ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Sunday, Aug 18th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Müzik Müzik Türleri Barok Müzik


Barok Müzik

e-Posta Yazdır

Reklamlar

 

Müzikal barok, mimari veya edebi barokla ne aynı kökene, ne aynı gelişmeye, ne de aynı yazgıya bağlıdır. Bununla birlikte, konsertan bir yapıyla betimlenen, yeni türlerin yaratılmasıyla, kendini bir hareket ve çeşitleme sanatı olarak ortaya koymaktadır: böylece baroğun köklü dramatikleştirme eğilimiyle birleşir. Merkezi, İtalya ve Almanya olan müzikal barok, bir buçuk yüz yıl içinde, Monteverdi’den Johann Sebastian Bach’a kadar gelişip biçimlenecektir.

 

 

Barok müzik terimi ve barok müzik kavramı Fransa’da güçlükle benimsendiğinde (yaklaşık 1960), Almanya’da neredeyse yarım yüzyıldır ve İngilizce konuşulan ülkelerde de 1950’lerden beri yaygın biçimde kullanılıyordu. İtalya da bu terimi pek iyi karşılamamıştı (kavram kabul edilmekle birlikte, aşağılayıcı bir anlam taşıyordu). Ne var ki, 1600’lerden yaklaşık 1750’lere kadar uzanan tarihi bir dönemin ve bu dönemde hakim olan üslupların benzerlikleri (yalnız sürekli bas hariç) sayesinde tutarlılık kazanmış bir üretimin gerçek anlamı, barok teriminin Jean Jacques Rousseau’dan beri taşıdığı aşağılayıcı anlamı tamamen silmiş gibidir.

XVII. yy başlarında Avrupa’da yüksek düzeyli müzik, saraylar ve kiliselerle sınırlı olmaktan çıkarak, link salonlara, aka ve salonlara girmiştir; böylece daha geniş l kitleye ulaşş ve müzisyenlerin yaratıcılardan bağımsızlıklarını kazanmalarına olanak sağlamıştır. Müzisyen, bir bilim ve ‘sanat koruyucusuna eşlik etmek, iş aramak veya meslektaşlarıyla buluşmak için sık sık yer değiştirir: Monteverdi Mantova’ya olduğu kadar Venedik’e, Bach Köthen’e olduğu kadar Leipzig’e aittir; H veya Gluck ise peş peşe birçok değişik ülkede yaşamış ve beste yapmışlardır.

     

 

 

Üslup ve Dönemleme
Bununla birlikte, barok müziğin Rönesans veya klasik Fransız dengeciliğine göre değişik özelliği, zıtlıkları, kabına sığmayan imgelem gücü ve görkemli bezemelerdir. Müzikologlar barok müziğin evriminde üç dönemi birbirinden ayırırlar.

 

1580’den yaklaşık 1640’a kadar uzanan ilk barok dönemi, Geç Rönesans’tan ayırt etmek oldukça güçtür: Yeni Platoncu düşüncelerden esinlenen aydınlar, müziksel ifade konusunda kendilerini sorgular ve operayı doğuracak olan, resitatife dayalı stile rappresentativo’yu tanımlarlar. Kont Giovanni Bardi tarafından kurulan Canmerata Fiorentina’nın (Floransa Akademisi) üyeleri olan Jacopo Peri ve Giulio Caccini, metni ve müziği sahne eserlerinde birleştirme eğiliminde olan bu araştırmaların en iyi temsilcileridir.

 

 Monodik şarkı, opera ve oratoryoya doğru gelişir. Melodiler basit, kontrpuan son derece sınırlıdır ve sürekli bas melodinin zorunlu dayanağı durumuna gelmiştir.

 

Monteverdi, insanın en ateşli coşkularını dile getiren eserlerle prima prattica (Rönesans’ın çoksesliliği) ile secunda prattica (çokseslilikle monodik ifade arasındaki sentez) arasında bağ kurar. Poppaea’nın Taç Giymesi’ni, Venedik’teki halka açık ilkti yatro olan Teatro San Cassiano için yazmıştır. Heinrich Schütz, Otuz Yıl Savaşı’nın yıkıma uğrattığı Almanya’da, İtalyan müziğini tanıtmış, ama Lutherciliğe duyduğu derin inancı da görkemli seslere aktarmıştır. Bu arada enstrümantal müzik, Cremonalı çalgı yapımcılarının gerçekleştirdikleri ilerlemelerden yararlanmış; tiz seslerde viyolanın yerini keman almıştır.

 

İtalya’ya Özgü Bir Olgu Olarak Barok Müzik
Yakla
şık yüz y boyunca İtalya, enstrümantal müziğin büyük formlarının temellerini attı ve geliştirdi. 1600’ler operayı ve çok geçmeden de üstün yetenekli şarkıcılan sayesinde uzun süre bütün Avrupa’ya hakim olan kantatı icat etti. XVII. yüzyılın ilk yarısında belli başlı değişiklikler İtalyan kronolojisiyle yazılabilir.

 

 Bu olgu, hem vokal, hem de enstrümantal müzikte gözlemlenebilir. XVI. yüzyılın son çeyreğinden itibaren müzik dünyasını temellerinden sarsan düşünceler hareketi, çok kısa bir sürede vokal müzikte büyük bir yankı uyandırdı: 1597 yılında Floransa’da dramma per musica doğdu. Bu, camerata denilen derneklerde bir araya gelen yenilikçi müzisyenler sayesinde olmuştur. Dramma permusicanın ünlü librettocuları (Rinuccini), bestecileri acopo Peri, Caccini) vardır. Artık a capella (eşliksiz) değil, concertato üslubunda müzik yapılan Venedik’teki San Marco’da (G. Gabrieli’nin Sacrae Symphonia’lara) motetlere stilenuovo yeni üslup) hakim olmuştur. Klavsen veya chitarrone ile çalınan sürekli bas, Monteverdi’nin 5. kitabıyla 1605 yılından itibaren madrigallere girmiş, ancak bu çalgılar, başka çalgıların etkisiyle yavaş yavaş geri plana itilmişti. Kantat ve oratoryo, seslerle çalgılar arasındaki diyaloğu ve müzik sanatını gerçekten allak bullak eden bireysel vokal anlatımı, stile nuovo’dan almıştı.

 

Vokal müziğin bütün türlerinin birer gösteriye dönüşmesine paralel olarak, çok parlak bir enstrümantal sanat da gelişimini sürdürüyordu. Bu dönemde org, klavsen, keman başta olmak üzere, bütün çalgılar kendi özgün dillerine kavuştu ve bu yapısı daha sağlam formlarla ve daha tutarlı bir üslupla ortaya kondu, XVII. yüzyıl sonlarında İtalya’da, gerek genişliğiyle ve gerek çeşitliliğiyle, hatırı sayılır bir, enstrümantal repertuvar oluşmuştur. Avrupa’nın en büyük müzisyenlerinin yaratıcılıkları Italyan kaynağından beslenebilecektir.

 

Müzikal Baroğun Estetiği
Müzikal baro
ğu tanımlamak için, görsel sanatlarla müzik arasında paralellik kurma eğilimi oldukça güçlüdür. Aslında bu çaba tamamen boşuna da değildir, çünkü Burckhardt veya Wölffin’in tanımladığı pek çok  barok karakter, yaklaşık 1600- 1750 arasında yazılan müzikte de görülür: büyüklük duygusu, görünüşe büyük önem verme, karşıtlıklara düşkünlük, kararsızlık, süsleme, zigzag, hayal, simetri. Ama bu yaklaşım, müziğe özgü pek çok niteliğin gözden kaçmasına yol açar.

 

Bütün sanatlarda ortak olan karakterler, şöyle görünür: büyüklük duygusu, görünüye önem verme ve belagat. Roma operasının ve saray balesinin görkemli dekorlarında, Lully ve Rameau’nun müzikli trajedilerinin şatafatında, bütün Avrupa’da sesi kalınlaşmasın diye çocukluğunda hadım edilmiş şarkıcılara gösterilen büyük ilgide, Versailles’daki veya Venedik’te San Marco’daki konsertan motetlerde somutlaşır. İtalya’da olduğu gibi Fransa’da da vokal müzik bir belagat ve süsleme okuludur ve barok yorumunun temel unsurlarından biridir.

 

Ama, barok karakterlerin yalnız müziğe özgü bir anlatımı da vardır. Zamanın müzisyenlerinin başlıca kaygısı olan gerçek duyguların araştırılması, metnin şarkıyla konuşma arasında okunmasına (ilk Floransalıların recitar cantando’larından, Fransız operasının resitatif bölümlerine kadar) ve armoninin ve orkestral yazımın gelişmesine zemin hazırladı. Enstrümantal müzik, Frescobaldi’den Bach’a kadar, görülmemiş bir gelişme gösterdi. Virtüözite (toccata’lar) ile kontrpuan araştırmalarını (ricercare’ler, conzone’ler, fantasia’lar), tını ve armoni araştırmalarını kaynaştırdı (sonatlar, opera sinfoniaları). Biçim esinleşti, söylem düzene kavuştu (suit, füg, sonat, kon çerto) ve XVIII. yy’ın başında Bach, Händel, Couperin, Rameau, Scarlatti ve daha birçok büyük besteci en tanınmış eserlerini verdiler.

 

 Bu dönemin temel müzikal olgusunu, sürekli bas oluşturur: hem mimari, hem armonik, hem de süsleme ilkesi olarak bütün repertuvarda karşımıza çıkar. Kantatlardaki, operalardaki, oratoryolardaki ve motetlerdeki resitatiflere, korolara veya aryalara eşlik eden sürekli bas, sonatlarda kemana veya flüte, konçerto grossolarda veya opera sinfonia’larında da orkestrayı destekler.  (felsefeekibi)  


Cevaplar (1)Add Comment
quietus*

...


yazar quietus*, Aralık 17, 2009
bakınız klasik batı müziği.sanırım oraya ataçlanması gerekiyor.

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy