aynı çevrenin aynı biçimde davrandığını ileri sürerek, kişilik benzerliğinin buradan kaynaklandığını savunmuşlardır. Öte yandan bu görüşe karşı olan araştırmalar ve olaylar da vardır. Doğuştan beri çeşitli nedenlerle birbirlerinden ayrı çevrelerde yetişen tek yumurta ikizlerindeki kişilik benzerliğinin, aynı çevrede birlikte büyüyen kardeşler arasındaki benzerlikten çok daha fazla olduğu ortaya konularak, kişilik gelişmesinde kalıtımın çevreye oranla daha etkili olduğu öne sürülmüştür. Bu konuda önemli bir araştırma yapan Shields, doğduktan sonra ayrı çevrelerde yetişen çok sayıda tek yumurta ikizini, çeşitli psikometrik yöntemlerle zeka ve kişilik yapısı açısından inceleyerek bulduğu benzerliklerin, aynı çevrede birarada büyüyen kardeşler ve çift yumurta ikizlerinden çok daha fazla olduğunu görmüştür.

O halde, kalıtımla gelen gizil güçler, kişilik yapısında ve gelişmesinde önemli rol oynar ve kişiliğin temel katmanlarından birisini oluşturur.

Kalıtımla kuşaktan kuşağa aktarılan; kişilik yapısı ve davranışın kendisi olmayıp, bu üst yapıların üzerinde gelişip oluşacağı merkezi sinir sistemidir. Bu sistem, insanın içinde yaşadığı çevreyle durmaksızın sürüp giden etkileşimleri soncunda ortaya çıkan davranışın niteliğini ve yapısını oluşturur. Yani, üstünde kişiliğin oluştuğu, insanın doğuştan getirdiği temel yapı, kalıtımla geçer. Kişilik, bu temel yapı ile çevrenin sürekli etkileşimi sonucu oluşur.


Kalıtım | Ekleyen: | Tarih: 08-Mar-2011 15:21. | Bu yazı 8539 kez okundu..

Kalıtım ile ilgili diğer yazılar..


İlgili Yazilar

Cinsiyete Bağlı Kalıtım

Devamini Oku
CİNSİYETE BAĞLI KALITIM A. CİNSİYETİN BELİRLENMESİ 1. Eşeyin Modifikasyonla Belirlenmesi Bonellia isimli hortumlu hayvan, denizlerde yaşamakta ve döllenmiş yumurtalarını suya bırakmaktadır. Bu yumurtaların bazıları suda serbest olarak gelişirken, bazıları ana canlının hortumuna yapışarak gelişmesini tamamlar. Serbest gelişenlerin hepsi dişi, hortuma yapışarak gelişenlerin hepsi ise erkek olmaktadır. Buna göre, cinsiyeti hortumdan alınan bazı maddeler belirlemektedir. Bir halkalı solucan türünde, bireyler genç evrede iken (vücut az segme...

 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık
zeus
Tarih: 14:32:21 11.21.2012  Güncelleme: 14:32:21 11.21.2012
Webmaster
Tarih: 02.24.2005
Nereden: antalya
Gönderiler: 1338

KALITSAL HASTALIKLAR

Genlerle yavrulara geçen özelliklere kalıtsal özellikler denir (kan grubu göz rengi çokparmaklılık renk körlüğü vb.). Bazı hastalıklar havada suda yiyecek ve içeceklerde bulunan mikroplardan ileri gelir. Bazılarının nedeni doku ve organların zamanla yıpranmasıdır. Kalıtsal hastalıklar yada bozukluklar ise kusurlu genlerin kuşaktan kuşağa aktarılmasından kaynaklanır. Bir canlının büyümesi gelişmesi ve yaşamını sürdürmesi için gerekli bilgileri taşıyan kalıtım birimlerine gen denir. Genler DNA’dan (deoksiribonükleik asitten) yapılmıştır. Yeni doğan bir bebek genlerini kalıtım yoluyla anne-babasından alır. Eğer bütüngenleri normal ise yani sağlıklı bir insan da bulunması gereken özellikleri taşıyor vehepsi üstüne düşen görevi eksiksiz yerine getirebiliyorsa bebek sağlıklı doğacaktır. Ama bazı bebeklerde anne ya da babadan gelen kromozomların biri ya da bir kaçıkusurlu olabilir. Bu durumda vücuttaki bazı etkinlikler bu bozuk genlerin aktardığıyanlış bilgiye göre yönlendirileceğinden bebekte kalıtsal bir bozukluk ya da hastalıkortaya çıkar.Birçok ülkede yaklaşık her 30 bebekten birinde kalıtsal bir hastalık ya da bozukluksöz konusudur. Kalıtsal hastalıkların bir çoğu ameliyatla ilaçlarla ve çeşitli uygulamalarla denetim altına alınarak hasta çocukların yaşamlarını normal olarak sürdürmeleri sağlanabilir.

KALITSAL HASTALIKLARIN TANISI
Bir insanın en doğal haklarından birisi sağlıklı olarak dünyaya gelebilmektir. Günümüzde uygulanan birçok doğum öncesi tanı yöntemiyle bu hedefe oldukça yaklaşılmıştır. Gene de istenen sonuçların elde edilmesi için aile bilinçli davranmalı hekim de bu yöntemleri usulüne uygun biçimde kullanmalıdır. Böylece doğum öncesinde bazı riskler önlenebilecek ve var olan sorunlar uygun yöntemlerle çözülebilecektir. Kalıtsal (genetik) hastalıklara yaklaşımda temel ilke bunların ortaya çıkmasını engellemektir. Bu ilke tedavi edilmeyen hastalıklar kadar tedavi edilebilen hastalıklar için de geçerlidir. Kalıtsal hastalıkların bir bölümü düzeltilebilen bozukluklardır. Örneğin tavşan dudakya da birçok doğumsal kalp hastalığı doğumsal yöntemlerle tedavi edilebilir. Bazı kalıtsal hastalıklar da ise eksik olan madde dışarıdan verilerek tedavi sağlanır. Bunun örnekleri hipotiroidizmde tiroid hormonu kullanılması ve homofili hastalıklarına faktör VIII verilmesidir. bazı metabalizma ürünlerinin vücutta birikmesine bağlı hastalıklarda ise bu birikimi önleyen ilaçlar kullanılır. Bazı hastalıklar da sağlıklı bir insandan alınan genlerin hastanın gen yapısına eklenmesiyle tedavi edilebilir.

GENETİK DANIŞMANLIK
Genetik danışmanlık bireyin taşıdığı kalıtsal hastalığın çocuklarına geçmesi riski buhastalığın tedavisi sonuçları ve önlenmesi konusunda onu bilgilendirmeyi sağlar. Genetik danışmanlık için başvuran bireyin ailesi uzak akrabalarına kadar incelenir vebir soyağacı oluşturulur. Soyağacında yer alan kişilerin hangilerinde kalıtsal hastalıkolduğu saptanır ve bireyin hastalığı çocuklarına aktarma riski hesaplanır. Genetik danışmanlık için başvuran anne baba adayının arasında kan akrabalığı varsa bubağın kalıtsal hastalık riskini arttıracağı anlatılır. Anne babanın doğduğu ya da yaşadığı yer birbirine ne kadar yakınsa aralarında kanbağı olmasa bile kalıtsal hastalıklı çocuk sahibi olma risklerinin ötekilere göre dahayüksek olduğu ileri sürülmektedir. Anne ve baba adayının genetik danışmanlığa başvurmasını gerektiren durumlar; Anne veya babada ya da her ikisinde kalıtsal hastalık varsa Adaylardan birinin ya da ikisinin yaşlarının ileri olması Anne ve babanın kalıtsal hastalıkların sık görüldüğü bir yerden gelmeleri Anne ve baba arasında kan bağı bulunması Annenin art arda düşük yapmış olması Annenin hamileliğin ilk haftalarında şiddetli bir enfeksiyon geçirmiş olması Aile bireylerinden birisinde kalıtsal bir hastalık ve ya doğuştan sakatlık bulunması Anne ya da babanın önceden kalıtsal hastalığı olan bir çocuğunun olması.

KALITSAL HASTALIK TAŞIYAN BİREYLERİN SAPTANMASI
Kalıtsal hastalık taşıyan bireylerin daha hastalık belirtileri ortaya çıkmadan saptanması gerekir. Kalıtsal bozuklukların bazıları bebeğin dünyaya gelişinden önce bazıları doğumdan kısa bir süre sonra bir bölümü de süt çocukluğu döneminde saptanır. Kalıtsal hastalık taşıyan bebeklerin belirlenmesi bir an önce tedaviye başlamasını sağlar. Böylece belirtilerin şiddetinin azalması sağlanır ya da ortaya çıkması engellenir. Bazen hastalık kesin biçimde tedavi edilir.Bu noktada akla bir soru gelmektedir. Genetik hastalıkların engellenmesi için bütünçiftler mi taranmalı yoksa ön elemelere bağlı olarak bazı risk grupları mıincelenmelidir ? Bazı hastalıklar için kitlesel tarama testlerine gerek yoktur; çünkü bunların taşıyıcısıolan bireylerin sayısı çok yüksek değildir. Örneğin; deri pul tüy ve kıllarda sarı kırmızı ya da siyah pigmentlerin eksikliği bu tür hastalıklardır. Ama kistik fibroz gibitedavi yöntemleri kısıtlı bir hastalığın toplumda taranması bu hastalığın sıklığının azalmasına önemli katkıda bulunacaktır. Bazı toplumlarda kalıtsal hastalıklar daha çok görülür. Örneğin Akdeniz denenhastalık özellikle Akdeniz havasında yaygındır. Orak hücreli kansızlık ise Orta Afrika’da ve Ege Denizi’ndeki bazı adalarda daha sık ortaya çıkar. Kalıtsal hastalıklar konusunda Toplumdaki eksik ve ya yanlış bilgiler Az sayıda aile bireyinde bir hastalığın kalıtsal olup olmadığı Doğumsal bir hastalığın mutlaka kalıtsal olduğu (Hamilelikte alınan ilaçlar da olabilir) Kalıtsal hastalıkların tedavi edilemediği Gebelikte annenin geçirdiği bazı fiziksel ya da psikolojik rahatsızlılarının bebekte sakatlığa yol açacağı Dörtte bir olasılıkla ortay çıkan kalıtsal bir hastalığın ilk bebekte ortaya çıkması durumunda sonraki bu hastalığın kesinlikle görülmeyeceği Kalıtsal hastalıkların kendini doğumda ya da ilk günlerde belli ettiği (bazı hastalıklarileri yaşlarda da belirti verebilir) Ailede kalıtsal hastalık yalnızca kadınlarda ya da erkeklerde görülüyorsa bunucinse bağlı olarak çocuklara geçeceği.

Doğum öncesi tanı
Günümüzde birçok genetik ve doğumsal hastalık için bebeğin anne karnında olduğudönemde tanı olanağı vardır. Doğum öncesi tanı yöntemlerinin birçok yararı vardır :
Erken dönemde hastalığın tanınmasını sağlar.

Risk grubunda bulunan anne ve baba adaylarını beklentilerine yanıt verir. Olasıkalıtsal hastalığın bebekte görülmediği kesin olarak belirlenir. Ağır kalıtsal bozukluklarsöz konusu olduğunda ailenin izniyle gebelik ilerlemeden sonlandırılabilir. Bazı kalıtsal hastalıkların sık görüldüğü bölgelerde doğum öncesi tanı yöntemlerinin yaygın olarak kullanılması bu hastalıların görülme sıklığını belirginbiçimde azaltabilir. Doğum sonrası tedavi edilebilen hastalıkların önceden saptanması tedavi ekibininhazırlıklı olması doğum zamanını belirlemesi ve tedaviyi uygun biçimde yönlendirilmesini sağlar.

BAŞLICA KALITSAL HASTALIKLAR

HEMOFİLİ
Bozuk genlerin bir araya gelmesiyle kanın pıhtılaşmaması şeklinde ortaya çıkan hastalıktır. Aile içi birleşmeler sonucu olduğu yanlış yere sanılmış olan bu hastalık özelliklekuşaklar boyu Avrupa krallık sülalerini kasıp kavurduğun çok ünlüdür. Kurban hemen her zaman bir erkektir ve hastalık bütün erkeklere “taşıyıcı” olarak adlandırılan annelerinden geçer. Günümüzde bu hastalığın görüldüğü birkaç kadın hem hemofilili bir babaya hem de taşıyıcı bir anneye sahip olma şansızlığına uğratmıştır. Hemofiliçok ender görülen bir hastalık olduğundan son olarak sözü edilen durum son derece ender bir durumdur. Pek çok ailenin durumu uzun yıllar boyunca açıklık kazanmaz.

ALBİNİZİM
“Gebe kaldı ve derisi kar gibi beyazgül gibi kırmızı saçları yün gibi beyaz ve uzun güzel gözlü bir çocuk doğurdu”. sözü edilen çocukbir gemi yaparak Tufandankurtulan Nuh’tur. Bu tasvir İsa’dan yüzyıl kadar önce yazılmış olan bir kutsal kitapta yer almaktadır (Enoch’un kitabı). Belirtilen özellikler albino özellikleridir. Daha sonra kidünya nüfusunu atası Nuh olduğuna göre albinoların sayısının çok daha fazla olması beklenirdi. Albinizim çekinik bir genin yol açması sebebiyle (doğal çekimin işe karışmadı düşünüldüğünde) dörtte birimizin albino olması gerekirdi. Oysaki albinizim çok dahaaz oranda fakat bütün ırklarda görülmektedir. Bir kusur olarak adlandırılabilir çünkü pigment yokluğu gözlerin zayıf ve astigmat olmasınagüneşe tahammül edilmemesine yol açmaktadır. Ayrıcaher ne kadar Avrupalı albinolar sarışın ve açıktenli kişiler arasında fazla göze batmadan dolaşa biniyorsalar da durum zenciler Japonlar ve kızıl dereliler için aynı değildir. Bildirilen oran Avrupa için aşağı yukarı yirmi binde birdir. Ortalama olarak İngiltere’de 2500 ABD ‘de 9000 albino vardır. Koyu renkli toplumlarda albinizim daha yaygındır. Nijeryada oran 3000′de birdir ve herhangi bir şehirde kolaylıkla seçilmektedir. Panamadaki bir kızıl dereli gurubunda (SanBlas)oran 132′de birdir.Çekinik albino geni Avrupalılarda 70′de bir oranında bulunmaktadır. Bir çocuğunalbino olması için taşıyıcı (heterozigot) kimsenin bir başka taşıyıcıyla eşleşmesi gerekir. Hem ana hem de babanın albino olduğu durumlarda çocuklar kesin albinoolur. Ana babanın birini albino olması sonucunda çocuk 70′te birimiz oranda taşıyıcı olur ve görünüşü normaldir. Ana babadan birini taşıyıcı olup olmadığı ancak albino birçocuğun doğumuyla anlaşılabilir. Bir ailede daha önceden albino çocuk görülmüşsebir başka çocuk görülme şansı 4′te bir oranındadır. Sonuç olarak da albinoların iki renkli olabileceğini ve melanin (saç ve deridokucularındaki renk maddesi) eksikliğinin büyük bir olasılıkla tirozinaz enziminin yokluğundan ileri geldiği düşünülmektedir. Bu enzimtiroksinin melaline dönüştüğü ilkevrede katalizör rolünü oynamaktadır. Gözün pembe oluşu pigment renginde değil pigment yokluğu nedeniyle kanın kırmızı renginin görülebilir olmasından ileri gelmektedir. Kuvvetli ışıktan albinoların gözleri çok zedelenir bu nedenle koyu renkgözlük kullanırlar. Bedenleri Nuh peygamber gibi bembeyaz olanlar için bir çare bulunamamaktadır.

HABSBURG DUDAĞI
Dünyada binlerce burunalınçene şekli bir baba oğulun bir ana oğulun bir baba kızınkinin çok benzer oluşu dikkate değer. Bu biçimlerin tarifi çok güç fakat müşahedesi kolaydır. Baskerville ailesini sorguya çekerken Sherloch Holmesportresini gördüğü bir ata ile torunu arasındaki benzerliğe hayret etmişti. Sonrada hayalinde sakallarını kazıyarak ailenin kendini gizli tutan bir ferdini ortaya çıkarmıştı. Bu tür baskın bir aile karakteristiği portrelerini yaptırmak için yeterincezengin ve asırlar boyu hüküm sürecek kadar kudretli olan Habsburg sülalesinde görülür. Habsburg dudağı her halde tek bir gene bağlıdır. Öne doğru bir çıkıntı yapan çirkin altdudağa dar bir çene ve çoğu zaman hafif açık bir ağız eşlik eder. İyi bir şansolarak hiçbir gravürcü ve ressam zamanımızda da bu ağız şeklini güzelleştirme gitmemiştir. Bu dudağa sahip tarihi kişiler arasında imparator I.Maximilian (XV.yüzyılda doğan ) imparator V.Charles (XVI.yüzyıl) arşidük Albrecht ve İspanyaKralı XII.Alfonso vardır. Bu ender değişkenbir ailede dönüp dolaştığına ve sadece kusura sahip kişiler tarafından geçirildiğine göre tek bir baskın genin esiri olsagerektir. Kalıtımla geçme şansı 50:50 olan bu kusura sahip kişilerin çocuklarına dageçirme şansı aynı orandadır. Pek çoğumuzda Habsburg dudağına benzer bir şey yoktur fakat dille ilgili garip biryetenek vardır. Bazı kimseler dillerini iki yandan ve yukarı doğru U şeklinde kıvırabilirler bazıları kıvıramaz. Fakat son derece belirgindir. Bu karakteristiğin genetiğüzerinde fazla çalışılmamıştır ve her ne kadar daha uzağa tükürebilmeyi sağlıyorsada dili bu şekilde hareket ettirmenin ne işe yaradığı bilinmemektedir.

RENK KÖRLÜĞÜ
Genetik kalıtımla geçen bir başka anomalidir. Tam bir renk körlüğü enderdir. Sebepolan gen çekiniktir ve her iki cins de etkiler. Kısmi olan renk körlüğü otuz kişide birinietkiler. Cinsiyet genleriyle ilişkilidir ve kadından çok erkelerde yaygındır. Bütünistisnaları bir kenara iten temel kurallar vardır. Normal bir kadın renk körü bir erkekle evlendiğinde çocuklarının normal olması beklenir. Normal bir erkek renk körü birkadınla evlendiğinde erkek çocuklar renk körü kız çocuklar normal olacaktır. İlkdurumun bir kuşak sonrası ele alındığında bu evliliğin normal kızları babalarının renk körlüğünün taşıyıcıları olacaktır. Dolayısıyla oğullarının yarısı renk körü yarısı normalve kızlarının yarısı da kendileri gibi taşıyıcı olacaktır. Taşıyıcı kızlar renk körüerkeklerle evlendiğinde durum daha kötü olacaktır. Oğullarının yarısı renk körü ve kızlarının yarısı taşıyıcı olacak buna karşı kızların geri kalan yüzde ellisi renk körüolacaktır. Nihayet renk körü bir kadın renk körü bir erkekle evlendiğinde bütün çocukları renk körü olacaktır. Hemofilde de olduğu gibi bütün bunlar X kromozomuna bağlıdır. Erkek çocuk tek Xkromozomunu annesinden alır. Kızın iki X kromozomu vardır ve birininanasındanöbürünü babasından alır. Babası renk körü olduğunda bir kız çocuğuonun kusuru X kromozomunu alacak fakat annesinden de sağlam bir X kromozomualmış olacaktır. Biri sağlam biri kusurlu X kromozomlarının sonucu normal görüş fakat taşıyıcılıktır. Oğullarının yarısı kusurlu X kromozomunu yarısı sağlam olacak böylece yarısı renk körü yarısı normal olacaktır. Birkaç istisna dışında renk körlüğü kalıtımının mekanizması budur. Renk körlüğünün görülüş oranı ırklara göre değişir. Avrupalılarda çok sık görülmesine karşılık örneğin Eskimo ve Avustralya yerlilerinde enderdir. Yine doğal seçimin işe karışarak daha ilkel toplumlarda renk körlerinin yaşamasını güçleştirdiği varsayılır. Avrupa’da erkeklerin %7 ‘si ve kadınların %05 ‘i ya renk körü ya da renk görüşlerizayıf olan kişilerdir. Bir bütün olarak renk körlüğünün daha az olduğu toplumlarda kadınlardaki renk körlüğü oranı erkeklerinkinin çok ufak bir kesridir. Bütün bunlara ek olarak da hem hemofili hem de renk körlüğünü Y ‘ye değil de Xkromozomuna bağlı oluşan bir tesadüf sonucu olmadığını söyleyebiliriz. Bu ikisi gibicinsiyete bağlı hemen bütün özelikler X kromozomuna bağlıdır. Sebep açıktır: X Kromozomu geniştir ve genler için yer boldur. Erkeklere özgü Y kromozomu isedaha küçüktür. Erkeklik dışında Y kromozomuna bağlı tel özellik vardır bu da tüylükulak uçlarıdır. Genlerin karmaşık dünyasının bir kromozom üzerinde böylesinekonularda belirlenmiş olması tuhaf görülebilir.

TAT ALMA TAT ALAMAMA
1931 ‘den bu yana genetik ilminin ilgisini çeken bir kimyasal bileşimler grubu vardır; bunlarda; bazı kimseler bir tat bulmakta bazıları ise hiçbir tat alamamaktadır. Bu bileşimler phenylthiocarbamine vephenylthiouregibi maddeler kapsarlar. P.T.C. gibi önemsizbir kimyasal maddede tat bulma garip bir karakteristik fakat her şeyden öncekalıtımla geçen bir vasıftır. Anne ve baba tat alamayan olmasında çocuk da tatalmayan olacaktır. Ana ve babanın birinin tat alamayan olduğu durumda çocuğun tatalan olması daha yakın bir ihtimaldir. Babalık davalarında pratik bir önem taşıyandurum mavi göz kahverengi göz konusu değildir. Mavi göz de tat almama daçekinik karakterlerdir. İkisi de kalıtımla geçen bir gen çiftine bağlıdır fakat her ikisindede durum başka genlerin etkisiyle karmaşıklaşabilir. Avrupalı ve Kuzey Amerikalıların %70 kadarı P.T.C ‘yi tadabilir. Araplar %63 veAvustralya yerlileri %51 ‘le bu konuda daha az yetenekli ise de; Çinliler %90 ‘danfazla zenciler %95 ve Amerikalı Kızılderililer %98 ‘le çok daha fazla yeteneklidir. İnsanlar konusundaki bir tartışma daima söz edilmesi gereken hayvanlar arasında daprimatlar tat alır görünmektedir. Bulgular kesin değildir. Fakat İngiliz hayvanatbahçesindeki yirmi sekiz maymundan yirmisi yüzlerini buruşturmak gibi yollarla P.T.C ‘nin acı nahoş tadın aldıklarını göstermişlerdir. Bu yetenek acaba nedenvardır ve neden tür ve ırklar arasındaki fark görülmektedir? Tiroit bezlerinin hastalığıveya guatr ile tat alma arasındaki bağ olmasıdır. Bu hastalığın görüldüğü kimselerintat almama ihtimali daha yüksektir. Bu hastalıkla tat alma arasındaki bağ hemofili hikayesindeki gibi zorlayıcı değildir fakat her iki durum da genetik araştırmaları açısından çok değerli materyellerdir. Herikisi de izlenebilmekte hiçbirinin etkisi diğer genler tarafından anlaşılmaz halegetirilmemekte ve her ikisi de açıkça kalıtımla geçmektedir. Bunlar ve Habsburgdudağı renk körlüğü gibi diğer karakteristiklerin tümü de genetik ilminin genelbilgisine katkıda bulunmuştur. Bunların her biri genetikçilerin dört elle sarılması gereken kırıntılardır. Her bir yeni hayatın yaratılmasında akmaya başlayan kalıtımnehri ayrıntılı bir inceleme için çok büyük çok bulanıktır ve ancak zaman zaman elegeçen kırıntılar incelenebilir.

SAÇ DÖKÜLMESİ
Zamanla ilerleyen saç dökülmesi kellikle sonuçlanır. Yıllar geçtikçe insan yaşlanır; yaşlanmaya koşut olarak saçlar da zayıflar ve seyrekleşir. Dökülme büyük olasılıkla saçlı deriye gelen kan akımının ve besleyici maddelerin azalmasına bağlıdır. Saçların dökülmesinin tipik bir ilerleyişi vardır. Şakaklardan başlar ardından tepeye ayrılır bazen alın üstünde bir tutam saç kalacak biçimde sürer ve sonunda yalnızca ensenin üstünde yarım taç gibi bir kulaktan öbürüne uzanan saç kalır. Yaşın ilerlemesiyle ortaya çıkan ve fizyolojik bir olgu kabul edilen saç dökülmesi yapısal vekalıtsal olduğu söylenebilir. Çoğunlukla erkeklerde görülür. Fakat hemofili veya renkkörlüğü gibi cinsiyet genine bağlı değildir. Erkeklerde kadınlardan çok görülmesi cinsiyete bağlı olduğunu belirtmez. Saçı dökülmüş bir erkek bu karakteristiği oğullarının yarısı kadarına geçirecektir. Fakat konu istisnalarla doludur. Ayrıca saçdökülmesinin başlıca iki farklı tipi olduğu sanılmaktadır. Bunlardan birinde saçlar otuzyaştan önce seyrekleşmeye başlamaktadır. Öbüründe ise saçlar daha geçdökülmektedir. Başlangıçtaki saçı dökük-dökük değil ayrımındaki basitlik saç dökülmesini başlamayaşı çekiniklik karakteri erkek hormonlarıyla ilişkisi yaşlılıkla bağlantısı ve kalıtımla geçişinden birden fazla genin rol oynamasıyla karışmaktadır. Basitlik yerini bir karışıklığa bırakır ve bu sebepten çocuğun saçları konusunda tahminler yürütmekten kaçınır. Bununla birlikte erken başlayıp ilerleyen saç dökülmesi baskın bir genin işekarıştığı düşüncesini uyandırmaktadır. Sadece erkeklerde baskın olduğundan erkenden saçlarını kaybeden kimsenin oğullarının yarısından aynı hal görünecekfakat kızlar için bu durum söz konusu olmayacaktır. Gelecek kuşaklarda ise bu kız ve oğulların yarısı kendi oğullarının yarısının saçlarının erken dökülmesine neden olacaktır.
Cevapla


Kalıtım
» Kalıtım resimleri

  Puanı : 5.1 / 10 | Oy : 18 kişi | Toplam : 91

» Bu yazıya puan ver..
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
Sorun Yanıtlayalım İletişim