ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Monday, Sep 01st

Son Guncelleme08:18:06 AM GMT

Nerdesin: Resim Resim Sanatçıları Peter Paul Rubens


Peter Paul Rubens

e-Posta Yazdır

Reklamlar

 

Peter Paul Rubens Hayatı

Gençlik Dönemi

Siyasi nedenlerle Almanya’ya kaçan büyük flaman hukukcu olan Jan Rubens’in oğlu Peter Paul Rubens küçük bir alman kasabası Westfalene bağlı Siegen’de 1577 yılında doğmuştur. Küçüklüğü yurtdışında geçen Rubens 11 yaşında 1587’de babasının ölümünden sonra annesiyle birlikte Anvers’e döner. Ünlü Anvers “latin Okulu”nda oldukça iyi klasik eğitim alır ve birkaç dil öğrenir. Avukat olmayı rededer ve ressam olmak isteğiyle ilk öğretmenleri Tobiak Verhaecht ve Adam van Noort’dır. Fakat memnun kalmaz ve Oto van Been atölyesini daha çok beğenerek orada eğitimine başlar. Öğretmeninin ressam olarak yetişmesinde çok büyük etkisi olmuştur. Van Been uzun yıllar İtalya’da yaşamış ve italyan ustalarını tanımıştır. Öğrencisine ilk olarak büyük dekoratif resme sevgiyi aşılamış ve aynı zamanda zor sanat olan figürtatif kompozisyonu öğretmiştir.

Rubens çabuk öğrenmiş ve birkaç yıllık yoğun çalışmayla “Anvers ressamlar birliği” (gilda) ona “usta” ünvanı ve kendi atölyesini açma izni verir. Fakat Rubens para kazanma yerine eğitimine devam etmek ister.

Peter Paul Rubens

1600 yılının baharında Rubens’i mıknatıs gibi çeken İtalya’ya gider. İlk önce Venedik’e giderek en çok Tiziano’nun resimlerinden etkilenir, sonra sıra ile Roma, Floransa, Mantoya, Parma ve Genua’yı tanıyarak tüm Apenin yarımadasının resmini inceler. Mantoya’da Vincenzo da Gonzaga’nın hizmetine girer ve sanat eserlerinin kopyalarını yapar. Kendine antik eşya koleksyonunu kurmaya başlar. 1603’te, İspanya’ya giderek, daha sonra Roma’ya döner ve Michelangelo, Carraciller, Caravaggio’nun yapıtlarına ve Palatino’ya hayran kalır.

1604’de Gonzagalar için yaptığı Anvers’de “İsa’nın Vaftizi” ve Nansy’de “İsa’nın Görünmesi” eserlerinde Michelangelo, Rafaello ve Tintoretto’dan esinlenerek yaptığı belirgindir. 1605-06 yıllarında Genova’da portre çalışmaları yapar. 1608 yılında ağır hasta olan annesinin ölümün nedeniyle evine döner. Anvers’teki atölyesini açtığında Rubens gelişimini tamamlamış yetenek ve Rönesans sanatını iyi bilen ressam olmuştur. Kendi memleketinde ilk karşılaşmasında bir çok sipariş ile karşılaşır. Rubens gece gündüz çalışarak oldukça zenginleşir. Çalışmalarını Paris ve Londra’nın krlaliyet evlerine, zengin Mantiya ailesi, Madrit’teki ispanya kralı ve dönemin en zengin insanları için yapmıştır. Ünü gittikçe yayılmış ve daha çok aranır olmuştur.

1609 yılında Hollanda’nın en zengin bankacısının güzel kızı İzabela Brant ile evlenir. Kendine büyük ve güzel bir ev düzenler ve hayatı bir masal gibi aile mutluluğu ve sürekli başarılarla geçer. Keskin zekâ, az bulunan kültür ve güzel konuşma kaabiliyeti kralın yardımcısı arşidük Albrecht’in dikkatini çeker ve Rubens’e saray ressamı görevi verir. 1610’da Albrecht’in aile resmini yapar. Rubens çok güzel konuşan, kültürlü ve ikna kaabiliyeti yüksek bir yeteneğe sahip olup Albrecht’in yerine en zor ve kritik diplomatik görüşmelere gönderilirmiş. Bu dönemlere ait ilginç bir hikyayesi de anlatılır.

İngiltere’de Rubens’ in resim yaptığını görüp sormuşlar: -Resim yaparak herhelde eğleniyorsunuz, sayın elçi? Rubens gülümseyerek kibarca söyler: -Lütfen, baylar, ressam bazen diploması yaparak eğleniyor...

Ustalık Dönemi

Gerçek başarıya Rubens 1610 yılında Anvers katedrali için yaptığı iki tane üçlüyle ulaşır. “Çarmıhın Dikilmesi”ni 1610’da ve “Çarmıhtan İndiriliş”i 1612’de gerçekleştirmiştir. Bu çalışmalara geleneksel Flaman ve egemen hale gelen Rönesans anlayışının birliği olarak bakılır. Anvers Güzel sanatlar müzesi’nde bulunan “Müşrif çocuk” küzey gerçekçiliği, Münih’te bulunan “Amazonların savaşı”nda epoik şiirsellik, Münih’te bulunan “Av” ve “Son yargı” adlı eserlerinde fiziksel güç yansıtılmıştır.

Birçok sipariş altından ancak eskizlerini takip eden kimi detayları öğrenciler ve yardımcıları tarafından yapılarak kalkmıştır. Resimlerinde hayvan detayları için Snyders ve P.De Vos, manzaralarda Wildens ve Van Uden’in yardımlarından faydalanmıştır. 1616-1621 yılları arasında, en sevdiği öğrencisi ve yardımcısı olan Van Dyck olur.

1617-18 yılları arasında altı büyük kompozisyonu Rubens Cizvitler’le dostluğu etkisinde yapmıştır. “Azis İgnacio’nun mucizeleri”, “Aziz Francisco’nun mucizeleri” ve “İsa ve iki hırsız” eserlerinde Reform düşüncesini dile getirmiştir. 1622-25 arasında Paris’teki Luxemburg galerisi için “Marie de Medicis’in yaşamı” konulu yirmi tane büyük resim yapar.

1627-30 arasında İspanya infantası İsabel’in özel danışmanlığını yapan Rubens, Avrupa’yı sarsan büyük olaylara karışır. 1628’de yeniden Madrid’e gider ve Velazgues ile tanışır ve kırk kadar eser yapar. Bir bölümü Tiziano’nun kopyalarıdır. 1629-30’da Londra’da bulunarak İspanya ile İngiltere arasındaki anlaşmazlığı barışa dönüşmesini sağladı. Charles I ona şovalye unvanı verir ve Charles’ten özel ricasıyla bu görevden alınmasını ister.

1626‘da 53 yaşındayken İzabella Brant iki oğul bırakarak ölür ve ikinci kez onaltıyaşındaki Helene Fourment ile evlenir. Ustalık eserleri için Helene en gözde modeli olur.

1640 yılında Rubens çok ağır hastalanır ve tüm müdahalelere rahmen 30 mayıs’ta vefat eder.

Yorumlar

Ölümünden sonra geriye 3000 ‘e yakın resim arasında 600’ü büyük tuvaller olmak üzere Rubens bıraktıklarıyla sanat dünyası için olağanüstü bir olaydır. Eserlerinin yapılmasında öğrencilerinin yardımı da olsa Rubens’in çabuk eli ve seyrek raslanan hayal gücü fırçayla tuval üzerine inanılmaz hızla hareket etmiştir. Bu kadar çok eserin bir hayat boyu yapılmasının açıklaması bu olsa gerek.

Genç Rubens’in resmleri Michelangelo ve özellikle Caravaggio gibi Rönesans ressamlarından etkilendiğini fakat daha sonra kendisini bulup etkilerinden arınmıştır. Oldukça kısa hayatı zenginlik ve mutluluk içinde geçmiş olup Rubens açlık, soğuk ve cehaleti görmemiş ve bir azınlığının isteklerini karşılamıştır. Bu topluluk için dini konulu, büyük tarihi konulu, mitolojik ve av sahneleri içeren resimler yapmıştır.

Aynı zamanda fırçasının altından yüzlerce kral, saraylı, zengin tüccar portreleri çıkmıştır. Rubens’in dünyaya bakışı hayatı seven, eğlenceyi ve mutluluğu içeren bakış ile ortüşür. Bütün resimlerin, merkezinde insan durmaktadır. Hayat dolu bu karakterleri Anvers sokakları, meyhaneleri, liman kıyılarında ve sarayın içinde bulur. Fakat tuvalin üzerine inanılmaz hayat dolu ve canlı olarak yansıtır. Savaş sahnelerinde ve portrelerde bile bu özeliği yansıtarak en yüksek ustalığını konuşturur.

 

Resimleri

Satürn bir Oğlunu Yerken
Rubens'in yine Prado Müzesi'nde bulunan bu eseri daha aydınlık bir resimdir ve söz konusu mitin daha geneleksel bir tasvirini içerir. Bu resimde Goya'nın resmindeki yamyamca vahşilik yoktur. Ancak kimi eleştirmenlere göre Rubens'in resmi daha korkutucudur, çünkü bu resimde tanrı kendi gücünü elde tutabilmek için masum çocuğunu öldüren bencil ve acımasız bir katildir. Goya'nın resminde ise kendi oğlunu öldürmüş olması sebebiyle deliren bir adam görülür. Ayrıca Goya'nın resmindeki çocuk vücudu aslında bir yetişkin vücudu şeklinde çizilmiştir. Rubens'in resminde ise çaresiz bir bebek açıkça görülür.

Leukkipos Kızları’nın Kaçırılışı-1618
Kızlarının Kaçırılışı (1618) adlı resim sadece Rubens’in değil, barok dönemin baş yapıtlarından birisidir. Resmin ön planında büyük olarak tasvir edilmiş bir figür grubu söz konusudur. Bu gruba arkalarındaki biri şahlanmış iki at da dahildir.

İki erkek figürü gerilmiş kasları, enerjik hareketleri ile kendilerine direnen iki genç kızı kaçırmaktadırlar. Kadınların vücutlarında parlayan ışık, ten dokusunu tanımlamaktadır. Özellikle kumaşların ışıklı dokuları son derece etkileyicidir. Yoğun bir hareket, ifade resme hakimdir, ayrıca kıvrımlı, eğik hatlar, diyagonal kompozisyonlar dikkat çekmektedir. Figürler resmin büyük kısmını kaplamasına karşın, olayın içinde cereyan ettiği geniş ufuklu bir manzara dikkat çekmektedir.
Rubens’te cinsel nedenlerden ötürü kaçırma, bir tür kahramanlıktır ve bir cinsel arzu patlamasına tepki olarak yapılmış bir hareket gibi pek fazla insanca betimlenecek bir konu değildir.

Kuşkusuz bu farklılık siparişi verenlerle de ilgilidir. Oğlancılığa tepki gösteren burjuvazi ile mitolojiyi iktidar alanında kullanan aristokrasi arasındaki fark sanata bu şekilde yansır.

Leda with Swan-Leda ve Kuğu
Zeus bir gece, güzel bir kugu sekline bürünerek Taygetos daginin tepelerine indi. O yere indigi sirada Aetolia kralinin güzeller güzeli kiz Leda uyuyordu. Zeus güzel kokular saçan kanatlarini çirparak prensesi uyandirdi. Kugu ona dogru yaklasarak uzun boynu ile yüzünü oksadi. "Benden korkma, ben aydinlik tanrisiyim" dedi ona "Istiyorum ki birbirinin esi olan iki çocuk dünyaya getiresin, onlar ay ve günes gibi birbilerini takip ederek yasasinlar. Insanlara iyilik etsinler, can vermek üzere olan gemicilerin yardimlarina kossunlar." Dokuz ay sonra Leda ormanin derinliklerinde bir yumurta yumurtladi. Yumurtanin içinden birbirinin esi olan iki erkek çocuk çikti. Birinin adi Kastor digerininki ise Pollüks oldu. Yumurtadan çikar çikmaz parlak bir yildiz iki kardesin baslarina nur döktü, sonra her ikiside ayni ata binerek ellerinde ayni mizraklarla dört nala oradan uzaklastilar.

Samson and Delilah;
Milattan önce 12. yüzyılın sonunda geçen müthiş bir aşk hikayesini konu alır Samson ve Delilah. Samson, İsrailoğullarının Filistinlilere karşı direnişinde etkin rol oynayan bir kahramandır ve Herkül gibi gücüyle ünlüdür. Bir başka ünü da Filistin kadınlarına olan düşkünlüğüdür. Delilah bu kadınların sonuncusudur. Delilah ve Samson büyük bir aşkla severler birbirlerini. Fakat Samson, Delilah’ın kızkardeşine de aşık olur ve Delilah’ın öfkesini kazanır. Delilah, bir eşek çenesi kemiğiyle bile binlerce Filistinliyi öldüren Samson'un gücünün nerden geldiğini öğrenmeye karar verir. Türlü hileyle Samson’dan gücünün saçlarında gizli olduğunu öğrenir. Samson’u koynunda uyutarak saçlarını kazıtır ve onu Filistinlilere teslim eder. Onu yakalamanın sarhoşluğuyla Samson ’un saçlarının yeniden uzayacağını kimse akıl edemez. Esareti sırasında saçları yeniden uzayan Samson eski gücüne yeniden kavuşur ve esir tutulduğu tapınağın sütunlarını yıkarak hem kendinin hem de düşmanlarının ölümüne neden olur.

The Masaccre of the Innocents/Masumların Katliamı’
Şiddetin son noktasına kadar tasvir edildiği kompozisyonun konusuna gelince; Herod cellatlarına yeryüzünde ne kadar erkek bebek varsa öldürmelerini emreder çünkü bu bebeklerden birinin gelecek mesih olacağına inanılır ve Herod bu fikre tahammül edemez... Rubens, cellatları vahşet içinde gösteriyor. Tablonun sağ köşedeki iri yarı cellat, karnından havaya kaldırdığı kar topu bir bebeği halı çırpar gibi sallarken, başını mermere vurup parçalamak üzeredir. Tabloya bakanlara arkası dönük olan göğüsleri elbisesinden fırlamış haldeki sarışın, alımlı kadın bir taraftan son derece seksi diye düşündürürken, diğer açıdan bakınca bebeğini korumak için tırnaklarını cellatın suratına geçirmiş halde şiddetini gösteriyor. Diğer bir kadın arka planda diğer bir cellatın elini ağzına almış bir aslan edasında bebeği korumak için parçalamak arzusundadır. Tırnaklamak, ısırmak, saçları çekmek seksi bir yöne sahip olsa da sadece şiddet değil şiddetin dozu ve tasvir şeklide son derece zalim bir sahne ortaya çıkarıyor.
Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy