Sonuç : 10 adet ilgili yazı bulundu..
Tarihi Roman : Tarihteki olay ya da kişileri konu alan romanlardır. Yazar tarihi gerçekleri kendi hayal gücüyle birleştirerek anlatır.
Tarihsel romanlar, tarihin değişik dönemindeki olayları işler. Kahramanlar gerçek veya düşsel olabilir. Ancak anlatılanlar tarih gerçeklerine çoğu kez uygundur.
Bu roman türü aslında, Romantizmin bir ürünüdür. Dünya edebiyatında bu türün ilk örneğini ingiliz yazar VValter Scott vermiştir. Türk edebiyatında ise tarihi romanın ilk denemesi Ahmet Mithat’ın Yeniçeriler adlı romanı sayılabilir. Batılı anlamda ilk tarihsel romanımız, Namık kemal’in Cezmi’sidir.
Tarihi Roman Örnekleri Aşağıdaki romanlar da tarihsel romanlara örnek gösterilebilir: - Deli Kurt (Nihal Atsız) - İvanhoe (VValter Scott) - Waver1ey (Walter Scott) - Taraş Bulba (Gogol) - Monte Cristo (Alexandre Dumas) - Salambo (S. Flaubert) - Devlet Ana (Kemal Tahir) - Küçük Ağa (Tank Buğra)
Akademik Detay:
Nedir Tarihsel Roman? Tarihsel romanın ne’liği ve ne olması gerektiği üzerine, literatürde pek çok görüş sunulmuş, ancak bunlardan hiçbirinin tarihsel romanın, ne tanımı, ne de ne olması gerektiği üzerinde anlaşamadıkları görülmüştür. Öyle ki; bu tür romanlar “tarihî roman”, “tarihten söz açan roman”, “tarihe dayanmış roman”, “tarih romanı”, “tarihsel roman” gibi terimlerle anılmıştır. Terimleştirmedeki bu güçlüğün, romancının tarihe bakışından, tarihe mesafesinden kaynaklandığı kadar, tarihsel romanların değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkan özelliklerinden de kaynaklandığı sonucuna ulaşılmıştır (Doğan 2000: 142).
Yine de konunun somut bir şekilde tartışılabilmesi için bir tanım denemesinden yola çıkmak gerekecektir. Tarihsel roman yazımının ilk kez İngiltere’de Sir Walter Scoot’la ortaya çıktığı ön kabulünden hareketle, Oxford Edebiyat Terimleri Sözlüğü’ne bakıldığında konuyla ilgili şunların söylenmiş olduğunu görülür (Baldick 1990): “Bazı yazarların, geçmişe ait özel bir tarihsel dönemde yer alan eylemleri, devrin hakim düşüncesi ve giyinişini gerçeklikle ele almaya çalıştıkları bir roman tarzı. Tarihsel roman, kişisel talih ile toplumsal çatışma arasındaki ilişkinin önemli bir çalışmasını yapmaya kalkışırken, tarihsel roman için popüler bilineni ya da macera romanı için yalnızca konunun geçtiği dönemin lider karakterini arka planda sadece dekor olarak kullanılır”. Argunşah (1990) ise “tarihsel roman”ı; temelleri maziye dayanan, yani başlangıcı ve sonucu geçmiş zaman içinde gerçekleşmiş olan hadiselerin, devirlerin ve bu devirde yaşamış kahramanların hayat hikâyelerinin edebî ölçüler içerisinde yeniden inşa edilmesi, şeklinde tanımlamıştır. Görüldüğü üzere bu tanımlarda, tarihsel romanların tam olarak ne olduğuna ilişkin iki tarz yaklaşım ön plana çıkmıştır. Bunlar; tarihsel romanın diğer sanat eserlerinde olduğu gibi kurgusallığının ön planda olması gerektiği tezinden hareketle, içinde barındırdığı tarihsel unsurları birer dekor olarak ele alan yaklaşım ile tarihsel romanın tarihe ait unsurlarını olgulara dayandıran yaklaşımdır. Bu bağlamda tarihsel kurguları, “ortamın tarihsel, ancak hikâyede tarihsel olay veya kişilerin olmadığı” ve “ortam ve karakterlerin olgulara dayandığı” iki türde ele alan Hoffman’ın, yaklaşımıyla (Ata 2000: 162) paralellik kurmak mümkündür. Buna göre, Oxford Edebiyat Terimleri Sözlüğü’ndeki yaklaşımı birinci türe, Argunşah’ın tanımını ise ortam ve karakterlerin olgulara dayandığı ikinci türe dahil etmek mümkündür. “Tematik”3 olarak adlandırılabilecek, sanat değeri yüksek olmayan türe giren bu tarihsel romanlar, hem içlerinde barındırdıkları tarihsel bilgiden faydalanma hem de kitlelere (halk yığınlarına) ve gençlere tarihi sevdirmek, onlarda tarihe yönelik olumlu tutum ve ilgi oluşturabilmek amacıyla hazırlanmış eserler oldukları için tarih öğretimi açısından büyük önem taşırlar. Bu sebeple, öncelikle tarihsel roma nın tarih araştırmaları ve yazımı açısından değerine kısa da olsa değinmek, sonrasında tarih öğretimi açısından değerini ele almak gerekecektir.
Tarihsel Bilgi Açısından Tarihsel Roman Tarihsel roman yazarı için tarih, bitmez-tükenmez malzeme yığınıdır. Her sanatkâr, bu kaynaktan kendi görüşüne, mizacına, temayüllerine göre seçmeler yapar ve seçtiklerini yorumlar. Ancak, sanatkâr eserini, tarihsel olayları anlatmak için yazmaz (Kaptan 1988: 31). Zaten edebî eser demek; bir takım kurallar tespit etmek ya da bir bilim dalına ait bilgileri öğretmek düşüncesinden yola çıkmayan, ele aldığı konu ve temanın kıymetini okuyucunun tercihine bırakan (Tural 1986: 24) değil midir? Bu bağlamda tarihsel roman yazarının tarihsel olgu ve olayları olduğu gibi aktarması beklenemez. Biraz da edebî bir tavırla, tarihsel roman yazarının, tarihçinin belgeler, tarihselci tutum ve yordam ile tarih bilincinin ışığında tarihin derinliklerine doğru çıktığı yolculuk sırasında temizlediği döşenmiş taşları bir de kendisinin parlattığını ve tozların yerine rengarenk tozlar serptiğini, siyah-beyaz görünen tarihi renklendirdiğini (Gümüş 1999: 21) söylemek mümkündür.
Tarihçi ile romancının durumunu başka bir anlatımla şu şekilde ortaya koymak mümkündür: Tarihçi olayların fotoğrafını çekerken tarihsel roman yazarı kendi ifadesi ve yorumuyla tarihsel kişi, olay ya da olgulara ilişkin bir resim çizer. Çizilen resimde sanatçının üslubu ve yorumu çok belirgin olarak kendini hissettirir. Çekilen fotoğrafta ise, her ne kadar gerçeğe en yakın bir görüntü sağlanmış gibi görünse ya da fotoğrafın gerçeği bir aynadaki görüntü gibi yansıttığı düşünülse de, netice itibarıyla fotoğrafçının seçiminin, felsefesinin, dünyaya bakışının ve olayı algılayışının esere yansıması söz konusudur. Dolayısıyla, tarih yazımı ve kurmaca anlatılar arasındaki en büyük farklılığın, onların yorumsal yapısında, epistemolojik konumlarında ve geçmişi kendilerine özgü biçimde nasıl kavramsallaştırdıklarında bulunduğundan bahsedilebilir (Opperman 1999: 81).
Kaptan (1988: 38), Orhan Asena’nın, tarihin iki, sanatın ise bir üçüncü boyutlu olduğunu, tarihte en önemli boyut olan can boyutunun eksikliğini belirterek, “Tarihin kuş bakışı fotoğrafında kabartılar da, çöküntüler de gözükmez. Ormandaki ağaç gözden kaçar. Oysa sanatçı, haritayı, haritada(ki) ormanı değil, o ağacı görür; ağaca kuş dalışı yapar. Kısaca, o ağacın yaşamını canlı bir süreç olarak yakalar…” diyerek, tarihsel romanın, bilimsel ve objektif olmak iddiasındaki tarihin içindeki insan faktörünü tekrar canlandırabileceğine ilişkin görüşünü belirtmiştir. Böylelikle tarihsel romanın, tarihin derinliklerine gömülmüş olan insanları unutulmuşluktan kurtarması, büyük anlatılar yerine sıradan insanların hayatlarını tarihselleştirmesi, böylece daha demokratik bir tarih yazımına katkıda bulunabilmesi (Türkeş 2002: 210) mümkün olabilecektir. Türk edebiyatında buna cevap verecek yeterince ta rihsel roman varlığından söz etmek mümkündür4. Taner Timur (2002: 10- 12) da katıldığı bu görüşle ilgili şunları söylemiştir: “Tarihçiler ve kamu gözlemcileri eserlerini daha çok siyasal hayatla sınırlı tutarken, romancılarımız topluma daha geniş açıdan bakabilmişler ve gerek örf ve âdetlerdeki, gerekse Braudel’in ‘maddi uygarlık’ dediği karmaşık bütünlükteki evrimi daha iyi anlamamıza yardımcı olmuşlardır”. Belki de tarihsel romanın barındırdığı tarihsel bilgi açısından değeri, bu yaklaşımla ele alınmadığı için hâlâ anlaşılamamıştır.
Tarih Bilinci ve Tarihsel Roman Levstik (1995: 114)’e göre, bir tarihsel roman; tarih ders kitaplarının geniş incelemelerinin dışında, bir yazarın tarihin bir parçasını ele alarak onu derinleştirmesi sonucunda insan yaşamına dair ayrıntıları sunar. Bu ayrıntılar, kültürel bütünlük mesajının bir parçasıdır. Kültürel mesajları iletme noktasında araçsallığı kabul edilen tarihsel roman, demokratik vatandaşın yaratımında ona moral değerler aşılanmasında önemli bir araç olarak inşa edilmiştir (Şirin 2000: 171). Bu durum, en nihayetinde oluşturulmaya çalışılmasının kavgası verilen “tarih bilinci” kavramı çerçevesinde tartışılabilir. Tarih bilinci, bireyin tarihsel zaman içinde kendini konumlandırabilmesi, sosyal olayları bu konum ve konumun getirdiği değerler sistemi ile oluşan perspektiften yorumlayabilmesini sağlayan zihinsel beceri olarak anlaşılabilir. Daha basit bir ifadeyle, “geçmişin yorumu, günün algılanması ve gelecek beklentisi” (Tekeli 1998: 23) şeklinde formüle edilebilir. Tarih bilinci aynı zamanda tarihin akışı hakkında belli bir görüş sahibi olmak demektir. Furrer (2000), bu bilincin tam olarak oluşabilmesi için bugün ve geçmiş zaman arasında (farkında olarak) bir bağlantı kurulması, yani tarihsel anlatı olarak tespit edebildiğimiz zihinsel bir faaliyet gerektiğini (Türkeş 2002: 198) söylemiştir. Bu bağlamda, gençlere bir tarih bilinci verebilmek, objektif tarih olaylarıyla sübjektif tarih anlayışı(nı) mümkün olduğu kadar birbirine yaklaştırmaya çalışmakla başarılabilecek bir iştir (Güngör 1995: 86). Burada kastedilen sübjektif tarih anlayışına, tarihin belirli bir dünya görüşüne, göre yorumlanması, örneğin tarihsel roman aracılığıyla bir değer sisteminin benimsenmesi sonucunda elde edilen kişisel kanaat da dahil edilebilir. Zira, tarihin yorumlanarak, insanlık için anlam kazanmasının kaçınılmaz olduğunu hepimiz kabul etmek zorundayız. Bu yüzden, sadece bilim adamları, filozoflar, mütefekkirler değil, halk yığınları da tarihi yorumlarlar (Güngör 1995: 72). Zaten bu yorumlar dışında tarih bilgisinin kıymeti tartışılır. Çünkü her zaman, tarihsel bilgiyi, tarih bilincine dönüştürmeyi programlanmış bir biçimde alamayız. Bu yüzden öğretilmeye çalışılan bazı tarih bilgileri yukarıda değindiğimiz gibi kuru, sıkıcı ve anlamsız gelirler. Oysa tarihsel roman, hikayede betimleme doğayı ve eşyayı olduğu gibi kopya etmediği, betimleneni egemen ideolojinin içinde yeniden ürettiği (Eşitgin 1998: 114), dolayısıyla tarih bilgisi yazarın bakış açısıyla yorumlandığı için bilim yüzünün yapamadığını yapabilir.
Tarihsel romanlar aracılığıyla toplumda bazı kavramların yerleştirilmesi, bazı değerlerin telkin edilmesi, bazılarının ise hicvedilmesi mümkündür. Bu sebepten tarihsel roman, bir misyonu yüklenmiş olmaklığı ile didaktiktir (Argunşah 1990: 384). Dolayısıyla her ulusal kimlik tasarımı, tarih yazımı kadar o tarihi popülerleştirecek romana da ihtiyaç duymuştur (Türkeş 2002: 207).
Türk edebiyatında Osmanlı’nın son dönemlerinden günümüze kadar, bu amaçla bir çok tarihsel romanın yazılmış olduğu görülür. Tanzimat’tan öncesinde destan, şehname ve masallarla tarih bilinci oluşturulmaya çalışılırken, daha sonra Genç Osmanlıların Batı tarzında kaleme aldıkları ilk tarihsel romanlar ortaya çıkmıştır. Ancak, II. Meşrutiyet’le birlikte daha çok Ziya Gökalp’in “Kızılelma”, Ömer Seyfettin’in Milliyetçi/Türkçü tarihsel (kurgu) hikâyeleri ile bu devam etmiştir (Koloğlu 2000: 40).
Cumhuriyetle birlikte ise dini temaların dışında, toplumsal ve ulusal konulara ağırlık verilmiştir. Özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarını, bu süreçteki Batılılaşma ve kalkınma çalışmalarının sancılarını ele alan Çağ romanlarını5 da bu çerçevede ele almak mümkündür. Bu eserleri, Samim Kocagöz’ün, “Temelsiz bina olmaz. Cumhuriyetimizin tarihsel temelini sadece tarih kitaplarına bırakırsak, kupkuru kalırız” (Argunşah 1990: 13) uyarısı doğrultusunda değerlendirmek, hatta o dönem için tarihsel roman yazmayı da bu çerçevede ele almak mümkündür.
1945’lere kadar tarihsel roman anlayışının tarihsel serüven romanı tarzıyla kendini gösterdiğini söylemek mümkündür (Yalçın 1998: 205-224). Özellikle Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun yazdığı eserler bu çerçevede ele alınabilir. İkinci Dünya Savaşından 1990’lı yılların başına kadar macera tarzı tarihsel roman örneklerinin artarak sürdüğü görülmüştür. Bunun sebebinin, 45 yıllık süreci etkileyen soğuk savaş dönemi olarak adlandırılan durumun getirmiş olduğu siyasal kutuplaşma ve gerginliğin Dünya’daki sosyal çalışmaları biçimlendirdiği gibi Türkiye’deki edebiyat ürünlerini, dolayısıyla tarihsel romanları da en azından konuları itibariyle etkilemesi olduğu söylenebilir. Çünkü, Cumhuriyet döneminde Osmanlı tarihi üzerine yazılan tarihsel romanlar sınıflandırıldığında, konu itibarıyla birinci sırada “fetih”, ikinci sırada da “Osmanlı’nın çöküşünü hazırlayan nedenler”in işlendiği görülmüştür (Çeri 2000: 21). Bu veriden hareketle tarihsel romanlarda ele alınan Osmanlı-Türk kahramanlığı’nın, yazarların kültürel, felsefî ve siyasal tercihleri olduğu kadar, o dönemin bahsedilen siyasi nezaketiyle de ilişkili olarak ön plana çıktığı yorumuna varılabilir. Soğuk savaş döneminin kapanmasıyla, küreselleşme çabalarının hız kazandığı 1990’lı yıllarda durumun değişmiş olduğu görül, müştür. Artık, yazılan romanlarda, “Osmanlının kaynağını Türklükten aldıkları”, “kahramanlık veya Türklükten uzaklaşmaları ile yıkılışa neden olan zaafları” konularından çok, Osmanlının toplumsal, kültürel, ekonomik yaşamı, sanatı, mimarisi, eğitim ve bilimi romanlarda önemli yer tutmaya başlamıştır (Çeri 2000: 25). Bu anlamda, tarihsel serüven romanların yerini kültürel, sosyal içerikli tarihsel romanlar almıştır.
Buraya kadar ele aldığımız şekliyle tarihsel romanın kavram olarak neyi ifade ettiği, yüklendiği işlevin ne olduğu ve Türkiye’deki serüvenine kısaca değinilmeye çalışılmıştır. Şimdi ise, lise (orta öğretim) öğrencilerinin tarihsel romanla ilişkilerine değinilecektir. Ya da, “Ergenlik dönemindeki genç için tarihsel roman neyi ifade eder?” sorusunun cevabı tartışılmaya çalışılacaktır.
Etiketler: Tarihi Roman Nedir | Tarihi Roman Nedir ? Tarihi Roman Ne Demek, Tarihi Roman Tanımı, Tarihi Roman Örnekleri, Tarihi Roman Türleri, Tarihi Roman Nelerdir, Tarihi Roman Hakkında Bilgi, Tarihi Roman Tarihi, Tarihi Roman Nerede, Tarihi Roman Ödevi.
Tarihi Roman | Ekleyen: Zeus | Tarih: 08-Aug-2011 17:14. | Bu yazı 1654 kez okundu..
Tarihi Roman ile ilgili diğer yazılar..
İlgili Yazilar
Türk Edebiyatı, Türklerin dâhil oldukları üç medeniyet ve kültür dairesine paralel olarak üç safhada incelenmektedir.
1. İslâmiyet’ten Önceki Türk Edebiyatı,
2. İslâmî Devir Türk Edebiyatı,
3. Batı Tesirinde Gelişen Türk Edebiyatı.
Bu tasnif Fuat Köprülü tarafından ortaya atılmış ve edebiyat araştırmacıları tarafından bugüne dek kullanılagelmiştir.
Türk Edebiyatının Devirlere Ayrılmasında Kullanılan Kıstaslar
Türk edebiyatı devirlere ayrılırken değişen dil anlayışı, kültürde görülen farklılaşma, yeni dinî hayat, dil coğraf... Klasik edebiyat akımına tepki olarak 18. yüzyılın sonlarında doğan ve Victor Hugo'yla birlikte büyük ün kazanan Romantizm, insanın yaratma özgürlüğü önündeki her şeye karşı durur. "En iyi kural, kuralsızlıktır" diyen romantikler, insanın duygularını, düş gücünü hayata geçimesini ve insanı düzeltmenin toplumu düzeltmekle olabileceğini savunurlar.
18. yüzyılın sonunda başlar ve 19. yüzyılın ortalarına kadar sürer. kendisinden önceki klasizme bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Önce ön-romantizm dönemi denilen gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmel... Türk Edebiyat Tarihi
(bölüm 2)
Refik Halit Karay (1888-1965)
Fecr-i Âtî’den sonra Millî edebiyat hareketine katılmıştır. Eserlerini de bağımsız bir şahsiyet olarak vermiştir.
Edebî hayatı köşe yazarlığı ile başlamıştır. Sonra da sırayla hikâyeciliği ve romancılığı gelir.
İlk yazılarında günlük hayatı ele almış, sosyal hayattaki çarpıklıkları, zekî ve nükteli bir üslûpla dile getirmiştir. Hayatın gülünç yanlarını karikatürize etmiştir.
Sade ve temiz bir dille yazdığı Memleket Hikâyeleri’nde Anadolu insanının hayatını büt... İnsanlığı çok eski zamanlarından günümüze değil kalmış bizim için önemi olan eserleridir. Bunlar mimari yapı olabilecekleri gibi basit çanak çömlek olmanın yanı sıra sanat eserleride olabilirler.
Tarihi Nesne Örnekleri : Van Kedisi, Anıt Kabir, Dolmabahçe Sarayı, Çin Kedisi Vb. gibi şeylerdir. Tarihi nesne insanlık tarihi içinde insanlar için önemli yer işgal eden nesnelerdir. Örnek verecek olursak galata kulesi, topkapı sarayı birer tarihi nesnedir. Çünkü insanlık ve tarih için önemli nesnelerdir. Geçmişten günümüze birçok bilgiyi üzerlerin... insanın veya çevrenin karakterlerini, göreneklerini inceleyen, serüvenlerini anlatan, duygu ve tutkularını çözümleyen, kurmaca veya gerçek olaylara dayanan uzun edebî türe ve bu türde yazılmış eserlere roman denir. türkçe'ye fransızca'dan geçmiştir.
belli bir tarihsel ya da coğrafi çevre içindeki belli bir kişi ya da bir grup insanın başından geçenleri, bu insan ya da insanların iç ve dış yaşantılarını belli bir kronolojik, mantıksal, duygusal ya da sanatsal ilişkiyi gözeterek öyküleyen ve belli bir uzunluğu aşan anlatılar için kullanılan ed... Belli bir tarihsel önemi olan kültürü yansıtan eserlerdir..
Örneğin : Kız kulesi, topkapı sarayı, ayasofya cami vb..
Tarihi eserler geçmişten günümüze ulaşan, ait olduğu dönemin izlerini, kültürünü, yaşam tarzını yansıtan eserlerdir. Bir eserin tarihi eser olarak adlandırılabilmesi için ille de sanat kaygısı ile yapılmış olması gerekmez. Sanat eserlerinin sanatçısı belli olmakla birlikte çoğu tarihi eserin yapanı, sanatçısı belli değildir. Tarihi eserler geçmişte yaşamış insanların dinleri, kültürleri hakkında eşsiz bilgiler sunar.Tarihi ... Tarihi Çaglar : Tarihi çaglara ayirmanin bilimsel bir yönü yoktur, ögrenmeyi ve arastirmayi kolaylastirmak içindir. Önemli toplumsal ve ekonomik olaylar çag baslangici kabul edilmistir.
§ Ilkçag : (Yazinin bulunmasi M.Ö. 3000 – Kavimler Göçü 375)
§ Ortaçag : (Kavimler Göçü 375 – Istanbul’un Fethi 1453)
§ Yeniçag : (Istanbul’un Fethi 1453 – Fransiz Ihtilali 1789)
§ Yakinçag : (Fransiz Ihtilali 1789 - )... ROMAN ÇEŞİTLERİ
a.Tarihi Roman : Tarihteki olay ya da kişileri konu alan romanlardır. Yazar tarihi gerçekleri kendi hayal gücüyle birleştirerek anlatır.
b. Macera Romanı: Günlük hayatta her zaman rastlanmayan, şaşırtıcı, sürükleyici, esrarengiz olayları anlatan romanlardır "Serüven Romanları" da denir. Bir araştırma ve izlemeyi anlatan "Polisiye Roman ", alışılmışın dışında uzak yerleri ve yaşamları anlatan" Egzotik Romanlar" da bu gruba girer.
c. Sosyal Roman : insan yaşamını sınırsız kültür birikimi içinde yer alan ve insanı deri... Hikaye : Bu sahada aklımıza hemen Halide Edib ve Yakup Kadri gelir. Halide Edib kanlı mücadelenin canlı şahididir; olayları bizzat yerinde görmüş ve o ruh durumu içinde yazmıştır. Dağa Çıkan Kurt, Efenin Hikâyesi, Üzeyr'in Karısı, Kırmızı Tepe, Dua Tepe, Seyit Onbaşı bu dönemin ürünleridir.
Yakup Kadri hikâyelerini daha çok tenkit edici bir gözle yazmıştır. Anadolu insanının var oluş mücadelesinde sosyal hayattan kesitler verir.
Bu dönemde hikâye yazanlar arasında izzet Ulvi'nin, Müfide Ferid'in, Zeki Alyanak'ın, Aka Güh-düz'ün, Mehmed ... Turistlerin seyahatleri sırasında görmek istedikleri varlıklara turistik değerler adı verilir. Ülkemizdeki turistik değerleri, tabii ve tarihi değerler olarak iki gruba ayırmak mümkündür.
A. TABİİ DEĞERLER
Tabiatta kendiliğinden oluşmuş güzelliklere tabii değerler denir.Tabii değerleri özelliklerine göre çeşitli şekillerde gruplandırabiliriz.
B.TARİHİ DEĞERLER
Tarihi değerler, insanlar tarafından geçmiş dönemlerde yapılmış tarihi eserler,anıtlar ve müzelerde sergilenen eserlerdir.
...
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
|
|
Bu yazıya henuz resim eklenmemiş.. » Tarihi Roman resimleri
Puanı : 6.9 / 10 | Oy : 7 kişi | Toplam : 48
» Bu yazıya puan ver..
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım |
|
|