Kemal Özer'in Şiirindeki "Toplumsal Ben" Arayışı
B. Sadık Albayrak
Kemal Özer’in şiir yaratımı, bilinçli bir şiir anlayışıyla kurulmuş ve her aşamasında bu şiirin yaratım sürecinin de özlü açıklamasını vermiştir. Kemal Özer’in şiir kitaplarının getirdiği yeniliklerden biri de budur. Sanatçı, okuruna şiir kitabının çıkış noktasını, oluşum sürecini açıklayan günlük parçalarını veya bir söyleşi bölümünü kitabın ilk sayfasına alır. Her kitabın başlıksız bir sunu şiiriyle başlaması kitapların bir başka ortak özelliğidir. Kitabın iki boyutlu bir sunuşu vardır. Yazı ve şiirle oluşturulan sunuştan sonra bütünlük gözetilerek düzenlenmiş ve bölümlere ayrılmış şiirlerle buluşuruz. Kemal Özer’in ilk kitabından beri şiir kitabına yüklediği bir bütünlük niteliği vardır. Şiirler bir araya geldikleri kitapla birlikte, bağımsız oluşları ve etkinlikleri yanı sıra yeni bir bütünün parçaları olarak, deyim yerindeyse, bir üst etkinlik ve boyut kazanırlar.
Kemal Özer’in yeni şiirlerinde bu bütünlük özelliğinin giderek güçlendiğini ve baştan sona tek bir şiir olarak okuyacağımız Oğulları Öldürülen Analar, İnsan Yüzünün Tarihinden Bir Cümle ve Onların Sesleriyle Bir Kez Daha’ya ulaştığını görüyoruz. Bu kitapların bütünlük anlayışları ötekilerden ayrılıp belirginleşirken, şiirlerin yapılarının da çeşitlenmeye, farklılaşmaya başladığını saptıyoruz. Şiiri ortaya çıkaran ben çoğullaşıyor. Sözgelimi, oğulları öldürülen değişik anaların dilinden yazılan şiirlerde olduğu gibi, karmaşık bir gerçekliği dillendirme çabasındaki ozanın, değişik öznelerin seslenişiyle dağıttığı şiirsel ben’i, kitabında güçlendirdiği bütünlük anlayışı ve uyguladığı kurguyla, toplumsal bir benlik ortaya çıkararak aştığını görüyoruz. Oğulları Öldürülen Analar, “sahne şiirleri” alt başlığını taşır. Bir tiyatro yapıtı esini içinde yazılan şiirin bu yapısı, oğulları öldürülen anaların söylediğini sahne üstüne çıkararak, hem şiirin içeriğindeki toplumsal ve tarihsel bütünlüğü pekiştirir hem de bu bütünlüğün biçimsel altyapısını kurar. Sahne şiirlerinin “sözcü”sü okuyucu-seyirciyle anaları yüzleşmeye çağırırken, şiirin aktığı kanallardan biri olarak, şiirin gerçeklik boyutunun toplumsal tarihi niteliğini duyumsatır. Bu gerçekliğin okuyucu-seyirciyi de kuşattığını vurgular.
Sahnenin hazırlığıyla başlayan şiir, sözcü’nün sunuşuyla sahneye çıkan ve sömürücü düzenin baskı ve zulmü sonucu oğulları öldürülen anaların acılarını dile getirişleriyle gelişir.
Kemal Özer bu şiirlerde “öldürülme” kavramını genişletmiştir. Kapitalist sistemin politik şiddetiyle katlettiği oğullarla birlikte, intihar etmeye zorladığı, göçük altında bıraktığı, savaşa gönderdiği oğulları da şiirine almıştır. Oğulları öldürülen anaların acılarını, içinde yer aldıkları gerçeklik, bilinç ve tepki bütünlüğünde yoğurarak, her ananın şiirinde değişik bir anlatım uygulamıştır. Şiiri “kavganın yüreği” olarak tanımlayan ve işini “bilinç işçiliği” olarak gören ozan, yeni şiirlerinde, “zaferi için gerçeklerin” çarpışmasını sürdürürken, şiirlerindeki beni çoğullaştırmıştır. Sanatçının gerçeklikle ilişkiye giren benliğinin bir türevi olarak gelişen şiirinde, öznel beninin giderek görünmezleştiğini, şiirine giren gerçekliğin etkili bir sanatsal tasarımıyla, toplumsal bir benlik oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ozan benliği, bu oluşan toplumsal benliğin bir parçasıdır. Ozan, yeni kitabı Onların Sesleriyle Bir Kez Daha’nın sunu şiirinde şöyle der:
Nelerden söz açıldıysa bu şiirlerde,
konuşan kim olduysa, onlar adına.
Ödünç alınmıştır sözcükler bile
eşlik etmek için onların şarkılarına-
ödünç alınmıştır geleceğin dilinden.
Bu, bana Kemal Özer’in yeni şiirsel ben arayışının bu toplumsal niteliğini düşündürdü. Toplumsal ben, Onların Sesleriyle Bir Kez Daha kitabında bütünlüklü anlatımına kavuşturulmuştur. Ozan’ın beni onların ortak ben’inin, toplumsal bir öznenin bir unsurudur artık.
Onların Sesleriyle Bir Kez Daha’da çok kanallı şiir yapısı iyice etkindir. Sesine Kavuşan Kent şiirindeki imgeler, bir kentin konuşmasının yaşamın özgürleşmesiyle gerçekleşeceğini çağrıştırır. Yaşamın özgürleşmesi, yaşamı yaratanların, emekçilerin özgürleşme eylemiyle mümkündür. Kemal Özer, yaşamı özgürleştirme eylemine girişen insanların yürüyüşünü şiirleştirirken, bu yürüyüşün, yaşam genişliğinde bir gerçeklik içindeki gelişimini çok kanallı bir anlatımla dillendirir. Kent sesine kavuşmuşsa, yaşamın özgürleşmesi başlamış demektir. Sesine Kavuşan Kent, Nazım Hikmet’in bir kitabına da adını verdiği Sesini Kaybeden Şehir şiirini anımsatır. Nazım Hikmet’in şiirindeki şehrin sesini kaybetmesi, işçilerin üretimi durdurmasından dolayıdır. Bu şiir bir grevi anlatmak üzere yazılmıştır. Bir şehre sesini veren emekçilerdir. Şiirde greve tepki gösteren egemen sınıfın temsilcilerine Nazım Hikmet şöyle seslenir:
Topuklarınızı yere vurmayın!
Nafile!
Asfaltı getiremezsiniz dile!
Nafile!
Konuşmaz sesini kaybeden şehir:
Okşamazsa eğer
onların
ceplerinde kilitlenen elleri
bakır telleri!..
Kemal Özer’de bu imge şu biçimde geliştirilmiş: Şehrin sesine kavuşması işçilerin yaşamı yalnızca üretmesiyle gerçekleşemez; işçilerin, yaşamın, aynı anlama gelmek üzere toplumun örgütlenmesini de belirleyecek bir etkinliğe ulaşmalarını gerektirir. Kitap şu dizeyle biter: “ve adını değiştirdiler ülkenin”. Kentin sesine kavuşması Kemal Özer’de kapsamlı bir imgeye dönüşür.
Burada şunu da belirtmeliyiz; Kemal Özer’in kitaplarında özen gösterdiği bütünlük ve tutarlılık çabasını bütün şiir yaratımında da bulabiliriz. Öyle ki, bir önceki kitabında, bir sonraki kitabın adını belirleyen imgeye rastlanabilir. Kavga’nın Yüreği, Yaşadığımız Günlerin Şiirlerini getirir. Ondan Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya çıkar. Geceye Karşı Söylenmiştir’i Kimlikleriniz Lütfen ve Araya Giren Görüntüler’in izlemesi rastlantı değildir.
Bu tutarlı gelişim tarihi, ülkenin tarihi toplumsal süreciyle bilinçli ve organik ilişki içindeki benzersiz bir şiir yaratımının sonucudur.
Bu nedenle, Kemal Özer şiirini daha iyi kavramak ve daha iyi okumak için bu bütünlüğe okurun da saygı göstermesi yararlı olur.
Kentin sesini kaybetmesinden söz ediyorduk. Araya Giren Görüntüler’de sesini kaybeden kenti buluruz.
Böyle değildi bu kentte
sokaklar, şarkılar ve insanlar
yürüyüp giderdik birlikte
bir heyecanı paylaşarak.
Bir gergefe girip çıkan
iğneler gibi ayaklarımız
işlerdi yürüdüğümüz yollara
coşkulu saatlerin nakışını
Alınlarımıza biriken güneş
şimdi neredeyse soğuyacak.
Bildiğimiz gibi, Araya Giren Görüntüler, 12 Eylül faşizmine Kemal Özer şiirinin verdiği tepkidir. Emekçi sınıfın öncü kesimlerinin “alınlarında biriken güneşi soğutmak” için kapitalist sınıfın uyguladığı baskı ve terör, Kemal Özer şiirinde, izlemeye çalıştığımız şiirsel ben’in gerçekleşme biçimi üzerinde de tepkisini oluşturmuştur. Sanatçının topluma ve tarihe sosyalist gözle bakışı, faşizmin geçiciliğini, büyük tarihsel akışta “araya giren bir görüntü” olduğunu başlığa yazmasını sağlar. Araya Giren Görüntüler’de şairin öznel beni ile suskun toplum gerçekliğinin ilişkiye geçmesinin ürünüdür şiir. Şair eleştirel, sorgulayıcı ve etkindir. Susanların yerine şiirsel konuşmayı o sürdürür. Sesini kaybeden kentten bir imge daha:
En kalabalık saatlerde sokakların
bir çaylak gölgesi geçmiş gibi
sessizliğe boğulmasıyla mı yoksa?
Bu şiirsel birikimle birlikte okunduğunda, Onların Sesleriyle Bir Kez Daha, araya giren görüntülerin aşıldığı ve kentin sesine kavuşmasıyla birlikte Ozan’ın da, özlediği toplumsal ben’le buluştuğu bir gerçekliği anlatır. Böyle bir gerçeklik var mıdır?
Kemal Özer, Zonguldak maden işçilerinin büyük grevi ve yürüyüşü için yazdığı Zonguldak şiirini kitabın son bölümüne yerleştirir. Ozan bu eylemden “ve değiştirdiler ülkenin adını” dizesine ulaşmıştır. Şiirin gerçekliği yansıtmakla yetinmediğini, yarattığını görürüz burada. Onların Sesleriyle Bir Kez Daha, daha önce şiirlerde dillendirilen kavgaya yeniden alan açar, ama bu kez kavganın tarihsel boyutları genişletilmiştir.
Şiir, emekçilerin özgürlük kavgasını, yaşamı özgürleştirme mücadelesini bir kez daha estetik nesne olarak seçerken, bu kavganın geleceğini de ilk kez bu denli kapsamlı bir biçimde duyumsatmıştır. Şiirde geçmiş, bugün ve gelecek iç içedir. Bugünde akan gelecek, Zonguldak bölümünde olduğu gibi, şiirin gerçekliği işleyişindeki yaratıcı yöntemle görünür kılınmıştır. Onların Sesleriyle Bir Kez Daha’nın duyurduğu büyük güven bugünde geleceği yakalayan tarihsel bilinçten gelmektedir.
Şiirin çok kanallı akışından söz etmiştim. Kent’in sesine kavuşması ve bunun yarattığı coşku var. Kenti sesine kavuşturan eyleme geçiyoruz buradan. Yürüyüş Şarkıları, bu eylemi tek tek öznelerin bilincinde işliyor. Kemal Özer, eyleme geçen insanı, bu eylemin ürünü olarak şiirleştiriyor.
Kendi deyişiyle, “eylem içindeki işçilerin, sokaktaki işçilerin kendilerine bakış, kendilerine ve çevrelerine doğru bir iç yürüyüş.” Bu iç yürüyüşler, dünyayı dönüştürecek insanın, eylemiyle nasıl güven kazandığını, nasıl yenilendiğini çok güzel anlatıyor. Yürüyüşün coşkusuna denk bir ses düzeniyle kurulmuş bu bölümler, yürüme eyleminin can alıcı etkilerini şiirleştiriyor: Alkışlarla yürümenin şarkısı, yürürken düşünmenin şarkısı, yürüdükçe öğrenmenin şarkısı, bir yürüyüşün sonunda şarkı. Nasıl bir şiir olduğunu çağrıştırmak için kısa bir aktarma:
Omuzlar akıyor omuzlarımın dibinden boyuna ve
düşünüyorum: nasıl kurtuldu sesim, ağzımın içinde
öylece beklerdi ne vakit karşılaşsa kapalı bir kapıyla,
bilmezdi öfkelenmek nedir biri duymazdan gelse
ya da sırtını dönüp yürüse düşmezdi arkasına
boğazına sarılmak ya da sarsmak için tutup yakalarını,
nasıl kurtuldu zincirlerinden şimdi, nasıl yalıma keserek
her an fışkırmaya böyle hazır!
Yürüyüş, yürüyenleri özgürleştirir. Onların Sesleriyle Bir Kez Daha, Yürüyüş Şarkılarıyla bu özgürleşmeyi şiirleştirir. Yürüyüş toplumu sömürüden ve baskıdan kurtarma eylemidir. Yürüyenlerin dışındakileri nasıl etkiler? Onların sesleriyle karşılaşanlardaki etkinliğini de şiirleştirir Kemal Özer. Bu sesle karşılaşan kimileri yürüyüşe katılır, kimilerinin zaten bir yarısı bu yürüyüşün içindedir, kimileri gelecekte katılacaklardır bu yürüyüşe. Yaşlı insan bu sesle ayağa kalkar. Dilsiz konuşacak gücü bulur yeniden. Sistemin sömürü burcunda yaşayan, durumunun kofluğunu ve kaçışsızlığını duyar onların sesleriyle. Bu anlatımın şiirleri ne kadar indirgediğinin farkındayım, bunun çözümü Onların Sesleriyle Bir Kez Daha’nın okunmasıdır elbette. Aktarmalarla sürdürelim.
Yürüyüşün sonunda şarkı
Bir yürüyüşün sonunda uç veren kanatlarla
acıyı silebilirim, yazıldıkça alnına çocukların
Bir adımda geçebilirim kentin ıssızlığından
göğün, rüzgârın, denizin coşkulu kalabalığına
İlk kez dünya benim, ilk kez soluğunu elimde
bir bayrak gibi tutuyorum,
bir daha bırakmamak üzere
Onların Sesleriyle Bir Kez Daha’da ozanın onlardan birine dönüşmesi ve yürüyüş içindeki toplumsal öznenin bir parçası olmasını şöyle şiirleştiriyor Kemal Özer:
ONLARIN SESLERİYLE
Bir yolculuk daha başlıyor ozan için. Elinde
Bir tek sözcük. Bir dalga ucu, yürüyen
kalabalığın denizinde. Belli değil kimin
ağzından çıktı, nereye taşıyacak hangi titreşimi.
Belli değil, çünkü bir salkımın taneleri
nasıl benzerse birbirine, tıpkı öyle
söylenenlerin de söyleyenlerin de her biri.
Bir tek sözcük bile olsa ozanın elinde
biliyor ki çıkılan yolculuğun sonu
o sözcüğü söyleyene varacak, o sözcüğün
taşıdığı titreşime. Çünkü döktüğü ter
sözcükler arasında yürüye yürüye
dönüştürecek onu da o kalabalıkta
sesini sokaklara taşıran birine.
Ozan yürüyenlerle buluşmasını her anlamda gerçekleştirmiştir; “döktüğü ter”le o da bir emekçidir ve sesi, sesine kavuşan kentin bir parçasıdır. Ozanın beni, eylemin eşit kıldığı ve bütünleştirdiği emekçilerin ortak beninin bir öğesine dönüşmüştür.
Eylem dönüştürüyor, etkisine aldıklarını çekiyor, karşısına çıkanları aşıyor. Onların eylemi, yaşamı geçmişi, bugünü ve geleceğiyle anlamlandırıyor. “Onların sesleriyle buluşuncaya kadar orda burda savrulup duran binlerce başıboş anı”, şarkılar, düşler, ölümler, direnişler, katliamlar anlamlanıyor. Bütünlük kazanıyor.
Artık ne darmadağın ne unutulmuş ne eksik
hiçbiri sahipsiz değil onların sesleriyle buluşalı
Onların yürüyüşü,
bir başka sese doğruydu, ışığına doğruydu
yıldızını kendi örsünde üreten yepyeni bir dünyanın.
Ozan sunu’da şöyle diyordu:
Bu şiirler, anıları tutacak elinden
dile getirsin diye yarın
hangi yollardan geçtiğini yaşamın
ve anımsatsın hangi engelleri aştığını-
onların sesleriyle bir kez daha.
Kemal Özer’in yeni şiirleri bu güvenin şiirleridir. Gelecekte özgürleşmiş, eşitlik sağlamış, kişiliğinin çok boyutlu gelişimini gerçekleştirmiş insanların şiiridir. Bu güvenle, onların ülkenin adını değiştirdiğini yazabilir ozan. Gelecekte doğacak olanın şiirini de yazar.
Onlar konuşuncaya kadar, kendi şiirini yazıncaya kadar onların şiirini yazmayı üstlenen Ozan, onların içinden birine, bilinç emekçisine dönüşerek, kendi şiirini onların sesi içinde eritmiştir. Eyleme geçmiş, tarihsel yön kazanmış insanların oluşturduğu ortak bir öznenin şiiridir bu.
Gelecekten bakan ozanın doğacak olana seslenişiyle bitirmek istiyorum.
ONLARIN SESLERİYLE
İleriye itildiğini duyacaksın sen de
daha dünyaya gelmene bunca yıl varken,
duyacaksın daha ilk soluğu ciğerine çekmeden
senin için de söylenmiş olduğunu o şarkıların.
Üst üste konan taşlarla bir duvarın nasıl
yükseldiğini görmeden daha, anlayacaksın
sözcükler değildi o şarkılarda sana ulaştırılan,
onlar için atılmış adımlardı, yürünmüş yollardı.
Bileceksin, söylemeye daha başlamadan,
sesinde bir güneş taşıdığını bugünden yarına,
bugünden yürek yüreğe geleceksin söyleyecek olanlar
yarın söylemeye daha başlamadan o şarkıları.
Alıntı: sosyalistkultur.org
11. Temmuz 2009, 15:47


Kemal Özer Şiirinde "Toplumsal Ben"



Bu Yaziyi Siteye Ekleyen Uyemiz
Adi: Zeus
Arkadasi: 41
Uyeye:
Popularite: 9521
Uye su an offline!
Bu yaziya puan ver.. 