ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Friday, Apr 18th

Son Guncelleme08:18:06 AM GMT

Nerdesin: Türkiye Coğrafyası Türkiye Nüfusunun Yapısal Özellikleri


Türkiye Nüfusunun Yapısal Özellikleri

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Türkiye Nüfusunun Yapısal Özellikleri

Nüfusumuzun Yapısı
Bir ülkenin nüfusundaki kadın-erkek sayısı ve yaş dilimlerine göre nüfus miktar ve oranları analiz edilmesi gereken ve sosyo-ekonomik özelliklere sahip değişkenlerdir.

1. Cinsiyet Yapısı
Bilindiği gibi dünya üzerindeki bütün toplumlarda doğumda erkek çocuk sayısı kız çocuğu sayısından fazladır ve 100 kız doğumuna karşılık 102-109 erkek çocuk doğmaktadır.
Yani erkek çocuk doğumu kabaca %5 fazladır. Bunun bilimsel açıklaması henüz kesinleşmiş değildir. Buna karşılık her yaş grubunda erkeklerde ölüm oranları daha fazla olduğundan doğumdaki bu erkek fazlalığı yaşlar ilerledikçe azalmakta, 20-39 yaşlar arasında dengelenmekte ve daha ileriki yaşlarda ise kadınların çoğunluğu artmaktadır.Ülkemizde 1940 yılına kadar kadın nüfusun erkek nüfusa oranla fazla olduğu görülmektedir.

Türkiye Nüfus Dağılımı

Nüfus Dağılım

Bir ülkenin nüfusunun cins bileşimi demografik nedenlerden çok toplumsal bazı olaylarla ilgilidir. Bunlardan en önemlisi savaşlar ve göçlerdir. Gerçekten tarihin en eski dönemlerinden beri savaşlara istisnalar dışında hep erkek nüfus katılır ve yine bu nüfus kütlesi yitirilir. Örneğin; bugün Almanya, İngiltere ve Japonya gibi ülkelerin nüfuslarında çok belirgin bir erkek nüfusu azlığı vardır. Türkiye'de ise 1940'lara kadar önce kadın nüfus fazla olduğu halde, daha sonraki yıllarda erkek nüfus toplam kadın nüfusumuza üstünlük sağlamıştır. Şüphesiz bu durumun ortaya çıkmasında I. Dünya savaşında ve Milli Mücadele yıllarında kaybettiğimiz erkek nüfus miktarının fazlalığı en önemli etkendir.
Nüfusumuzun cinsiyet yapısında ortaya çıkan bu genel tablo ancak global bilgi vermekte ve diğer ülkelerle karşılaştırmak bakımından faydalı olmaktadır. Oysa konu, bölgeler, iller ve hatta köyler bakımından incelendiğinde genel nüfus planlamalarına ışık tutabilecek anlam taşır. Nitekim göç veren illerimizin hemen hemen yarısında kadın nüfus oranı yüksektir. Geri kalan yarısında ise Genel Cinsiyet Oranı 100'ün üzerinde olmasına rağmen çoğunun önemli miktarda asker nüfusunu barındırmasını dikkat çekicidir. Göç alan illerin tümünde istisnasız erkek nüfus miktarı daha fazladır. Hatta Tekirdağ ve Bilecik gibi hem göç alan, hem de sınırları içinde büyük askeri birliklerin bulunduğu illerde cinsiyet oranı daha da artmaktadır (Tekirdağ 115.0, Bilecik 107.6). Genel Cinsiyet oranının en düşük olduğu illerimiz ise 100 kadına düşen 90.6 erkek ile Sinop ve 91.7 erkek ile Gümüşhane'dir. Diğer taraftan yine ülke içi göç ile ilgili olarak kırsal alanlarda kadın, şehirsel yerleşmelerde ise erkek nüfusunun fazla olduğu görülmektedir.

Türkiye Nüfus Dağılımı

2. Yaş Yapısı
Özellikle sosyo-ekonomik amaçlı planlamalarda, nüfus miktarı kadar önem taşıyan bir başka kriter de ülkenin "Nüfus Yaş Yapısı"dır. Bu terim bir nüfus kitlesinin belirlenmiş yaş gruplarına göre bileşim durumunu tanımlar. Nüfusun yaş gruplarına bölünüp analiz edilmesi başta çalışabilir ve çalışmayan nüfusun ortaya çıkartılmasında son derece önemlidir. Birleşmiş Milletler ölçütlerine göre 0-14 yaş arasındakiler çocuk, 15-64 gruplarındakiler yetişkin veya çalışabilir nüfus ya da faal nüfus, 65 yaş ve üzeri ise yaşlı nüfus olarak sınıflandırılır. Ülkemizde de başta Devlet Planlama Teşkilatı ve Devlet İstatistik Enstitüsü olmak üzere işgücü değerlendirmelerine yönelik çalışmalarda bu sınıflandırma kullanılmaktadır. Yine sıkça kullandığımız bir başka sınıflandırma ise yaş grupları 0-4, 5-9, 10-14, 15-19, .....80-94, 85+ şeklinde olup daha dar aralıklıdır.

Yaş Piramidi

Yukarıdaki yaş piramitlerini incelediğimizde üstteki 1950 yılına ait piramitte çocuk yaşındaki nüfusun fazla, dolayısıyla doğum oranının yüksek olduğu görülmektedir. Alttaki 1990 piramidine göre ise 0-4 yaş grubunun azaldığı ve buna bağlı olarak nüfus artış hızımızın da azalma eğilimine girdiği görülmektedir. Bir ülke nüfusunun yaş gruplarına göre dağılımı bize aynı zamanda o ülkenin gelişmişlik düzeyi hakkında da bilgi verir. Gelişmiş ülkelerde nüfusun %30'dan azını çocuklar, %15 kadarını da yaşlılar oluşturur. Az gelişmiş ülkelerde çocukların payı %40-55 arasında değişirken yaşlı nüfusun payı %4-8 arasındadır. Bu ölçüt esas alındığında Türkiye az gelişmiş ülkelerle gelişmiş ülkeler arasında ve gelişmekte olan ülkeler sınıfındadır.

Yaş Bağımlılık Oranı

3. Yaş Bağımlılık Oranı
Toplumdaki üretim faaliyetlerine katılmadıkları varsayılan 0-14 yaş grubu ile 65 ve daha yukarı yaşlardaki nüfusa "Bağımlı Nüfus" adı verilir ve bir nüfus kitlesinde bağımlılık oranı şöyle hesaplanır:

Yaş bağımlılık oranı, aktif nüfus olan 15-64 yaş grubundaki her 100 kişinin teorik olarak bakmak zorunda olduğu çocuk ve yaşlı nüfusu belirtmesi bakımından anlamlıdır. Türkiye'de bu oran 1990 verilerine göre 64, 68'dir ve 1970'den itibaren düşme eğilimindedir. Kuşkusuz bu trend olumludur. Çünkü bir ülkede bağımlılık oranının yüksek olması kalkınmanın gerçekleşmesine olumsuz etki eder. Nitekim gelişmiş ülkelerin bağımlılık oranlarına baktığımızda kabaca %50'lerde olduğunu görürüz.
Oysa bu oran komşularımızdan Suriye'de %100'e yakın, Irak ve İran'da ise %80 civarındadır.

4. Medyan Yaş
Ülkelerin nüfusunun genç mi yoksa yaşlı mı olduğu veya yaşlanma sürecinde mi olduğu sorularına cevap verebilmek için ise o ülkenin tüm nüfusunu kapsayacak şekilde bir ortalama yaş hesabına başvurulur ki, buna "Medyan Yaş" diyoruz. Medyan yaş, bir ülkenin bütün fertleri, yaşlarına göre, yani yeni doğan çocuktan en yaşlı ihtiyara göre sıralandıkları takdirde tam ortaya isabet eden kişinin yaşıdır. Bu nedenle toplam nüfusun yarısı medyan yaşın altında diğer yarısı ise üstünde bulunur. Şüphesiz medyan yaş düştükçe nüfusun gençleştiği yükseldikçe yaşlandığı anlaşılır. Ayrıca gelişmiş ülkelerde medyan yaş yüksek, az gelişmiş ülkelerde düşüktür. Örneğin gelişmiş Batı avrupa ülkelerinde medyan yaş 30'un üstünde, az gelişmiş ülkelerde 20'nin altındadır. Türkiye'de ise 1990 yılına ait medyan yaş değeri 22.21'dir.
Ayrıca 1970 yılından bu yana sürekli bir artış içerisindedir (1970 yılında 18.95 idi).

5. Eğitim Durumu
Bir ülkeyi diğer ülkelerle karşılaştırırken ekonomik göstergelerin yanında sosyal göstergeler de kullanılmaktadır. Eğitim sektörü, sosyal göstergeler içinde, ekonominin ihtiyaç duyduğu kaliteli nüfusu yetiştiren temel kaynaktır. Nitekim Japonya ve İsrail örneğinde olduğu gibi eğitim düzeyi yüksek, kaliteli bir nüfus, en olumsuz şartlarda bile kalkınmayı gerçekleştirebilmektedir. Türkiye de eğitim konusunda gerçekten önemli hamleler yapmış bir ülkedir. Ancak varılan nokta, olması gerekenden geridir. Nitekim 1927 yılında 6 yaş ve üstü nüfus dikkate alındığında genel nüfusumuzun sadece %10.6 'sı okur yazarken, 1990'da 80.46'ya çıkmıştır. Ancak okuryazar olmayan nüfusun %71 'i maalesef kadın nüfustur. Ayrıca Türkiye'de 1990 yılında okuma-yazma bilenlerin %77.1 'inin herhangi bir okuldan mezun olmayanlar ile ilkokul mezunu olanlardan meydana gelmesi üzücüdür. Okur-yazar olan nüfus içinde orta ve dengi okullardan mezun olanların oranı %9.4, lise ve dengi okul mezunlarının oranı %9.6, yüksekokul ve fakülte mezunu olanların oranı ise sadece 3.9'dur.

6. Doğum ve Ölümler
Nüfus kitlelerinin başlıca değişkenlerinden biri de doğumlar ve ölümlerdir. Ülke nüfusunda 15-49 yaşları arasındaki 1000 kadın başına düşen yıllık doğum sayısına "genel doğum oranı" denir. Buna karşılık, herhangi bir yaş dilimi olmaksızın 1000 nüfus başına düşen yıllık ölüm sayısına "genel ölüm oranı" denmektedir.
Ülke nüfusunda doğum ve ölüm oranları arasındaki fark o ülkenin doğal nüfus artış hızını verir ve göçlerden arındırılmış bulunduğundan daha anlamlıdır. Türkiye'de gerek doğum ve gerekse ölüm oranları 1950'li yıllardan itibaren giderek düşmektedir.

Nüfus Doğum Ölüm Oranı


Nitekim 1950-55 yılları arasını kapsayan beş yıllık dönem için doğum oranı %46, ölüm oranı ise %25 iken, 1985-90 devresinde bu değerler doğum oranında %28'e, ölüm oranında %6'ya kadar düşmüştür. Ölüm oranlarının düşmesi sosyal ve ekonomik yaşantıdaki iyileşmelerin açık bir göstergesidir. Doğum oranlarının düşüşü ise daha ziyade sanayileşme ve şehirleşme olguları ile ilgilidir. Çünkü sanayileşme ve şehirleşme (bir anlamda gelişme) sürecindeki ülkelerde ailelerin yapmayı düşündüğü ve ihtiyaç duyduğu çocuk sayısı yıldan yıla azalmaktadır. Zaten gelişmekte olan ülkelerde sosyo-ekonomik kalkınma ile ters orantılı olarak doğal nüfus artış hızının, başka kelimelerle doğum ile ölüm oranları arasındaki farkın düşmesi adeta demografik bir kural gibidir. Bu nedenle Türkiye nüfus artış hızının yüksek olması sebebiyle paniğe kapılmak bizce yersizdir. Çünkü bugünün gelişmiş toplumları da aynı süreci geçmişte yaşamışlar ve günümüzde artık nüfus artış hızını yükseltici politikalar üretmeye başlamışlardır.

7. Aile Nüfus Sayısı Büyüklüğü
Aile büyüklüğümüz bakımından çeşitli araştırmalarda 5 sayısı esas alınmaktadır. Ancak bu rakam ülke geneli için bir fikir vermekle birlikte, ilden ile, kırdan-şehire çok büyük farklılıklar arzeder. Gerçekten Doğanay'ın 1980'li yılların başında Erzurum il merkezi içinde yaptığı bir araştırmada bu değerin 7,3 dolayında olduğu belirlenmişti.
Hatta gecekondu semtlerinde 9-17 kişiye ulaşan geniş aile yapılarına sıkça rastlanmıştı. Tahmin edilebileceği gibi bu değerler gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında oldukça yüksektir.1990 nüfus sayımı verilerine bakılırsa, Türkiye'de aile sayısının 11.2 milyona yaklaştığı anlaşılmaktadır. Bunların kabaca %66'sı 1-5 kişilik, %28'i 6-10 kişilik, %6'sı ise 10 ve daha fazla nüfusu barındıran ailelerdir.

Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy