ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Wednesday, Jun 26th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Dünya Edebiyatı Andre Gide'in Pastoral Senfonisi


Andre Gide'in Pastoral Senfonisi

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Andre GideBazen bir yazarın hayatı, edebiyatına bütünüyle hâkim olur eserinde; romanında belli başlı bir kahraman gibi yer alır mesela, hatta diğer bütün karakterlere de siner hafiften.

Hayatı, eserinin belirleyeni olur.

Yazarın özeli, romanının geneline yayılmış bir anlamlayanlar dizisidir artık. Bu özelin içinde yaşanan iç ve dış dünyayla olan çatışmalar, yazarın eserinde adeta cisimlenmiş ruha dönüşür, edebileşir.

Yazarın ruhu sanki atomlarına bölünüp, çoğalarak eserinin içinde dağılıp, onun hücreleri olur.

Edebiyatın söze ve yazıya asli olarak ihtiyacı olduğu gibi, yazarın da, genel hayat içinde yer alan kendi hayatının yol haritasına, duraklarına ve duygularında altüstler oluşturan fırtınalara ihtiyacı vardır. Zira yaşadığı bu altüst oluşlar ve çatışmalar, onun sanat alanına, edebiyat alanına sığınmasına yol açar; hayatı sırtlamak için yazmak gerekir, başka çare yoktur çünkü.

Andre Gide’in hayatında da böyle olmuştur.

“Gerçeğin rengi gridir.” Bu kısacık ifade bile Andre Gide’in fırtınalarını, ayakta kalabilmek için sığındığı alanın ne denli çetin olduğunu net bir biçimde açıklar bana göre.

Türkçede yeniden yayımlanan Pastoral Senfoni’de Andre Gide, hayatın müziğine, müziğin sesinin renklerine dalmış adeta.

Modern Batı uygarlığının son derece önemli bir edebi figürü olan Andre Gide, daha çocuk yaşlarındayken Batı uygarlığının temellerinden birini oluşturan Hıristiyanlık içinde ciddi savrulmalar ve bunalımlar yaşamış.

Babası Protestan, annesi Katolik; babasının ailesi Güney Fransalı köylü, annesinin ailesi ise Normandiya’nın en zengin tekstilci ailelerinden biri olan Andre Gide, sıkı bir din eğitimi görmüş. Yazar, işte bütün bu çelişkilerin sonucu olan ruhsal sıkıntıları yaşarken bulduğu çözümün şifresini de açıkça ifade etmiş okuruna:

“Tanrı beni iki ayrı kan, iki ayrı memleket, iki ayrı mezhep arasında yarattıysa bu benim suçum mu? ... Hiçbir şey, çelişkilerini bende birleştiren bu iki aile, bu iki memleket kadar farklı olamaz birbirinden. Sık sık bir sanat eseri ortaya çıkarmam gerektiğini düşünürdüm. Aksi takdirde birbirleriyle devamlı savaşmak zorunda kalacak ya da en azından içimde sürekli tartışıp duracak bu apayrı elemanların uzlaşmasını başka yolla sağlayamazdım...”

Pastoral Senfoni
, yazarın aidiyet alanı içinde yer alan Protestan ve Katolik mezheplerini ve inançlarını sorguya aldığı, aslında kendisini sorgulayarak tartıştığı bir roman.

Günlük tarzında yazılan Pastoral Senfoni, yazarın neredeyse otobiyografik hususiyetlerini taşıyor.

Adını Beethoven’in ünlü eseri Pastoral Senfoni’den alan roman, Protestan bir pastörün (Protestan papaz), neredeyse ölüme terk edilmiş, sefalet içindeki kör bir kızı, ailesinin itirazlarına rağmen koruma altına alıp yetiştirmesini ve büyüttüğü bu kıza âşık olmasını anlatıyor. Papazın etrafında oluşan bu duygu dünyası, hem kendi hayatını, hem aile fertlerinin ve âşık olduğu kör genç kız Gertrude’un hayatını, hem de onların yeni oluşan bu dünyalarını çok sesli bir senfoniye dönüştürüyor romanda.

Andre Gide, bir senfonidir zaten.

İsa’nın, “Eğer kör olsaydınız, hiçbir günahınız olmazdı” sözünü, romanının yola çıkış düsturu yaptığı anlaşılan yazar –ki, kendisi sık sık çok ciddi dinî krizler yaşamıştır-, Tanrı, insan ve aşk üçgeninin içinde kalarak, bir din adamının dünyevi ve uhrevi hayatı içindeki savrulmalarını ve günah karşısındaki çaresizliğini son derece duyarlı bir biçimde paylaşıyor okuruyla.

Pastoral Senfoni
, var olan ve tasarlananın, görülen ve görülmek istenenin, huzurun ve acının farklı hayat yansımalarını ve farklı dünyaları, samimi, cesur bir edebi yaklaşımla insanlığın önüne koyuyor.


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy