ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Sunday, Aug 18th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Vatandaşlık Bilgisi Yürütme Yetkisi ve Görevi


Yürütme Yetkisi ve Görevi

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Yürütme Yetki mi ? Görev mi ?Yürütme Yetkisi ve Görevi


Devletin yasama ve yargı dışındaki faaliyetleri yürütme işlevidir. Esas olarak yürütme, yasaları uygulamakla görevlidir. Bu nedenle yürütme ikincil bir yetki olarak tanımlanmaktadır. Yani asli yetki olan yasamadan kaynaklanan ve yasalar çerçevesinde kullanılan bir yetki olarak kabul edilmektedir. 1961 Anayasası, yürütmenin ikincil niteliğini vurgulamak için, yargı ve yasama için yetki kavramını kullanırken, yürütmeyi görev olarak nitelemiştir. 1982 Anayasası'nda da yasama ve yargı yetki olarak nitelenirken, yürütme için 1961 Anayasası'ndan farklı olarak, yetki ve görev ifadeleri kullanılmıştır.Yürütmeyi düzenleyen 8. maddenin gerekçesine göre, “1961 Anayasası yürütmeyi devletin yönetiminde, bütün faaliyetlerinde yasama kuvvetine tabi bir kuvvet olarak düzenlemişti. Halbuki modern hayatta yürütme kuvveti, devletin beyni, hareket gücünün kaynaklandığı motorudur.1961-1980 arasındaki karar almak kudretinden yoksun hükümetler durumuna son vermek amacıyla, yürütme yasamaya tabi bir organ olmaktan çıkarılarak, her iki kuvvetin eşitlik ve denklik içinde işbirliği yapmalarını öngören parlamenter hükümet sistemi bütün
gerekleriyle uygulamaya konmuştur. Bu nedenle yürütme... gerekli yetkilere sahip ve kanunların kendisine verdiği görevleri yerine getiren bir kuvvet olarak düzenlenmiştir.”


Yürütmenin görev ya da yetki olması, yasayla düzenlenmeyen bir konuda faaliyet yapabilmesi bakımından önemlidir. Yürütmenin asli bir yetki olduğu kabul edildiği takdirde, tıpkı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yapabildiği gibi Anayasaya aykırı olmamak kaydıyla yürütme dilediği konuda faaliyet gösterebileceği, dilediği alanı düzenleyebileceği de kabul edilmelidir.


Ancak Anayasanın sekizinci maddesi böyle bir yoruma açık değildir. Sekizinci maddeye göre yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir. Anayasanın sekizinci maddesinin anlamı ise Anayasa Mahkemesi tarafından şu şekilde açıklanmaktadır: "Yasa koyucu, belli konularda gerekli kuralları koyacak, çerçeveyi çizecek, eğer uygun veya zorunlu görürse, onların uygulanması yolunda sınırları belirlenmiş alanlar bırakacak, idare ancak o alanlar içinde yasalara aykırı olmamak üzere bir takım kurallar koyarak yasanın uygulanmasını sağlayacaktır."


Yürütmeye yetki olma gücünü veren esaslar ise şunlardır:
Olağanüstü haller ve sıkıyönetim süresince, Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu'na tanınan doğrudan doğruya kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi, Bakanlar Kurulu'nun vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirim oranlarına ilişkin hükümlerde, kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içeresine değişiklik yapma yetkisi.


Dış ticaretin ülke ekonomisinin yararına olmak üzere düzenlenmesi amacıyla, Bakanlar Kurulunun ithalat, ihracat ve dış ticaret işlemlerine, vergi ve benzeri yükümlülükler dışında ek mali yükümlülükler koymak ve bunları kaldırmak yetkisi.


Görüldüğü gibi yürütme yasalara uygun görev yapmakla yetkilidir. Yasalarla yetkili kılınmadıkça yürütmenin faaliyette bulunması mümkün değildir. Yürütmenin yetki olması, yukarıda belirtilen konularla sınırlıdır.


Anayasa, parlamenter rejimin gereklerine uygun olarak iki kanatlı bir yürütme düzenlemiştir. Bir tarafta Bakanlar Kurulu, diğer tarafta Cumhurbaşkanı vardır. Bakanlar Kurulu (Hükümet, kabine), parlamenter rejimde, yürütmenin sorumlu ve yetkili kanadını oluşturur. Cumhurbaşkanı (Devlet başkanı) ise kural olarak yetkili değildir, yetki olmadığı için de sorumlu tutulamaz.


Cevaplar (3)Add Comment
robespierre

...


yazar gözde, Temmuz 08, 2010
Yürütmenin bir kuvvetin de ötesinde, "yetki" sahibi bir organ olmasının önü 82 Anayasası'yla açılmıştır.Yalnız bu değişim,dünyadaki anayasal hareketler ve toplumsal dönüşümlerle bağlantılı olarak bize de etki etmiştir.Dünya üzerinde neo-liberalizmin yayıldığı ülkelerde yürütmenin, hızlı bir şekilde yasama organının üstünde bir yetkiyle donatıldığı ve böylece "istikrar ve hızlı karar alma hedefi" ileri sürülerek toplumu ciddi anlamda dönüştürecek kritik meselelerde yürütmenin etkin kılındığına tanık oluyoruz.
İdari makamları da kapsayan yürütme erki,bu gücünü,dünya üzerinde Refah Devletianlayışının ( dolayısıyla Keynesyen iktisat politikalarının benimsendiği model) 70lerden sonra güç kaybetmesiyle,elde etmiş ve büyütmüştür.Yürütmenin yasamaya üstün kılındığı iktidarlar, kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sistemlerde Başkanlık Sistemi'nde vücut bulmuştur.Ayrıca yürütme erkine şimdilerde çizilen bu hakimiyet alanı,hesap vermesi asgari düzeye indirgenen ve gücünü mutlaklaştırmak isteyen her yönetimce diktatörlük ve faşizmi beraberinde getirmiştir ve getirecektir. Fatih Yaşlı'nın bu konuda bir yazısına bakmak yerinde olacaktır. :

"Parlamentonun giderek işlevsizleşmesi ve yürütme erkinin güçlenmesi Marksist düşünürlerce de gözlemlenmiş olgulardır. Nicos Poulantzas 1979 yılında yayınlanan “Devlet, İktidar ve Sosyalizm” isimli çalışmasında, “alabildiğine güçlü bir parlamento ve hemen hemen namevcut bir yürütme erkiyle donatılmış bir liberal devlet”in tarih boyunca zaten hiç görülmediğini ve tekelci kapitalizmin başlangıcından beri yürütme erkinin güçlendirilme eğiliminin devrede olduğunu söylese de, batı demokrasilerinin yeni bir fenomenle karşı karşıya olduğunu belirtmektedir. (s.243) 1970’li yıllardan itibaren parlamento, yasa önerme inisiyatifini neredeyse kaybetmiş ve söz konusu inisiyatif yürütmenin eline geçmiştir. Poulantzas bu süreci “otoriter devletçilik” olarak adlandırır ve otoriter devletçiliğin “yürütme erkinin dorukları tarafından yüksek idareye el konulması ve yürütmenin idare üzerinde artan siyasi denetimiyle belirginleştiğini” söyler. (s. 251) Bu sürece bir “egemen devlet partisi”nin zorunlu ortaya çıkışının eşlik ettiğini söyleyen Poulantzas bu partinin görevlerini tarif ederken adeta AKP’yi işaret etmektedir: Egemen kitle partisi devlet idaresini birleştirmek ve türdeşleştirmek görevini üstlenir, idarenin farklı kolları arasındaki uyumu sağlamayı amaçlar ve bürokratik aygıtı denetimi altına alır.

Hardt ve Negri, devletteki bu dönüşümü neoliberalizmle bağlantılandırırlar. Neoliberal söylem, refah devleti mekanizmalarını tasfiye etmek adına her ne kadar devletin küçültülmesi söylemine başvuruyorsa da bu açıkça ideolojik bir nitelik taşımaktadır. Refah devleti, Batı’da 1980’li yıllar boyunca emeğin kuruluş yapısından dışlanması ve tam istihdam çabalarının sona ermesi anlamında yıpranmışsa da “devletin iktisadi ve sosyal mekanizmalara müdahalesi bakımından mercek altına aldığımızda” hayli güçlenmiş görünmektedir ve neoliberal devlet eskisinden çok daha güçlü bir devlettir. (Dİonsysos’un Emeği, s. 345) Devlet refah devleti niteliğini yitirdikçe, sermayenin karlılığı ve esas olarak da toplumsal asayişin sağlanması adına giderek daha da müdahaleci bir kimliğe bürünmekte ve böylelikle de bir milli güvenlik devletine dönüşmektedir. Bu ise istisna halinin süreklileşmesi ile doğrudan ilgilidir, kapitalist devlet aygıtı artık kendisini ancak sürekli bir istisna durumu ile ve bu istisna durumunun kontrolüyle var edebilmektedir.

Küresel kapitalizmin Türkiye topraklarındaki yürütme aygıtı görevini üstlenen AKP’nin sekiz yıllık iktidarını neoliberalizmin dünyadaki pratiğinden ayırarak anlamak mümkün değildir. AKP Türkiye’yi iktisadi, siyasi ve toplumsal alanda hızla dönüştürmekte, IMF-Dünya Bankası terminolojisi ile söylendiğinde süreklileşmiş bir “yapısal uyum” programını uygulamaktadır. AKP, 24 Ocak Kararları ile Türkiye ekonomisinin liberalleştirilmesi ve 1982 Anayasası ile de yürütme erkinin güçlendirilmesi sürecini varabileceği son noktaya doğru taşımaktadır. Son sekiz yıl hayatın her alanının piyasa egemenliğine tabi kılınması ile devlet aygıtının bütün gücünün Erdoğan şahsında tek adamda toplanmasının tarihi olarak da okunabilir. Bu anlamıyla anayasa değişikliği kalıcı bir istisna durumunun resmi ilanı anlamına gelecek ve “bütün iktidar Sovyetler’e” sloganına atıfla söyleyecek olursak bütün iktidarı AKP’ye verecektir, bu ise hiç şüphesiz yeni bir rejim anlamına gelmektedir."
0

bu ne


yazar fevzi, Mayıs 20, 2012
kitabın bir bölümüne yazcam roman değil a.q.
0

oha


yazar mehmet buğra, Mayıs 22, 2012
aynen 2 satırlık bişi yazcam adam roman yazmış şuraya

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy