ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Saturday, Jul 20th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Türk Edebiyatı Abdülhak Şinasi Hisarın Edebi Kişiliği


Abdülhak Şinasi Hisarın Edebi Kişiliği

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Abdülhak Şinasi HisarAbdülhak Şinasi Hisar, Türk edebiyatında, öncelikle yazar kimliğiyle tanınmaktadır. Çoğu edebiyat ansiklopedilerine bakıldığı zaman Hisar’ınyazar kimliği, eleştirmen kimliğinden daha çok ön plâna çıkartılıyor. Örneğin,Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi’nde Hisar şöyle tanıtılıyor: “Türkromancı, anı yazarı” (5324). Ancak Hisar’ın yazarlığının hangi edebî türe yada türlere bağlanacağı konusunda kesin yargıya varabilmek için ansiklopedikbilgilerle yetinmeyip kapsamlı bir araştırma yapmak gerekmektedir. Hisar’ındenemeci ya da anı yazarı kimliklerini ayırtedebilmek sorusunu yanıtlamakiçin gelenek-modernite bağlamında yapıtlarının temel öğelerini ve üslûpözelliklerini incelemek aydınlatıcı olacaktır.

1. Hisar’ın Yapıtlarında Tür ve Gelenek Öğeleri

Abdülhak Şinasi Hisar’ın Ali Nizamî Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği(1952), Çamlıcadaki Eniştemiz (1944) ve Fahim Bey ve Biz (1941) adlıyapıtları hakkında yazılan çoğu yazı ve eleştiride bunlardan çoğunlukla“roman” olarak bahsediliyor. İlk baskılarından beri üzerinde “roman” yazılanbu yapıtların ortaya koyduğu tür sorunu üzerinde durulmuyor, onlara heproman olarak yaklaşılıyordu. Yazarın Fahim Bey ve Biz adlı yapıtı 1941yılında CHP roman yarışmasında üçüncülüğü almıştır. Aynı yarışmada birinciliği Sinekli Bakkal’la Halide Edip Adıvar, ikinciliği Yaban’la Yakup KadriKaraosmanoğlu kazanmıştır. Hisar’ın modern Türk edebiyatının en önemliromancıları arasında yer alması, o dönemde onun tam anlamıyla bir romancıolarak kabul edilmiş olduğunu gösteriyor. Oysa Sermet Sami Uysal’ınyazarla yaptığı söyleşide söylediklerinden bu yapıtlarını roman olarakdeğerlendirmediği açıktır:

Bütün yazdıklarım hâtıradır. Hâtıralarımı yazarken romanaklıma gelmiyor. Samimî hâtıralarımı, “hikâye” adı ile ifadedaha kolay geliyor. Roman, herkes tarafından bütün nüanslarıile anlaşılsaydı belki roman diyebilirdim. (13)

Bu görüşüne rağmen ansiklopedilerde Hisar sürekli olarak “romancı”,yapıtları ise “roman” olarak tanıtılıyor. Türk Dili ve EdebiyatıAnsiklopedisi’nde yazarın yapıtlarının türü konusunda söyledikleriönemsenmeyerek onların roman olduklarında ısrar ediliyor: “Kendisinin‘hikâye’ olarak vasıflandırdığı romanlarında da yine geçmiş zamanpeşindedir” (246).

Hisar’ın Ali Nizamî Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği, ÇamlıcadakiEniştemiz ve Fahim Bey ve Biz adlı yapıtlarında beliren tür sorunu çoğu kezmodernist perspektiften bakan eleştirmen ve edebiyatçıların bu yapıtları eksikve sorunlu saymalarına neden olmuştur. Muzaffer Buyrukçu, Sıcak İlişkileradlı kitabında Hisar’ın romancı olduğuna ilişkin genel yargıyı kabul ederkenonu başarılı bir romancı olarak görmeyip Türk edebiyatındaki yerini şöylenitelendiriyor: “A. Şinasi Hisar da böyle ‘kusurlu’ bir roman anlayışınıntemsilcisiydi” (164). Buyrukçu’ya göre, “roman”larının başarısız olmasınınnedenlerinden biri, Hisar’ın yapıtlarında deneme türüne yaklaşan ve kendi düşüncelerine yer verdiği bölümlerin bulunmasıdır. Buyrukçu bu bölümlerdenbahsederken yazarın böyle bir tercih yapmış olmasının nedeninin edebiyatgeleneğinden kaynaklanmış olma olasılığını sorgulamaktadır. Buyrukçu budüşüncesini şöyle dile getiriyor:

Bu bölük pörçük, zaman zaman birbirleriyle çatışan düşüncelerihangi amaçla hikâye örgüsünün içine sokuyordu? Yoksa klasikedebiyat geleneğini sürdürmek miydi isteği? Ama modernromancıların sözgelimi, Marcel Proust’un geçmiş zamanmalzemesi üstüne kurulmuş edebiyatının etkisindeydi. (163)

Ancak Hisar’ın yapıtlarının tür sorununa dikkat çeken ve roman olupolmadığını sorgulayan eleştirmenler de olmuştur. Şinasi Özdenoğlu, “BirEski Zaman Büyücüsü Abdülhak Şinasi Hisar” başlıklı yazısında Hisar’ınyapıtlarının türü konusundaki görüşüne de, yapıtları hakkındaki geneldeğerlendirmelere de katılmadığını şöyle dile getiriyor: “Kendisinin ‘hikâye’olarak nitelendirdiği eserleri; bizce, öykü ve roman türünden çok ‘anısalportreler’dir” (75-76). Hisar’ın yapıtlarının türleri konusunda tereddüte düşenedebiyatçı ve eleştirmenler arasında yer alan Turgut Uyar, “Bir-Seçme-Kitabı”başlıklı makalesinde Çamlıcadaki Eniştemiz’in tür açısından belirsizliğineşöyle değiniyor: “Kitap ne romandır, ne de hikâye. Öyle bir kitaptır” (21).

Süha Oğuzertem, yakın zamanda yayımlanmış olan “Modern Edebiyatve Abdülhak Şinasi Hisar’ın Sözlü Yazı Serüveni” adlı makalesinde Hisar’ınyapıtlarının türü konusunda önemli saptamalarda bulunuyor. Oğuzertem,Hisar’ın anlatılarının romanla ilişkisini şöyle açıklıyor:

Birçok okur öyle okusa ve bazı eleştirmenler öyle sınıflandırsada, sözcüğü dikkatli kullandığımız zaman Hisar’ın yazdıklarına “roman” da diyemiyoruz. Bu, Hisar’ın kurmacaya yaklaşan üçyapıtında (Fahim Bey ve Biz (1941), Çamlıcadaki Eniştemiz(1944), Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği (1952)) birdizi romancılık malzemesi, yani romanımsı karakter, durum veçelişki bulunmadığı anlamına gelmez. (117)

Hisar’ın yapıtlarının türünü belirtebilmek için kendisinin ve hakkındayazan edebiyat eleştirmenleri ve tarihçilerinin bu konudaki görüşleriyleyetinmeyip yapıtlarına yakından bakmak gerekmektedir.

Abdülhak Şinasi Hisar’ın Ali Nizamî Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği,Çamlıcadaki Eniştemiz ve Fahim Bey ve Biz adlı yapıtları, gelenek ve türöğeleri açısından benzer özellikler göstermektedir. Kimi edebî yapıtlarınincelenmesinde özetleri verilip içerik ve biçim özellikleri konusunda oldukçanet saptamalara ulaşılabilir. Ancak Hisar’ın yapıtları söz konusu olduğunda,anlatıların temel bir olay örgüsüne sahip olmamaları nedeniyle içerik özetininverilmesi pek aydınlatıcı olmuyor. Bu üç yapıtta gerek Fahim Bey’in, gerekÇamlıca’daki eniştenin, gerek Ali Nizamî Bey’in hayatları ölümlerine kadarçeşitli episodlar içerisinde aktarılan durumlar ve olaylarla anlatılıyor. Buyapıtlarda daha çok dikkat çeken durum, “yetke (otorite)” sahibi olmayan vesıkça cemaatçi bir perspektifi yansıtan anlatıcı aracıyla aktarılan gelenekselanlatımdır. Bu yapıtların üçünde de aynı zaman, kurmaca ve bütünlükanlayışına rastlanmaktadır. Bu yüzden tür ve gelenek öğelerini benzer birşekilde taşıyan bu üç yapıtı bir arada ele almanın anlamlı olacağı düşünülmektedir.

Hisar’ın bu yapıtlarında sergilediği anlatımı gelenek ve tür bağlamındaanlamlandırmak için zaman, anlatıcı, kurmaca ve bütünlük sorunları 41kaçınılmaz araştırma konuları olarak ortaya çıkıyor. Hisar’ın yapıtlarında türsorununu ve gelenekle ilişkisini irdelemek için roman türünün tarihselgelişimine kısaca değinmek yararlı olacaktır.

Tanzimat döneminde Türk edebiyatına giren roman türünün gelişimive yaygınlaşması daha çok 20. yüzyılda gerçekleşmiştir. Oysa Batıedebiyatlarında roman türü 16. yüzyılda ortaya çıkmış, 18. yüzyılınİngiltere’sinde bugün bildiğimiz modern roman özelliklerine sahip olmayabaşlamıştır. Ian Watt, The Rise of the Novel (Romanın Yükselişi) adlıkitabında 18. yüzyılda İngiltere’de gerçekçi romanın yükselişiniirdelemektedir. İngiliz edebiyatında roman türünün gelişmesini felsefealanındaki yeni kuramlar büyük ölçüde etkilemiştir. Watt’a göre özellikleDescartes’ın ve Locke’un kuramları, epistemolojinin ve dolayısıyla edebiyatıngelenekle bağlantısını koparmıştır. Watt, Descartes’ın en büyük buluşu veyeniliğinin, epistemolojide hiçbir şeye güvenmemeye ve her şeydenkuşkulanmaya dayanan yeni bir yöntemi getirmesinde görür (13).Descartes’ın kuramında gerçek, mantıksal açıdan gelenekten bağımsız birbireysellik sorunudur. Watt’a göre roman, bu bireyselliği ve yeniliği içerenbakış açısını en çok yansıtan edebî türdür (13). Önceki edebiyat türleri,gerçeğin temel ölçüsü olarak geleneksel pratiği destekleyen kültürlerin geneltutumunu yansıtıyordu. Bundan ötürü her zaman tek ve yeni olan bireyseldeneyim üzerinde kurulan roman, edebiyat geleneğini yıkarak edebiyata“bireysellik” ve “özgünlük” gibi yeni değerleri getirmiştir (13-14). Bireysellikbağlamında Watt, zaman ve mekân öğelerinin de çok önem kazandığınısöylüyor. Watt’a göre, Locke tarafından kabul edilmiş olan “bireysellikprensibi”, özgül zaman ve mekânda varolmakla belirleniyor, çünkü Locke’un

42kendisinin de belirttiği gibi “kavramlar zaman ve mekân koşullarındanayrılınca genel olurlar” (21); buna göre bu iki koşul özgül olunca kavramlar dabelirlenmiş olur. Aynı biçimde romanın karakterleri, özgül zaman ve mekânarka plânına yerleşince bireyselleştirilebilirler (21).

a) Zaman

Zaman nosyonunun romanın gelişiminde ve onun gelenekseledebiyattan ayrılışında çok önemli bir yer tuttuğu görülüyor. Ian Watt,romanın, süredizimsel (kronolojik) zaman boyutunu getirdiğini ve değişmeyenahlâkî değerleri yansıtan ve zamansız öyküleri kullanan önceki edebiyatgeleneğini yıktığını söylüyor (22). Eski edebiyata ait anlatılarda zamankarşısındaki tutum, benzerlikler gösteriyordu. Olaylar, çok soyut bir zamanve mekân zemini üzerinde sıralanıyor ve insan ilişkilerinde zaman etkenineçok az önem veriliyordu. Bu yüzden romanın yapısı ve onun gelenekle ilişkisikonusundaki incelemelerde yeni zaman boyutu kaçınılmaz olarak irdelenmesigereken bir noktadır. Hisar’ın yapıtlarının roman olup olmadıklarını veedebiyat geleneğiyle bağlantısını saptamak için zaman boyutunu araştırmakgerekli olacaktır.

Hisar’ın yapıtlarında anlatılan olaylar, daha doğrusu durumlar, süreklibir döngüsellik içinde olduğundan özgül zamanda yer alan olaylar olarakdeğil, yinelenen olgular olarak karşımıza çıkıyor. Anlatılan durumlar, özgülzamana yerleştirilmediği için Watt’ın söylediği gibi genellemeler olarak kalmaktadır. Hisar’ın anlatılarında bunu, anlatımda kullanılan geniş zamanınhikâyesi ve geniş zamanın rivayeti kipleri pekiştiriyor. Süha Oğuzertem, 43“Modern Edebiyat ve Abdülhak Şinasi Hisar’ın Sözlü Yazı Serüveni” başlıklımakalesinde Hisar’ın bu kipleri kullanmış olmasını modern türlere değilgeleneksel anlatımlara yakın buluyor.

Hisar’da en sık rastlanan iki zaman kipinden biri kulaktanduyma, sonradan fark etme ve geleneksel öyküleme içinkullandığımız –miş’li geçmiş, diğeri de geniş zaman kipininhikâyesidir. Öğrenilen geçmiş zaman kipinin (-miş) anlatıyakattığı ampirik belirsizlik, kurmaca olsun olmasın, görülengeçmiş zaman kipine (-di) büyük ağırlık veren ampirik yönelimlimodern anlatıdaki kumanda ve kontrol ile temelden çelişir.(124)

Hisar’ın anlatılarında genelleme yapılır, “bir kez olan” olaylara çokseyrek yer verilirken bunların da ne zaman gerçekleştirildiği sorusu çoğu kezyanıtsız bırakılır. Bu olayların zaman açısından belirsizliği, “günün birinde”ya da “bir gün” gibi kullanılan zaman zarflarında da görülüyor. Hisar’ınyapıtlarında anlatıcının sunduğu bilgiler çoğunlukla başkalarındanduyulanların belirsiz geçmiş zamanda aktarılmasına dayandığındananlatıcının yetke oluşunu ve zamanın belirliliğini ortadan kaldırmaktadır.Bunun yanı sıra yapıtlarında modern romanda sıkça başvurulan vebelgeleme tekniğine dayanan kesin tarihler, karakterlerin yaşları gibi anlatılandurumların zamanını belirleyecek dolaylı tümleçler bulunmaz. Onun yerineyazar “her zaman”, “daimâ”, “hemen daimâ”, “bazen” gibi, olguların zamaniçersinde sürekliliğini anlatan sözcüklere başvuruyor. Bunun örnekleriçoğaltılabilir. Belki de karakterlerin yaşları konusunda görülen tereddüt,anlatıcının “yetkesizliği” ve zamanın belirsizliği arasındaki uyumu açık bir

44biçimde gösteriyor: “[O], benim çocuk gözlerime, büsbütün ihtiyar değil ama,orta yaşlılığın son haddine gelmiş gibi görünürken, belki ancak kırk beşyaşlarında olmalıydı” (Çamlıcadaki Eniştemiz 14) ya da “Deli eniştemiz şimdiyetmiş yaşlarında olmalıydı” (188).

Hisar’ın anlatılarının ya da hikâyelerinin zaman açısından belirsizliğinisabit bir zaman dizinin olmayışı da destekliyor. Yapıtlarında çeşitli tematikbölümlerde anlatılan olaylar arasında dolaylı bir bağlantı yoktur; bu bölümler,birbiriyle zaman açısından da ilişkilendirilmemiştir. Dolayısıyla aralarındakronolojik bir sıranın oluşturulmasında zorluklar çekilmektedir. Hisar, çoğumodernist yazarda görülen kronolojiyle oynama yöntemini kullanmazkenyapıtlarında anlattığı olayların zaman dizisini kurma eğiliminde değildir.Anlatılan olaylar belli bir izleğe odaklanıp belli bölümlerde bir araya getirildiğiiçin hangisinin önce hangisinin sonra olduğuna, yani nasıl bir zamandizinselsıra izlediğine önem verilmemektedir. Bundan dolayı, Oğuzertem’in söylediğigibi, yapıtlarının bölümlerini sırasıyla okuma gibi bir zorunluluk yoktur.Yapıtlarının bu kompozisyon özelliği, büyük ölçüde Divan edebiyatındakibirbirinden bağımsız beyitlerden oluşan şiir türlerini andırmaktadır. Bir konuçevresinde kurulan bölümler, tıpkı beyitler gibi, kendi içlerinde bir bütünlüktaşımakta ve bu açıdan da geleneksel edebiyat anlayışına bağlanmaktadırlar.Hisar’ın yapıtlarının kompozisyon özelliklerine bu çalışmanın “Hisar’ınYapıtlarının Üslûp Özellikleri” başlıklı bölümünde yoğunlaşılacaktır. Hisar’ınyapıtlarındaki zaman anlayışını irdelediğimiz bu bölümde yazarın anlattığıolayların özgül zaman, belli bir zamandizinsel sıra ve zamansal neden-sonuçilişkisi içinde gelişmediği sonucuna varmak olanaklıdır.

b) Kurmaca

Abdülhak Şinasi Hisar’ın gelenekle ilişkisini araştırmak amacıylakurmaca konusundaki tutumunu incelemek yararlı olacaktır. Bir yapıtınedebîliği için tek koşul olarak üslûbu öne süren Hisar, modern edebiyatın çokönemli bir öğesi olan kurmaca kavramını benimsememiştir. Ona göre biryazar ancak çok iyi bildiği yerleri, durumları, deneyimleri ve kişilerianlatmalıdır. Bilmediklerini anlatmak ve hiçten ya da yeniden yaratmakHisar’a göre özensiz ve zevksiz bir davranıştır. Hisar, bu konuda karşıgörüşlere olumsuz eleştirilerini şöyle dile getiriyor:

“İyi bildiğini söyleme, uydur uydur da bilmediğini söyle!”demekle müsavi bir garabet olur. İnsanın böyle bir nasihatverebilmesi için yalnız sanatla değil, ciddiyetle de hiç bir alâkasıbulunmaması lâzımgelir (“Romancının Şahısları II” 6).

Hisar’a göre her yazarın yaşamında ve anılarında çocukluğundan beriçok iyi tanıdığı, sevdiği ve hikâye edip yaşatmak gereği duyduğu birçok insanvardır. Bir yazar ancak içten gelenleri yazabilir ve yalnız onu yazmalıdır. Bubağlamda Hisar’ın çoğu eleştiride “roman” olarak tanımlanan Ali NizamîBeyin Alafrangalığı ve Şeyhliği, Çamlıcadaki Eniştemiz ile Fahim Bey ve Bizadlı yapıtları konusunda kendi söylediklerine bakılırsa yazarın bunlarıkurmaca olarak değerlendirmediği anlaşılabilir. “Bütün yazdıklarım hâtıradır.Hâtıralarımı yazarken roman aklıma gelmiyor” (Uysal 13) diyen Hisar, SamiUysal’ın yaptığı söyleşide yapıtların baş karakterleriyle ilişkisini şöyle açıklıyor:

Fakat bunlar hayatımda görmüş olduğum adamlardır. Bunlarıhikâye şeklinde anlatırken, isimlerini, hattâ hayatlarının bâzı

46kısımlarını, hattâ yaşadıkları mahalleleri istediğim şekildedeğiştirmişimdir. (Uysal 13)

Hisar, böylece anlattıklarının çıkış noktasının “uydurma” olmadığınısöylemiş oluyor. Hisar’ın, Oğuzertem’in “kurmacamsı” olarak nitelendirdiğikarakterlerinin gerçek ile kurmaca karışımının sonucu olduğu görülüyor.Oğuzertem’e göre, Hisar’ın kurmacanın modern anlamda ne olduğuna ilişkinkesin bir yargıya vardığına güvenemeyiz (118). Geleneksel bir edebiyatanlayışına sahip olan Hisar gibi bir yazarın “kurmaca” nosyonunun temelinikavrayamamış olması beklenmedik bir durum değildir. Ancak ne yazık kiHisar hakkında yazılan yazılarda da kurmaca-gerçek ayrımı algılanmamıştır.Büyük Larousse Sözlük ve Asiklopedisi’nin “Hisar, Abdülhak Şinasi”maddesinde roman olarak nitelendirilen yapıtlarındaki karakterlerinanlatıcının değil, yazarın hayatında yer alan gerçek insanlar olduğusöyleniyor. Ansiklopedide, Hisar’ın yapıtlarından yola çıkıp yazarınkarakteriyle ilişkisini saptama eğilimi görülüyor:

Romanlarında (Fahim Bey ve Biz, CHP roman mükafatı 3.’lüğü,1941; Çamlıca’daki Eniştemiz 1944; Ali Nizamî BeyinAlafrangalığı ve Şeyhliği 1952) çocukluk ve ilk yıllarındatanıdığı kimselerin-en yakın aile kişilerini (annesi, babası, büyükannesi), akrabalarını (yengesi, halası, eniştesi vb.), aileçevresinde gördüğü insanları (Fahim Bey, Ali Nizamî Bey vb.) –konu edinmiştir. (5324)

Bu bilgiler neye dayanarak sunulmaktadır? Hisar’ın sunduğukarakterlerle tanıştığı kendi sözlerinden biliniyor. Ancak Çamlıca’dakieniştenin kendi eniştesi olduğuna ya da onun eşi olan halasının kendi halası

47olduğuna ilişkin elimizde hiçbir kanıt yoktur. Hisar’ın yapıtları her ne kadarkurmacadan uzaklaşıyorsa da onların gerçekle özdeşleştirilmesinde de sonderece dikkatli davranmak gerekiyor.

Aslında kurmaca-gerçek ayrımı, Hisar’ın önem verdiği bir konuolmamıştır. Özellikle “hayal ürünü” olarak tanımlanan roman türünü hiçdüşünmediğini söyleyen yazarın modern edebiyatın vazgeçilmez öğesi olankurmacaya pek yer vermediği anlaşılıyor. Hisar’ın bu görüşü, TerryEagleton’un aktardığı 18. yüzyıl İngiltere’sinde egemen olan edebiyatanlayışını ve aynı zamanda bütün modern öncesi edebiyat anlayışlarını aklagetirmektedir. Hisar’ın eleştirmen kimliğinden bahsederken değindiğimizEdebiyat Kuramları’nda o dönemde “edebiyat” kavramının “yaratıcı” veya“hayal ürünü” olarak tanımlanmadığı söyleniyor. Eagleton’a göre o dönemde,Hisar’ın da düşündüğü gibi, yapıtın edebîliği konusunda belirleyici kriter onunkurmaca olup olmadığı değil, üslûp özellikleriydi (41). Yapıtlarındakurmacaya pek yer vermeyen ve üslûp özelliklerini ön plâna çıkaran Hisar,edebiyat hakkındaki yazılarında da aynı tutumu sergilediği için kendi içindetutarlı ve geleneksel bir edebiyat anlayışına sahip bir yazar olarakdeğerlendirilebilir.

c) Anlatıcı

Hisar’ın yapıtlarında kurmaca türlerinde görülen yetke sahibi anlatıcıda yer almıyor. Modern romanda sınırsız bakış açısına sahip olan anlatıcı,anlatılan olaylar ve karakterler konusunda okuru aydınlatacak veyönlendirecek en önemli tanıktır. Mehmet Tekin, Roman Sanatı ve Roman Unsurları adlı kitabında romandaki anlatıcı üzerine Ünal Aytür’ün şu sözleriniaktarmaktadır:

Yazar-anlatıcı tanrısal bir güçle romandaki kişiler hakkında herşeyi bilir, gerekli görürse zihinlere girerek en gizli duygu vedüşüncelerini açıklar. Yarattığı roman dünyasında olayları,ilişkileri düzenleyen ve yöneten hep odur. Bir kişinin zihnindenötekinin zihnine, bir olaydan başka bir olaya, bir yerden başkabir yere dilediği gibi ve dilediği anda geçebilir. Davranışlarındabüyük bir özgürlük vardır. (10)

Hisar’ın yapıtlarında böyle bir anlatıcıyla karşılaşılmıyor. Bunun yerineyapıtlarında hep dışardan bakan, belli bir kitlenin görüşünü ve gözlemleriniaktaran bir anlatıcı görülüyor. Yazarın kullandığı zaman kipleri (-mış, -ardı)onun dışarıda kalan bir gözlemci olarak belirmesini pekiştiriyor. Anlatıcı,anlatılan olaylar ve kişiler hakkında çoğu bilgiyi başkalarından edinmişolduğu için kendi yorumunu pek katmadan sık sık çoğulcu bir perspektifiyansıtıyor. Hisar’da anlatıcı, hiçbir zaman tanrısal perspektiften bakmaz;karakterler konusunda bir yargı ya da yorum getirmesi gerektiği zamanlardabaşkalarından duyduklarına dayanma ya da genelleme yapma eğilimindedir.Anlatıcının çoğu gözlemi, adına davrandığı kitlenin görüşü üzerine kurulur :

Yine, deli eniştemiz gayet kıskançtı. Öyle ki bu huyunumeydana koymaktan bile çekinmezdi. Bazı eski mektep vemahalle arkadaşlarından ve babamdan duyardım. Eskiahbaplarını ve tanıdıklarını hayatlarının bütün teferruatında okadar kıskanırmış ki onların âdeta eski mevkilerinden bir adımilerlemelerine razı olamaz ve kendisini onların gûya artmaması lâzım gelen servetlerinin ve malûmatlarının gönüllü bir nevimuhafızı sayarmış. (Çamlıcadaki Eniştemiz 92)Buna benzer örnekleri ve aynı anlatıcı perspektifini Ali Nizamî BeyinAlafrangalığı ve Şeyhliği ve Fahim Bey ve Biz adlı yapıtlarında da bulmakolanaklıdır. Hisar, anlatımında sık sık “kulaktan duyma” bilgilere başvuruyorve anlatıcı aracılığıyla karakterlere ve olaylara ilişkin bilgileri genellikle şuşekilde aktarıyor: “Ali Nizamî Bey hakında bildiklerimi hep böyle, evdekihanımlardan duyardım” (Ali Nizamî Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği 204) .

Bunun örnekleri daha çoğaltılabilir, ancak Hisar’ın anlatı tekniğiaçısından “her şeyi gören” modern bir anlatıcıya yer vermemiş olması önemlibir özelliktir. Hisar’ın kurmacaya yaklaşan üç yapıtında oluşturduğu“yetkesiz”anlatıcı, geleneksel edebiyatın aktarılagelen bilgileri anlatananlatıcısını andırmaktadır. Abdullah Kaygı, “ ’Fahim Bey ve Biz’ (1) RomanıÜzerine Birkaç Söz” başlıklı makalesinde Fahim Bey ve Biz’de görülenanlatım tarzını sözlü edebiyat geleneğine bağlamaktadır:

“Babamın Anlattıkları” başlıklı II. bölümün sondan ikinciparagrafında anlatıcı, bize anlattıklarını ona da babasınınanlattığını ve anlatırken de anlayıp anlamadığını anlamak içindurup durup gözlerini aça aça kendisine baktığını ve anlatmayıbuna göre sürdürdüğünü anlatıyor. Tıpkı HalkHikayeciliğimizdeki “rivayetler” gibi. (2)Yazarın yetke sahibi olmayan bir anlatıcıya sözü bırakmasını Hisar’ınedebiyatına yansıyan geleneksel terbiye anlayışına da bağlayabiliriz. FahimBey ve Biz adlı yapıtında anlatıcı, kendisini bir karı-koca arasında geçen 50olayları bilebilecek konumda göremiyor. Anlatıcı, bu yargısının bütüninsanların özel hayatı için geçerli olduğunu şöyle dile getiriyor:Zira bir karı-koca arasındaki sırlar nasıl tahmin edilebilir ve bukadar karışık ve karanlık bir mevzuda neye istinaden hangiisabet ümidiyle bir teşhis konulabilir? Karı-koca değil, herhangiinsanlar arasında muhabbet veya nefretin sebeplerini tahmine,tahlile sanki daha imkân var mıdır? (28)Hisar’ın insanların “mahremiyetine” girmek istemeyen anlatıcısı,karakterlerin ve olayların dış yönünü okuyucuya sunmakla yetiniyor. Ancakbu durum bazı eleştirmenlere göre okuyucunun karakterle özdeşleşmesiniengellemektedir. Murat Belge, “Fahim Bey ve Biz” başlıklı makalesinde bukonudaki eleştirilerini şöyle dile getiriyor: “Fahim Bey’i hep uzaktan[,] yaanlatıcının ya da başka kişilerin sözleriyle tanımamız, onunla özdeşliğimizi(identification) önlüyor” (359). Ancak Belge’nin getirdiği eleştiri, Fahim Beyve Biz kitabının tüm bölümleri için geçerli sayılmaz. Oğuzertem’e göre buyapıtta yazar-okur-karakter arasındaki ayrım epeyce zayıftır. Ona göreözellikle kitabın son bölümlerinde anlatıcı ile karakter arasında görülenözdeşleşme okuyucuya da geçiyor: “Artık yazarın ve karakterin ölümendişelerini birbirinden ayırmaya imkân kalmamıştır. Yazar, okurun da buduyguları paylaşmasını ister” (122). Yazının devamında Oğuzertem, Hisar’ınbu eğilimini 19. yüzyıl Türk edebiyatında görülen duygu evreninin bir uzantısıolarak değerlendiriyor. Hisar söyleminde sık sık görülen okuyucuyaseslenme, sözlü edebiyat anlatıcılarına özgü duygu yüklü anlatımı sürdürür.51

d) Bütünlük

Hisar’ın geleneksel edebiyat anlayışı, onun edebî yapıtın bütünlüğükonusundaki tutumunda da görülebiliyor. Eleştiri yazılarında bütünlüksorununa değinmeyen yazarın, yapıtlarında sergilediği yaratma sürecindehiçbir zaman bir yapıtı bitmiş ve bütünlüklü olarak görmediği anlaşılıyor.Oğuzertem, bu konuya daha önce bahsettiğimiz makalesinde şöyledeğiniyor:

Hisar’ın sık sık roman olarak sınıflandırılan yapıtlarında bilebüyük, ereksel bir plan, modern perspektifin “bütünlüklü”[sayabileceği] bir organizasyon olmadığını fark ediyoruz.Nitekim Yaşar Nabi de, Hisar’ın kitaplarını biriktirme ve eklemeyoluyla oluşturduğunu, her yeni baskıda hacimlerininbüyüdüğünü gözlemişti. Dahası, Hisar’ın yapıtlarının çeşitliuzunluktaki birimleri (cümle, paragraf, bölüm) rahatlıklabirbiriyle yer değiştirebilir. (119)

Hisar’ın bütünlük sorununa karşı tutumunu anlamak için yapıtlarınınyaratma sürecini incelemek gereklidir. Abdülhak Şinasi Hisar’ın bütünyapıtları, kitap olarak yayımlanmadan önce çeşitli dergilerde tefrika edilmiştir.Yapıtların tefrikaları ve kitap baskıları nitelik ve nicelik açısından farklılıklar göstermektedir. Yapıtların son halleriyle tefrikaları karşılaştırmak yazarınyaratma sürecini, yapıtın kompozisyon ve bütünlük anlayışını anlamak içinaydınlatıcı olacaktır.

Varlık dergisinin 15 Nisan ve 1 Mayıs 1936 tarihlerinde yayımlanan 67.ve 68. sayılarında Hisar’ın kitap olarak 1952 yılında yayımlanmış olan AliNizamî Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği adlı yapıtının “Bir Geçmiş Zaman 52Hikâyesi” başlığı altında tefrikaları çıkmıştır. Ali Nizamî Beyin Alafrangalığı veŞeyhliği ile “Bir Geçmiş Zaman Hikâyesi”, anlatılan olaylar ve içerikaçısından çok önemli değişiklikler göstermiyor. Hisar, iki metinde de başkarakter Ali Nizamî Bey’in zenginken Büyükada’daki sürdürdüğü alafrangayaşam tarzı ile servetini kaybettikten sonra Bektaşi şeyhi olup manevîdeğerlere yönelmesini anlatıyor. Ancak tefrikadan 16 yıl sonra çıkan kitapta“Bir Geçmiş Zaman Hikâyesi”nin eklemeler yapılmış ve geliştirilmiş biçimiyle karşılaşıyoruz. Özellikle yapıtın birinci bölümünde baş karakterin alafranga,züppe olarak değerlendirilebilecek davranışları anlatılırken onun kumar,kıyafet, baston meraklısı olması gibi çeşitli ilgi alanlarına ilişkin episodlaraktarılıyor. Varlık’taki tefrikayla karşılaştırıldığı zaman kitaba, Ali NizamîBey’in kuş, av, at, araba, koşum, kadın, macera ve övünmek gibi “merakları”ile ilgili yeni bölümlerin eklenmiş olduğu görülüyor. Aynı zamanda tefrikadakısaca anlatılan bu episodlar, kitapta daha çok yer tutuyor, daha geniş birşekilde aktarılıyor. Fakat bütün bu değişiklikler yapıtın özünde ve Ali Bey’indaha önce betimlenen karakterinde önemli bir farklılık yaratmıyor.

Yapıtın ikinci bölümünde ise eklemeler daha az. Burada en çoktefrikadaki cümlelerin sırasının büyük ölçüde değişmesi, cümlelerinuzatılması, birleştirilmesi ve parçalanması gibi değişiklikler görülüyor. Hisar,yapıtta anlatılan temel olayları değiştirmeyecek şekilde, 16 yıl önce yazdığıcümlelerin kompozisyonu üzerinde yeni bir düzenleme yapıyor ve çoğu kez,daha önce yan yana gelen cümlelerin arasına yeni bölümler ekliyor. Yazar,cümleleri, anlamlarını değiştirmeyecek şekilde, yeni sıfat ve zarflarlageliştiriyor. Bu da, yazarın onları süslemeye ve “edebî” kılmaya çalışmaeğiliminde olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda, yazarın, tefrikayı kitaba 53dönüştürürken cümlelere özen gösterdiği ve onların okuyucu tarafından dahaiyi anlaşılmasını sağlamaya çalıştığı görülüyor. Örneğin tefrikada, “Bu eskiaristokrat kafalı adam bu ihtiyar halk adamına beşer zihninde türemiş en eskibir cinnetin muhakemeleriyle onun destanını söylüyor” (“Bir Geçmiş ZamanHikâyesi II” 311) olarak geçen cümle kitapta “O aristokrat kafalı, dekadanruhlu, söz söylenmesini bilir adam, o ümmî, iptidaî, sert halk adamına beşerzihninde ilk zamanlardan beri yeşermiş ve devam etmiş eski kanaatlerinmantıklariyle destanlarını tekrar ediyordu” (266) biçiminde karşımıza çıkıyor.Görüldüğü gibi yazarın yaptığı değişiklikler, anlam konusunda önemli yenilikgetirmezken daha çok aynı temel üzerinde işleme ve süsleme görevini yerine getiriyor.

Hisar’ın yapıtlarının tefrika ve kitap hâlleri karşılaştırıldığında, yazarınhep aynı yaratma sürecini izlediği görülebilir. Onun yapıtları süreklieklenerek geliştirildiği için, bütünlük gösteren ve bir kez oluşturulduğundatamamlanmış sayılan modern türlerden uzaklaşmaktadır.

Modernitenin getirdiği bütünlüklü, bitmiş ve değişmez yapıt anlayışıHisar’da bulunmaz; onun için bir yapıt sürekli değişir, eklenir ve üzerindeişlemeler yapılır. Hisar’ın yapıtlarında cümlelerin sırası değişse ve yeni episodlar eklense de, bu, anlatımı bozmaz; tersine anlatımı geliştirir veüslûbu zenginleştirir. Hisar’ın bu tarzdaki yapıt anlayışı, 20. yüzyıldaTürkiye’de gelişen modern roman türüne değil geleneksel edebî üretimyöntemlerine bağlanabilir.

Hisar’ın yapıtlarında görülen anlatım, özgül zaman, zaman dizisi, yetkesahibi olan anlatıcı, bütünlük gibi parametrelerden ve her şeyden öncekurmacaya dayanan romandan çok uzak görünüyor. Aslında Hisar’ın 54yaptıkları kendi edebiyat anlayışına uyar ve onların modernizmin getirdiği parametrelere uyma gibi bir zorunluluğu da yoktur. Hisar’ın yazarken romantürünü düşünmediği bilindiği için ondan roman kurallarına uymasını beklemekyersiz olur. Bunun yanı sıra geleneksel edebiyat anlayışına sadık kaldığı içinyapıtlarını modern türlere sokmaya çalışmak da yapay bir zorlama olur.Hisar’ın niyetinin, belli bir türe girecek bir anlatı değil, her şeyden önceyüksek sanatsal değere sahip bir anlatı oluşturmak olduğunu söylemekolanaklıdır.

 

2. Hisar’ın Yapıtlarının Üslûp Özellikleri

Abdülhak Şinasi Hisar’ın yapıtlarında sergilenen üslûp özellikleri veedebiyat üzerine yazılarında ortaya koyduğu düşünceler, onun Türk edebiyatında “üslûpçu” bir yazar olarak tanınmasını sağlamıştır. Türk DilKurumu’nun Türkçe Sözlük’ündeki “üslûp” maddesinde yer verilen sözlerbirçok örnek arasından tercih edilmiş olması nedeniyle, Hisar’ın yazarlığınınTürk edebiyatında üslupla ne kadar özdeşleştirildiğini gösteriyor: “ ‘Akşamiçinde en büyük üstatların eserleri kadar mükemmel ve muhteşem olan tabiatbize bir eda ve üslûp dersi verir’-A.Ş. Hisar” (1537).

Eleştiri yazılarında üslûbu, bir yapıtı edebî kılan temel öğe olaraktanımlayan Hisar, bütün yapıtlarında üslûba çok özen gösteren bir yazarolarak karşımıza çıkmaktadır. Hisar’ın yazarlığı hakkındaki kimi tanıtım,inceleme ve eleştiri yazıları, yapıtların üslûp özellikleri üzerinde yoğunlaşıpbunu Hisar’ın yapıtlarının temel değeri sayıyor. Birçok eleştirmen veedebiyatçıya ait bu tür yazılar, genellikle Hisar’ın cümlelerinin uzun, süslü ve

55üzerinde düşünülmüş ve dikkatle yazılmış olduklarını överek vurguluyor.Böyle bir yaklaşımı Leylâ Çamlıbel’in Hisar’ın Çamlıcadaki Eniştemiz adlıyapıtı üzerinde yazdığı eleştirisinde de görmek olanaklı. Çamlıbel, Hisar’ınyapıtlarını dikkat ve titizlikle işlediğini şöyle vurguluyor: “Bir elmas nasılyontuluyor, bir heykel nasıl bir çekiç vuruşlariyle şeklini alıyor, iğnekanaviçeye nasıl saplanarak, muhteşem bir goblen örüyorsa, AbdülhakŞinasi Hisar da eserinin üzerinde öyle işlemiştir. ‘Le style, c’est l’homme!’ “(5).

Öte yandan Hisar’ın üslûbu üzerinde yoğunlaşan eleştiri yazıları, onunyapıtlarının biçimsel özelliklerini, sık sık kusurlu da bulabilmektedir. TurgutUyar, Forum dergisinde “Bir-Seçmeler-Kitabı” başlıklı makalesinde Hisar’ınkullandığı yoğun ve uzun cümleleri anlamsızlıkla suçluyor:

A. Şinasi Hisar’ın dili bile, şimdi acı acı özlemini çektiği odünyaya bağlıdır. Öyle karışık öyle düzende, öyle kötü. Bazıcümlelerinden anlam çıkarmak mümkün değil. Karmaşık.Rahatına düşkün kişilerin düşkün olduğu rahatlığı bulmuşkişilerin, lâf kalabalığı, kaygısızlığı içinde.

Bütün bu eleştirilerinde Turgut Uyar, aslında Hisar’ın geleneksel dil veanlatım tarzıyla bağlantısına olumsuz bakmakta. Sıkça “şairane” olarak nitelendirilen Hisar’ın üslubuna kimi yazarlar modern, kimi yazarlar dageleneksel perspektiften yaklaştığı için eleştirmenler arasında, bazen sonderece olumlu, bazen de olumsuz eleştiriler ortaya çıkarmıştır. Böyle birtepkinin nedenini Hisar’ın üslûbunda baskın olarak görülen gelenekselanlatımda ve sözlü kültür öğelerinde aramak gerekiyor.

56Hisar’ın yazarlığına bir bütün olarak bakıldığı zaman onun benzerbiçim özelliklerine bağlı kaldığı görülüyor. Özellikle Ali Nizamî BeyinAlafranfalığı ve Şeyhliği, Çamlıcadaki Eniştemiz ve Fahim Bey ve Biz adlıyapıtları birbiriyle kompozisyon ve üslûp açısından benzerlikler gösterdiği içinyazarın anlatım biçimini incelemek ve edebî gelenekle bağlantısını saptamakiçin söz konusu yapıtların bir arada ele alınması anlamlı olacaktır. Buyapıtları Hisar’ın söyleminde görülen kompozisyon, anlatım, eklemeli üslûp,yineleme ve sıfat kullanımı gibi geleneksel bağlamında dikkat çeken öğelerçerçevesinde değerlendirmek yararlı olacaktır.

a) Kompozisyon ve Anlatım

Marina Katniç-Bakarşiç, Stilistika adlı kitabında bir söylemin üslûpözellikleri incelenirken yapıtın kompozisyonunun önemli bir öğe olduğunusöylüyor (120). Hisar’ın bu üç yapıtına bakarsak, onların kompozisyonaçısından çeşitli bölümlere ayrılmış olduklarını görürüz. Ancak bu bölümler,yapıtta anlatılan zaman ve olaylar açısından birbiriyle ilişkilendirilmemiş,daha çok tematik olarak verilmiş, yani bir konu üzerine kurulmuştur (“DeliEniştemiz ve Yemekler” ya da Fahim Bey ve Biz’ deki “Esvaplar”). Böylecebirinden bağımsız olarak okunabilen bölümler, episodik anlatım özelliklerigöstererek modern roman türüne değil geleneksel anlatılara yaklaşıyor.Yazar bu tür bölümleri işlerken benzer bir ritm ve anlatım tarzı sergiliyor. “AliNizamî Bey kuş meraklısıydı” ya da “Deli eniştemiz neye inanmazdı ki?Büyüye inanırdı” gibi asıl konuyu anlatan kısa bir cümleyle başlayarak uzuncümlelerle, en ince ayrıntılarıyla konuyu anlatmaya devam ediyor.

57Hisar, anlatılarında yaşadığı döneme göre oldukça arkaik bir dilkullanmıştır. Özellikle Osmanlı zamanına özgü deyimlere, yemek, kıyafet vecoğrafî yer adlarına bolca başvuran Hisar, bu şekilde okuyucuyu anlatılanzamana daha inandırıcı bir biçimde götürerek söyleminin üslûbuna birişlevsellik kazandırıyor. Karakterlerin konuşmaları da bu açıdan çok başarılıolarak 19. yüzyılın Türkçe’sini yansıtmaktadır. Eğer konuşmaların üslûp vekarakterlerin oluşturulması açısından önemi göz önünde bulundurulursa Hisar’ın yapıtlarında yer alan kişilere yakıştırdığı son dönem Osmanlıcası ve anlatılan dönem arasında görülen uyum dikkat çekmektedir. Ancak 19.yüzyılda İstanbul’da yaşan insanlara özgü bu konuşmalar, hiçbir zaman diyalog biçiminde verilmiyor, özgül zamana ve duruma yerleştirilmedendolaylı olarak aktarılıyor. Ancak yazarın böyle bir tercih sergilemiş olmasıonu roman gibi modern ve yazılı edebî türlere değil, daha çok sözlü kültüreve geleneksel anlatılara yaklaştırıyor.

Murat Belge de, “Fahim Bey ve Biz” başlıklı makalesinde “Çağınındilini çok iyi biliyor ve yer yer çok iyi kullanıyor” (361) diyerek Hisar’ınOsmanlı’nın son döneminin dilini aktardığını onaylamaktadır. Ancak Belge’yegöre Hisar’ın sergilediği biçim özellikleri modern okuyucunun beklentilerine uymamakla kalmıyor, geleneksel anlatım tarzı için de abartılı sayılıyor.

Üslubunun kolayca göze çarpan bir kusuru retoriksel soru veünlemlere çok yer vermesi. Bunlar, bugün için yaşamayan vemoda olduğu çağda da zaten fazla yaşamamış bir duygusalüslubun örnekleri. “Eyvah”ları, “heyhat”ları sineye çekmekmodern okur için kolay değil. (361) 58

Retorik sorusu ne kadar geleneksel bir öğe olsa da, modern üslûpçalışmalarında dikkat edilecek bir özelliktir. Katniç-Bakarşiç, retorik sorularınıanlatımın çok işlevli bir öğesi olarak değerlendiriyor. Katniç-Bakarşiç’e göre,etkin bir biçimde duygularla belirlenmiş olan retorik soruları, inandırıcılığıpekiştirme işlevi taşıdığı için bugün reklamcılıkta ve eskiden sözlü edebiyattasıkça kullanılırdı (124).

Hisar’ın yapıtlarında görülen retorik soruları ve ünlemli cümleler,söylemine özel bir ton ve ritm katmaktadır. Hisar’ın, yapısıyla ve noktalamaişaretleriyle belli bir tonla seslenmeyi gerektiren cümleleri büyük ölçüde sözlüanlatımı ve dolayısıyla sözlü edebiyatı anımsatmaktadır. Bundan ötürü buanlatım tarzı, Hisar’ın yapıtlarında yaşattığı sözlü geleneğin bir uzantısıolarak değerlendirilebilir.

b) Eklemeli Üslûp

Hisar’ın söyleminde yer alan ve geleneksel anlatım tarzına özgü özellikleri kimi eleştirmenler başka etkilere bağlamaktadır. Nurullah Ataç,“Sözden Söze” başlıklı makalesinde “ve” bağlacının kullanılmasının yanındaolmadığını ve bu bağlacın Türkçe’ye özgü olmadığını vurgulayarak Hisar’ınüslûbunda sıkça rastlanan bir öğe oluşuna olumsuz eleştiriler getirmektedir.Bunun yanı sıra Ataç, “ve” bağlacının Hisar tarafından sık sık kullanılmasınıyazarın Fransız edebiyatıyla yoğun ilişkisine bağlıyor.

“Ve” edatını kaldırsanız “Fahim Bey ve Biz” dörtte üçüne iner.Abdülhak Şinasi “ve” edatını cümle ortasında kullanmaklakalmıyor, cümlenin başına da getiriyor: “Ve Fahim Bey…”. Hep 59fransızca düşünüyor da onun için. Bir gün kendisine bir kitabtercüme etmesini söylemiştim: “Ben tercüme ile uğraşmam”dedi. Kendi eserini tercüme ediyor ya!… (6)

Nurullah Ataç, Hisar’ın Fransız edebiyatından etkilendiği konusundahaklıdır. Gerçekten de Fransızcanın da içinde yer aldığı Hint-Avrupadillerinde “ve” bağlacı sıkça kullanılır ve Hisar’ın söz konusu üslûbu bu dillerin cümle yapısına uygunluk göstermektedir. Ural-Altay dil grubuna girenTürkçeye ise “ve” bağlacı pek uygun değildir. Türk dili, özünde, sözcük vecümleleri bağlamak için “ile” bağlacının yanında değişik yolları geliştirmiştir.Özellikle Türkçe sözdizimi düzeninde cümleler bağlaçlarla değil, isim-fiillerveya zarf-filler ile bağlanır. Ancak “ve” bağlacı Arapçadan Türkçeye ve Farsçaya geçip epeyce yerleşmiştir. Eski Osmanlı nesrinde rastlanan,Arapça ve Farsçaya özgü cümle yapısına göre “ve”, “ki” bağlaçlarıyla kurulanuzun cümleler, Türkçenin öz söz dizimine aykırıdır. Özellikle Arapçada “ve”bağlacı gerek cümlenin başında gerek cümlenin ortasında sıkça kullanılır.Bunun yanı sıra Arap dil mantığı, cümleleri mutlaka bir bağlaçla başlatmanınyanındadır. Fransızcada da, diğer Hint-Avrupa dillerinde olduğu gibi “ve”bağlacının sık kullanımına rastlanır, ancak Arapçada olduğu kadar sıklıkla veişlevle değil. Oysa “ve” bağlacının fazla kullanılması özellikle onunlacümlelerin başlatılması, Ataç’ın öne sürdüğü Fransızca sözdiziminden çokArapça cümle yapısına ve onun etkisi altında kalan eski Osmanlı nesrineözgü bir davranıştır. Bundan ötürü Türk edebiyatı geleneğine bağlı kalanHisar’ın üslûbunda sıkça görülen “ve” bağlaçlı cümleleri, yazarın yakındanizlediği Fransız edebiyatı etkisine değil, geleneksel ve Osmanlıca anlatımlarabağlamak daha doğru olur.

Diğer yandan Hisar’ın sürekli olarak “ve” bağlacıyla kurduğu cümlelereklemeli üslûbun özelliği olarak da algılanabilir ve dolayısıyla ekleme tarzınadayanan sözlü kültürün etkisine bağlanabilir. Walter J. Ong, Sözlü ve YazılıKültür adlı kitabında sözlü kültürün etkisini sürdüren 17. yüzyılın yazılıkaynaklarının, modern anlatıma ve yazılı kültüre özgü yan cümleler yerineeklemeli anlatım özelliklerini sergilediğini söylemektedir. Ong, bu dönemin metinlerinin sözlü anlatımdaki eklemeli olma özelliğini koruduğunu belirtir.Bunu kanıtlamak için de İbraniceden Latinceye çevrildikten sonra 1610 yılında Douay tarafından İngilizceye çevrilen İncil’i örnek olarak veriyor. Bu çevirinin “Yaradılış” bölümünde yazar, “ve” ile başlayan tam dokuz cümlesaptayarak söz konusu anlatım biçimini şu alıntıyla gösteriyor:Başlangıçta Allah gökleri ve yerleri yarattı. Ve yer ıssız veboştu, ve enginin yüzü üzerinde karanlık vardı; ve Allah’ın Ruhusuların yüzü üzerinde hareket ediyordu. Ve Allah dedi: Işıkolsun. Ve ışık oldu. (53)Ancak unutmamak gerekiyor ki İbranice, Arapçayla beraber Samidilleri grubuna ait olduğu için “ve” bağlacını cümlenin başında sık olarakkullanan bir dildir. Cümlelerin böyle başlatılması sözlü kültüre ait eklemeliüslûbun özelliği olduğu kadar metnin asıl dili olan İbranicenin de özelliğidir.Bu anlatım tarzı içerik açısından ne kadar farklı olsa da, Hisar’ınanlatım tarzıyla benzerlikler gösteriyor. Bundan dolayı Hisar’ın söylemindeegemen olan “ve” bağlacıyla bağlanarak birbirine eklenen cümleler, Ataç’ınsöylediği gibi Fransızca etkisinden çok eski yazılı anlatımlarda sözlü kültürünyarattığı ve bir Sami dili olarak Arapçanın Osmanlıcaya bıraktığı etkiye bağlanabilir.

c) Yinelemeler

Hisar’ın söyleminin sözlü kültürle bağlantısını, yapıtlarında sergilediği diğer üslûp özellikleri açısından da görmek olanaklı. Hisar’ın söyleminde sıkça görülen yineleme kullanma eğilimi de sözlü kültürdeki konuşmacının ve dinleyicinin dikkatinin dağılmamasını sağlayan ağdalı konuşmaya, söyleneninhemen yinelenmesine benzer. Hisar’ın yapıtlarında paragrafların vecümlelerin başında ya da içinde belli sözcüklerin ve sözcük öbeklerinintekrarlanması göze çarpmaktadır. Örneğin, Fahim Bey ve Biz adlı yapıtında“Fahim Bey” diye başlanan paragrafların kitaptaki paragrafların yarısınıaştığını söylemek hiç de abartılı olmaz. Hisar’ın üslûbunda, kitapların bazıbölümlerinin bütün paragraflarını aynı sözcükle ya da söz öbekleriylebaşlatmak eğilimi sıkça görülüyor. Fahim Bey ve Biz kitabının “Yaşlanan,İhtiyarlayan Adam” başlıklı bölümünde “yaşlanan, ihtiyarlayan adam”sözleriyle başlayan tam on paragraf bulunuyor. Böylece bölümün başlığındagörülen tekrarlı ve ağdalı ifade paragrafların başında tekrarlanarak eklemelianlatım biçimiyle okuyucunun dikkati yine aynı konuya çekilmektedir. Bunundaha çarpıcı örneklerini Hisar’ın “kurmacamsı” yapıtlarından farklı olanBoğaziçi Mehtapları adlı kitabında bulmak olanaklıdır. Kitabın “Saz Sesleri”ve “Hânende Sesleri” başlıklı bölümlerinde iki giriş paragrafı dışında bütünparagraflar sürekli birbirini izleyen aynı söz öbekleriyle başlamaktadır.“Hânende Sesleri” bölümünde bir paragraf “Bâzan hânende sesleri” sözleriylebaşlarken, hemen arkasındaki paragraf “Hânende sesleri bâzan” olarakanlatıma giriyor. Bu tercih tam 37 paragraf boyunca görülmektedir. Birbirinin tersi olan bu söz öbekleri yinelenerek özel bir ritm yaratılırken bu durumbölümün içeriğiyle de uyum sağlamaktadır.

Yinelemeler, yazılı edebiyattan çok sözlü edebiyata özgüdür ve yazılıanlatımlarda onun etkisi olarak algılanabilir. Ong, kitabında sözlü kültüreözgü bu eğilimi şöyle açıklamaktadır:

Sözlü kültür akıcılığı, bir çapta bol dil dökmeyi özendirir.Hitabet ustaları, buna “bereket” anlamına gelen copiademişlerdir. Hitabet sanatını yazı sanatına dönüştürdüklerinde bile, farkında olmadan bereketli söz söylemey i özendirmeye devam etmişlerdir. (57)Hisar’ın söylemindeki cümleler ritmik olarak nitelendirilebilecek biryineleme üzerinde de kuruluyor. Sözlü gelenekte de kolay ezberlemeyisağlamak amacıyla buna benzer bir yöntemle karşılaşılmaktadır. Hisar’ınsöyleminde görülen bu ritmik yineleme zaman zaman ses uyumuylapekiştiriliyor. Hisar’ın Çamlıcadaki Eniştemiz adlı yapıtında şu cümleler, butür özellikleri çok güçlü bir biçimde göstermektedir:

O zamanki yollara ve nakil vasıtalarına göre, bir düşünün,İstanbul nerde, Musul nerde? Trablus nerde, Nablus nerde?Cidde nerde, Hüdeyde nerde? Amman nerde, Havran nerde?Hamma nerde, Hayfa nerde, ve Kerbelâ nerde? Akkâ nerde veSan’a nerde? (113)Bu cümlelerde tam anlamıyla şiirsel ses uyumu bulunmuyorsa dacoğrafî yerler son heceleriyle uyum sağlayacak kadar özenle seçilmiştir ve“nerede” sözcüğüyle oluşturulan ritmik yinelemeler göze çarpmaktadır.Ancak Hisar’ın yapıtlarında bu tür yineleme sürekli görülmüyorsa da yazarın ona yer vermiş olması geleneksel anlatım tarzından kopmamış olmasınaişaret ediyor.

Fatma Sabiha Kutlar’a göre Hisar’ın üslûp özellikleri arasında dikkatçeken yinelemeler Divan edebiyatı geleneği ve özellikle mesnevi türübağlamında incelenebilir. Hisar’ın söylemindeki bu tutum, Divan şiiri venesrinde ses açısından uyum gösteren yinelemeleri büyük ölçüdeandırmaktadır. Divan geleneğinde egemen olan bu özelliği Muhsin Macit,Divân Şiirinde Âhenk Unsurları adlı kitabında şöyle açıklıyor:

Divân edebiyatında kelime ve kelime gruplarının tekrarınadayalı bir anlatım tekniğinden bahsedebilir. Bazı söz ve sözgruplarının belirli aralıklarla tekrarından doğan âhenk, anlamlabütünleştiği zaman, poetik bir fonksiyon icrâ eder ve meramınetkili bir biçimde sunulmasını sağlar. Sadece şiir değil birbakıma mensur şiir sayabileceğimiz bahr-ı tavîllerde, secilianlatımı esas alan mensur metinlerde söz ve ses gruplarınınbelirli aralıklarla tekrar edilmesi metne ritmik akışkanlık kazandırmaktadır. (20-21)

Hisar’ın düzyazısında ve divan geleneğindeki üslûp özellikleri konusunda görülen benzerlikler bağlamında, yazarın özellikle Divanedebiyatında nesir içinde kafiye anlamına gelen seciden etkilenmiş olduğudüşünülebilir. Osmanlı edebiyatında seci, ifadeye hafiflik ve akıcılık vermekiçin yapılır; maksatlı olarak yapıldığı gibi kendiliğinden olanları da vardır.Seci örneklerine bakıldığı zaman Hisar’ın söylemini büyük ölçüde hatırlatananlatımlarla karşılaşılır. “Kesâfet-i sehâbda letâfet-i şihâbı unutmuştuk”(“seci” 480) cümlesinde yer alan “kesâfet” ve “letâfet” ile “sehâb-ı şihâb” 64sözcükleri arasında seci vardır. Bunu ilk iki sözcükte “t” ve son ikisözcükte”b” harfleri sağlamaktadır. Seci sanatının örnekleri ve Hisar’ınanlatımı karşılaştırıldığı zaman yazarın eski nesirden beslendiği ve onu birölçüde kendi yapıtlarında sürdürdüğü söylenebilir. Yazarın, söyleminde butür bir anlatım tarzına başvurmuş olması, onun estetik anlayışının eski Türkedebiyatı geleneğinden kaynaklandığını gösterir.

d) Sıfat Kullanımı

Hisar’ın söyleminde ritmik vurgu etkisini yapan öğelerin arasındasıfatların sıralanması da yer alıyor. Daha önce bahsettiğimiz sıfat ve zarfkullanımındaki yoğunluk Hisar’ın göze çarpan bir üslûp özelliğidir. Sıfatlarıyan yana sıralayarak ritmi oluşturma eğilimi özellikle baş karakterlerinbetimlenmelerinde görülüyor. Ali Nizamî Bey’in şu biçimde betimlenmesi debu özellikleri göstermektedir:

Yazın, o zamanki beyaz gecelik entarilerine benziyen, beyazketen, muslin veya bürümcükten, kolları ve boynu açık, beyaz dantelli blûzlar giyer, entarisinin belinde fular, canfes ve şanjankumaşlardan en genç, en şakrak, en gösterişli renklerde, tirşe,fıstıkî, hercaî, mor veya güvez bir kuşak bulunurdu. (209)

Hisar’ın söyleminde sıralama sadece sıfatlarda değil, isimlerde,fiillerde ve zarflarda da sık sık görülüyor. Katniç-Bakarşiç’in kümülasyonolarak adlandırdığı bu birikimsel anlatım, eklemeli figürlerin asıl ifadeyigeliştirmesiyle özel bir üslûp etkisi yaratmaktadır. Böylece ayrıntılarla dolu 65Hisar’ın söylemi, ses ve anlam açısından benzer sözcükleri biriktirerekiletmek istediği temel anlamı pekiştirmektedir.

Ancak Hisar’ın sıfat kullanımında sıralama dışında diğer işlevler veüslûp özellikleri de dikkat çekmektedir. Sözlü kültürde sürekli olarak, bellisıfatların yardımıyla isimlerin ya da kahramanların anımsanması çokyaygındır ve bu durum kahramanların tipik özelliklerini yansıttıkları için bir türkümeleme oluşturmaktadır. Ong, bu konuda şu görüşlere yer verir:

Yazıdan habersiz insanlar, özellikle belirli bir düzene göreyapılan konuşmalarda asker yerine kahraman asker, prensesyerine güzel prenses, çınar yerine ulu çınar denmesini tercihederler. Kümelerin ağırlığından ötürü okuryazarlara pek hantal,bıktırıcı ve ağdalı gelerek reddedilen bu kalıpsal yük ve sıfatlar,sözlü anlatımdan ayrılamaz. (54)

Sözlü kültürde genellikle anlatılan öykünün özünü taşıyan bu epitetlerbelirli kahramanın adından ayrılmayıp sürekli anımsanıyor. Hisar’ınsöylemine bakıldığında ve özellikle belirli kahramanlar üzerine oluşturulanyapıtlarında kişilerin sürekli bir sıfatla tamamlandığı görülüyor. ÖrneğinÇamlıcadaki Eniştemiz’de enişte sürekli “deli eniştemiz” biçiminde, FahimBey ve Biz’deki Fahim, “Fahim Bey” ya da zaman zaman “zavallı Fahim Bey”olarak, Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği’ndeki Ali Nizamî, “AliNizamî Bey” olarak anımsanmaktadır. Özellikle “deli enişte” sıfat tamlaması,sözlü gelenekte olduğu gibi çoğulcu bir perspektifi yansıtıyor.

Bu kullanış,eskiden küçük çevreler tarafından bir kişinin adlandırılışını ve tanımlanışınıandırmaktadır. Aynı zamanda kahramanlarının Fahim Bey ve Ali Nizamî Bey 66olarak adlandırılmaları anlatıcının kahramana karşı konumunu ve gelenekselterbiye anlayışını yansıtıyor.Hisar’ın söyleminde, kompozisyondan başlayarak dil kullanımı, cümlekuruluşu, sözcük seçimi ve bütün bunları işleyiş tarzı geleneksel Türk edebiyatının ve sözlü kültürünün etkisindedir. Hisar’ın söyleminin üslûpözellikleri, onun eleştiri yazılarında ortaya koyduğu görüşlerle tutarlılık göstermektedir. Geleneksel bağlamda Hisar’ın yapıtlarının özellikleri kendi edebiyat anlayışı ile uyum içerisindedir.

3. Hisar’ın Anı Yazıları

Abdülhak Şinasi Hisar’ın Boğaziçi Mehtapları, Boğaziçi Yalıları veGeçmiş Zaman Köşkleri adlı yapıtları, anı nitelikleri taşıdığı için üzerineyazılmış olan eleştirilerde Hisar’ın bir anı yazarı olarak tanınmasınısağlamıştır. Hisar’ın bütün yapıtlarında, kurmacaya yaklaşanlarda bile anılaryazarlığın çıkış noktası olarak belirlenip yapıtlarının içeriğinde önemli bir yertutmaktadır. Anıları yaşatma isteği, Hisar’ın yaşamında ve özellikle edebîyazarlığında onu yaratmaya iten temel güç olmuştur. Boğaziçi Mehtapları’nınbaşında yazar “Zaten hatırlamak her zaman biraz tekrar yaşamak değilmidir? Mazimiz, hatırlayabildiğimiz nisbette, tekrar tekrar yaşabildiğimizhayatımızdır” (33) diyerek anılarının yaşamını ve dolayısıyla yazarlığını neölçüde etkilediğini dile getirmiş oluyor.Ancak Hisar’ın anlattığı anılar, bireysel anılar ya da bir insanınyaşamına özgü anılar değil, eski İstanbul ile ilgili görenek ve gelenekler, eskigünlerin manzaraları, o dönemin alışkanlıkları ve âdetleridir. Bunlar tam 67olarak bir bireyin özel anıları olmaktan çok İstanbul’un eski aristokrasinin eskiyaşayışı, bir toplumun anılarıdır. Boğaziçi Mehtapları, Boğaziçi Yalıları veGeçmiş Zaman Köşkleri’nde yer alan anılar her ne kadar yazarın özel bakışaçısını ve gözlemlerini yansıtıyorsa da o dönemde yaşayan birçok kimseninortak anıları olarak da algılanabilir. Vedat Günyol, “Geçmişe Konan Bellek”başlıklı makalesinde Hisar’ın geçmişten aktarmak istediğinin yaşanılmış birhayat değil, yaşamın kendisi olduğunu söylüyor.Bu yüzden yazar yaşamın olaylarından çok, yaşamın kendinianlatmaya yaşamın “büründüğü şekiller ve gösterdiği tecelliler”ivermeye çabalıyor. Boğaziçi Mehtapları, yaşanılmış yaşamın,ayrıca doğanın aynası olmak savında. (111-12)Ancak Hisar’ın bu üç yapıtında kaleme aldığı anıları özel kılan,düzenleyiş biçimi ve anlatış tarzıdır. Bu üç yapıt birbiriyle benzerliklergöstermekle beraber, yazarın tam anlamıyla anı türüne girmeyen diğeryapıtlarına üslûp, bütünlük, kompozisyon gibi öğeler açısından da yakıngörünür. Daha önce “Hisar’ın Yapıtlarında Tür ve Gelenek Öğeleri” ve“Hisar’ın Yapıtlarının Üslûp Özellikleri” başlıklı bölümlerde değindiğimizgeleneksel özellikler bu yapıtlarında da bulunmaktadır. Hisar, eskiİstanbul’un doğa güzelliklerini, semtlerini, insanların yaşayış tarzlarını elealırken sergilediği geleneksel üslûp özellikleriyle ve kullandığı dilleyapıtlarında biçim ve içerik açısından uyum sağlamıştır. Bu yüzden Hisar’ıneleştirmenler tarafından farklı yorumları uyandıran üslûp özellikleri ve eskiedebiyat geleneğinden gelen doğa betimlemeleri üzerinde durmak onungeleneksel anlatımla bağlantısı konusunda aydınlatıcı olacaktır.

68

a) Hisar’ın Anı Yazılarında Üslûp Özellikleri

Hisar’ın bütün yazılarında olduğu gibi Boğaziçi Mehtapları, BoğaziçiYalıları ve Geçmiş Zaman Köşkleri yapıtlarında da geleneksel üslûpözellikleri dikkat çekmektedir. Hisar’ın anılarını yazarken çok özen gösterdiğigörüldüğü hâlde kendisi Boğaziçi Mehtapları’nda anılarını öyküleyip belli birtüre göre yazmadığını söylüyor: “Eğer bu hâtıraları olduğu gibi yazacağıma,bir hikâye ve masal gibi düzeltseydim, garip görünebileceği için, belki busatırları hiç yazmazdım” (153). Oysa Hisar’ın söylediğine göre onundüzeltmeden yazdığı anıların gelişigüzel yazılmadığı, belli bir düzeniçerisinde yer aldığı ve sanatsal bir yapıyla okuyucuya sunulmak istendiğigörülmektedir. Özellikle yazarın kurduğu uzun ve adetâ şiirsel cümlelerokuyucu ve eleştirmenlerin dikkatini çekmiş, Hisar’ın anı yazıları üzerineyazılan yazılarda ana konu olmuştur.Hisar’ın bu yapıtlardaki üslûbu, eleştirmenlerin ilgisini uyandırmış veyazar sıkça olumlu değerlendirmelerle karşılaşmıştır. Mustafa NecatiSepetçioğlu, 1955 yılında Türk Sanatı dergisinde çıkan “’Boğaziçi Yalıları’ ve‘Onikiye Bir Var’” adlı makalesinde Hisar’ın sergilediği biçim ve içerikarasındaki uyumdan ve yapıtın şiirsel özelliklerinden şöyle bahsediyor:Zaten altıyüz yıl Türk ve Müslüman olarak kalmış, altıyüz yılınbütün güzellik, zenginlik ve ihtişamını anlatabilecek yegâne şeyşiirdi. Abdülhak Şinasi Hisar vezinsiz, kafiyesiz ve mısra’sızşiiri, nesirde, cümlelerin arasına ustaca yerleştirmeğe muvaffakolduğu kelimelerle yapmış. Uzun periyodik cümleleri, anlattığışehir kadar eski, güzel ve sihirlidir. (18)

Hisar’ın üslûbu yapıtların içeriğiyle uyum içinde ve bu anlamda işlevliolsa da bazı edebiyatçılarımıza göre abartılı bulunmaktadır. Kimieleştirmenler Hisar’ın şiirsel cümlelerini eski Türk edebiyatı geleneğine, kimisiFransızcanın etkisine bağlamaktadır. Nahit Sırrı Örik, 1943 yılında Taningazetesinde yayımlanmış “Boğaziçi Mehtapları İçin” adlı makalesindeHisar’ın üslûbunu ve şiirsel anlatımını överken yapıtını gereksiz uzunluktabuluyor. Örik makelenin sonunda şu eleştirilerde bulunuyor: “Eser bazansayfalarca mensur şiir halinde kalıyor,[…] bütün hassasiyetile, bütünharikulâde tasvirlerile 100 sayfaya sığabilirdi, ve o zaman Boğaziçi kadar teknoktasına dokunulmaz bir abide olurdu” (6). Örik’in eleştirisinin dışındaHisar’ın anı yazılarının üslûp özelliklerine ilişkin daha sert eleştirilere derastlanmaktadır. Vedat Günyol, “Geçmişe Konan Bellek” adlı makalesindeHisar’ın anı yazılarına olumsuz eleştiriler getirirken cümlelerin uzunluğunu veniteliksizliğini Fransızca etkisine bağlıyor:Boğaziçi Yalıları’nın dili çetrefil, Fransızca düşünülüp Türkçeyazılmış hissini veren tümceleri insanı bıktıracak kadar uzun vetatsız. Bütün bunlara, “fikirlerin şiirle ifadesi” adına düzülen,aşağıya bir kaçını koyduğum o bayağı tasvirlerin bolluğunueklerseniz, yapıtın bütünüyle ne eşsiz bir zevksizlik yapıtı olduğu meydana çıkar. (123-24)Öte yandan Hisar’ın yapıtlarının modern kompozisyon ve üslûpözellikleri taşımıyor olması onların düzensiz olduğu anlamına gelmez.Hisar’ın söylemi konusunda önemli saptamalarda bulunan Ahmet HamdiTanpınar, “Abdülhak Şinasi’yi okurken, nesrin yazı olduğunu, konuşmaolmadığını tekrar hatırladım” (432) diyerek Hisar’ın yazılı anlatımda ne kadar başarılı olduğunu dile getirmiş oluyor. Tanpınar, “Boğaziçi Mehtapları” adlıyazısında Hisar’ın sanatsal değerine dikkat

çekerek, yapıtlarını ancak yüksekedebî zevke sahip olanlara ve dikkatli okurlara hitap ettiğini söylüyor:“Sabırla yapılan her iş, ancak sabırla tadılabilir. Abdülhak Şinasi Hisar’ınkitabını ancak sanat ve fikir terbiyeleri, sanat ve fikir eseri karşısında lâzımgelen durumu almağı bilenler tadacaktır” (432).

Tanpınar’ın bu sözleriHisar’ın, yazılarında Türk edebiyatını ve geleneğini iyi bilen seçkin okuyucuyuölçü aldığını gösteriyor. Hisar’ın söyleminde egemen olan geleneksel öğeler birçok eleştirmen ve okuyucu tarafından yadırganmıştır. Ancak Hisar’ınanlatım tarzı ve üslûbu Türk edebiyatı geleneği ve sözlü kültür bağlamında anlamlandırılabilir.

b) Divan Edebiyatında ve Hisar’da Doğa

Hisar’ın anı yazılarında sergilediği söylemde, özellikle Türk edebiyatıgeleneğiyle bağlantısı açısından dikkat çeken bir öğe, doğa betimlemeleridir.Hisar’ın anlattığı eski İstanbul’dan görünümler, Boğaz, mevsimler, bitkiler,doğadaki olgular, özgül ve bir tek olaya ya da zamana bağlanmayarak hepgenel durumlarıyla anlatılıyor. Örneğin, Hisar’ın Boğaziçi’nde bahar betimlemeleri, okuyucuyu belli bir bahara ait özelliklere götürmüyor. Söz konusu betimlemelerdeki bahar, Boğaziçi’nde ya da başka bir yerde geçenher bahar mevsimi olarak algılanabilir.

Her sene yalıya dönünce baharın genç tenli, uzun boylu,mavimtırak günlerine kavuşurduk. Hayat sanki yeniden doğar,ağaçlar yeşillenir, beyaz ve pembe çiçeklerini ve erguvanlar da lâlden alevlerini açarlar. Çiçek kokularıyle dolgunlaşan havagönlümüzü bir saadet va’diyle kaplar. Herşey kolaylaşmağa,revanlaşmağa başlar. Hayatları hâlâ tabiatın lûtfuna veyakahrına göre kurulan insanların ruhlarında ezelî bir ferahlıkçağlar. (Boğaziçi Mehtapları 26)

Hisar için, geçmişte olan her şey gibi doğadaki görüntüler de herzaman güzeldir. Bunun yanı sıra anlatılan baharın da Boğaz’a özgü biçimlerive renkleri bulunmaz; anlatılan bahar birçok yerde görülen bahardır ve genelbahar özelliklerini taşımaktadır. Burada görülen betimlemelerde bahar, heryıl tekrarlanan bir olgu olarak anlatılırken doğaya insanî boyutlaryakıştırılarak kişileştirme sanatına yer verilir. Böylece her yıl aynı niteliklerle gelen bir baharın betimlenmesi, Divan edebiyatında kasidelerin nesipbölümündeki bahar tasvirleriyle benzerlikler gösterirken, özellikle Hisar’ınkişileştirmeye başvurması eski edebiyattaki teşhis sanatını hatırlatmaktadır.Bu açıdan Divan edebiyatındaki doğa betimlemelerine bakıldığında herzaman şairlerin gözledikleri ve etkiledikleri bir manzarayla değil, edebîgelenekten edindikleri birikimin sonucu olan bir hazır dekorla, bütünlüklü vedeğişmeyen bir doğayla karşılaşılır. Divan şairlerinin doğaya karşı bu genelve bütünlüklü bakışı o dönemde egemen olan mistik, zaman zaman panteist dünya görüşünden kaynaklanmaktadır. Sabri Esat Siyavuşgil, “Türk HalkŞiirinde Tabiat” başlıklı makalesinde Divan şiirindeki doğaya şöyle değiniyor:

Şairin nazarları, tabiatın muayyen bir köşesine çevrilip kalmaz.Onun bize anlattığı, tasvir ettiği tabiat parça tabiat değil, toptanbir tabiattır. Şairin vahdaniyetçi ruhu tabiatı parça parça, birertablo halinde görmeyi günah işlemek sayar gibidir. Onun muhayyilesine tabiat toptan girer. Bahar, filân sene ve filândiyarda, şu veya bu ruh haletiyle seyir ve temaşa edilen bahardeğil, bütün bahardır. (12)

Divan edebiyatında görülen doğa genellikle şairin gözlemlerinin veduygusal etkilenmelerin sonucu olmaz. Eski şiirde anlatılan doğa çoğuzaman değişmez, şairin ruh hâlini yansıtmaz; cennete benzetilir ve sıkçaidealleştirilir. Hisar’ın söyleminde, özellikle de anı yazılarındaki doğa betimlemeleri, Divan edebiyatındaki doğa anlayışına uymaktadır. Onunbetimlediği doğa Boğaziçi, Çamlıca ve Adalar’daki doğa manzaralarıykenmevsimler de her zaman idealleştirilmiştir ve üstün güzelliğe sahiptir.Hisar’ın anı yazılarında yer alan bütün betimlemelerde bu yaklaşım egemenolarak görülüyor. Boğaziçi Yalıları adlı yapıtında Boğaziçi Mehtapları’ndakibahar betimlemesine çok benzeyen şöyle bir bahar mevsimiylekarşılaşıyoruz:

Bu tazeliğin ve suların gönlümüze dolan çiçek kokusu sizeçıplak ve genç bir ten kokusu gibi gelir. Ve insan bir cennetiklimine ermiş olduğuna kanaat eder. Gönlümüzde gençliğin veaşkın nefesini duymuş oluruz. Tabiatın ilahî, ebedî ve bizi hiçtanımayan gençliği! Biz artık geçerken o hep aynı aşklagülümser ve parlar! (25)

Hisar’ın bu anlatımında doğaya yapılan kişileştirmenin yanındasimgesel bir anlatımla da karşılaşıyoruz. Hisar’ın anı yapıtlarında doğabetimlemeleri sürekli üstün, güzel, bütünlüklü, değişmeyen genel,idealleştirilmiş ve kişileştirilmiş bir manzara ile karşımıza çıkıyor. Bahar vedoğanın uyanışı, güzellikleri, Hisar için gençliği, aşkı, ilahî nitelikleri imliyor.

73Gençlik-aşk-bahar kavramları yan yana getirilerek aralarında paralellikkuruluyor. Hisar’ın bu betimlemeleri büyük ölçüde Divan şiirindeki doğanınalegorik ve bütünlüklü anlatımını andırıyor. Abdülhak Şinasi Hisar’ınçocukluğundan itibaren Divan şiiriyle yakından ilgilendiği ve edebiyatanlayışını bu şiir türü üzerine kurduğu düşünülürse bu durum hiç de şaşırtıcısayılmamalıdır. Siyavuşgil’in Divan edebiyatındaki doğayla ilgilisaptamalarına bakıldığında Hisar’ın doğa algılayışı ve anlatımı uyumiçerisinde görülüyor: “Şairin muhayyilesine bütünlüğiyle giren tabiat, elbetteşiirde şematik bir ifade ile kendini gösterecektir. Bu ifade, bütün tabiatunsurlarını birer sembol haline getirir” (Siyavuşgil 12).Bu bağlamda, Hisar’ın diğer yapıtlarında olduğu gibi bu konuda eskiTürk edebiyatından etkilenip onun parametrelerini ve bakış açısınıbenimseyerek söylemine yansıttığı söylenebilir. Hisar’ın anı yazılarındagörülen üslûp ve anlatım özelliklerini, dünya görüşünü ve çevre algılayışınıgeleneksel bir edebiyat anlayışının sonucu olarak kabul etmek yerindeolacaktır.74

SONUÇ

Abdülhak Şinasi Hisar, eleştirmen ve yazar kimlikleriyle 20. yüzyıl Türkedebiyatında, genel yönelimin tersine, geleneksel bir edebiyat anlayışı ileçeşitli ürünler vermiştir. Hisar’ın, çeşitli süreli yayınlarda yayımlanan ancakzamanında pek dikkati çekmeyen, edebiyat, özellikle roman ve şiir türlerihakkındaki yazıları, onun “modern öncesi” sayılabilecek bir edebî anlayışailişkin görüşlerini ortaya koymaktadır. Hisar’ın eleştiri türüne yaklaşan buyazılarında sıkça rastlanan duygularla yüklü, öznel ve “şairâne” ifadeler, onumodern anlamda bir eleştiri yapmaktan uzaklaştırıyor olsa da, yazarınedebiyata bakışı ve değerler sistemi konusunda önemli ipuçları vermektedir.Bu çalışmada, Hisar’ın yazılarında ortaya koyduğu düşünceler dikkatealınarak, onun “edebiyat” düşüncesinin nitelikli üslûba sahip olan tüm yazılarıkapsadığı saptanmıştır. Ne var ki Hisar, eleştiri yazılarında dile getirdiğidüşüncelerinde edebî türler konusunda belirsiz bir tavır sergiler. Edebî türlerarasında belli sınırlar gözetmeyen Hisar, türlerin sık sık birbirinegirebileceğini ifade eder. Yazarın bu tutumu özellikle roman konusundakigörüşlerinde kendini gösterir. Çalışmada, Hisar’ın modernitenin bir sonucuolan ve kurmaca kavramını merkeze alan roman türünün getirdiği yeniliklerive temel özellikleri kavrayamadığı gözlemlenmiştir. Bu yüzden Hisar’ınyazılarında roman, sıklıkla masal, hikâye ve destan gibi geleneksel ve sözlükültüre ait türlere bağlanmaktadır.

75Aynı yaklaşım, Hisar’ın şiir konusundaki görüşlerinde de kendinigösterir. Yazar, bu noktada modern ile geleneksel ayrımına varmamakta vehangi zamana ait olursa olsun şiirin nitelikli bir ifadeye sahip olmasını tekölçüt olarak ortaya koymaktadır. Hisar’ın şiir hakkındaki düşüncelerindezaman zaman dikkati çeken moderniteye uygun tutumları ise, onun şiiri herşeyden önce müzik, ses ve dil kullanımına ilişkin özelliklerine dayandıranüslûpçu edebiyat anlayışından kaynaklanmaktadır.Çalışmada, Hisar’ın edebî yapıtlarına bakıldığında, “eleştiri”yazılarında ortaya koyduğu edebiyat anlayışından hareket ettiği ve bunuyapıtlarına yansıttığı belirlenmiştir. Nitekim Hisar’ın Türk edebiyatı tarihine“roman” olarak geçen Ali Nizamî Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği, ÇamlıcadakiEniştemiz ve Fahim Bey ve Biz adlı yapıtlarında, edebiyat yazılarında dagörülen tür konusundaki belirsizlik dikkati çekmektedir. Hisar’ın yapıtlarındasergilediği zaman, anlatıcı, bütünlük ve kurmaca anlayışı gibi türübelirleyecek öğelere bakıldığı zaman, söz konusu olan yapıtların daha çokanı ve geleneksel “hikâye” özellikleri taşıdığını söylemek olanaklıdır. Buyapıtlarını anılarından esinlenerek yazdığını söyleyen yazar, kurmacaya dabir ölçüde yer vermiştir. Ne var ki bu yapıtlar, modern anlamda kurmacadançok kurmacaya yaklaşan yapıtlar olarak değerlendirilebilir.Hisar’ın yapıtlarında görülen tür sorunu, bu konu üzerine yoğunlaşaneleştirmenlerin farklı görüşler ileri sürmelerine neden olmuştur. Bubağlamda, geleneksel bir edebiyat anlayışına sahip olan Hisar’ın yapıtlarınıyaratım sürecinde, onları belli bir türe göre oluşturmak gibi kaygılardan çoknitelikli bir üslûpla yazılmış yapıtlar ortaya koymak amacı taşıdığı söylenebilir.Aynı zamanda Hisar’ın yapıtlarında eleştirmenlerin dikkatini çeken üslûp,76kompozisyon, yineleme, sıfat kullanımı, eklemeli anlatım gibi özellikler,yazarın eski edebiyatın ve sözlü kültürün etkisinde kalmış olduğunu gösterir.Abdülhak Şinasi Hisar’ın İstanbul’un eski semtlerinde ve Adalardageçirdiği çocukluğundan esinlenerek yazdığı anı niteliği taşıyan BoğaziçiMehtapları, Boğaziçi Yalıları ve Geçmiş Zaman Köşkleri adlı yapıtları,“kurmacamsı” yazılarının içerdiği aynı geleneksel üslûbun özelliklerinipaylaşmaktadır. Hisar’ın anı yazılarında ve özellikle bu yazılardaki doğabetimlemelerinde Divan edebiyatın etkisi de görülmektedir. Bu anlamda,Hisar’ın anılarında çizdiği idealleştirilmiş, kişileştirilmiş, her zaman üstünniteliklere sahip ve bir simge hâlinde olan doğa manzaraları, insan merkezlimodern edebiyatın betimleme tarzına değil, Divan şiirinde görülen idealistdünya görüşüne uygun görülüyor.Abdülhak Şinasi Hisar’ın yazıları üzerine yaptığımız bu çalışmasonucunda, modern edebiyatın örneklerinin çoğaldığı bir dönemde, eskiedebî anlayışı ve geleneksel estetik kalıpları yapıtlarında kullanmaya devameden yazarın ürünlerinin Türk edebiyatında moderniteye karşı bir direnişolduğunu söyleyebiliriz. Edebiyat hakkındaki eleştiri yazılarında ortayakoyduğu görüşler ile edebî yapıtlarında sergilediği biçim ve içerik özellikleriarasında uyumlu bir bütünlük yaratan Hisar’ın sanat anlayışı gelenekçi birbelleğe sahiptir. Onun yapıtlarında görülen tür konusundaki belirsizliğinyarattığı sorunlar ise, çocukluğundan beri edindiği ve beslendiği edebî vesözlü kültür kaynaklı edebiyat anlayışından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla,Hisar’ın yapıtlarının modern edebiyat parametrelerine uymaması, onlarınedebî değere sahip olmadığı anlamına gelmez. Bu nedenle, 20. yüzyıl Türk 77edebiyatında Hisar’ın yaratıcılığının önemi ve değeri, ancak gelenekselbağlamda anlamlandırılmalıdır.

SEÇİLMİŞ BİBLİYOGRAFYA

Ahmed Cevdet Paşa. Belâgat-ı Osmaniye. İstanbul: Mimar SinanÜniversitesi Yayınları,1987.Akyüz, Kenan. Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri. İstanbul: İnkılâpKitabevi, 1982.Ataç, Nurullah. “Sözden Söze”. Cumhuriyet (3 Ekim 1942): 5.Bakhtin, Mikhail. “Epik ve Roman”. Karnavaldan Romana. Çev. CemSoydemir. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2001. 164-209.Belge, Murat. “Fahim Bey ve Biz”. Edebiyat Üstüne Yazılar. İstanbul:İletişim, 1998. 354-61.Beyatlı, Yahya Kemal. “Şiirde Musiki”. Edebiyata Dair. İstanbul: YahyaKemal Enstitüsü Yayınları, 1971.Buyrukçu, Muzaffer. Sıcak İlişkiler. İstanbul: Adam Yayıncılık, 1982.Çamlıbel, Leylâ. “Çamlıca’daki Eniştemiz”. Ulus (27 Ocak 1945): 5.Eagleton, Terry. Edebiyat Kuramları. Çev. Esen Tarım. İstanbul: AyrıntıYayınevi, 1990.Eren, Hasan ve diğer. Türkçe Sözlük. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları,1988.Genette, Gérard. Fiction and Diction. Çev. Catherine Porter. New York:Cornell University Press, 1993.Esin, Osman. “Abdülhak Şinasi Hisar’ın Çamlıcadaki Eniştemiz AdlıEserinde Cümle Tipleri Üzerinde Bir İnceleme”. Yayımlanmamış

79doktora tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Yeni Türk Dili Bilim Dalı,1997.Günyol, Vedat. “Abdülhak Ş. Hisar ya da Mânevi Romatizma”. Dile Gelseler.İstanbul: Can Yayınları, 1966. 119-24.——. “Geçmişe Konan Bellek”. Dile Gelseler. İstanbul: Can Yayınları,1966. 110-19.Haedens, Kleber. Roman Sanatı. Çev. Yaşar Nabi Nayır. İstanbul: VarlıkYayınları, 1961.Hisar, Abdülhak Şinasi. “Abdullah Cevdet-Karlıdağdan Ses”. Milliyet (9Haziran 1931): 4.——. “Abdülhak Şinasi Hisar Diyor ki”. Söyleşiyi yapan: Gülgûn Sedef.Hisar 47 (1 Mart 1954): 6-7.——. “Abdülhak Hâmid 82. Yıl Dönümünde”. Varlık 14 (1 Şubat 1934):214-15.——. Ahmet Haşim-Yahya Kemâlê Vedâ. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 1979.——. Ali Nizamî Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği. İstanbul: Ötüken Neşriyat,1979.——. Aşk İmiş Her Ne Vâr Âlemde. İstanbul: Doğan Kardeş Yayınları,1955.——. “Bir Geçmiş Zaman Hikâyesi I”. Varlık 67 (15 Nisan 1936): 294-96.——. “Bir Geçmiş Zaman Hikâyesi II”. Varlık 68 (1 Mayıs 1936): 310-12.——. Boğaziçi Mehtapları. İstanbul: Bağlam Yayınları, 1997.——. Boğaziçi Yalıları-Geçmiş Zaman Köşkleri. İstanbul: Bağlam Yayınları,1997.——. Çamlıcadaki Eniştemiz. İstanbul: Bağlam Yayınları, 1996.

80——. “Edebiyatta Roman”. Ulus (5 Eylül 1943): 5-6.——. Fahim Bey ve Biz. İstanbul: Bağlam Yayınları,1996.——. Geçmiş Zaman Fıkraları. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 1979.——. İstanbul ve Pierre Loti. İstanbul: İstanbul Enstitüsü Yayınları, 1958.——. “Kemâleddin Şükrü-Namık Kemal, Hayatı ve Eserleri”. Milliyet (23Haziran 1931): 4.——. “Münekkid Lüzumu”. Türk Yurdu 251 (Aralık 1955): 470-71.——. “Romancının Şahısları I”. Varlık 316 (Kasım 1946): 6-7.——. “Romancının Şahısları II”. Varlık 317 (Aralık 1946): 3-4.——. “Roman Nedir, Niçin ve Nasıl Yazılır?” Milliyet (17 Şubat 1931): 4-5.——. “Sanatkârın Gururu”. Yeni İstanbul (10 Aralık 1949): 5.——. “Selim Nüzhet-Türk Temâşâsı, Gülme Komşuna ve Salıncak Safası”.Milliyet (3 Mart 1931): 5.——. “Victor Hugo ve ‘Legende des siecles’ “. Varlık 233 (15 Mart 1943):344-47.“Hisar, Abdülhak Şinasi”. Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi. İstanbul:Gelişim Yayınları, 1985. 9 cilt. 9:5324.“Hisar, (Abdülhak Şinasi)”. Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi. Haz. EzelErverdi, Mustafa Kutlu ve İsmail Kara. İstanbul: Dergâh Yayınları,1980. 8 cilt. 4: 244-46.İleri, Selim. “Abdülhak Şinasi Hisar, Bugün…”. Hisar, Fahim Bey ve Biz.131-34.İsen Mustafa. “Başlangıçten XVIII: Yüzyıla Kadar Türk Edebiyatı”. Türkler.Haz. Hasan Celâl Güzel, Kemal Çiçek ve Salim Koca. Ankara: YeniTürkiye Yayınları, 2002. 31 cilt. 11:532-572.

81Karaca, Nesrin Tağızade. Abdülhak Şinasi Hisar’ın Eserlerinde GeçmişZaman ve İstanbul. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1998.Kartal, Ahmet. “Türkçe Mesnevîlerin Tertip Özellikleri”. Bilig 19. (Güz 2001):69-118.Katniç-Bakarşiç, Marina. Stilistika. Sarajevo: Ljiljan, 2001.Kaygı, Abdullah. “‘Fahim Bey ve Biz’ (1) Romanı Üzerine Bir Kaç Söz”.Oluşum 84 (11 Kasım 1984): 2-8.Koç, Murat. “Cumhuriyet Devrinde Eski Şiirimize Bakışlar (Yahya KemalBeyatlı-Abdülhak Şinasi Hisar-Nurullah Ataç-Ahmet Hamdi Tanpınar)”.Yayımlanmamış yüksek lisans tezi. İstanbul: Marmara ÜniversitesiYeni Türk Edebiyatı Bilim Dalı, 1994.Kutlar, Fatma Sabiha. Kişisel Görüşme. Ankara: 10 Mayıs 2002.Kutlu, Mustafa. “Seci”. Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi. Haz. EzelErverdi, Mustafa Kutlu ve İsmail Kara. İstanbul: Dergâh Yayınları,1990. 8 cilt. 7:480.Macit, Muhsin. Divân Şiirinde Âhenk Unsurları. Ankara: Akçağ Yayınları,1996.Necatigil, Behçet. Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü. İstanbul: VarlıkYayınları, 2000.Oğuzertem, Süha. “Modern Edebiyat ve Abdülhak Şinasi Hisar’ın SözlüYazı Serüveni”. Defter 18 (Ocak-Haziran 1992): 114-27.Ong, Walter J. Sözlü ve Yazılı Kültür. Çev. Sema Postacıoğlu Banon.İstanbul: Metis Yayınları, 1993.Örik, Nahid Sırrı. “Boğaziçi Mehtapları”. Tanin (22 Eylül 1943): 6.Özdenoğlu, Şinasi. “Bir Eski Zamanlar Büyücüsü Abdülhak Şinasi Hisar”.

82Anılar ve Portreler. İstanbul: Cumhuriyet Kitapları, 2000. 73-83.Safa, Peyami. “Yahya Kemal’e Veda”. Milliyet (1 Mart 1959): 6.Sepetçioğlu, Mustafa Necati. “ ‘Boğaziçi Yalıları’ ve ‘Onikiye Bir Var’ “. TürkSanatı 32 (Şubat 1955): 18-19.Siyavuşgil, Sabri Esat. “Türk Halk Şiirinde Tabiat”. Türk EdebiyatındaTabiat. Haz. Şükrü Elçin. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları,1993. 7-20Tanpınar, Ahmed Hamdi. “Boğaziçi Mehtapları”. Edebiyat ÜzerineMakaleler. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2000: 429-33.——. “Fahim Bey ve Biz”. Edebiyat Üzerine Makaleler. 427-29.——. “Kendimizin Peşinde:Çok Mühim Bir Mesele”. Mücevherlerin Sırrı.Haz. İlyas Dirin, Turgay Anar ve Şaban Özdemir. İstanbul: Yapı KrediYayınları, 2001: 54-59.——. Yahya Kemal. İstanbul: Dergâh Yayınları, 1998.Tekin, Mehmet. Roman Sanatı ve Romanın Unsurları. Konya: SelçukÜniversitesi Yayınları, 1989.Türinay, Necmettin. Abdülhak Şinasi Hisar. İstanbul: Millî Eğitim BakanlığıYayınları, 1993.Uyar, Turgut. “Bir-Seçmeler-Kitabı”. Forum 71 (1 Mart 1957): 21.Uysal, Sermet Sami. Abdülhak Şinasi Hisar: Hayatı, San’atı, Eserleri, EnSeçme Parçaları ve Edebiyatçılarımızın Hakkındaki Yazıları. İstanbul:Sermet Matbaası, 1961.Watt, Ian. The Rise of the Novel. London: The Hogart Press, 1957.Yavuz, Hilmi. “İki Modernist: Yahya Kemal ve T. S. Eliot”. 11 Aralık 2001.<http://www.zaman.com.tr. /2001/12/11/yazarlar/hilmiyavuz.htm/>

83Zengin, Bekir. “Alman ve Türk Edebiyatlarında Biyografi ve Stefan Zweig’inNietzsche, Hölderlin, Kleist Biyografileriyle; Abdülhak Şinasi Hisar’ınAhmed Haşim Biyografisi”. Yayımlanmamış doktora tezi. Ankara:Ankara Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü, 1994.

84ÖZGEÇMİŞAlena Ramiç 1975 yılında Saraybosna’da doğdu. 1997 yılındaSaraybosna Üniversitesi, Felsefe Fakültesi, Orta Doğu Dilleri veEdebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. 1999 yılından bu yana BilkentÜniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü’nde yüksek lisans çalışmalarınısürdürmektedir.

 


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy