ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Friday, Apr 18th

Son Guncelleme08:18:06 AM GMT

Nerdesin: Resim Resim Sanatçıları Auguste Rodin


Auguste Rodin

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Auguste Rodin Fransa’nın yetiştirdiği en büyük sanatçılardan biri olan heykeltıraş François – Auguste- René Rodin, 1840 yılının 12 Kasım günü doğdu. 14 yaşındayken, çizim ve matematik eğitiminin ağırlıklı olduğu bir okula yazıldı. 17 yaşındayken heykele merak saran sanatçı, yeteneği herkesin malumu olmakla birlikte, meşhur Beaux Arts Akademisi’ne olan başvurusu üç kez geri çevrildi. Onun yerine, dekoratif heykel ve süsleme eğitimi veren bir okula giren Rodin, Belçika’da bu tip işler yapan bir stüdyoda asistan olarak çalışmaya başladı. Sanat yaşamının ilk döneminde verdiği eserler, gerçekçi görünümleriyle ünlendi. Hatta kimi zaman bu kadar sahici görünmeleri eleştirilere bile yol açtı.

“Taşın fazlasını atıyorum, geriye heykel kalıyor”

“Ben hiç bir şey icat etmedim”, diye yorumlar Rodin sanatını; “Ben sadece yeniden keşfediyorum. Sanatımın farklı veya yeni gözükmesinin sebebi, hedef ve yöntemlerimin gözden kaçmış olmasıdır. İnsanlar, antik zamanların heykel kurallarına geri dönüşü bir yenilik zannederek yanılıyorlar. Ben herşeye sembolik bir açıdan bakıyorum ve doğadan besleniyorum. Yunanlıları taklit etmiyorum. Bize bu antik heykelleri miras bırakanlar gibi düşünmeye çalışıyorum. Bugün, okullar onların işlerini taklit ediyorlar, ama önemli olan yöntemlerini yeniden keşfedebilmektir.” [1]

Paris’li Auguste Rodin, orta sınıf bir işçi ailesinden geliyordu. Babası Polis departmanında müfettişti ve bir de Maria adlı bir ablası vardı. Birbirine ve dinine bağlı bir aileye sahipti. Mütevazı bir aileden gelmesine rağmen, Rodin ve kardeşi büyük özenle yetiştirilmişti. Rodin amcasının kurduğu bir okula gitmiş ve ondört yaşına kadar yanında kalmış. Genç yaşında çizime karşı ilgi duyduğundan, babası onu çizim ve matematik eğitimi veren bir okula gönderdi. [2]

Rodin’in yeteneği öğretmenleri tarafından fark edilmiş ve Ecole des Beaux-Arts’a başvurması teşvik edilmiş, ancak üç defa reddedilmişti. İlerki yıllarda kazancını çeşitli zanaat işleri yaparaktan elde etti. Rahibe olan kızkardeşi Maria, 25 yaşında ölünce, Rodin çok etkilenmiş ve manastıra girerek rahip adayı olmaya karar verdi. Ancak bu girişimi uzun sürmemiş ve sanata geri dönmüştür. [3]

Heykelle erken bir yaşta tanışan Rodin, ilk karşılaşmasını şöyle anlatır: “Kolları, kafaları ve ayakları farklı birer parça olarak algıladım ve sonra figürü bir bütün olarak ele aldım. Bir anda birliğin, bütünlüğün farkına vardım… inanılmaz bir coşku hissettim… İlk defa, heykeltraşın çamurunu gerçek anlamda gördüm; sanki cennete doğru yükseliyordum.” [4] Rodin’in belki de en görkemli işi, Dekoratif Sanatlar Müzesi tarafından sipariş edilen Cehennemin Kapıları’dır. Bu yapıtı oluştururken konu açısından Dante ve başka açılardan ise Rönesans ve özellikle Michelangelo’dan etkilenmiştir. 1906 yılında şöyle der: “Akademik anlayışdan kurtuluşum Michelangelo sayesinde olur, beni (gözlem yoluyla) öğretildiklerimin dışında (Ingres okulu) olan kurallar ile tanıştırdı. Onun kudretli eli bana uzandı. O, beni bir boyuttan başka bir boyuta taşıyan köprüydü.” [5] Cehenemmin Kapıları’nı bitirmesi yaklaşık 40 yılını alır, ancak buna rağmen onu hiç bir zaman bitmiş olarak kabul etmez. [6]

Rodin inanılmaz bir sabırla, yıllarca tek bir heykel üzerinde çalışır, “Bir iş bitiğinde bile mükemmel değildir.”, derdi. [7] Başarıya, bir “hayal” olarak algıladığı ilham ile değil, ancak çok çalışarak ulaşıldığına inanırdı.

Akademik çalışma tarzına alternatifler getiren Rodin, heykellerini yaparken genellikle amatör modeller, sokak dansçıları, akrobatlar kullandı. Zaten dansa ve sokak performanslarına olan hayranlığını dile getiren sanatçı, özellikle yaşamının son yıllarında küçük bir dans stüdyosuna kapanarak dans figürlerinden aldığı ilham ile pek çok resim çalışması yaptı.
Rodin, gençlik yıllarının başında kız kardeşini kaybetmenin acısıyla bir dönem rahip olma hevesine kapılsa da yaşamını sanata adayarak insanlığın kültürel birikimine önemli katkılar sağladı.

Rodin, doğanın gizemleriyle büyülenen ve antik çağ sanatından çok etkilenen bir sanatçıydı. “Çirkinlik” kavramının varlığına inanmayan Rodin şöyle der: “Doğada çirkin olarak nitelenen, sanatta güzel olarak nitelenebilir. Bunun sebebi sanatı güzel yapan, karakterin gücüdür ve genelde doğada bir varlık ne kadar çirkinse, sanatta o kadar daha güzel olur. Sanatta tek çirkin olan, karakteri olmayan varlıktır, yani ne dış güzelliği ne de iç güzelliği olandır. Gerçek sanatçı için doğada ki tüm varlıklar güzeldir, çünkü o varlıkları oldukları gibi kabul eder ve içlerini derinlemesine okur. Sanatta çirkin olan, sahte ve yüzeysel olup, anlam yerine güzelliği hedefleyendir. Kusurları saklamayı çalışmak ancak bayağı bir sanatçının kalkışacağı bir iştir.” [8]

Heykellerinde, geleneksel güzellik anlayışının dışına çıkarak, vücudun çeşitli şekil ve ifadeleri üzerinde çalışmış, hatta Bronz Çağı adlı yapıtı o kadar gerçeğe yakın olmuştu ki, insan üzerinden alçı almakla suçlanmıştı. [9]

Rodin, modellerin stüdyosunda serbestçe dolaşmalarına izin vererek ve belirli bir şekilde poz vermelerini zorlamayarak, onları doğal hallerinde yakalamayı başarmış ve vücut kaslarının ahengini keşfmişti. Ünlü Amerikalı dansçı, Isadora Duncan, “Pan Tanrısının reinkarnasyonu” olarak tasvir ettiği Rodin için çıplak dans ettiğini ve Rodin’in sıcak parmaklarıyla kendisinin “tenini yonttuğunu” anlatır. [10] Çalıştığı alan dolaysıyla düzenli olarak çıplak vücudu inceleme fırsatına sahip olan Rodin (sürekli spor ve oyunlarla içi içe yaşayan antik Yunanlılar gibi) vücudun her hareket ve kasında barınan duyguyu, düşünceyi ve ruhu kavramayı öğrenmişti. [11] Bu, onu modellere belirli bir poz empoze eden çağdaşlarından ayıran bir özellikti.

1900′den sonra – bu tarihte artık Rodin sağlam bir itibar edinmişti – Meditasyon ve Yürüyen Adam, gibi kafaları, kolları veya bacakları olmayan alışılmışın dışında kalan heykellerini sergilemeye ceserat etmişti. Zamanında şok etkisi yaratmasına rağmen, heykelleri o kadar dengeli ve uyumludur ki yarattıkları çarpıcı etki inkar edilememiştir.

Geleneksel eğitime kuşkuyla yanaşan Rodin – “Cilalı tırnaklar veya bukleli saçlar ilgimi hiç çekmez. Bunlar asıl yorumlamak istediğim çizgilerin ve ruhlarıun niteliklerini bulandırır.” , der. Ancak duygu ve düşünceleri yansıtmak için asla tekniğin önemini küçümsememiştir. Rodin için sanat, mükemmeliyet veya formun birebir kopyası anlamına gelmiyordu: “Heykel girinti ve çıkıntıların sanatıdır, pürüzsüz suratların sanatı değil.”, derdi. Rodin için heykel, mantıklı bir biçimde abartmak anlamını taşıyordu. Başka bir deyişle, suratın ve vücudun geometrik bir figüre indirgenmesiydi. Karakteristik özellikleri vurgulayarak figürün niteliklerini öne çıkartır. Bu tekniği mimarlık ile bağdaştırır ve şöyle der: “Chartres Katedralını örnek alın: bir kulesinin çok büyük ve süslemeden yoksun oluşu, diğer kulenin narinliğini belirginleştirir.” [12] Ve bu teknik bir yemek tarifi verir gibi öğretilemezdi.

Rodin, sanata olan yaklaşımını ve evrenselliğini en güzel şu sözlerle ifade eder: “Ben bir hayalperest değil, bir matematikçiyim ve heykellerimin başarısı geomterik olmalarından kaynaklanır. Doğayı inceleyerek her şeye ulaşabilirsiniz. Örneğin, güzel vücutlu bir modelin çizimlerini yaparken, ondan yola çıkarak böceklerin, kuşların ve balıkların görüntülerine de ulaşıyorum. Bu inanılmaz bir şey ve bunu keşfedene kadar böyle bir olasalığın farkında değildim… Yaratmaya hiç gerek yok. Yaratmak, doğaçlamak hiçbir şey ifade etmeyen kelimelerdir. Ancak gözlerini ve zekalarını kullanmayı bilenler dehaya ulaşabilir. Kadın, dağ, at…hepsi aynı temeller üzerinde kurulmuştur.” [13]

__________________________________

[1] Allen,George: Rodin, London: Phaidon Edition, 1939, s.14
[2] Allen,George: Rodin, London: Phaidon Edition, 1939, s.7
[3] Allen,George: Rodin, London: Phaidon Edition, 1939, s.8
[4] Néret, Gilles, Rodin-Sculptures and Drawings, Köln:Taschen, 1994, s.8
[5] Néret, Gilles, Rodin-Sculptures and Drawings, Köln:Taschen, 1994, s.8
[6] Allen,George: Rodin, London: Phaidon Edition, 1939, s.9
[7] Allen,George: Rodin, London: Phaidon Edition, 1939, s.12
[8] Allen, George: Rodin, London: Phaidon Edition, 1939, s.12
[9] Néret, Gilles, Rodin-Sculptures and Drawings, Köln:Taschen, 1994, s.8
[10] Néret, Gilles, Rodin-Sculptures and Drawings, Köln:Taschen, 1994, s.13
[11] Allen, George: Rodin, London: Phaidon Edition, 1939, s.13
[12] Allen, George: Rodin, London: Phaidon Edition, 1939, s.14
[13] Allen, George: Rodin, London: Phaidon Edition, 1939, s.15

  

Auguste RodinHayatı

 

1840 yılında doğdu. 1848 yılında Rodin, Frères de la Doctrine Chrétienne adlı okula kabul edildi. 1850'de okulu bırakıp çizim yapmaya başlayan Rodin 1855'te heykel çalışmalarına başladı. Yedi yıl sonra 25 yaşındakı kız kardeşi Maria'nın ölümü onu çok etkiledi ve rahip adayı olmak üzere Pères du Très Saint Sacrement'e kaydoldu.

1864'te Musée d'Histoire Naturelle'de heykeltıraş Barye'nin kursuna katıldı. Carrier-Belleuse ile dekoratif işler üzerine çalışmaya başladı. Terzi Rose Beuret ile tanıştı ve ona işlerinde yardımcı oldu. "Kırık Burunlu Adam" adlı çalışması Paris Salonu tarafından reddedildi.

Rodin ve Rose’un oğlu, Auguste-Eugéne Beuret 1866'da doğdu. 1870 yılında Fransa ve Prusya arasında savaş başlaması ile Carrier-Belleuse sayesinde Belçika’ya gitti ve orada Carrier-Belleuse ile beraber Belçika Borsası’nın dekorasyonu üzerinde çalıştı. 1873'de Antoine-Joseph van Rasbourg ile ortak oldu. Carrier-Belleuse’un Paris’e dönmesiyle, ortak çalışmaları sona erdi.

Gezmek üzere 1876 yılında gittiği İtalya'da kaldı. Floransa’da Michelangelo üzerine incelemeler yaptı. "Mağlup" adı altında, Tunç'un Çağı (1877) adlı çalışmasını Cercle Artistique, Brüksel’de ve daha sonra Paris Salonu'nunda, 1870 savaşını anmak üzere sergiledi. İnsan üzerinden birebir alçı yapmakla suçlandı, ancak meslektaşlarının verdiği ifadelerle temize çıktı.

Fransız hükümeti, "Tunç’un Çağı"nı satın aldı (1880) ve Rodin’e tamamlaması 40 yıl süren, "Cehennemin Kapıları"nı sipariş etti. 1887 yılında Rodin, "Légion d’honneur" madalyasıyla şövalye ilan edildi.

 

 

Skandalları

1880 yılında Fransız devleti yeni açılacak Paris Dekoratif Sanatlar Müzesi için Rodin'e bir kapı ısmarladığında Rodin 40 yaşında idi. Müze açıldığında kapının yetişmemesinden dolayı bir skandal meydana geldi. Dante'nin İlahi Komedi'sinden esinlendiği Cehennem Kapısı üzerinde 10 yıl boyunca çalışmıştı. Kapının üzerindeki 200 figürü tek tek, birbirinden bağımsız da ele almıştı. Bu eserde "Düşünen Adam" kapının en tepede yapılmıştı. Adem ve Havva ise kapının iki yanında idi. Kapı, Rodin'in ölümünden sonra bronza döküldü.

En büyük skandal Balzac heykeli ve Victor Hugo anıtıdır. Rodin'in, Victor Hugo'yu anadan doğma, çıplak, bir kayaya oturtarak şekillendirmesi Fransızlar'ı şoka uğratmıştır.

Balzac heykelinin öyküsü daha da çetrefillidir. Edebiyatçılar Birliği’nin ısmarladığı heykele, Rodin sonunda bir palto giydirmiştir, ancak koca göbeğiyle ve tepeden bakışlarıyla bu heykel, Fransız sanat çevrelerini ikiye ayırmıştı. Rodin’i savunanların başında Emile Zola gelmektedir. Ancak çok geçmeden bu ayrışma, heykeli beğenenler ve beğenmeyenler olmaktan çıkıp Dreyfusçüler ve Dreyfüs karşıtlarına dönüşünce, yani olay sanatsal arenadan politik arenaya geçince, Rodin heykelini sergilemekten vazgeçti.

Rodin yazışmalarında, "Balzac"ın, en beğendiği eseri olduğunu vurgular. Herkesin bayıldığı “Öpüş” eserini ise “eğlenceli ama sıradan” diye niteler. Bütün bu skandal ya da çatışmalarda, Rodin her seferinde yalnızlığa ve çalışmaya gömülür. "Nasılsa zaman beni haklı çıkaracak" der.

 

Camille ClaudelRodin ve Kadınlar

Rodin’in yaşamında kadınların hep çok önemli bir yeri olmuştur. Rose Beuret ile tanıştığında Rodin 24 yaşındaydı. 1864'te atölyesini yeni tutmuştu. Rose 20 yaşındaydı ve Rodin’e modellik, hizmetkarlık ve eşlik etti. İki yıl sonra oğulları oldu. Rose onu hep sevdi, Rodin hep dehasının ve dehasına hizmet edenin peşinden koştu. Tam 53 yıl sonra 1917'de evlendiler. 15 gün sonra Rose, 6 ay sonra Rodin öldü. Bugün ikisi de yan yana Meudon’daki atölye evin, müzenin muhteşem bahçesinde birlikte yatmaktadırlar. Üstlerinde yemyeşil çimenler ve Düşünen Adam heykeli ile...

Camille Claudel, Rodin’i 1883’de tanıdı. 19 yaşındaydı, çok yetenekliydi, aydındı, bilgiliydi, güzeldi ve “Usta”ya hayrandı. Rodin’in sevgilisi ve asistanı oldu. Yıllarca onun için çalıştı. 1888’e dek birlikte yaşadılar. Fırtınalarla dolu yıllar, Rodin’in en verimli , Camille Claudel’in Rodin'den kaynaklanan, sonu akıl hastenesine varan en acılı yılları oldu.

Ressam Helene Wahl-Porges, 1890’larda sanatçıya, tüm yolculuklarda eşlik etti.

İngiliz generalin kızı Eve Fairfax'la Rodin’in yaşadığı aşktan (1902-1903) geriye bugün Londra’daki Tate Galeri’de enfes bir bronz heykel kaldı.

İngiliz ressam Gwen John, Rodin’le aşkını 1906-1907 yıllarında, tam 2000 mektuba döktü.

Alman yazar Helene von Nostitz- Hindenburg’la Rodin 1901-1914 yılları arasında tutkulu biçimde mektuplaştılar, birlikte İtalya yolculuklarına çıktılar.

1917 yılında Rodin, Rose Beuret ile evlendi. Meudon’da paraları yetmediğinden dolayı, yetersiz ısıtılan evlerinde yaşadı. 14 Şubat’ta Rose zatüree’den öldü. Rodin ise 24 Kasım’da öldü. İkisi de Düşünen Adam adlı heykelin altına gömüldü.

Rodin'in çok fazla kadınla beraber olduğu, gününün neredeyse tamamını kadınlara, uyuşturucuya ve sanata ayırdığı söylenir.

 

Düşünen AdamRodin Heykelleri

Düşünen Adam ( 1881 - 1882 )
Öpüşme ( 1881 - 1882 )
Fugit Amor ( 1887 öncesi )
Adem ( 1881 )
Cehennemin Kapısı
Yaşlı Ağaç ( 1900 )
Umutsuzluk ( 1893 )
Victor Hugo Portresi ( 1886 )
Calais Burjuvuları ( 1889 )
Gölge’nin gövdesi ( 1889)
Kırık burunlu adam maskı ( 1864 )
İblis’in Eli ( 1903 )
Umutsuz Ergenin Gövdesi ( 1899 )
Taşlı Karyatid ( 1880 - 1881 )
Adele’in Gövdesi ( 1882 - 1883 )
Şafak ( 1890 )
Pierre ve Jacques de Wissant, sağ el ( 1885-1886)
Danaide ( 1884 )
Tunç Çağı ( 1864 )

 

Sanatı ve Felsefesi Hakkında




Rodin’in heykele bakışı, dönemin Akademi yörüngesinde biçimlenmiş, baskın bir “steril sanat” anlayışının dışındadır. 1911 yılında arkadaşı Paul Gsell tarafından yayınlanan sohbetlere göre, Rodin taklit sanatını kınıyor ve doğanın önemini şu şekilde dile getiriyor;
“Doğa, ölü ve canlı herşeyin dışında, kuralları insanlar tarafından belirlenmemiş bir ülkedir, zarafet, güzelliğin kaynağıdır. Endüstrileşme çağındayız ama hala insan kaderinin tek hakimi doğadır. Doğayı yalnızca bir peyzaj parçası olarak ele almıyorum. Şehrin geri kalanı, insan eliyle ehlileştirilmemiş herşey doğadır ve insan varoluşunun köklerini oluşturur. Bizler toplumlar olarak kendimize kurallar koyup kısıtlamalara gitsek de, doğanın nabzı tüm enerjisiyle atar.”



Romantizm ve Sanat Akademisi


19. yy başlarında Romantizm eğilimleri tüm Avrupa’da kendini gösterir. Sanat içindeki “doğa” kavramı, diğer tüm ideoloji ve felsefe akımları gibi, tarihsel bir üründü ve Descartes’ın Aydınlanma önermeleri ve Rasyonalizm’e bir tepki olarak gelişmişti. Jean - Jacques Rousseau (1712 – 1778) ‘ya göre doğa, “insan yapımı” kültür olgusunun yolaçtığı yozlaşma ve bozulmaların karşısında yer alır. Ona göre varoluş duygusu ve yeteneklerimiz aklın önünde olmalıdır.

Romantizm’in sanat anlayışı, akla dayalı bir entelektüel yaratım süreci yerine öznel, kişisel yaratıcılığı ön plana çıkaran, spontan ve düşsel olana odaklandı. Gotik, egzotik, karanlık ve gizemli olanı idealize eden bu bakış ile kahramanlık konularını işleyen, toplumsal ile bireysel arasında çelişen, protagonist yaklaşımlar sanatta yerini aldı. Bütün bunlar altında yine “doğa” kutsanıyordu.

Casper David Friedrich (1774 – 1840) alacakaranlık bir gökyüzünün altında bir kilisenin yıkıntıları ve karla kaplı Esperanza gemisinin harabesini resmettiği çalışmasında, uygarlaşma çabalarının basit doğal güçlere karşı bile bozulma hassasiyetine karşı inancı sunuyordu.

1820’lerde Avrupa’da güç dengelerindeki farklılaşma bir dizi değişime neden oldu. Seri üretimle atölyeler kapanırken, yeni oluşan işçi sınıfı şehirleri doldurmaya başladı. Fransız devrimi ve Napoleon ile oluşan siyasal belirsizlik zemininde aristokrat aileler yeniden palazlandı, ancak artık güçlerini burjuvalar ile paylaşır olmuşlardı. 1848 devrimi ve 1870 Paris Komünü arasındaki süreç içinde sanat eğilimi bu sosyal statü değişimlerini onaylar ve yansıtır bir biçimde şekillendi.

18. yy'ın ikinci yarısı ve 19. yy baslarında hakim “Neoklasik” anlayış içinde mitoloji, tanrılar, din ve erdemle biçim alan bir alegorik yaklaşımlar resim, heykel ve mimarlıkta kendini gösteriyordu. “Sanat eğitimi prestijli akademilerden alınır” anlayışı yoğun bir biçimde kendini gösteriyordu. Beğeni için önceden belirlenmiş kurallara başvuruluyor, bu “sabit değerler listesi” her koşulda ve her pozisyonda onaylama kriterlerini oluşturuyordu. Mükemmel denge için Antikite dönemi standartlaşmış proporsiyonlara başvuruluyordu.



Tüm bu alışılagelmiş ve standartlara oturtulmuş sanat anlayışına karşın Rodin heykelini kırık bir burunla (Bibi) ifadelendiriyor, profesyonel modeller yerine köylü ya da akrobat modellerle çalışıyor, böylelikle sanat alanı içinde düzensizlik, kargaşa ve spontanlığa yer açıyordu. Ona göre her heykel, içgüdülerle varolabilirdi. Yüzeyleri ile görünür olan heykel esas içinde kendi gücünü barındırır ve iç dinamiğini yine doğadan alırdı.



Doğa ve Ahenk


Rodin’e göre, sanatın doğayı birebir kopya ettiği bir sanat anlayışı sanatçıyı gereksiz kılıyordu. “Kırık Burunlu Adam”ın Paris Salonu’na kabulunden sonra Rodin, genç bir asker olan Auguste Neyt adındaki modeli ile Brüksel’de çalışmaya başlar. Rodin “Tunç Çağı” adını verdiği bu heykel ile son derece realistik bir çalışma çıkarmıştır.


Eser L’Etile Belge’de sergilendiğinde heykelin canlı modelden kalıp alınıp sergilendiği izlenimi yaygındır. Bu söylentilere karşı Rodin gerçek ölçüler dışında çalışmaya başlar.

Rodin’e göre sanat gerçekle birebir örtüşmemelidir.



İfade ve Geometri


Karl Schilling’in 1938 yılındaki çalışmalarına göre Rodin’in sanat anlayışında ikili bir yaklaşım gözlenebilir ve bu bir çelişki olarak ifadelendirilse de temelde Rodin’in karakteristiğini oluşturur. Hissi, dışavurumcu ve romantik çalışmalarının yanında Rodin’de es geçilemeyecek bir denge ve oran kaygısı, geometri prensibi gözlenir. Gsell ile yaptıkları söyleşilerden alıntılar bu ikili tutuma ışık tutacaktır.

Rodin bu konuşmalardan birinde kendini bir kalıpçıdan farklı gördüğünü öne sürer. Ona göre kalıbı alınarak üretilmiş bir yapıt insan enerjisinin yol açtığı etkiden mahrum kalmaktadır;

“Bir modeli uzun süre aynı pozda tutmak imkansız. Ben heykeli modelin zihnimde bıraktığı etki ile çalışıyorum. Kalıp almak bir şeyi yalnızca dış yüzeyleri ile sınırlı tutmaktır ama ben modelimin ruhunu da işe yerleştiriyorum... Duyguları ve ruhu en iyi şekilde dışavuracak çizgiler üzerine yoğunlaşıyorum”

Rodin’e göre sanatta kasten bir çarpıtma ya da vurgu olmamalıdır. Doğa oranlar ve duygulara rehber olur. Çalışmaları öznel ya da keyfi değildir, doğadaki geometri kuralları ile sıkı ilişki içindedir.

”İfademin gücü yüzeylerde saklı.Yüzeyler, hareketi, ötelenen hacimle yeni dengelemeyi içerir. İnsan bedenini tapınağa benzetiyorum, çevresinde beden hacminin dağılıp sıralandığı bir ağırlık merkezi var.”

Geometri arayışı Gsell ile yaptığı söyleşilerde de şu şekilde geçer:

”Heykellerimin coşkulu olduğu söyleniyor. Çalışmalarımın yoğunlukla doğayı içerdiğini inkar etmiyorum. Fakat bu gergin ve heyecanlı nitelik benimle ortaya çıkıyor. Bu yine doğanın kendisi... Sakin bir yaradılışım var, hayalperest değilim ama matematiksel düşünmeye yatkınım, işim iyiyse bu onun geometrisinden kaynaklanıyor”



Muhafazakar Vatandaş, Radikal Sanatçı

1840’lardan beri Naturalizm yükselen yeni sanat akımı olmuş, Balzac ve Flaubert’in Realizm’ini takiben Emile Zola, Naturalistik romanlarında toplumsal ve kişisel hayatları ayrıntılı işlemeye başlamıştı. Edebiyata konu olan işçiler, illetler, alkolizm, hayat kadınları, yozlaşmalar Rodin’in tasfirlerine de yansıdı. Rodin’in öğrencilerinden ressam ve heykeltraş Constantin Meunier (1831 – 1905) işçi sınıfının acılarını güçlü ve dışavurumcu bronz heykeller ile şekillendirirken, Rodin zanaatkar olarak çalıştığı onca yıla rağmen sosyal konulara karışmadı.


Modern heykel anlayışı içinde "Düşünen Adam" proleteryanın sembolu haline gelse de Rodin bir polisin oğlu olarak muhafazakar bir yapıya sahipti ve politik meselelerden özenle kaçındı. Dreyfus olayında tarafsızlığı tercih etti ve Zola’nın manifestosunun altına imza atmadı.



Cehennem KapısıCehennemin Kapısı


Bir anıtsal kapı olarak Dekoratif Sanatlar Müzesi’nce Rodin’e sipariş edilmiş kapının ana konuları kavga, mücadeledir. İtalya gezisi boyunca Ghiberti’nin kapılarını "Cennetin Kapıları" olarak adlandıran heykeltraş, sipariş üzerine kapının konusunu Dante’nin İlahi Komedyası ile belirler. Michelangelo’nun Sistine Şapelindeki “Son Hüküm” çalışması gibi kapıyı çok sayıda sahneye böler. 1880’de kapının maketi asimetrik tasarımı ile ortaya çıkmıştır. “3 gölge” , “Adem" ve "Havva” daha sonradan eklenmiştir.



Dante’yi simgeleyen Düşünen Adam Tympanum üzerinde oturmaktadır. Her bir parça ayrı ayrı üretilmiş ve kapı üzerine monte edilmiş, defalarca Rodin tarafından sökülüp tekrar takılmıştır.


Rodin’in Erotik Çizimleri

Danaide
Rodin kadın bedeninin doğayı en iyi ifade eden şey olduğuna inanıyordu. Bedenleri arkaya dönük bir siluet halinde resmettiği kadınları zamanı içinde barındıran Grek Amphora’lara benzetiyordu. Bu yaklaşım aslında zamanın yaygın "kadın bedenin izlenen bir obje olduğu" yönündeki erkek egemen bir dünya algısına denk düşer.

Albert Elsen’e göre Egon Schiele, Rodin’in sezgisel ve sürekli çizim tekniğini kullanır, ancak onun çizimlerine bir agresiflik hakimdir ve kadın bedenleri darbe almış olarak sunulur.

Cevaplar (2)Add Comment
0

...


yazar adosa, December 07, 2010
çok iyi bir site gerçektennnnnnnnnnnnnnnn!!!! Gerçekten bilgi aldım
0

...


yazar yúskıÑg, December 13, 2011
ya gerçekten saolun ödevim vardı savalun :D

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy