ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Thursday, Jul 18th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Gündemdekiler Çağdaş Çevre Bilincinin Geliştirilmesi


Çağdaş Çevre Bilincinin Geliştirilmesi

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Çağdaş Çevre Bilincinin Geliştirilmesi
 

İnsanoğlunun doğa ile ilişkisi evrendeki varoluşu ile yaşıttır. İnsanın doğa ile ilişkisi, ondan yararlanma çabaları ile başlayıp, daha sonra bilimin gelişmesine paralel olarak onun üzerinde üstünlük kurma çabalarına dönüşmüştür. Teknolojinin desteğini alarak güçlenen insanoğlu, doğayı sınırsızca kullanmaya ve hatta sömürmeye başlamıştır. Giderek bu durumun yıkıcı etkileri karşısında insanoğlu, bu kez de çevre sorunlarıolarak adlandırılan bu durumla nasıl başa çıkabileceğini sorgular olmuştur. Zamanla yitirilen kaynaklar ve güzelliklerden yoksun kalmanın yarattığı rahatsızlık gelecek kaygısı insanoğlunu tedbirler almaya, hatalarını tekrarlamamaya yöneltmiştir. Bu açıdan bakıldığında çağdaşçevre bilincinin oluşumunun hızlandığı söylenebilir. Ancak çağının koşullarına uyum sağlayabilen insanlar için çevre bilinci; artık bir takım değerlerin yitirilmesinden sonra yasaklarla birlikte yaşamak olmasa gerek. Bireysel ve toplumsal bir sorumluluk olarak çevre bilinci; bireyin dün ile bugünü, geçmişle geleceği unutmaksızın, hem kendisine hem de doğaya saygılı olabilmesi demektir.


Çevre bilincinin düşünsel, duygusal ve davranışsal boyutları vardır. Diğer bir deyişle çevre bilinci; çevreyle ilgili kararları, ilkeleri, yorumlarıiçeren düşüncelerden, bu düşüncelerin yaşama aktarılması olan davranışlardan ve bütün bunlarla ilgili olarak çeşitli duygulardan oluşmaktadır. Böylesine kapsamlıbir kavramın gelişimi de kuşkusuz basit bir süreçle oluşmamaktadır. İnsanoğlunun çevresiyle etkileşime girişiyle ivme kazanan bu süreç yaşam boyu devam eder. Çevre bilinci kişilik gelişimine paralel olarak çeşitli etkenlerin karşılıklıetkileşimi ile gelişmektedir. Bu üç boyutun her zaman aynıoranda geliştiğinden söz edilemez. Örneğin çevre ile ilgili bilgisi olup bunu davranışlarına dönüştüremeyen insanlar olduğu gibi, çevrenin kirlenmesinden endişe duyup ama onu koruma yönünde davranışlar sergilemeyenler de olabilmektedir.
Yaşamının ilk dönemlerinden beri toplum içinde yaşamayıöğrenmeye başlayan insanoğlu, çevresiyle etkileşimi sırasında öğrenme yaşantılarıgeçirerek çeşitli tutumlar kazanır, çeşitli davranışları sergilemeyi ya da sergilememeyi öğrenir. Psikoloji  bilim dalı bu sürecin nasıl oluştuğu ile ilgilenir. Sosyal psikoloji alanındaki kimi araştırmalar, kişilerin tutum ve davranışlarının, diğer insanların varlığından etkilendiğini ortaya koymaktadır. Sosyal etki olarak isimlendirilen bu güç kişilerin için de bulundukları grup veya topluluğa uymalarına ve benzer tepkilerde bulunmalarına ve benzer davranışlar sergilemelerine yol açar. Bu durum ise kişilerin önceden büyük ölçüde yordanabilir, düzenli sosyal davranışlar geliştirmeleri sonucuna yolaçar. Aynı toplumdaki bireylerin benzer davranışlarının büyük bir kısmı yaşamın ilk dönemlerinde başlayan, yaşam boyunca devam eden “ortak öğrenme” ürünlerdir.

Ancak kimi zaman bireyler bir zorunluluk duymadan ya da “ortak öğrenme” yaşantıları geçirmeden de uyma davranışları sergileyebilirler. Böylesi bir davranışın ardındaki itici güç; kişinin gözlenen davranışın bir işlevi, bir mantığı olduğunu düşünmesidir. Bu düşünce kişinin davranışına rehberlik eder. Özellikle fiziksel çevre ile ilgili kimi belirsizliklerin olduğu durumlarda kişi bu rahatsızlıktan kurtulmak için etkileşim içinde olduğu kişilerin oluşturduğu kurallara uyar.
İnsanlar, grup içinde çevrelerindeki insanlara uyma davranışını grubun fikrine inandıklarıiçin, fikren de kabul ettikleri için sergiledikleri gibi, aynıfikri paylaşmasalar da uyma davranışını sergileyebilmektedirler. Bireylerin aynı fikri paylaşmamalarına karşın çevrelerine uyma davranışlarının ardında da çeşitli mekanizmalar vardır. Kişiler çevrelerine uymadıklarında ortaya çıkabilecek sonuçlardan çekindikleri için uyma davranışı sergileyebilirler. Kişilerin bedel olarak dışlanma, rededilme, sevilmeme, onaylanmama, istenmeme cezalandırılma gibi durumlarla karşılaşacaklarını düşündükleri bu tür uyma davranışı boyun eğme olarak isimlendirilir. Boyun eğme sonucu oluşan uyma davranışının temelinde uyulanın, uyanın üstünde gücü veya kontrolü vardır veya var olduğu düşünülür. Ancak söz konusu güç kaynağı devreden çıktığında sergilenen davranış da ortadan kalkar. Örneğin sırf ceza almamak için ağaç kesmekten kaçınan orman köylüleri, ceza almayacakları ortamı veya koşulu bulduklarında bu kuralı kolaylıkla çiğneyebilirler.
"Çağdaş Yaşamda Kişilik ve Kişilerarası İlişkiler" başlıklı üniteyi yeniden gözden geçirerek yukarıda belirtilen boyun eğme davranışına ortam hazırlayabilecek (uygu, dıştan denetim v.b.) ne gibi kişilik özellkleri olabileceğini araştırınız.
Kimi sosyal uyma davranışının ortaya çıkışında “özdeşleşme” de etkili olabilmektedir. Bu mekanizmada birey bir kişinin veya grubun fikrine, ona veya onlara benzemek için uyar. Bu süreçte uyulanın cazibesi, değeri vardır ve bu değer devam ettiği sürece uyma davranışı da devam eder. Örneğin Bahadır Greenpeace adlı çevreci topluluğa karşısempati duymakta ve bu topluluğun topluma verdiği mesajlar doğrultusunda davranışlar sergilemektedir. Diğer bir deyişle o davranışların çevreyi koruma anlamında işlevine inanmaktan çok, bir topluluğun sempatizanıolarak hareket eden Bahadır, bu sempatisinin zayıfladığınoktada artık o davranışları sergileyeyecektir. İnsanların çeşitli davranışlar sergilemelerinde belirleyici olan yukarıda açıklanan boyun eğme ve özdeşleşme mekanizmalarının benzer yönü her ikisinde de davranışı asıl belirleyen gücün kişinin dışındaki kaynaklardan yönlendirilmesi ve davranışın sürekliliğinin büyük ölçüde bu kaynakların gücüne bağlıolmasıdır.
Uyma davranışının ortaya çıkmasına etki eden üçüncü bir kaynak da “benimseme” kendine maletmedir. Yani kişinin önerilen bir kurala veya görüşe onun gerçekten doğru olduğuna inandığı için uyma davranışı sergilemesidir. Burada uyulanın fikri, uyan için inanılır bir fikirdir; uyma davranışının temelinde bu inanma, doğru olarak kabul etme inancı yatmaktadır. Yukarıdaki örneğe devam edersek eğer orman konusunda bilgilendirilen orman köylüsü, kısa dönemlik kar düşüncesiyle ormana zarar verirse uzun vadede ödeyeceği bedeli anlamışve zararlıolacağına inanmışsa, ormanı koruması için dıştan denetlenmesi gerekmeyecektir.
Özetle sergilenen davranışlar karşılaştırıldığında “aynı” gibi görünen bir davranış farklı mekanizmalarla ortaya çıkabilmektedir. “boyun eğme” bireyin çevresinden kabul-onay görme, ödüllendirilme veya cezalandırlmama beklentileri ile gelişmektedir. “Özdeşleşme”de kişinin değer verdiği kişilere benzeme ve onlar gibi olma çabası ağırlık kazanmaktadır. “Benimseme” ya da “kendine maletme”de ise kişinin doğruyu anlama ve uygulama, gerçeği tanımlama çabalarının getirdiği doyum yön vericidir. Görüldüğü gibi boyun eğme ve özdeşleşme bireyin kendisi dışındaki kaynaklardan beslenen dışkaynaklı, diğer insanlara dönük, onlarla ilişkileri olumlu hale getirme işlevini taşırken, benimseme bireyin içsel kaynaklarını harekete geçiren içkaynaklıkendi kendine akıl yürütme becerilerini kullanmayı, bağımsız olmayı gerektiren bir yapıya sahiptir. “Benimseme” mekanizmasıyla uyma davranışı gösteren kişinin, o davranışı sürdürmek için denetlenmeye, onaylanmaya veya cezalandırılmaya ihtiyacı olmamaktadır.
Bu bilgilerin ışığında kişilerin çevre konusunda duyarlıklarınıgeliştirmede en etkili yollardan birinin bir çok kişinin düşündüğü gibi cezaların arttırılmasıgibi caydırıcı önlemlere ağırlık vermekten farklı bir şeyler olduğu söylenebilir. Doğaya zarar verenlerin etkili bir biçimde cezalandırılmasının gerekliliğini yadsımaksızın, kişilerin doğayıtanımalarına, bitkilerin, hayvanların büyümelerini karşılıklıilişkilerini kısaca doğayıanlamalarına fırsat verici bilgilerle yaşamın her evresinde karşılaştırılmaları, bitki, hayvan yetiştirme gibi deneyimler kazanmalarına ortam yaratılması ve bu yöndeki davranışların cesaretlendirilmesi kişilerin çevre ile ilgili fikirlerinin gelişmesine ortam yaratacaktır. Böylesi bir yaklaşımın işler kılınabilmesi, hedef kitlenin yani çevre bilinci geliştirmesi amaçlanan grubun bazı kişilik özelliklerine sahip olmalarını gerektirmektedir.
Söz konusu davranışlarısergilemek için ne tür kişilik özelliklerine ihtiyaç duyulabileceği sorusuna yanıt bulmak için, Çağdaş İnsanın Kişilik Özellikleri ve Kişilerarası İlişkiler Bölümünü yeniden gözden geçiriniz.

Yukarıdaki açıklamalardan çevre duyarlılığının tüm canlı ve cansız varlıklara ilişkin bir bakışaçısıiçerdiğini söyleyebiliriz. Bu bakışaçısıkişilerin çevre ile ilgili bilgileri ve tutumlarından oluşur.Tutum,bir objeye, bir duruma, bir olguya veya bir olaya ilişkin geliştirilen, oldukça tutarlı (sürekli) duygu, düşünce ve davranış bileşiminden oluşan bir eğilimdir. İnsanlar tutumlarını, doğuştan getirmeyip yaşam boyunca, kimi zaman kendi deneyimlerine, kimi zaman ise diğer insanların aktardıklarına, kimi zaman da her ikisinin etkileşimine dayalı olarak geliştirirler. Tutumun yukarıda da belirtildiği gibi, sevme, nefret etme, iğrenme gibi duygusal; inanmainanmama, yorum yapma, beklenti içinde olma gibi düşünsel ve eylemde bulunmabulunmama gibi davranışsal boyutları vardır. Tutum doğrudan gözlenebilir bir özellik olmayıp, ancak bireyin gözlenebilir davranışlarına yansıdığında, o davranışlardan yola çıkarak anlam verilebilen bir eğilimdir.
Her tutumun bir yoğunluğu vardır. Tutum olumludan, olumsuza doğru farklı yoğunluklarda olabilir. Bir tutumun gücü onu oluşturan duygu, düşünce ve davranış olarak üç ögenin toplamı olarak değerlendirilebilir. Örneğin Kadri de Bahadır da çevrenin korunması görüşünü benimsemiş yani olumlu tutuma sahip olsalar bile, Kadri’nin olumlu tutumu, Bahadır’ınkinden daha güçlü olabilir. Yani Kadri’nin çevre görüşü Bahadır’ınki ile büyük benzerlik göstermekle birlikte, bu konudaki kaygıları, endişeleri (duygusal boyut) daha güçlü olduğunda, çevreyi korumaya yönelik davranışları daha da güçlü olabilecektir. Bireylerarası böylesi farklılıklar olabileceği gibi, aynı kişinin bir konudaki tutumu bir diğer konudan farklı nitelikte ve yoğunlukta olabilmektedir. Kimi tutumlarımız değişime açık olabilirken, kimileri de değişime daha dirençli olabilir. Diğer bir deyişle hem tüm tutumlar, hem de ögeleri güçlük bakımından farklılık göstermektedir. Aşırı olumludan aşırı olumsuza doğru uzanan bir tutum boyutunda; bir tutum ne kadar aşırıve güçlü ise o derece değişime dirençli olacaktır. Tutumu güçlendirme yollarından biri; kişilerin tutum objesi hakkında güvendikleri kaynaktan, sağlıklı ve çok boyutlu bilgi almalarını sağlamaktır. Örneğin çevrenin korunması konusunda sınırlı bir bilgiye sahip olan Sevgi’ye, çevreyi kirleten faktörler, uzun ve kısa vadede bu faktörlerin yıkıcı etkilerini en aza indirmek için yapılabilecekler, bu tedbirler içinde bireysel sorumluluklar hakkında bilgiler verilmesi onun çevrenin korunmasına ilişkin tutumunda olumlu yönde bir güçlenme yaratabilir. Özellikle bu bilgilendirme sürecinin duygulara hitap etmesi, kişilerin kazandıkları bilgileri davranışları ile bir bitkiyi yetiştirme veya bir hayvan besleme gibi yaşama aktarmalarına olanak tanıyıcı olması, olumlu tutumun geliştirilme şansını yükseltir.

Yukarıda sunulanlardan yola çıkarak çevreye yönelik olumlu tutumun çevre duyarlığı ve bilinci geliştirmede önkoşul olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Çevreye yönelik olumlu tutum; bireylerin çevrenin korunması ve canlıların yaşamındaki işlevine ilişkin olumlu görüş, duygu ve davranışlarıiçerir. Böylesi bir tutumun gelişmesi için gerekli olan; olumlu örnekler içeren bir deneyim, uygun modeller ve bilgi donanımıdır. Bunlardan deneyim, rastlantısal olarak karşılaşılan veya planlı, programlıbir biçimde kişiler için yaratılan ortamlarda gelişir. Örneğin toprakla uğraşan, geçimini çiftçilik yaparak sağlayan bir ailede yetişen bir genç, doğal yaşamla ilgili bitkilerin türleri, yetiştirilme yolları; hayvanların yaşam biçimi, hastalıkları iyileştirilme yolları gibi konularda gerekli bilgi ve deneyimi yaşam sürecinde kazanır.
Kentte doğup büyümüş bir başkası için ise benzer konular hakkında bilgi sahibi olma şansı büyük ölçüde eğitim programları aracılığı ile olabilir. Doğal yaşamla pek de ilgili olmayan bir çocuk evcil bir hayvan besleme fırsatıbulduğunda doğaya ilişkin tutumlarında olumlu bir değişim olma olasılığı yükselir. Bu etki sadece doğaya ilişkin düşüncelerin gelişmesine değil, doğayı anlama, sevme, koruma gibi duygusal ve davranışsal tepkilerin ve bazı kişilik özelliklerin gelişmesine ortam yaratır.
Nitekim yapılan araştırmalara göre evcil hayvan besleyen aile ortamlarında büyüyen çocukların empatik becerilerinin, böylesi deneyimlere sahip olmayanlara göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Tutum öğrenme ürünüdür. O halde kişilerin çevreye yönelik olumlu tutumlar geliştirmelerini sağlamada etkili yollardan biri, kişiler için çevre ile ilgili yeni öğrenme ortamları yaratmaktır. Örneğin ekilebilir alan yaratma düşüncesiyle plansız ve yasal olmayan biçimde orman kıyımının yaşandığıbir orman köyünde, bu konuda tutum değişikliği yaratma yönünde yapılacaklardan belki de ilki; bu bölgede yaşayan kişilerin ormanlarının yok olmasıhalinde karşılaşacakları güçlükler, ormanın kısa ve uzun vadede ekolojik, ekonomik ve toplumal etkileri, ormanların korunması halinde ise bunun getirileri hakkında bilgilendirmektir. Bu bilginin hedef kitle tarafından güvenilir bulunan bir kaynaktan sunulması olumlu tutumun gelişimi için daha da uygun bir fırsat yaratacaktır.
Bireyler hem çevrelerini koruma gerekliliği ve bunun günümüzde, gelecekteki yansımaları konusunda bilgilere sahip olup, hem de bu mantığa aykırı davranışlar sergilediklerinde kendi içinde bir çatışma yaşayacaktır.Bilişsel çelişkiolarak isimlendirilen bu çatışma hali, kişiyi rahatsız eder, kişi bu rahatsızlıktan kurtulmak için çeşitli yollara başvurur:
• Kişi sahip olduğu bilgilerle çelişen davranışını değiştirebilir.
• Bu konudaki tutumunu değiştirebilir veya yeni bilgi kaynaklarına ulaşmayı deneyerek bu konuda varolan bilgisini değiştirebilir.
• Mantıklı dayanak noktaları olduğunu düşündürecek mazeretler bulmaya çalışır. “Minareyi çalıp, kılıfını hazırlama” gibi...
Eğer kişinin sahip olduğu bir inanç, bilgi ya da tutum; yine o kişinin sahip olduğu bir inanç, bilgi ya da tutumun tersini gerektiriyorsa, yani var olan yapıyla çelişiyorsa bu iki yapı arasında bilişsel çelişki vardır. Bilişsel çelişkiler kişide sıkıntı yaratır ve kişiler çeşitli yollar izleyerek bu sıkıntılardan kurtulmaya çalışırlar. Çelişen bilgiler arttıkça bilişsel çelişki de artar. Örneğin çamaşırlarının durulama suyunda yumuşatıcıkullanma alışkanlığıolan Nesime Hanımıele alalım. Çevrenin korunmasına duyarlıbiri olarak tanınan, kendisini de böyle bir insan olarak gören bu hanım çamaşırlarınıgüzel kokulu ve yumuşak yapan yumuşatıcıların çevreyi kirlettiğini öğrendiğinde kendini çevreyi korumaya duyarlı bir insan olarak tanımlamasıyla doğayı kirletenlerden biri olma durumu hakkındaki bilgi çelişki yaratacaktır. Bu Nesime Hanımırahatsız eden bir durumdur ve bundan kutulmanın yollarında biri çelişkiyi azaltmak için bazı uyuşan bilgiler eklemektir. “Çamaşırları yumuşatarak temas eden cildi koruyoruz.” “Evdekiler yumuşak havlulara alıştı.” gibi… Çelişen bilgilerin önemini azaltmaya çalışma da kullanılan bir başka yoldur: “Bir çok insan kullanıyor, demek ki söylendiği kadar zararlıdeğil.” “Doğayıkirleten o kadar çok fabrika var ki asıl önce onları önlemeliler, benim haftada bir kez kullandığım malzemenin ne zararıolacak?” Yazılıbasında, tv’de kullandığıürünle ilgili reklamlara dikkatini yönelterek “Bir zararı olsaydı kullanılmasına izin verilmezdi.” gibi düşünceler geliştirebilecektir.
Örneklerden de görüldüğü gibi yukarıda sözü edilen yollar kişinin yaşadığı çelişkiyi azaltmak için bulduğu mazeretler-makulleştirici nedenler biçimindedir. Bu örnekler kişinin içinde olduğu zaman diliminde sergilediği davranışlara örnektir. Kimi zaman da kişinin geçmişte yaptığı geri dönemeyeceği bir kararı verdikten sonra
yapmış olduğu davranış ile sahip olduğu tutumu çeliştiğinde geçmişteki kararı değiştiremeyeceğinden tutumunu davranışı yönünde değiştirmeye çaba göstererek kararının doğruluğunu destekleyen ögeler arar. Bu örneklerde önemli bir ortak nokta, kişinin davranışınıhiçbir zorlanma olmadan kendi isteği ve seçimi doğrultusunda yapmış olduğunu düşünebilmesidir. Ancak kişi davranışı bir zorlanma sonucu yaptığını düşünürse, sorumluluğu kendisi dışındaki kaynağa yükleyerek çelişki yaşamaktan kurtulacaktır. “şehir şebeke suyu bu kadar sert olmasaydı, ben de bu malzemeleri kullanmazdım.” gibi…
Kısaca kişi davranışı ile sahip olduğu tutumu arasında bir çelişki olduğunda, bu davranışını açıklayacak bir dış neden bulamazsa, tutumunu değiştirerek yaşadığı rahatsızlıktan kurtulmaya çalışacaktır. Bu durumda tutumunu davranışı yönünde değiştirmeye çalışacak yani davranışına bir iç neden yaratacaktır. Ama açıklaması için bir dış neden bulursa tutumunu değiştirme ihtiyacı duymayacaktır. Bu dış neden bir başkasının zorlaması veya bir başkasını incitmeme, baskı, ödül, dışlanmaktan kurtulma, alay edilme endişesi gibi nedenler olabilir. Eğer kişi dışarıdan bir zorlanma, ödül veya ceza olmaksızın sahip olduğu tutuma ters düşen bir davranışta bulunursa, bunu kendisine açıklayabilmek için tutumunu o doğrultuda değiştirme gereği duyacaktır. Bu modelin ışığında baktığımızda kişilerin sağlıklıbir çevre kavramını geliştirmeleri için bu konuda bilgilenmelerinin önkoşul olduğunu görmekteyiz. Bir toplumu oluşturan bireyler, içinde yaşadıklarıtoplumun ve daha genişbir açıdan bakarsak evrenin bugünü ve geleceğine zarar veren durumlar hakkında ne ölçüde bilgilenirlerse, bu bilgilerle çelişen davranışlarının yoğunluğu oranında çelişki yaşayacaklardır. Özellikle kişilerin bu çelişkiden çıkma yolu olarak çevreye karşı olumlu tutum geliştirme ve buna uyan davranışlar geliştirme yönünde yönlendirilmeleri anlamlıolacaktır. Bu da formal eğitimle, kitle iletişim araçları yoluyla olası görünmektedir. Ülkemizde varolan tv kanallarında belgesel programların bir çoğunun gece yarısına yakın saatlerde yayınlanması bu olanağı etkili bir biçimde kullanmadığımızın bir işareti olarak değerlendirilebilir.
Bu tür yönelimler yukarıda da belirtildiği gibi kişilerin içinde yaşadıklarıçelişkileri azaltma ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Görüldüğü gibi ortada kişinin kendi ve diğer canlıların sağlığını tehlikeye sokucu bir takım davranışları söz konusu ise, en işlevsel yönelim enerjisinin mazeret aramaya değil, gerçekçi davranma yönüne sevk edilmesidir. Bu mantıktan yola çıkarak amaçlı, sistemli bir “çevre duyarlılığı geliştirme programı”ndan söz edebilmek için, kişileri belli davranışlarıyapmaya ikna etmeye uğraşmak yerine; özellikle varolan davranışlarıile çelişen bilgi kaynaklarını devreye sokmak bir anlamda kişilerde bilişsel çelişki yaratmak! daha işlevsel görünmektedir. Çünkü kişiler kendilerine davranışlarının yanlışlığı üzerinde odaklaşan mesajlar yollayan kaynakları öncelikle dirençle karşılama, kendilerini savunma ihtiyacı duyarlar. Bu da mesajın gönderilme amacından sapılmasına neden olabilir. Oysa ortaya çıkan çelişkiyi kişi kendisi farkettiğinde, bundan kurtulma yolları konusunda yönlendirildiğinde, kendisine seçme şansının verildiğini de düşündüğünde, içinde var olan doğruya yönelme gücünü de kullanarak sağlıklı çıkış noktalarıbulacaktır. Böylesi bir üslup aile, eğitim veya işortamıgibi toplumsal yapının tüm boyutlarında kullanılabilir.
Etkili bir çevre politikasında, çevreyi korumaya ilişkin içinde bulunulan zaman dilimine uygun, caydırıcı olabilen yasalarla düzenlemeler gerekmektedir. Ancak insanların çevreyi koruyan davranışlar sergilemeleri için bu tür düzenlemeler yeterli değildir. İstenmedik davranışlar sergileyen kişilerin cezalandırılması yanında, yeniden eğitimden geçirilmesi ve verdikleri zararıtelafi eden bazıdavranışlar sergilemeleri de beklenebilir. Örneğin belirlenen av mevsimi dışında avlanan kişilere bilinçsiz bir biçimde avladıkları tilkilerin sayılarının azalması durumunda doğanın dengesinde oluşturdukları bozukluk, hangi zararlı kemirgenlerin kontrolsüz biçimde çoğalarak doğaya, dolayısıyla insanlara verdikleri zararlıetkiler çeşitli yazılı ve görsel malzemelerden yararlanarak öğretilebilir.
Çevre duyarlılığının geliştirilmesinde ailenin, eğitim kurumlarının, kitle iletişim araçlarının ve sivil toplum örgütlerinin önemli rolleri vardır. Çevre duyarlılığı diğer bir deyişle çevre bilinci yaşam boyunca gelişebilen dinamik bir yapı içerir. Yani yaşamımızın bir döneminde oluşup daha sonra hiç değişmeyen bir yapı olmayıp, yaşam boyunca gerek kişinin kendisinden gerekse çevresinden gelen etkilerle şekillenen, gelişen, kimi zaman da gerileyebilen bir yapıdır. Bu değişimin olumlu anlamda (kişinin kendisine ve çevresine zarar vermeksizin) akılcı düşünerek davrandığı biçimlerde olabilmesi için “çevre, çevre sorunları, çevre duyarlığı, çevreyi koruma yolları” gibi konuların gündemden düşürülmemesi gerekmektedir. Ancak bu yapının oluşumunda diğer bir çok özellikte olduğu gibi çocukluk yıllarında oluşturulan temel son derece önemlidir. Özellikle okulöncesi dönemde ailenin çocuğun kişiliği üzerindeki etkileri gözönüne alındığında bu etkinin derecesi daha kolay anlaşılacaktır. Anababalar çocuklarına sadece bilgi vererek çevre bilinci kazandıramazlar.
Çünkü özellikle çocukluk döneminde insanoğlu, sunulan bilgileri, kendisine model seçtiği kişileri taklit ederek oluşturduğu davranışlarla bütünleştirme eğilimindedir. Diğer bir deyişle anababalar çocuklarına sergiledikleri davranışlarla da model olmaktadırlar. Ama örneğin “çevreni temiz tut, yeşili koru” gibi mesajlar veren yetişkinler bu mesajlarla uyuşmayan hatta çelişen aksine çevreyi kirleten davranışlar sergilediklerinde onları gözleyen ve büyük ölçüde model alan çocukların “çevreyi koruma” konusunda bilinç geliştirmeleri güçleşecektir.
Özellikle okulöncesi ve ilköğretimin ilk yıllarında çocuklar içinde bulundukları zihinsel gelişim döneminin bir sınırlılığıolarak zaman zaman kendilerini ve çevrelerini tehlikeye sokacak davranışlar sergileyebilmektedirler. Bunun nedeni bu yaşgrubunda olan insanoğlunun, akıl yürütme güçlerinin yeterince gelişmemiş olması, davranışlarını deneme-yanılma yöntemiyle oluşturmalarıdır. Yarının yetişkinleri olacak çocukların çevreye duyarlı bireyler olarak yetiştirilebilmeleri için biz yetişkinler örnek davranışlar göstermek ve çocuklarla sağlıklı iletişim kanallarını bulmak zorundayız. Örneğin bir ağacın meyvelerini toplamak isterken ağacın dalını kırmakta olan bir çocuğu azarlayarak korkutmayla caydırmaya veya dayakla cezalandırmaya çalışmak anlık bir çözüm yoludur, işlevsel de kalıcıda değildir. Kaynak uzaklaştığında büyük bir olasılıkla çocuk o davranışı tekrar deneyecektir. Çünkü sergilenen davranışın nedeni ve gerekçesi konusunda bilgilendirilmediği ve ikna edilmediği için, bunu salt bir engelleme davranışı olarak değerlendirecektir. Oysa çocuğa bir fidanın o aşamaya gelene kadar geçirdiği süreç, doğadaki işlevi, canlıbir varlık oluşu hakkında bilgi vermek çok daha etkili olabilir. Çocuğun o anda ağacın yerinde olsa neler yaşayacağını gözünde canlandırmasını sağlamak, yani ağaçla empati kurmaya davet etmek küçüğün içsel güçlerini doğayısevme, anlam ve koruma yönünde harekete geçirici itici bir güç olabilir. Hele hele eliyle bir tohumu veya fideyi toprağa ekme ve ona bakma ilgilenme fırsatının verilmesi, o süreci kendisinin yaşayarak öğrenmesi çocuğun doğayla bağlantı kurmasının sağlam temelini oluşturabilir.
Çevre temalımasal ve öykü kitaplarıokulöncesi dönem çocuklarının hayal güçlerini geliştirme ve gerçek yaşama hazırlama açısından çok işlevsel malzemeler olarak kullanılabilir. İlk ve ortaöğretimde öğrencilerin doğayı tanıma va keşfetme amaçlı gezilere çıkarılmaları, izlenimlerini paylaşabilecekleri resim, kompozisyon çalışmalarına yöneltilmeleri, çevre duyarlığını geliştirme amaçlı “çevre” temalı çeşitli yarışmalar düzenlenmesi, çeşitli kültürlerin doğal yaşamla ilgili mitolojik öyküleriyle tanıştırılmaları, sınıf ortamında yaratıcıdrama çalışmalarında doğayla empati kurmalarına olanak tanıyan (örneğin ağaç veya hayvan rollerine girerek, kesmek, koparmak, yaralamak veya avlamak gibi eylemler karşısında neler yaşayabileceklerini fark ettirme gibi) ortamlar yaratılması olumlu tutum geliştirme çabalarına örnek olabilir.
Bu tür çabalar insanların salt çevre bilincini geliştirmez, bir çok olumlu kişiliközelliklerinin de gelişimine katkıda bulunabilir. Bu özellikler neler olabilir?
Sonuç olarak çevre sorunları ve buna bağlı olarak çevre kirliliği, insanoğlunun bindiği dalı kesmesidir ve çağımızda karşılaşılan çevre sorunları ne salt ülkelerin ekonomik kalkınmaları ne de bireylerin çevre bilinci kazanmaları ile kontrol edilebilecektir. Zamanla gelişen bir oluşum olarak çevre sorunları olgusu, sorunların kaynaklarıkonusunda etkin önlemlerin alınıp, uygulandığıve üyelerinin çevre bilincinin gelişebildiği bir toplumsal çevrede çözülebilecektir. Kendisine saygısıolmayan bir kişinin doğaya saygılı olmasını beklemek gerçekçi değildir. Çözüm ise çevrenin akılcı bir biçimde kullanılmasıdır.

Özet

Toplumsal yaşam karmaşıklaştıkça insanoğlu sayılarıve türleri giderek artan çevre sorunlarıyla karşılaşmaktadır. Havanın, suyun, toprağın kirlenmesi, doğal bitki örtüsü ile hayvan türlerinin ve kültürel çevrenin hızla yok olması, insan sağlığınıtehdit eden gürültünün şiddetinin artması belli başlı çevre sorunları olarak kaşımıza çıkar. Sözü edilen çevre sorunları nüfus, sanayileşme kentleşme ve turizm gibi etkenlerin plansız, kontrolsüz gelişiminin istenmeyen sonuçlarıdır.
Şu anda yaşadığı çevre sorunları ile başedebilmek ve en aza indirebilmek için insanoğlunun çağdaşanlamda çevre bilincini kazanmışolmasıgerekmektedir. Çağdaşçevre bilinci, çevreyi oluşturan unsurlar, koruma, geliştirme yolları ve bozucu etkenler hakkında bilgi sahibi olmanın yanısıra, çevreyi koruma yönünde davranışlar sergilemeyi de içerir. Çağdaşçevre bilincinin ilk temelleri ailede atılır ve ilerleyen yıllarda çeşitli öğrenim yaşantılarıyla gelişir.

İnsanların çevre bilincini geliştirmede çeşitli öğrenme ve psikoloji kuramlarından yararlanılarak geliştirilebilecek programlar; kesintisiz bir biçimde kişilerin yaşamboyunca edinebilecekleri bir eğitim sürecinde verilmelidir. Bu süreçte aileye, öğretmenlere, kitle iletişim araçlarına önemli görevler düşmektedir.


Cevaplar (2)Add Comment
0

öneri


yazar hazalsinem, Mart 22, 2012
bunu daha kısaltsanız daha iyi olmazmı
0

teşekkürler


yazar yiğit_KUMKALELİ, Mayıs 17, 2012
çokkkkk teşekkür ederim iyi ki varsınız :)

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy