ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Wednesday, Apr 23rd

Son Guncelleme08:18:06 AM GMT

Nerdesin: Coğrafya Ekolojik Faktörler


Ekolojik Faktörler

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Ekolojik Faktörler

 

Canlı organizmayı yaşamının herhangi bir evresinde dolaylı ya da doğrudan etkileyen faktörlere ekolojik faktörler adı verilmektedir. Bu durumda ekolojik faktörlere verilen cevaplar canlının coğrafik yaşam sınırlarını da belirler. Çeşitli ekolojik faktörlere geniş tolerans (hoşgörürlük) gösteren türlerin yayılış alanı diğerlerine göre daha geniş olur.

Çevrenizdeki canlılardan bazı örnekler seçerek yayılış alanlarının hangi ekolojik faktörler tarafından belirlendiğini araştırınız.

Ekolojik faktörleri Abiyotik ve Biyotik olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür.

1. Abiyotik Faktörler

 

1.1. İklimsel Abiyotik Faktörler

Sıcaklık, nem, yağış, hava hareketleri iklimin ana ögelerini oluştururlar.

Hemen hemen her gün sözünü ettiğimiz bölgesel anlamdaki geniş kapsamlı iklimin yanında daha yöresel hatta organizmanın boyutundaki iklim koşulları canlının gelişimi için büyük önem taşımaktadır.

Örneğin bir dağın kuzey ve güney yönündeki değişik sıcaklık ve nem gibi iklimsel faktörlere bağlı olarak buralarda bulunan bitki ve hayvan türleri de değişiklik gösterir. Örneğimizdeki boyutu biraz daha küçültürsek, bir kaya kütlesinin güney ve kuzeye bakan yönlerinde bile farklı sıcaklık, nem ve ışık ihtiyacına sahip bitki ve hayvanların yaşadığını görebiliriz.

Bu durumda rahatlıkla, bitki ve dolayısıyla hayvanların yayılışlarında temel belirleyicinin iklim olduğunu söyleyebiliriz.

İklimsel olaylar, yeryüzünü çevreleyen atmosfer tabakasında gerçekleşir. Canlıların yaşamı için gerekli olan havada azot, oksijen, karbondioksit gibi gazların yanında daha az miktarda başka gazlarda bulunur. Ayrıca hava, su buharı, toz, polen ve mikro organizmaları da değişik zaman ve ortamlarda farklı yoğunlukta içerir. Uygarlığın gelişmesi ile birlikte, son yıllarda birçok kirletici havanın bileşimine katılmıştır.

Bu kirleticiler sadece kaynağında değil, salındığı yerden çok uzaklarda da canlı sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yapmaktadırlar. Azot oksitler, karbondioksit, kükürtdioksit bu kirleticilere örnek olarak verilebilir. Atmosfere salındıktan sonra bu kirleticiler ikincil kirleticiler adı verilen bileşiklere dönüşerek etkilerini daha da arttırmaktadırlar.Atmosfer tabakas

ının canlılar için diğer önemi ise güneşten gelen radyasyonun canlılar için olumsuz etkisini engellemesidir. Ancak bu işlevi gören ozon tabakasının çeşitli kirleticiler tarafından inceltildiği hatta delindiği bilinmektedir. Sıcaklık, atmosferdeki hava hareketleri, iklimsel değişiklikler ve mevsimlerin belirlenmesinde önemli yer tutan bir ekolojik faktördür. Bu nedenle de canlıların dağılışında önemli role sahiptir. Örneğin, sıcak su kaynaklarında yaşayan bazı suyosunu ve kabuklu hayvan türlerinin yüksek dağlardaki soğuk sularda yaşayabilmesi imkansızdır.

Ancak canlıların çoğu bu konuda daha geniş ekolojik hoşgörürlük sınırlarına sahiptir. Bitki ve hayvan türlerinin yaşamlarının belli evrelerinde tercih ettikleri sıcaklık dereceleri de farklılıklar gösterebilir.

Yakın çevrenizdeki canlı türlerinin yaşamlarının çeşitli evrelerindeki sıcaklık tercihlerine örnekler veriniz.

 

Sıcaklık, canlıların belli davranışlarını yöneten faktörlerin başında gelir. Kış uykusu, bunun en iyi örneklerinden biridir. Göçmen kuşlarda olduğu gibi sıcaklığın yanında ışık ve su diğer ekolojik faktörlerdeki değişiklikler periyodik göç olayını düzenler.

Bitkiler açısından ele aldığımızda; sıcaklığa bağlı olarak aynı bitki kuşağının dağın kuzey yamacında güneyden daha aşağıda yer aldığı görülür.

Nem, karasal canlıların yumurtlama, gelişim hızı, yaşam süresi, davranış ve dağılışlarını doğrudan etkiler.

Örneğin birçok böcek ve mantar türünün yayılışında nemin etkisi insanları da yakından ilgilendiren bir olgudur.

Rüzgar ve atmosferik basıise yukarıda sayılanların yanında canlıların yaşamı için ikincil öneme sahip olan iklimsel abiotik faktörlerdir.

 

1.2. İklimsel Olmayan Abiyotik Faktörler

Bu grupta hidrografik ve edafik faktörler yer almaktadır. Ancak toprak ile ilgili konular ilerideki ünitelerde ayrıntılı olarak incelendiği için burada değinilmeyecektir. Bilindiği gibi, yeryüzünün % 71'ine yakın bölümü su ile kaplanmış durumdadır.

Bunun % 98'i sıvı, kalan kısmı ise katı ve gaz halindedir.

Su; atmosfer, karalar ve okyanuslar arasında katı, sıvı ve gaz halinde devamlı dolaşır, bu harekete hidrolojik dolaşım adı verilir.

Sucul ortamdaki canlılar için suyun sıcaklığı, içindeki çözünmüş maddeler, tuzluluk derecesi, durgun ya da akarsu oluşu önem taşır. Yayılış alanları, yukarıda sayılan özelliklerine göre belirlenir. Ayrıca suda derinliğe bağlı olarak değişen basınç da sucul organizmalar için önemlidir. Bütün bu özelliklere uyum sağlamak üzere canlılar çeşitli fizyolojik, morfolojik ve davranışa bağlı mekanizmalar geliştirmişlerdir.

İnsan faaliyetlerine bağlı olarak suyun yapısında meydana gelen değişiklikler canlıların yaşamlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Büyük deniz kazalarından sonra yayılan petrol ya da çeşitli endüstriyel ve evsel atıkların doğrudan suya verilmesi onun kimyasal bileşimini bozmakta, o çevredeki canlı türlerinin yok olması veya göç etmesine neden olmaktadır. Ayrıca yine endüstriyel faaliyetler sonucunda soğutma amaçlı kullanılan suyun sıcaklığının değişmesi bile içindeki canlılar için yaşanılmaz hale gelmesine yol açmaktadır.

Suyun kimyasal, fiziksel özelliklerini canlılar açısından olumsuz yönde etkileyen olaylara çevrenizden örnekler veriniz.

 

2. Biyotik Faktörler

Ekolojinin tanımına uygun olarak yukarıda canlıların ilişkide olduğu cansız çevre ana hatları ile özetlenmeye çalışılmıştır. Bu bölümde ise canlı organizmanın diğer canlılarla ilişkisi ele alınacaktır.

 

2.1. Besin ve Beslenme

Canlıların yaşamsal faaliyetleri doğrudan doğruya aldıkları besinin nitelik ve niceliği ile bağlantılıdır. Besinlerin alınma biçimi de o canlının diğerleri arasındaki yerinin belirlenmesinde büyük önem taşımaktadır.

Genel olarak canlıları besinlerini kendileri üreten (ototrof) ve ototrof organizmaları ve çürüyen maddeleri besin olarak kullanan (heterotrof) olmak üzere ikiye ayırabiliriz.

Ototrof organizmalar su, karbondioksit ve inorganik tuzlardan güneş enerjisi yardımı ile besinlerini sentezleyebilirler. Yeşil bitkiler bu gruba girerler. Bu nedenle de tüm canlıların temel besin kaynağı durumundadırlar. Heterotrof organizmalar ise besinleri alış şekillerine göre gruplandırılırlar. Hayvanların çoğu besinlerini katı parçacıklar halinde alıp sindirebilirler. Bu gruptaki diğer beslenme şekilleri ise

küfler, mayalar ve bakterilerde olduğu gibi bozulmaya başlayan bitkisel ve hayvansal artıkların üzerinden yarı hazır besin sağlayan saprofitler ve hepimizin çok iyi bildiği parazitlerdir. Parazitik beslenme şeklinde, besini sağlarken konukçuya zarar verme hatta çoğu kez onu öldürecek kadar zarar verme sözkonusudur.Besinin nitelik ve niceli

ği; yumurtlama, yaşam süresi, gelişme hızı ve ölümü etkiler.

Beslenme rejimi bazan canlıların gelişim evreleri ve ortama bağlı olarak değişiklik gösterebilir.

 

2.2. Tür İçi ve Türler Arası İlişkiler

Aynı türün bireyleri arasında erkek dişi ilişkileri, koloni oluşturma, grup küme ilişkileri ve rekabet şeklinde sınıflandırabileceğimiz ilişkiler sözkonusudur.

Erkek dişi ilişkileri neslin devamını sağlama amacına yönelik olduğu için bazı türlerde yavruların bağımsız yaşayabileceği büyüklüğe erişinceye kadar sürdürülür.

Bunun yanında sucul bazı türlerde olduğu gibi yumurta ve spermin suya bırakılması ile sınırlı da olabilir.

Koloniler eşeysiz üreme ile oluşan ve birbirlerinden ayrılmayan bireyler topluluğu olarak tanımlanabilir. Koloni oluşturan türlerde bireyler arasında işbölümü görülür.

 

Karabataklar ve Afrika fil sürülerinde görüldüğü gibi gruplar oluşturarak yaşama şekli bu türün bireylerine çeşitli faaliyetlerinde kolaylık sağlar. Kümeleşme olayında ise aşırı gruplaşma sözkonusu olduğu için bireyler zarar görebilir.

Aynı türden bireylerin sosyal yaşantıları ile ilgili örnekler veriniz.

Rekabet, aynı türün ya da farklı türlerin bireyleri arasında gerçekleşebilir. Burada sınırlı bir kaynak aynı ya da farklı türlere ait bireyler tarafından paylaşılmaya çalışılmaktadır.Ayn

ı türün bireyleri arasındaki rekabet bazan farklı yaşama ortamlarına yerleşen ırkların gelişmesine yol açar. Farklı türler aynı kaynak üzerinde rekabete girdiğinde ise o o konuda üstünlüğü olanlar yayılış alanını koruyabilir. Örneğin, ışık paylaşımı için girişilen rekabeti her zaman uzun boylu bitkiler kazanır. Orman altındaki flora her zaman fakirdir.

Rekabet olayı hem tür içi hem de türler arasında gerçekleşebilir. Türler arasındaki diğer ilişki türlerini aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür.Birbirlerine kar

şılıklı yarar sağlayan iki organizmanın bir arada yaşaması olayına mutualizm adı verilir. Likenler, mutualizmin klasik örnekleri arasındadırlar. Komensalizm olayında ise yine aslanın avını yakaladıktan sonra ortaya çıkıp artıklarını yiyen çakal, sırtlan gibi hayvanlarla ilişkisinde olduğu gibi bir tarafın yarar sağladığı görülür. Türler arası ilişkilerden amensalizmde taraflardan biri diğerinin gelişimini engeller. En tipik örneği de ceviz ağacının dibinde hemen hemen hiçbir bitkinin yetişmeyişidir. Ceviz ağacının yaprak ve meyvelerinde üretilip yağmurla toprağa süzülen bir madde olan juglon, diğer bitki türlerinin gelişimini engeller olmaktadır.

Süngerlerin vücut boşluğunda yerleşen hayvanlar besinlerini sağlamasında olduğu gibi tek taraflı bir yarar ilişkisi vardır. Buna karşın sünger bu hayvanlardan bir yarar ya da zarar görmez.

Parazitlik hepimizin bildiği gibi taraflardan birinin yarar sağlarken diğerine zarar verdiği ilişki tipidir. Ekonomik kayıplara yol açtığı için önemli çeken bir ilişki olup genellikle konukçunun ölümü ile sonuçlanır.

Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy