ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Sunday, Aug 18th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Dünya Edebiyatı Ingeborg Bachman'ın Şiir Atlası


Ingeborg Bachman'ın Şiir Atlası

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Ingeborg BACHMAN“Yalnızca Umut Büzülüp Oturuyor Işıkta Kör Olmuş”

Ingeborg BACHMAN

Cevat Çapan – Cumhuriyet Kitap ( 8 Temmuz 2010 )

 

Yirminci yüzyılın önemli Avusturyalı şairlerinden Ingeborg Bachman,1926’da Klagenfurt’ta doğdu.1945-1950 yılları arasında Insbruck,Graz ve Viyana üniversitelerinde felsefe,psikoloji ve Alman edebiyatı öğrenimi gördü.Heidegger ve Wittgenstein üzerinde uzmanlaştı ve Heidegger’le ilgili doktora yaptı.İlk şiirlerini 1948-49 yıllarında yayımlayan Bachman,1959-60 yıllarında Frankfurt Üniversitesi’nde dersler verdi.1964’te Georg Büchner Ödülü’nü aldı.1965’ten sonra Roma’da yaşamaya başladı ve birçok yabancı ülkeye yolculuklar yaptı.Şiir dışında roman,öykü,deneme ve oyun türlerinde de eserler verdi.1973’te Roma’daki evinde çıkan bir yangında ağır yaralanarak öldü.

 

*

 

Erken Öğle

 

Sessiz sessiz yeşeriyor açılışı yapılmış yazda ıhlamur,

ışıldıyor şehirlerden çok uzaklara itilmiş

donuk parlayan gündüzayı.Olmuş çoktan öğle,

çoktan kımıldıyor kuyuda şua,

çoktan doğruluyor kırık parçaların arasında

masalkuşunun mazlum kanadı

ve attığı taşla çirkinleşen el

düşüyor uyanan ekinlerin içine.

nerede karartıyorsa Almanya’nın gökyüzü dünyayı

orada nefret için bir mezar yeri arıyor boynu vurulmuş meleği

ve uzatıyor sana yüreklerin anahtarlarını.

 

Dağılıp kayboluyor tepenin üstünde bir avuç dolusu acı

 

Yedi yıl sonra

gene aklına geliyor

dururken şehir kapısındaki çeşmenin önünde,

çok derinine bakma öyle

dolar yoksa gözlerin.

 

Yedi yıl sonra

ölü evinde

boşaltıyor dünün cellatları

altın kadehi.

Çökerdi gözlerin…

 

Öğle olmuş çoktan,küllerde

bükülüyor demiri,dikenin

üzerinden çekilmiş bayrak,ve kayasında

çok eski düşlerin durur bundan böyle

çekiçle dövülmüş kartal.

 

Yalnızca umut büzülüp oturuyor ışıkta kör olmuş.

 

Çöz bukağısını,tut elinden

götür onu yığından aşağı,koy

elini gözünün üstüne umudun,

yakmasın diye onu hiçbir gölge!

 

Nerede karartıyorsa Almanya’nın gökyüzü dünyayı

orada söyleyecek bir söz arıyor bulut ve dolduruyor dağağzını sessizlikle

daha işitmeden onu seyrek yağmurda yaz.

 

Dolaşıyor ülkeyi o anlatılamaz,alçak sesle söylenmiş:

Öğle olmuş çoktan.

 

 

Muğlak Şeyler Söylemek

 

Orfe gibi çalarım

hayatın tellerinde ölümü

ve dünyayla gözlerinin güzelliklerine,

o,gökyüzünü yönetenlere yok

muğlaktan başka bir şey söyleyeceğim.

 

Unutma,senin de,ansızın,

işte o sabah,ıslakken hala

çiyle yatağın ve uykudayken

yüreğinin karanfili,unutma

gördüğünü önünden akıp geçen

o karanlık nehrin suyunu.

 

Gerilmiş suskunluğun teli

bir dalga kanın üzerine,

kavradım,tuttum çınlayan yüreğini.

Dönüştürülmüş alnındaki o kıvrım

gölgeli saçlarına gecenin,

karlarla doldurmuş yüzünü

kara köpükleri karanlığın.

 

Ve sana ait olamam artık ben.

Feryatlar ediyoruz ikimiz de şimdi.

 

Ama Orfe gibi,bilirim de

ölümün tarafında durduğunu hayatın,

ve çivitleştirip durur beni

sonsuzluğa kadar yumuk gözün.

 

 

Beyaza Bürünmüş Günler

 

Bu günlerde huşağaçlarıyla uyanıyorum

ve tarıyorum başak sarısı saçlarımı yana,açıyorum alnımı

karşısında buzdan bir aynanın.

İçine soluğum akınca

topaklanıyor süt.

Çok kolay köpürüyor o,sabahın bu erken saatinde.

Hohladığım her yerinde camın beliriyor yine

bir çocuk parmağının çizdiği

bunca zaman sonra

senin adların : safla arılık!

Bu günlerde sızlatmıyor şu yüreğimi

unutma özgürlüğüm

ve yükümlülüğü anımsamanın.

Seviyorum çünkü ben.Çıldırmışçasına

seviyorum ve şükrediyorum Meryem selamlarıyla.

Havada,uçarken öğrenip ezberledim onları.

Bu günlerde hep o albatrosu düşünüyorum,

sırtında yükselip

buraya,

anlatılmamış ülkeye onunla indiğim.

Hissediyorum ufukta,

batarken parıl parıl

olağanüstü kıtamı

orada,beni salıveren,bürülmüş bir kefene.

Ama ben yaşıyorum ve duyuyorum onun kuğular ağıdını

uzaktan.

 

 

Sisler Ülkesi

 

Kış olursa benim sevgilim

hayvanların arasında olur ormanın.

Sabah olmadan dönmeye mecbur olduğumu

bildiği için güler o dişi tilki.

Nasıl da sarsılır bulutlar! Ve düşer

kardan yakama hep

bir kat kırılgan buz.

 

Kış olursa benim sevgilim

bir ağaç olur ağaçların arasında ve davet

eder bahtın terk ettiği kargaları

güzel dallarının arasına.Bilir o,

karanlık çökerken rüzgarın

kırağı düşmüş kaskatı gece elbisesini

az kaldırıp beni eve kovacağını.

 

Kış olursa benim sevgilim

aralarında olur balıkların ve onlar gibi dilsiz.

Kul olayım ben,kanatların

çizerek içer’den oynattığı sulara,

kıyıda durup seyrederim

onun suya batıp döndüğünü,

kovalayana kadar beni buz kütleleri.

 

Ve bana yeniden çarpınca

tepemde kanatlarını geren

kuşun saldırı çığlığı

yıkılırım düzlükte ; tüylerini yolar

sevgilim tavukların ve atar bana beyaz bir

köprücük kemiğini.Onu alıp asarım boynuma

ve uzaklaşırım oralardan,acılar dolu tüylerin arasından.

 

Bir vefasızdır sevgilim,

bilirim,süzülür o bazen

yüksek tabanlarla şehre doğru,

öper barlarda,kamışları içinde

bardakları sımsıkı,ağızlarından,

ve aklına sözcükler gelir her bir şey için.

Ama ben bilmem o dili.

 

Gördüm sisler ülkesini.

Yedim sisli yüreklerden.

 

 

Her Gün

 

Artık savaş ilan edilmiyor,

Sadece sürdürülüyor.O akıl almaz

Olağan olmuş.Kahramanlar

uzak duruyor savaşçılardan.Güçsüz olan

itilmiş ateş hattına.

Sabırdır günümüzün üniforması,

madalyasıysa sefil yıldızı

yüreğin üstünde duran umudun.

 

Veriliyor o şimdi

gerçekleşmezse artık hiçbir şey,

susarsa yaylım ateşleri,

görünmez olmuşsa düşman

ve ebedi zırhın gölgesi

kaplarsa gökyüzünü.

 

Veriliyor o şimdi

ordudan firar etmelere,

dostun karşısında gösterilen cesarete,

ifşa edilmesine uygunsuz sırların

ve hiçe saymasına

bütün emirlerin.

 

 

Vadesi Uzatılmış Zaman

 

Daha zor günler bekliyor seni.

Vadesi bir kez daha uzatılan zaman

görünüyor artık yavaş yavaş ufukta.

Yakında giyip bağlamalısın ayakkabılarını

ve kovmalısın köpekleri geldikleri sulak çiftliklere.

Soğumuş çünkü balıkların bağırsakları

rüzgarlarda.

Perperişan yanıyor acı baklaların ışığı.

İzler arıyor bakışın sislerde:

Vadesi bir kez daha uzatılan zaman

artık görünüyor yavaş yavaş ufukta.

 

Karşıda batıp kayboluyor kumun içinde sevgilin,

adam kadının dalgalanan saçlarına basmadan geçiyor,

adam kadının sözünü kesiyor,

adam ona susmasını emrediyor,

adam onu pek ölümcül buluyor,

öyle de razı ki ayrılmalara,

her sarılmadan sonra.

 

Dönüp bakma arkana.

Bağla ayakkabılarını.

Kovala geldikleri yere köpekleri.

At balıkları denize.

Söndür acı baklaları.

 

Daha zor günler bekliyor seni.

 

 

Gölgeler Güller Gölgeler

 

Yad bir gökyüzünün altında

Gölgeler güller

Gölgeler

Yad ellerin üzerinde

Arasında güllerle gölgelerin

Yad bir suyun içinde

Gölgem

 

 

Yabancılaşma

 

Artık ağaç diye göremiyorum bir tek ağacı.

Yok dalların rüzgara uzattıkları yapraklar.

Meyveleri tatlı,ama sevgisiz.

Doyurmuyorlar bile insanı.

Ya ne olacak şimdi?

Kaçıyor gözümün önünden orman,

kapatıyor kulağımın dibinde ağızlarını kuşlar,

olmayacak bana yatak hiçbir çimen.

Doysam da vakitsiz

hala açım zamana.

 

Ya ne olacak şimdi?

 

Yanacak yine geceleri doruklarda ateşler.

Koyulsam mı yola,yeniden yanaşmak için her şeye.

 

Artık yol diye görmüyorum bir tek yolu.

 

 

 

 

Çeviren : Danyal NACARLI


Cevaplar (1)Add Comment
sugulkan

...


yazar sugulkan, Temmuz 09, 2010
yabancılaşma.......

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy