ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Saturday, Nov 29th

Son Guncelleme07:55:56 PM GMT

Nerdesin: Sosyoloji Toplumsal Değişim Modelleri


Toplumsal Değişim Modelleri

e-Posta Yazdır

Reklamlar

TOPLUMSAL DEĞİŞİM MODELLERİ

İnsan-doğa ilişkileriyle insan-insan ilişkileri birbirini koşullar niteliktedir. Doğa bilimlerindeki her gelişme, sosyal bilim disiplinleri ve toplum yapısı üzerinde etkilenmelere yol açar.

17. yy'da mekanik bilimindeki gelişmeler, 18. yy'da sosyal mekanist okulun doğmasına yol açtı. Sosyoloji ekollerinden biri olan mekanist okul, bireyi molekül ve atomlarla, toplumu da itim ve çekim yasalarıyla izah eder. Biyoloji ve antropolojide ki gelişmeler, organizmacı, bio-organik, bio-metrik ve antropo-metrik gibi çeşitli sosyoloji okullarının oluşumuna vesile oldu. Yine Darwin'in evrim teorisi, toplumsal versiyonu olarak sosyal darwinistlere kuluçkalık yaptı.

19. yy modernite ve kurumlarının zirveleştiği yüzyıldır. Bir çok bilim gibi sosyolojinin de bir modern bilim olarak doğuşu bu yüzyılda gerçekleşti. Sosyolojinin isim babası comte, doğan çocuğa sosyoloji adını vermeden önce, fizikteki gelişmelerin yansısı olarak, sosyal fizik adını koymuştur. Doğa bilimlerindeki hızlı gelişmeler, sanayi devrimi ve yarattığı toplumsal buhran, toplumsal hareketler ve sömürge toplumlarının incelenme ihtiyacı gibi nedenler, sosyoloji bilimine olan ihtiyacı koşulladı.

Latince olan socio; arkadaş, emekdaş ve ekmekdaş anlamına geliyor. Modern bir bilim olarak sosyoloji, toplumsal ilişki, olay ve olguları inceleyen bir bilim dalıdır. Toplum yapısını demografya, coğrafya, ekonomi, inanç ve kültür gibi onlarca etmenle izah etmeye çalışan sosyoloji ekolü var. Yine toplumsal değişimi farklı farklı izah eden çeşitli değişim modelleri bulunuyor.

Toplumsal değişme; toplumun yapısal, kültürel, yapısal, kurumsal ve davranışsal farklılaşmasıdır. Farklı değişim modellerinin ortaya çıkmasının nedeni, sosyolojinin inceleme konusu olan toplumun öznel ve karmaşık bir sahip olması ve sosyologların topluma bakış açılarındaki farklılıklardır. Değişim modellerini birkaç başlık altında incelemek mümkün:

a) yapısal fonksiyonel model: modelin gelişiminde parsans'un katkıları büyüktür. Fonksiyonel olma, ihtiyaç karşılama ve öteki parçalarla ahenkli bütünleşme demektir. Her toplumsal birim ve kurum, ihtiyaçlardan kaynaklı ortaya çıkmış olup, toplumsal mekanizmanın işleyişinde bütünün parçaları durumundadır. Modelde, toplum düzenli ve ahenkli ilişkiler bütünü olarak değerlendirilir. Toplumda herkesin yerine getirmesi gereken bir rolü vardır. Organizmacı yapıda bu model içinde değerlendirilebilir. Organizmacılar uygarlıkları canlı organizmalar gibi, doğan, büyüyen ve ölen varlıklar şeklinde ele alıyor.

İnsan bedeni ve toplumsal yapı arasındaki benzerliklere dayanılarak geliştirilen bu modelde değişim; değişen ve çoğalan ihtiyaçların yeni yapıları ortaya çıkarması ile izah ediliyor. Toplumun düzenli ilişkiler bütünü olarak ele alınması, determinist zihniyetin ürünüdür. "kaotik süreçlerde toplum yok muydu?" sorusuna modelin vereceği cevap yoktur olacaktır. Kurulu sistemler için mekanizmin biyolojik versiyonu olarak gelişen yapısal fonksiyonel model, toplumun karmaşık bileşenleri arasındaki gerilim ve çatışmaları izah etmekten uzaktır.

b) çatışma modeli: dahrendorf ve parcto'nun görüşleri modele damgasını vurur. Yapısal fonksiyonel modelin anti tezi olarak, toplumu birbiriyle çatışan öğelerin oluşturduğu savunuluyor. Toplum bir organizma değil süreçtir.

Dahrendorf, otoritenin olduğu her yerde çatışmanın kaçınılmaz olacağından bahseder. Her otorite egemenlik sahasını uyumlu hale getirmek için toplumu zorlar. Otoritenin zorlaması, karşıt tepki olarak direnç ve uyuşmazlıklara yol açar. Değişimi sağlayan şey, uyuşmazlık sonucu gelişen çatışmadır. Toplumsal bütünlük, çatışan zıt kuvvetlerin dengelenmesi ile sağlanır. Toplumun olduğu her yerde çatışma vardır. Değişim kaynağı çatışmalardan, çatışmanın toplumsal eşitsizliklerden beslenir. Çatışma bastırılabilir, kanalize edilebilir ama tamamen ortadan kaldırılamaz.

Dahrendorf parlemento, yasal haklar ve bunun gibi oluşumları dengeleyici çatışma kurumları olarak ele alır. Marksizmin çatışma modelleri üzerinde ciddi etkileri görülmekle birlikte, çatışmada hayatını yok etmeden ziyade çatışan grupların birbirlrinin temel çıkarlarını gözetmelerini öngörüyor. Modelde değişimin nedenleri ve çatışmanın sonuçları ortaya konulmakla birlikte değişim genelde insan-insan ilişkileri ile açıklanıyor. Yani insan-doğa ilişkisinin ürünü, teknolojinin rolü ortaya onulmuştur.

c) evrimsel model: insanlığın lineer çizgide(doğrusal) geliştiği ana fikri üzerine dayanır. sürekli ilerleme teorisinden gıdasını almakla birlikte, toplumların gelişme çizgilerini izleyerek, gelecekte nasıl bir şekle gireceğinin kestirilebileceği savunulmaktadır. Modele damgasını vuran ana temalar; ilerleme, zorunluluk, süreklilik ve kesinliktir. İleriye doğru lineer çizgide gelişen insanlık bilimsel teknik gelişimin kaçınılmaz sonucu olarak geçmişi toplumsal yapı, değerler ve yaşam tarzına göre gelişkin bir niteliğe sahip olacaktır. Tarihe çizilen yol, bugün dünden ileri, gelecekte bugünden ileri olacaktır.

Spencer, comte ve durkeim gibi bir çok sosyoloğun değişim mantığı, evrimci anlayışı yansıtmaktadır. Evrimci determinizm, geleceği kutsayan- bu yönü ile futuristtir(gelecekçi)- benmerkezci pozitivist zihniyetin ürünüdür. Hatta kökenini tek tanrılı dinlerdeki, insanın tanrının suretinden yaratıldığı ve dünyaya efendi olarak gönderildiği mitinden alır. Bilimsel-teknik gelişmeler ile buluşan bu anlayış bilim softası pozitivizmi ve oryantalist batı benmerkezciliğini perçinlemiştir.

d) diyalektik model: evrimsel değişimle birlikte değişimi yadsımanın yadsıması yasasına göre, sıçramalı olara değerlendirilir. Tez-antitez-sentez üçlemin de her toplumsal değişim kendi zıttını doğurur. Tez ve antitez kavgasında sentez ortaya çıkar. Değişimin mutlaklığı diyalektiğin özünü oluşturur. Evrimci modelde olduğu gibi diyalektik modelde de, değişim daha iyiye ve daha istikrarlı bir dengeye doğrudur.

Tarihsel materyalizmin eksenine, üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasındaki uyumsuzluktan kaynaklı, iki karşıt sınıfın kavgası oturur. Sınıf savaşımı değişimin temel dinamiğidir. Alt yapıyı oluşturan ekonomi, üst yapı kurumlarını belirler. Zorunlu uygunluk yasası ile değişimin formülasyonu durumundadır.

Marksist değişimin kuramı, evrimci anlayışı radikalleştirmesine karşın, modernitenin mezhepsel parçası olmaktan kurtulamamıştır. "yeni toplumun ebesi" olarak tanımlanan zor, volantarist(iradeci) jakobenist olup, moderniteyi sol cenahtan beslemekten kurtulamamıştır. Değişimde ara tabakaların rolünün görmezden gelinmesi, temelde ekonomik yönün abartılması ve orjininde antik yunan sürecinin yer aldığı Avrupa eksenli geliştirilen sınıflı toplum şeması, mekanik ve determinist olmaktan sıyrılamamıştır. "tarih sınıf savaşımları ile başlar" tezine cabral, henüz modern sınıflaşmayı yaşayamayan halkını kast ederek "o zaman bizim halkımızın tarihi yok mu" diyerek karşı çıkar.

e) devri dalgalı model: modeli geliştiren sosrokin, toplumsal değişim hem devri hemde ritmik olduğunu savunur. Ritmler yani değişim dalgaları, toplumun iç dinamizmine bağlıdır ve bunlar değişimin yönünü belirlerler. Sorokin, sosyo kültürel sistemleri maddeci, manevi ve ideal sistemler olarak üç evrede değerlendiriyor. İdeal sistem, maddeci ve manevi sistemin sentezidir. Maddiyatçı toplum yapısı maneviyata yönelerek kendisini dengeler.

Maddiyatçı ve tüketici modernite, ciddi bir tatminsizliği, maneviyat alanında ortaya çıkardı. Gerek reel sosyalist versiyonu-işçileşen teknik insan- gerekse de liberalizmi tüketim canavarı- insanlığı kaotik sürecin içine soktu. Yabancılaşan, yalnızlaşan ve nihilistleşen-değer tanımazlık- toplum, maneviyat kıyısında bulunan tarikatlara, mistisizme, köktendinciliğe ve cemaatleşmeye doğru dümen kırıyor.

Sorokin modeli değişimin başlangıcını ve gidişatını yöntembilimsel olarak belirtmekle birlikte, değişimin başlangıç koşullarına ilişkin güçlü perspektifler sunmuyor. İç dinamizm potansiyeli ve ihtiyaca göre değişim süreci ve durulması tezi, tarin bir çok ara dönemi ve kırılma süreçlerindeki devingenliği ortaya koyuyor. Fakat değişimin salt maddi ve manevi durumla izah edilmesi, hem soyut hemde değişimin siyasal boyutlarını göz ardı edilmesini beraberinde getiriyor.

Sonuç: mekanik kuramlardan beslenip, toplumlara determinizmin dar gömleğini giydirmeye çalışan sosyoloji bilimi, toplumsal sorunları izah etme ve sorunlara çözüm üretmede son derece yetersiz kalmıştır. Daha doğrusu modernite içi kalarak, sisteme veri sunmuş, sunmaya da devam ediyor. Toplum mühendisliğine soyunan sosyologların büyük bir kısmı, iktidarlara fikir babalığı yapıyorlar. Görece belli gerçekler ortaya konup, belli sonuçlara ulaşılsa da, batı toplum yapısına dayalı geliştirilen kuramlar, dünyanın geri kalanını göz ardı etmişlerdir.

Kuantum kuramın mekanik kuramı geçersiz kılması ile birlikte, modernitenin bir çok kurumu gibi sosoyoloji de ciddi bir kriz ile karşı karşıya kaldı. Olasılıkla ve belirsizliklerle dolu günümüz dünyasında, klasik neden-sonuç sabitliğinde yol alıp, değişim yasalarını açıklamak imkansız hale geldi.

Newton'a göre başlangıçtaki koşullar ve etki eden kuvvetler bilindiği takdirde, sistemin hem geçmişteki hem de gelecekteki bütün durumlarını hesaplamak mümkün kaos durumunun belirmesiyle bu ifadenin geçersizliği ve hiç olmazsa belli koşullarda uzun vadeli tahminlerin yapılamayacağı, yapılsa da olasılıkların çeşitliliği içinde kaybolacağı anlaşılmıştır.

Günümüzde 19. ve 20. yy teorileri iflas etmiştir. Mekanistlerin izah ettiği gibi insanı salt bir atomla izah edebilir miyiz? Yine organizmacılar gibi insanı hücrelerle, kurumları dokularla ne kadar açıklayabiliriz? Salt ekonomik yapılarla değişim ne kadar ortaya koyulabilir? Toplumda bir değişim var ama evrimcilerin iddia ettiği gibi bunun sürekli iyiye ve mükemmele doğru olduğunu nasıl mutlaklaştırabiliriz?

Küresel dünyada artık en küçük parçayı atomlar oluşturmuyor. Sabit zaman ve mekan belirlemelerini bilimsel gelişmeler aşmış bulunuyor. Kuantum fiziği, mutlak determinizm ve lineerlizme ağır darbeler indirip, yerine olasılık, belirsizlik ve nonlineerci (doğrusal olmayan) koyuyor.

Savunmalarda değişim ve tarih yorumu, klasik değişim modelleri kalıplarını aşıyor. Harmanlama ve özgünlükler içeren yeni bir perspektif ve bakış açısı sunuyor. Kaos aralığı tezi kesin noktalı işaret ve söylemlerden ziyade yüzlerce soru işareti, bir o kadar da belirsizlik ve olasılıkların varlığını, gerçekleşebilme ihtimallerini ortaya koyuyor. Değişimin yönünün mutlak olmadığı, kuantum taneciklerinin hem dalgalı hem de tanecik yapılı hareket tarzındaki şaşırtıcı sonuçlar da açığa çıktı. Tarihsel süreçlerde böylesi beklenmedik ihtimallerin gerçekleşmesiyle dolu. Waterloo savaşında Napolyon ordusu İngilizler'i yenmek üzereyken, bir çoban kestirmeden Prusya ordusunu savaş meydanına getirir ve Fransızlar yenilir. Prusya ordusunun geç geleceğini hesaplayan Napolyon da ilgili çobanın gazabına uğrar.

Entropi, bir sistemin düzensizliğinin ölçüsü anlamına geliyor. Entropinin yüksekliği kaostaki karmaşanın oranını belirler. Entropi ne kadar yükselirse kaos aralığından çıkış ya da değişim, bir o kadar kendini dayatır. Kaos aralığında, toplumsal dinamikleri iyi okuyan, uygun örgütlenme ve teorik müdahaleler ile pratik hamleyi isabetli yapan güçler değişimin yönünü de belirleyecekler. hal böyleyken, özdeş iki kar tanesinin dahi, bulunma olasılığının en düşük ihtimaller yer aldığı dünyamızda, bütün toplum yapılarını kapsayan mutlak bir değişim modelinden ve değişimin kesinleşmiş rotasından bahsetmek mümkün mü?

Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy