ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Friday, May 24th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Ülkeler Çin Halk Cumhuriyeti


Çin Halk Cumhuriyeti

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Çin Halk Cumhuriyeti

Çin'de sosyalizmin Sovyetler Birliği'nin etkisi altında gelişmesinin nedenleri nelerdir?

Çin’de komünistlerin iktidara geçmesinde, Doğu Avrupa ülkelerindekinden farklı olarak Sovyetler Birliğinin etkisi çok sınırlı olmuştur. Çin devriminin geniş köylü kitlelelerinin Çin Komünist Partisi’nin öncülüğünde harekete geçirilmesinin bir sonucu olması, “Çin Modeli”nin Sovyet modelinden farklılaşmasını kolaylaştırdığı

gibi, bu ülkenin Sovyetler Birliği dışpolitikasından ayrıbir yol izlemesine de olanak vermiştir. Bunda Çin Halk Cumhuriyetinin geniştopraklara ve büyük nüfusa sahip güçlü bir ülke olarak köklü bir kültürel-tarihsel mirası temsil ediyor olması da kuşkusuz etkili olmuştur.

Çin'de sosyalizmin kurulması için yapılan çalışmalar nelerdir?

Çindeki uygulamalar başlangıçta Sovyet modeline uygun olarak merkezi planlamaya dayalı bir sanayileşme biçiminde ortaya çıktı ve SSCB ile sıkı bir ilişkiye dayandı, yakınlaşmaya sahne oldu. Ne var ki Stalin’in ölümü ve Kruçef’in iktidarı ele geçirmesinden sonra bu ilişkiler kısa sürede soğumaya yüz tuttu. Çin Komünist

Partisi’ndeki bir tasfiye sonrasında Sovyetlerin etkisinden tamamen sıyrılan Çin kendi sosyalist çizgisini oluşturmaya başladı. Hızlı bir sanayileşmenin yanı sıra tarımda kollektivizasyon politikası uygulamaya konuldu. Bu iç savaş sırasında köylülerin el koymasına izin verilen toprakların tarımsal üretim komünlerinde toplulaştırılmasıanlamına gelmekteydi. Köylüler arasında büyük bir direnişle karşılaşan bu girişim büyük bir kıtlığın doğmasına ve kitlesel ölümlere yol açtı. Bu ise Mao Zedung’un siyasal konumunu zayıflattı.

Çin ve Sovyetler Birliği arasında oluşan gerginliğin nedenleri nelerdir?

1950’li yılların sonlarından başlayarak Sovyetler Birliği ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler bozuldu ve giderek kopmaya başladı. Böylece, Yugoslavya’dan sonra Çin’de de, dış politikaya da yansıyan, “yeni bir çizgi” ortaya çıkmaktadır. Mao’nun ideolojik-politik önderliğindeki Çin, Stalinci uygulamalardan ayrılarak

kısmen piyasa ekonomisinin araçlarınıkullanmaya başlayan Kruçef dönemi Sovyet ekonomi politikasını “sosyalizmden sapma/revizyonizm” olarak nitelemekte, dış politikada ise ABD ile SSCB arasında başlayan güçler dengesinin karşılıklıkabulüne dayanan yumuşamayıdünya devrimine ve haklarına bir ihanet olarak nitelemektedir.

Çin Halk Cumhuriyeti ve SSCB arasında patlak veren ve bu iki büyük devletin çelişen çıkarlarına bağlanarak açıklanabilecek olan bu çatışma, Batı ülkelerindeki komünistler arasında da yankı bulmaktadır. Pek çok Batı ülkesinde “Maocu” diye adlandırılan gruplar oluşmakta, ne var ki bunlar hiç bir ülkede kayda değer bir yaygınlık gösterememektedirler. Çin’in sosyalist ülkeler içinde kısa bir süre için nüfuz kazanabildiği tek ülke ise Arnavutluk olmaktadır.

Kültür Devrimi'nin Çin'e etkisi nasıl olmuştur?

Çin’deki yeni yönelimin önemli ürünlerinden biri 1966 yılında başlatılan, inişler ve çıkışlarla yaklaşık on yıl sürecek olan “Kültür Devrimi” olmaktadır. Mao’nun siyasal gücü yeniden ele geçirmesini de simgeleyen bu dönem, yığınların, Çin Komünist Partisi de dahil olmak üzere tüm kurumlara karşıharekete geçirilmesi ile belirginleşir. Bu dönemde geleneksel kurum ve değerlerin yanısıra en çok saldırıya uğrayanlar komünist aydınlar olmakta, örneğin üniversiteler yıllarca kapalı kalmaktadır.

Ülkedeki istikrarı bütünüyle sarsan Kültür Devrimi, Çin’de zaman zaman büyük karışıklıklar ve çatışmaların yaşanmasına yol açmıştır. Bu süreç içinde Kültür Devriminin yürütücüsü Kızıl Muhafızlar’ın saldırısına maruz kalan Çin Komünist Partisi hiyerarşisi zayıflarken, Çin Halk Ordusunun gücü ve etkisi hissedilir biçimde

artmaktadır. 1971’de Birleşmiş Milletlere kabul edilen ve Güvenlik Konseyinde yerini alan Çin’de iç istikrarın sağlanması sorunu giderek ön plana çıkmaktadır. 1970’lerin ortalarına doğru Çin Başbakanı Çu Enlay ile Kültür Devrimi sırasında tasfiye edilmekle birlikte siyasal gücünü muhafaza edebilmiş olan Deng Hsiaping’in (“cüce Deng”) dış ve iç ilişkilerde düzen sağlama kaygısını ön plana çıkardıklarıgörülmektedir. 1976 yılında önce Çu sonra Mao’nun ölümünü izleyen iki yıl içinde Deng ön plana çıkmakta ve ülke yönetiminde en etkili kişi konumuna yükselmektedir.

Deng Hsiaping, Mao’nun eşinin de aralarında bulunduğu Kültür Devriminin ürünü yöneticilerin tasfiyesinden sonra, 1978’den başlayarak, kapsamlı bir “modernleşme” programıyla Çin’i adım adım yeni bir çizgiye çekmeye başladı.

Mao Zedung'un ölümünden sonra izlenen ekonomik politikanın genel özellikleri nelerdir?

1979 yılında ABD ile diplomatik ilişkiler kuran Çin, Batıile hızlıbir yakınlaşma içine girdi. Aynıyıl Mao Zedung açıkça eleştirilmeye ve onun döneminde yapılan hatalar ön plana çıkarılmaya başlandı. Bir yandan da tarımda kollektivizmden geriye dönüş başlatılmakta ve mülkiyeti kamuya ait kalmakla birlikte tarım toprakları kira yoluyla tekrar köylülere devredilmektedir.

Ekonomi alanında başlatılan bu özelleştirme çizgisi 1980’li ve 1990 lı yıllarda da artan bir hızla uygulanmıştır. Yabancı sermayeye kapılarını açan Çin, Asya’nın en hızlıekonomik gelişme gösteren ülkelerinden biri haline gelmiştir. 1980 sonrası yıllık büyüme hızıortalama % 10 düzeyine yaklaşan Çin, dışsatımınıda üç kattan fazla arttırabilmiştir. Sanayi üretiminde devletin payı hızla gerilemiş ve % 30’lara düşmüştür. Böylece Çin’de dinamik bir iş adamı sınıfı da oluşturulabilmiştir.

Günümüzde Çin Komünist Partisi'nin izlediği politika nasıldır?

Ekonomik düzenin hızla özelleştirilmesine karşın, Çin’de Komünist Partinin mutlak yönetimi israrla sürdürülmektedir. Ne var ki Çin toplumu içinde kapitalizmin kurum ve değerleri hızla yaygınlık kazanmakta, bu da zaman zaman gerilim ve patlamalara yol açabilmektedir. Örneğin 1989 yılının Haziran ayında öğrenciler

Pekin’in en büyük meydanını (Tienanmen Meydanı) işgal ederek düzenin liberalleşmesini istemişlerdi. Yöneticiler ise orduyu gönderip bu eylemi kanlı bir biçimde boğdular. Başka bir deyişle bir yandan piyasa ekonomisi uygulanırken, öte yandan siyasal baskıcılıktan hiçbir ödün verilmemektedir. Çin kendisine resmen “sosyalist” demeyi ve Komünist Partisinin yönetimini sürdürüyor. Ancak ekomomide kapitalist ilişkilerin giderek güç kazanmasıilerde nasıl çözüleceği belli olmayan bir çelişki yaratıyor. 1997 yılında Hong Kong’un Çin’e geri dönmesiyle birlikte bu çelişki bir başka boyut da kazanıyor. Dünyanın en gelişmişkapitalist merkezlerinden biri olan Hong Kong’da siyasal yönetimin Komünist Partisi tekeli dışında görece rekabete dayalıbir biçimde oluşmasınıve liberal hak ve özgürlüklerin muhafaza edilmesini kabul eden Çin yönetimi, böylece “bir ülke-iki sistem” sloganı altında ülke toprakları üzerinde farklı bir siyasal düzene de yeşil ışık yakmış olmaktadır


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy