FREDERIC FRANCOIS CHOPIN
[1791 -Â 1849]
Â
Â
Günün gündüzle geceye bölünmesi gibi Chopin'in hayatı da ikiye bölünmüştür. Annesi Polonyalı, babası Fransız'dı. Kırk yıla yakın süren ömrünün yarısı Polonya'da ikinci yarısı Fransa'da geçti. Yirmi yaşına kadar canlı hareketli bir çocuktu, Fransa'ya gittikten sonra durgun, küskün ve hastalıklı bir insan oldu. Kişiliği de ikiye bölünmüştü. Bir halk çocuğuydu ama kibar çevrelerde oraya aitmiş gibi davranmak için kendini zorlardı. Duyguluydu, sıkılganlığından dolayı acılarını belli etmemeye çalıştı ve bu nedenle büyük acılar çekti. İç dünyasını sadece piyanosu ve besteleriyle ortaya çıkarıyordu. Bir müzik tarihçisinin dediği gibi o piyanoca konuşuyordu. Duyguları derindi, ateşi yangın değil, bir kor parçasıydı. Bütün sanatını, yaratıcılığını piyanonun üzerinde toplamıştı. Chopin bir hasret bestecisiydi. Memleketindeyken müziğini dünyaya duyuracağı günlerin özlemiyle başka ülkelerin hasretini çekerdi. Bir akşam saatinde memleketinden ayrılmak zorunda kaldı, kısacık yaşamı boyunca memleket hasreti ile yanıp tutuştu.
Frederic Chopin, 5 Mart 1791'de doÄŸdu. Orta sınıftan bir ailenin çocuÄŸuydu. Babası Fransızca dersleri vererek geçimini saÄŸlıyordu. İlk piyano derslerini annesinden aldı. Kısa sürede çocuÄŸun ünü çevreye yayıldı ve Polonya'nın Mozart'ı olarak anılmaya baÅŸlandı. Lise eÄŸitimiyle birlikte özel dersler alıyor, konservatuvarda eÄŸitimini daha üst noktalara çıkarıyordu. Küçük yaÅŸlarda besteleriyle dikkat çekmiÅŸ, nota basımevleri onu "Kuzey Yıldızı" olarak tanıtmaya baÅŸlamışlardı. Babası ise onu yüksek müzik eÄŸitimi için Viyana'ya göndermeye karar vermiÅŸ para biriktirmeye baÅŸlamıştı. 19 yaşında Chopin, Viyana'da ilk konserini verdi. Avrupa onu tanımaya baÅŸlamıştı. Ardından VarÅŸova'da verdiÄŸi konserlerle ünü iyice yayıldı. Chopin, o güne kadar piyano virtüözlerinin gürültülü, gösteriÅŸli çalışlarına karşın farklı bir teknik ve duygu ile özellikle sanatçıların ve kadınların ilgisini çekiyordu. Delikanlı, VarÅŸova'da ilk büyük aÅŸkını da yaÅŸayacak Konstantia'ya tutulacak ancak genç kız onu bırakıp zengin bir adamla evlenecek, Chopin'in yaÅŸadığı bu karşılıksız aÅŸkın ardından hüzün adeta kimliÄŸinin bir parçası olacaktı.Â
|
 |
2 Kasım 1830'da Chopin, doÄŸduÄŸu köye vedaya gitti. Köylüler ona gümüş bir kupa içinde bir avuç toprak verdiler ve yurdunu unutmamasını istediler. Bu toprak her zaman Chopin'in yanında kaldı. Genç müzisyen konserler vermek ve Polonya'nın adını duyurmak için kendi ülkesi dışındaydı artık. Kısa süre sonra Polonya iÅŸgal edilince arkadaÅŸlarının yanında olmak için ülkesine dönmek istedi ama ailesi dostları onun Polonya'nın bağımsızlık savaşını savaÅŸarak deÄŸil, eserleriyle vermesi gerektiÄŸine inanıyorlardı. Genç adam o günlerde günlüğüne şöyle yazıyordu:"Åžehirler, kasabalar yanmış, yıkılmış. Dostlarım, Titus, Matuszynski ölmüş olsa gerek.... Hey Ulu Tanrım . Neredesin, öc almayacak mısın? Cinayetlere doymadın mı? Yoksa sende mi Moskofsun?" Â
Chopin'in Avrupa konserlerinde son durağı Paris oldu. Bu büyülü kent, genç besteciyi de etkisi altına almakta gecikmedi. Bundan sonraki yaşamı Paris'te geçecekti. Kısa süre içinde Liszt ve Mendelsshon'la çok iyi dost oldu. Paris onu kucaklamakta gecikmedi. Ondan ders almak, onunla tanışabilmek için herkes birbiriyle yarışıyordu. Kadınların başını döndürüyor, erkekleri kıskandırıyordu. Sürekli ders verdiği için iyi para kazanmasına rağmen elinde pek bir şey kalmıyordu. Çünkü süslü giysiler, faytonlar onun zengin sınıf arasında küçük düşmemesi için kendince gerekli harcamalardı ve parasını sürekli bu anlamsız gösteriş için harcıyordu.
Chopin'in Paris'teki aÅŸk hayatı Kontes Delfina Potocka ile baÅŸladı. Genç Polonyalı kontes beÅŸ çocuk doÄŸurmuÅŸ, çocukları ölmüş, kocasından çok çekmiÅŸti. Tek başına Paris'te yaşıyordu. Chopin'le aralarında güzel bir beraberlik yaÅŸandı ancak kontes onu incitmeden bu birlikteliÄŸi noktalamayı bildi. Chopin'in ünü artık Avrupa'ya yayılmıştı. Notaları tüm Avrupa'da basılıyordu. 1835'te Chopin ailesiyle buluÅŸmak için Karlsbad'a gitti. Dönüşte Polonyalı kontes Teresa Wodzinska'nın davetlisi olarak Dresten'de kaldı. Kontesin 16 yaşındaki kızı Maria'ya aşık olmakta gecikmedi. AÅŸkına karşılık da bulmuÅŸtu. Paris'e gelince bu aÅŸkın da gücüyle daha yoÄŸun çalışmaya baÅŸladı ama ciÄŸerlerinden hastaydı, bir ara öldüğüne dair söylentiler bile çıktı. Yaz aylarında Maria'yı babasından istemeye gittiÄŸinde aile hastalığını yüzüne vuracak, ona tedavi olmasını önereceklerdi. Chopin genç kızın öğüt veren sözlerinden rahatsız olmuÅŸ kızdan soÄŸumuÅŸtu. Dönüşte Leipzig'e uÄŸradı ve Schumann'la görüştü. Chopin onu pek beÄŸenmezdi ama Alman besteci ona hayrandı. Eserlerini dinledikten sonra hayranlığını bir kez daha tekrarladı: "Kuzeydeki baskıcı hükümdar Chopin'in eserlerinin pek basit görünen o mazurkaların kendisi için ne korkunç birer silah olduÄŸunu bilse çalınmasını yasaklar. Chopin'in besteleri çiçekler içine saklı toplar gibidir."Â
Chopin, Paris'e geldiğinde hastalığı yoğun çalışması nedeniyle ağırlaşmaya başladı. Maria'dan gelen mektupların azalması da onu olumsuz etkiliyordu. 1837 yılının kış aylarında Chopin öksürük krizlerine tutuluyor giderek kötüleşiyordu. Düzelmesi umuduyla Londra'ya gitti ancak burada gördüğü yoğun ilgiye karşın şehrin rutubetli havası onu daha kötü hale getirdi. Dönüşünde ise Paris onu coşku ile karşıladı. Genç besteci kalabalıklar önünde konser vermekten kaçınır, küçük topluluklar önünde çalardı. 1838 şubat ayında Kral Louis Philippe ve saray ileri gelenleri önünde Tuileires Sarayında konser vermeyi kabul etmesi Gazette Musicale tarafından şöyle yorumlanmıştı: "Chopin bulunmaz dehasını hep beş, altı kişilik dinleyici grupları saklardı. Bugün kalabalıklara karşı beslediği çekingenliği yenmiş görünüyor. Dileriz ki, bu bir dönüm noktası olsun. Büyük besteci bencillikten kurtulursa, en başta gelen piyanist kim, sorusuna dünya 'Hayır Liszt ya da Thalberg değil, Chopin' diye haykırarak yanıt verecektir."
Chopin'in yakın dostlarından Liszt, Kontes d'Agoult ile birlikte yaşıyordu. Kontes besteci sevgilisi için çocuklarını terk edip, kocasından boşanmış, birlikte yaşamaya başlamışlardı. Kontes sevgilisinden dört yaş büyüktü ve gözü yükseklerde olan, fikir ve sanat alanında isim yapmak isteyen bir kadındı. Daniel Sterne adıyla felsefe yazıları yazıyordu. Kontesin en yakın arkadaşlarından biri de onun gibi erkek adıyla yazan, erkek kılığında gezen ünlü romancı George Sand'dı. Liszt, Kontes ve George Sand, Chopin'i de aralarına almak istiyorlardı ama, genç bestecinin aklı hala 16 yaşındaki sevgilisi Maria'daydı. Ayrıca erkeksi George Sand hiç ilgisini çekmemişti. Sand, birkaç kez onu Nohat'daki çiftliğine çağırdı ama besteci bunları geri çevirdi. Ta ki, Maria'dan kesin olarak ayrıldığı gün geçirdiği krize kadar.
Odasında bitkin yatarken içeriye George Sand girdi. Chopin yataktan kalkamıyordu, aÅŸk mektuplarını ona gösterdi ve bir anne gibi ondan destek istedi. Sonra dalıp gitti, uyandığında yanında yine George Sand vardı. Aralarında her ikisinin de alışık olmadığı ulvi bir sevginin ışıkları doÄŸmaya baÅŸlamıştı. George Sand, çocukları, Lizst, Kontes, Chopin Nohat'taki cennet gibi çiftlik evinde bir araya gelmiÅŸlerdi. İlk günler çok iyi geçti. Gündüz ormanda geziler yapılıyor, sohbetler ediliyor, iki müzisyen odalarına çekilip yeni besteler üzerinde çalışıyorlar, akÅŸam yemeÄŸinden sonra ise Liszt ve Chopin piyano başında en yeni eserlerini birbirlerine dinletiyorlardı. Temiz hava ve huzurlu bir ortam hasta Chopin'e iyi gelmiÅŸti. Ancak kısa bir süre sonra Liszt'in sevgilisi Kontes d'Agoult'un George Sand'ı kıskanması ve Chopin'le aralarını açmak için yaptığı çeÅŸitli dedikodular bestecinin canını sıktı. Paris'e döndü. Ancak artık George Sand'ın anaç sevgisine ve kendisine sunduÄŸu aile ortamına alışmıştı. Kış aylarında Sand ve ailesiyle birlikte Güney'in sıcak Majorca adalarına gittiler. Amaç Chopi'in saÄŸlıydı. Düşüncede hoÅŸ olan bu seyahat, o kış yaÄŸmurlu ve soÄŸuk geçen Majorca'da Chopin'in iyice hastalanmasına neden oldu. George Sand, iki çocuÄŸu ve Chopin'le zor bir kışı atlatabilmek için hayli çaba sarfetti ama, Chopin Palma'da sığındıkları manastırda hayaller görmeye ve ölümün kendisine iyice yaklaÅŸtığına inanmaya baÅŸladı. Bu zor günlerin tek karlı yanı ise acı çeken bestecinin en güzel aserlerini ünlü prelüdlerini bu ortamda bestelemesiydi.Â
Chopin'in bundan sonraki yaÅŸamı giderek hastalığın ilerlediÄŸi ve kan kusmaya baÅŸladığı ancak en güzel eserlerini yazdığı günler oldu. Majorca dönüşü George Sand'la kimi zaman Paris'te, kimi zaman onun çiftliÄŸinde bir araya geldiler. 1947 yaz aylarında ise basit bir tartışma ile ayrıldılar. Ayrılık Chopin'i yıkmıştı ancak yaÅŸam tersine çalışıyordu. Bundan sonraki yıllar içinde Chopin'in yıldızı parlarken, George Sand'ın sanat kariyeri gerilemeye baÅŸladı. Chopin, yalnızlığını unutmak için sürekli çalışıyor, konserler veriyor baÅŸarısı gün geçtikçe daha büyüyor, ünü daha da yaygınlaşıyor ama saÄŸlığı giderek bozuluyordu. 12 Åžubat 1848 akÅŸamı Pleyel Konser Salonu'nda sanat yaÅŸamının en büyük konserlerinden birini verdi. Paris onu son kez alkışlıyordu. 21 Nisan 1848'de konserler vermek için Londra'ya gitti. George Sand'dan ayrıldığı Paris onun için karanlık bir kent olmuÅŸtu artık. Londra'da Kraliçe Victoria'nın önünde çaldı. İngiltere onu baÄŸrına basmıştı, yaÅŸaması için ÅŸatolar tahsis edilmiÅŸti ancak Chopin burada kendini yabancı hissediyor ve beste yapamıyor, "Aklıma tek bir melodi bile gelmiyor" diyordu. Ne olursa olsun Paris'e dönmeye kararlıydı. Paris'i tepeden gören ve Nohant'a benzeyen bir eve taşındı. Zaman zaman hastalığına raÄŸmen Paris'te toplantılara katılıyordu. Evinde ise sürekli çaldığı eser, Majorca'daki en verimli günlerinde yazdığı ve halen bir bölümü Cenaze Marşı olarak bilinen Opust 35 Sonat'tı. Dinleyen herkes bunun bir veda eseri olduÄŸunu biliyordu. Chopin, ne zaman dinletilerinde bu eseri çalsa, ne kadar alkışlanırsa alkışlansın piyanonun kapağını kapar ve sahneyi terkederdi.Â
Cenaze töreninde Mozart'ın Requem'inin çalınmasını, bitmemiÅŸ eserlerinin hepsinin imha edilmesini ve yayımlanmamasını, yakılıp ortadan kaldırılmasını istedi. Ancak bu sözü yerine getirilmedi. BitmemiÅŸ eserleri arasında bugün hayranlıkla dinlenen pek çok çalışması bulunmaktadır.Â
Lizst, Chopin'in son dakikalarını şöyle anlatıyor: "16-17 Ekim gecesi yarı uyku, yarı uyanıklık halinde sabaha kadar kıvrandı. Saat 2'ye doğru can çekişmeye başladı. Alnından oluk gibi terler geliyordu. Bir ara kendine gelir gibi oldu ve yanında kimin olduğunu sordu. Kendisine destek olan Gutmann'ın elini öptü ve son nefesini verdi. Kapının önü insan doluydu. Sabaha kadar hıçkırarak başında beklediler. Çiçeği çok sevdiği biliniyordu, ertesi gün o kadar çok çiçek geldi ki, odanın her yanı rengarenk olmuştu. Çiçekli bir bahçede yatıyordu sanki... Yüzüne gençlik, saflık ve güzellik gelmişti. "
Cenaze töreninde isteÄŸi üzerine Mozart'ın Requem'i çalındı. Öldükten sonra kalbinin çıkarılarak Polonya'ya gönderilmesini vasiyet etmiÅŸti. Vasiyeti yerine getirildi. İkinci Dünya Savaşı'nda kalbin bulunduÄŸu müze bombalanınca, isteÄŸi tam anlamıyla gerçekleÅŸti.Â
Büyük bestecinin kalbi kül olup, memleketinin toprağına karıştı.






Bu Yaziyi Siteye Ekleyen Uyemiz
Adi: beste
Arkadasi: 20
Uyeye:
Popularite: 3814
Uye su an offline!
Bu yaziya puan ver.. 