Toplumdusmani.Net *
Yeni
Anasayfa > Sözlük > R > Realist Filozoflar


Realist Filozoflar Nedir

Realizmin temelini oluşturan fikir, nesnelerin insan zihninden bağımsız bir varoluşa sahip olduğu fikridir. Sokrates tarafından dile getirilen bu düşünce Platon ve Aristoteles tarafından geliştirilmiştir. Yeni realistler arasında yer alan önemli filozoflar arasında Thomas Aquinas , Russell ve Moore sayılabilir. Sokrates mutlak ve değişmez olanla değişen arasındaki ilişki ile ilgileniyordu. Ona göre, doğru ve yanlış, zaman ve mekandan bağımsız kurallara bağlıydı ve biz bunlara ancak mantık kullanarak ulaşabilirdik.

1. Platon ( İ.Ö. 427-347 )

Platon’a göre temel sorun Sofistlerin görelilik ve öznellik görüşlerine kuramsal temel sağlayan duyumculuğu çürütmekti . O’na göre duyumculuk mutlak bir tutarsızlığa yol açıyordu. Çünkü duyular dünyasına ait olan her şey zamanın yok edeceği maddelerden oluşmuştu. Sadece algıladığımız şeyler hakkında kesin olmayan kavrayışlara varabilirdik.

Platon’a göre biz , duyumlarımızı ussal sınıflamalar yapmadan bilemeyiz. Örneğin ‘üşüdüm’ derken üşüyenin kendi bedenimiz olduğunu ; onu bitkilerden, hayvanlardan ve öteki bedenlerden ayırabildiğimiz yani bir sürü kavramla sınıflandırabildiğimiz ölçüde bilebilirdik. Kendi bedenimizin de üşümüş olduğunu onu kaşınmalarından, kızarmalarından veya ısınmalarından ayırabildiğimiz yani bir sürü kavramla sınıflandırabildiğimiz için bilebiliyorduk. Buna göre bilgi kavramsaldı ve kavramlar duyuların değil , bütün bu sınıflamaları yapan usun ürünüydü.

İdealar kuramı: Platon tümellerin anlattığı ve bugün bizim kavramlar dediğimiz varlıklara idea der. İdealar bu dünyadaki nesnelerin bölümlerini oluşturmazlar . Tikel varlıklar şeklinde başka bir dünyada bulunurlar .Ölümsüz olduğu kabul edilen ruh tarafından bu dünya görüldüğü için, nesneler daha önceden tanınmaktadır. İdealar nesnelerin hem varlık nedeni hem de onların bilgisini sağlayan yetkin varlıklardır.

Platon'un bir "Mağara benzetmesi" vardır ; Yeraltında bir mağarada yaşayan bir takım insanlar olduğunu düşünür. Bu insanlar sırtları mağaranın girişine dönük oturmaktadırlar. Elleri ve ayakları bağlıdır ve yalnızca mağaranın duvarını görebilmektedirler. Arkalarında yüksek bir duvar vardır. Yine bu duvarın arkasında insana benzer bir takım görüntüler , duvarın üzerinde bir takım değişik cisimler tutmaktadırlar. Bu cisimlerin arkasında bir ateş yandığı için cisimlerin gölgesi mağaranın duvarlarına yansır. Mağarada yaşayanların gördüğü tek şey de bu “ gölge tiyatrosudur ”.Doğduklarından beri bu şekilde oturdukları için ,varolan tek şeyin gölgeler olduğunu sanırlar.

Şimdi bu mağaradakilerden bir tanesinin bu esaretten kurtulduğunu düşünelim. Bunu öncelikle duvardaki gölgelerin nerden geldiğini kendi kendine sormaya başlayarak, sonunda da zincirlerini kopararak başarır. Arkasını dönüp duvarın üzerinde tutulan cisimleri görünce ,ilkin bu çok güçlü ışıktan gözleri kamaşır. Gördüğü keskin hatlı cisimlerden de gözleri kamaşır, çünkü o ana dek yalnızca cisimlerin gölgelerini görmüştür. Duvarın üstünden atlayıp ateşin yanından tırmanmaya başlar ve mağaranın dışındaki doğaya çıkınca gözleri daha da kamaşır. Ancak gözlerini biraz ovuşturduktan sonra her şeyin ne kadar güzel olduğunu görüp şaşkınlığa uğrar. Hayatında ilk kez renkleri ve keskin hatları görmektedir. Gerçek hayvanları ve çiçekleri de görür. Mağaradaki cisimlerin bunların kötü birer kopyasından başka bir şey olmadığını anlar. Ancak şimdi kendisine ve tüm bu hayvanların ve çiçeklerin nerden geldiğini soracaktır. O zaman gökyüzündeki Güneşe bakıp ,mağarada gölgeleri görmesini sağlayan şeyin yanan ateş olması gibi, doğadaki tüm çiçeklere, hayvanlara hayat veren şeyin de Güneş olduğunu anlayacaktır. Şimdi, halinden son derece memnun olan mağara adamı, doğaya koşup yeni kazandığı özgürlüğün tadını çıkarabilir.Ancak o, hala mağarada olanları düşünüp geriye döner. Döner dönmez diğer mağara adamlarını , duvarlarda gördükleri gölgelerin gerçek şeylerin yalnızca birer benzetmesi olduğuna ikna etmeye çalışır. Ama ona kimse inanmaz. Duvarı gösterip gördükleri şeylerin varolan şeyler olduklarını söylerler. Sonunda onu bir güzel döverler.

Mağara benzetmesiyle Platon, bulanık düşüncelerden doğadaki şeylerin gerisinde yatan gerçek idealara uzanan felsefe yolunu anlatır. Bu şekilde mağara benzetmesi filozofun cesareti ve pedagojik sorumluluğunu anlatan bir benzetme olur.

Platon burada mağaranın karanlığı ile yeryüzündeki doğa arasındaki ilişkinin doğadaki biçimler ile idealar dünyası arasındaki ilişkiye karşılık geleceğini anlatmak istiyor. Doğanın karanlık ve hüzünlü olduğunu kastetmiyor ancak doğa ideaların açıklığıyla karşılaştırıldığında karanlık ve hüzünlüdür, diyor.

2. Aristoteles (İ.Ö.384-322)

Aristo’ya göre gerçek varlık nesnelerin içinde gelişen özdür. Öz somut nesneler içinde , onlarla fiziksel olarak özdeş, ancak tanımsal olarak ayrıdır. Özün ve nesnenin ayrılabilirliği ancak soyuttur , kavramsaldır. Somut olduğu her durumdaysa bir tikelle fiziksel olarak özdeş olmalıdır. Bir şeye yüklenilmesi zorunlu olan nitelikleri , o şeye yüklenilmesi olanaklı olmayan niteliklerden ayırt etmemiz gerekir. Çünkü Aristo’ya göre her genel özün bir de karşıtı bulunur ; gerçeklikler dünyası baştan aşağı bu tür karşıtlıklarla kurulmuştur. Özü ile birlikte düşünülen varlık tözdür. Töz Aristo’nun varlığın belirlenimleri için kullanılan nitelik , nicelik, ilişki, yer , süre ,konum, koşul, etkinlik, edilginlik kategorileri ile birlikte gelir. Töz var olabilmek için kendisinden başka bir şeye gereksinim duymaz.

İdealar nesnenin içinde yer alır. Buna form ya da şekil denir. Formu sadece dış biçim olarak değil , her nesnenin özünde bulunan ve maddeye biçim ve canlılık kazandıran bir özellik olarak kabul eder. Madde oluşmuş , şekil kazanmış bir olabilirliktir; maddede kendini gösteren öz olabilme imkanı ise gücüdür. Bu imkan ve gücü , maddenin şekillenmesinde görürüz.

a) Aristo ve Platon Arasındaki Farklar :
Aristo ideaları gerçek varlıklar olarak görmektedir. Biçimin bir öz nitelik ya da özellik olduğunu kabul etmiştir. Genel sözcükler özel adlardır. Örn. ağaç sözcüğü Platon’da bir tözsel varlığın adıyken Aristo’da bir tek özelliğin adı olur. Platon’da bütün ağaçlar bir ağaç ideasına benzedikleri için ağaçtır , Aristo’da ise hepsinde ortak bir ağaç özelliği bulunduğu için ağaç olmaktadır.

Aristo’nun Platon’dan ayrıldığı bir diğer noktada genel kavramlarla öğrenme yoludur. Platon’a göre daha önce tikel nesneleri görmüş olan ruhun yapması gereken tek iş yalnızca anımsamaktır. Aristo’ya göre ise tümeller bir sezgisel tümevarım yoluyla öğrenirler ; bir tümel için ilk olarak bulanık ayırımına varma zihinde yerleşik bir durum alır ve sonunda onun açık ve kolay anlaşılır bir kavramı oluşur. Tikeldeki bir tümeli açıkça sezme konusunda , deney süresi içinde ortaya çıkan bir ölçümüz vardır. Buna göre Platon’da olduğu gibi Aristo’da , nesneler arasında yapılan gruplamanın kendiliğinden yapılmış olduğunu kabul ediyoruz.

Platon tümeli duyulur dünyadan başka bir yerde, varlığını güvence altına aldığı ve aynı yüklemin iki farklı bireye verilebileceğini açıklayan değişmez gerçekliklerde aramıştır. Aristo eğer idealar apayrı varlıklarsa tanınıp bilinmeleri olanaksızdır der çünkü bilen ile bilinen nesne arasında türdeşlik olmalıdır. Ayrıca ideaların kopyaları olan varlıkların olduğu öne sürülen kalıtım düşüncesinin ortaya çıkardığı sorun şudur: İnsanların , kendinde insana katılmalarını söyleyebilmeleri için onlarla arasında ortak bir terim olduğunu kabul etmek gereklidir. Bu insan ile somut insan arasında da yeni bir ilişki terimi bulunmalıdır.

Platon için gerçeklik aklımızla düşündüğümüz bir şey iken Aristo için gerçeklik duyularımızla algıladığımız bir şeydi. Platon doğada gördüklerimizin gerçekte idealar dünyasında ya da insan ruhunda varolan şeylerin yalnızca birer yansıması olduğunu söyler. Aristo ise insan ruhunda varolan şeylerin doğadakilerin yansıması olduğunu söyler. Önce duyularda varolmayan bir şeyin doğada varolmayacağını söyler. Platon ise önce fikirler dünyasında olmayan bir şeyin doğada olamayacağını söylüyordu. Aristo ise içimizdeki her türlü düşünce ve fikrin , bilincimize görüp işittiklerimiz yoluyla yerleşmiş olduğunu söylüyordu. Duyularımız olmadan akıl boş kalırdı.

Tümel önerme Aristo için sadece bir araçtır, Platon’daki gibi amaç değildir. Platon’da bilgi , tümele ulaşınca gerçek olur. Aristo’nun bilmek istediği tümel değil , tekildir çünkü tümel nesnelerin kavramsal özünü oluşturur. Bundan dolayı bilgide yapılacak şey , tekil ile onun içinde bulunan tümel arasında bir bağlantı kurmak , tekili tümelden bir sonuç olarak çıkarmaktır bu da tümdengelim yöntemidir.

b) Bilimlerin Sınıflandırılması

Aristo’ya göre bilimler üçe ayrılır :
1. Kurumsal
2. Pratik
3. Poietik

İlk ilkelerin ve ilk nedenlerin bilimi kuramsal bilimler arasında yer alır. Doğup büyüme ve çürüyüp bozulmanın fizik dünyası ile ay üstü dünya birbirinden ayrıdır. Bu ayrım duyulara dayanılarak yapılmış bir ayrımdır. Kuramın ele alacağı nesneler ise, iki özellik çiftine göre sınıflandırılabilir :
1. Hareketlilik-hareketsizlik
2. Ayrılma-ayrılmama

Hareketsizlik olumludur, hareketlikte ise düşüş ve yozlaşma vardır. Sadece ilk hareket ettirici hareketsizdir. Ayrılmamış ve hareketli nesneleri fizik bilimi inceler ; hareketsiz ama ayrılmamış varlıklar ise matematiğin konusudur. Hem ayrılmışlığı, hem de hareketsizliği kendinde birleştirmiş varlıklar varsa bunlar dar anlamda ilk hareketsiz hareket ettiricinin konusudur.

c) Tümevarım ve Tümdengelim :
Tümdengelim ve tümevarım bilgi edinmede kullanır ancak baskın olarak kullanılan tümdengelimdir çünkü duyum zorunlu olarak tikeli ilgilendirir. Oysa bilim evrensel bilgiye dayanır. Bilimsel bilgi tikellerin değil, tümellerin bilgisidir ve buna da akıl yoluyla varılır. Akıl iki ayrı davranışla kendini gösterir:
1. Eylem : Etik. Yüreklilik ,cömertlik , adalet vb. Bunlar alışkanlıklarla yapıp etmelerle ilgilidir. Kesin bilgiyi içermezler .
2. Dianoethik erdem : Uzun süren eğitimle kazanılır. Bunlar matematikte olduğu gibi kesin bilgiyi içerir.

Dengeli durum ise tüm aşırılıklardan kaçmak , çelişkili durumlardan sakınmak ve orta yolu bulmaktır.

3. Thomas Aquınas (1225-1274)

En önemli bilgi zihinsel bilgidir çünkü insanı insan kılan, yöneten yönler zihinsel yönlerdir. En önemli bilim de maddeden en çok ayrılan bilimdir. Bu bilimin konusu ilk düşünülendir. İnsan zihnini başlangıçta bir tabula rasa olarak görür yani zihinde duyumdan önce hiçbir şey yoktur. Bilginin kökeni duyumlardır. İnsani bilgiyi açıklamak, maddesel şeylerle, duyular ve zihin arasında oluşmuş olan işbirliğini, ortak çalışmayı açıklamaktır. Asıl zihinsel bilgi tümelin bilgisidir. Zihin ancak soyutlama ile ortak bir kavrama, tümele ulaşır. Ortak kavram sayesinde bilinen, bilinen şeyin özüdür. Tümel ona göre bir yandan düşünmenin ürünüdür, öte yandan tümel sadece zihinde değildir; maddesel dünyadaki tözsel bir formdur.

4. Bertrand Russell (1872-1970)

Dünya tek bir tözden oluşmaz fakat çok sayıda ayrı ve tikel şeyden meydana gelir. Bu basit öğeler tinsel bir yapıda değildir. Bunlar basit oldukları ve yalnızca varoldukları için, kendilerinde hiçbir niteliğe sahip değildirler. Onlar, olgular adı verilen kompleks yapılar içinde ortaya çıkar ve bunlardan bazıları da tinsel bir varlık taşır.

5. George Moore (1873-1958)

Önceleri Hegelci bir idealizmi benimsediyse de , daha sonraları gerçekçiliğe yöneldi. Moore’nun felsefesi ahlak , bilgi teorisi ve metafiziği kapsar . İyiyi kendi içinde iyi olarak kabul eder. İyilik dolaysız bir sezgi nesnesidir ama bu dolaysız sezgi başka kavramların algılanmasıyla da tamamlanır.

Realist Filozoflar | Ekleyen: | Tarih: 22-Nov-2011 09:40. | Bu yazı 8256 kez okundu..

Realist Filozoflar ile ilgili diğer yazılar..

  • # Realist

    1 - Realist: Gerçekçi 2 - Realizm akımın savunan "gerçekçi" kişi. Hayatın yerleşik konseptlerini olduğu gibi yansıtır, hayatı duygularından çok nesnel yargılar ile ifade ederler. Duygusuz insanlar gibi görülebilirler, ancak durum böyle değildir aslında. onlar yalnızca duyguların abartılarak yansıtılmasını gereksiz bulmuş, kişiden kişiye değişen yargılar ile bir yere varılamayacağını görmüşlerdir. Vıcık vıcık romantizme karşı dururlar yine. 3 - Realistler; "varlık somuttur, ide/düşünce nin varlıgı nesnel varlıgımızla mumkundur" seklinde yaklaş...
    Devamını Oku 2011-11-25 15:19:24
  • # Realist Roman

    Olayları, insanları ve toplumları gerçekçi açıdan yansıtan romanlardır. Kuru ve kuşkucu bir anlatım şekline sahiptir. Stendhal’in Kızıl ile Kara’sı Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı, Halit Ziya’nın Mai ve Siyah’ı realist akımın etkisindedir. ...
    Devamını Oku 2011-08-08 19:03:00
  • # Realist Filozoflar

    Realizmin temelini oluşturan fikir, nesnelerin insan zihninden bağımsız bir varoluşa sahip olduğu fikridir. Sokrates tarafından dile getirilen bu düşünce Platon ve Aristoteles tarafından geliştirilmiştir. Yeni realistler arasında yer alan önemli filozoflar arasında Thomas Aquinas , Russell ve Moore sayılabilir. Sokrates mutlak ve değişmez olanla değişen arasındaki ilişki ile ilgileniyordu. Ona göre, doğru ve yanlış, zaman ve mekandan bağımsız kurallara bağlıydı ve biz bunlara ancak mantık kullanarak ulaşabilirdik. 1. Platon ( İ.Ö. 427-3...
    Devamını Oku 2011-11-22 09:40:34
  • # Sürrealist Ressamlar

    Salvador Dali (1904) - Yves Tangy (1900) - Rene Magritte (1898) - Max Ernest (1891) - Georgio de Chirico (1888) - Andre Masson (1896) - Joan Miro (1893) -Man Ray (1890)....
    Devamını Oku 2011-08-11 12:25:58
  • # Sürrealist Şiir Örneği

    YALNIZ DEĞİLİM Yüklü Dudakların tüyden hafif yemişleriyle Giyimli Bin bir değişik çiçekle Anlı şanlı Kollarında güneşin Mutlu Bir tanıdık kışla Hoşnut Bir damlasıyla yağmurun Güzel Tanyerinin aydınlığınca İçten bağlı Bir bahçenin sözünü ediyorum Düş kuruyorum Seviyorum düpedüz (Paul Eluard, Çev. Sebahattin Kudret Aksal) ...
    Devamını Oku 2013-11-07 16:51:16
  • # Türk Realist Sanatçılar

    Recaizâde Mahmut Ekrem……… roman Samipaşazâde Sezai………………. roman, öykü HalitZiya Uşaklıgil……………………. roman Mehmet Rauf……………………………. roman Refik Hallt Karay……………………… roman Yakup Kadri Karaosmanoğlu….. roman Halide EdipAdıvar……………………. roman...
    Devamını Oku 2011-08-11 11:58:30
  • # Realist Düşünce

    Realizm kelime anlamı olarak gerçekçi olmaktır. Realist düşünce dediğimizde de kısaca “olayları gerçekçi bir şekilde değerlendirebilme ve olayların gerçek tarafını görebilme” olarak tanımlayabiliriz. Realist düşünceyi daha detaylı açıklamak gerekirse; Durumu somut, bilimsel verilere dayandıran, neden-sonuç analizi yapabilen, objektif bir şekilde değerlendirebilme olarak tanımlayabiliriz. Realizm çok detaylı bir konudur realistlerde kendi aralarında farklı görüşler ve çeşitleri vardır bunlarıda aşağıda linkini verdiğim yazımızda detaylı olar...
    Devamını Oku 2014-08-28 11:04:13
  • # Sürrealist Şair ve Yazarlar

    Sürrealist Şair ve Yazarlar Andre Breton, Paul Eluard, Louis Aragon, Philippe Soupault, Plerre Reverdy, Antonin Artaud, Robert Desnos. Andre Breton (1896-1966): Sürrealizmin kurucusu Fransız şairi. 1896’da Orne’da doğdu ve 1966 yılında Paris’te öldü. Şair, denemeci, sürrealizmin ana kuramcısı. Erken dönem dadaist yayınlarında ve manifestolarında önemli rol oynadı. Soupault ve Aragon’la birlikte ‘Littérature’ dergisinin (1924-29) kurucuları arasında yer aldı. 1919 yılında ‘Les Champs MagnetiquesR...
    Devamını Oku 2013-11-07 16:48:56
  • # Sürrealistler Kimlerdir

    Andre Breton (1896-1966): Sürrealizmin kurucusu Fransız şairi. 1896’da Orne’da doğdu ve 1966 yılında Paris’te öldü. Şair, denemeci, sürrealizmin ana kuramcısı. Erken dönem dadaist yayınlarında ve manifestolarında önemli rol oynadı. Soupault ve Aragon’la birlikte ‘Littérature’ dergisinin (1924-29) kurucuları arasında yer aldı. 1919 yılında ‘Les Champs Magnetiques’ yapıtını kaleme aldı. 1921 yılında Tzara ve Paris dadaistleriyle yollarını ayırdı. 1924 yılında ilk ve 1929 yılında ikinci sürrealist ma...
    Devamını Oku 2013-11-07 16:48:21


 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık

Resimleri

Sunumları

Henüz bu yazıya eklenmiş dosya (powerpoint,pdf,word) bulunmamaktadır.

Videoları

Henüz bu yazıya eklenmiş video bulunmamaktadır.
Realist Filozoflar
» Reklamlar

Çıkış yapmak istediğine emin misin?

Evet Vazgeç