ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Tuesday, Jul 29th

Son Guncelleme08:18:06 AM GMT

Nerdesin: Eski Toplumlar Urartu Krallığı


Urartu Krallığı

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Urartu KrallığıUrartu Uygarlığı

Nezih Başgelen
Arkeolog / Editör

Eski Van Kalesi’nin kuzeybatı ucunda, güçlü su kaynaklarının yanına yapılan Madırburç’u oluşturan devasa kalker bloklarının üzerinde doğuda üç, batıda üç kez tekrarlanmış, Assur çiviyazısıyla yazılmış bu satırlar tüm dünyaya yeni bir krallığın; Urartuların ve yeni bir başkentin, Tuşpa’nın kuruluşunu ilân etmektedir.

Adlarına Assur kaynaklarında Uruatri adı altında en erken M.Ö. 1273 yılında rastlanan Urartular, Batı İran’da Urmiye Gölü’den Fırat Nehri boyunca kuzeyde Çıldır ile Sevan’a (Gökçe Göl) ve Aras Vadisi’nden güneyde Halep’e kadar geniş bir alanda M.Ö. 9-6. yüzyıllarda egemen bir güç olarak Yakındoğu’nun büyük devletlerinden biri olmuştur.

Doğu Anadolu’nun dağlık coğrafyasının sert iklim koşulları altında kendilerine özgü bir kültür yaratan Urartular, özellikle mimarlıkta ve maden işçiliğinde özgün eserler ortaya koymuşlardır.

Urartuların başkenti Tuşpa’nın yer aldığı Eski Van Kalesi “Lutipri oğlu Sarduri, büyük kral, güçlü kral, dünyanın kralı, Nairi ülkesinin kralı, benzeri olmayan kral, şaşırtıcı çoban, başkaldıran uyruklarıyla savaşmaktan korkmayan kralın yazıtıdır. Lutipri oğlu Sarduri, krallar kralı, her kraldan haraç almış olan. Lutipri oğlu Sarduri şöyle der: Bu taşları Alniunu kentinden getirttim ve bu duvarı yaptırdım.”

Yalçın kayalıklar üzerinde görkemli kaleleri, büyük sarayları, anıtsal tapınakları, planlı yerleşimleri, eriştikleri uygarlık seviyesini yansıtmaktadır. Tarım alanında da önemli işler başarmışlar; bağlar, bahçeler, yeni ekim alanları kurmuşlar, topraklarını sulamak için kanallar açmışlar, suni göletler ve barajlar yapmışlardır. Taş, kemik ve keramikten kendilerine has eserler veren Urartular, bronz işçiliğinde de çağlarını aşan bir ustalığa erişmişlerdir. Kullandıkları bronz kemerlerin ve miğferlerin üzerinde zengin bezemeler yer almaktadır.

Hurriceye akraba bir dilleri olan Urartular, hem çiviyazısı hem de resimyazı (hiyeroglif) kullanmışlardır. Egemen oldukları geniş coğrafya içinde taş bloklar ya da kaya üzerinde bıraktıkları 500’ün üzerindeki çiviyazılı yazıtları, Urartuların yurdumuz uygarlıkları içinde farklı özelliklerinden birini oluşturmaktadır.

Kurucu Kral Sarduri’den itibaren yaptıkları işleri, yaptırdıkları binaları, sahip oldukları ve tanrılara adadıkları eserleri yazıyla kalıcı kılmışlardır. Yaratıcı düşünce açısından da önemli, onlara özgü iradelerini yansıtan anıtsal eserleri bugün de yaşamaktadır.

Tek bir kralın egemenliğinde, merkeziyetçi ve teokratik bir yönetim sistemleri vardı. Krallık babadan oğula geçiyordu. eşitli eyaletlerden oluşan Urartu ülkesinde her eyaletin başında merkezden gönderilmiş bir yönetici vardı. Eyalet merkezleri iyi planlanmış korunaklı kalelerdi. Kalan çok sayıda betimde de tasvir edildiği gibi savaş arabaları, kalkanlı-mızraklı süvariler, okçular, mızrakçılar, kılıç ve kalkanlı piyadelerden oluşan güçlü bir ordu kurmuşlardı.

Krallığın merkezi bugünkü Eski Van Kalesi’nin üzerinde kurulmuş bulunan Tuşpa idi. Urartu yerleşimleri bugün genelde Doğu Anadolu merkez olmak üzere Gürcistan, Ermenistan, Nahçıvan, İran ve Irak topraklarında yayılmış durumdadır. Krallığın kurucusu Sarduri’nin (M.Ö.yak. 840-830) Van Kalesi’nin kuzeybatı eteklerinde “Madırburç’un duvarlarındaki kitabeleri, hem Urartu Krallığı’nın hem de başkent Tuşpa’nın (Van) kuruluşunu belgelemektedir: Minua’nın (M.Ö. 810-785/780) zamanında krallık dört bir yandan genişlemiş, güçlü kaleler ve sulama kanalları yapılmıştır. Van Kalesi’ndeki kaya mezarın girişinde, “Horhor Kroniği” olarak tanınan uzun yazıtlarda, Urartu sınırlarını genişleten döneminin “fatihi” Kral I. Argisti’nin (786-764) 22 yıllık yönetiminde, fetihleri ile birlikte Urartu Krallığı’nın da yükselişi anlatılmaktadır. Krallığın gücünün ve zenginliğinin zirveye çıktığı dönem ise II. Sarduri’nin (M.Ö. 764-735) krallığına rastlamaktadır. Van Kalesi’nin kuzeydoğu ucunda yer alan “Analıkız” Kutsal Alanı’nda bulunan yazıtlar bu dönemin başarılarını aktarmaktadır. Van’ın 24 km güneydoğusunda Gürpınar Ovası’nda Bol Dağları’nın batı yamaçları üzerinde kurulu Çavuştepe Kalesi de bu devri yansıtan önemli bir merkezdir.

Van Gölü’nün doğu kıyısındaki Ayanis (Rusahinili) kazıları ise Urartu’nun son parlak döneminde II. Rusa zamanına ait görkemli bir kale yerleşiminin her yönüyle göz kamaştırıcı bulgularını vermesi açısından son yıllardaki en önemli çalışmalardan birisidir. Urartu Krallığı’nın M.Ö. 7. yüzyılın sonlarına doğru Yakındoğu’da Asur İmparatorluğu’nun da yıkılmasına neden olan olaylar sırasında egemenliğini yitirdiği sanılmaktadır.

Bu sonda, İskit-Med akınlarının da etkili olduğu düşünülmektedir. Urartuların görkemli kaleleri terkedildikten sonra, başkentin dışında uzun yüzyıllar yerleşim görmemiş, XIX. ve XX. yüzyılda arkeologlar gelene kadar gizleriyle toprak altında kalmıştır.

Hemen hemen bütün Urartu yerleşmeleri, savunmada kolaylık sağlayan sarp kayalıkların veya yüksek tepelerin üstünde kurulmuştur. Bugün Eski Van Kalesi’nde yer alan başkent Tuşpa, aynı yöredeki Toprakkale ve Çavuştepe, Erzincan’daki Altıntepe, Ağrı’nın Patnos İlçesi’ndeki Anzavurtepe, Elazığ’daki Palu gibi önemli Urartu merkezlerinin hepsi, eteklerindeki ovaya bir tepeden bakar. Urartu kalelerinin en eski örnekleri ise, Kral İspuini (M.Ö. 830-810) tarafından yaptırılan, Van Ovası’nın güneyine hakim Zivistan (Elmalık) Kalesi ile kuzeyine hakim Kalecik’tir.

Taş temeller üzerine örülmüş yüksek kerpiç duvarlar ve kulelerden oluşan Urartu kaleleri; saray, harem, tapınak, sarnıçlar, büyük kapasiteli erzak depoları ve atölyeler ile, arazinin durumuna göre ustaca biçimlendirilmiş çok iyi planlanmış komplekslerdir. Bu yapılar düşmanlarına ve uyruklarına krallığın gücünü, ihtişamını ve zenginliğini gösteren anıtsal mimarlık örnekleridir. Çavuştepe’de, zemin bölümü doğrudan kayalara oyulmuş, üç katlı olduğu anlaşılan büyük bir sarayın kalıntıları bulunmuştur. Taht salonu, toplantı ve kabul salonu, harem dairesi, mutfaklara veya ana koridorlara açılan çok sayıda odasıyla bu saray Kral II. Sarduri devrinin gücünü yansıtacak kadar görkemlidir.

II. Rusa zamanında Van’daki sarayda 5.507 görevlinin bulunduğu kaynaklardan bilinmektedir. Osmanlı Dönemi’nde Topkapı Sarayı’nda ayrıntılı yapısını bildiğimiz bir düzenin benzer bir örneği Urartu sarayı örgütlenmesinde karşımıza çıkmaktadır.

Patnos yakınlarında ortaya çıkarılan Giriktepe Sarayı da Minua döneminde yapıldığı sanılan ve izlerden yangın nedeniyle çöktüğü anlaşılan iki katlı ve kerpiçten yapılar topluluğudur. Bir iç avlu, kabul salonları, büyük bir taht salonu, bunun hemen yanında bir pithoslu depo, mutfaklar, kilerler ve atölyeler ve yangında olduğu gibi kalmış harem dairesi bulunmuştur. Harem bölümünün içinde, 37 kişinin yanmış iskeletleri ele geçmiştir.

Saray halkından ve çoğunun kadın olduğu anlaşılan bu iskeletlerin üzerinde bulunan değerli takılar ve sarayın diğer bölümlerinde bulunan altın, gümüş ve tunç eşya Urartuların maden sanatındaki ustalığını göstermektedir. Adilcevaz, Aznavurtepe’de olduğu gibi bu kazının da ayrıntılı yayınının yapılmamış olması Doğu Anadolu arkeolojisi için büyük bir kayıptır. Urartu tapınakları, büyük yönetim merkezlerinde (örneğin Çavuştepe, Ayanis, Altıntepe, Erebuni vd) sarayın adeta bir bölümü gibidir.

Bu da bize teokratik düzende Urartu kralının, Tanrı Haldi’nin temsilcisi ve dinin baş uygulayıcısı olduğunu göstermektedir. Genellikle temelleri siyah bazalttan yapılmış Urartu tapınakları, tanrı heykelinin bulunduğu bir kutsal oda (cella), bu merkezi mekana açılan yan odalar ve avludan oluşan, köşeleri rizalitli, kare planlı yapılardır. Bu kule tapınaklar ile yüksek kuleli Urartu kaleleri, günümüz Fas’ında Dades ve Draa Vadisi’ndeki kasbahların mimarilerini andırmaktadır. Dini törenlerin yapıldığı asıl bölüm olan avluda bir sunak taşı, sunak masası ve törenlerde kullanıldığı anlaşılan üç ayaklı portatif büyük tunç kazanlar bulunmaktaydı. Çavuştepe ve Altıntepe tapınaklarının üç yanı sütunlu galerilerle çevrilidir. Özellikle diğerlerinden daha sağlam durumda günümüze ulaşmış olan Erzincan/Altıntepe’deki saray-tapınak kompleksi, çok renkli zengin duvar resimleriyle dikkati çekmektedir.

Süphan Dağı’nın eteklerinde Van Gölü’ne hakim Adilcevaz, Kef Kalesi’nde andezit taşından sur duvarları, üzerleri kabartmalarla süslü eşsiz payeleri ile II. Rusa’nın yaptırdığı önemli bir saray yer almaktadır. Urartu kralları, çıktıkları seferlerden zaferle dönmeleri için adaklar sundukları Savaş Tanrısı ve Baştanrı Haldi için anıtsal tapınaklar yanı sıra, kayalıkların tepesinde açık hava sunakları ve kayalara oyulmuş anıtsal taş kapılar da yaptırmışlardır. Büyük boyutlu ve etrafı çerçeveli, kayalara oyulmuş bir kapıyı canlandıran bu anıtların önde gelen örnekleri Yeşilalıç ile Toprakkale yakınındaki Meherkapı’dır. Bu anıtın üzerindeki çiviyazılı kitabede, çok tanrılı Urartu dininin oluşturan tanrıların ve tanrıçaların adlarıyla her birine hangi hayvandan kaç tane kurban etmek gerektiği yazılıdır. Tanrı listesinin başında Haldi, Teişeba, fiivini, Hutuni, Turani, Ua, Nalaini fiebitu, ve Anapşa yer almaktadır. Bu önemli yazıtta toplam 69 tanrı ve tanrıçanın adı geçmektedir. Anadolu’da çok odalı anıtsal kaya mezarlarının en eski örnekleri de Urartular tarafından yapılmıştır. Özellikle Urartu krallarına ait bu anıtsal kaya mezarların en iyi örnekleri Eski Van Kalesi’nde yer alır.
Bunlar içinde Büyük Horhor Mağarası olarak da tanınan ve girişinde I. Argişti’nin seferlerinin, zaferlerinin ve icraatlarının yazılı olduğu çok odalı kaya mezarı ise, gerek tarihinin belli olması gerekse plan ve yapılışı açısından özgün Urartu özellikleri nedeniyle ayrı bir önem taşımaktadır.

Bunun yanı sıra Kayalıdere, Palu, Altıntepe, Marifet, Çelikli, Yoğunhasan ve fiirinkale’de kayalara oyulmuş mezar odaları bulunmuştur. Bunların büyük bölümü yerel yöneticilere aittir. Kral mezarlar genellikle kayaya oyulmuş merdivenlerle inilen konumları, bir büyük salona açılan odalarıyla diğer mezarlardan ayrılmaktadırlar. Mezar sahibine ait çeşitli eşyaların ve armağanların konulduğu pencere biçiminde nişler vardır. Definecilerin yağmasından kurtulabilmiş örneklerden anlaşıldığı
kadarıyla Urartu mezarları çok zengin ve değerli hediyeleri barındırmaktadır.

Örneğin Erzincan yakınlarında Tahsin Özgüç tarafından kazılan Altıntepe’de yöneticilere ait yeraltı mezarlarında, kişiler lahitler içinde altın, gümüş ve değerli taşlarla birlikte, gösterişli giysileriyle gömülmüşlerdir. Mezar odalarında altın, gümüş, demir, tunç, fildişi, taş, keramik ve fayanstan yapılmış sayısız ölü hediyeleri ile birlikte ahşap mobilyalar, tunç kazanlar ve bir savaş arabası
bırakılmıştır. Halk mezarlarında ise, kap içinde bırakılan yiyeceklerin yanı sıra ölünün ikinci hayatında gerekecek basit ve gündelik kullanım eşyaları görülmektedir.

Ağrı İli Tutak İlçesi’ne bağlı Atabindi Köyü yakınındaki kaya mekanları ise tümüyle ya da kısmen yakılmış ölülerin kül ve kemiklerinin içine konduğu kapların yerleştirildiği nişlerin, duvarlarda sıralı bir şekilde yer aldığı kremasyon mezarlarının en gelişmiş örneklerinden birisidir. Urartular sanatın diğer dallarında da yönetim gücünü tanrılar ve dini motişerle pekiştirmişlerdir. Eserlerin çoğunda tanrılar, tanrıçalar, adak törenleri, kutsal hayvanlar, kutsal hayat ağacı gibi din temaları veya
seferden zaferle dönen krallar, Anzaf kalkanında olduğu gibi Urartu’nun düşmanları ile savaşan tanrılar, savaşçılar gibi gücü simgeleyen sahneler işlenmiştir. Aynı üslupta yapılmış figürler, sanki belli bir taslağın çoğaltılmış kopyaları gibidir.

Bu nedenle Urartu’da sanatın, saraya bağlı atölyelerdeki sanatçılar eliyle geleneksel formlarda bizzat kralın istekleri doğrultusunda üretildiği sanılmaktadır. Urartu seramiği, daha çok saray ve
üst yönetimin kullanabilmesi için üretilen, kırmızı perdahlı, özel işçilik gösteren kaplarla tanınır. Yonca ağızlı tek kulplu testiler, kaseler, tabaklar, kupalar, urneler gibi çok çeşitli örnekler, Urartuların seramik alanında eriştiği özgün üretim kalitesini yansıtmaktadır. Kırmızı perdahlı bu özgün seramik yapımları yaklaşık 2700 yıl sonra, XIX. yüzyılda Van’dan getirilen “gülbahar” adı
verilen toprakla perdahlanarak, İstanbul Tophane’de lüleci çamurundan üretilmiş karakteristik
seramiklerde tekrar karşımıza çıkmaktadır.

Urartu sanatı, ilk dönemlerinde büyük ölçüde Mezopotamya kültürlerinin, özellikle de Assur sanatının etkisi altında kalmış görülmektedir. Üslup ve geleneksel anlatım Assur, ancak
içerik ve biçimsel unsurlar Urartu’ya has özellikler taşımaktadır. Daha sonra Yeni Assur sanatından etkili ama bağımsız olan özgün bir Urartu sanatı ve mimarlığı gelişmiştir. II. Rusa dönemi, bu özgün sanatın en karakteristik örneklerinin verildiği bir süreçtir. Bugün başta Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, ABD, Japonya ve İsrail’deki müze ve koleksiyonlarda, Urartu saray kullanımına ait çok sayıda üzerleri çiviyazılı miğfer, kalkan, kemer, sadak, at koşum takımları, silahlar, mobilya parçaları gibi Urartu eserleri bulunmaktadır. Ancak ne yazık ki, tüm bu ülke müzelerinin yer
verdiği bu eserleri yaratmış uygarlığın başkenti Van’da, bugün Urartu uygarlığının görkemini yansıtacak anlayışta ve zenginlikte bir müze bulunmamaktadır.

1960’lardan sonra Doğu Anadolu’da yapılan kazılarda çok sayıda Urartu merkezi gün ışığına çıkarılmıştır. Bunlar içinde Toprakkale (Van), Altıntepe (Erzincan), Adilcevaz (Bitlis), Aznavurtepe (Ağrı), Çavuştepe (Van), Kayalıdere (Bingöl) sayılabilir. 1990’lardan itibaren Van Bölgesi’nde
Ayanis, Yukarı ve Aşağı Anzaf, Eski Van Kalesi ve Höyüğü, Karagündüz’de yapılan yeni kazılarda Urartu uygarlığına ait pek çok yeni bulgular elde edilmiştir. İlk dönemlerde Tahsin Özgüç, Afif Erzen, Emin Bilgiç, Baki Öğün, Kemal Balkan; günümüzde Taner Tarhan, Veli Sevin, Altan Çilingiroğlu, Oktay Belli gibi değerli bilim adamlarımızın büyük özverilerle sürdürdükleri kazı ve araştırmalar, bu sıra dışı uygarlığı daha iyi anlamamızı sağlamıştır.

Öte yandan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun sorunlarını akıllıca çözmek istiyorsak, Urartu Dönemi’ni her yönüyle çok iyi irdelememiz gerekmektedir. Bayındırlık alanında, bölge coğrafyasını tarihte en iyi değerlendiren ulus oldukları, bıraktıkları eserlerden anlaşılmaktadır. Özellikle son dönemde elde edilen bulgularla yeni şehirler, kaleler, saraylar, bağlar, bahçeler, barajlar kurmasının yanı sıra tapınakta hizmet etmek istemeyenin çorak topraklardan taş toplayarak ekilecek alan kazandırılmasının da eşdeğer ibadet olacağını yazıtlarında belirten II. Rusa, Anadolu tarihinin çok farklı bir şahsiyeti olarak karşımıza çıkmaktadır. İlginçtir ki biz onu daha yeni yeni tanımaya başlıyoruz.

Öte yandan, bu eserlerin yapımındaki irade ve düşünce değerlerini daha iyi çözümleyebilirsek, Urartuların Batı’daki uygarlıklardan çok önce, pek çok sıradışı başarıyı gerçekleşt irdiğini görebiliriz. Bu açıdan Doğu Anadolu’daki Urartu mirasını özenle ve dikkatle korumalıyız. Bugüne kadar kaçak kazılarla ve define bulma amacıyla yapılan tahribatların, bu uygarlığa ait pek çok değerli bilgiyi ve bulguyu yok ettiğini de unutmamalıyız.


 

Kaynakça / Bibliography


Azarpay, G., Urartian Art and Artifacts, Los Angeles 1968.
Barnett, R. D., “Urartu”, CAH III, 314. vd.
Başgelen, N., Güneşin Bahçesi Anadolu, İstanbul 1995.
Başgelen, N., “Doğu Anadolu’da İki Yeni Urartu Kaya Mezarı”, Sanat 3, 1993, 96-103.
Belli, O., “Urartular”, Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi I, 104 vd.
Belli, O., Doğu Anadolu Urartu Sulama Kanalları, İstanbul 1997.
Belli O., Anzaf Kalesi ve Urartu Tanrıları, İstanbul 1999.
Burney, C., “First Season of Excavation of The Urartian Citadel of Kayalıdere”, Anatolian Studies 16, 1966, 55.
Çilingiroğlu, A., Urartu Tarihi, İzmir 1994.
Çilingiroğlu, A., Urartu Krallığı, Tarihi ve Sanatı, İzmir 1997.
Çilingiroğlu, A., M. Salvini (ed.), Ayanis I, Roma 2001.
Erzen, A., Çavuştepe I, Ankara 1978.
Frankel, D., The Kingdom of Urartu, Londra 1979.
Forbes, T. B., Urartian Architecture, 1983.
Özgüç, T., Altıntepe I, Ankara 1966.
Özgüç, T., Altıntepe II, Ankara 1969.
Piotrovskii, B. B., Urartu, Cenevre 1969.
Salvini, M., Geschichte und Kultur der Urartäer, Darmstadt 1995.
Sevin, V., E. Kavaklı, Van/Karagündüz Bir Erken Demir Çağ Nekropolü, İstanbul 1996.
Sevin, V., E. Kavaklı, Eski Anadolu ve Trakya, İstanbul 2003.
Van Loon, Urartian Art, İstanbul 1966.
Zimansky, P., Ecology and Empire: The Structure of the Urartian State, Chicago 1985.

Cevaplar (1)Add Comment
0

sev


yazar burak kaan, January 15, 2011
bu siteyi beğendim güzelmiş

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy