ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Monday, May 21st

Son Guncelleme03:39:38 PM GMT

Nerdesin: Filozoflar Konfüçyüs: Konuşmalar (Lun-yü)


Konfüçyüs: Konuşmalar (Lun-yü)

e-Posta Yazdır PDF

Reklamlar

Konfüçyüs: KONUŞMALAR (Lun-yü) BİRİNCİ BÖLÜM

 

 

"Öğrenmek"




I - Üstat dedi ki: "Öğrenmek ve sonra bunu başkalarına öğretmek zevk verici bir şey değil midir?"

- "Uzak ülkelerden gelmiş arkadaşları olmak hoş değil midir?"
- "Kendisini tanımadıklarından dolayı kaygılanmayan bir kimse, 'büyük ve üstün insan' değil midir?"

II - Filozof Yu (1) dedi ki: "Ana babaya saygı ve kardeşlerine sevgi gösterip de öteki büyüklerine karşı kötü davranan insan pek azdır. Karışıklık çıkarmaktan hoşlanıp da büyüklerine karşı kötü davranışlarda bulunmak istemeyen kişi yok gibidir."

- "'Büyük ve üstün insan', kendini esas olan şeye verir. Bu esas şey ortaya çıkınca, 'gerçek ilkeler' gelişir; anaya babaya bağlılık ve kardeşlik sevgisi de kendini gösterir. Bunlar, 'İyilikseverlik'in kökü değil midir?"



III - Üstat dedi ki: "Yaldızlı sözlerle erdem bağdaşamaz."

IV - Filozof Tsang (2) dedi ki: "Her gün kendimi üç nokta üzerinde yoklarım: Başkaları için bir iş görürken, acaba onlara bağlı mıyım? Arkadaşlarla konuşurken, içten miyim? Derslerden yeter derecede bilgi edinebildim mi?"
V - Üstat dedi ki: "Bin savaş arabası olan (büyük) bir ülkeyi yönetirken dikkatli, içtenlikli ve sonra ekonomik olmalı; insanlara karşı sevgi göstermeli ve halkı iyi bir yolda kullanmalı."
VI - Üstat dedi ki: "Bir genç, evinde anasına ve babasına bağlı ve öteki büyüklerine saygılı olmalıdır. Sonra, ciddi ve dürüst olmalı, herkese sevgi göstermeli ve iyi kimselerle arkadaşlık etmelidir. Fırsat bulduğu zaman da onların bilgi edinmesine yardım etmelidir."
VII - Tzu-hsia (3) dedi ki: "Bir kimse dış güzellikten çok iyi ahlaka değer verirse, ailesine hizmette en büyük çabayı gösterirse, efendisine (prensine) bütün yaşamınca bağlı kalabilirse, arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde içtense, o insan için 'bir şey bilmiyor' deseler de, ben onun bilgili olduğunu söylerim."
VIII - Üstat dedi ki: "Bir bilgin ağırbaşlı değilse, ona karşı saygı gösterilmez. Onun bilgisi de sağlam değildir."
- "Bağlılığı ve içtenliği birinci planda tut."
- "Kendine uygun olmayan kimselerle arkadaşlık etme."
- "Yanlışlarını düzeltmekten korkma."
IX - Filozof Tsang dedi ki: "Ana baba için yapılan cenaze törenlerine gereken dikkat gösterilirse, ölülere kurbanlar sunmak savsaklanmazsa, halkın erdemi kesinlikle yüksek düzeye erişir."
X - Tzu-ch'in, Tzu-kung'a (4) sordu: "Üstadımız bir ülkeye geldiğinde, o yerin hükümeti hakkında öğrenmediği şey kalmaz. O, bunları kendi mi öğreniyor, yoksa bu bilgiyi ona başkası mı veriyor?"
- Tzu-kung dedi ki: "Üstadımız bunları iyi yürekliliği, doğruluğu, nezaketi, ölçülülüğü ve her şeyi hoşgörürlüğüyle elde eder. Onun bu bilgiyi alma yöntemi başka insanlarınkinden farklı değil midir?"
XI - Üstat dedi ki: "Bir kimsenin babası yaşıyorken onun isteklerine bak. Babası ölünce onun davranışlarına dikkat et. O kimse, üç yıl babasının yolundan ayrılmazsa, ona 'ana babasına bağlı bir kimse' denir."

XII - Filozof Yu dedi ki: "Törenleri yerine getirirken düzenin değeri vardır. Eski kıralların gösterdiği yolda, bu en üstün bir nitelikti. Büyük küçük işlerde biz bu yolu izledik."
- "Bununla birlikte, bu her zaman yapılamamıştır. Bu düzen bilinirse, her şey yoluna girer; ama bu, yine törenlerle düzenlenmezse hiçbir şey yolunda gitmez."
XIII - Filozof Yu dedi ki: "Anlaşmalar, doğru olan şeye göre yapılırsa, verilen sözler yerine getirilir. Saygı yerinde gösterilirse ayıp ve utançlardan uzak kalınır. Böylece, birbirine bağlı olanlar saygıdeğer olurlar."

XIV - Üstat dedi ki: "Büyük ve üstün insan, yemekte karnının doyup doymayacağını düşünmez. Evinde rahatını aramaz. Yaptığı işlerde ağırbaşlı, konuşmalarında dikkatli bir kimsedir. O ilkesi olan kimseleri araştırır. Bu kimse için 'öğrenmeyi seven bir kimse' denebilir."
XV - Tzu-kung dedi ki: "Dalkavuk olmayan yoksul insanla, gururlu olmayan zengin bir kimse için bir şey söyleyebilir misiniz?" Üstat yanıt verdi: "Evet, söyleyebilirim; yalnızca onlar, yoksul ama mutlu, zengin ama terbiye ve incelikten ayrılmayan bir kimseyle karşılaştırılamazlar."
- Tzu-kung yanıt verdi: "Şiir kitabında (Shıh-ching) denmiştir ki, bir şeyi keserken törpüle, oyarken cilala. 'Anlaşıldığına göre, bu sözler, sizin söylediklerinizi aynen içeriyor demektir."
- Üstat dedi ki: "Sonunda seninle şiir üzerine konuşabilirim. Sana bir şey sorduğum zaman arkadan neyin geleceğini biliyorsun."
XVI - Üstat dedi ki: "İnsanların beni tanımamış olmalarından dolayı üzülme. Ben onları tanımadığım için üzülürüm."

 

Konfüçyüs: Konuşmalar / İKİNCİ BÖLÜM 

 

"Ülkeyi Yönetmek"


I - Üstat dedi ki: "Ülkesini erdemle yöneten kimse, yerini her zaman koruyabilen ve bütün yıldızların kendisine uyduğu kutup yıldızıyla karşılaştırılabilir."
II - Üstat dedi ki: "Şiir kitabında 300 parça şiir vardır; ama bir tümce hepsini içine alabilir: Kötücül düşüncelerin olmasın."
III - Üstat dedi ki: "Halk yasalarla yönetilir ve cezalarla yola getirilmek istenirse, onlar kendilerini cezalardan kurtarmaya çalışacaklar; ama hiç utanç duymayacaklardır.
Onlar erdemle yönetilir ve terbiye gerekleriyle yola getirilmek istenirse, utanç duyacaklar ve böylece iyi olmaya çalışacaklardır."
IV - Üstat dedi ki: "15 yaşımda kendimi öğrenmeye verdim."



- "30 yaşımda, istencime sahip olabildim."
- "40 yaşımda, kuşkulardan uzaklaştım."
- "50 yaşımda, 'göğün buyruğu'nu öğrendim."
- "60 yaşımda, seziş yoluyla her şeyi kavradım."
- "70 yaşımda, doğru olan şeylere zarar vermeden yüreğimin isteklerini yerine getirebildim."

V - Meng İ (5), "Anaya babaya sevgi ve bağlılığın ne olduğunu" sordu. Üstat yanıt verdi: "Onların sözünü dinlemek demektir".
- Daha sonra Fan Ch'ıh (6) ile giderken dedi ki: "Meng-sun (Meng İ) bana 'Ana babaya sevgi ve bağlılığın ne olduğu'nu sordu. Ben de, 'Onların sözünü dinlemektir,' dedim."
- Fan Ch'ıh dedi ki: "Ne demek istiyorsunuz?" Üstat yanıt verdi: "Yaşarken, ailemize terbiye gereklerine göre hizmet etmeliyiz. Öldükleri zaman, tören kurallarına göre onları
gömmeli ve kurbanlar sunmalıyız."

VI - Meng Wu da, (7) yine anaya babaya bağlılığın ne olduğunu sordu. Üstat yanıt verdi: "Ana baba, çocuklarının hastalanmasından korkarlar."
VII - Tzu-yü (8) de anaya babaya bağlılığın ne olduğunu sordu. Üstat yanıt verdi: "Bugünlerde anaya babaya bağlılık demek, bir kimsenin ailesini geçindirmesi olarak
anlaşılıyor. Ama, köpek ve atlar da ayni şeyi yaparlar. Saygı olmazsa bunu ötekinden nasıl ayırt edebiliriz?"
VIII - Tzu-hsia da, anaya babaya sevgi ve bağlılığın ne olduğunu sordu. Üstat yanıt verdi: "Zorunluk ve biçim sorunudur. Ailesinin bir sıkıntısı olunca, genç çocuk bu
sıkıntıyı üzerine alırsa, şarabını, yiyeceğini onların önüne koyarsa, bu anaya babaya sevgi ve bağlılık sayılmaz mı?"
IX - Üstat dedi ki: "Hui (9) ile bütün gün konuştum. Söylediklerimin hiçbirine karşı çıkmadı. Sanki budalaydı. Benden uzaklaşınca özel yaşamınızı inceledim. Bu her şeyi açıkça
gösterdi; Hui budala değildi."
X - Üstat dedi ki: "Bir insanın yapacağı işlere bak:
- "Onun davranışlarına dikkat et."
- "DinlendiÄŸi ÅŸeylere bak."
- "Bir insan kişiliğini nasıl gizleyebilir?"

XI - Üstat dedi ki: "Bir kimse, sürekli yeni bilgiler elde ederek eski bilgisini geliştirmeye çalışırsa, o kimse başkalarının öğretmeni olabilir."
XII - Üstat dedi ki: " 'Büyük ve üstün insan' bir araç değildir."
XIII - Tzu-kung, "'üstün insan' kimdir?" diye sordu. Üstat yanıt verdi: "Konuşmadan önce eyleme geçer ve sonra eylemine göre konuşur."
XIV - Üstat dedi ki: " 'Büyük ve üstün insan' özgür düşüncelidir ve dar kafalı değildir. Ancak küçük bir insan dar kafalıdır ve özgür düşünceli değildir."
XV - Üstat dedi ki: "Düşünmeden öğrenmek, zaman yitirmektir. Bir şeyi öğrenmeden düşünce ileri sürmek, tehlikelidir."
XVI - Üstat dedi ki: "Yu, (10) sana bilginin ne olduğunu öğreteyim mi? Bir şey bildiğin zaman, onu bildiğini göstermeye çalış. Bir şey bilmiyorsan, onu bilmediğini kabul et.
İşte bu bilgidir."
XVII - Üstat dedi ki: "Garip öğretiler üzerinde çalışmak, gerçekten zararlıdır."
XVIII - Tzu-chang, (11) para kazanmak amacıyla bilgi edinmeye çalışıyordu.

- Üstat dedi ki: "Çok dinle, kuşkulandığın noktaları bir yana bırak ve sakınarak konuş; o zaman pek az yanlışın olur. Çok gör ve tehlikeli şeylerden uzaklaş ve davranışlarında
sakıngan ol. O zaman pişman olmazsın. Bir kimse konuşmalarında ve davranışlarında az yanlış yaparsa, bu kimse kazanç yolundadır demektir."
XIX - Dük Ai (12) sordu: "Halkı söz dinler kılmak için ne yolda davranmalı?"

- Üstat yanıt verdi: "Doğruluktan ayrılma, yanlışlarını düzelt. İşte o zaman halk söz dinler. Yanlışlarını düzeltmezsen, doğruluktan ayrılırsan, o zaman halk söz dinlemez."
XX - Chi K'ang (13) sordu: "Halkın hükümdarlarına karşı saygılı olması, bağlılık göstermesi ve çok çalışması için, ne yapmalı?"
- Üstat yanıt verdi: "Halkı ağırbaşlılıkla yönetirse, ona saygı gösterirler. O (hükümdar), ailesine bağlı ve herkese karşı incelikliyse, ona bağlılık gösterirler. İyi yoldan
gider ve elinden geldiğince öğretmeye çabalarsa, halkı çok çalışır."

XXI - Birisi Konfüçyüs'e dedi ki: "Neden devlet hizmetinde bir görev almıyorsunuz?"
- Üstat yanıt verdi: "Şiir kitabında anaya babaya bağlılık konusunda ne diyor? Sen ana ve babana bağlıysan, kardeşlik ödevini yapmış olursun. Bu davranış devleti etkiler ve
aynı zamanda hükümetin kurulmasını sağlar. Şu halde, bir insan neden devlet hizmetinde görev alsın?"
XXII - Üstat dedi ki: Bilmiyorum, bir kimse nasıl oluyor da yalancılıkla işini başarabiliyor. Büyük ve küçük arabalar, nasıl oluyor da boyunduruk ve koşum olmadan
gidebiliyor?"

XXIII - Tzu-chang, "Bin yıl sonraki işler bilinebilir mi?" diye sordu.
- Üstat yanıt verdi: "Yin sülalesi, Hsia sülalesinin devlet düzenini izledi. (14) Onların bir şeyler aldığı ya da onlara bir şeyler eklediği bilinmektedir. Chou hanedanı Yin
hanedanının düzenini izledi. (15) Onlardan neyin alındığı ya da onlara neyin eklendiği biliniyor. Belki bundan sonra gelenler, Chouları izleyeceklerdir. Yüzlerce yıl sonra bile
olsa, Chouların işleri bilinecektir."

XXIV - Üstat dedi ki: "Kendisiyle ilgili olmayan bir ölüye sunu sunmak dalkavukluktur."
- "Doğru olan şeyi görmek ama yapamamak, korkaklıktır."

 

 

 

Konfüçyüs: Dördüncü bölüm / Komşulara Karşı Erdemli Olmak

 

I - Üstat dedi ki: "Erdemli davranışlar, komşuluğu pek iyi kılar. Bir kimse erdemin egemen olduğu bir yerde kalmak istemezse, o kimse akıllı kabul edilebilir mi?"
II - Üstat dedi ki: "Erdemli olmayan kimseler, uzun zaman yoksulluğa, sıkıntıya ve eğlenceye karşı koyamazlar. Erdem, erdem içinde yer alır. Akıllı olanlar bunu ararlar."
III - Üstat dedi ki: "İstenç, erdemin üzerine kurulursa nefret uyandırıcı davranışlar olmaz."
IV - Üstat dedi ki: "Gerçekten erdemli olan bir kimse başkalarını sevebilir ya da onlardan nefret edebilir."
V - Üstat dedi ki: "Zenginlik ve onur, herkesin istediği şeylerdir. Bunlar doğru bir yolda kazanılmazsa, pek çabuk yitirilir. Yoksulluk ve düşkünlük insanların nefret ettiği şeylerdir. İnsanlar dürüst davranmazlarsa, bunlardan kendilerini sıyırmalarının olanağı yoktur."
- " 'Büyük ve üstün insan' erdemden uzaklaşırsa, o iyi bir ün kazanabilir mi?"




- " 'Büyük ve üstün insan', iki yemek arasında bile erdeme aykırı davranamaz. İvedi anlarında bile ondan ayrılmaz ve tehlikeli zamanlarında da onu bırakmaz."
VI - Üstat dedi ki: "Erdemi seven birini henüz görmedim. Erdemden hoşlanmayan bir kimseden nefret edene daha raslamadım; erdemli bir kimse, bundan başka şeye değer vermez. Erdemli olmayandan nefret eden kimse, kendisine erdemsiz birinin yaklaşmasına engel olacak yolda erdemi yerine getirecektir."
- "Bir kimse, bir gün gücünü erdem için kullanabilecek mi? Onun gücünün bu yolda yeterli olmadığını hiçbir zaman görmedim."
- "Böyle bir olay olabilir; ama ben görmedim."
VII - Üstat dedi ki: "İnsanların yanlışları, sınıflarının özelliğidir. Bir insanın yanlışını görmekle, onun erdemli olduğunu anlayabilirsiniz."
VIII - Üstat dedi ki: "Bir kimse, sabahleyin 'Tao'yu işitse, akşamleyin yazıklanmadan ölebilir."
IX - Üstat dedi ki: "Taosu olan bir bilgin, kötü giysilerinden ve tatsız tuzsuz yemeklerinden dolayı utanç duyuyorsa, bu kimseye önem vermeye değmez."
X - Üstat dedi ki: " 'Büyük ve üstün insan' dünyada bir şeye karşı ne düşkünlük gösterir, ne de onu küçümser. O, doğru olan şeyi izler."
XI - Üstat dedi ki: " 'Büyük ve üstün insan' erdemi, küçük insansa rahatını düşünür. 'Üstün insan' yasalar konusunda kafasını çalıştırır; küçük insansa kendi çıkarını aramaya bakar."
XII - Üstat dedi ki: "Hep kendi çıkarını göz önünde tutmaya çalışan kimse, pek çabuk düşman kazanır."
XIII - Üstat dedi ki: "Ülke, toplum düzenlerine göre ve içtenlikle yönetilirse, bir karışıklık çıkabilir mi? Ülke içtenlikle yönetilirse, toplum kurallarına gerek kalır mı?"
XIV - Üstat dedi ki: "Yüksek bir konumda bulunmadığından dolayı telaşlanma. Asıl o konuma uygun olup olmayacağından dolayı endişe et."
XV - Üstat dedi ki: "Shan, benim öğretim her yeri kapsar." Öğrencisi Tsang yanıt verdi: "Evet."
- Üstat dışarı çıktı. Öğrencileri birbirine sordu: "O, bu sözleriyle neyi anlatmak istedi?" Tsang şu yanıtı verdi: "Üstadımızın öğretisi bağlılık ve iyilikseverliği içine alır."
XVI - Üstat dedi ki: " 'büyük ve üstün insan' yalnızca doğruluğu, küçük insansa yalnızca çıkarını düşünür."
XVII - Üstat dedi ki: "Değerli bir insan gördüğümüzde, onun gibi olmayı düşünmeliyiz. Değersiz bir kimseye rasladığımızdaysa, geri dönmeli ve kendimizi incelemeliyiz."
XVIII - Üstat dedi ki: "Ailenize hizmet ederken eleştirilerinizde incelikli olmalısınız. Sözlerinize aldırış etmediklerini görseniz bile, daha çok saygılı olmayı sürdürün. Bu sizi yorsa bile, kızmayın."
XIX - Üstat dedi ki: "Aileniz yaşıyorken uzak yerlere gitmeyin. Gitseniz bile belirli bir yeriniz olmalı."
XX - Üstat dedi ki: "Bir kimse üç yıl babasının yolundan giderse, ona 'Anaya babaya bağlı bir kimse' denir."
XXI - Üstat dedi ki: "Sevinç ve üzüntü anları için, ana ve babanın yaşı kesinlikle bilinmelidir."
XXII - Üstat dedi ki: "Eski insanlar sözlerinde aşırılığa kaçmamışlardır; çünkü yaptıkları işlerde başarıya erişemeyeceklerinden korkmuşlardır."
XXIII - Üstat dedi ki: " 'büyük ve üstün insan' sözlerinde dikkatli, davranışlarında ağırbaşlı olmalıdır."
XXIV - Üstat dedi ki: "Erdem olduğu yerde kalmamalı, komşuları da etkilemeli."
XXV - Üstat dedi ki: "Sakıngan davranışlarda, pek az yanılgı olur."
XXVI - Üstat dedi ki: "Hükümdara hizmet ederken, sürekli olarak ona yanlışını söylemek, o kimseyi gözden düşürür. Arkadaşlar arasında kırıcı sözler kullanmak, arkadaşlığın bozulmasına yol açar."
 


 

Konfüçyüs: DOKUZUNCU BÖLÜM 'Üstadın Seyrek Olarak Ele Aldığı Konular'

 

I - Üstadın seyrek olarak ele aldığı konular yarar, yazgı ve iyilikseverliktir.

II - Ta-hsiang köyünden bir adam dedi ki: "Filozof K'ung, gerçekten büyük bir insan! Bilgisi geniştir; ama, kendisini ünlü olarak göstermeye çalışmaz."
- Üstat onları dinleyince öğrencilerine sordu: "Benim yapabileceğim şey nedir? Araba kullanmasını mı, yoksa ok atmasını mı öğrenmeye çalışacağım? Araba kullanmasını öğreneceğim."

III - Üstat dedi ki, "Keten şapka, tören kurallarına en uygun olanıdır; ama, şimdi ipekten olanı giyilmektedir. Öbürü daha ucuzdur; ama ben, herkesin kullandığını giyeceğim."
- "Aşağı salondayken eğilip selam vermek, tören kurallarında gösterilmiştir; ama şimdi, yukarı kata çıkıldıktan sonra selam verilmektedir. Bu pek iyi bir şey; ama ben, herkesin yaptığının tersine, aşağı salondayken selam vermeyi sürdüreceğim."




IV - Üstat'ın dört özelliği şunlardır: Önyargısızdır. Bir şeye hemen karar vermez. İnatçı değildir. Bencil değildir.

V - Üstat, K'uang'da büyük bir korku geçirmişti. (74)
- Dedi ki: "Kral Wen'in ölümünden sonra, gerçeklik içimde yerleşmiş değil midir?"
- " 'Gök' gerçekliğin yok olmasını isteseydi, bu gerçeklikle benim ilgim olamazdı. 'Gök' bu gerçekliğin yok olmasını istemiyorsa, K'uang halkı bana ne yapabilir?"

VI - Büyük bir memur Tzu-kung'a sordu: "Üstadınızın kutsal bir insan olduğu söylenemez mi? Yetenekleri nasıl da türlü türlü!"
- Tzu-kung dedi ki: "Kuşkusuz, 'Gök' ona sınırsız özellikler vermiştir. Bunun için biz onu kutsal insan sayabiliriz. Yetenekleri de pek çoktur."
- Üstat bu konuşmaları duydu, dedi ki: "Bu büyük memur beni tanıyor mu? Ben gençken durumum pek parlak değildi. Bunun için birçok iş yaptım. Bunlar bayağı işlerdi. 'Büyük ve üstün insan' böyle türlü işler yapabilir mi? Onun bu tür işler yapmasına ne gerek var?"
- Lao dedi ki: "Üstat diyor ki: 'Bir memurluğum olmadığı için bir çok iş denedim!'" (75)

VII - Üstat dedi ki: "Benim gerçekten bir bilgim var mı, bilmiyorum. Bilgisiz bir insan bana bir şey soracak olursa, her şeyi, tüketene dek ona anlatırım."

VIII - Üstat dedi ki: "Fang kuşu artık gelmiyor. Irmak, haritasını göndermiyor. (76) Her şey bitti artık!"

IX - Üstat, yas giysilerini giymiş insanların geldiğini ya da kör bir insanın yaklaştığını görünce, onlar genç olsalar bile yine ayağa kalkar. Onların yanından geçecek olursa, çabucak oradan uzaklaşır.

X - Üstadın hayranı olan Yen Yüan dedi ki: "Onları (ilkeleri) okuduğumda, daha üstün görünürler. İncelediğimde, daha derin olduklarını anlarım. Önümde olduklarını gördüğümde, birdenbire arkada oldukları anlaşılır."
- Üstat iyi ve sağlam bir yöntemle insanlara önderlik etmiştir. Bilgisiyle beni aydınlatmış ve tören kurallarını öğretmiştir.
- "Bunları (ilkeleri) bırakmak istediğimde, bunu yapamadım. Bütün yeteneğimi kullandığımda, önümde yine bu ilkelerin bulunduğunu gördüm; ama, bunu elde etmek istedimse de, bir yol bulamadım."

XI - Üstat çok hastaydı. Tzu-lu, öğrencilerden bir bakanmışlar gibi davranmalarını istedi. (77)
- Üstat iyileştiğinde, dedi ki: "Uzun zamandan beri Yu (Tuzu-lu,) bizi davranışlarıyla aldatmaktadır. Bakanlarım olmadığı halde, onların var olduğunu kabul etmekle kimi aldatacağım? 'Göğü' mü aldatacağım?"
- "Bununla birlikte, siz öğrencilerimin elinde ölmek, bakanların elinde ölmekten daha iyidir. İyi bir cenaze töreni yapılmayacaksa da, yolda ölecek değilim ya?"

XII - Tzu-kung dedi ki: "Burada güzel bir mücevher var. Bunu bir kutuya koyup saklayayım mı? Ya da onu iyi bir fiyata satayım mı?" Üstat dedi ki: "Onu sat, onu sat; ben onu satın alacak kimseyi bekleyebilirim."

XIII - Üstat ülke dışına çıkıp dokuz yabanıl boy arasında yaşamak istiyordu.
- Biri dedi ki: "Onlar, yabanıldırlar. Böyle bir şeyi nasıl yapabilirsiniz?" Üstat dedi ki: " 'Üstün insan' onlar arasında yaşarsa. ortada 'yabanıllık' diye bir şey kalabilir mi?"

XIV - Üstat dedi ki: "Wei'den Lu derebeyliğine döndüğümden sonradır ki, müzik yeniden düzenlendi ve krallık şarkıları ve övgüleri yerlerini buldu."

XV - Üstat dedi ki: "Dışarıda, yüksek memurlara ve soylulara hizmet etmek, evindeyse babasına ve kardeşlerine hizmet etmek; ölünceye dek çok çalışmamak; çok şarap içmemek... Bunlardan hangisini yapayım?"

XVI - Üstat bir ırmağın kıyısında duruyordu; dedi ki: "Gece gündüz, durmadan, tükenmeden akıp gidiyor!"

XVII - Üstat dedi ki: "Güzelliği sevdiği denli, erdemi de seven bir insanı daha görmedim."

XVIII - Üstat dedi ki: "Bilginin ilerlemesi, insanın bir dağa çıkmasıyla karşılaştırılabilir. İşi tamamlamak için bir sepet toprağa gereksinme varsa, ben hemen durur ve işi bırakırım. Bu, düz bir yere toprağı boşaltmaya benzetilebilir. Burada, bir sepet dolusu toprak bir seferde yere atılıyorsa da, bu işte ilerleyiş benim önde gidişimi gösterir."

XIX - Üstat dedi ki, "Ona bir şey söylediğimde, o asla ilgisizlik göstermez. Ah! İşte bu Hui'dir."

XX - Üstat Yen Yüan için dedi ki: "Onun hep ilerlemekte olduğunu ve asla durmadığını gördüm."

XXI - Üstat dedi ki: "Bir bitkiden yaprakların fışkırdığı görülmüştür; ama, o bitki çiçek açmamıştır. Çiçeklerin açtığı görülmüştür; ama, meyve vermedikleri de bir gerçektir."

XXII - Üstat dedi ki: "Bir gence saygı gösterilmelidir. Onun geleceğinin, bizim şimdiki durumumuza eşit olmayacağını nasıl bilebiliriz? 40-50 yaşına gelip de kendisinden söz etmezse, o gerçekten saygı gösterilmeye değer bir insandır."

XXIII - Üstat dedi ki: "İnsanlar, yasalar yerine geçen öğütleri çiğneyebilir mi? Bunlar, insanların davranışlarını düzenlemektedir. İnsanlar bu öğütlerden hoşlanmadıklarını incelikle söyleyebilirler mi? Bunlar, amaçlarını ortaya koymaktadır. Bir kimse bu sözlerden hoşlandığı halde, amacını ortaya koyamazsa ve sonra öğütleri kabul edip de davranışlarını düzeltmezse, ben bu kimse için gerçekten bir şey yapamam."

XXIV - Üstat dedi ki: "Bağlılığı ve içtenliği asıl ilke olarak kabul et. Kendine eşit olmayan arkadaşlar edinme. Yanlışları olursa düzeltmekten çekinme."

XXV - Üstat dedi ki: "Büyük bir devletin komutanı görevinden uzaklaştırılabilir; ama, düşüncelerinden asla..."

XXVI - Üstat dedi ki: "Kenevirden yapılmış eski giysileriyle kürkler içinde bulunan bir adamın yanında kendisinden utanç duymayan bir insan varsa, işte o Yu'dur."
- "Hiç kimseden nefret etmez. Açgözlü değildir. Hep iyi olan şeyi yapar."
- Tzu-lu sürekli bu sözleri yineliyordu. Bunun üzerine Üstat dedi ki: "Bu sözler, yetkinliği yaratmaya yetmez."

XXVII - Üstat dedi ki: "Hava soğuduğunda yapraklarını en son dökenlerin çam ve servi ağaçları olduğunu anlarız."

XXVIIII - Üstat dedi ki: "Akıllı insanlar, kendilerini coşkuya kaptırmazlar. Erdemli olanlar kuşku içinde olmazlar. Gözüpek olanlar hiçbir şeyden korkmazlar."

XXIX - Üstat dedi ki: "Kimi insanlarla birlikte çalışabiliriz; ama, asıl konularda birlikte olmadığımızı anlarız. Asıl ilkelerde birlikte olabiliriz; ama, bunları uygulama konusunda anlaşmaya varamayız. Bunları uygulama konusunda anlaşsak da olaylar için yargıda bulunmakta ayrılabiliriz."

XXX - "Erik ağacının çiçekleri nasıl titrer ve kıvrılır. Seni düşünmez olur muyum? Fakat evin çok uzakta." (Şiirden bir parça.)
- Üstat dedi ki: "Bu, düşüncenin yokluğundan ileri gelir; o da öyle uzaklarda ki!"

 

 

Konfüçyüs: Konuşmalar: ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM - ''Hsien Wen''
 

 

(87)

I - Hsien 'utancın ne olduğunu' sordu. Üstat dedi ki:
"Ülkede iyi bir hükümet iş başında olduğu zaman, düşünülen şey, yalnızca 'aylık'sa, işte bu utançtır."
II - "Üstün olma isteği, övünmek, açgözlülük yok edildiğinde, 'erdemin' ortaya çıktığı sanılıyor."

- Üstat dedi ki: "Bu, belki güç olan bir şeyin başarılması kabul edilebilir; ama bunun üstün erdemle ilgili olabileceğini sanmıyorum."

III - Üstat dedi ki: "Bir ülkede iyi bir hükümet olduğunda, sözler ve davranışlar, sonuna dek özgürdür. Kötü bir hükümet iş başındayken, davranışlar belki sonuna dek özgürdür; ama konuşmalarda sakıngan olmak gerekir."



V - Üstat dedi ki: "Erdemli insanlar, kesinlikle doğru konuşur; ama doğru konuşanlar erdemli olmayabilir. İlkeleri yoktur."
VI - Nan-kung Kuo (88) Konfüçyüs'e sordu: "İ, ok atmakta beceriliydi. Ao, bir gemiyi sürebilirdi. Ama, her ikisi de doğal bir ölümle ölmedi. Yü ve Chi tarım gereçleri üzerinde çalıştı ve imparatorluğu elde ettiler." Bunlara karşılık olarak Üstat bir şey söylemedi; ama, Nankung Kuo dışarı çıktığında dedi ki: "O, gerçekten 'üstün' bir insan! O, erdemi gerçekten seven bir insan!"
VII - Üstat dedi ki: " 'Üstün insan' olup da, erdemi olmayan insanlar bulunabiliyor! Ama, düşük insanlar, asla erdemli olamaz."
VIII - Üstat dedi ki: "İnsanı dikkatli bir çalışmaya götüremeyen bir sevgi var olabilir mi? İnsanı doğru yola götüremeyen bir bağlılık var olabilir mi?"
IX - Üstat dedi ki: "Hükümetin buyruklarının hazırlanmasında ilk taslağı P'i Shan yaptı. Shıh-shu bunu inceledi ve konusu üzerinde konuştu. Tzu-yü dış ilişkiler yöneticisi olarak bunun biçemi üzerinde çalıştı. Sonunda da, Tzu-ch'an (Tung-li'li) buna son biçimini vererek bitirdi." (89)

X - Birisi Tzu-ch'an'ı sordu. Üstat, "O, incelikli bir insandır." (90) dedi.
- O, Tzu-hsi'yi sordu. Üstat, "O, adam!" dedi.
- O, Kuan Chung'u sordu. Üstat dedi ki: "Pien kenti 300 ailesiyle birlikte Po ailesinin başkanının elinden alındı; ama, o yaşamının sonuna dek yalnızca pirinç yemek zorunda kalmasına karşın, yakınmadı."

XI - Üstat dedi ki: "Yakınmaksızın yoksulluğa katlanmak güçtür. Gururu olmayanın zengin olması kolaydır."
XII - Üstat dedi ki: "Mang Kung-ch'o'nun, Chao ve Wei ailelerinin yaveri olması daha uygundur; ama T'ang ve Hsieh devletinde büyük bir memur olması kesinlikle uygun değildir." (91)
XIII - Tzu-lu, 'yetkin insanın nasıl olması gerektiğini' sordu. Üstat dedi ki: "Tsang Wu-chung'un bilgisini, Kung-ch'o'nun tokgözlülüğünü, Pien'li Chuang'ın gözüpekliğini ve Tsan Ch'iu'nun türlü yeteneklerini elde etmiş bir insanı düşün. Bunlara tören kurallarına ve müziğe bağlılığı da eklersen, işte böyle bir kimseye 'yetkin' denebilir." (92)
XIV - Üstat, King-ming Chia'ya, Kung-shu Wen'i sordu, "Sizin efendinizin konuşmadığı, gülmediği ve bir şey kabul etmediği doğru mudur?" (93)
- Kung-ming Chia yanıt verdi: "Bu söylentiler doğru değildir. Benim efendim zamanı gelince konuşur; böylece insanlar onun konuşmasından usanmazlar. Eğlenceli bir zamanda güler; böylece onun gülmesinden usanmazlar. Doğruluğa uygunsa, o şeyi kabul eder; bundan dolayı insanlar, onun hep almayı istemesinden usanmazlar." Üstat, "Demek böyle! Ama bu, gerçekten böyle mi?" dedi.
XV - Üstat dedi ki: "Tsan-Wu-chung, Fang'a sahip olduğunda, Lu Dükü'ne ailesine bir ardıl [halef] seçmesini söyledi. Dük'e bu konuda baskı yapmadığı söyleniyorsa da, böyle davrandığı kanısındayım."

XVI - Üstat dedi ki: "Tsin Dükü Wen, kurnazdı ve dürüst değildi. Ch'i Dükü Huan dürüsttü, ama kurnaz değildi." (94)
XVII - Tzu-lu dedi ki: "Dük Huan, kardeşi Chiu'nun öldürülmesine neden oldu. Shao Hu, efendisiyle birlikte öldü; ama, Kuan Chung ölmedi. Onun erdemsiz bir insan olduğu söylenemez mi?" (95)
- Üstat dedi ki: "Dük Huan, bütün prensleri topladı; ama, silahları ve savaş arabaları yoktu. Bu, yalnızca Kuna Chung'ın etkisiyle yapılmıştı. Onun gibi kim erdemli olabilir? Onun gibi kim erdemlidir?"
XVIII - Tzu-kung dedi ki: "Sanırım ki, Kuan Chung erdemli bir insan değil. Dük Huan, kardeşi Dük Chiu'nun öldürülmesine neden olduğunda Chung onunla birlikte ölmeyi göze alamadı. Bundan başka, Huan'ın başbakanı oldu."

- Üstat dedi ki: "Kuan Chung, Dük Huan'ın başbakanı mı oldu? Huan'ı bütün prenslerin önderi yaptı, imparatorluğu birleştirdi ve düzenledi. Bugüne dek, halk onun verdiği armağanlardan hoşnut kaldı. Şimdi biz Kuan Chung için saçlarımızı çözmeli ve paltolarımızı soldan iliklemeliyiz." (96)
- "Sen ondan, sıradan erkeklerin ve ırmakta ya da hendeklerde kendi canına kıyan sıradan kadınların bağlılığını mı bekleyeceksin? Bu insanlar konusunda kimse bir şey bilmiyor mu?"
XIX - Büyük memurlardan Hsien, King-shu Wenlerin aile bakanı olmuştu. Wen'le birlikte prensin sarayına gitti.
- Üstat bunu işittiğinde dedi ki: "O, üstün insan olmayı hak etti."
XX - Üstat, Wei Dükü Ling'in ilkesiz yönetiminden söz ediyordu. Ch'i K'ang "Onun böyle bir özyapısı varken nasıl oluyor da hâlâ hükümdarlık edebiliyor?" dedi. (97)
- Konfüçyüs dedi ki: "Chung-shu Yü, onun konuklarıyla ilgileniyor; To, Atalar Tapınağı'na bakıyor; Wang-sun Chia da orduyu yönetiyor. Bu gibi adamları olan biri hükümdarlığı nasıl yitirebilir?"
XXI - Üstat dedi ki: "Alçakgönüllü olmayan biri, konuşurken sözlerinin iyi olması bakımından güçlük çekecektir."
XXII - Chan Ch'ang, Ch'i Dükü Chien'i öldürmüştü. (98)

- Konfüçyüs banyosunu yaptı ve saraya gitti. Dük Ai'yı çağırttı, dedi ki: "Chan Heng, hükümdarını öldürdü. Onu cezalandırmanızı istiyorum."
- Dük dedi ki: "Üç Aile'nin başkanlarına haber ver."
- Konfüçyüs eve dönünce dedi ki: "Ben de büyük memurlar gibi, bu konuyu bildirmemeyi göze alamam. Prensim de bana, 'yalnızca Üç Aile'ye haber ver' dedi."
- O, aile başkanlarına gidip bu olayı anlattı; ama, onlar eyleme geçmediler. Bunun üzerine Konfüçyüs dedi ki: "Büyük memurlar gibi, böyle bir işi bildirmemeyi göze alamadım."

XXIII - Tzu-lu, 'Bir hükümdara nasıl hizmet edileceğini' sordu. Üstat yanıt verdi: "Ona baskı yapma ve sonra onu gücendirme."
XXIV - Üstat dedi ki: "Büyük ve üstün insanın ilerlemesi yukarıya doğrudur; düşük bir insanın ilerlemesiyse aşağı doğrudur."
XXV - Üstat dedi ki: "Eski zamanlarda, insanlar bilgiyi kendilerini yetiştirmek için edinirlerdi. Bu zamandaysa, insanlar bilgiyi başkalarını övmek için elde etmeye çalışıyorlar."
XXVI - Chü Po-yü, (99) Konfüçyüs'e bir haberci gönderdi. Konfüçyüs onunla oturup konuştu; dedi ki: "Efendin neyle uğraşır?" Haberci yanıt verdi: "Efendim yanlışlarını azaltmaya çalışıyor; ama henüz başarıya ulaşamadı." Haberci gidince Üstat: "Gerçekten bir haberci! Gerçekten bir haberci!" dedi.
XXVII - Üstat dedi ki: "Hükümet dairesinde bir görevi olmayan bir kimsenin hükümetin yönetimi konusunda plan yapmasına hiç de gerek yoktur.
XXVIII - Filozof Tsang dedi ki: "Büyük ve üstün insan, düşüncelerinde sınırı aşmaz."
XXIX - Üstat dedi ki: "Büyük ve üstün insan konuşmalarında sakıngan, ama davranışlarında hızlıdır."
XXX - Üstat dedi ki: "Büyük ve üstün insanın yolu üç kat yüksektir. Ben ona eşit değilim. Erdemli olanlar, kaygıdan; akıllı olanlar, korkudan uzaktırlar."

- Tzu-kung dedi ki: "Üstadım, bu sizin söyledikleriniz değil mi?"
XXXI - Tzu-kung, insanları birbirleriyle karşılaştırıyordu. Üstat, "Tzu değerli bir insan değil midir? Artık onun için harcayacak zamanım yok," dedi.
XXXII - Üstat dedi ki: "İnsanların beni tanımamalarından dolayı kaygılanmam. Kendi yeteneksizliğimden kaygılanırım."
XXXIII - Üstat dedi ki: "Aldatmayı düşünmeyen ve inanmadığını belli etmeyen ve bununla birlikte bunları anlayabilen bir kimse, değerli bir kişi değil midir?"
XXXIV - Wei-shang Mao, Konfüçyüs'e dedi ki: "Ch'iu, nasıl oluyor da siz burada, böyle oturup duruyorsunuz? Siz güzel konuşan bir insan değil misiniz?"

- Konfüçyüs dedi ki: "Böyle bir insan olduğumu söyleyemem; ama, inatçı olmaktan da nefret ederim."

XXXV - Üstat dedi ki: "Bir at, yalnızca güçlü olduğundan dolayı değil, başka iyi özelliklerinden dolayı Ch'i adını (100) alır."
XXXVI - Biri dedi ki: "Kötülüğe iyilikle karşılık veren biri için ne dersiniz?"
- Üstat yanıt verdi: "Peki, siz iyiliğe neyle karşılık verirsiniz?"
- "Haksızlığa adaletle, inceliğe incelikle karşılık veririm."
XXXVII - Üstat dedi ki: "Ne yazık, beni anlayan hiç kimse yok."

- Tzu-kung dedi ki: "Beni anlayan hiç kimse yok demekle neyi söylemek istediniz?" Üstat yanıt verdi: "Ben 'Gök'e karşı söylenmiyorum; insanlara sitem etmiyorum. Çalışmalarım az, anlayışımsa çok yüksek. Ama işte 'Gök', o beni anlıyor!"
XXXVIII - Kung-po Liao, (101) Tzu-lu'dan Chi-sun'a yakındı. Tzu-fu Ching-po bunu Konfüçyüs'e bildirdi; dedi ki: "Belki Kung-po Liao Üstadımıza yanlış bilgi vermiştir. Benim, Liao'yu öldürüp onun cesedini pazarda ve sarayda gösterme gücüm var."
- Üstat dedi ki: "İlkelerim gelişmişse, bu 'yazgının' işidir. İlkelerim gelişmemişse, bu da 'yazgının' işidir. Kung-po-liao 'yazgı' karşısında ne yapabilir?"
XXXIX - Üstat dedi ki: "Kimi değerli insanlar, yalnızlığa çekiliyorlar."
- "Kimileri, ülkelerini bırakıp gidiyorlar."
- "Kimileri, kötü bakışlardan uzaklaşıyorlar."
- "Kimileri de, anlamsız sözlerden kaçıyorlar."

XL - Üstat dedi ki: "Bütün bunları yapanlar, 7 kişidir."
XLI - Tzu-lu geceyi Shıh-men'de geçirdi. (102) Kapıdaki koruman ona, "Kimi görmekten geliyorsunuz?" diye sordu. Tzu-lu, "Bay K'ung'dan..." dedi. Koruman, "O mu? Zamanın çetinliğini bildiği halde, yine bu zamanın içinde iş görmeye çabalayan insan değil mi?" dedi.
XLII -Üstat Wei'deyken, bir gün taştan yapılmış bir müzik aletini çalıyordu. (103) Elinde hasır bir sepet bulunan bir adam, Konfüçyüs'ün kapısının yanından geçerken dedi ki: "Bu çalgıyı çalan kimsenin de, yüreği böyle doludur."

- Biraz sonra dedi ki: "Bu ses veren şeyler nasıl da sıradan. Ona (Konfüçyüs'e) kimse aldırış etmediğinde, o hemen başka bir iş yapmak istediğini gösterir. Derin sulardan giysiyle, derin olmayan sulardansa etekler kaldırılarak geçilir."
- Konfüçyüs dedi ki: "Amacında ne kadar kararlı! Ama bu güç bir şey değil!"

XLIII - Tzu-chang dedi ki: "Shu'da (tarih kitabı) 'sarayda yapılan yas törenleriyle ilgilenen Tao-tsung üç yıl konuşmadı' sözünden ne anlaşılmalıdır?" (104)
- Üstat dedi ki: "Neden Kao-tsung buna örnek olarak gösteriliyor? Eski insanların hepsi bunu yaptılar: Hükümdar ölünce, memurlar görevlerini yerine getirdiler ve üç yıl başbakandan buyruk aldılar."
XLIV - Üstat dedi k: "Hükümdarlar törenlere dikkat ederlerse, halk hemen onların hizmetine koşar."

XLV - Tzu-lu 'üstün insan'ı sordu. Üstat, "Kendisini büyük bir dikkatle yetiştirmek isteyen kimsedir," dedi. Tzu-lu "Hepsi bu mu?" dedi. Üstat, "Başkalarına rahatlık verecek kadar kendisini yetişiren kimse," dedi. Tzu-lu yine "Bu kadar mı?" diye sordu. Üstat, "Bütün insanlara rahatlığı sağlamak için kendisini yetiştiren kimsedir. Dahası, Yao ve Shun bile bu konuda kaygılıydılar," yanıtını verdi.
XLVI - Yüan Tsang, yere çömelmiş, Üstadın gelmesini bekliyordu. (105) Üstat dedi ki: "Bir kimse çocukken, küçüklere yakışacak gibi alçakgönüllülük gösteremezse, gençken yararlı şeyler yapamazsa, yaşlılığında da böyle yaşamayı sürdürürse, o, bulaşıcı bir hastalıktır." Sonra elindeki bastonla onun ayağına vurdu.

XLVII - Konfüçyüs, Ch'üeh köyünden bir çocuğu, ziyaretçilerini bildirmesi için hizmetine aldı. Biri, çocuk için, "Sanırım iyi yetişti!" dedi. (106)

- Konfüçyüs dedi ki: "Bana kalırsa, bu çocuk büyük bir adamın yerini almak için onlarla omuz omuza geldi. O, bilgisini geliştirmek isteyen bir insan değil, yalnızca, pek çabuk büyük bir adam olmak isteyen bir kişi."

 

 

 Konfüçyüs: Konuşmalar: ON DOKUZUNCU BÖLÜM ''Tzu-chang''

 

 

I - Tzu-chang dedi ki: "Bir bilgin tehlikeyi görünce, yaşamını vermeye hazırdır. Kazançla karşı karşıya geldiğinde, doğruluğu düşünür. Kendi yaşamını verirken, düşüncelerinde ciddidir. Yas sırasında düşünceleri üzüntülüdür. Böyle bir insan gerçekten beğencemizi kazanır."

II - Tzu-chang dedi ki: "Bir insan gerçekten erdemli olup da bunu geliştiremezse, içten olmayarak doğru olan ilkelere inanırsa, bu kimsenin var olması ya da olmaması ne fark eder?"



III - Tzu-hsia'nın öğrencileri, Tzu-chang'a, karşılıklı ilişkilerine ne olduğu konusunda sordular. Tzu-chang, "Tzu-hsia bu konu üzerinde ne diyor?" diye sordu. Öğrenciler, "Tzu-hsia: 'Sana yararlı olanlarla ilişki kur; sana yararlı olmayanlardan uzaklaş,' diyor," diye yanıt verdiler. Tzu-chang, "Bu benim öğrendiklerimden farklı. 'Büyük ve üstün insan' yetenekli ve erdemli olanları beğenir; herkese sabır gösterir. İyi olanları beğenir, yeteneksiz olanlara acır. Ben yetenekli ve erdemli miyim? Aranızda dayanamayacağım kişi kim olabilir? Ben yeteneksiz ve erdemsiz bir insan mıyım? İnsanlar beni kendilerinden uzaklaştırıyorlar. Uzaklaştırılan insanlarla ne yapabiliriz?" dedi.

IV - Tzu-hsia dedi ki: "Kolay konularda bile incelenmesi gereken bir şey vardır. Bu şeyi uzakta bırakırsak, bunu uygulamak tehlikeli olur. Bunun için 'büyük ve üstün insan uygulamaz.' "
V - Tzu-hsia dedi ki: "Gün geçtikçe, neyi bilmediğimizi anlarsa, aylar ilerledikçe neyi kazandığını unutmazsa, bu kimse için 'öğrenmeyi gerçekten seviyor' diyebiliriz."
VI - Tzu-hsia dedi ki: "Geniş bilgisi olmak, sağlam ve içten bir amacı olmak, ciddi olarak araştırma yapmak, derin derin düşünmek: İşte erdem bunların içindedir."
VII - Tzu-hsia dedi ki: "Zanaatçıların, işlerini yaptıkları dükkânları vardır. 'Büyük ve üstün insan' ilkelerine erişmek için bilgi edinir."
VIII - Tzu-hsia dedi ki: "Küçük insan, yanlışlarını örtmeye çalışır."

IX - Tzu-hsia dedi ki: "'Büyük ve üstün insan' üç değişiklik gösterir. Uzaktan bakılınca ciddi, yaklaşınca yumuşak görünür. Konuştuğunda sözleri inandırıcıdır."
X - Tzu-hsia dedi ki: "'Büyük ve üstün insan' güvenini kazandıktan sonra halkını çalıştırır. Onların güvenini kazanamazsa, halk onlara baskı yaptığını sanabilir. Prenslerinin güvenini kazanınca, herhangi biri ona karşı çıkabilir; ama güvenini kazanamazsa, o zaman prens onun kendisine karşı olduğunu düşünebilir."
XI - Tzu-hsia dedi ki: "Bir kimse, büyük erdem sınırını aşamazsa bile, küçük erdem yolunu geçebilir."
XII - Tzu-yu dedi ki: "Tzu-hsia'nın öğrencileri ve onun yandaşları, yerleri süpürmek, sorulara yanıt vermekte yeter derecede bilgilidirler. Bunlar yalnızca bilginin dallarıdır. Asıl olan şey konusunda bilgileri yok. Onlar, yeterince öğrendiklerini nasıl anlayacaklardır?"

- Tzu-hsia bunu duyunca dedi ki: "Ne yazık ki, Yen Yu yanlış düşünüyor. 'Büyük ve üstün insan'ın yolunda en önemli bulduğu şeyler nelerdir ve ikinci derecede önemli saydığı şeyler nelerdir? Sınıflara ayrılan bitkiler gibi, o da öğrencileriyle ayrı ayrı ilgilenir. 'Büyük ve üstün insan'ın yolu onlardan birini nasıl budala yapabilir? Bilginin başlangıcıyla tümünü birleştiren insan, "kutsal insan' değil midir?"
XIII - Tzu-hsia dedi ki: "Bir memur, görevini yaptıktan sonra, boş zamanlarını öğrenmeye vermelidir. Öğrenci, öğrenimini tamamladıktan sonra, bir memur olmaya çalışmalıdır."
XIV - Tzu-hsia dedi ki: "Yas süresinde üzüntü en yüksek aşamasına geldiğinde, artık buna son verilmelidir."
XV - Tzu-hsia dedi ki: "Arkadaşım Chang güç olan şeyleri yapar; ama yüksek erdem sahibi değildir."

XVI - Filozof Tsang dedi ki: "Chang'ın davranışları nasıl da aldatıcı! Onunla erdemi uygulayabilmek nasıl da güç!"
XVII - Filozof Tsang dedi ki: "Bunları Üstadımızdan duydum: 'İnsanlar, içlerinde olanı tümüyle açığa vurmazlar; ama ana ve babalarının yasında, bunu gösterirler.'"
XVIII - Filozof Tsang dedi ki: "Bunları Üstadımızdan duydum: 'Meng Chang-tzu'nun (128) ana babasına gösterdiği bağlılık, öteki insanların da yapabildiği bir şeydir; ama, babasının memurlarını değiştirmesi ve hükümet yönetiminde bir değişiklik yapmaması, gerçekten zor bir iştir.'"

XIX - Meng ailesinin başkanı, Yang Fu'yu ceza baş yargıcı atamıştı. (129) Tsang'la konuştuğunda, Tsang dedi ki: "Hükümdarlar, devlet işlerinde başarı gösteremediler, uzun zaman halk yanlış yolda yönetildi. Bunun gerçeğini öğrendiğiniz zaman üzüldünüz ve onlara acıdınız; ama içinizden hoşnut olmadınız ve sevinç duymadınız."
XX - Tzu-kung dedi ki: "Chaoların kötülüğü öyle büyük değildi. Bunun için, 'büyük ve üstün insan' dünyanın bütün kötülüklerinin birleştiği aşağı bir yerde yaşamaktan nefret eder."
XXI - Tzu-kung dedi ki, "'Büyük ve üstün insan'ın yanlışları, ay ve güneş tutulması gibidir. Onun da yanlışları vardır. Bütün insanlar bunları görürler. O değişir, bütün insanlar yine onu ararlar."
XXII - Weili Kung-sun Ch'ao, Tzu-kung'a sordu: "Chung-ni kimden ders alıyor?" (130)
- Tzu-kung yanıt verdi: "Wen ve Wu'nun (krallar) ilkeleri, henüz yere düşmedi. Bunlar hâlâ insanlar arasındadır. Yetenekli ve erdemli insanlar, bu büyük ilkeleri bilirler. Yeteneksiz ve erdemli olmayan insanlarsa, bu ilkelerin önemsiz olanlarını bilirler. Böylece, hepsi Wen ve Wu'nun ilkelerini bilirler. Üstadımız nereye giderse gitsin, bunları öğrenecek fırsat bulamaz mı? Ve onun bir öğretmene ne gereksinmesi var?"

XXIII - Shu-sun Wu-shu, sarayda büyük memurlariyle görüşürken dedi ki: "Tzu-kung, Chung-ni'den daha üstündür". (131)
- Tzu-fu Ching-po, bunu Tzu-kung'a söyledi. O da, "Bir evle duvarını karşılaştıralım. Benim duvarım ancak omzuma gelir. Herkes üzerinden bakabilir ve evdeki değerli şeyleri görebilir."
- "Üstadımın duvarıysa, birkaç kulaç yüksekliktedir. Bir kimse kapıyı bulup da içeri giremezse, ne atalar tapınağının güzelliğini, ne de iyi giyinmiş memurları görebilir."
- "Kapıyı bulanlar pek azdır. Sizin başkanınızın görüşü de böyle değil mi?"

XXIV - Shu-sun Wu-shu, Chung-ni için kötü sözler söyleyince, Tzu-kung dedi ki: "Böyle konuşmakta hiç yarar yok! Chung-ni için kötü söz söylenemez. İnsanların yetenek ve erdemi tepecikler gibidir, üzerinden aşılır. Chung-ni ay ve güneş gibidir; ona asla erişilmez. Bir kimse kendisini "kutsal insanlardan' ayırmak isterse, onun aya ve güneşe zararı dokunabilir mi? O yalnızca kendi yeteneğinin ne olduğunu bilmediğini göstermiş olur."

XXV - Ch'an Tzu-chin, Tzu-kung'a dedi ki: "Siz çok alçakgönüllüsünüz. Chung-ni'nin sizden üstün olduğu nasıl söylenebilir?"
- Tzu-kung dedi ki: "Bir sözle bir insan akıllı görülebilir. Bir sözle de budala olabilir. Söylediklerimize çok dikkat etmeliyiz."
- "Göğe merdivenle çıkılamayacağı gibi, Üstadımıza da erişilemez."

- "Üstadımız, bir ülkenin hükümdarı ya da bir ailenin başkanı durumundadır. Kutsal insanlar için kullanılan sözün bunu kanıtladığını göreceğiz: 'Önce halk arasında birlik yaratılırsa, bundan sonra, halk kendiliğinden kurtulur. Onlara önderlik ederse, halk da onu izler. Halkı gönence kavuşturursa, halk kendiliğinden ona gider. Halkı eyleme geçirirse, onlar sonradan erince kavuşurlar. O, yaşadıkça onuru artar. Ölünce, herkes derinden acı duyar.' Bu insana nasıl erişilebilir?"

Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy