Türkiye'de Opera
Â
            Ansiklopediler "Opera" nın tanımını kısaca şöyle yapmışlar: "Sözlerinin tümü ya da büyük bölümü ÅŸarkı olarak söylenen, müziÄŸe uygulanmış sahne yapıtı ve baÅŸtan sona bestelenmiÅŸ, sololu, korolu, orkestralı sahne oyunu" gibi. Türkiye'de opera deyince konumuzu iki büyük baÅŸlık altında incelemek gerekmektedir. Â
Â
I. Osmanlı İmparatorluğu Dönemi
II. Cumhuriyet Dönemi
Â
I.OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ
           Osmanlı İmparatorluÄŸu döneminde, Avrupa ülkelerine gönderilen elçilerin ülkemize döndüklerinde padiÅŸaha hazırlayıp sundukları raporlarda, "Opera" kelimesinden bahsettikleri görülür. Uzun uzun bu seyrettikleri operaları anlatan elçiler, sarayda operalara karşı bir ilginin oluÅŸmasına neden oldular. Böylece padiÅŸah III Murad döneminde (1574-1595) sarayda ilk müzikli oyun sergilendi.Â
    Daha sonraları kendisi de bir besteci olan padiÅŸah III Selim döneminde (1761-1808), Topkapı sarayında 1797 yılında yabancı bir topluluÄŸa opera temsili verdirdiÄŸi o dönemin saray katibinin tuttuÄŸu notlardan anlaşılmaktadır. 18. ve 19. yüzyıllarda da Osmanlı elçilerinin sefaretnamelerinde opera ile ilgili bilgileri devam etti. Tanzimat'tan sonra İstanbul'da yapılan tiyatro binalarında İtalyan opera toplulukları tarafından Verdi operalarının temsilleri verildi. Türkiye'de daha çok 19.yüzyılın ortalarına doÄŸru baÅŸlamış bulunan, müzikte yenilenme çabalarına, herÅŸeyden önce İtalyan opera sanatı örnek olmuÅŸ ve bu sanatın beÅŸiÄŸi demek olan İtalya'daki hocalardan yararlanılmıştır. Hatta bu konuda, karşılaşılan ilk önemli örnek, Tanzimat'tan 7 yıl sonra, büyük İtalyan bestecisi Giuseppe Verdi'nin (1813-1901) 1846 yılında, bir İtalyan opera grubu tarafından BeyoÄŸlu'nda oynanan "Ernani" operasıdır. Yapılan araÅŸtırmalarla, Verdi operalarının, 1846-77 yılları arasında ve İtalya'daki dünya prömiyerlerinden bir ya da birkaç yıl sonra İstanbul'da oynanmış oldukları kesinlikle tespit edilmiÅŸtir. Bu dönemde İstanbul'da BeyoÄŸlu tiyatrolarında, İtalyan opera topluluklarının sergiledikleri operalarla ilgili afiÅŸler ve dönemin gazetelerinden gösterilerle ilgili yazıların yayınlanmasından da anlaşılıyor ki büyük bir izleyici grubuna hitap edilmeye baÅŸlanmıştır.Â
           1840'ta Bosco adlı bir İtalyan tarafından yapılan ilk tiyatro binasında, metinleri Türkçe'ye çevrilerek oynanan operaların ilki, Gaetano Donizetti'nin "Belisario" operasıydı. 1844'te Bosco'nun tiyatrosu Tütüncüoğlu Michael Naum Efendi'ye devredildi. Naum Efendi 26 yıl istanbullulara hizmet verdi. Naum Tiyatrosu'nda oynanan ilk opera (29 Aralık 1844) Gaetano Donizetti'nin "Lucrezia Borgia" adlı yapıtı oldu. 1946 yılında yanan bu tiyatronun yerine, Naum Efendi, bugünkü Tokatlıyan İşhanının bulunduğu yörede yeni bir tiyatro kurdu ve ilk temsiline Sultan Abdülmecit de geldi.            Naum Tiyatrosu'nun 5 Haziran 1870'de ikinci defa yanması ve Osmanlı İmparatorluğu'nun özellikle o sıralarda büyük siyasi bunalımlar içinde bulunması, opera konusunun gereğince ele alınmasına imkan sağlamamıştır. Ama Naum Efendi'nin tiyatrosu ikinci kez yanıncaya kadar, düzenli opera temsilleri verildi. Naum Efendi, tiyatrosunda yabancı dillerde yapıtlar sahneleyebilmek için "imtiyaz" alarak bu konuda bir tekel oluşturdu. Bu arada azınlıkların kurduğu opera kumpanyaları da ayrı bir önem taşır. Dikran Çuhacıyan'ın, Güllü Agop'un, Küçük İsmail ile Mınakyan'ın kumpanyaları bunların arasında en önemlileridir. Böylece 1885 yılından, imparatorluğun tarihe karıştığı yıl olan 1923'e kadar geçen 38 yıllık bir süre içinde de, çoksesli Türk Sanat Müziği, hele opera konusu tamamen duraklama dönemine girmiştir.
Â
II. CUMHURİYET DÖNEMİ           Â
Cumhuriyet'in ilan edildiği yıllarda ülkemizde opera dalında önemli gelişmeler olmadı. Ziya Gökalp'in müzik konusundaki görüşlerinden etkilenen Atatürk, Cumhuriyet sonrasında devletin müzik politikasını, "Türk halk müziğini temel alıp Batı'da geliştirilmiş çoksesli teknik ve yöntemleri kullanarak yeni bir müziğin yoğurulması" biçiminde belirlemişti. Bu temel ilke uyarınca yetenekli gençler Avrupa'ya müzik öğrenimine gönderildi. Avrupa'daki müzik eğitimini tamamlayarak yurda dönen genç müzikçiler, 1930'lardan sonra bu alanda da etkinliklerini göstermeye başladılar. Ankara'da Musiki Muallim Mektebi'nin, İstanbul'da Darülelhan'ın kurulması, dışarda eğitim gören genç öğretim üyelerinin bu kuruluşlarda öğrenci yetiştirmeye başlaması, opera alanında gerek besteci, gerekse yorumcu açısından umutlu bir geleceğe atılan ilk adımlar oldu.            Cumhuriyet'in müzik politikasına uygun ilk operayı Ahmet Adnan Saygun besteledi. Konusu ve librettosu üzerinde Mustafa Kemal'in de titizlikle durduğu "Özsoy" (öbür adıyla Feridun) adlı bu operanın metnini Münir Hayri (Egeli) yazmıştı. Türklerin İranlılarla aynı soydan geldiği temasını işleyen "Özsoy" ilk kez 19 Haziran 1934'te, Mustafa Kemal'in ve onun resmi konuğu İran şahı Rıza Pehlevi'nin huzurunda sahnelendi. Bu ilk operayı, gene Ahmet Adnan Saygun'nun "Taşbebek" iyle, Necil Kazım Akses'in "Bayönder"i izledi.
            Türkiye'de oynayan ilk ulusal operalar beklenen sonucu kısa sürede vermiÅŸ ve Milli EÄŸitim Bakanlığı, Atatürk'ün direktifleriyle Ankara'da bir devlet konservatuvarının kurulmasıyla ilgili hazırlıklara baÅŸlamıştır. Milli EÄŸitim Bakanlığı'nda ilk olarak bir Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü kurulmuÅŸtur. 1936 yılında da 1924 yılında Ankara'da faaliyete geçirilmiÅŸ bulunan Musiki Muallim Mektebi'nin öğrencileri arasından seçilen yetenekli elemanlarla, gene aynı kurumun içinde ilk olarak devlet konservatuvarı sınıfları faaliyete geçirilmiÅŸtir. Çünkü 1935/36 ders yılı döneminde, Almanya'dan ünlü besteci Paul Hindemith ile, ünlü tiyatro rejisörü Karl Ebert Ankara'da davet edilmiÅŸler ve her ikisinin de yaptığı incelemeler sonunda verilen raporlara göre, Musiki Muallim Mektebi içinde devlet konservatuvarı sınıfları çalışmaya baÅŸlamıştır. 1935/36 ders yılında, Musiki Muallim Mektebi'nde kurulmuÅŸ bulunan devlet konservatuvarı sınıflarında, müzik sanatının bütün dallarında olduÄŸu gibi, tiyatro ve opera alanında da çalışmalara hızla baÅŸlanmış ve kısa zamanda uzun mesafeler alınmıştır. Paul Hindemith'in, sürekli görev kabul etmeyerek, zaman zaman Ankara'ya gelip konservatuvarı denetlemesi ve rapor vermesi yanında, anlaÅŸmalı uzman olarak Ankara'da kalmış olan Karl Ebert, Devlet Konservatuvarı tiyatro tatbikat sahnesi ile, opera stüdyosunu, dokuz yıl kesintisiz yönetmiÅŸtir. Karl Ebert'in Ankara Devlet Konservatuvarı'nın opera stüdyosundaki eÄŸitim öğretimle ilgili çalışmaları, baÅŸlangıçta, uluslararası opera literatürünün standart eserlerinden alınan örneklerle, Türkçe metinli denemeler halinde oluÅŸup geliÅŸmiÅŸtir ve bu alanda öğrencilerin sahneye koydukları ilk oyun, W. A. Mozart'ın bir perdelik Bastien and Bastienne adlı operası olmuÅŸtur. Türkiye'de CumhurbaÅŸkanlığı Senfoni Orkestrası'nın eÅŸliÄŸinde ilk olarak Türkçe metinle oynanmış bulunan bu eser, zamanın basınında geniÅŸ ilgi yaratmıştır. Opera konusunda elde edilmiÅŸ olan olumlu sonuç, batı operalarından türkçe librettolu operalar oluÅŸturma çabasına yol açmış ve 1940 yılında Türkiye'de ilk olarak, ünlü besteci G. Puccini'nin Madame Butterfly operasının sadece 2.perdesi, 1941 yılının mayıs ayında da gene Puccini'nin Tosca operasının sadece 2.perdesi, konservatuvarın opera stüdyosu elemanları tarafından, türkçe librettolarla ve üstün bir baÅŸarı ile sahneye konmuÅŸ ve bu ilk opera temsilleri, zamanın basınında oldukça ilginç yankılar yaratmıştır. Üç yıllık yoÄŸun çalışma sonunda elde edilen bu büyük baÅŸarı, bu konuda gerekli önlemlerin alınmasını gerektirmiÅŸtir. 16 Mayıs 1940 tarihinde yürürlüğe giren bir yasa ile Musiki Muallim Mektebi içinde idareten kurulup faaliyete geçirilmiÅŸ olan devlet konservatuvarı sınıflarının: Müzik, Opera, Bale ve Tiyatro bölümlerini içine alan bir Devlet Konservatuvarı'na dönüşmesini saÄŸlamıştır. Nitekim yıllar geçmiÅŸ, Ata'nın beklediÄŸi günler de gelmiÅŸ, devlet konservatuvarı, yetenekli besteciler, müzikçiler, solistler, balerinler yetiÅŸtirmiÅŸtir. 1947/48 yılları arasında Ankara'da, ünlü Alman mimar Bonatz tarafından, Sergievi binası tiyatro ve opera binasına dönüştürülmüş ve Büyük Tiyatro, 2 Nisan 1948 Cuma gecesi törenle hizmete girmiÅŸtir. "Türk BeÅŸlileri" olarak nitelenen bestecilerin eserlerine yer verilen bir programla açılışı yapılan "Büyük Tiyatro" da, o gece, Ahmet Adnan Saygun'un "Kerem" operası da ilk kez seslendirilmiÅŸtir.Â
           1949 yılında özel bir yasa ile çalışmalarına baÅŸlamış bulunan Ankara Devlet Opera ve Balesi ile bu kurumun kolu halinde kurulan İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin çeÅŸitli kadro ihtiyacını, devlet konservatuvarından mezun olan sanatçılarla karşılayabilme imkanı elde edilmiÅŸtir. Ankara Devlet Operası'nın kuruluÅŸunda önemle yer alması gereken opera orkestrası ile korusu ve balesinin de 1950/53 yıllarından itibaren organize edilmelerine baÅŸlanmış olması, bu üç ayrı ünitenin zamanla üstün düzeyde bir bütün oluÅŸturmasına imkan saÄŸlanmıştır ve bunlardan bale okulu, 1947 yılında İngiltere'den davet edilen ünlü bale uzmanı Dame Ninette de Valois'in katkısıyla, önce İstanbul'da YeÅŸilköy'deki pansiyonlu ilkokulda kurulmuÅŸ ve deÄŸerli bale uzmanlarının eÄŸitimi altında yetiÅŸtirilmiÅŸ bulunan ilk baleciler, üç yıllık bir eÄŸitim ve öğretimden sonra, öğrenimlerini 1950 yılında, Ankara Devlet Konservatuvarı'nda kurulan bale bölümünde sürdürmüşlerdir. İlk mezunlarını da 1956/57 yılında vermiÅŸtir. Devlet Tiyatroları'nın ilk genel müdürü Muhsin ErtuÄŸrul'dan sonra göreve 1951'de Cevat Memduh Altar getirildi. Altar, operada "repertuvar" sistemi ile "yıldız" sistemine önem vererek, dünya sahnelerinin ünlü kiÅŸilerini davet etti.Â
           1958'de tiyatro ile opera ayrılıp iki farklı Genel Müdürlük olunca, Ankara Devlet Opera ve Balesi'nin ilk genel müdürlüğüne de Necil Kazım Akses getirilmiştir. 1959/60 yılında İstanbul'da da opera kurma çalışmaları sonuçlandı ve Aydın Gün, Tepebaşı Dram Tiyatrosu'nda İstanbul Şehir Operası'nı kurdu. 1970'te özel bir yasayla devlete bağlanan bu kuruluş halen İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü olarak etkinliklerini Atatürk Kültür Merkezi'nde sürdürmektedir. Ankara Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'ne bağlı olarak İstanbul'dan sonra 1983 yılında İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü, 1992 yılında Mersin Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü ve 1999 yılında da Antalya Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü kurulmuştur.






Bu Yaziyi Siteye Ekleyen Uyemiz
Adi: Zeus
Arkadasi: 41
Uyeye:
Popularite: 9602
Uye su an offline!
Bu yaziya puan ver.. 