ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Sunday, Nov 17th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT



Milet

e-Posta Yazdır

Reklamlar

 

MİLET

Milet’te ilk kazılar 1899’da Th. Wiegand tarafından başlatılmış ve 1938’e kadar devam etmiştir. İkinci Dünya Savaşından sonra tekrar başlatılan çalışmalar hâlen kazı ve onarımlarla Alman uzmanlar tarafından sürdürülmektedir.
M.Ö. 38’de şehir, Roma imparatorlarının özel ilgisiyle özerkliğini elde etti. Böylece Milet İyon şehirleri arasında metropol düzeyine ulaştı. M.S. 3. yüzyıldan başlayarak, bu parlak dönem yavaş yavaş kötüye gitmeye başladı. Şehir, limanlar alüvyonla doldukça, etrafı bataklığa döndükçe ve sıtma tehlikeli boyutlara ulaştıkça terk edilmeye başlandı. Bizans döneminde, şehrin sınırları oldukça daralmıştı ve binalar tiyatronun çevresinde toplanmıştı. Duvarlar yeniden inşa edildi ve bazı binalar restore edildi. M.S. 6. yüzyılda ilerlemek için yapılan çabalar ise uzun sürmedi.

 

 

Milet

 


Milet kuruluşunda bir liman kenti olmakla beraber, Büyük Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlarla liman doldurulduğu için bugün denizden içeride bulunmaktadır. Kentte ızgara plân uygulanmış ve yapılar bu plânın öngördüğü biçimde konumlanmışlardır. Kentte bulunan yapılar arasında 15.000 kişilik kapasitesi olan ve son yıllarda onarılmaya başlanan Roma çağı yapısı Tiyatro, M.S. 1. yüzyılda inşa edilmiş Roma Hamamları, ana dini merkez olan Delphinion, Kuzey Agora, M.S. 1. yüzyıla ait Ionik Stoa, Capito hamamları, Gymnasium, 2. yüzyılda inşa edilen Bouleterion, 164x196 m. boyutlarındaki Güney Agora, M.S. 2. yüzyılda yapılan Faustina Hamamı önem kazanır.
Miletos, Batı Anadolu’da Malandros’un (Büyük Menderes) denize döküldüğü yerde bulunan Antik Çağın en önemli kentlerindendir. Miletos’un kuzeyinde Mykale Dağı (Samsun dağı) doğusunda Latmos dağları (Beşparmak dağları), güneyinde de bu dağların denize doğru alçalan yayvan tepeleri bulunmaktadır. Yüzyıllar öncesi Ege Denizi Beşparmak dağlarına kadar sokuluyor, Bafa gölü ile birlikte Miletos’u da içerisine alarak geniş bir körfezi oluşturuyordu. Böylece Miletos antik çağın en önemli limanlarından biri olma özelliğini kazanıyordu. Ancak Maiandros’un getirdiği alüvyonlar zamanla Latmos körfezini doldurarak Miletos’u yavaş yavaş denizden uzaklaştırmıştır.
Miletos günümüzde Aydın’ın Didim ilçesine bağlı olup Balat köyü yakınında ören yeri konumundadır.
Miletos sözcüğünün Hellen dilinde bir anlamı yoktur. Hitit tabletlerinde ismi geçen, Aizawa kentlerinden Milawada’dan dönüştüğü sanılmaktadır.”Ana Tanrıça’ya ibadete giden yolun sahibi olan kent” anlamındadır.

MiletMiletos’un kuruluşu ile ilgili bazı mythoslar vardır. Bunlardan birine göre Delone ismi ile tanınan Akakallis, Girit kralı Minos’un kızı idi. Apollon ile beraberliğinden üç oğlu dünyaya gelmiştir. Bu çocuklardan biri olan Miletos’u annesi, babasının korkusundan ormana bırakmıştır. Bu çocuğa kurtlar süt vermiş, çobanlar da büyütmüştür. Miletos, genç bir delikanlı olduğunda dedesinin kendisini öldüreceğini anlamış ve Anadolu’ya kaçmıştır. Orada Miletos’u kurmuş. Maiandros’un (Menderes nehrinin tanrısı) kızı Kyane ile evlenmiştir. Bu evlilikten Kaunus ve Byblis isimlerinde çocukları olmuş, onlar da büyüdüklerinde kendi kentlerini kurmuşlardır.
Başka bir mythosa göre Atina kralı Kadros’un oğlu Pyloslu Neleus’un önderliğinde bir grup insan M.Ö. X-XI.yy.da Miletos’un bulunduğu yere gelmiş, oradaki erkekleri öldürerek eşleri ile evlenmişlerdir. Böylece çoğalan insanlar Miletos kentini kurmuşlardır.
Bazı araştırmacılar, kesin bulgulara dayanmamakla birlikte Miletos’un Karia’lı barbarlar tarafından kurulduğuna değinmişlerdir. Strabon, Miletos’un kuzeyindeki Miletos isimli bir yerden gelen Giritlilerce kurulduğunu ileri sürmüştür. Homeros’un İliada’sında ise limana gelen gemilerin listesinde bu kentin ismi geçmiştir.
Athena Mabedinin çevresinde yapılan kazılar, M.Ö. 2000’in ikinci yarısına tarihlenen, Girit’te yapılmış Geç Myken keramiklerini ortaya çıkarmıştır. Bu keramikler Miletos ile Myken kolonisinin de varlığını kanıtlamaktadır. Bunun yanı sıra Prof.Carl Weickert ve Prof.Kleiner’in birlikte yürüttükleri kazılar sonunda M.Ö. 1600 yıllarına kadar inen duvar kalıntıları ile Geç Myken keramiklerini ortaya çıkarmıştır. M.Ö. 1400 yıllarında Miletos bilinmeyen bir nedenle saldırıya uğrayarak yıkılmış, bundan sonra da yerleşim alanının çevresi surlarla çevrilmiştir.
Arkaik Çağda (M.Ö.650-480) Miletos ile ilgili bilgiler oldukça sınırlıdır. M.Ö. 670’den sonra Miletos’lular Karadeniz (Pontos Eokseinos), Marmara (Popontis) ve Akdeniz ( Mare Pamphylium-Mare Lycium) ile olan ticaretlerini geliştirdikleri, bunun için de oralarda koloniler kurdukları bilinmektedir. M.Ö. 611-600 ‘de Lydia’lıların ezici baskısı altında kalmışlarsa da Miletos onların eline geçmemiştir. Miletos.Thrasbulas isimli bir tiranın yönetiminde en parlak günlerini yaşamış,kültürel ve ekonomik yönden diğer İon kentlerinin önüne geçmiştir.
Lydia Kralı Kroisos’un Pers Kralı Kyros’a yenilmesinden sonra Miletos’da diğer İon kentleri gibi Pers egemenliğini kabul etmek zorunda kalmıştır. Persler, Miletos’un kolonilerinden sağladığı gelire ortak olmak isteyince Miletos Tiranı Aristogoras isyan etmiştir. İonya kentleri başlangıçta bazı başarılar elde etmişlerse de sonunda Pers orduları karşısında yenilmişlerdir. Bunun ardından M.Ö.494’de Lade adası önündeki deniz savaşında da bir kez daha onlara boyun eğmişlerdir. Bundan sonra Persler Miletos’u yakıp yıkmış,halkını da Mezopotamya’ya sürmüştür.M.Ö.477’de Attika-Delos deniz birliğine katılarak Spartalı’ların yanında yer alan Miletos, yine de Pers egemenliğinden kendini kurtaramamıştır. Bu durum M.Ö.IV. üncü yy.ın sonuna kadar sürmüş ve Miletos’da dikkati çeken bir gelişim olmamıştır. M.Ö. 334’de Büyük İskender’in komutanlarından Granikos Miletos’u diğer İon kentleriyle ele geçirdikten sonra kentte büyük bir rahatlama gözlemlenmiştir. Ekonomik gelişimin katkısıyla surlar yenilenmiş, yeniden yapılanma başlamıştır.
Miletos Hellenistik çağda (M.Ö.300-M.S.30) Seleukos ve Pergamon krallıklarının yönetiminde kalmıştır. Bu arada birkaç kez el değiştirmiş, Magnesia savaşında Seleukoslar’ın yenilmesinden sonra (M.Ö. 188) bir süre bağımsızlığını kazanmışsa da Apamea barışından sonra Pergamon krallığına bağlanmıştır.
M.Ö.133’de Roma İmparatorları Miletos’la ilgilenmiş, kentin yeniden yapılanmasında büyük payları olmuştur. Özellikle İmparator Claudius buraya İon üslûbunda Stoalar ile Capitol hamamını yaptırmıştır. Miletos’un mimari yapılanması İmparator Taryanus ve Hadrianus’un zamanında da sürmüş ve bu dönemde Miletos’dan Didyma’ya kadar uzanan yol,anıtsal çeşme, Delpinion, Güney Agora kapısı ve Faustina hamamı yapılmıştır.
Ne var ki, M.S.III.yy.da doğa Miletos’a acımasızca davranmaya başlamıştır. Latmos körfezinin dolması, kıyıların bataklığa dönüşmesi Miletosluları kentten göç etmeye zorunlu kılmıştır. Miletos Bizans döneminde sönükleşmiş ve oldukça küçük bir kent durumuna girmiştir. M.S.VI.yy.ın sonunda ise önemini bütünüyle yitirmiş, 1261’den sonra Kariada kurulan Menteşe Beyliği yöredeki diğer kentlerle birlikte Miletos’u topraklarına katmıştır. Menteşe beyi Orhan Bey 1333 de adına bastırdığı sikkelerde şehrin adını Palatia olarak yazdırmıştır.
1424’de Sultan II.Murad’ın Menteşe Beyliğini ortadan kaldırmasıyla birlikte çok daha önce önemini yitiren ve harabeye dönen Miletos Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Araştırmacı ve Gezginler Miletos ile XV.inci yy.ın ortalarından itibaren ilgilenmeye başlamışlardır. Buradan ilk kez 1446’da Cyrianus söz etmiş, onun ardından Evliya Çelebi Seyyahatnamesinde (1670) Miletos’a değinmiştir. Onların ardından Pickorin ile Salter (1673),Sherard (1716), R.Wood (1750), Revett (1764), Chandler (1765), Gell (1812), Hugot (1820),C.Texier (1835) ,L.Ross (1844), Newton (1857-58), O.Rayet (1872-73) ve C.Humann (1891) Miletos’a gelmişlerdir. C.Humann ayakta kalabilmiş kalıntıların plânlarını çizmiştir.1895-96’da Haussoullier. Miletos’un yanı sıra Didyma’da da araştırmalar yapmıştır. 1899’da Berlin Kraliyet Müzesinin sağladığı maddi katkı ile Th.Wiegand Miletos’u ilk kez kazmaya başlamış ve çalışmalarını I.Dünya savaşına kadar sürdürmüştür. Onun yanında
A.V.Gerkan, Krischen,H.Knakfuss, P.Wilski, G.Kawrau, A.Rehm, J.Hülsen gibi akademisyenler çalışmışlardır.
Miletos çalışmalarına uzun bir aradan sonra Prof.Carl Weickaert tarafından 1955-57 yıllarında yeniden başlanmıştır. Wolfgang Müller Wiener de kazı başkanlığı yapmıştır.
Miletos’da son yıllarda yapılan kazılar, kentin üç ayrı evresi olduğunu göstermiştir. Bunlar Geç Khalkolatik, Erken Tunç ve Orta Tunç Çağlarına ait yerleşim yerleridir. Miletos yakınındaki Killiktepe’de yapılan kazılar. M.Ö. 7000-5000’e tarihlenen Neolitik Çağın bir duvarı ile çanak, çömlek, taş aletleri ortaya çıkarmıştır.
Miletos çevresindeki yüzey araştırmalarında Geç Neolitik ve Khalkolitik yerleşim yerleri saptanmıştır. Khalkolitik dönemin en erken örnekleri tiyatro Limanı yakınları ile Athena mabedi çevresindedir. Ayrıca Bouleterion’un batısında, Kaletepe’de, Heroon’un altında Khalkolitik çağın çanak çömleği ile karşılaşılmıştır. Erken Tunç Çağı ( M.Ö.3100-2000) buluntuları Athena Mabedi çevresinde ortaya çıkmıştır. Orta Tunç Çağı Miletos’da tam olarak anlaşılmamıştır. Geç Tunç Çağı’na ait tabakaları T,Wiegand 1907’de yapmış olduğu kazılarda bulmuştur. Sonraki yıllarda benzeri buluntulara Stadium tepesi, tiyatro limanı ve Athena mabedinde de rastlanmıştır.
Kuşkusuz Miletos, Batı Anadolu ile Ege adaları arasında bağlantıyı sağlayan konumdadır. Nitekim Minos ve Myken kültürlerine Miletos’un dışında Anadolu’nun başka bir yerinde rastlanmamaktadır. 

MiletDelphinion

    Stoanın doğusunda yer alan Delphinion kentin en büyük kutsal merkeziydi. Burada Apollon Delphinios’a tapılıyordu. Hellen dilinde delphis yani yunus balığı, akıllılığı ve müzik severliği yüzünden Apollon’un kutsal hayvanı olarak bilindiği için, bu tanrı birçok sıfatının yanı sıra özellikle denizcilerin ve gemilerin koruyucusu olarak kabul olunuyordu. İlk temenos Arkaik Dönem’de yapılmıştır; ancak bugünkü kalıntıları Hellenistik Dönem’de inşa edilmiş, üç yanı stoalarla çevrili yapının Roma Çağı’ndaki değişikliğe uğramış haline aittir. 50-60m. Ölçüsündeki temenosa Hellenistik Dönem’de batıdaki üç kapı ile, Roma Çağı’nda ise aynı yöndeki bir propylon ile giriliyordu. Stoalar Helenistik Dönem’de Dor, Roma Çağı’nda ise Korinth düzeninde idi. Avlunun içinde bir sunak, bir yuvarlak yapı ve üç exedraya ait temel kalıntısı ile birlikte ayrıca dört tane de taşınabilir sunak bulunmuştur. Avluya batıdan girilince hemen önde ve ortada görülen dikdörtgen temel kalıntısı, temenosun sunağına aittir. Kazılar sırasında ele geçen ve bu yapıya ait oldukları anlaşılan eşsiz güzellikteki köşe akroteri ile bazı korniş parçaları, sunağın M.Ö 6. yy’ın ikinci yarısında yapılmış olduğunu açıklamaktadır. Taşınır yuvarlak sunaklar da Arkaik Dönem’e aittirler. Bunlardan bir tanesi diğerlerinden daha eski olup, sunak temelinin doğusuna karşı durmaktadır. Yazıtından anlaşıldığına göre sunak, tanrı kadın Hekate’ye sunulmuştur. Sunak temelinin doğusunda görülen iki exedra, yani heykel koymaya ve ayrıca oturmaya yarayan yarım daire şekilli platform Hellenistik Dönem’dendir. Her iki exedranın doğusunda yer alan büyük daire şekilli temel, yuvarlak ve yüksek kaide üzerinde duran sütunlu bir yapıya, olasılıkla bir Heroona aittir. Daire şekilli temelin hemen altında, biraz önce söz konusu olan exedraların bir eşi yer almaktadır. Bu nedenle Heroon olarak düşünülen yuvarlak anıt, Geç Hellenistlik Dönem’den ya da Roma Çağı’ndandır.

 

 

Athena Tapınağı  

  Milet’in en eski tapınağı olup eski yerleşme yerindedir. Tiyatronun güney batısındaki yarım adada geç Hellenistik mezarın güneyinde Myken sur duvarı yakınında yer almaktadır. Tapınak, kentin yakınındaki Beşparmak dağlarından getirilen iri temel taşlarından anlamaktayız. Tapınağın alışagelmişinin dışında kuzey güney yönünde olduğu ve ölçülerinin 18x30m. Tespit edilmiştir. Tapınağın sella kısmı kare şeklindedir. Pronaosla genişletilmiş, pronaos ve öndeki sütunlarının genişliği sellaya eşittir. Tapınak bir podyum üzerinde yer alıyor. Ele geçen buluntulara göre İon başlıklı sütunlar kullanılmış sütun başlıkları ve yumurta dizilerine göre tapınak M.Ö. 479’dan yani Pers tahribinden sonra inşa edilmiş olmalı; ancak tapınağın Arkaik dönemi tam olarak bilemiyoruz.     Hellenistlik dönemde de batı agorası yapılırken tapınağın arka kısmı kısalmış. Tapınağın kökeninin 2.bine kadar gittiği kabul edilir. Buna göre Athena’nın varlığı da Myken dönemine kadar gitmektedir. Tapınağın önünde 6, arkada 7, yanlarda 10’ar sütun olduğu sanılıyor. Bu tapınağın altında yani güney yönünde uzanan tapınağın yerinde M.Ö. 7.yy.da doğu-batı yönünde uzanan bir tapınağın olduğu kazılarla ortaya çıkmıştır. Tapınağın yakınında yuvarlak bir hazine binasıyla bir mendirek bulunmuş Hazine binası tapınakla bağlantılı olmalıydı. Mendirek de tapınağın limanın yakınında olduğunu gösteriyor  

 

 

Serapis Tapınağı  

  Mısır orduları Anadolu’ya girince Mısır tanrıları da Anadolu’da saygı görmeye başlamıştır. plan ve yapı tarzı yönünden tapınak geç antik devir özellikleri yansıtıyor. Serapis, Kral Pitolemaios döneminde Osiris ile Apis’ten ortaya çıkmış ve Helyas ile birleştirilmiş. Bu kült imparator Septimuc Severuz döenminde yükselmiş ve yaygınlaşmıştır. Tapınak daha çok bir kiliseyi andırır 3 nefli iç kısmı ile tapınak 12.50m. genişliğinde 22.50m.  uzunluğundadır. Tapınaktan yivsiz İon sütunları ile bir İon başlığı ele geçmiş. Sonradan ilave edilmiş izlenimi uyandıran propylonda bulunan bir yazıtta pronaostan bahsedilmesine rağmen pronaos bulunamamıştır. Yazıtta Julius Aurelius Menegles adı geçmektedir. Yazıttaki isim harf karakterine göre imparator Aurelion dönemine aittir. Bu imparator güneş kültünün güçlü bir savunucusuydu. Tapınak septimus severus döneminde, propylon ise daha sonra yapılmış olmalı. Yanlarda sütun olmadığı halde propylonda 2x4 sütun yer alıyor. Giriş kapısı güneybatıda olup giriş zengin bezemelerle süslenmiş, sütunlar kompozit başlıklara sahiptir. Ön taraftaki tavan kasetlerinde tanrı büstleri vardır. Sellanın arka kısmında kare bir bölüm tesbit edilmiş, son iki sütun ile duvarların duvarların arası örülmüş, üzeri kapatılmış. Buranın sunak olduğu ileri sürülmektedir.

 

 

Güney Agora   

 Kentin bu pazar yeri, Hellenistik Dönem’de 164x196m. Ölçüsünde çok büyük bir kolonadlı avlu olarak inşa edilmiştir. Agoranın tümü kazılmamış olmakla beraber, planı tam olarak ortaya çıkarılmıştır. Planda görüldüğü üzere, daha Hellenistik Dönem’de agoranın dört yanı stoalarla çevrilmişti. Ancak, kolonadlar birbirinden ayrı üç yapı etkisini uyandırırlar. Oysa her üçü aynı inşa planı içinde yapılmış olup, Dor düzenindedirler. Doğu stoa önlü arkalı olmak üzere 39 çift dükkândan oluşuyordu; şöyle ki dükkânların bir yarısı doğuya, öteki yarısı batıya, yani agora avlusuna açılıyordu. Agoraya açılan dükkânların arkalarında ayrıca birer depoları da bulunuyordu. Güneybatı stoasının güney yönünde 19 dükkân bulunuyordu; bunlar düzensiz bir şekilde biri dışarıya, öteki içeriye olmak üzere yer almaktadırlar. Güney agoranın her üç stoası da bouleuterion ve gymnasionla aynı plan sistemi içerisinde, onlara uygun bir düzenle yer almış olduklarından, belli ki aynı zamanda, yani M.Ö. 2. Yüzyılın ortalarında inşa edilmişlerdir. Güney agoranın ve bouleuterionun batı yönleri boyunca uzanan depo yapısı da Hellenistik Dönem’de inşa edilmiştir.

 

 

Büyük Depo    

 Güney Agora batısında yer alan hem agora hem de bouleterionla bağlantılıdır.13.40m genişliğinde 163.40m uzunluğundadır. Güney Agoranın batı girişinden bouleterionun kuzeyine kadar devam eder. Geç dönemde bouleteriona denk gelen kısım kaldırılmış güney agora ile aynı düzeye getirilmiştir. Deponun batı duvarı aynı zamanda arazinin eğimi nedeniyle destek duvarı görevi de görmekteydi. Kuzey ve güney agoranın batısında birer girişi yer alıyor. Güneydeki plasterler arasında yarım dor sütunları ile ion dor karışımı bir fasat eklenmiş. bu şekliyle bouleteriona benziyor ve olasılıkla ondan esinlenerek yapılmış olmalı.     Bu yapıda pencere bulunamamış. Junstinion döneminde yapı az da olsa değiştirilerek üzeri üçgen çatı ile örtülmüştür. Yapının iç kısmına 26 paye yerleştirilerek iki sahına bölünmüş yapının asıl girişi batıdandır. Yapıda bulunan sikkelerden buranın ilk olarak Helenistik Dönemde inşa edildiği daha sonraları değiştirildiği anlaşılıyor. Agoranın batı duvarı ile depo arasında tuvaletler ele geçmiştir.

 

 

Büyük Liman Anıtı   

 Helenistik Dönem sonunda limana iki anıt inşa edilmiş. Büyük Liman Anıtı daha önce inşa edilmiştir. Yüksek kaide üzerine oturan 3. Ayağın altında milet’in sembolü olan aslanlar yer alıyor. Bunların altında kenarları içbükey olan bir kaide bulunuyordu. Bu kaidenin altında da uç kısmı gemi ucuna benzeyen bir kaide daha vardı. Gemi uçları ile aradaki toytanlar anıtın deniz zaferi ile ilişkili olduğunu göstermektedir. İşçilik geç Helenistik özelliği yansıtıyor. Bunun inşası ile ilgili iki görüş ileri sürülmektedir. 1.Augustus’un M.Ö 31 yılında Aktium’da kazandığı zafer için (nedeniyle)2.M.Ö 63 yılında milet’te büyük saygı gören Pompeius için yapılmış olabilir. Daha çok Pompeius için yapıldığı kabul edilmektedir. Çünkü Pompeius daha önce Didymayı yağmalayan Akdeniz’deki korsanlarla savaşmıştır.

 

 

Tiyatro     

  Hellenistik Dönem’de gerek skene ile proskenion, gerekse cavea için birbirini izleyen dört inşa evresi saptanmıştır. Hellenistik Dönem’De yalnız 5.300 kişilik oturma yeri vardı. Hellenistik taş işçiliğini ayırt edebilen ziyaretçiler daha sonra Roma Çağı’nda eklenmiş olan duvarların arasındaki Hellenistik duvarları kolaylıkla görebilirler. Tiyatronun ön yüzü bugün 140m genişliğindedir ve auditoriumun yüksekliği de 30m’ye ulaşır. Roma Çağı’nda günümüzde görülmeyen üst galerilerle birlikte auditoriumun yüksekliği 40m’yi buluyordu. Antik çağda deniz kıyısında yer alan tiyatronun bu kolossal yapısı herhalde çok etkileyiciydi. İlk yapı 4.yy inşa edilmiş ve sonradan Hellenistik Dönem’de genişletilmiştir. Roma Çağı’nda ise günümüzdekiölçülerine ulaşmıştır. 15.000’den fazla oturma yeri olan tiyatroda imparator yeri en alt sırada bulunuyordu. Oyunlar sırasında gerilen bir tenteyi dört sütun taşıyordu. Bu sütunlardan ikisi bugünde yerinde durmaktadır. Hellenistik Dönem’den önceye, Arkaik Dönem’e değin uzanan kent duvarlarının kalıntıları tiyatronun ön yüzü altında kalmıştır. Ön yüzün doğu ucuna yakın bir yerde proskenion ile aynı doğrultuda duran bir Arkaik kule kolaylıkla görülebilir.

 

 

Bouleterion   

 Kentin en önemli yapılarındandır. İnşa tarihi kesin olarak bilindiğinden daha da önem kazanmıştır. İnşa tarihini yapıdaki yazıtlardan öğreniyoruz. Kral IV. Antiochos tarafından imtiyaz verilen Timarchos ve Heraklerdes tarafından yapı inşa edilip krala adanmıştır. Bunların isimleri     Tevrat’ta da geçmektedir. Ayrıca tarihçi Polybios da bunlardandır. Yapı simetrik olup buraya ana giriş dışında batıdaki caddeden de iki kapı ile giriliyordu. Bu kapılardan oturma basamaklarının en üst kısmına ulaşmaktaydı. Avludan girişler orkestranın iki yan kısmına denk gelmekteydi. Güneybatıdaki koridorda bir düzineye yakın iskelet bulunmuş bu iskeletlerin üzeri mermer plokolarla kapatılmıştır. Buranın hazinelik olduğu kabul edilir.     Bu koridorun kuzeyinde duvara bir yazı yazılmış bu yazıtta C.JULİU EUKRATES’in dedesinin isteyi üzerine Sezar adını aldığı yazılıdır. Burada ayrıca giyinik kadın heykeline ait parçalar ile İonik sütün başlığına ait parçalar ele geçmiştir. Bu koridordan 1200 kişilik oturma kısmına geçilirdi.    Oturma basamaklarında 2 ayrı işçilik görülmekteydi. Bu da basamakların bazılarının sonradan değiştirildiğini gösterir. Bu değişiklik olasılıkla yangın sonrasında yapılmış olmalı bu kadar büyük bir yapının üzeri ancak ahşap bir çatı ile örtülebilirdi. Yapı 24.29m genişliğinde 34.84m uzunluğundadır. Çatıyı 4 adet İon başlıklı sütunlar taşıyordu. Bu sütun ve başlıklardan parçalar ele geçmiştir. Bu bu sütunların iki tanesi orkestranın sağ ve solunda yer almaktadır. Diğer ikisinin basamaklarının olduğu kısımda yer aldığı kabul edilmesine rağmen diğerleri kesin olarak belirlenememiştir. Ayrıca burada olduğu bilinen mermer üç ayağın da yeri belirlenememiş mermer ve üç ayağa ait parçalar avluda ve yapının içinde ele geçmiştir. Bu üçayağın 2 adet olduğu ve oturma yerlerinin üst kısımında bir yerde olduğu kabul edilir. Yapının doğusunda yer alan avlu sütunlu galerilerle çevrilmiş ve bu sütunlu galerinin seviyesine kadar yapının duvarları düz devam etmiş üst kısımda ise yarım dor başlıklı sütunlar kullanılmıştır. Sütunların arasında pencere ve kalkan motifleri yer alıyor. Üstte triğlif ve metoplar vardır. Bunların da üzerinde geison ve sima yer alıyor ön kısımda aslan başlı çörtenler vardı. Öndeki avlu kare şeklindedir. Avlunun ana kaya düzeltilerek bırakılan bölümleri dışında kalan kısım mermer levhalarla döşenmiştir. Üç girişli propylon korint başlıklı sütunlara sahiptir ve dışta yapının çevresine uygun olarak üç basamak yer alıyor. Propylon’da korint başlıklı sütunlar kullanılmış ve bunların üzerindeki frizde silahlar yer alıyor. Avlunun orta kısmında 2 katlı bir anıt bulunmaktadır. Burada antoninler dönemine ait bir yazıt ele geçmiştir. Artemis, ,Apollo, Leto kültüyle ilgili sahneler inşa edilmiştir.

 

 

Capito Hamamı   

 Capito Hamamı batı tarafına yaklaşık kare planlı bir palestra eklenmiştir. Palestranın bir kenarının uzunluğu 38m’dir. Güneyinde ise gymnasium yer alıyor. Hamamın genelinde kireç taşı kullanılmış. Palestradaki sütunların hiçbirisinde kaide ele geçmemiş. Yivsiz olan sütunlar tipik başlılara sahiptir. Sütun başlığı yumurta dizisi ile sona eriyor. Hamamın ön kısmına havuzlu bir fosat eklenmiştir. Yalnız baştabana ait parçalar bulunmuştur. Bitkisel motiflerin yer aldığı bir friz ve ‘Vergilius Capito’ yazılı yazıt ele geçmiştir. 2. Katın sütunları arasındaki koltuklarda lotus palmet bezemelerinin olduğu kabul edilir.    Capito hamamı plastra ile birlikte simetrik yapılmış burası Roma Valisi C.N. Vergilius Capito tarafından Cladius döneminde inşa ettirilmiş olmalı.    Tamamı kazılmadığından bazı odaların işlevleri bilinmiyor. Palestrada yarım daire şeklinde natatio kısmındaki havuzdan sonra apoditerium kısmına girilirdi. Bu odanın içinde nişler yer aldığından apoditerium olduğu kabul ediliyor. Bunun sağ ve solundaki odalar da aynı amaçla kullanılmış olmalı bundan sonra tepidarium ve callidarium kısmına geçiliyordu. Bu hamamda en az üç yapı evresi var. Yazıta göre Vergilius Capito yalnız hamamı inşa ettirmiş. İon stildeki palestra daha sonraki özellikler gösteriyor. 

 

Faustina Hamamı   

 Çok iyi korunmuş olan bu yapı, Hıppodamos’un kent planına uymamaktadır. Hamamın palaestrası kareye yakın bir biçimde olup 77,50x79,42 m. boyutlarındadır. Avluyu çevreleyen kolonadlar Korinth düzenindedir. Palaestradan uzun bir salon olan apoditeriuma geçiliyordu. Apoditeriumun küzey ucundaki nişlerde bulunan musa heykelleri halen İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ndedir. Apoditeriumdan üç odadan oluşan frigidariuma, yani soğukluğa giriliyordu. Frigidariumun orta salonunda büyük bir havuz bulunmaktadır. Burada çeşme işlevi gören, bir nehir tanrısı ve aslan heykeli orijinal yerlerinde durmaktadır. Soğukluktan hamamın güneydogusundaki apsisli iki büyük salonu içeren caldariuma, yani sıcaklığa ulaşılıyordu. Altı boş iki oda güneydeki külhanlardan gelen sıcak hava ile ısıtılıyordu. Sıcak hava ayrıca duvarlar içindeki künklerden de geçerek bu salonların ısınmasını sağlıyordu. Sıcaklıkta yıkananlar büyük caldariumun batısındaki tepidariuma, yani ılıklık bölümüne gelip, oradan da hamama girerken giysilerini bıraktıkları apoditeriuma dönüyorlardı. Kazı sırasında bulunan yazıtlardan, hamamı yaptıranın Marcus Aurelius’un (M.S. 161-180) karısı Faustina olduğu anlaşılmaktadır.

 

 

Stadyum   

 Bu yapı M.Ö 2. yy ortalarında inşa edilmiştir. Yönü bouleterionunkine paralel kuzey ve güney agoralara ise diktir. Ayrıca Roma Çagın stadyumlarında olduğu gibi uçları yuvarlak bitmez. Birbirlerine paralel karşılıklı iki kanat, güney agorada gördüğümüz düzeni anımsatan bir biçimde, birbirinden ayrı iki yapı etkisi uyandırmaktadır. Gerçekten stadyumun dogu ucunda gün ışığına çıkarılmış olan duvar parçası, güzel kesme taşları ve özenli işçiliği ile Hellenistik Dönem özelliği gösterir. Ayrıca stadyumun içeriye bakan kapısı, hem planı hemde bezemeleri ile Hellenistik özelliktedir. Buna karşın stadyum doğu kapısı Roma Çağı’ndandır. Stadyumun boyutları 191x 29,5m. olup 15.000 kişilik oturma yeri bulunuyordu.

 

 

Nympheum   

 Capito hamamı ile güney ağora arasındadır. Nympheler su perileridir. Bu yapı da onlar için yapılmıştır. Bugün 1. Katın ortasında ve güneyinde nişler görülen nympheum 3 katlı idi. Burada 9 niş yer alıyor. 1.kattaki ön sütunlar plaster şeklinde idi.2.katta ise normal yivsiz korınt sütunları vardır. 1.kattaki sütunlar bir podyum üzerine, 2.kattakiler ise yüksek kaideler üzerine oturtulmuştur. Yapının arka kısmındaki 3 oda suyun toplandığı kısımlardı. Bu kısımların üzeri tonozla kapatılmıştı. Alt katın arşitravunda yer alan yazıt epigraflar tarafından Traianın babasının dönemine yani (79-80) yıllarına verir     Bu tarihte Traianın babası Asya’da vali idi. Çeşme büyük ihtimalle onun döneminde inşa edilmişti. Üst katın arşitravında ise yunanca bir yzıt yer alıyor ve bu yazıtta III.Gordianus tarafından süslemelerin yaptırıldığı yazılmış. Aynı tarihte buradaki figürler de yapılmış olmalı. Nymoheumun güneyinde 6,63m uzunluğunda templümin ante tipte tonozlu bir yapı bulunmuş. Girişi batıdan olan bu yapının işlevi belirlenememiş. 

 

 

 Heroon   

 Tiyatro tepesinin kuzeydoğusunda ortaçağ kalesine giden yolun üzerinde yer alır. Kent içindeki en eski yapılardandır. Mezar odası paros bloklarıyla örülmüş ve üzeri Tümülüs şekline dönüştürülmüştür.    Arkadaki sıra odalarının önüne İon sütunlu bir galeri eklenmiş burada 2 odanın içinde çakıl taşı mozaiği bulunmuş. Roma Döneminde doğudaki odalar değiştirilmiş asıl mezar odasına dromos’tan geçilerek girilirdi. Ana odanın arkasında 5 adet çekmeli mezar ele geçmiş bunlardan hangisini asıl mezar olduğu bilinmiyor. Duvar tekniğinden dolayı bunun Makedonyalı birine ait olduğu kabul edilir.   


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy