ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Wednesday, Jun 19th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Dünya Edebiyatı Balzac Kılavuzu


Balzac Kılavuzu

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Honore de BalzacBalzac Kılavuzu

Antika : İnsanlık Güldürüsü’nden bir ders;geçip giden yüzyılların izini yalnızca mimarlıkta,dekorda ya da nesnede aramayın.Tarihin ezici gücü altında kalan pek çok insan,geçmiş zamanların yıkıntılarıdır.Boyun eğen,Plutarkhos’un kahramanlarını aratmayan hizmetkarlar,tiksinti ve ümitsizlik içinde yaşarken ölenler,Albert Chabert gibi büyük başarılardan sonra yaşlılar yurdunda ölümü bekleyenler,daha çok da “yıkılıp giden devasa şeylerin olanca görkemini taşıyan kalıntılardır” : eski soylular,hepsi birer antikadır.Kont de Morsauf örneğin,zayıftır,güçten düşmüştür,hastalıklıdır,çabucak yaşlanıvermiştir,bir başka çağın alışkanlıklarını sürdürür,Balzac için bir “kalıntı”dır.Alençon’lu Marki d’Esgrignon’un evi bir “Antikalar Kabinesi”dir.Direktuvar dönemi modasına uygun olarak giyinmiş,”mumyalar gibi kurumuş” bir ihtiyarlar korosu “derebeylik dehası”nın çevresinde toplanır.Devrimi izleyen yeni toplumsal düzenden,soyluluğun iflasından,paranın zaferinden habersizdir hepsi de.Güldürü aynı zamanda bir antikacı dükkanıdır.

 

Binbir Gece : Balzac için Doğu.Terliklerin iğneyle yazılmış şiirlerle süslendiği,coğrafi sınırları belirsiz kaşmir ve muslin ülkesi.Düşle gerçek arası bir dünya.Çin,Hindistan,Müslümanlar,Yahudiler,belki Rusya…Altın Gözlü Kız’ın odası,Balzac’ın Doğusu’na şatafatını ve şiirini veren kapatılmışlığın,şehvetin ve ölümün o tuhaf karışımını yansıtır.Tıpkı Tılsımlı Deri’deki antikacı gibi Balzac’ın da “düşsel bir haremi” vardır.Paris’ten Java’ya Yolculuk’ta Bengal ezgileri ve tütsü dumanları arasında geçen zevk dolu saatleri anlatır.Dahası,Louis Lambert,Pauline de Villenoix’nın önüne en güzel çiçeklerin ve en yumuşak kumaşların arasında serer Hindistan’ın bütün incilerini.Doğu’nun tatlarını alan Pauline Louis’ye Binbir Gece’den söz eder.Ama ateşli sayfalar arasında saklanan huriler ve onların esinlediği bütün öyküler bir yana,Balzac’ın uzayıp giden yapıtı,yazarın da istediği gibi İnsanlık Güldürüsü’nü Batı’nın Binbir Gecesi yapar.

 

Cenacle : Sönmüş Hayaller’deki sanatçı ve aydınlar topluluğu.Louis Lamvert,d’Arthez,Joseph Bridau,Giraud,Bianchon,Rubempre,Mayraud,Michel Chrestien’den oluşan gruba önce Louis Lambert,sonra da d’Arthez başkanlık etmiştir.Her hafta Paris’in şık bir restoranında yemek yiyip tartışan Balzac ve dostlarını andırırlar.

 

Deli : Louis Lambert bacaklarını bilinçsizce birbirine sürter;Gambara piyanosuna gülümser,durduk yerde bağırıp çağırarak tepinir,Kontes de Vandieres,bir sincap gibi daldan dala atlar,Balthazar Claes,laboratuarında olmadığı zamanlarda hareket bile edemez cam göbeği gözleri,Lambert’in kör gözleri ve Frenhofer’,n “deniz yeşili” gözleri gibi boşluğa dikilir.Bütün bu Balzac kişileri delidir ya da daha doğrusu deli oldukları söylenir.”Bu dünyayı kucaklamak gerekirdi,der Lambert,ona sarılmak,yeniden sarılabilmek için;ama ona öyle böyle sarılabilmiş olanlar,onu bütünüyle sarabilmiş olanlar sonunda makinenin çarkı gibi dönmeye başlamadılar mı?” Deliliğin nedenlerini sorgulayıp duran Balzac’ın 1845’te doktor Moreau’ya yazdığı mektubu akla getiren bu sözler patolojinin toplumsal kökenine dokunur.Deliler zaman zaman Güldürü’nün hem amacı hem de aracı olurlar.

 

Evlilik : Balzac kadınlarını mutsuz eden kurum.Çirkinleştiren yasal beraberlik.”Evlilik size hiç yaramıyor.” Der Madam de Listomere yeğeni Julie a’Aiglemont’a.Otuz Yaşındaki Kadın’daki bu saptama,hiçbir kadının yuvasında mutlu olamadığı Özel Yaşam Sahneleri’nin tamamında doğrulanır.

 

Frascati : İtalyan bir işadamının Direktuvar döneminde Paris’te açtığı en şık kumarhane.Buraya kadınlar da kabul edilir,rulet ve kağıt oynanırdı.Güldürü’nün birçok kişisi Frascati’nin müdavimidir.Salon,başkentte kumarın yasaklandığı 1937 yılında kapatılmıştır.

 

Gastronomi :  

1)      İnsanlık Güldürüsü’nün tanrısındaki yeme içme merakı.Aşka ve başarıya açtır.Fikirleri,yaptığı işi,gördüğü dünyaları,sevdiği kadınları Gargantua’yı aratmayan bir pisboğazlılıkla yer bitirir.Azla yetindiği dönemler ve tabaklar dolusu yemeğe doyamadığı vakitler art arda döner gelir.Zaman zaman Rocher de Cancale’de yese de daha çok roman kişileri Paris’in bu ünlü restoranının müdavimleridir.

2)    Töre İncelemeleri’nin vazgeçilmez izleklerinden biri.Yeme içme sanatı tanımını aşan,halkların ve bölgelerin belirgin niteliklerini,bireylerin ya da grupların toplumsal konumunu açık (Pierrette),ayrıca Laure Surville’e göre Köy Hekimi’ndeki Doktor Benassis için model aldığı Doktor Bossion’la da burada tanışır.

 

JOSEPHA Mirah : Kibar fahişeler için iyi bir örnek.Gerçek bir Balzac kahramanı olmasa da gerçek bir Balzac tipi.İsrailli bir bankacının terk edilmiş,gayri meşru kızı.Daha sonra ünlü bir şarkıcı olur.Güldürü’de neredeyse her zaman,sırayla Crevel’in,Baron Hulot’nun ve sonra da Duc D’Herouville’in metresi olarak karşımıza çıkar.

 

Koleksiyon : Yazarın düşleriyle zenginleşen Balzac koleksiyonu,Pons müzesi.Kuzen Pons’da koleksiyon olayın kilit noktasıdır,romanın kahramanıdır.Altmış yedi tablo,on dört heykel,abanoz büfeler,fildişi parçalar,kuyum,porselen,sırlı çanak çömlek,enfiye kutuları ve camresimlerden oluşan koleksiyonda toplam 1907 parça vardır.Sayılan yapıtlar arasında örneğin Sebastiano del Piombo’nun Malta Şövalyesi Balzac’a aittir.Madam Hanska’ya yazdığı mektuplara bakılırsa,Balzac’ın arayıp bulduğu ve ucuza aldığı mobilyaların çoğu eşsizdir.”Marie de Medicis konsolu” ya da “IV.Henri çalışma masası”,Pons’un ucuza düşürdüğü ve “önceden Madam de Pompadour’a ait olan” yelpazeyi anımsatır.Ama Pons koleksiyonunu yerinden oynatılamaz bir bütün gibi görse de Balzac kendi parçalarını yeni yatırımlar için dağıtmakta bir sakınca görmez.Yazınsal üretimi yavaşladığında Balzac’ın yaratıcı gücü kendini bu alanda gösterir.Yeniden bir araya getirilmek üzere dağıtılan,kataloğu çıkarılan ama git gide genişleyen koleksiyon yazıya son verir,ama hep onun gölgesindedir.

 

Laure : Anne-Charlotte Laure, (anne) ; Laure Balzac (kız kardeş) ;Louise-Antoinette-Laure de Berny (sevgili) , Laure d’Abrantes (sevgili). Balzac’ın kadınları.

 

Matbaa : Elyazması ve kitap arasındaki yaratıcı.Editör,matbaa ve dökme harflerin yaratıcı Balzac kitap işinin her aşamasında çalışır.Mektuplarındaki kötü baskı provalarından yakınır.Sayfa kenarlarını biçimlendirir,sevdiği kağıdı ve formayı görmek ister,sonelerin iyi kağıda basılması için diretir.Elbette Güldürü’de de bir Balzac kahramanı,David Sechard,babasının ahşap baskı makinelerini satıp yaratıcısının matbaasındaki Stanhope’lardan almak isteyecek,tıpkı onun gibi yeni bir kağıt türü bulmaya çalışacaktır.

 

 

Napolyon : Güçlü sezgileri ve istemiyle yaratıcı dehanın canlı simgesi.Otuz iki yapıtta sözü edilen Napolyon’la romancı kimi zaman özdeşleşir,kimi zaman boy ölçüşür : “Napolyon Avrupa’nın hayatını yaşadı;orduları dize getirdi…!Bense kafamda koca bir toplumu taşıdım.” Diyecektir.Güldürü’deki birçok kişinin yaşamında da büyük etkisi vardır Napolyon’un,birçoklarına model oluşturur : Benassis “vadinin Napolyonu’dur.”,Vautrin “kürek mahkumlarının Bonaparte’ıdır.” ,Valerie Marneffe “Bonaparte’ın soğukkanlılığıdır.”. Yer yer Newton ya da Rafaello’yla,Gutenberg ya da Voltaire’le,Homeros ya da Cuvier’yle birlikte anılan Bonaparte,”dünyada ağırlığı olan”,”yaşadığı yüzyılın sesine dönüşen “sanatçılar” topluluğunun bir üyesidir.

 

Opera :

1) Bir eğlenceden çok Balzac’ın da üzerinde çalıştığı anıtsal yapıtı andıran kusursuz bir sanatın ifadesi.Müziği konu alan iki romanı Gambara ve Massimilla Doni’de,Meyerbeer’in Şeytan Robert’iyle Rossini’nin Mose’si üzerine yaptığı çözümlemeler “gözlerin,kulağın ve aşkın buluşma noktası” olan bu evrensel dildeki biçimlerin,seslerin ve renklerin uyumunu Hoffmann’dan sonra,ama Baudelaire’den önce betimlemiştir.

2) Balzac ve birkaç dandy dostu için haftada üç kez uğradıkları loca,daha sonra buraya “kaplanlar locası” adı verilmiştir.

 

Paris : Simsiyah suların etrafa dalga dalga yayıldığı karanlık,rutubetli,çamurlu sokaklar,iş bitiricilerin tartışıp durduğu bakir,ıssız,korkutucu alanlar.Ama bir de güneşli havalarda mimari çizgilerin yapraklara karıştığı bulvarlar.

 

Rastignac : Ön adı pek anılmasa da soyadıyla toplumsal yükselişin,kör bir hırsın ve başarının simgesine  dönüşen genç adam.Öyküsü Güldürü’de zamandizisel bir sıra izlemez.Akhilleus gibi kötülük ve erdemin yol ayrımına geldiğinde bir hayat kadınının ve eski bir mahkumun(Vautrin) öğütlerini dinler,gençliğini gömüp  

“kangrenleşmiş” bir toplumun oyununa katılır.Sonrasında her şeyden çok isyana ve hesaplaşmaya inanır.

 

Sahne : İnsanlık Güldürüsü’ndeki binlerce roman kişisi ve yüzlerce figüranın rol aldığı devasa tiyatro.Yalnızca tanrılaşan yazar kuklaların ipini çekebilir.Böylece yazgının oyuncağı olan insanlar birbirleriyle de oynarlar ve dramlar bitimsiz bir güldürünün perdelerine dönüşür.Herkesin parlayıp yükselmek istediği Paris’te olsun,insanların pusuya yatıp birbirini kovaladığı taşra kentlerinde olsun her zaman için bir “sahne”,bir perde,makineler ve kulisler vardır.

 

Takma Ad : Jean-Louis,Clotilde de Lusignan,Son Esin Perisi,Arnette ve Katil gibi gençlik dönemi yapıtlarında kullandığı adlar : Lord R’Hoone,Horace de Saint-Aubin.Wann-Chlore adlı romanında da adını sakladı,tıpkı 4 yıl sonra Evliliğin Fizyolojisi’nde olduğu gibi.Onun altındaki imza da “bir bekar gence” aitti.

 

Ursule Mirouet : 20 günde yazılan roman.Kahraman Ursule Mirouet’ye miras kalan yüklü paraya konma yolunda dönen dolaplar,saflığın doğaüstü dirilişi…Ezoterizmin Balzac düşüncesindeki ve yapıtındaki yerini gösteren,ithaf yazısında Balzac’ın da belirttiği gibi “arı” bir roman.


Yuva :

1)Balzac’ın bir düşü : “Huzurlu,bahçeli ve avlulu bir ev istiyorum,yuva,barınak,yaşamım için koruyucu bir kabuk.” (Madam Hanska’ya Mektup,Nisan 1844)

2)”Edebi forsa”nın “sessizlikte kendi kendine sözcükleri,gecenin içinde fikirleri aradığı” sığınak.

 

Zambak : Hıristiyan inanışında dürüstlüğün simgesi,doğanın ve aşkın birlikteliğini kutsayan bitki.Tours’da,Angouleme Dükü onuruna verilen baloda tanıştığı yabancı kadının izini süren Felix de Vandenesse,dibinde Indre Irmağı’nın yılankavi devinimlerle aktığı göz kamaştırıcı dağ yamacına gelmeden önce kumullu,dümdüz fundalıklardan geçer.İç gıcıklayıcı manzara ve asmalar arasında gözüne çarpan pamuklu,beyaz bir elbise bütün kuşkularını alıp götürür : Aradığı kadın “bu vadinin zambağıdır”.Felix’in bu “güzelim çiçek-insan” için topladığı bütün buketler tensel birleşmenin alegorileridir.”Kokusuyla bütün varlıklara döllenme coşkusu aşılayan” küçük bir ot bulur ve onu beyaz ve pembe çiçeklerle,”arzular gibi ıstıraplı” saplarla birlikte bir vazoya koyar.Felix’in adını Henriette olarak değiştirdiği sevgili Blanche de Mortsauf da onu hem utandıran hem de kendinden geçiren bu tuhaf dili konuşur : “Saron’un nergisiyim,vadilerin zambağıyım” der Neşideler Neşidesi’ndeki sevgili.Felix de kendi zambağına rastladığında “ bir sevgili gibi güzel ve el değmemiş” doğa “sevdiği adamla buluşmaya giden bir genç kış gibi süslenmiştir.” …

 

Kaynak : Felix Longaud,Dictionnarie de Balzac,1969;Judith Meyer – Petit,Les mots de Balzac,1999  

“Kitap-lık Dergisi / Eylül-Ekim 2001 - Balzac Özel Sayısı” için hazırlayan : Esra Özdoğan

 


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy