ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Saturday, Oct 25th

Son Guncelleme07:55:56 PM GMT

Nerdesin: Felsefe Yazıları Avrupa'da Aydınlanma


Avrupa'da Aydınlanma

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Avrupa'da Aydınlanma

1. İngiliz Aydınlanması

İngiliz aydınlanmasının temsilcileri kimlerdir, düşünceleri nelerdir?

İngiliz aydınlanmasını, dolayısiyle Avrupa'da aydınlanmayı başlatan ve kurucusu
sayılan John Locke'tu. Düşüncenin özgür olmasını ve insan davranışlarının akla uygun
olmasını gerektiğini söylüyordu. O'na göre birey özgür olmalı, akıl yaşamın
rehberi yapılmalı, kültür tüm alanlarda tam anlamıyla serbest olmalıydı.
Lock'un düşünce, eğitim, din vs. üzerine yapıtları vardı. Bunlardan An Essay Concerning
Human Understanding (İnsan Anlayışı Üzerine Bir Deneme) adlı yapıtında
bireyin özgür ve tüm yaşamın akla uygun olması gerektiğini belirtti.
The Reasoblemess of Christianity (Hıristiyanlığın Akla Uygunluğu) yapıtında Hıristiyanlığın
akla uygun olduğunu göstermeye çalıştı. Bu çalışma "Doğal din" görü-
şüne yol açtı. Some Thoughts Concerning Education (Eğitim Üzerine Bazı Denemeler)
adlı yapıtıyla eğitimde rational - naturel (akılcı - doğal) görüşün temellerini
attı.

Locke, Descartes'ın insanda ideainnatae (doğuştan idelar) olduğunu söylemesine
karşın insanda doğuştan düşüncelerin olmadığını söylüyordu. O'na göre insan aklı
bir Tabula Rasa idi. Locke insanda doğuştan varolan bir takım yetilerin varlığını
yadsımamakla birlikte idelerin deneyden geldiğine inanmaktaydı. Locke bu deneyi
de reflection (iç duyumu) ve sensation (dış duyum) olarak ikiye ayırmakta ve tüm
kavramaların, idelerin bu iki kaynaktan geldiğini söylemekteydi. Ancak iç duyumu
uyaran dış deneydi. İç deney, dış deneyin sağladığı görüşleri işlerdi. Bu nedenle dış
duyum olagelmişti.

Lock'un bilgi teorisi felsefesinin merkezi, insan bilgisinin amprizimle (deneyle) kazanıldığını
ileri süren bir felsefeydi.

Aydınlanma felsefesi bir yandan materializme ve bir yandan da spritualizme (ruhiyatçılık)
doğru gelişmişti. Spritualizminin temsilcileri George Berkeley'dir. Locke'nin
amprizminden hareket eden Berkeley bu düşünceyi bir ideale dayandırmış,
bu da spritualizmi oluşturmuştu. Berkeley, Treatine Concerning the Principles of
Human Knowledge (İnsan Bilgisinin İlkeleri Üzerine İnceleme) adlı yapıtında inmetaterialist
görüşü geliştirerek maddi bir dış dünyayı kabul etmenin yanlış bir soyut
düşünce olduğunu söylemekteydi. Ona göre dışarıdaki objeleri ne kadar düşünsek
de yine de bunlar hep kendi idelerimizdi. Çünkü tüm idelerin, kavramların
temeli duyumdu. Berkeley dış nedenlere tamamen karşı çıkmaz, hatta dış dünyanın
objektifliğinin garantisinin Tanrı olduğunu söyler. Ancak Berkeley'e göre varlık algılamaktı.
Locke ile başlayan İngiliz aydınlanması David Hume ile doruğa erişti. Hume amprizmin
de en büyük temsilcisiydi. Hume, A Treatire on Human Nature (İnsan Doğası
Üzerine Bir İnceleme), Natural History of Religion (Dinin Doğal Tarihi) vs. gibi
yapıtlarında bilincin içindekileri ikiye ayırmaktaydı. Bunlar İmpression (İzlenimler)
ile (İdeas) ideallerdi. Hume'a göre izlenimler duyumlar, duygusanmalar, idea
ise hayalgücü idi. Tüm ideler izlenimleri temeli üzerinde meydana gelmekteydi.

2. Fransız Aydınlanması

Fransız aydınlancıları kimlerdir görüşleri nelerdir?

Fransız Aydınlanmasının kurucularından biri Julien Offrey de Lamettrie'dir. Lamettrie
aynı zamanda materyalizmin de kurucusu sayılır. Lamettrie, Descartes'in
mekanist doğa felsefesini benimsemişti. Ancak giderek kendi görüşü olan antropolojik
mekanist felsefesini geliştirdi. Ona göre ruhtaki her şey herhangi bir şekilde bedenden
gelmişti. Lamettrie L`homme Machine (Makine İnsan) adlı yapıtında mad-
di yaşamı ile ruhsal yaşamı bir bütün olarak nitelendiriyordu. O'na göre hiç bir şey
öğretilmeyen bir insan yine de duyularıyla bir takım bilgiler kazanırdı. Çünkü insanın
düşünce yeteneği onu diğer canlılardan üstün kılmaktaydı. Eğitime de önem veren
Lamettrie'ye göre eğitim az olursa fikirler de az olurdu. O'na göre eğitim ve öğretimde
duyumlara önem vermeliydi.

Fransız Aydınlanmacılarından bir diğeri bilgi teorisini kuran Etienne Bonnet Condillac
idi. Condillac, Essai sun L`Origine de la Connoissance Humain (İnsan Bilgisinin
Kaynağı Üzerine Deneme) adlı yapıtıyla Locke'un amprizmizmin Fransa'daki
temsilcisi olmuştu. Ancak giderek kendi görüşlerini geliştirdi. Condillac'ın bilgi teorisi,
her şeyi deneyden türetmek şeklindeydi. Condillac'a göre deneyim kendisi bile
edilgendi. Bu nedenle tüm sağlam bilgilerin temelinde deney vardı. Condillac da
Locke gibi dış duyumu temel olarak alıp, iç duyumu bunun oluşturduğunu söylemekteydi.
Fransa'da Aydınlanmanın başka bir yanını da Ansiklopediciler oluşturmaktaydı.
Bundan amaç, aydınlanma düşüncesini geniş halk kitlelerine yaygınlaştırmaktı.
Ansiklopediciler'in öncüsü Denis Diderot idi. O'nun öncülüğündeki Encyclopedia
ou Dictionnarirre Raissonne des Sciences des Arts et des Metiers (Açıklamalı
Bilimler, Sanatlar ve Zamanlar Ansiklopedisi ya da Sözlüğü) adlı ansiklopedi, geniş
halk kitlelerini aydınlatmayı ve kültürlemeyi amaçlamıştı. 1751'de yazı hayatına
başlayan 35 cilde erişen bu ansiklopedinin yazı kadrosunda Diderot, d'Alembert,
Dietrich von Hollach, Voltaire, Jean Jack Rousseau gibi ünlü düşünürler vardı. Bunlar,
yaşam ve toplumun sosyal ilişkileri, toplumsal yaşamı, egemenlik, demokrasi,
insan hakları, felsefe, bilim, kültür vs. gibi konularda ansiklopedide yazarak halkı
aydınlatmaya çalıştılar. Amprizme felsefesine dayanan ansiklopedi açık, aydınlatıcı
ve rasyonalist bir şekilde insanları eğitti.

Fransız Aydınlanmasının önderlerinden Francoise Marie Voltaire, İngiliz aydınlanma
felsefesini, Locke'un görüşlerini Fransa'ya getirmişti. Voltaire, Lettres sur les
Anglais (İngiltere Üzerine Mektuplar) adlı yapıtıyla bir doğa felsefesi ortaya koydu.
Voltaire, yazar ve filozoftu. Voltaire kendi düşüncelerini Elements de la Philosophie
de Newton (Newton Felsefesinin Ögeleri) ve Dictionaire Philosophie (Felsefe
Sözlüğü) adlı yapılarıyla belirtti.

Voltaire daha çok Locke'nin görüşlerini benimsemişti. Locke'dan daha ileri giderek
tüm kavramların dış duyumlardan geldiğini söylemekteydi. Bu nedenle Fransa'da
rationalizmin de temsilcisiydi. İnsanın ancak akılla insan olabileceğine, insan olarak
var olabileceğine inanıyordu. Nitekim bu düşüncelerini "Düşünüyorum öyleyse
varım" diye dile getiriyordu.

Devrin Fransız düşünürlerinden d'Alembert, Locke felsefesini sürdürerek ansiklopedinin
görüşünü deneysel bilgilere dayandırmaktaydı.

Ansiklopedinin kurucusu ve yöneticisi olan Diderot yüzyılın tüm düşüncelerini
büyük bir kavrayışla izleyip benimsemişti. O tüm dağınık düşünceleri bir araya toplayıp
burada en güzel biçimde anlatmıştı.

Diğer bir düşünür Montesquieu devlet yönetimini dörde ayırıyordu. Bunlar despotizm,
monarşi, aristokrasi ve demokrasi idi. Ona göre bu yönetim biçimlerinin bir
dayanığı vardı. Bunlardan despotizminki baskı, monarşizminki onur duygusu,
aristokrasininki geniş görüşlülük ve demokrasininki ise sosyal erdemlerdi. Ancak o
meşrutiyet yönetimine alabildiğince inanıyor ve bunu geliştirmeye çalışıyordu.
Fransız aydınlanmacılarından ve ansiklopedistlerinden biri de Jean Jack Rousseau'dur.
O Fransız Devrimini duygu yönünden coşturan ve modern dünyanın kültür
sorununu felsefi yönden temellendiren biriydi. Ancak o gelişen uygarlığı insanı
kompleks bir yaşama yönelteceğine inanıyordu. Rousseau, Discour sur les Sciences
et les Arts (Bilimler ve Sanatlar Üzerine Konuşma) ve Du Contat social (Toplumsal
Sözleşme) adlı yapıtlarında erdemin sade ve doğal duygularda olacağını
söylemekteydi. Ona göre ilerleyen aydınlanma ile erdemin yerini zeka almış ve bilgiçlik
erdemlerden üstün bir değer kazanmıştır. Rousseau'ya göre doğan ve toplumdan
uzak bir ortamda yaşayan insan saf ve temizdi onu toplum kirletir. Kötülük
ve iyilik toplumdaydı. Bu nedenle mutluluğa sade ve masum insan erişebilirdi.
Rousseau eğitimle ilgili görüşlerini de Emile ou sur L'Education (Emil yahut Eğitim
Üzerine) adlı yapıtında belirtmişti. Ona göre eğitimin temeli doğal bireyliğin geliştirilmesi
şeklinde olmalıydı. Eğitimin amacı l'homme Citoyen (vatandaş insanı) değil
l'homme naturel (doğal insan) bilinçlendirmek olmalıydı. Doğal insanı bilinçlendirecek
de eğitimdi. Ona göre çocuk doğal gereksinimlerini özgürce karşılayarak
gelişmeli ve her şeyden önce insan olmalıydı.


3. Alman Aydınlanması

Kant kimdir. Aydınlanma felsefesine olan katkıları nelerdir?

Alman aydınlanması Fransız ve İngiliz aydınlanmasının etkisiyle gelişti. Alman aydınlanmasında
Wilhelm Leibniz- Cristian Wolff'un popülarist felsefesinin etkileri
vardı. Bu felsefeye göre rationalist düşünce basitleştirilerek anlatılmakta idi ve temelinde
pratik ve yararcı olgulara değer verme vardı. Alman aydınlanmasının bu
yararcı görüşü Phil (seven) antrope (insan) Philantrope (insan sever) akımı meydana
getirdi. Bu felsefenin temelinde de Hümanizma'da olduğu gibi en değerli olan insan
ve her şey insanın yararı için görüşü vardı. Öncüsü J.B.Basedow olan bu akımın
temsilcileri Philantropin adlı eğitim-öğretim kurumları kurdular.
Ancak Alman aydınlanmasının en ünlü düşünür ve kurucusu Immanuel Kant'dır.
Onun da ilk başlarda dayandığı Leibniz - Wolff felsefesi idi. Fakat daha sonra kendi
felsefesini geliştirdi. Kant'a göre değer ile akıl arasında bir uygunluk vardı. Tanrı insan
ve evreni yaratması sırasında evrene büyük bir değer, insana da akıl vermişti. İş-
te bunun ikisinin arasında bir uyum vardı. İnsan bu büyük değerde aklını kullanarak
yaşayacaktı. Bu görüş aydınlanmanın deist (akılsal din) görüşüdür.
Kant görüşlerini yazmış olduğu yapıtlarında dile getirdi. Bunlardan De Mondi
Sensilailis Atque İntelligileilis Forma et Principis (Duyu Dünyası ile Düşün Dünyasının
Formu ve İlkeleri üzerine) ve Kritik der Reiman Vermuntt (Salt Aklın Kritiği)
vs. gibi yapıtlarında duyu dünyası ile düşün dünyasını ayrı olarak niteler. Ona
göre duyu dünyasındaki bilgiler a prion (önceden), düşünce dünyasındakiler ise a
posterioni (sonradan) edinilmiş olanlardı. Kant da iki türlü değerler düşünmekteydi.
Bu da analitik (kavramları tanımlama) ve sentetik (kavramları birleştirme) değerlerdi.
Kant'ın aklını kullanma cesaretine sahip ol deyişi aydınlanma felsefesinin öz deyişini
oluşturur.

Kant'ın görüşleri ve felsefesi XVIII. yy da olduğu gibi XIX yy.'da başlayan Alman
idealist felsefesine de temel oldu. Bunun temsilcileri olan Fichte, Shelling, Hegel,
Schleinmacher gibi düşünürler bu felsefeyi geliştirdiler. Hepsinin temel aldığı düşünce
Kant felsefesiydi. Alman idealistleri bu temelden hareketle sağlam ve dengeli
ideal bir sisteme varmak istemekteydiler. Onlara göre insan aklı buna erişebilirdi.
Alman idealistlerinin bir özelliği de dinç dinamizmleri özümsemeleri ve yaşam sevinçleriydi.

Özet

Çağdaş uygarlığa, birbirini tamamlayan, birbirini geliştiren bilimsel ve sanatsal gelişmelerin
üst üste yükselmesiyle erişildi. Antik Çağda akıla ve bilime önem verilerek gelişen özgür
düşünceye, Ortaçağda kalıplaşmış dogmatizim ve skolastizim egemen oldu.
Yeniden doğuş anlamına gelen Rönesans döneminde ise özgür düşünce Ortaçağın karanlığından
kurtularak yeniden doğdu. Bir anlamda Antik çağdaki akıl, düşünce ve bilim uygarlık
önündeki ortacağ kalıntılarını yıkarak akışını sürdürdü. "Teolojik" insanın yerini "Estetik"
insan ideali aldı. Matematik, astronomi, kimya, fizik, coğrafya, felsefe antropoloji gibi bilim
alanlarında çok büyük gelişmeler oldu. Dünya merkezli görüş yerine güneş merkezli, görüş
benimsendi. Bu dönem bilginleri insana doğayı keşfetme, doğa güçlerine egemen olma
olanağı sağlayacak bilimsel yöntemler geliştirdiler.

Rönesans'ın bir uzantısı ve tamamlaycısı olan Hümanizm ise temelinde insan değeri ve sevgisi
olan bir düşüncedir. Hümanist görüşe göre, en değerli varlık insandır ve her şey onun
içindir.

Akılcılık, deneycilik, mutluluk, bilim ve doğa temellerine dayanın aydınlanma felsefesinde
devlet kavramı kendiliğinden oluşan organik kutsal bir varlıktır. Aynı zamanda halkın hiz-
metinde olan bir kuruluştur. Ve devlet bireylerin ilerlemesi ve refaha kavuşturulmasını amaç
edinmiştir. Üstelik din ile devlet işleri birbirine karıştırılmamalıdır. Aydınlanmacılar dine
"akıl dini" diyorlardı ve bu, akla uygun, aklın benimsediği din demekti.
İnsanın doğuştan saf ve temiz olduğuna inanan aydınlanmacılar insanın şekillenmesinin ve
kişiliğinin eğitimle oluştuğunu söylemekteydiler. Ancak eğitim doğaya uygun olmalı ve insan
yeteneklerini ve doğal gelişimini desteklemeliydi. Aynı zamanda da eğitim yaşamda işe
yararlı olmaya göre planlanmalıydı. Kısaca eğitim pragmatisti.

Değerlendirme Soruları

1. Aşağıdakilerden hangisi Rönesans'ın özelliklerinden biri değildir?
A. Akılcılık
B. Bilimsellik
C. Estetik
D. Skolastik
E. Antik düşünce

2. "Hep akar" diyerek yaşamın devinimini belirten filozof kimdir?
A. Aristotales
B. Platon
C. Heraklaites
D. Hippodomas
E. Anaksimenes

3. Aydınlanma Çağı kaçıncı yüzyıldadır?
A. XIV. yy
B. XVI. yy
C. XVII. yy
D. XVIII. yy
E. XIX. yy

4. "Aklını kullanma cesaretine sahip ol" deyişiyle aydınlanmanın temel görüşünü
belirten düşünür kimdir?
A. Berkeley
B. Kant
C. Locke
D. Rousseau
E. Hume

5. Aşağıdakilerden hangisi aydınlanmacıların düşündüğü insan tipidir?
A. Dinsel insan
B. Vatandaş insan
C. Evrensel insan
D. Mesleki insan
E. Skolastik insan


Yararlanılan ve Başvurulabilecek Kaynaklar

Armaoğlu, Fahir, Siyasi Tarih (1789-1960), Ankara, 1975.
Aytaç, Kemal, Avrupa Eğitim Tarihi, Ankara, 1980.
Çadırcı, Musa, "İngiltere'de Demokrasi Hareketleri ve Aydınlanma Çağı", Avrupa
Tarihi, Eskişehir, 1991.
Gökberk, Macit, Felsefe Tarihi, İstanbul, 1985.
Yıldırım, Cemal, Bilim Tarihi, İstanbul, 1993.


Değerlendirme Sorularının Yanıtları

1. D 2. C 3. D 4. B 5. C

Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy