ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Wednesday, Jun 26th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Sizin Yazılarınız Dikkat Ahlak Var!


Dikkat Ahlak Var!

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Dikkat Ahlak VarAhlak Üzerine Birkaç Satır..

Öncelikle ahlakın ne olduğuna değinelim.

Türk dil kurumu ‘Ahlak’ı şöyle tanımlamış;

“Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, sağtöre” cart curt..

Toplum içinde uymak zorunda olduğunuz kurallara ahlak adı veriliyor yani. Düşünsenize, toplum içinde nasıl davranmanız gerektiğine siz karar veremiyorsunuz. Sürüye uyma zorunluluğu var. Aksi halde ahlaksız vb. bir çok yakıştırmaya maruz kalırsınız hatta fiziksel şiddete kadar gidebilir olay ama bunu yapanlar kesinlikle ahlaklı olanlardır! Ne ironi ama.

Peki ahlak gerçekten bu mudur acaba? Yani toplumda uymak zorunda olduğunuz davranış ve kurallar bütünü müdür? Bir kere bu tanımın kendisi hatalı. Şöyle ki; sizce içten gelmeyen ve sırf toplum öyle istiyor diye o kurallara rol icabı uymak ne kadar ahlaklı bir davranış! Kişi bu seferde topluma karşı ahlaklı olacağım derken kendisine ahlaksızlık etmiş olur. Zorunluluk gereği yapılan bir davranışın ismi asla ahlak olamaz. Bu yalnızca kişilerin birbirini kandırdığı, içten pazarlıklı bir toplumun oluşmasını tetikleyen uygulamalar bütünüdür. Ahlak, zorunluluk ile, emir ile veya korku ile gelen bir anlayış değildir. İçten gelmediği sürece, hiçbir yaptırım ahlakın oluşmasına neden olamaz. Sadece öyleymiş gibi görünen sahte bir ahlak anlayışı oluşabilir. Ki günümüz dünyası da bu sahte ahlak anlayışına sahip. Bunu, neredeyse karşılaştığınız her insanda görebilirsiniz.

Sahte ahlakın oluşmasına neden olan şey nedir?

Bunun en önemli nedeni, tüm insanları tek tip bir düşünce yapısına mahkum etmeye çalışmaktır. Oysa her birey hürdür ve kendi düşünceleri, fikirleri dolayısı ile kendi ahlak anlayışı vardır. Ama bunu yadsıyıp, herkesi kendi belirlediğiniz düşüncelere uymaya zorlarsanız, işte o zaman yozlaşma başlar, sahteleşme başlar. İşi icabı sürekli gülümsemek zorunda olan birisinin sahte gülümsemesi kadar sahtedir tek tip ahlak.

Ahlak yalnızca kişi ‘gerçek olduğunda, kendi olduğunda’ oluşur. Ve oluşan bu ahlak içten ve doğal olacağı için bireyler arası ahlak anlayışı da gerçek ve uyumlu olacaktır. Oysa bunun tam tersi düşünüldüğünden ortak ve dayatılan bir ahlak anlayışı üzerinde durulmuştur. Yani eğer herkes kendisi olursa, herkes gerçek olursa o zaman bir birliğin sağlanamayacağı düşünülür. Bu küçük bir ölçekte, nispeten doğrudur. Ama makro ve uzun vadeli düşünecek olursak; kişilerin gerçek olmaları, sahtelikten, yapmacıklıktan uzak , kendileri olmaları dünyasal birliği getirebilir. Evet kısa vadede toplumların parçalanmasına yol açacaktır. Ama bu parçalanma aslında genel bir birleşmenin zorunluluğu gibi duruyor.

Her bireyin kendini ifade edebilmesi, gerçek olması, doğal olması toplumların sonunu getireceğinden; kişilerin sahteleşmesi, kendilerinden uzaklaşması ama toplumun varlığını sürdürmesi esastır toplum yöneticileri için. Cüsseleri büyüktür, epey yer kaplarlar ama beyinleri için aynı şey söylenemez!

Sahte ahlak o kadar utanç verici ve gözler önündedir ki, bunca yapmacıklıktan oluşan çöplüğün içinde yaşayabiliyor olmamız gerçekten mucize. Hatta ben mucize diye buna derim işte!

Toplumların ahlak tanımı, ahlak anlayışı, ahlakın tamamıyla dışında ve zıt bir kutuba yerleştiği gibi, adeta ahlakın insanları ahlaksızlaştırdığı bir noktadayız!

Toplumlar ayakta kalabilmek için her zaman tek tip ahlak kurallarını aşılar üyelerine. Tabii bu birey henüz çocukken, milliyetçilik ve din aşısı ile gerçekleştirilir. Bu sayede toplumlar, insan sürüleri rahatlıkla koyun gibi güdülebilirler. Binlerce yıldır işe yarar bu yöntemler ve binlerce yıldır dünya’nın burnu boktan kurtulamamıştır. Hep savaş, zulüm, baskı, tutsaklık vs.. Bu iki silah ile güdülen insanoğlunun yüzü hiç gün görmemiştir.

Tüm toplumların parçalanması, bir birleşmeyi, dünya birliğini getirir. Ama dünya birliğini isteyen  dünyalı pek bulamazsınız! Çünkü daha çocukken şartlandırılır onun beyni toplum için feda olmaya.

En basitinden, daha çocuklar okullarına girmeden hemen bahçede başlar şartlandırma; her sabah tekrarlattırılan hareketleri,sözleri hatırlayın.. Her sabah yapılan şey bir programlama, beyinlere kazımadır: rahat… hazır ol!... … varlığım türk varlığına armağan olsun!..

Her şey vatan için.. şak şak şak alkışlar..

Vatan sana canım feda.. şak şak şak alkışlar.. yürübe kim tutar seni..

Kandırılmış binlerce çocuk ölür ve ölü bedenler ailelere ulaşır ama yine o programlanan ahlak devrededir. Ve aile acı gözyaşları arasında der ki; bir oğlum daha olsun onuda gönderirim onu da feda ederim!! Her şey vatan için…

Sanki o çocuklar ailenin ve toplumun malıymış gibi, onların tekelindeymiş gibi!. Bir eşya misali istedikleri gibi kullanabilirler miş gibi.. yazık! Çok yazık!

Kandırılan ve güdülen milyonlarca insan..

İtaat et, kendini feda et.. Yaşasın toplum!

Sen geber, ama yaşasın toplum!

Tabii onlar daha güzel kelimeler ve hikayeler kullanır ki uyumaya devam etsin insanlar.  Şehit derler, öteki dünyada rahat edecek derler, derler de derler.. ve benim güzel dünyamın güzel insanları uyumaya, güdülmeye, acı çekmeye, sürünmeye devam eder..

Tüm bu yozlaşmış, iğrenç anlayışlar toplumun temel ahlakıdır!

Oysa Nietzsche, hani o zamanında hiç anlaşılamayan ve hala anlaşılmakta güçlük çekilen adam; “Herkes için geçerli bir ahlak, gülünç bir fikirdir” derken, elbetteki tüm bu pisliğin farkında olarak böyle bir çıkarım yapmıştır. Ve bu çıkarım aslında derinlerinde dünya birliğine götürür insanı ama tabii yalnızca görebileni veya görmek isteyeni..


Cevaplar (2)Add Comment
donkişot

...


yazar donkişot, Mayıs 20, 2010
Sizin yazdığınız açıdan bakınca söylediklerinize hak verebiliyorum. Zaten din ve milliyet üzerinden insanlara empoze etmeye çalıştıkları düşüncelere dair görüşlerinize tamamen katılıyorum. Ama bugün tüm bu ahlak kuralllarının sınırlayıcılığı içinde bile Siirt''te yaşanan olaylar gibi pek çok vahşet görüyorsak; ne yazık ki insanın özüne dair kurduğunuz tüm iyimser cümleler anlamını yitiriyor. 13-14 yaşlarındaki insan evlatları bunları yapabiliyorlarsa, ben bugün yaşanan kötülükleri genel ahlak kurallarının dayatmalarına değil, insan özünün ne kadar kötü ve yıkıcı olmasına bağlarım. Ayrıca Nietzsche genel bir ahlakın varlığını reddetmiştir. Onun ulaşmak istediği üstün insan güçlü insandır. Yani "kitleleri serbest bırakalım, hepimiz mutlu yaşayalım" argümanını belli bir yerden sonra destekleyebileceğini düşünmüyorum. Kısacası anarşizmi fazla iyimser buluyorum.
Zeus

Nietzsche ve Ahlak Üzerine


yazar Zeus, Mayıs 20, 2010
Nietzsche'nin genel bir ahlakın varlığını reddetmiş olduğunu söylemek (belki de yanlış anlıyorum) ne kadar doğru olur bilmiyorum. Çünkü Nietzsche; "Arzularımız o kadar şiddetlidir ki bazen birbirimizi parçalamak isteriz. Ama topluluk duygusu bizi durdurur." der. Yani ahlakı türün korunumu ve hayatta kalabilme içgüdüsüyle ilişkilendirir. Fakat ahlak için; "Her ahlak, doğaya, hatta akla karşı bir parça zorbalıktır" diyerek yabancılaşmak olarak görür ve yabancılaşmak genel olarak ahlakla tezahür eder. Sürünün çıkarı doğrultusunda oluşan ahlak kuralları, bireyin özgürlüğünü elinden alır ve onu dar bir kalıba hapseder. Çünkü topluluk duygusu, ahlakın kökenini oluşturur.


"Özgür insan ahlaksızdır, çünkü o her bakımdan geleneğe değil, kendisine bağlı olmak ister." diyerek ahlakı ve insan doğasına etkisini yeterince açık olarak vurgular. Burda Nietzsche'nin ahlak ile insan arasındaki ilişki tespitlerini iyi anlamak gerek. Nietzsche’ye göre ahlak kurallarını doğal bir sonucu olan ceza, arzulara boyun eğdirmekten, insanın daha dikkatli olmasını sağlamaktan, korkuyu artırmaktan başka bir işe yaramaz. Ve böyle yaparak insanı evcilleştirir ama onu daha iyi kılmaz. Şayet ileride suç işlemekten uzak durursa bunun nedeni artık daha uyanık olduğundandır yoksa daha ahlaklı olduğundan değil…Geçmiş suçlarından pişmanlık duyuyorsa bunun nedeni cezasının ona acı vermesidir,bilincinin değil…

Cezayı takip eden pişmanlık değilse nedir? Bunun yanıtı, eski güç istencinin içe yönelmesinden başka bir şey değildir. lkel düzeyde insanın bu güç istenci serbestti. Çevresine yönelik, gücünü çoğaltan her eylem, başkalarına ne denli zarar verdiği önemli olmayan her eylem ona iyi geliyordu. Ahlak diye bir şeyden bihaberdi.Çevresinde olanlar ona yalnızca yararlı ya da zararlı görünüyordu. İşte bu güç istenci daha sonraki süreçlerde düzenlendi ve denetlendi. Birey, çoğunluğun arzusuna tabi olmak zorunda kaldı ve ahlakın kodlarına uymak zorunda bırakıldı. Sonuçta güç istenci kendine döndü; kendi bedeni ve aklına işkence yapmaya başladı. Baskı altına almadan duyduğu eski ilkel zevk, neşe varlığını sürdürdü ancak artık bunu çevresindekilere yapamadığından, kendine yöneltti ve suç duygusunun, günahkarlığın ve yanlış yapmanın avı haline geldi.

Özetlersek Nietzsche ahlakın iyiyi koruduğunu değil. İyiyi asıl (daha zararlı) kötü haline getirdiğini söyler. Yine Nietzsche'nin bir sözüyle sonlandırmak istiyorum; "Suçlu ne yaptığını gerçekten bilseydi, ancak suçlamaya ve cezalandırmaya hakkımız olduğu takdirde bağışlamaya da hakkımız olacaktı. Fakat bu hakka sahip değiliz."

Not: Sadece Nietzshe'ye göre konuya bakmak istedim ancak konu çok çok geniş ve karmaşık. Sözlerin herbiri dahi ayrı ayrı tartışılabilir.. :)

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy