Anasayfa > Sözlük > G > Günlük


Bir kişinin düşüncelerini, duygu ve gözlemlerini günü gününe yazdığı ve o günün tarihini koyduğu yazılar. Ruzname olarak da bilinir. Günlük bir tür anıdır. Ancak günlük günü gününe yazılır, anı ise olayların yaşanmasından sonra kaleme alınır.

Günlük Nedir? (Detay)

Günlük Türünün Özellikleri (Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri)
Günlük türünün ne olduğu üzerine kafa yormak, aslında biraz da edebiyatın ne olduğunu düşünmektir. Düzenli olarak tutulmuş, tarih atılmış notlardan mı
ibarettir günlükler yoksa bundan fazla bir şey mi?

Bu konuda en genelleyici tanımı usta günlükçü, romancı André Gide yapmıştı:
“Günlüğün anıdan tek farkı, günü gününe tutulmuş olmasıdır.” Edebiyatın toplardamarlarından biri olarak her günlük bir portre, bir öykü, bir anı, bir tarih yazısıdır. Yayımlanmak için yazılsın yazılmasın, her günlüğün bir kurgusu vardır. Paris’teki Bir Yabancının Günlüğü yazarı Malaparte’nin dediği gibi, “Günlüklerin, tüm öyküler gibi, bir başı, bir entrikası ve bir sonu vardır.”

Günlük türünün kökeni üzerine

Öteki edebiyat türlerinin kökeniyle karşılaştırıldığında, günlüklerin çıkış noktası, yanıtı daha belirsiz bir soru olarak karşımıza çıkıyor. Türün geçmişini irdelemek, günlük yazmanın doğası üzerine düşünmek anlamına da geliyor. Batı’da günlüğün, Doğu’ya göre daha gelişmiş bir edebiyat türü olduğuna kuşku yok. Ama örneğin Japon edebiyatında da 10. yüzyılda yazılmış günlükler bulmak mümkün. Dolayısıyla günlük türünün hem Doğu hem Batı kültürlerinde, kendine özgü şartlar altında biçimlendiği söylenebilir. Peki, nedir günlük yazmak? Başlı başına, bir ömür adamayı gerektiren bir yazı uğraşı mı? Öyküden, şiirden kesilince başvurulan bir teselli mi? Yoksa yazın kuramlarını, yaşanan dönemin olaylarını taslak halinde sunan birer belge mi? Sağlıklı saptamalar yapabilmek için günlükleri farklı başlıklar altında değerlendirmek en doğrusu.

Edebiyat günlükleri

Bir edebiyat günlüğü, yalnızca bir edebiyatçının elinden çıkmış günlük değil, edebiyat olaylarına, kişilerine ve sorunlarına yönelmiş günlüktür. Özellikle Batı’da, 20. yüzyılda yaygınlaşan bu tür günlükler, “özel günlük” olma niteliğini de taşır. Aynı zamanda başka türlerde yapıtlar veren André Gide, Julien Green, Max Frisch, Stefan Zweig gibi yazarlar, geride edebiyat günlüklerinin seçkin örneklerini bıraktılar. Örneğin Gide, Kalpazanlar adlı romanını yazdığı süreçte bir günlük tutmuş ve yapıtının aşamalarını, kuramını apaçık ortaya koymuştu. Öte tarafta, Gide’in bu ‘edebiyat’ günlükleri, en özel günlüklerden de sayılır, onu, yazarın kendi iç dünyasına vurduğu bir neştermiş gibi ürpertiyle okuruz. Edebiyat günlüklerinin iki unutulmaz örneği de, Katherine Mansfield ve Virginia Woolf’un günlükleridir. Mansfield, henüz 16 yaşındayken yazmaya başladığı Bir Hüzün Güncesi’nde, yazarlık tutkularını, hırslarını, kıskançlıklarını, kırgınlıklarını içtenlikle ortaya serer. Bu hüzünlü günlük, Mansfield’ın erken ölümünden sonra yayımlanmıştır. Virginia Woolf da, Bir Yazarın Günlüğü’nde, adından da anlaşılabileceği gibi, yapıtını ve yazarlığını merkeze alır. Bir Yazarın Günlüğü türünden metinler, bugün edebiyat tarihçileri ve meraklı okurlar için hazine değeri taşıyor.

Günlüğün intihar yüzü

Edebiyat günlükleri, geçen yüzyılda yaygınlaşırken bir özellik daha kazanmıştı:
Yazarı hayattayken yayımlanmak. Bu durum, günlüklerin ne kadar içten olduğunu sorusunu getirse de Cocteau, Maugham, Maurois, Gide, Green gibi birçok yazar günlüklerini sağlıklarında yayımladılar. Belki biraz da bu yüzden, günlüğünü hayattayken yayımlamayanların yazdıkları daha ‘içten’ bulundu. Hele bir de yazarının müntehir olması, günlüklere ayrı bir çekicilik ve sahihlik katıyordu.

İntihar eden iki yazarın, Cesare Pavese ve Sylvia Plath’ın günlükleri, bunun en iyi iki örneğidir. Cevat Çapan’ın dilimize Yaşama Uğraşı adıyla kazandırdığı Pavese’nin günlüğü, edebiyat tarihinin en sarsıcı metinlerinden biri belki de. Çok iyi bir edebiyat günlüğü sayılabilecek Yaşama Uğraşı, adım adım intihara giden bunalımlı bir yazarın iç dünyasını, hiçbir ‘özel’ günlüğün yapamayacağı kertede ustalıkla yansıtır. Pavese, bir otel odasında canına kıydıktan sonra kitaplaşan ve uzun yılları kapsayan bu günlük, neredeyse yazarının öteki yapıtlarını gölgede bırakmıştır. Sylvia Plath’ın günlükleri de intiharından sonra kocası Ted Hughes’un ‘müdahale’siyle yayımlanmıştı. Başyapıtı Sırça Fanus kadar olmasa bile, Plath’ın günlüğü yıllardır ona yakın bir ilgiyle okundu, okunuyor.

Okuma günlükleri, eleştiri günlükleri, sanatçı günlükleri

Zaman içinde edebiyat günlüklerinin de alt kolları oluştu. Eleştiri günlükleri,
okuma günlükleri yazılmaya başlandı. Bunun Türkçede yayımlanan son örneği, Alberto Manguel’in Okuma Günlüğü adlı yapıtıydı. Öte yandan, günlük, modern romanda da bir imkân olarak belirdi, bir anlatım tekniğine dönüştü. Örneğin, çağdaş edebiyatın büyük yapıtları Sartre’ın Bulantı’sı, Rilke’nin Malte Laudris Bridge’nin Notları ya da Martin Walser’in Jocob Von Gunten’ı, günlük biçimiyle yazılmıştır. Fernando Pessoa’nın başyapıtı Huzursuzluğun Kitabı, niçin okurun karşısına hep farklı kimliklerle çıkan şairin günlüğü olarak okunmasın? Yalnızca yazın türleri değil, öteki sanatlar da geride günlük edebiyatı için hatırı sayılır metinler kalmasını sağlamıştır. Kierkegaard’ın günlüğü, felsefe tarihinin en önemli yapıtlarından biri olarak önümüzde duruyor. Marcel’in günlüğü ve Camus’nun Defterler’i de hem günlük edebiyatı hem de felsefe tarihi için önemli metinler. Rousseau’nun İtiraflar’ı ise olsa olsa günlük türüyle akraba sayılabilir. Ressamlar bu konuda felsefecilerden daha üretken: Dali’nin, Delacroix’nın, Klee’nin günlükleri iyi birer sanatçı günlüğü olduğu kadar resim sanatı üzerine ilginç düşüncelerin gelişmesinde etken olmuşlardır.

Sinemacılardansa Cocteau’nun, Zavattini’nin, Tarkovski’nin günlükleri unutulmamalı. Özellikle, Türkçeye Zaman Zaman İçinde adıyla çevrilen Andrei
Tarkovski’nin günlüğü, sadece sinema tarihi için değil, edebiyat tarihi için de eşsiz bir eser olarak nitelendirilmeyi hak ediyor. Batı edebiyatının, günlük türünün kökleşmesini iyi şair ve yazarlara borçlu olduğunu söylemek, herhalde yanlış olmaz. Victor Hugo’dan Charles Baudelaire’e, Goethe’den W.B. Yeats’e, Dostoyevski’den Whitman’a kadar birçok soy şairin, yazarın yolu günlüğe uğramış. Kafka’nın günlüğünü okuduğunuzda, bunu ancak Kafka’nın yazabileceğini sezersiniz. Marcel Proust, Stendhal, Gombrowicz, Romain Rolland, Batı’dan ilk akla gelen öbür günlükçüler. Bir de, bizim edebiyatımızda hiç olmayan, bütün ömrünü günlük yazma işine vermiş Thoreau, Léataud, Anais Nin, Amiel (tam 174 defter doldurmuştur!) gibi isimler var ki, onlara yalnızca saygı duyulur!

Türk edebiyatında günlük

Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Yirmisekiz Çelebi Sefâretnamesi ya da Silahdâr Tarihigibi kimi eserlerde bazı olayların günlük biçiminde anlatılmasını saymazsak, edebiyatımıza Batı’daki anlamıyla günlük Tanzimat’tan sonra girmiştir. Ancak neredeyse romanla yaşıt olan bu türün edebiyatımızda yeterince geliştiğini söylemek zor. Türkçede yayımlanmış ilk günlük, Ali Bey’in Seyahat Jurnali’dir. Ali Bey’in, eserinin adında jurnal (Fransızca ‘journal’) sözcüğünü tercih etmesi, günlüğün bize pek çok başka tür gibi Batı kanalıyla geldiğini gösteriyor. Jurnal sözcüğü, Cemil Meriç gibi birkaç istisna dışında, fazla tutunamamış, yerini ‘günce’ ve ‘günlük’ sözcüklerine bırakmıştır. Ataç’ın savunduğu ‘günce’nin de bugün ‘günlük’ kadar yaygın olmadığı söylenebilir. Zaten günce’yi savunan Ataç’ın, Fournier’den yaptığı Adsız Köşk çevirisinde günce yerine ‘ruzname’ ve ‘hatıra defteri’ sözcüklerini kullandığını da unutmamak gerekiyor.

Ali Bey’in Seyahat Jurnali’nden sonra Batılı anlamıyla aslında ilk edebiyat günlüğü sayılabilecek Şair Nigar Hanım’ın günlüğü geliyor. Bu eserin bir kısmı, şairin ölümünden 40 yıl sonra Hayatımın Hikâyesi adıyla yayımlanmıştı. Ahmet Refik’in Kafkas Yollarında adlı seyahat günlüğünden başka, Sultan Reşad ve Vahdettin dönemlerinde sarayda başmabeyncilik yapan Lütfi Simavi’nin notları da günlük olarak nitelenebilir. Yine günlük sayabileceğimiz İbnülemin Mahmut Kemal İnal’ın defterleri ise yayımlanmadı. Atatürk’ün Anafartalar Savaşı sırasında tuttuğu günlükler, ölümünden sekiz yıl sonra Türk Tarih Kurumu’nca basılmıştır. Cumhuriyet öncesinin önemli yazarlarından Ömer Seyfettin’in Ruznameler’i de kitap olarak yayımlanmamış günlükler arasında yer alıyor.

İki öncü: Salâh Birsel ve Ataç
Ruşen Eşref Ünaydın, Falih Rıfkı gibi Cumhuriyet dönemi yazarlarının günlüklerinden bazı parçalar kimi kitaplarında yer alsa da, edebiyatımızda hâlâ dolaşımda olan günlükler denince iki isim akla geliyor: Ataç ve Salâh Birsel. Ataç, Günce’siyle hem bir edebiyat günlüğü ortaya koymuş hem de devrinin edebî eğilimlerine yön vermişti. Salâh Birsel ise Kuşları Örtünmek, Nezleli Karga, Bay Sessizlik, Aynalar Günlüğü, Yaşlılık Günlüğü gibi kitaplarıyla çağdaş edebiyatımızın öncü günlükçüsü oldu. Onun kuşakdaşları sayılabilecek Nuri Pakdil ve Orhan Burian’ın günlükleri de bu iki edebiyat adamını tanımak için eşsiz metinler. Burian’ın günlüğü geçen yıl YKY tarafından yeniden yayımlanmıştı.

Şair günlükleri

Cumhuriyet’ten bugüne doğru günlük yazarlarının beklendiğince çoğalmadığı görülüyor. Şairlerin değil de daha çok düzyazıyla uğraşanların Türk edebiyatında günlük tutmuş olduğunu saptamak mümkün. Bir öykücünün, Tomris Uyar’ın Gündökümleri adıyla yayımlanan günlükleri, hem niteliği hem niceliği düşünülünce, Türkçenin sayılı günlüklerinden biri olarak adlandırılmayı hak ediyor. Cemil Meriç’in iki cilt halinde yayımlanan Jurnal’i ise sadece Türkçede değil, dünya edebiyatında benzerine zor rastlanacak bir yapıt. Romancılardan ilk akla gelen, Oğuz Atay’ın Günlük’ü. Atay’ın hastalığı sürecinde kaleme getirdiği bu günlük daha çok kendi yapıtları üzerinden şekilleniyor. Şairlerden ise akla gelen, elbette, Cemal Süreya’nın Günler’i; tıpkı şiirleri gibi, dönüp dönüp okunacak bir kitap. Cahit Zarifoğlu’nun Yaşamak adlı, “Ne çok acı var.” kült cümlesiyle başlayan günlüğü de Türkçenin benzersiz yapıtlarından biri olarak kalacak. İlhan Berk’in günlüğü El Yazılarına Vuruyor Güneş ise şairin unutulmaz düzyazı kitapları arasında yer alıyor. Hilmi Yavuz’un Geçmiş Yaz Defterleri, felsefe-edebiyat arasında, parçalı yazı’lardan oluşan ve edebiyatımızda türünün tek örneği olan bir günlük sayılabilir. Yavuz’un 30 defteri bulan öteki günlüklerinin yayımlanıp yayımlanmayacağını ise zaman gösterecek. Hulki Aktunç da defter dolusu günlük tutan gizli günlükçü şairlerden. Bunları yayımlamayacağını söylese de, bir ara, Kitaplık dergisinde yayımladığı Kediler Günlüğü’nden bir parça ile okurlarını umutlandırmıştı. Bir başka şair Turgut Uyar’ın günlükleri ise ne yazık ki kitap olarak yayımlanmadı. Sezai Karakoç’un gerçekten Kırmızı Horoz - Doğulu Bir Werther adlı bir günlüğü var mı? Güven Turan vakti gelince günlüklerini yayımlayacak mı? Zaman gösterecek….

Adalet Ağaoğlu’nun ‘dert dökme defterleri’
Usta romancımız Adalet Ağaoğlu’nun geçtiğimiz haftalarda iki kitap halinde yayımlanan günlükleri, hem yayın dünyasındaki en ‘taze’ günlükler olması hem de yakın entelektüel tarihimize ışık tutması bakımından önem taşıyor. Damla Damla Günler başlığıyla yayımlanan eser, 1969 yılından, Adalet Ağaoğlu’nu TRT’den istifaya doğru götürecek ‘karar zamanı’ndan başlıyor; 22 Temmuz 1996 tarihinde yazarın uğradığı ‘trafik saldırısı’yla sona eriyor. Günlüğün ilk cildinde yazarın Ölüme Yatmak adlı romanını nasıl zihninde kurguladığını, ‘karnında taşıdığını’ okurken, bir yandan da entelektüel çevrelerde kimlerin cunta yanlısı olduğunu, hangi yazarların özgürlükçü bir tutum sergilediğini öğreniyoruz. Damla Damla Günler, Sevgi Soysal’dan Muhsin Ertuğrul’a, Orhan Kemal’den Behçet Necatigil’e kadar isimlerin yer aldığı bir yakın edebiyat tarihi resmigeçidi. Adalet Ağaoğlu’nun, kendi deyişiyle, bu ‘dert dökme defterleri’, tıpkı romanları gibi edebiyatımızın seçkin bir burcunda hep var olmayı sürdürecek. Oktay Akbal, Anılarda Görmek, Geçmişin Kuşları ve Yeryüzü Korkusu adlı üç günlüğünde öykülerindeki sıcak dünyayı yansıttığı kadar edebiyat dünyasına dair birçok anekdot da aktarıyordu. Muzaffer Buyrukçu’nun uzun günlükleri içinse
‘anekdot günlükçülüğü’ demek daha yerinde olur. Fethi Naci’nin eleştiri günlükleri, Türkçede başka örneği olmayan yapıtlardır. Naci’nin günlüklerini
okurken kuram bilgisinin yanında edebiyat lezzeti ve yaşanmışlığın sıcaklığını da buluyor insan. Memet Fuat’ın son yıllarını anlattığı günlüklerinin hayatı boyunca tutulmuş olması, kuşkusuz, edebiyatımız için büyük kazanç olurdu.Günlük, yayımlanmak için mi yazılır? Yazanın kendini temize çıkarma çabası mıdır yoksa bir iç döküş mü? Kişi, günlük yazarken ne kertede içten olabilir? Bu soruların, yazılmış günlükler kadar çok cevabı var. Ne olursa olsun, günlük bir edebiyat türüdür. Sabır işidir. Yaşanmışlığın tadı kadar gündeliğin ayrıntılarıyla da güzelleşir günlükler. Kimisi, içtiği çayı yazar günlüğüne, bu bile güzeldir. Çünkü bir yazardır o çayı içen… Günlüğün olduğu yerde herkes sustuğundan, yazan devleşir. Bazen de bütün çaresizliğiyle okurunun karşısındadır. Salâh Birsel, günlüklerinden birinde, “Ölmeden bu günlük güzelleşmiş olamaz.” yazmıştı. Günlük tutmak, işte bu duygudadır. Günlük, gelecekte bir gün en çok okunan tür olabilir mi? Bir şey söylemek zor. Ancak günlüklerin, edebiyat var oldukça yaşayacağı kuşku götürmez. Çünkü edebiyat, ayrıntı demektir.

“Her gün not tutun; açık, okunaklı. Tarih atmayı da unutmayın. Hayatımın günlüğünü günü gününe tutmuş olsaydım, şimdilerde bir Larousse sözlüğü olurdu elimde. Duyulmuş, derlenmiş bir kelime, yeniden karşılaşılan bir dünyadır. Ah, neler yitiriyoruz! Bütün o yitirdiğimiz incileri düşünün! Hayatınızın günlüğünü yazın!”
Max Jacob, Genç Bir Şaire Öğütler, çev. Salâh Birsel

Okumadan ölmeyin

1. Yaşama Uğraşı, Cesare Pavese, çev. Cevat Çapan
2. Günlükler, Franz Kafka, çev. Kâmuran Şipal
3. Günlük, Andre Gide, çev. N. Alsan
4. Huzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa, çev. Saadet Özen
5. Apaçık Yüreğim, Charles Baudelaire, çev. Sait Maden
6. Zaman Zaman İçinde, Andrei Tarkovski, çev. Seda Kervanoğlu
7. Jurnal 1-2, Cemil Meriç
8. Yaşamak, Cahit Zarifoğlu
9. Bir Hüzün Güncesi, Katherine Mansfield, çev. Şadan Karadeniz
10. Günlükler, Soren Kierkegaard, çev. İbrahim Kapaklıkaya

Bulursanız okuyun

1. Bir Yazarın Günlüğü, Virginia Woolf, çev. Fatih Özgüven
2. Sylvia Plath’ın Günceleri, çev. Şadan Karadeniz
3. Hastane Günlüğü, Hervé Guibert, çev. Tahsin Yücel
4. Tutsaklık Güncesi, Louis Althusser, çev. Esra Özdoğan
5. Günlükler, Stefan Zweig, çev. İlknur Özdemir
6. Defterler, Albert Camus, çev. Ümit Moran Altan
7. Gündökümü, Tomris Uyar
8. Günler, Cemal Süreya
9. Aynalar Günlüğü, Salâh Birsel
10. El Yazılarına Vuruyor Güneş, İlhan Berk

Keşke günlükleri Türkçeye çevrilse

1. Hermann Melville
2. Victor Hugo
3. J. W. Goethe
4. Witold Gombrowicz
5. Romain Rolland
6. Novalis
7. Walt Whitman
8. Henry James
9. Stendhal
10. W.B. Yeats

Keşke günlük tutsalardı

1. Oscar Wilde
2. Behçet Necatigil
3. Immanuel Kant
4. Şeyh Galib
5. Thomas Bernhard
6. Vüs’at O. Bener
7. Arthur Rimbaud
8. Bilge Karasu
9. J.D. Salinger
10. Ahmet Hâşim

Günlük Örnekleri

Günlükler arasında bir zaman yolculuğu

CEMAL SÜREYA’DAN
543. Gün
Milliyet Sanat’a uğradım. Fethi Naci Eleştiri Günlüğü’nü yollamış. TV’de, sekiz otuz haberlerinde, birden, Edip Cansever’in ölüm haberi verildi. Bu
haber inanılmaz ölçüde sarstı beni. Rastlanmadık bir biçimde ve yüksek sesle ağlamaya başladım. Oğlum fazla kaygılanmış, gelip avutucu şeyler söyledi.
Turgut’ta bunca sarsılmamıştım. Üst üste gelişte bir şey var belki. Otuz yıllık arkadaşımdı. Yalnız sanat serüvenimizi değil, haya serüvenimiz de iç içe durumlar yaşamıştır.
544. Gün
Sabah altıda evden çıktım. Bomboş sokakları dolaştım durdum. Başımda bir uğultu. Tuhaf da bir heyecan. Rıhtımda yürüdüm. 1 Haziran 1986” (Günler)
***

FERİT EDGÜ’DEN
Degerndorf, aralık, 58
… Duygusuz. Yola çıktığımdan beri duygusuz, her şeyin önünde ve her yerde. Her şey yabancı; her şey ilgimin dışında. Az önce balkona çıkıp ap ak çevreye bakarken yeniden anladım bunu. Kar burada her şeyi örttü. Olduğum yerden hiçbir şey görünmüyor; ne bir ağaç, ne bir ev, hiçbir şey. Her yer ap-ak. Gözyorucu bir aklık (boşluk?).
(…)
Yazmayı denemiyorum bile. Bu boşlukta yazmak? Niçin? Kimin için? Nasıl? Ordan oraya bocalıyordum. Şimdi biraz duruldum. Yazmak diye bir sorunum yok. Giderek belki okumak diye bile. Yanımda getirdiğim kitapların hemen hiçbirine el sürmüyorum. Bir çukur oluşuyor çevremde, bu çukura gün geçtikçe daha bir gömüldüğümü duyuyorum.
… Acı çekme isteği. Kendini yeniden bulma.
(Bir Günlüğün Günlüğü-kitaplaşmamıştır)
***

TURGUT UYAR’DAN
30.01.1956
Az konuşur olmayı, suskun olmayı erdem saymıyorum artık. Kendini kaçırmak, kendini gizlemek gibi geliyor bana.
27.02.1956
İzinliyim. Boşum. İlgisiz dolaşıyorum sokaklarda. Bu boşluk, bu kayıtsızlık
ürküntü veriyor bana. Doğaya uygun, yapmacıksız bir yaşama özlüyorum.
Kurtuluşumuz şiirden falan gelmeyecek, yaşamamızdan gelecek gelecekse.
3.1.1956
Nigâr Hanım’ın şiirlerini okudum. Elbette ilkel şiirler birçoğu. Ama birden
düşünüyorum. “Gücenme, aslı harâbım senin firâkında” dizesi, bir bakıma, bir şiir geleneğinin yenilenmesi döneminde, yeni bir duygu, yeni bir söyleyiş
sayılamaz mı?
Geçmiş ozanları, duygularının, söyleyişlerinin cılızlığı yüzünden küçümsemek doğru mu? Duygular yeni, biçimler, duyarlanma yeni. Bugün bu şiirleri, dolayısıyla bu duyguları, ancak eski şiirler öyle yazıldığı için daha iyi anlıyoruz. Öyleyse, iyi kötü bütün geçmiş ozanlara selam.
(Günlük-kitaplaşmamıştır)
***

ALİ CANİP YÖNTEM’DEN
Cuma, 5 Mart 1920
Bugün öğleye kadar evde uyudum. Sonra sokağa çıktım. Arkadaşlardan diş tabibi Şevki Bey’le Cafer, Ömer’i ziyarete gelmişlerdi. Fakülteye götürdüğümüzü söyledim. Oraya gittiler.
Cumartesi, 6 Mart 1920
Öğle üzeri fakülteye gittim. Doğru Ömer’in odasına girdim. Bitap yatıyordu.
Elini elime aldım. Ter içindeydi. Burnunun delikleri kararmış gibiydi. Nefesi de intizamsızdı. Hizmetçi kadınlara sordum. Gece çok sayıklamış, “Burası hastane değil, tımarhane… Ben Canip’e gideceğim!” demiş. Dalgındı, “Ömer! Ömer!” diye seslendim. Gayet fersiz gözlerle bana baktı: “Tanıdın mı?” dedim. Kendine mahsus çabuk ifadeyle kafasını sallayarak “Canip!” dedi, yine daldı. Kâğıdına baktım: hararet “39,2” şeker litrede 28. Bir müddet bekledim. Sonra tekrar seslendim: “Ömer, konsültasyon günü yarınmış, erkenden gelirim. Artık gideyim mi?” Kafasını
salladı “Git, git!” dedi. Yeis içinde ayrıldım. Fakat hâlâ ümit ile doluydum.
Çünkü Ömer ve ölüm birbirine tamamıyla yabancı iki şeydi. Eve gelirken deniz kenarında hizmetçime rasgeldim. Bana doğru koşuyordu. “Ne var?” dedim. “Sizi Tıbbiye’den istiyorlarmış. Rıdvan Beyler’de bekliyorlar” cevabını verdi. Soluk soluğa komşumuza gittim. Ortada bir fevkalâdelik vardı. Nihayet anlaşıldı: Ömer ölmüş!…
(Ömer’in Ölüm Hastalığına Dair Notlarım-Ömer Seyfettin, 1947)
***

ŞAİR NİGAR HANIM’DAN
31.10.1917
İleride, bu satırlar bir kimsenin gözüne değerse, defterin güzelliğine
şaşılmasın! Onu, bugün, Mahmutpaşa’da satın aldım, ama, az kaldı canım pahasına. Aman Yarabbi! İstanbul’umuza böyle ne oldu? Kalabalıktan tramvaylara girmek kabil değil ki! Toptan gülle çıkar gibi zorla bir vagona attım. Bu, tramvaya girmek değil, ezilmek, üst baş parçalamak… Ne oldu halkımıza Yarabbi? Bu her yeri dolduran kifayetsiz, kaba, kötü dilli insan kalabalığı nereden geldi? Evde yalnızlığıma, sokakta bu kalabalığa dayanamıyorum, ağlayacak hale geliyorum. İşte böyle, avunmak için, avare bir kuş gibi çırpınıyorum. Şu defterle de dertleşmesem çıldıracağım.
8.2.1918
Dün Naciye Sultan’a telefon edip “Pek göreceğim geldiyse de vasıta bulunmadığı için mehcur kaldığımı” söylemiştim. Lütfen araba gönderdi. Havanın şiddetine rağmen pek rahat gittim. Beşe kadar birlikte vakit geçirdik, çay içtik. Sultan Efendi pek ziyade iltifat etti,
-Bu harb ne zaman bitecek?
diye benden sordu. Halimiz ne olacak Yarabbi? Acıklı insanlık daha ne zamana kadar böyle inleyecek?
(Hayatımın Hikâyesi)
***

CAHİT ZARİFOĞLU’NDAN
ANKARA 1978 28 KASIM
Üstad Necip Fazıl’ı Mola otelinde ziyaret ettik. Büyük Doğu’yu son beş sayı
çıkarıp kapayışından sonra, arkadaşlar Akif, Erdem, Rasim onunla ilk kez
karşılaşıyorlar. Alaeddin ve Mehmet de var. Üstad:
-Büyük Doğu son çıkışında en parlak dönemini yaşadı. Kapanmasında çeşitli
nedenler oldu. Ama en büyük amil siz oldunuz, dedi.
Otelin ilk katında, lobideyiz. Üstad sakin, yumuşak ve yalnız. Saat 18’de beni Akabeden aradığında,
-Arkadaşlara da haber ver, gelsinler, son bir görüşme yapalım, dedi. Erdemle Rasim’i görebileceğimi söyledim. Bu telefondan az önce, bu ikisine Üstad’ın önceki gelişinde yine kendilerini istediğini; ancak kendilerine haber
veremediğimi anlatıyordum. Telefon tam o anda geldi. Büroya çıktık. Yine
Üstad’ın telefonu. Bu kez Akif’le Hasan’ı da haberdar etmemi istedi.
Lobi tenha. Üstad:
-Bana giran geldiniz, diyor. Geçen olayları kısaca özetliyor. Rapor 4’te
yazdıklarını ılımlı bir dille tekrar ediyor bir bakıma.
(…)
Üstad’ın söylediklerini, aradan 24 saat bile geçmediği halde hemen hemen hiç hatırlamıyorum. Tek tek cümleler aklıma geliyor. Mesela,
-Yalnızım, dedi.
Ondan böyle bir şeyi ilk defa duydum. Korkuyor insan.
(…)
(Yaşamak)
***

OKTAY AKBAL’DAN
28 Aralık Çarşamba
Ocak’ın 29’unda tam on yıl olacak. Ziya Osman Saba’yı karlı bir havada Eyüp’te toprağa vermiştik. Yıllar çabuk mu geçiyor belirli bir yaştan sonra? Çocuklukta günler, haftalar bitmezdi bir türlü. Ama yolun yarısına gelmeyegör, her şey kopuk bir film gibi akıveriyor… Ziya Osman’ı son görüşümde ince bir dosya çıkarmıştı çekmeceden. “Nefes Almak” yazıyordu üzerinde. Yeni kitabıydı. “Ölümümden sonra çıkacak,” demişti. “Haydi haydi,” demiştim, “Okurları o kadar bekletmeye hakkın var mı?” Gülümsemişti. Birkaç hafta sonrasını mı düşünerek.
Ben düşünememiştim o günden ötesini. Canlı bir insanın, hele bir dostun, bir sevilenin yok olabileceğini düşleyemiyoruz.
On yıl geçip gitmiş bile. Şiirlerini karıştırıyorum. Bilmeyen, Ziya Osman’ı
yaşamı süresince ölümü özleyerek bekleyen biri sanır. Hep ölüm, hep ölüm
düşünceleri. O ölümü değil, dünyada bulunamayacak bir çeşit “yaşam”ı özlüyordu.
(Anılarda Görmek)
***

HİLMİ YAVUZ’DAN
Sabah, 24 Mayıs
Bu kaldırımüstü açık hava kahvesini seviyorum. Sabahları güneş almıyor ve rüzgâr duyumsanabiliyor. İlkyaz sabahları bu kentte, bir ağaç hışırtısıyla, işte buradayım, bu kahvede çayımı içmeye hazırlanıyorken, birden, bir kokuyla, belirsiz, geliveriyor. Kağşamış gövdemi üşütmemeye çalışarak ve onunla, o yaşlı, atık gövdeyle, genç ilkyaz arasındaki karşıtlığı bilincimde kavrayarak; bilincimin, işte bir ince dilim limon koyup, gövdeyle ilkyazın bileşimi olduğunu düşünerek, içiyorum çayımı.
Eskiden, çok eskiden bir öykü yazmıştım. Malte gibi söyleyeyim: Ah, öyküler yazardım ben, genç kızların mavi kurdelelerinden söz açan, düz pabuçlu ve ince beyaz pardösüleri olan ve yağmurlardan; o öykülerden birinde, akşamları sokağa çıktığımda yüzüme menekşelerin atıldığını yazmıştım; -ve ‘ah, cumartesiler başkadır, sokaklar başkadır’ diye yazmıştım. Şimdi burada, bu zarif kaldırımüstü kahvesinde, İstanbul’da, ondan asla kopamadığım için beni izlemeyen bu kentte,
(şimdi neler çağrıştırıyor, bu kent, ‘polis seni izliyor’lardan, polis
izliyor’a) bu cumartesi sabahı, limonlu çayımı bitirmek üzereyken ve nedense bir çay daha isteyerek, gündelik yaşamımı inceltiyorum sanki.
(…)
(Geçmiş Yaz Defterleri)
***

CEMİL MERİÇ’TEN
26.2.1963
Ağaç her gün meyve vermez. Konuşmayan ağaçlar da vardır. Ne dallarında çiçekler gülümser baharları, ne çiçeklerinde arılar dolaşır. Konuşmayan ağaçlar da var…
Zindanda söylenen şarkıyı kim dinler? Zindanda söylenen şarkı ölüm kokar, zincir kokar, küf kokar. Ölüm açacak kapısını bir sabah o zindanın, ardına kadar. Kuşlar gibi geçiyor günler önünden, cıvıldamıyorlar. Günler tren, günler mavi ufuklarda eriyen birer ümit. Kanatlarından yakalayamıyorsun kuşları. Tren sessiz gidiyor rüya ülkelerine.
(Jurnal - Cilt 1)
***

TOMRİS UYAR’DAN
26 Aralık 1975
Öykü kitabım çıkmış. Cağaloğlu’na inip alacağım birkaç tane.
Hava yağmurlu, pis. Köprünün tam ortasındayken yaygın, büyük bir kızıllık aldı gözümü. Şoför de şaşırdı. Birilerine sorduk, Gürün Han’da yangın çıkmış. Öteki hanlara da sıçramış.
Halk öyle alışık ki böyle olaylara, kılı bile kıpırdamıyor. Sıkışan trafiği
yarıp güvercinlere yem atanlar var, kimse başını çevirip yangına bakmıyor. Oysa gök ürkütücü, kara dumanlarla kaplı.
İlk kitabımı basacak biri çıktığında bayağı sevinmiştim. Çünkü büyük çoğunluğun çarçabuk benimseyeceği bir iş yaptığımı sanmıyorum, bunu anlamam epey vakit aldı; ama artık kimlere seslendiğimi biliyorum. Bana dar, küçük gelen hiçbir şeyi kullanamayacağımı da.
Üç-beş kitap alıp eve döndüm. Kapağı elledim, sevdim. Bütün nesneleri,
varlıkları ancak dokunarak tanıyabiliyorum. Bir kadının saçlarının parlaklığını, inceliğini, bir erkeğin omuzlarını ancak değince anlayabiliyorum. Kitabım da artık benim sayılamayacağına göre, onu da dokunarak kavramaya çalıştım.
(Gündökümü)
***

ATAÇ’TAN
17 Nisan Cuma, 1953
Baktım çocuklar uçurtma uçuruyor. Her yıl, ilkyaz aylarında, uçurtmayı gördüm mü, bir üzünç duyarım içimde, ağlamaklı olurum. Ben uçurtma uçurmadım ki!
Çocukluğumda pek isterdim, o renk renk kâğıtlardan yapılmış uçurtmaların
havalanmasına içimi çekerek bakardım. Annem bırakmazdı beni uçurtma uçurmama.
Günah mıymış neymiş, öyle bir şey uydurmuştu.
(…)
Çocukluğum olmadı benim. Çocukluğu olmayanın gençliği de olmaz. Bir şey
söyleyeyim mi ben size? İhtiyarlığı da olmuyor böylesinin. Hani güzel bir
ihtiyarlık vardır, insan çocukluğunda yaptıklarını, gençliğinde yaptıklarını
hatırlar, anlatır da gözlerinin içi parlar, ben kendimde değil, başkalarında
gördüm onu. Çocukluğu, gençliği olmamış kişinin yaşlılığında da bir tatsızlık
var, yalnız ölümü düşünüyor, ölümden korkuyor, işte o kadar.
(Günce: 1)
***

NECİP FAZIL’DAN
Cuma, 9 Ocak
Bugün hava yağmurlu ve puslu… Saat 2’ye 5 var… Bu âna kadar defterimi açamadım.
Halim bir tuhaf…
Bugün anladım ki, beni delikten çağırdıkları, meydancı gelip “Bir isteğin var
mı?” diye sorduğu, berberin tıraşa geldiği, hasılı insanlarla temas ettiğim an, üstüme acayip bir uyuşukluk, sinsi bir donukluk, anlatılmaz bir garipseme hissi çöküyor. Hayret! Bir aylık yalnızlığın tesirine bakın! Hayırdır inşallah; nereye gidiyorum?
Perşembe, 15 Ocak
Şiir kitabımı bitirdim; ve güya rahat bir nefes aldım. Hava suratlı…
Saat üç buçuk… Gaz sobam trampet çalıyor. Yevmiyemin 40’ıncı gününe rastlayacak olan 20 Ocak Salı gününün iple çekiyorum.
Cuma, 16 Ocak
Allah… Başka tek kelime söyleyemeyecek haldeyim.
(Kırk Günlük Hapishane Yevmiyesi-Cinnet Mustatili)
Sayı: 19
Bölüm: Kapak

Günlük | Ekleyen: | Tarih: 15-Nov-2011 17:35. | Bu yazı 76576 kez okundu..

Günlük ile ilgili diğer yazılar..


İlgili Yazilar

Anı ile Günlük Arasındaki Farklar

Devamini Oku
1. Günlük günü gününe yazılır, anı ise aradan belli bir süre geçtikten sonra kaleme alınır. 2. Günlükler o günün tarihi atılarak yazılır ve olaylar sıcağı sıcağına değerlendirilir; anı da yazıldığı zamanla anlatılacak olaylar arasında belli bir zaman farkı olduğu için olaylar değerlendirilirken daha doğru ve objektif değerlendirilebilir. Günlük ve anı arasındaki benzerlik ve farklılıklar: 1. Anı da günlük gibi bir kişinin başından geçen gerçek yaşantılardan kaynaklanan yazı türüdür. 2. Günlük yaşanırken anı ise yaşandıktan sonra yazılır...

Günlük Örnekleri

Devamini Oku
Günlükler arasında bir zaman yolculuğu CEMAL SÜREYA’DAN 543. Gün Milliyet Sanat’a uğradım. Fethi Naci Eleştiri Günlüğü’nü yollamış. TV’de, sekiz otuz haberlerinde, birden, Edip Cansever’in ölüm haberi verildi. Bu haber inanılmaz ölçüde sarstı beni. Rastlanmadık bir biçimde ve yüksek sesle ağlamaya başladım. Oğlum fazla kaygılanmış, gelip avutucu şeyler söyledi. Turgut’ta bunca sarsılmamıştım. Üst üste gelişte bir şey var belki. Otuz yıllık arkadaşımdı. Yalnız sanat serüvenimizi değil, haya serüvenimiz ...

Günlük Hayatta Kullanılan Kanser Yapıcı Organik Bileşikler

Devamini Oku
Formaldehitler ve formaldehit vericiler Formaldehitler ve formaldehit vericiler koruyucu olarak kullanılmaktadır. Mukozayı tahriş eder ve alerjilere neden olur. Cildi hızla yaşlandırır. Kansere neden olma riski yüksektir. Halojenli organik bileşikler brom iyot ve klor içeren binlerce maddenin oluşturduğu bir gruptur. Çoğu alerjiye bazıları kansere neden olmaktadır. Bu maddelerin hepsi çevrede birikir toprağı ve suyu kirletir. Triclosan Klorlu organik bileşiktir. Deodorantlarda duş jellerinde diş macunlarında losyonlarda kremlerde ve daha...

Günlük Tutmanın Faydaları

Devamini Oku
Günlük Yazmak İnsanı Geliştirir Günlükler kilitli hatıra defterlerinden, sanatsal değer taşıyan yayınlara, çizgi dizilerden online web sitelerine pek çok farklı konseptin ilgi alanı ve kilit konusu halinde, hala. İnternette yayınlanan günlükleri, evet, ünlülerin değil, sıradan kimselerin günlüklerinin bile büyük ilgi gördüğü düşünülürse, günlük tutmanın öylesine yapılan bir eylemden farklı değerlendirilmesi gerektiği anlaşılır. Hem, bakın uzmanlar günlük yazmanın kişi için geliştirici ve organizasyonu kolaylaştırıcı bir yanı olduğunu da söylüy...

Günlük ile Anı Arasındaki Benzerlikler

Devamini Oku
Günlük ve anı arasındaki benzerlik ve farklılıklar: 1. Anı da günlük gibi bir kişinin başından geçen gerçek yaşantılardan kaynaklanan yazı türüdür. 2. Günlük yaşanırken anı ise yaşandıktan sonra yazılır. 3. Anılar, yazarların yaşlılık çağlarında yazdıkları ve yaşamları boyunca karşılaştıkları olayları nesnel bir şekilde ortaya koyan yazılardır Günlükler ise daha öznel, derin, içten ve ruhun derinliklerinden kopup gelen Anlık duygu ve düşünceler hakimdir. 4. Anı yazılarının anlatım açısından kurgusal niteliklere sahip olduğunu da söyleyebilir...

Bağıl Yoğunluk

Devamini Oku
Bağıl (İzafi) Yoğunluk : Verilen bir hacimdeki bir cismin kütlesinin, aynı hacimdeki bir mukâyese cisminin kütlesine oranı. Aynı zamanda verilen cismin yoğunluğunun, mukâyese cisminin yoğunluğuna oranı olarak da târif edilebilir. Her iki durumda da bağıl yoğunluk boyutsuz bir büyüklüktür. Bu sebepten dolayı bu sayı her türlü birim sisteminde aynıdır. Bağıl yoğunluğun belirlenmesinde mukâyese cismi olarak 4°C’deki su alınır. Suyun yoğunluğu ise bu sıcaklıkta 1 gr/cm3tür. Gazların bağıl yoğunluğunun belirlenmesinde de 0°C ve bir atmosfer ba...

Kaynama Erime ve Donma Noktalarını Bilmenin Günlük Hayatımızdaki Yararları

Devamini Oku
Kaynama, Erime ve Donma Noktalarını Bilmenin Günlük Hayatımızdaki Yararları Nelerdir ? Cevap : Günlük hayatta; 1. suyu kaynattığımızda buharlaşıp bir süre sonra ısınan gereçte su kalmayacağını 2. Suyu yeterince soğuttuğumuzda donacağını buz olacağını. Bu buzla diğer içeceklerimizi soğutabilceğimi veya buz elde ederek mesela yaralanmalarda tampon yapabilceğimizi. 3. Veya kar yada buz parçasını ısıttığımızda eriyeceğini böylelikle kışın kar altındayken veya donan eşyalarımızı nasıl kullancağımızı. 4. Besinlerimizi ısıtırak veya soğutarak ne...

Yoğunluk

Devamini Oku
Homojen bir yapıya sahip maddenin birim hacminin kütlesi. Yoğunluk birimi gram/cm3 (gram/mililitre) veya kg/m³tür. Yoğunluk, herhangi bir cismin hacminden kütlesinin veya kütlesinden hacminin hesaplanabilmesine imkân sağlar. Kütle hacimle yoğunluğun çarpımına, hacim ise kütlenin yoğunluğa bölümüne eşittir. İki tür yoğunluk vardır. Birincisi mutlak yoğunluktur ki, pratikte mutlak kelimesi kullanılmaz, sâdece yoğunluk denir. İkincisi ise izâfi yoğunluk (bağıl yoğunluk)tur.Mutlak Yoğunluk Katı ve sıvıların yoğunluğu ısı ve basınçla çok az değişir....

Doğal gazın günlük hayatta kullanım alanları

Devamini Oku
Enerji üretiminde, elektirik üretiminde fabrikalarda kullanılmasının yanı sıra günlük hayatımızda doğal gaz ısınma, ısıtma sistemlerinde kullanılır. Örneğin: Doğal kullanana merkezi ısıtma sistemleri, evimizi ısıtan doğalgazla çalışan kombiler, doğalgaz sobalarını sayabiliriz. Ayrıca doğalgazı mutfakta kullandığımız mutfak tüpleri yerine ısıtıcı olarak kullabiliriz. Doğal Gaz Nedir ? Doğal gaz; havadan hafif, renksiz ve kokusuz bir gazdır. Yer altında, petrolün yakınında bulunur. Yeryüzüne çıkarılışı petrolle aynıdır, daha sonra büyük boru...

İzafi Yoğunluk

Devamini Oku
Bağıl (İzafi) Yoğunluk : Verilen bir hacimdeki bir cismin kütlesinin, aynı hacimdeki bir mukâyese cisminin kütlesine oranı. Aynı zamanda verilen cismin yoğunluğunun, mukâyese cisminin yoğunluğuna oranı olarak da târif edilebilir. Her iki durumda da bağıl yoğunluk boyutsuz bir büyüklüktür. Bu sebepten dolayı bu sayı her türlü birim sisteminde aynıdır. Bağıl yoğunluğun belirlenmesinde mukâyese cismi olarak 4°C’deki su alınır. Suyun yoğunluğu ise bu sıcaklıkta 1 gr/cm3tür. Gazların bağıl yoğunluğunun belirlenmesinde de 0°C ve bir atmosfer ba...

 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık
zeus
Tarih: 13:59:37 03.21.2012  Güncelleme: 13:59:37 03.21.2012
Webmaster
Tarih: 02.24.2005
Nereden: antalya
Gönderiler: 1338

Günlük tutmanın başarıya etkisi

Bilim adamlarına göre mutluluk öğrenilir. Mutlu olmak için çeşitli yollar aranır. Alman Bunte dergisinin uzman Wilhelm Schmid Bode mutluluk reçetesinde "insanın gerçek mutluluğu dışarıda değil, kendi içinde aramalıdır. Günlük tutarak mutlu anları kalıcı hale getirebiliriz" deniliyor.

Günlük tutmak kendimizi unutmamızı engeller, neleri sevip neleri sevmediğimizi ortaya koyar. Günlük tutarak kendimizle konuşuruz, kedimizi kandırma ihtimalimiz düşüktür, olayları gerçekçi olarak yazarız ve kendi hatalarımızı daha fazla görürüz.

Günlük tutmak kendimizi izleme şansı verir, daha tutarlı bir hayat süreriz.
Günlük tutarak kendi çizgimizi biz belirleriz ve hedefimizi daha gerçekçi olarak ortaya koyarız.

Günlük varlığımızı, yerimizi ve hedefimizi bize daima hatırlatır. Başarının anahtarı kendini tanımak ve hedefini ayakta tutmaktır, günlük tutmanın başarıya etkisi çok büyüktür. Günlük tutmak nereden geldiğimizi, nereye gideceğimizi daima canlı tutar. Ancak günlük tutmanın kuralları nelerdir ?

Yapılan araştırmalar günlük tutmada artış olduğunu göstermiştir. Bu artış internette günlük tutma oranlarından kaynaklanmakta. Bu çok sevindirici çünkü günlük tutmak ayrıca iletişimi, dil, dilbilgisi, yazma, yaratıcı olma ve hayatını düzenleme becerisini artırır. Ancak günlük tutma kuralları nelerdir:

1- Günlük tutan kişi internette yazıyorsa kişisel bilgilerini vermemelidir.
2- Kendisine veya başkasına ait kışkırtıcı resimler göndermemelidir.
3- Günlük tutarken bilgilerin kalıcı olduğu unutulmamalıdır.
4- Günlük tutarken sevgi ve nefretlerimizi ılımlı, sakin ve hoşgörülü olacak şekilde yazmalıyız.
5- Günlük tutan kişilerle rekabet etmemeliyiz.

Farklı olduğumuzu unutmadan ve kendimizi tanıma ortamı yaratarak hayal güclerimizi ayakta tutacak şekilde günlük tutmalıyız.

Cevapla
zeus
Tarih: 14:01:59 03.21.2012  Güncelleme: 14:01:59 03.21.2012
Webmaster
Tarih: 02.24.2005
Nereden: antalya
Gönderiler: 1338

Günlük Yazmak İnsanı Geliştirir

Günlük Yazmak İnsanı Geliştirir
Günlükler kilitli hatıra defterlerinden, sanatsal değer taşıyan yayınlara, çizgi dizilerden online web sitelerine pek çok farklı konseptin ilgi alanı ve kilit konusu halinde, hala. İnternette yayınlanan günlükleri, evet, ünlülerin değil, sıradan kimselerin günlüklerinin bile büyük ilgi gördüğü düşünülürse, günlük tutmanın öylesine yapılan bir eylemden farklı değerlendirilmesi gerektiği anlaşılır. Hem, bakın uzmanlar günlük yazmanın kişi için geliştirici ve organizasyonu kolaylaştırıcı bir yanı olduğunu da söylüyorlar... Doktor Phil Rich gibi pek çok uzman, her gün duygu ve düşünceleri yazılı olarak kaydetmenin kişiler için çok geliştirici ve yönlendirici olduğunu savunuyor. Duygu ve düşüncelerinizi kaydederken, kendinizi yeniden gözden geçirebiliyorsunuz.

Günlük yazarken;
Günlük yazmak kendini ifade etme,geliştirme ve keşfetme yolunda oldukça etkili ve güçlü bir yol. Bir günlük insanın en derin düşüncelerini, hislerini, fikirlerini, kuşkularını ve kaygılarını iletmek ve daha sonradan yeni baştan incelemek için bir yer sağlamakta. Başka koşullarda zor olabilecek bir yolla insanların konuşmak ve kendilerine karşı dürüst olma konusunda bir yer sağlıyor. Günlükler insanların görünen yüzlerinin arkasında parçalarıyla iletişime geçmesini sağlıyor.

Kendini ifade etme;
Kendini dışa vurmak bilinmenin ve açılmanın bir yolu. Bir kere kafanızdan çıktı mı kelimeler hislerinize ve düşüncelerinize bir açıklık kazandırmakta ve bazen onların yarattığı sıkıntıdan kurtulmanızı sağlamakta. Peki hislerinizi açıklamak neden bu kadar önemli? Bizi etkileyen şeyler hakkında konuşmak etrafımızdaki dünyada pek birşey değiştirmiyor ve insanların "Eğer hiçbirşeyi değiştirmiyorsa o zaman bunun hakkında konuşmanın yararı ne?" diye konuştuklarını pek sık duymuşsunuzdur.

İşin aslı şu ki kendini ifade etme - olan şeyler hakkında konuşma - dünyayı değiştirmiyor. Ama kendini ifade etme kendinizi ve dünyayı görüp tecrübe etme yolunu değiştirme gücüne sahip. Hislerinizi kelimelere dökmek onlara bir şekil ve anlam kazandırmakta. Bu sizin hislerinizi ve düşünceleriniz çevrenizdeki dünyaya sokmanıza izin veriyor ve bu yolla çevrenizi ve etrafınızdaki insanları birbirine bağlama şansına sahip oluyorsunuz.

Ne şekilde ve nasıl günlük kullanmak gerekiyor
Eğer günlük yazma işini ciddiye alıyorsanız, yazmak gününüzün belli bir zamanını ayırmanız gerekiyor. Her gün yazmak sizin kendizi daha çok yansıtmanızı ve günün belli bir kısmını nasıl hissettiğinizi düşünmenize yol açacaktır.

Günlük yazma işi önemli bir görüşme veya olaydan önce işe yarar bir hale geliyor. Bunun sebebi konuşmak istediğini konular hakkında düşünmenize ve düşünceleriniz ve hisleriniz hakkında daha açık olamanıza yol açması. Kendinizin farkında olamnız ve açık olmanız gereken her durumda daha önceden günlüğünüze yazmanız bazı hislerin ve duygularınızın netleşmesine yardım ediyor.

Kendinizi rahatlatmak
Günlük tutmaya alışkın olmuyor olabilirsiniz ve belki de nasıl başlamanız gerektiğini bilmiyorsunuz. İlk önce hangi koşulların ve çevrenin sizin günlük tutmanıza en uygun olduğuna karar verin. İşte sizin için bu işi daha rahat ve kolay yapabilmenin bir kaç yolu;

Gün içinde düzenli bir yazma zamanı belirleyin, bu zamanın sizin en taze ve en çok enerjiye sahip olduğunuz bir zaman olmasına dikkat edin
Yazarken molalar vermeyi ihma etmeyin. Bacaklarınızı uzatmak, aklınızı dinlendirmek için bir fırsat olabilir

Duygusal olarak rahat olduğunuz bir çevre yaratın. Arka planda sizi rahatlatan bir müzik olmasına özen gösterin. Güneşli aydınlı bir odayı mı, yoksa mumlarla aydınlatılmış bir odayı mı tercih edersiniz?

Fiziksel olarak da rahat olmaya özen gösterin. Bir çokları için yazmak üstünüzde rahat bir giysi ve sevdiğiniz bir sandalyenin üzerinde daha fazla verim getiren bir iş haline gelir.

Yazmak ve okumanın sizin için ruhsal olarak da rahatlatıcı olduğu bir yer seçin. Sessiz özel bir yeri mi, insan içinde yazmayı mı seviyorsunuz?

Bir yazıyı tamamladığınızda onu tekrar okuyun. Yazdıklarınızı okumak size yeni fikirler kazandırabilir.

Kendiniz için yazın
Günlüğünüzün hep aynı şey, yani sadece bir günlük olduğu gerçeğini unutmayın. Günlüğünüzü sadece kendiniz için yazdığınızı aklınıdan çıkarmayın. Yazdıklarınızı daha sonradan başkalarının okuyabileceği gerçeğinden etkilenmeyin. Günlüğünüzü daha sonradan okuyacak olan biri için değil, sırf kendiniz için yazın.

Düzenli ve dürüst bir şekilde yazarsanız günlüğünüz yaşam içindeki yolculuğunuzun ayrılmaz bir parçası haline gelebilir.

"Düşüncelerimi yazdığımda onlar benden kaçmıyorlar. Bu da bana kendi güçümü hatırlatıyor."
Isodore Ducasse
Cevapla


Günlük
» Günlük resimleri

  Puanı : 5.4 / 10 | Oy : 42 kişi | Toplam : 225

» Bu yazıya puan ver..
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
Sorun Yanıtlayalım İletişim