Anasayfa > Sözlük > Diğer > İttihat ve Terakki


İttihat ve Terakki Fırkası ya da İttihat ve Terakki Cemiyeti (Osmanlı Türkçesi: إتحاد و ترقى, Güncel Türkçesi: Birlik ve İlerleme Partisi), Osmanlı İmparatorluğu'nda İkinci Meşrutiyet'in ilânına önayak olan ve 1889 yılında kurulup 1908-1918 yılları arasında -kısa kesintilerle- devlet yönetimine hakim olan siyasî örgüt.

Başlangıçta devletin anayasal bir düzene kavuşmasını amaçlayan gizli bir dernek olarak kurulan örgüt; anayasanın kabul edilip II. Meşrutiyet’in ilan edilmesinden sonra iktidarı denetleyen bir siyası parti (İttihat ve Terakki Fırkası) halini almış; 1912'de ise iktidar partisi olmuştur. Üyeleri “İttihatçılar” olarak anılır. Cemiyetin 1918'de kendini feshetmesinden sonra üyelerinin çoğu Milli Mücadele'de yeralmıştır.

“İttihat ve Terakki”, bir siyasi örgütün olduğu kadar bir devrin ve bir kuşağın da adı olarak düşünülür.[1] İttihatçılar, kendinden önce gelen Genç Osmanlılar kuşağının devamıdır; kendilerinden "Jön Türkler" diye de bahsedilir.

İttihat ve Terakki Tarihçesi



İttihad-i Osmani Cemiyeti’nin kuruluşu


İttihat ve Terakki, 19. yüzyıl sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu bunalımdan kurtulması için Kanun-ı Esasî’nin yeniden yürürlüğe konmasını isteyen öğrenciler tarafından 1889'da Askeri Tıbbiye Mektebi'nde İttihad-ı Osmanî Cemiyeti adlı gizli bir örgüt olarak kuruldu. Daha sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti adını alacak örgüt, aynı devirde kurulmuş irili ufaklı diğer pek çok örgütle birleşerek Osmanlı coğrafyasının en güçlü teşkilatı haline geldi[1].

İttihad-i Osmani Cemiyeti, 2 Haziran 1889’da Askeri Tıbbiye’nin bahçesinde toplanan İshak Sükûti, İbrahim Temo, Abdullah Cevdet , Çerkez Mehmed Reşid adındaki dört öğrenci ile ve sonradan onlara katılan Hüseyinzade Ali Bey, Konyalı Hikmet Emin Bey, Cevdet Omsan, Kerim Sebatî, Mekkeli Sabri Bey, Selanikli Nazım Bey, Şerafettin Mağmumi, Giritli Şefik tarafından kurulmuştu[2]. Genç öğrencileri bir araya getiren, devletin içinde bulunduğu bunalım ve II. Abdülhamit yönetimine duyulan hoşnutsuzluktu. Kurtuluş için acilen Meşrutiyet yönetiminin kurulması, Abdülhamit yönetiminin yıkılması gerektiği düşüncesindeki gençler, bu konuda propaganda yapmak üzere örgütlendiler.

Cemiyet, Haziran 1889’da Edirnekapı dışındaki bir bağda, bağ bekçisi Aluş Ağa’nın başkanlığında, 12 kişinin katılımı ile gerçekleşen bir toplantısında başkanlığa en yaşlı üye olan Ali Rüşdî’yi, sekreterliğe Şerefeddîn Mağmûmî’yi, saymanlığa Âsaf Derviş’i seçti[2]. Bir piknik görüntüsü verilerek gerçekleştirilen bu toplantıya, “İnciraltı toplantısı” veya “Onikiler toplantısı” denilir. Cemiyetin İtalyan Karbonari Mason Teşkilatını örnek alarak hücreler halinde yapılanması, her üyeye bir sıra numarası verilmesi bu toplantıda kararlaştırıldı. Birinci hücrenin birinci üyesi “İbrahim Temo” oldu[3]. Cemiyet toplantılarını her Cuma farklı yerlerde sürdürdü[2].

Tıbbiyelilerin kurduğu İttihad-i Osmani, İstanbul’daki sivil ve askeri diğer yüksekokulların öğrencileri arasında taraftar kazanarak hızla büyüdü. Ancak propagandaya geçmek için acele etmeyen örgüt, 1895’e kadar daha çok iç eğitim sayılabilecek toplantıları yapmakla yetindi[4]. Toplantılarda Namık Kemal, Ziya Paşa gibi Genç Osmanlılar’ın yapıtlarını; İranlı hürriyetperverlerin ve Ali Şefkati’nin yapıtlarını okudular[4].

Sultan Abdülhamid, cemiyetin varlığından ve faaliyetlerinden 1892’de haberdar oldu[2]. Bu tarihten itibaren cemiyet üyeleri hafiyeler tarafından takip edildiler. Tıbbiye Mektebi komutanlığına Mehmet Zeki Paşa atandı ve disiplinli bir idare sağladı.

Yeni disiplinli idarenin uygulamaları sonucu Cemiyetin önde gelen üyeleri çeşitli defalar tutuklandılarsa da kısa sürede serbest bırakılıyorlardı. Başkentte Ermeni eylemlerinin gerçekleştiği 1895 yılı, ittihatçıların daha sert eylemlere yöneldiği yıl oldu. 30 Eylül 1895’te başkentte düzenlenen büyük Ermeni yürüyüşünde Müslüman halkın Ermeniler’in karşısına çıkmasıyla 3 gün kanlı çatışmalar yaşanmıştı. Bu gelişme karşısında eyleme geçen cemiyet üyeleri olanların yönetimin basiretsizliğine kaynaklandığına, halkın yönetime karşı harekete geçmesi gerektiğine dair bildirgeleri dağıttılar, duvarlara yapıştırdılar[4]. Eylemleri, pek çok tıbbiyeli üyenin hapse düşmesi veya sürgüne gönderilmesine neden oldu.

Kimi cemiyet üyeleri karşılaştıkları sert uygulamalar nedeniyle cemiyetin yardımı ile Avrupa ülkeleri veya Mısır’a kaçtılar; kimileri cemiyet tarafından Avrupa’ya gönderilip eğitimlerini orada tamamladılar. Yurtdışına giden üyeler, gittikleri yerlerde cemiyetin eylem merkezlerini oluşturdular[2].

Ahmet Rıza Bey ve “Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti”’nin kurulması


Tıbbiye’nin üçüncü sınıfındaki Selanikli Nâzım, öğrenimine tamamlaması ve bir yandan da örgüt için faaliyet göstermesi için 1894’te cemiyet tarafından Paris’e gönderildi, Paris Tıp Fakültesi’ne kaydoldu. Kendisinden, o sırada Paris’te bulunan ve Jön Türkler arasında etkin bir isim olan Ahmet Rıza Bey’i cemiyete üye yapması istenmişti. Ahmet Rıza Bey, 1889 yılında Bursa Maarif Müdürü iken bir görevle Paris’e gitmiş ancak geri dönmeyip Paris’e yerleşmiş bir Osmanlı aydını idi. Ülkeyi ve halkı kurtarmanın ancak pozitif bilimleri ve eğitimi yaymakla mümkün olacağını düşünüyor; düşüncelerini padişaha layihalar hakkında sunmanın yanı sıra bastırıp dağıtıyor ve “La Jeune Turque” gazetesinde siyasi yazılar yazıyordu[5]. Yazıları Paris’e kaçan öğrenciler arasında yankı uyandıran Ahmet Rıza, Selanikli Nazım’ın teklifini kabul etti ve cemiyetin Avrupa teşkilatı kuruldu. İttihad ve Osmani, Avrupa’da faaliyet gösteren muhalifler Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti” adı altında birleşti. Avrupa teşkilatının Başkanı Ahmet Rıza; üyeleri Selanikli Nazım, Şerafettin Mağmumi, Milaslı Halil Bey ve Halil Menteş idi[2] Terakki ve İttihat, Aralık 1895’ten itibaren Türkçe “Meşveret" gazetesini ve onun eki olan Fransızca “Mechevéret Supplément” adlı yayınları çıkardı[5].

Mizancı Murat Bey


Mülkiye Mektebi’nde tarih hocası olarak ünlenmiş Murat Bey de 1895 sonunda Osmanlı başkentinden kaçarak Paris’e gitti. İstanbul’da çıkardığı Mizan Gazetesi’nde yönetime yönelttiği eleştiriler sonucu gazetesi 1890’da kapatılmış; hazırladığı reform teklifi padişahtan ilgi görmemişti. İstanbul’dan kaçıp geldiği Paris’te Ahmet Rıza Bey’den beklediği ilgiyi göremeyince Londra’ya ve ardından Kahire’ye giden Murat Bey, düşüncelerini yaymak üzere Ocak 1896’dan itibaren gazetesi “Mizan”’ı Kahire’de yayımladı. Anayasanın yürürlüğe konulmasını, İslam dünyasını birleştiren bir meşruti yönetim kurulmasını istiyordu. Yazıları nedeniyle idama mahkum edildi; İngiliz yönetimi tarafından Mısır’dan çıkarıldı ve tekrar Paris’e geldi. Faaliyetleri ile Jön Türk düşüncesinde ve gruplaşmasında önemli rol oynadı[2].

Abdülhamit’e darbe girişimi ve "Şeref Kurbanları"


1895 yılından itibaren tıbbiyelilerin hapis ve sürgün gibi nedenlerle dağılmasından sonra cemiyetin içinde memur, subay, ulema gibi başka çevrelerden üyeler etkin oldular. 1896’da cemiyetin yurtiçindeki örgütlenmesinin başında Harbiye Nezareti Levazımatı muhasebe müdürlerinden Hacı Ahmet Bey vardı[4]. Kendisi, darbe yanlısı bir kimseydi. Onun önderliğinde yurtiçindeki üyeler II. Abülhamit’i devirip yerine V. Murat’ı tahta geçirmeyi planladılar ancak bu plan uygulamaya konmadan ortaya çıktı. Cemiyetin ileri gelenleri Fizan, Trablus, Akka, Bingazi gibi uzak yerlere sürgün edildiler.

Bu olaydan sonra Harp Mektebi cemiyetin yeni merkezi olarak ortaya çıktı. Harp Mektebi öğrencileri, Askeri Mektepler Nazırı Zeki Paşa’ya bir suikast planlamışken aralarından Giritli Halim’in ele vermesi sonucu yakalandılar. Sultan Abdülhamid, bir sene önceki darbe girişiminden sonra kendisini garanti altına almak istiyordu bu nedenle büyük bir tutuklama operasyonu yapıldı. 630 kişi tutuklandı; içlerinden 78 kişi “Şeref Vapuru”na bindirilip Fizan’a gönderildiler. 15 Eylül 1897’de Trablusgarp’a indiklerinde valinin de yardımıyla Fizan’a gitmek yerine orada hapsedildiler. Bu sürgün olayı, tarihe “Şeref Kurbanları” olarak geçmiştir ve Abdülhamit’in saltanatındaki en büyük sürgün olayıdır[6].

Avrupa’daki gelişmeler


Abdülhamit’e darbe girişiminden sonra cemiyetin İstanbul merkez teşkilatı çalışamaz hale gelmişti. İttihatçılar Avrupa’da toplandılar. Merkezleri Paris idi; ancak Osmanlı sarayının baskıyla cemiyet Paris’ten çıkarıldı ve yayın organları Meşveret kapatıldı. Cemiyet önce Brüksel’e, taşındı ancak oradan da çıkarıldı. 1896’da Paris’te gerçekleşen olağanüstü toplantısında Mizancı Murat Bey cemiyet başkanlığına getirildi. Ahmet Rıza Paris şubesinin başkanı olarak siyasi faaliyetlerini Dr. Nazım Bey ile birlikte Paris’te sürdürdü. Cemiyetin merkezi ise Cenevre’ye taşındı; Mizancı Murat, Mizan dergisini Cenevre’de çıkarmaya başladı. Abdullah Cevdet ve İshak Sükûti de Cenevre’ye gelerek "Osmanlı Gazetesi"’ni çıkardılar.

Padişah, Avrupa’daki İttihatçileri mücadeleden vazgeçirmek için Serhafiye Ahmet Celalettin Paşa’yı görevlendirdi. Paşa, 1897 yılı Haziran ayında Paris’e gitti. 10-22 Temmuz 1897’de Paris’te yayımlanan bir hükümet bildirisi ile İttihatçılara yurda dönmeleri halinde affedilecekleri, memuriyet verileceği, Avrupa’da eğitimlerine devam etmek isterlerse maaş bağlanacağı ama yayınlarına devam ederlerse vatandaşlıktan çıkarılacakları, yurda dönmelerine izin verilmeyeceği bildirildi. İlk olarak Mizancı Murad, Ahmet Paşa ile anlaştı ve yurda döndü. Onu diğer bazı ittihatçılar izledi. Bir kısmı öğrenimlerini sürdürdüler; bir kısmı ise elçiliklerde görev kabul ettiler. Cemiyetin Cenevre merkez komitesi dağıldı. Ahmet Rıza, Dr. Nazım ve Halil Ganem ise Ahmet Paşa ile hiçbir teması kabul etmedi.[4]. Onların tutumundan etkilenen Dr. Bahattin Şakir, Samipaşazade Sezai gibi gençler cemiyete katıldı.

1899 yılında II. Abdülhamid’in eniştesi ve eski adliye nazırı olan Damat Mahmud Celalettin Paşa’nın, oğulları Lütfullah ve Sabahattin ile birlikte Avrupa’daki İttihatçılar’a katılması cemiyete güç verdi. Paşa, Osmanlı Gazetesi’ni İshak Sukutü’den devralıp Londra’da çıkarmaya başladı[4].

I. Jön Türk Kongresi


Cemiyetin Cenevre şubesinin kurucusu Tunalı Hilmi, 1898 yılında Mısır’a giderek Kahire merkezini yeniden kurmuştu. Bir kongre düzenleme düşüncesini öne atarak 20 Ekim 1899’da gerçekleşmesini düşündüğü kongreye İttihatçıları davet etti ama olumlu tepkilere rağmen bu planı zamanında gerçekleşmedi.

Damat Mahmut Paşa ve oğulları da İstanbul hükümetinin baskıları sonucu Londra’dan ayrılmak zorunda kalınca Mısır’a gitmişlerdi. Mısır’da Prens Lütfullah ve Sabahattin, "Umum Osmanlı Vatandaşlara" hitaplı iki beyanname ile Jön Türkler'in bir kongre düzenlemesini önerdiler. Bu çağrı sonucu 4-9 Şubat 1902’de Paris’te “Birinci Osmanlı Liberaller Kongresi” adıyla bir kongre toplandı.

Sonradan "I. Jön Türk Kongresi" diye anılan kongre, Fransız senatosu üyesi Lefévre-Pontalis’in evinde 47 kişinin katılımı ile gerçekleştirildi[7]. Bu kongrede cemiyet, “ademi-i merkeziyet” fikrini savunan Prens Sabahaddin öncülüğündeki grupla, merkeziyetçi Ahmet Rıza öncülüğündeki grup arasında ikiye bölündü. Düzenlenecek bir ihtilal için başka devletler ile işbirliği yapmak düşüncesine Ahmet Rıza grubunun katılmaması üzerine kongre bir karar alamadan dağıldı.

Kongreden sonra Ahmet Rıza Bey’in temsilcisi olduğu grup, Terakki ve İttihat Cemiyeti adı altında faaliyetlerini sürdürdü; Mısır’da “Şuray-ı Ümmet” dergisi çıkarıldı[4]. Prens Sabahattin’in temsil ettiği görüşleri savunanlar ise onun liderliğinde kurulan “Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti” çatısı altında faaliyetlerini sürdürdü[7]; yeni cemiyetin yayın organı olarak “Terakki” gazetesini çıkardılar[4].

"Osmanlı Hürriyet Cemiyeti" ile birleşme


1906 Eylül'ünde Selanik'te istibdat yönetimini yıkmayı amaçlayan ihtilalci bir cemiyet olan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kuruldu[2]. Yönetimi Mehmet Talat, İsmail Canbolat ve Rahmi Bey üstlenmişti. Aynı günlerde Mustafa Kemal, Şam'da Beşinci Ordu subayları arasında Vatan ve Hürriyet Cemiyeti adlı örgütü kurmuş ve hemen ardından kısa bir süre için Selanik’e gidip orada bir şube açmıştı. Osmanlı Hürriyet Cemiyeti önce Vatan ve Hürriyet ile birleşti. Makedeonya’da hızlı yayılıp genç subaylar arasında taraftar bulan dernek, gizlice Selanik’e gidip görüşmeler yapan Doktor Nazım’ın çabaları sonucu merkezi Paris’te bulunan Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti ile 27 Eylül 1907’de resmen birleşti[8]. .

Birleşme sırasında cemiyetin adı da değişti ve “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti” (İTC) oldu[2]. Paris, cemiyetin dış merkezi; Selanik ise iç merkezi olarak kabul edildi. Bu birleşme ile İttihat ve Terakki, siyasi niteliğinin yanı sıra askeri bir nitelik de kazandı.

29 Ekim 1907’de Mustafa Kemal de arkadaşı Ali Fethi Bey’in ısrarı ile 322 numaralı üye olarak derneğe girdi[9].

II. Jön Türk Kongresi


1907 yılı sonunda Paris’te tüm muhalif gruplar ve Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnaksutyun)’un katılımı ile Ahmet Rıza, Prens Sabahaddin ve Malumyan’ın ortak başkanlığında II. Jön Türk Kongresi düzenlendi. Bu sefer “dış müdahale” konusu ortaya atılmadı ve üç gün süren kongre çalışmaslarını 29 Aralık’ta tamamlayarak bir bildirge yayımladı. Bu beyanname ile katılımcıların Abdülhamit’i tahttan inmeye zorlamak ve parlamenter bir yönetimin kurulması etrafında birleştikleri duyuruldu[7].

1908 Devrimi


Merkezi Selanik'te bulunan 3. Ordu’nun gerçekleştirdiği 1908 Devrimi'ni Selanik'te bulunan İttihat ve Terakki merkez komitesi organize etti. Bir iddiaya göre ihtilalin, Abdülhamit’in tahta çıkış günü olan 1 Eylül’de yapılması planlanmıştı[4] 3 Mart 1908’de İngiltere’nin Makedonya sorunu hakkında yayımladığı genelge, yöreye olası bir müdahaleyi engellemek isteyen cemiyet üyesi subayları harekete geçirdi. 3 Temmuz 1908 günü Resne’de Kolağası Niyazi Bey’in 200 asker ve 200 sivilden oluşan bir çete ile dağa çıkması ile ihtilal fiilen başladı[4]. Abdülhamit’in dağa çıkanlara karşı aldığı tedbirler, subayların genellikle cemiyet üyesi olması nedeniyle işe yaramadı. Cemiyetin manastır merkezi, padişaha, Kanuni Esasi’yi yürürlüğe koymasını ve 26 Temmuz’a kadar Meclisi Mebusan’ın açılmasına izin vermesini isteyen bir telgraf çekti. Eyüp Sabri kumandasındaki Ohri Taburu ile Niyazi Bey komutasındaki Resne taburu 22 Temmuz gecesi Manastır’da birleşti ve Manasıtr Fevkalede Kumandanı olarak görevli bulunan Müşir Fevzi Paşa’yı dağa kaldırdılar. 23 Temmuz günü atılan 21 pare top atışı ile Manastır’da Meşrutiyet yönetimi İttihat ve Terakki tarafından ilan edildi. Durum, Yıldız Sarayı'na telgraflarla bildirildi. 23 Temmuz’u 24 Temmuza bağlayan gece Kanuni Esasi’nin yürürlüğe konmasına karar verdi ve resmi ilan ertesi sabah gazetelerde yayımlandı[4]. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin hareketti, çetecilik yoluyla yönetimi ele geçiren ilk hareket olarak tarihe geçti[10]

II. Meşrutiyet Dönemi


24 Temmuz 1908'de Meşrutiyet'in ilanından sonra İTC doğrudan hükümet kurmaya kalkışmadı, hükümetleri dışarıdan kontrol etmeyi tercih etti. 1908’de Selanik’te toplanan gizli kongrede cemiyetin siyasi fırkaya dönüşmesine karar verildi. Bir süre hem cemiyet, hem fırka olarak anıldı[11].

Aralık 1908'de seçilen Mebusan Meclisi'nde üyelerin büyük çoğunluğu İTC tarafından desteklenen kişilerdi. Şubat 1909'da Kamil Paşa hükümeti mecliste İTC grubunun verdiği güvensizlik oyuyla düşürüldü. Bu, Osmanlı Devleti tarihinde mecliste güvensizlik oyuyla düşürülen ilk ve son kez bir hükümet oldu. Hüseyin Hilmi Paşa hükümeti, cemiyetin izni ile kuruldu[11].

İktidar, 1909 başlarından itibaren sert eleştirilerle karşılaştı. Kongrelerini gizli yapması ve Merkez Komite üyelerini kamuya açıklamamsı nedeniyle "Rical-i gayb" (görünmez kişiler) deyimi siyasi hiciv diline girdi.

1909 Kongresi ve Mustafa Kemal


Cemiyet 22 eylül 1909’da Selanik’te bir gizli kongre daha düzenledi. Mustafa Kemal bu kongreye Trablus delegesi olarak katıldı. Bu kongrede yaptığı konuşmasında partiyi tenkit etti. Cemiyet içinde zabitlerin (subayların) bulunmaması gerektiğini, siyasetle uğraşanların ise askerlik görevini bırakması gerektiğini söyledi. Aksi halde askerî emir komuta zincirinin, cemiyetin hiyerarşisi ile karışacağını ve askerî disiplinin sekteye uğrayacağını öne sürdü. Ona göre cemiyet, komita hüviyetinden çıkmalı ve partileşmeliydi. [12] Birçok parti yöneticisi Mustafa Kemal'in görüşlerine katılmadı. Sadece daha önceki kongrede aynı fikri savunmuş olan Kâzım Karabekir destekledi. Bu tarihten sonra Mustafa Kemal siyaseti 1923'e dek bırakmış, sadece askerlikle ilgilenmeye başlamıştır.

31 Mart Vakası


Nisan 1909'da cemiyete muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey’in Galata Köprüsü üzerinde kimliği belirsiz bir kişi tarafından öldürülmesi üzerine çıkan olaylar, İTC iktidarına karşı "31 Mart Vakası" olarak bilinen ayaklanmaya yol açtı. Bu ayaklanma Selanik'ten gelen askerî birlikler tarafından bastırıldı ve cemiyet eskisinden daha güçlü bir şekilde iktidara yerleşti.

31 Mart’ın sorumlusu olarak gösterilen II. Abdülhamit tahttan indirildi. Yerine getirilen V. Mehmet Reşat, iktidarın elinde bir kukla olmaktan ileri gidemedi. Ağustos 1909'da yapılan Kanun-ı Esasi değişikliğiyle siyasi güç, meclisin tekeline alındı.

"Sopalı Seçimler" ve Bâb-ı Âli Baskını


Cemiyet zamanla içinde birliği sağlamakta güçlük çekmeye başladı ve 1911’de meclis içinde yeni muhalif partiler ortaya çıktı. Eylül 1911’deki kongreden sonra kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası, en büyük rakipti. Şubat 1912'de yapılan meclis seçimleri, yaşanan şiddet olayları ve yolsuzluklar nedeniyle tarihe "Sopalı seçim" olarak geçti ve hemen her yerde İTC adayları kazandı. Bunun üzerine muhalefet seçim sonuçlarını gayrimeşru ilan ederken; ordu içinde "Halaskâr Zabitan" (Kurtarıcı Subaylar) adıyla, İTC iktidarına son vermeyi hedefleyen bir örgüt ortaya çıktı. 16 Temmuz 1912'de, Halaskâr Zabitan grubunun muhtırası üzerine Sait Paşa başkanlığındaki İTC kabinesi istifa etmek zorunda kaldı.

Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın kurduğu Büyük Kabine'si, İTC egemenliğine son vermeyi hedefliyordu. Bu amaçla öncelikle Şubat 1912 seçimi iptal edilerek meclis feshedildi.

Ekim 1912'de çıkan Balkan Savaşı'nın kısa zamanda hezimete dönüşmesi üzerine şiddetli bir milliyetçilik politikası benimseyen cemiyet; yenilginin suçunu hükümete yükledi. 23 Ocak 1913’te Enver Bey öncülüğünde silahlı bir grubun Bâb-ı Âli'de toplantı halindeki hükümeti basması, Harbiye Nazırı'nı öldürmesi ve sadrazamın kafasına silah dayayarak istifaya zorlaması ile İttihat ve Terakki, bir askeri darbe yapmak suretiyle iktidarı ele geçirdi.

Cemiyet, iktidarı ele geçirdikten sonra da kendi hükümetini kurmaktansa, Mahmut Şevket Paşa'yı sadrazamlığa getirmeyi seçti. Ancak 11 Haziran 1913'te Mahmut Şevket Paşa'nın bir suikaste kurban gitmesi üzerine, cemiyet iktidarda ağırlığını koydu.

Düzenlenen kongrede artık hükümeti denetleyen bir örgüt değil, iktidar partisine dönüşmeye karar verildi. Fırka reisi Sait Halim Paşa sadrazamlığında kapsamlı bir diktatörlük yönetimi kuruldu[11]. Mahmut Şevket Paşa suikastı ile ilgili görülen 24 kişi idam edildi, cemiyete muhalif 250 dolayında kişi Sinop’a sürüldü; muhalif gazeteler kapatıldı.

Cemiyetin ileri gelenlerinden Enver Bey’in I. Balkan Savaşı’nda yitirilen Edirne’yi geri alması ile cemiyetin saygınlığı yeniden arttı. Harbiye Nazırı olarak atanan Enver Paşa, Talat ve Cemal Paşa’larla birlikte partinin önderi oldu.

İktidar partisi olarak İttihat ve Terakki Fırkası


İttihat ve Terakki Fırkası bir iktidar partisi olarak yönetimde bulunduğu dönemde milliyetçi ve batı yanlısı bir siyaset izledi. Eğitimin çağdaşlaşması, hukukun laikleşmesi için çalışıldı. Türk Ocağı gibi milliyetçi kültür derneklerinin kurulması ve girişimcilik, kooperatifçilik desteklendi[11]. 1914 seçimlerini çoğunlukla kazanan parti, Almanya ile askeri bir yakınlaşma başlattı. Enver Paşa’nın Alman hayranlığı fırkanın siyasetini etkiledi.

I. Dünya Savaşı Yılları


Cemiyetin üst yönetimi ile Almanya arasında 2 Ağustos 1914'te hükümete ve padişaha haber vermeden imzalanan ittifak antlaşması sonucunda Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı'na Almanya safında katıldı. Bu olay cemiyet içinde eleştirilere ve bölünmeye yol açtı. Cavit Bey, Ahmet İzzet Paşa, Çürüksulu Mahmut Paşa gibi önemli İttihatçılar hükümetten ve askeri görevlerinden ayrıldılar. Fethi Bey, Rauf Bey, Mustafa Kemal gibi bazıları da görevde kalmakla birlikte Enver Paşa başkanlığındaki cemiyet yönetimine karşı çeşitli derecelerde tavır aldılar.

Savaş sırasında Talat Paşa sadrazamlığa getirildi. Harbiye nazırı ve başkomutan Enver Paşa'nın komutasındaki ordunun savaşın ilk aylarında Sarıkamış'ta, daha sonra ise Süveyş'te ve Irak'ta ağır yenilgiler alması ve Enver'e yakınlığıyla tanınan İaşe Nazırı Topal İsmail Hakkı Paşa'ya atfedilen büyük mali yolsuzluklar rejimi yıprattı.

İttihat ve Terakki'nin sonu


Birnci Dünya Savaşı'ndaki yenilginin kesinleşmesinden sonra Talat Paşa hükümeti 8 Ekim 1918'de istifa etti. 1 Kasım'da yapılan olağanüstü kongrede İTC kendini fesh ederek "Teceddüd Fırkası" (Yenilenme Partisi) adıyla yeni bir parti kurulmasına karar verdi.

Enver, Talat ve Cemal Paşalar; 1 Kasım 1918'i 2 Kasım'a bağlayan gece Alman torpidobotu 'R-1' ile İstanbul'u terk ederek 3 Kasım 1918'de Sivastopol'a ulaştılar.[13]

İttihat ve Terakki ve Millî Mücadele


İttihat ve Terakki’nin kendini hukuken feshetmesi, siyasetten çekilmesi anlamına gelmiyordu çünkü halen güçlü bir örgütü vardı[14]. Örgüt üyeleri değişik adlarla çalışmayı sürdürdüler, Müdafaa-i Hukuk ve benzer oluşumlara dönüşerek Kurtuluş Savaşı’na katıldılar[14] İstanbul’un işgalinden sonra Talat Paşa’nın direktifiyle kurulan Karakol Cemiyeti’nin çekirdeğini de İttihatçılar meydana getirdi. Cemiyet, milli mücadele kadrosunun büyük bölümünü İstanbul’dan Ankara’ya kaçırdı, milli mücadelenin Anadolu kolu olarak faaliyet gösterdi ve silah kaçırdı[14]. İngiliz işgal güçleri hükümetin işbirliği ile İttihatçıları tutuklamaya, sürgüne göndermeye başlaması üzerine pek çok İttihatçı Anadolu’ya kaçarak savaşa katıldı.

Milli Mücadele kadrolarının büyük bölümü eski İttihatçılardan oluştu. Başta Mustafa Kemal olmak üzere Rauf, Fethi, Kâzım Karabekir, İsmet (İnönü), Celal (Bayar), Adnan (Adıvar), Şükrü, Rahmi, Çerkes Reşit, Çerkez Ethem, Bekir Sami, Yusuf Kemal, Celaleddin Arif, Ağaoğlu Ahmet, Recep (Peker), Şemsettin (Günaltay), Hüseyin Avni, Ziya Hurşit Beyler gibi milliyetçi liderlerin tümü eski İTC kadroları ve hatta Teşkilat-ı Mahsusa görevlileri idiler.

İttihatçı hareketin basın ve propaganda sözcülerinden Ziya Gökalp, Mehmet Emin (Yurdakul), Mehmet Akif (Ersoy), Celal Nuri (İleri), Yunus Nadi (Abalıoğlu), Falih Rıfkı (Atay), Velid Ebüzziya ve diğerleri Milli Mücadele'nin de savunuculuğunu üstlendiler.

Bu durum işgal kuvvetleri ve İstanbul hükümetinin milli hareketin ittihatçı bir hareket olduğu yönünde propaganda yapmasına yol açmış; Mustafa Kemal Paşa, milli davaya zarar vermeme ittihatçı olmadıklarını her fırsatta belirtmiştir[14].

Kaynakça


1.^ a b Meşrutiyet Döneminde Milliyetçilik ve İttihat Terakki
2.^ a b c d e f g h i Taner Aslan, İttihâd-ı Osmanî’den Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne
3.^ Zafersen.com sitesi İttihat ve Teraki Cemiyeti sayfası, Erişim tarihi:01.08.2011
4.^ a b c d e f g h i j k Sina Akşin, 100 Soruda Jön Türkler ve İttihat Terakki, Erişim tarihi:01.08.2011
5.^ a b Eminalp Malkoç, Doğu-Batı Ekseninde Bir Osmanlı Aydını: Ahmet Rıza Yaşamı ve Düşünce Dünyası, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları Dergisi, Sayı 11, 2007
6.^ Abdullah A Cehan, Osmanlı Devleti’nin Sürgün Politikası ve Sürgün Yerleri, Uluslar arası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt 1 , Sayı 5, 2008
7.^ a b c Cenk Reyhan, Jön türk Hareketi Üzerine Kavramsal Bir Çerçeve, Gazi Akademik Bakış Dergisi, Sayı 2,
8.^ Utkan Kocatürk, Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Erişim tarihi: 02.08.2011
9.^ Fethi Tevetoğlu, Atatürk- İttihat ve Terakki, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 15, Cilt 5, Temmuz 1989
10.^ Ali Erdem, İttihat ve Terakki, Eylül 2008
11.^ a b c d Genelbilge.com sitesi İttihat ve Terakki Cemiyeti maddesi, Erişim tarihi:02.08.2011
12.^ Mütercimler, Erol (2008). Fikrimizin Rehberi. İstanbul: Alfa Basım Yayım. 978-605-106-045-3.
13.^ Gürsel Köksal, Enver, Talat ve Cemal Paşalar Nasıl Kaçtı, Bianet, 7 Mayıs 2005
14.^ a b c d Emine Kısıklı, Milli Mücadele Başlangıcında Mustafa Kemal Paşa’nın Milli Hareketi İttihat ve Terakki Faaliyetlerinden Uzak Tutma Teşebbüsleri, Atatürk Yolu Dergisi, Cilt 2, Sayı5, 1990

Etiketler: İttihat ve Terakki Nedir | İttihat ve Terakki Nedir ? İttihat ve Terakki Ne Demek, İttihat ve Terakki Tanımı, İttihat ve Terakki Örnekleri, İttihat ve Terakki Türleri, İttihat ve Terakki Nelerdir, İttihat ve Terakki Hakkında Bilgi, İttihat ve Terakki Tarihi, İttihat ve Terakki Nerede, İttihat ve Terakki Ödevi.
İttihat ve Terakki | Ekleyen: | Tarih: 13-Feb-2012 16:13. | Bu yazı 2302 kez okundu..

İttihat ve Terakki ile ilgili diğer yazılar..


İlgili Yazilar

Soğuk ve Sıcak Renkler

Renkler, şiddetlerine ve insanlar üzerindeki ruhsal etkisine göre ikiye ayrılırlar. . A) Sıcak Renkler (Kımızı, Turuncu, Sarı) Kırmızıda ateşin sıcaklığını, turuncuda güneş ışığının etkisini, sarıda da ışık ve aydınlığı duyarız. Bu renkler, havadaki titreşimi kuvvetli olduğu için diğer renklere 'göre gözü daha önce etkiler. Çocukta renk anlayışı başladığı zaman kırmızıya bakıp ona atılması, ilkel toplulukların en çok önem verdiği renklerin sıcak renkler oluşu bundandır. Varlıkların ışık alan kısımlarında daha çok sıcak renkler hakimdir....

Atatürkün Spor ve Sporcular Hakkında Söylediği Sözler

1. Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim. 2. Spor yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlâk da bu işe yardım eder. Zekâ ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler , zekâ kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben Sporcunun zeki çevik aynı zamanda ahlâklısını severim. 3. Her çeşit spor faaliyetini Türk gençliğinin milli terbiyesinin ana unsurlarından saymak lâzımdır. Bu işte hükümetin şimdiye kadar olduğundan daha çok ciddi ve dikkatli davranması , Türk gençliğinin spor bakımın...

Haçlı Seferlerinin Nedenleri ve Sonuçları

Hıristiyanlık dininin peygamberi olan Hz. İsa Kudüs’te yaşamıştır. Bu yüzden Kudüs ve çevresi Hıristiyanlık için kutsal topraklardır. Kudüs, aynı zamanda Müslümanlar ve Yahudiler için de kutsaldır. Ancak, bu topraklar, 636 yılında Halife Hz. Ömer döneminde, ünlü komutan Halid bin Velid tarafından İslam devleti topraklarına katıldı. Avrupalı Hıristiyanlar, Müslümanların elinde bulunan bu kutsal yerleri almak için bir takım askeri seferler düzenlediler. Bu seferlere katılanlar elbiselerinin ve kalkanlarının üzerinde bir haç işareti taşıdıkl...

Servet-i Fünun

Edebiyat-ı Cedide Nedir ? (Servet-i Fünun) : Edebiyat-ı Cedide 1896’da Servet-i Fünun dergisini çıkaran şair ve yazarların meydana getirdiği canlı bir akımdır. İmparatorluğun baskıları sonucu dağılan bu şair ve yazarlar ayrı ayrı bağlı bulundukları fikirleri yaymaya devam etmişlerdir. Edebiyat-ı Cedide şairleri, yalnız aydınlara seslenmişler, (sanat için sanat) ilkesini benimsemişlerdir. Fransız romantiklerini, parnasyonleri ve sembolist şairleri örnek almışlardır. Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Halit Ziya Uşaklıgil, Süleyman Nazif, Meh...

Trafik Kazaları ve Alınacak Önlemler

Karayolu üzerinde hareket halinde olan bir veya birden fazla aracın karıştığı ölüm, yaralanma ve maddi hasar sonuçlanan olaylara Trafik kazası denir. Örneğin: > Hareket halinde iki aracın çarpışması > Hareket halinde bir araç ile yayanın çarpışması > Hareket halinde bir araç ile hayvanın çarpışması > Hareket halinde bir aracın sabit bir nesneye çarpması > Hareket halinde bir arcın uçuruma yuvarlanması Ülkemizde ve Dünyada Trafik Kazaları Ülkemiz her yıl binlerce insanı yaşamından eden, binlercesini sakat bırakan, milyarlarca liralık mil...

Vehim

1. Kesinliği belli olmayan ancak gerçek olma olasılığı düşük olan düşünce-bilgi. 2. Evham, şüphe, kuruntu anlamına gelir. 3. Sözlükte şüphe ve tereddüt edilen nesnenin kendisine tercih olunan tarafına denir. Çoğulu evhamdır. 4. Bir bilgiye “zan” diyebilmemiz için bu bilginin gerçek olma ihtimalinin, zıddının gerçek olma ihtimalinden fazla olduğuna inanmamız gerekir. Gerçekleşme ihtimali zayıf olana ise “vehim” denir. 5. Bir Necip Fazıl Kısakürek şiiri. Vehim Herşey kesik ve kopuk, zaman tutamaz lehim; Mazi alb...

Televizyonun Yararları ve Zararları

TELEVİZYON VE EĞİTİM Televizyonun çocuk açısından hem yararlı, hem zararlı sonuçları söz konusudur. A. Yararları a. Çocukları eve bağlayarak ailede ortak ilgiler yaratıp aile mutluluğunu gerçekleştirir. b. Çocuğun kültürünü geliştirir. c. Çocuğu düşünmeye tevşvik eder. d. Çocukların ilgi ve hayat alanlarım genişletir. e. Çocukların estetik zevklerini geliştirir. B. Zararları a. Çocuğu yararlı etkinliklerden alıkoyabilir, onu edilginleştirir, yaratıcılıktan ve etkinlikten uzaklaştırır. b. Çocukta tek tip değer yargıları geliştiri...

Soyut ve Somut Anlam

Somut anlam ve soyut anlam konusu hem Öss’de hem de Oks’de, sözcükte anlam ana başlığı altında işlenen bir konudur. Bu sebeple hem Öss’ye hazırlanan öğrencileri hem de Oks’ye hazırlanan öğrencileri yakından ilgilendirmektedir. Sözcükte anlamın zor konularından -daha doğrusu karışık- konularından birisi olan soyut ve somut anlamı dilimiz döndüğünce kolay ifade etmeye çalışacağız ve çeşitli örneklerle pekiştirmeye çalışacağız. Daha sonra ise soyutlamanın ve somutlamanın ne olduğu ve nasıl yapıldığına değineceğiz. Dilers...

Empirizm Nedir ve Empiristler Kimlerdir

Doğru ve genel geçer bilginin duyumlar yoluyla oluşan deneylerle kazanılabileceğini öne süren felsefe görüşüdür. Empirist anlayışa göre insan zihninde doğuştan getirilen hiçbir bilgi yoktur. İnsan zihni, bu nedenle boş bir levha gibidir. Empirist görüş, 17. ve 18. yüzyıllarda sistemli bir düşünce olarak felsefe tarihinde yerini almıştır. Empirizmi geliştirerek sistemli bir felsefe görüşü haline getiren önemli düşünürler John Locke, Davit Hume, Condillac, Herbert Spencer'dir. JOHN LOCKE (1632-1704) İnsan zihninde bulunan bütün düşüncele...

Kavimler Göçünün Sebepleri ve Sonuçları

Kavimler göçü milattan sonra 375 senesinde Hunların karadenizin kuzey bölümünden Avrupaya giderken karşılarına çıkan barbar kavimler olan ostrogot, vizigot, süev, sakson, angıl, frank ve vandal kavimlerini yerlerinden etmesiyle sonuçlanan bir olaydır. Kavimler Göçünün Sebepleri: a) Büyük Hun Devleti'nin dağılmasından sonra As­ya'nın batısında (Hazar ve Aral Gölü arası) Hunlara katılımların olması, burada çoğalan nüfus ve kabileler arasındaki rekabet ve mücadelelerle daha batıya doğru kaymaya başlamaları b) İdil (Volga) ırmağının batısına...

Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık
zeus
Tarih: 16:06:12 02.13.2012  Güncelleme: 16:06:12 02.13.2012
Webmaster
Tarih: 02.24.2005
Nereden: antalya
Gönderiler: 1337

Cevaben: İttihat ve Terakki

Osmanlı İmparatorluğunu 1876-1909 yılları arasında II Abdülhamid yönetmiştir. 1839 Tanzimat Fermanının açtığı dönemde, temel hak ve özgürlüklere kavuşmak demokratik bir yönetime sahip olmak yolunda, sayısı çok az olan aydınlar arasında bir özlem belirmişti. II Abdülhamid tahta çıkar çıkmaz tarihimizin İlk Anayasasını ve I. Meşrutiyeti ilan etti. Bir süre sonra, kendi yetkilerine hiçbir sınırlama getirmemesine rağmen, anayasayı uygulamadı. Bu ona karşı bir direnmenin doğmasına yol açtı.
II Abdülhamid, istibdatçı yönetimine rağmen, Türk eğitimine hizmet etmiş çeşitli okullar açmıştır. Ama bu okullarda yetişenlerin çoğu istibdat yönetimine karşı direnmişlerdir. Sonunda II. Abdülhamid 1908'de Anayasaya göre meclisi tekrar toplayacağını ilan etti ve II. Meşrutiyet dönemi başladı. Bir süre sonra çıkan, 31 Mart Ayaklanması sonunda duruma el koyan ordu, bu ayaklanmayı çıkarttığı gerekçesi ile II.Abdülhamid'i tahttan indirdi.

II. Abdülhamid'i tekrar meşrutiyeti ilan etmeye zorlayan ve onu 31 Mart olayından sonra tahttan indiren güç, genç asker ve sivil aydınlardan oluşan, başlangıçta gizli, sonra açık çalışan "İttihat ve Terakki Cemiyeti (Birlik ve İlerleme Derneği)"dir.

Bu dernek II. Meşrutiyetten sonra siyasal bir parti durumunu aldı. Seçimleri kazandı. Ama memleketi gereği gibi yönetemedi. Parti ilk önce hükümeti kuramadı. Perde arkasından ülkeyi yönetmeye kalkıştı. Böylece doğan otorite boşluğu savaşlara neden oldu. Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa'nın yönetimindeki İttihat ve Terakki Partisi bu savaşlardan sonra yönetime doğrudan doğruya el koydu. Ama iş işten geçmiş, Trablusgarp tümden ve Balkan Yarımadasında elde kalan son yerler yitirilmişti. İttihat ve Terakki yönetimi, ilk kez milliyetçi bir görüşe sahip yönetim kurmaya çalıştı ise de, deneyimsizliği nedeniyle bunda başarı sağlayamadı. Sonunda en büyük siyasal hatasını işleyerek devleti I. Dünya Savaşı'na soktu.


İttihat ve Terakki
» İttihat ve Terakki resimleri

  Puanı : 6.0 / 10 | Oy : 7 kişi | Toplam : 42

» Bu yazıya puan ver..
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
» Dış Bağlantılar
Bi soru sor
İletişim