“Yalnızca Umut Büzülüp Oturuyor Işıkta Kör Olmuş”
Ingeborg BACHMAN
Cevat Çapan – Cumhuriyet Kitap ( 8 Temmuz 2010 )
Yirminci yüzyılın önemli Avusturyalı şairlerinden Ingeborg Bachman,1926’da Klagenfurt’ta doğdu.1945-1950 yılları arasında Insbruck,Graz ve Viyana üniversitelerinde felsefe,psikoloji ve Alman edebiyatı öğrenimi gördü.Heidegger ve Wittgenstein üzerinde uzmanlaştı ve Heidegger’le ilgili doktora yaptı.İlk şiirlerini 1948-49 yıllarında yayımlayan Bachman,1959-60 yıllarında Frankfurt Üniversitesi’nde dersler verdi.1964’te Georg Büchner Ödülü’nü aldı.1965’ten sonra Roma’da yaşamaya başladı ve birçok yabancı ülkeye yolculuklar yaptı.Şiir dışında roman,öykü,deneme ve oyun türlerinde de eserler verdi.1973’te Roma’daki evinde çıkan bir yangında ağır yaralanarak öldü.
*
Erken Öğle
Sessiz sessiz yeşeriyor açılışı yapılmış yazda ıhlamur,
ışıldıyor şehirlerden çok uzaklara itilmiş
donuk parlayan gündüzayı.Olmuş çoktan öğle,
çoktan kımıldıyor kuyuda şua,
çoktan doğruluyor kırık parçaların arasında
masalkuşunun mazlum kanadı
ve attığı taşla çirkinleşen el
düşüyor uyanan ekinlerin içine.
nerede karartıyorsa Almanya’nın gökyüzü dünyayı
orada nefret için bir mezar yeri arıyor boynu vurulmuş meleği
ve uzatıyor sana yüreklerin anahtarlarını.
Dağılıp kayboluyor tepenin üstünde bir avuç dolusu acı
Yedi yıl sonra
gene aklına geliyor
dururken şehir kapısındaki çeşmenin önünde,
çok derinine bakma öyle
dolar yoksa gözlerin.
Yedi yıl sonra
ölü evinde
boşaltıyor dünün cellatları
altın kadehi.
Çökerdi gözlerin…
Öğle olmuş çoktan,küllerde
bükülüyor demiri,dikenin
üzerinden çekilmiş bayrak,ve kayasında
çok eski düşlerin durur bundan böyle
çekiçle dövülmüş kartal.
Yalnızca umut büzülüp oturuyor ışıkta kör olmuş.
Çöz bukağısını,tut elinden
götür onu yığından aşağı,koy
elini gözünün üstüne umudun,
yakmasın diye onu hiçbir gölge!
Nerede karartıyorsa Almanya’nın gökyüzü dünyayı
orada söyleyecek bir söz arıyor bulut ve dolduruyor dağağzını sessizlikle
daha işitmeden onu seyrek yağmurda yaz.
Dolaşıyor ülkeyi o anlatılamaz,alçak sesle söylenmiş:
Öğle olmuş çoktan.
Muğlak Şeyler Söylemek
Orfe gibi çalarım
hayatın tellerinde ölümü
ve dünyayla gözlerinin güzelliklerine,
o,gökyüzünü yönetenlere yok
muğlaktan başka bir şey söyleyeceğim.
Unutma,senin de,ansızın,
işte o sabah,ıslakken hala
çiyle yatağın ve uykudayken
yüreğinin karanfili,unutma
gördüğünü önünden akıp geçen
o karanlık nehrin suyunu.
Gerilmiş suskunluğun teli
bir dalga kanın üzerine,
kavradım,tuttum çınlayan yüreğini.
Dönüştürülmüş alnındaki o kıvrım
gölgeli saçlarına gecenin,
karlarla doldurmuş yüzünü
kara köpükleri karanlığın.
Ve sana ait olamam artık ben.
Feryatlar ediyoruz ikimiz de şimdi.
Ama Orfe gibi,bilirim de
ölümün tarafında durduğunu hayatın,
ve çivitleştirip durur beni
sonsuzluğa kadar yumuk gözün.
Beyaza Bürünmüş Günler
Bu günlerde huşağaçlarıyla uyanıyorum
ve tarıyorum başak sarısı saçlarımı yana,açıyorum alnımı
karşısında buzdan bir aynanın.
İçine soluğum akınca
topaklanıyor süt.
Çok kolay köpürüyor o,sabahın bu erken saatinde.
Hohladığım her yerinde camın beliriyor yine
bir çocuk parmağının çizdiği
bunca zaman sonra
senin adların : safla arılık!
Bu günlerde sızlatmıyor şu yüreğimi
unutma özgürlüğüm
ve yükümlülüğü anımsamanın.
Seviyorum çünkü ben.Çıldırmışçasına
seviyorum ve şükrediyorum Meryem selamlarıyla.
Havada,uçarken öğrenip ezberledim onları.
Bu günlerde hep o albatrosu düşünüyorum,
sırtında yükselip
buraya,
anlatılmamış ülkeye onunla indiğim.
Hissediyorum ufukta,
batarken parıl parıl
olağanüstü kıtamı
orada,beni salıveren,bürülmüş bir kefene.
Ama ben yaşıyorum ve duyuyorum onun kuğular ağıdını
uzaktan.
Sisler Ülkesi
Kış olursa benim sevgilim
hayvanların arasında olur ormanın.
Sabah olmadan dönmeye mecbur olduğumu
bildiği için güler o dişi tilki.
Nasıl da sarsılır bulutlar! Ve düşer
kardan yakama hep
bir kat kırılgan buz.
Kış olursa benim sevgilim
bir ağaç olur ağaçların arasında ve davet
eder bahtın terk ettiği kargaları
güzel dallarının arasına.Bilir o,
karanlık çökerken rüzgarın
kırağı düşmüş kaskatı gece elbisesini
az kaldırıp beni eve kovacağını.
Kış olursa benim sevgilim
aralarında olur balıkların ve onlar gibi dilsiz.
Kul olayım ben,kanatların
çizerek içer’den oynattığı sulara,
kıyıda durup seyrederim
onun suya batıp döndüğünü,
kovalayana kadar beni buz kütleleri.
Ve bana yeniden çarpınca
tepemde kanatlarını geren
kuşun saldırı çığlığı
yıkılırım düzlükte ; tüylerini yolar
sevgilim tavukların ve atar bana beyaz bir
köprücük kemiğini.Onu alıp asarım boynuma
ve uzaklaşırım oralardan,acılar dolu tüylerin arasından.
Bir vefasızdır sevgilim,
bilirim,süzülür o bazen
yüksek tabanlarla şehre doğru,
öper barlarda,kamışları içinde
bardakları sımsıkı,ağızlarından,
ve aklına sözcükler gelir her bir şey için.
Ama ben bilmem o dili.
Gördüm sisler ülkesini.
Yedim sisli yüreklerden.
Her Gün
Artık savaş ilan edilmiyor,
Sadece sürdürülüyor.O akıl almaz
Olağan olmuş.Kahramanlar
uzak duruyor savaşçılardan.Güçsüz olan
itilmiş ateş hattına.
Sabırdır günümüzün üniforması,
madalyasıysa sefil yıldızı
yüreğin üstünde duran umudun.
Veriliyor o şimdi
gerçekleşmezse artık hiçbir şey,
susarsa yaylım ateşleri,
görünmez olmuşsa düşman
ve ebedi zırhın gölgesi
kaplarsa gökyüzünü.
Veriliyor o şimdi
ordudan firar etmelere,
dostun karşısında gösterilen cesarete,
ifşa edilmesine uygunsuz sırların
ve hiçe saymasına
bütün emirlerin.
Vadesi Uzatılmış Zaman
Daha zor günler bekliyor seni.
Vadesi bir kez daha uzatılan zaman
görünüyor artık yavaş yavaş ufukta.
Yakında giyip bağlamalısın ayakkabılarını
ve kovmalısın köpekleri geldikleri sulak çiftliklere.
Soğumuş çünkü balıkların bağırsakları
rüzgarlarda.
Perperişan yanıyor acı baklaların ışığı.
İzler arıyor bakışın sislerde:
Vadesi bir kez daha uzatılan zaman
artık görünüyor yavaş yavaş ufukta.
Karşıda batıp kayboluyor kumun içinde sevgilin,
adam kadının dalgalanan saçlarına basmadan geçiyor,
adam kadının sözünü kesiyor,
adam ona susmasını emrediyor,
adam onu pek ölümcül buluyor,
öyle de razı ki ayrılmalara,
her sarılmadan sonra.
Dönüp bakma arkana.
Bağla ayakkabılarını.
Kovala geldikleri yere köpekleri.
At balıkları denize.
Söndür acı baklaları.
Daha zor günler bekliyor seni.
Gölgeler Güller Gölgeler
Yad bir gökyüzünün altında
Gölgeler güller
Gölgeler
Yad ellerin üzerinde
Arasında güllerle gölgelerin
Yad bir suyun içinde
Gölgem
Yabancılaşma
Artık ağaç diye göremiyorum bir tek ağacı.
Yok dalların rüzgara uzattıkları yapraklar.
Meyveleri tatlı,ama sevgisiz.
Doyurmuyorlar bile insanı.
Ya ne olacak şimdi?
Kaçıyor gözümün önünden orman,
kapatıyor kulağımın dibinde ağızlarını kuşlar,
olmayacak bana yatak hiçbir çimen.
Doysam da vakitsiz
hala açım zamana.
Ya ne olacak şimdi?
Yanacak yine geceleri doruklarda ateşler.
Koyulsam mı yola,yeniden yanaşmak için her şeye.
Artık yol diye görmüyorum bir tek yolu.
Çeviren : Danyal NACARLI


Ingeborg Bachman'ın Şiir Atlası



Bu Yaziyi Siteye Ekleyen Uyemiz
Adi: robespierre
Arkadasi: 4
Uyeye:
Popularite: 1084
Uye su an offline!
Bu yaziya puan ver..